İş Dünyası Yönetim Tarzını Seçmeli; Bir F-35 mi Yoksa, KAAN mı Olacaksın!

Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri üzerine lisans, Kalite Yönetimi ve Kalite Güvence Sistemleri üzerine de Yüksek Lisans yapmıştır. Sabancı Holding bünyesinde faaliyet gösteren DuPont ortaklığı olan DuSA LLC’nin Türkiye ve Amerika’daki fabrikalarında; Tesis İşletimi, Dijital Proses Kontrolü ve İş Güvenliği konularında eğitimler almış, eğitimler vermiştir. Uzun yıllar boyunca; Tedarik Zinciri, Endüstri İlişkileri, Kalite Güvence ve Kalite Kontrol Sistemleri ile Üretim Tesisi Yöneticiliği yapmıştır. Halen plastik sanayiinde Kalite Güvence ve Dijital Dönüşüm Yöneticisi olarak görev yapmaktadır.
spot_imgspot_img

İş Dünyası Yönetim Tarzını Seçmeli; Bir F-35 mi Yoksa, KAAN mı Olacaksın!

Zafer URFALIOĞLU

İş Dünyası Yönetim Tarzını Seçmeli Bir F 35 Mi Yoksa, Kaan Mı Olacaksın Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSatınalma Dergisi’nin kıymetli takipçileri, yazıma geçmeden önce, geçmiş Ramazan Bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle birlikte sağlık ve huzurla nice bayramlara erişmenizi temenni ederim.

İş dünyasında uzun süredir fark edilmeden süren bir tartışma var. Aslında kimse yüksek sesle söylemiyor ama herkes yaşıyor: Şirketler artık “Daha iyi planlayan” değil, “daha az geciken” kazanıyor. Tam da bu yüzden, modern yönetim anlayışını anlatmak için en iyi metafor belki de gökyüzünden geliyor. Önümüzde iki model var: F-35 ve KAAN. Biri kusursuz bir ağın parçası, diğeri kendi kararını kendi veren bir komuta uçağı. Ve iş dünyası artık hangisi olacağına karar vermek zorunda.

F-35, müthiş bir mühendislik ürünü. Sensörleriyle her şeyi görüyor, ağlarıyla her yere bağlı, sistemleriyle güven veriyor. Ama tek bir şartı var: O ağ çalışacak. İttifak bozulmayacak. Güncellemeler zamanında gelecek. Yetki sınırları net olacak. F-35’in gücü bireysel kabiliyetinden değil, ait olduğu ekosistemden geliyor. İş dünyasında bunun karşılığı çok tanıdık: ERP’si kusursuz çalışan, raporu bol, Dashboard’u renkli, onay mekanizmaları eksiksiz kurumsal şirketler. Her şey kayıt altında, her karar veriye dayanıyor, her risk komiteden geçiyor.

Güvenli mi? Evet. Hızlı mı? Artık Hayır.

KAAN ise başka bir zihniyetin ürünü. Daha genç, daha ham ama en kritik özelliği şu: Karar alma refleksi kendi içinde. Ağlarla çalışabiliyor ama onlara bağımlı değil. Gerekirse yalnız kalabiliyor. Yazılımı değiştirilebiliyor, görev tanımı sahaya göre şekillenebiliyor. İş dünyasında KAAN olmak; veriyi inkâr etmeden ama ona esir olmadan hareket eden, kurucu sezgisini kaybetmemiş, risk almaktan korkmayan ama riski küçük ve geri döndürülebilir tutan şirket olmak demek.

Bugün şirketlerin çoğu farkında olmadan F-35 gibi yönetilmeye çalışılıyor. Her karar için daha fazla veri, biraz daha rapor, bir toplantı daha… Oysa veri dediğimiz şey, çoğu zaman geçmişin yüksek çözünürlüklü fotoğrafından ibaret. Gelecek ise sisli. Sisliyken radar çalışır ama asıl iş, kokuyu alan pilotta biter. İşte sezgi tam burada devreye giriyor. Bu sezgi, 1800’lerin “Hislerime güveniyorum” romantizmi değil; yılların deneyimiyle eğitilmiş, veriyi içselleştirmiş bir refleks.

Geleceğin rekabeti “En doğru kararı kim aldı” yarışı olmayacak. “En hızlı yanlışı kim düzeltti” yarışı olacak. Büyük, ağır, merkezi yapılar yanlış karar almaktan korktukları için geç karar alıyor. Küçük, süreç bazlı, otonom ekipler ise yanlış yapıyor ama hemen öğreniyor.

Bugünün piyasa gerçekliği şunu söylüyor: Yanlış karar almak maliyetlidir, geç karar almak öldürücüdür.

Bu yüzden organizasyonlar parçalanıyor. Departmanlara değil, süreçlere bölünüyor. “Satış”, “İmalat”, “Finans” değil; “Müşteri kazanımı”, “Müşteri kaybını önleme”, “Siparişten tahsilata” gibi uçtan uca sorumluluğu olan küçük hücreler ortaya çıkıyor. Her biri kendi alanında küçük bir KAAN gibi çalışıyor. Ve evet, bu modelde üst yönetici aşağı iniyor. Ama mikro yönetim yapmak için değil; sinyali yerinde almak, bağlamı hissetmek, sezgiyi taze tutmak için.

ERP bu yeni dünyada çöpe gitmiyor. Sadece tahtından indiriliyor. Karar verdiren sistem olmaktan çıkıp, olan bitenin kaydını tutan ortak bir hafızaya dönüşüyor. Gerçek karar, hâlâ insanın zihninde alınıyor. Çünkü belirsizlik çağında algoritmalar hesap yapar, ama yön tayin edemez.

– Asıl kritik soru şu: Sen nasıl bir şirket olmak istiyorsun?

Her şeyi planlayan ama plan bozulduğunda donup kalan bir F-35 mi? Yoksa belirsizlikte yol bulabilen, gerektiğinde yalnız uçabilen bir KAAN mı? İkisi de güçlü. İkisi de değerli. Ama çağın rüzgârı, giderek ikinciyi işaret ediyor.

Geleceğin kazananları; en büyük olanlar değil, en çevik olanlar olacak. En çok veriye sahip olanlar değil, veriyi susturup doğru anda sezgisine güvenebilenler öne çıkacak. Yönetim sanatı da tam burada yeniden tanımlanıyor:

  • Kontrol etmekten çok yön vermek,
  • Rapor okumaktan çok sahayı koklamak,
  • Kazanmayı hedeflemekten çok rakibi oyundan düşürmek.

Sonuçta mesele teknoloji değil, zihniyet. Gökyüzünde olduğu gibi iş dünyasında da asıl soru şu:

İş Dünyası Yönetim Tarzını Seçmeli Bir F 35 Mi Yoksa, Kaan Mı Olacaksın Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem– Sen bir sistemin kusursuz parçası mı olacaksın, yoksa gerektiğinde sistemi yeniden yazabilen bir komuta uçağı mı?

Zafer URFALIOĞLU

Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri üzerine lisans, Kalite Yönetimi ve Kalite Güvence Sistemleri üzerine de Yüksek Lisans yapmıştır. Sabancı Holding bünyesinde faaliyet gösteren DuPont ortaklığı olan DuSA LLC’nin Türkiye ve Amerika’daki fabrikalarında; Tesis İşletimi, Dijital Proses Kontrolü ve İş Güvenliği konularında eğitimler almış, eğitimler vermiştir. Uzun yıllar boyunca; Tedarik Zinciri, Endüstri İlişkileri, Kalite Güvence ve Kalite Kontrol Sistemleri ile Üretim Tesisi Yöneticiliği yapmıştır. Halen plastik sanayiinde Kalite Güvence ve Dijital Dönüşüm Yöneticisi olarak görev yapmaktadır.

PAYLAŞIMLAR

Lütfen yorumunuzu girin !
Lütfen adınızı giriniz.

Şirketler için Eğitim Kataloğu

📚 Eğitim Kataloğu
💼 B2B Satış Geliştirme