Petrol İçin Savaşmaya Değer mi?
Zafer URFALIOĞLU
Açıkçası, Plastik Sektörü olarak bizler bu soruya Dünya Siyasi Haritasına değil, sipariş listelerine bakarak cevap verebiliriz.
Çünkü petrol için dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan her gerilim, bizim için bir siyasi haber başlığı değil; geciken gemi, artan hammadde fiyatı ve bozulan üretim planı anlamına geliyor.
“Plastik Sektörünün” Kalbi Petrolde Atıyor
Ambalajdan otomotive, beyaz eşyadan tıbbi malzemelere kadar ürettiğimiz her parçanın hammaddesi büyük ölçüde petrol türevi. Ancak petrol yurdumuzda yok… (Bu konuya hiç girmeyeceğim)
Bu nedenle hammaddeyi Orta Doğu’dan, ABD’den, Rusya’dan ya da Uzak Doğu’dan getiriyoruz. Bu da üretim bandımızın küresel tedarik zincirine tamamen bağlı olduğu anlamına geliyor.
Dünyanın herhangi bir yerinde petrol kaynaklı bir kriz çıktığında ilk etki fiyat tabelasında değil, lojistikte hissediliyor. Navlun bedelleri yükseliyor, sigorta maliyetleri artıyor, limanlar yavaşlıyor, teslim süreleri uzuyor. Bu zincirde yaşanan en küçük aksama, fabrikada saatlerce hatta günlerce süren duruşlara dönüşebiliyor. Sanayici için bu sadece maliyet artışı değil, aynı zamanda güven kaybı demek.
Petrol savaşları fiyatları yükseltmekten çok belirsizliği artırıyor. Fiyat yükselirse ona göre plan yapılır. Ama belirsizlik varsa planlama mümkün olmuyor. Hammadde zamanında gelecek mi, banka akreditifi açarken daha mı temkinli davranacak, müşteri teslimat tarihine ne kadar tolerans gösterecek; bunların hiçbiri net değil. Tedarik zinciri yönetiminin en zor tarafı da tam burada başlıyor.
“Stok mu yapalım, nakdi mi koruyalım?” sorusu her kriz döneminde yeniden masaya geliyor. Plastik hammaddesi pahalı. Stok yapmak demek depolama maliyeti, finansman yükü ve kur riski demek. Stok yapmazsanız üretimin durma, müşteriyi kaybetme ve sözleşme cezası ödeme riski var. Sanayici bu ortamda adeta satranç oynuyor; yanlış bir hamlenin bedeli ağır oluyor.
Türkiye’nin burada ciddi bir kırılganlığı var. Mamul üretiyoruz, ihraç ediyoruz, katma değer yaratıyoruz. Ancak hammadde tarafında dışa bağımlı olduğumuz sürece tedarik zincirimiz her jeopolitik sarsıntıda zarar görüyor.
Petrol için savaşan ülkeler masada güç dengelerini konuşurken, biz üretim hattında yarın çalışıp çalışamayacağımızı hesaplıyoruz.
Bu yüzden çözüm savaşta değil, tedarik zincirini kısaltmakta yatıyor. Yerli petrokimya yatırımları, alternatif hammadde kaynakları, geri dönüşümden elde edilen ikincil hammaddeler ve daha akıllı tedarik zinciri planlaması artık bir tercih değil, zorunluluk. Bunlar çevresel söylemlerden ibaret değil; sanayinin ayakta kalma stratejisi.
Petrol için savaşanlar haritalar çiziyor. Biz ise üretim planı yapmaya çalışıyoruz.
Ama şunu unutmamak gerekiyor: Bir varil petrol için atılan her füze, Türkiye’de bir sanayicinin tedarik zincirinde yeni bir kırılma riski yaratıyor. Üretimi, istihdamı ve sürekliliği bu kadar kırılgan hale getiren hiçbir savaş, sanayici açısından değerli değildir.
Son sözü bundan seneler önce Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk zaten söylemiş “Vatan savunması söz konusu olmadıkça savaş cinayettir” bize daha da laf etmek düşmez.
Zafer URFALIOĞLU









