Yapay Zekâ Yorgunluğu: Her Şeyi AI’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca mı?
Olgar ATASEVEN
Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı
olgar.ataseven@profesia.com.tr
Bir yıl önce yapay zekâdan konuşurken sesimiz daha yüksekti. Heyecanlıydık. Umutluyduk. Biraz da aceleciydik. “AI her şeyi çözecek” diyorduk. Kararları hızlandıracak, verimliliği artıracak, insanı yükünden kurtaracaktı. Bugün ise garip bir sessizlik var. Kimse yüksek sesle söylemiyor ama birçok yönetici aynı duyguyu paylaşıyor: yapay zeka yorgunluğu.
Daha çok araç kullanıyoruz ama daha az net düşünüyoruz. Daha hızlı üretiyoruz ama daha çok kontrol ediyoruz. Daha fazla öneri alıyoruz ama karar vermek hiç olmadığı kadar zor.
Toplantılarda artık şu cümle sık duyuluyor: “AI böyle diyor ama…”
İşte o “ama”, bu yazının tam merkezinde duruyor.
Bu bir teknoloji karşıtlığı yazısı değil. Aksine, yapay zekânın iş dünyasında ne kadar güçlü bir kaldıraç olduğunu uzun zamandır savunanlardan biriyim. Ama bugün başka bir noktadayız. Artık “AI ne yapabilir?” sorusundan çok daha kritik bir soruyla yüz yüzeyiz: Biz neyi yapmayı bırakmamalıyız?
Yeni Bir Yorgunluk Türü
Geçen yazımda “karar alma yorgunluğu”ndan bahsetmiştim. Şimdi ise farklı bir boyutu konuşalım. Yapay zekâ yorgunluğu! Bu, klasik anlamda bir teknoloji yorgunluğu değil. Yeni bir yazılımdan sıkılmak ya da yeni bir araca alışamamak da değil. Bu daha derin, daha sessiz ve daha tehlikeli bir durum. Bu, bilişsel bir yorgunluk. Karar vermekten, kontrol etmekten, doğrulamaktan, karşılaştırmaktan yorulmak.
Bugün birçok yönetici sabah bilgisayarını açtığında onlarca AI destekli öneriyle karşılaşıyor. Satış tahminleri, müşteri analizleri, operasyonel öngörüler, pazarlama içgörüleri… Hepsi “daha iyi karar” vaadiyle geliyor. Ama her öneri aynı zamanda yeni bir zihinsel yük demek:
- “Buna güvenebilir miyim?”
- “Bağlamı doğru okudu mu?”
- “Yanlış çıkarsa sorumluluk kimde?”
Yani AI karar yükünü azaltmadı; karar yükünün şeklini değiştirdi.
Neden Vaad Edildiği Kadar Rahatlatmadı?
Burada temel bir yanılgı var. Daha hızlı çıktı almak, daha iyi düşünmek anlamına gelmiyor. Yapay zekâ üretimi hızlandırdı ama düşünme sürecini sadeleştirmedi.
Aksine, çoğu zaman ikinci bir kontrol katmanı yarattı. İnsan zihni, AI çıktısını sorgulamak zorunda hissediyor. Bu da şu anlama geliyor: Eskiden bir karar veriyorduk, şimdi iki kez düşünüyoruz. Bir kez biz, bir kez makine. Bu noktada birçok yönetici şunu fark etmeye başladı:
AI zaman kazandırıyor ama zihinsel ferahlık sağlamıyor.
Çünkü zihni yoran şey sadece iş yükü değil aynı zamanda belirsizliktir. Sorumluluğun muğlaklaşmasıdır. Ve AI tam da bu alanlarda yeni sorular doğuruyor. Yapay zekâ yorgunluğu kurumlarda yüksek sesle konuşulmuyor. Ama belirtileri çok tanıdık.
Her sürece AI ekleniyor. “Kullanalım” baskısı, “neden kullanalım” sorusunun önüne geçiyor. Strateji, teknolojinin hızına yetişmeye çalışıyor. Çalışanlar ise bir yandan heyecanlı, bir yandan temkinli. Bu bağlamda, 3 tip çalışan modeli ile karşılaşıyoruz.
- Bazıları AI’ı gerçekten kullanıyor.
- Bazıları kullanıyormuş gibi yapıyor.
- Bazıları da sessizce direniyor.
Yöneticiler tarafında ise başka bir tablo var. Dışarıya karşı “AI-first” mesajları verilirken, içeride ciddi bir güvensizlik hissi dolaşıyor. Çünkü kimse şunu açıkça söylemek istemiyor:
“Bu kadar otomasyonun içinde, kontrolü kaybetmekten korkuyorum.”
Her Şeyi AI’a Bırakmanın Görünmeyen Bedeli
En büyük risk, yapay zekânın hata yapması değil. En büyük risk, insanın karar kasının körelmesi. Karar vermek bir kas gibidir. Kullanıldıkça güçlenir. Devredildikçe zayıflar. Bugün bazı organizasyonlarda kararlar yavaş yavaş makinelere “öneri” adı altında devrediliyor. Sorumluluk ise belirsizleşiyor. “Algoritma böyle dedi” cümlesi ilk başta rahatlatıcıdır. Ama uzun vadede liderliği aşındırır. Çünkü liderlik, sadece doğru kararı almak değil; o kararın sorumluluğunu taşımaktır. Bir noktadan sonra şu soruyla karşılaşırsınız: Yanlış bir karar alındığında kimi sorgulayacağız? Modeli mi? Veriyi mi? Yoksa artık karar almayan insanı mı?
Destek mi, Devir mi?
Burada AI kullanımında çok ince bir çizgi üzerinde hareket ediyoruz. AI’ı destek için mi yoksa herşeyi ona devir etmek için mi? kullanacağız? İşte, buradaki ince çizgi hayati önemde. Yapay zekâ karar destek sistemi olarak kullanıldığında müthiş bir güçtür. Ama karar devir sistemine dönüştüğünde ciddi bir risk üretir.
Hangi kararlar AI ile desteklenebilir? Benim tarafımda cevap net: Tekrarlayan, operasyonel, veri yoğun kararlar.
Peki, hangi kararlar insanda kalmalı? Kesinlikle, stratejik yön, etik tercihler, kültürel etkisi olan kararlar.
Burada size verdiğim ayrım, şirketinizde net değilse, yorgunluk kaçınılmazdır. Çünkü insan zihni, en çok, kendisine ait olmayan ama sorumluluğu üzerinde kalan kararlardan yorulur.
Bu noktadan sonra dijital olgunluğu konuşmamız gerekir. Dijital olarak olgun kurumlar, yapay zekâyı sınırsızca kullananlar değildir. Nerede duracaklarını bilenlerdir. Az ama doğru kullananlardır. Yani her zaman dediğim gibi dijitalleşme stratejisi olmadan AI yani yapay zeka da sizin sırtınıza yük olur. Bugün bazı global şirketlerin AI kullanımını bilinçli biçimde sınırladığını görüyoruz. “Human-in-the-loop” yaklaşımı tam da bu yüzden öne çıkıyor. İnsan, sürecin dışında değil; merkezinde kalıyor. Amaç hız değil, berraklık kazanmak. Amaç otomasyon değil, anlamlı kararlar almak.
Yeni Liderlik Sınavı
Bugünün liderleri için yeni bir sınav var. Artık sadece teknolojiyi yönetmek yetmiyor. Kendini ve ekibini koruyabilmek de liderliğin parçası. Her yeni araca “evet” demek cesaret değil. Bazen “hayır” diyebilmek daha büyük bir liderlik göstergesi. Çünkü gerçek cesaret, trendin hızına kapılmadan yön tayin edebilmektir. Yapay zekâ çağında liderliğin yeni tanımı şuna yaklaşıyor: Teknolojiyi kullanan değil, teknolojinin insan üzerindeki etkisini yöneten lider. İşte bu lider tipi asıl rekabeti yönetebilen kişi oluyor. Çünkü bugün rekabet avantajı daha fazla AI kullanmakta değil. Daha pahalı sistemler ve donanımlar kurmakta hiç değil. Asıl avantaj, zihinsel kapasitesini koruyabilen organizasyonlarda.
Daha berrak düşünebilen, daha az ama daha doğru karar alan, insan sezgisini ve bağlam okuma yetisini kaybetmeyen kurumlar öne çıkacak. Çünkü teknoloji herkes için erişilebilir. Ama akıl sağlığı, odak ve karar kalitesi herkes için değil.
Belki de artık “Yapay zekâ ne yapabilir?” sorusunun yerine şu soruyu sormanın zamanı geldi: “Biz neyi yapmayı bırakmamalıyız?”
Ben kendi tarafımda buna cevap vereyim: Kesinlikle bırakmamız gerekenler listem 4 maddeden oluşuyor:
- Düşünmeyi,
- Sorumluluk almayı,
- Bağlamı okumayı,
- İnsan kalmayı bırakmamalıyız.
Yapay zekâ güçlü bir araç. Ama direksiyonu tamamen ona bırakırsak, tabi ki görüntüde hızlanabiliriz; ama hızlı giderken yönümüzü de rahatlıkla kaybedebiliriz. Akıllı olmak, her şeyi makineye bırakmak değildir. Akıllı olmak, ne zaman ve nerede duracağını bilmektir.
Olgar ATASEVEN
Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı
olgar.ataseven@profesia.com.tr








