Bankacılık Sektörü için Sürdürülebilirlik Kılavuzu Hakkında Kamuoyu Duyurusu

banka

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından kalkınmanın ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarının bankacılık ve finans sektörünün faaliyetlerinde gözetilmesi amacıyla 2014 yılında hazırlanan “Bankacılık Sektörü için Sürdürülebilirlik Kılavuzu” güncellenmiştir.

Türkiye Katılım Bankaları Birliği ile işbirliği içinde, TBB Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu tarafından hazırlanan kılavuz sayesinde bankaların faaliyetlerindeki çevresel ve sosyal öngörülebilirlik, saydamlık ve izlenebilirlik yaklaşımlarını daha sistematik bir şekilde yönetmesi amaçlanmaktadır.

Güncellenen kılavuzda bankacılık ve finans sektöründe sürdürülebilirlik yaklaşımı için 10 temel ilke tanımlanmaktadır:

  • Bankacılık Faaliyetlerinden Kaynaklanan Çevresel ve Sosyal Risklerin Değerlendirilmesi ve Yönetimi
  • Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Katkı
  • İklim Değişikliği ile Mücadele ve Adaptasyon
  • Finansal Sağlık ve Kapsayıcılık
  • İnsan Hakları ve Çalışan Hakları
  • Kapsayıcılık ve Fırsat Eşitliği
  • Paydaş Katılımı ve İletişim
  • Kurumsal Yönetim
  • Kurumsal Kapasite Geliştirme
  • İzleme ve Raporlama

TBB Yönetim Kurulu tarafından, bankacılıkta iyi uygulamalar prensibi çerçevesinde güncellenen kılavuzun, uygulanma kapsamı, her bankanın kendi değerlendirmesi ve takdirinde olmak üzere, üyelerin bilgisine/takdirine sunulmasına karar verilmiştir.

Kılavuza aşağıdaki link aracılığıyla TBB internet sitesinden ulaşılabilmektedir.

Bankacılık Sektörü için Sürdürülebilirlik Kılavuzu:

https://www.tbb.org.tr/surdurulebilirlik/tbb-surdurulebilirlik-kilavuzu.html

Geliştiriciler, Zoom Özelliklerini Kendi Uygulamalarına Entegre Edebilecek

Tümleşik iletişim platformu Zoom, görüntülü iletişim, katılım ve iş birliği için sonsuz olanaklar yaratan yeni Video Yazılım Geliştirme Kitini (SDK) yayınladı.

Zoom tarafından yayınlanan yeni Video SDK, uygulama geliştiricilerin video tabanlı uygulamalar ve yerel kullanıcı arabirimleriyle masaüstü deneyimleri yaratırken Zoom’un öncü HD video, ses ve etkileşim özelliklerinden yararlanmasını sağlıyor.

İkinci ve üçüncü taraf geliştiriciler, Video SDK’den yararlanarak Zoom’un video öncelikli birleşik iletişim platformunun güvenilirliğini ve ölçeklenebilir performansını ürünlerine ve uygulamalarına ekleme şansına kavuştu. Geliştiriciler bu sayede, Zoom Meetings arayüzüne bağlı kalmadan müşteri katılımını artıracak ve yeni gelir fırsatları yaratabilecek heyecan verici deneyimler inşa edebilecekler.

Müşteri etkileşiminin geleceği

Video tabanlı müşteri deneyimleri, müşteri etkileşiminde giderek daha önemli bir rol oynayacak. Sektör analisti Zeus Kerravala’ya göre, “Video kullanımı tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Video tabanlı deneyimlerin bir sonraki dalgası, videonun iş akışlarını sorunsuz bir şekilde iyileştiren ve sosyal etkileşimi artıran iş ve tüketici uygulamalarına doğrudan yerleştirilmesiyle sağlanacak. Zoom’un Video SDK’larıyla çalışmak kolay ve tamamen özelleştirilebilir video tabanlı uygulamaların çevik bir şekilde geliştirilmesini sağlar.”

Geliştiriciler Video SDK aracılığıyla birçok farklı türden deneyimler yaratabilirler. Zoom’un sayısız özelliği sayesinde geliştiricilerin yaratabilecekleri deneyimlerin bir sınırı yok.

  • Sosyal: Geliştiriciler, hareket halindeyken etkileşimli sohbetli canlı yayınlar gibi istikrarlı ve ilgi çekici iletişim deneyimleri oluşturmak için Zoom özelliklerini sosyal medya uygulamalarına entegre edebilir.
  • Oyun: Geliştiriciler, Zoom’un HD video, ses ve etkileşimli özelliklerini kullanarak, kitle etkileşimi için yeni fırsatlar sunan masaüstü oyun uygulamaları oluşturabilirler.
  • Perakende: Kuruluşlar, müşteriye özel benzersiz alışveriş deneyimleri oluşturmak ve gelir elde etmek için Zoom’un etkileşim özelliklerinden faydalanabilir.

Geliştiriciler, Video SDK’i kullanarak müşterilerinin deneyimini iyileştirebilir, kullanıcı deneyimindeki aksaklıkları azaltan uygulamalar ve işlevler oluşturabilir, kitle etkileşimi için yeni fırsatlar sağlayabilir ve erişilebilirliği artırabilir.

Video SDK ile nelerin mümkün olduğuna bir örnek olarak, bulut tabanlı bir yapay zekâ çeviri yazılımı sağlayıcısı olan Lingmo, toplantılar için gerçek zamanlı çevrilmiş altyazılar sağlayan Lingmo Captions’ı oluşturmak için Video SDK’den faydalandı. Bu uygulama, yalnızca farklı dilleri konuşan kişiler arasında iletişimi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda etkileşim için ek fırsatlar sunarak kullanıcı deneyimini geliştiriyor.

Lingmo International Kurucu CEO’su Danny May, “Zoom’un tamamen özelleştirilebilir Video SDK’i bizim için çok uygundu çünkü teknolojimizle sorunsuz bir şekilde çalıştı ve kurumsal müşterilerimize yeni bir şekilde destek olmamızı mümkün kıldı. Zoom’un Video SDK’i, çözümümüzün geliştirilmesini hızlandırdı ve müşterilerimiz için sunduğumuz ürünleri daha da iyileştirme esnekliği sağladı.” dedi.

Zoom Developer Platform ile işinizi hızla büyütün

Video SDK, servis sağlayıcılarının ve geliştiricilerin Zoom’un tümleşik iletişim platformunun üzerine uygulamalar ile entegrasyonlar oluşturmasına ve uygulamalarına video, ses, içerik paylaşımı, sohbet ve daha fazlasını getirmesine olanak tanıyan Zoom Developer Platform’un kritik bir bileşenidir.

Geliştiricilerin ihtiyaçları ve hedefleri göz önünde bulundurularak oluşturulan Developer Platform, Zoom geliştirici çözümlerinin ve araçlarının keşfedilmesini, özel destek altyapısına ve geliştirici topluluğu kaynaklarına kolay erişim ile küresel dağıtım fırsatları sağlıyor.

Zoom Developer Platform API’leri, geliştirici kitlerini, sohbet botlarını, webhook’ları ve uygulamalar ile entegrasyonlar için dağıtımları içeriyor.

Platformun en son sürümü, geliştiricilere uygulamalarının Zoom App Marketplace’teki performansı ve kullanımı hakkında ek bilgiler sağlamak için daha ayrıntılı performans analizi sağlıyor. Bunlar, kullanıcı ve hesap düzeyinde abonelik sayılarını, aktif kullanıcı ve aktif hesap ölçümlerini, API kullanım hacimlerini ve daha fazlasını içeriyor. Zoom ayrıca önümüzdeki aylarda uygulama ve entegrasyon keşfedilebilirliğini iyileştirmek için daha da fazla güncelleme yayınlamayı planlıyor.

Zoom Video SDK’ini kullanmaya başlayın

Artık Video SDK gibi çözümlerle uygulama geliştirmeye başlamak her zamankinden daha kolay. Zoom, geliştiricilerin hemen bir Video SDK geliştirici hesabı oluşturmasına olanak tanıyan yeni bir satın alma seçeneği yayınladı. Bu sayede geliştiriciler, yalnızca birkaç dakika süren adımların ardından Video SDK üzerinde çalışmaya başlayabiliyor.

Ayda 10.000 dakikaya kadar başlangıç ​​ücreti yok. Yalnızca bunun üzerindeki ek dakikalar ücretlendiriliyor. Zoom, Video SDK için aylık 30.000 dakika kullanım sunan yıllık 1000 dolarlık bir hacim planı sunuyor.

Ürdünlü yatırım, Rus tatil, İngiliz eğitim amacıyla geliyor

Yabancılar ülkemize yüzde 45 oranında gayrimenkul yatırımı için geliyor

Gayrimenkul Yurt Dışı Tanıtım Derneği (GİGDER), AGS Global firması ile birlikte yaptığı araştırmayla yabancı yatırımcılarını değerlendirdi. Rapora göre, Türkiye’den gayrimenkul satın alırken Ürdünlüler yatırımı ve vatandaşlık almayı, Ruslar kısa süreli tatili ve emekliliği, İngilizler ise kalıcı hayat kurmayı ve eğitimi ilk sıraya koyuyor. 

GİGDER ile AGS Global firmasının hazırladığı “Rekabet ve İlham: Türkiye’de Yabancı Gayrimenkul Yatırımlarının Geleceğini İhracat Odaklı Yeniden Düşünmek” raporuna göre, Türkiye’de 2015-2020 yılları arasında konut satışı yüzde 16,3 büyüme kaydetti. 2015 yılında yüzde 1,7 olan yabancıya konut satışı oranı 2020 yılı sonunda yüzde 2,7’ye yükseldi.

İlk sırada yatırım, ikinci sırada tatil var

48 farklı ülkeden, Türkiye’nin 12 şehrinde gayrimenkul yatırım geçmişi olan toplam 410 uluslararası yatırımcıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, yabancıların Türkiye’den gayrimenkul alma nedenlerinin başında yüzde 45,4 ile yatırım geliyor. Yatırımı sırayla yüzde 30,5 ile kısa süreli tatil, yüzde 27,8 ile kalıcı hayat, yüzde 27,6 ile vatandaşlık, yüzde 23,7 ile emeklilik izliyor.

İngilizlerin yarısı kalıcı

Ülkelere göre yatırım sebepleri incelendiğinde, Ürdün vatandaşlarının yüzde 89,5 ile yatırım amacıyla ve yüzde 84,2 ile vatandaşlık almak için Türkiye’den gayrimenkul satın aldığı görülüyor. Rusların amacı yüzde 76,5 ile kısa süreli tatil ve yüzde 35,3 ile emeklilik olurken, İngiltere vatandaşları yüzde 50’lik oranla kalıcı hayat kurma ve yüzde 25 ile eğitim amacıyla gayrimenkul satın alıyor. Araştırmada İranlılar yüzde 46,2 ile oturma izni ve yüzde 23,1 ile ticari nedenlerle gayrimenkul satın alan ülkeler arasında gösteriliyor.

En çok İstanbul tercih edildi, Antalya ikinci sırada 

Yabancı yatırımcının aldığı gayrimenkulün illere dağılımı sıralamasına göre İstanbul yüzde 61 ile ilk sırayı alırken, onu yüzde 27,4 ile Antalya takip ediyor. Ülkemizin konut yatırımı için cazip bir konumda olduğunu söyleyen YENİEVİM Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çalış, her bütçeye uyan ev alma modellerine ilişkin, “1985’ten bu yana konut piyasasında en uygun satın alma çözümlerini üretiyoruz. Türkiye’nin yedi bölgesinde hizmet veren şubelerimizle isteyen herkesin, istediği her yerden peşinatsız, kredisiz ve faizsiz şekilde ev alırken maddi kaygılar taşımaması için çeşitli ödeme alternatifleri sunuyoruz. Ev sahibi olmak isteyenlerin ödeme planına kendilerinin karar verdiği sistemimizde önceliğimiz her zaman müşterilerimizin mutluluğu ve memnuniyeti.” değerlendirmesinde bulundu.

Adform, dijital reklamın geleceğini Identity Week’te masaya yatırdı

Dijital reklam teknolojileri, üçüncü taraf çerezlerin yerini birinci taraf çerezlere bırakmasıyla büyük bir dönüşümün eşiğinde. Adform’un 9-11 Mart 2021 tarihleri arasında düzenlediği çevrimiçi etkinliği Identity Week, ekosistemin öne çıkan tüm boyutlarını ele alan konu ve konuşmacılarıyla sektörün geleceğine ışık tuttu.

Dijital reklam teknolojilerinin öncü ismi Adform, reklamverenler, ajanslar, yayıncılar ve ekosistemdeki diğer paydaşların katılımı ile düzenlediği Adform Identity Week etkinliğinde internet reklamcılığındaki son gelişmeleri tüm boyutları ile ele aldı. 9-11 Mart 2021 tarihleri arasında çevrimiçi düzenlenen ve etkinlikte 5 farklı oturum ile “yeni kimlik dönemi” konuşuldu.

Kullanıcı verilerinin gizliliği konusunun son dönemde önem kazanarak bir pazarlama stratejisine dönüşmesi, web tarayıcı geliştiricilerinin üçüncü taraf çerezleri engellemesiyle sonuçlandı. Firefox ve Safari’nin bu yönde attığı adımları, Google ve Apple da izliyor. Kullanıcıların ziyaret etmediği web sitelerindeki çerezleri ifade eden üçüncü taraf çerezler, yerini ziyaret edilen sitelerdeki çerezler olan birinci tarafa bırakıyor. Bu durum, tüm sektörde veri miktarının azalacağı endişesi yaratırken, etkinlikteki ana vurgu, birinci taraf çerezlerin daha kaliteli veri sağladığı yönünde oldu.

Yeni dönemde, web sitesi ziyaretçilerinin siteler üzerinde veri oluşturulmasına izin verdikleri tüm eylemleri, reklam dünyası için bir ölçüt olacak ve veri kalitesinin artması, reklamların da kullanıcının davranışları, ilgi alanları ve tercihleriyle daha çok örtüşmesini sağlayacak.

Kısa sürede reklam tıklanma oranları 2 katına kadar arttı

Etkinliğin açılış oturumunda konuşan Adform Kurucu Ortağı Jacok Bak, birinci taraf verilerle ilgili çarpıcı bir istatistiği de paylaştı. Adform platformunu kullanan ve tamamen birinci taraf çerezlere geçen yayıncıların, geçen seneki Safari trafiğine göre CTR (reklam tıklama oranı) değerlerinin iki katına çıkarak, en yaygın kullanılan web tarayıcı olan Google Chrome’dakine yaklaştığını belirtti.

Bak, gelişmeleri “Çerezler sayesinde veriler içinde bir kullanıcı kimliği olması, olmamasından daha iyi” şeklinde değerlendirirken, yeni dönemde reklamcı ve yayıncı arasında 3 katman bulunduğunu belirtti. Bunları giriş ID’leri, sunucu çerezleri ve birinci taraf veri olarak özetleyen Bak, birinci taraf çerezlerin güncel avantajlarını da aşağıdaki şekilde sıraladı:

Yayıncılar için: Safari üzerindeki satışların artması, geleceğe hazır kurulumlar ve otomatik iş akışı

Reklamcılar için: Daha iyi Safari reklamcılığı, geleceğe hazır bir teknoloji ve tercih edilen iş akışı

Google’ın açıklamasıyla ortaya çıkan endişeler giderildi

Google’ın kısa süre önce yaptığı açıklama da etkinlikte önemli bir yer tuttu. Google, genel gidişatın gizlilik öncelikli bir dünyaya doğru olduğunu vurgularken, geçtiğimiz hafta çapraz (siteler arası) kimlik takibini ortadan kaldıracağını açıklamıştı. Bu durum Google’ın bu dönüşüme sihirli bir çözüm sunacağı beklentisi yaratmıştı. Ancak etkinlikte, durumla ilgili aşağıdaki tespitler yapıldı:

  • Farklı sitelerde kullanılan Google kimlik doğrulaması artık reklam verisi taşımayacak.
  • Yayıncıların açık artırma, çoklu SSP ve doğrudan DSP/PMP entegrasyonları kullanması sebebiyle, bu açıklama üçüncü taraf çerezlerden uzaklaşma dışında bir anlam taşımıyor.
  • Uygulama mağazasındaki mobil uygulamalardaki çerezler Google tarafından kontrol edilemiyor, bu sebeple mobil uygulamaların bu sebeple mağazadan kaldırılması söz konusu değil.

Birinci taraf çerezlerle ilgili yanlış bilinenler

Etkinlikte paylaşılan bir grafik ile birinci taraf çerezlerin kullanımında karşılaşılması beklenen zorlukların çözümleri de açıklandı. Buna göre birinci taraf veriler aşağıdaki problemlere çözüm olacak:

Safari ve Firefox’ta kimlik verisi olmayacak: Birinci taraf çerezler tüm platformlarda çalışacak.

Çerezler ölüyor: Bu doğru değil, sadece kullanıcıyla ilgili kaliteli veri sağlamayan ve veri çöplüğü yaratan üçüncü taraf çerezler ortadan kalkıyor. Bunun yerini kullanıcı eylemlerini daha iyi anlamayı sağlayacak birinci taraf çerezler alıyor.

Saydamlık ve veri sızıntısı endişeleri: Yayıncı ve reklamcı arasında saydamlık birinci taraf çerezlerle korunuyor ve yeni dönemde, gelişmiş platformlar sayesinde veri sızıntısına yer yok.

Daha Güçlü Bir Siber Güvenlik İçin 10 Etkili Adım

Büyük şirketlere nazaran daha küçük IT ekiplerine sahip KOBİ’ler, zayıf kalan önlemleri nedeniyle siber suçlular karşısında savunmasız kalıyor. KOBİ’lerde siber güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiğine dikkat çeken Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, 10 etkili siber güvenlik önerisi ile küçük şirketlerin büyük düşünmesine olanak tanıyor.

Son birkaç yılda KOBİ’ler, uç nokta koruması, e-posta tehdidi ve fidye yazılımı gibi konularda zorlu siber saldırılar ile burun buruna geldi. Büyük şirketler, bu sorunlar karşısında geçmiş yıllara oranla daha bilinçli hareket ederken, küçük IT ekiplerine sahip ve yeterli bütçesi bulunmayan KOBİ’ler ise siber suçlular karşısında savunmasız kalıyor. KOBİ’lerin de büyük işletmeler gibi siber güvenliğe dair etkili bir yol haritası izlediği takdirde saldırıları engelleyebileceğine dikkat çeken Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, 10 siber güvenlik önerisini paylaşıyor.

1. Yukarı akışla iletişime yatırım yapın. IT ekipleri ile birlikte siber saldırılar için yıllık bir stratejik plan geliştirmek, şirketlerin önceliğinde yer alması gereken noktalardan biridir.  Ekiplerin, tehditlerin istatistiklerini, eğilimlerini ve genel bakışını gözlemlemesi, bu tehditlerin oluşturduğu iş riskini ve şirketin saldırılara karşı savunma kabiliyetlerini değerlendirmesi, hatta bütçe planlaması yapması ve bu konuyu yönetim kurulu toplantılarında aktarması önem arz ediyor.

2. Güvenlik bütçesini artırmak için uyumluluktan yararlanın. Uyum bütçesi, şirket harcamalarını farklı senaryolara uyarlamayı ve geleceğe dair öngörü elde etmeyi sağlayan bir stratejik adımıdır. Güvenlik ortamını iyileştirmek için uyumluluktan yararlanmak, şirket güvenliğine dair ortaya çıkan boşlukları tespit etmeye yardımcı olacaktır.

3. Satın alınan ürünlerin uçtan uca maliyetlerini göz önünde bulundurun. Yeni cihazların, ilk dağıtımdan kurulum sonrası bakıma kadar çeşitli alanlarda çözüm maliyetleri bulunuyor. Yeni bir siber güvenlik ürününe yatırım yaparken, gerçek ürün maliyeti ve güvenlik kapsamı, yükseltme sıklığı ve gereksinimleri, uyarılar için gösterge tablosu/SIEM izleme ve daha fazlasını gerektiren yatırımları anlamak yüksek harcamaların önüne geçiyor.

4. Güvenlik platformlarını birleştirin.  Her biri IT karmaşıklığı seviyesini artıran birçok güvenlik katmanı olabiliyor. Birden fazla teknolojiyi birleştiren tek bir ürünü kullanmak bu sorunu ortadan kaldırmayı sağlıyor.

5. En tanınmış veya pahalı marka en iyisi olmayabilir. Çeşitli çözümlerle ilgili deneyimlerden yararlanmak için karşılaştırma sitelerini kontrol etmek, blogları okumak ve meslektaşlarınızla konuşmak doğru çözüme ulaşmaya yardımcı oluyor. Çözümlerin üçüncü taraf değerlendirmeleri ve güvenlik etkinliği açısından nasıl sıralandığını derinlemesine araştırmak gerekiyor.

6. Uyarıları takip ettiğinizden emin olun. Küçük ekipler her uyarıyı takip edecek kaynaklara sahip olmayabiliyor. Bu nedenle, belirli bir uyarının ne zaman ele alınması gerektiğini tanımlayan politikalar ayarlamak IT ekiplerinin iş yükünü hafifletmeye yardımcı oluyor.

7. İşlerinizi engellemeyen güvenlik çözümleri düşünün. Çalışanlar, işlerini aksatmaya neden olan bir durum ile karşı karşıya geldiğinde güvenlik politikalarını önemsememeye meyilli olabiliyor. Şirketteki tüm kuruluşlar için tekdüze bir politika oluşturmak yerine, rol başına birden fazla politika oluşturmak daha etkili sonuçlar elde etmeye katkıda bulunuyor.

8. Mümkün olduğunca otomatikleştirin. Kurumlarda birden fazla manuel görev varsa yeni otomasyon teknolojilerini iş akışına entegre etmek, süreci otomatikleştirerek ekiplerin işini kolaylaştırıyor.

9. Kullandığınız cihaz ve çözümlerin ötesinde düşünün. Şirketlerin kullandıkları ürün ve çözümler hakkında, “Bir başlangıç kurulum maliyeti var mı?”, “Özel bir müşteri yöneticisi var mı?” ve “Müşteri hizmetleri ne kadar proaktif?” gibi soruları sorması yarı işleyen bir çözüm yerine kendileri için en etkili olana ulaşabilmesine yardımcı oluyor.

10. Maliyetleri, genel giderleri ve kaynakları azaltmak için SaaS tekliflerinden yararlanın. SaaS çözümleri; dağıtımı, yönetim gereksinimlerini, bakım kaynaklarını ve maliyetleri azaltmaktadır. Birçok güvenlik SaaS teklifi, daha güçlü işleme yetenekleri göz önüne alındığında bulut tabanlı bir mimari olarak daha etkilidir. SaaS tabanlı bir çözümle nelerin değiştirilebileceğini doğrulamak ve korumadan ödün vermeden merkezi yönetim, işleme ve işletim maliyetlerinden yararlanmak için güvenlik yığınını kontrol etmek ve araştırma yapmak gerekiyor.

Fesih yasağına rağmen işçi çıkaran işveren idari para cezası dışında hangi hukuki sonuçlarla karşılaşabilir?

2020 yılının Mart ayı itibariyle Dünya’da ilan edilen pandemi nedeniyle çalışma ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. İşyerlerinin pandemi sürecinde olumsuz etkilenmeleri sonucunda siyasi iktidarlar yeni tedbirler öngörerek işyerlerini ve istihdamı ayakta tutmayı amaçlamışlardır. Bu süreçte en çok başvurulan çalışma şekli uzaktan çalışma, kısa çalışma ve yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, avans izin verilmesi ve nihayetinde ücretsiz izin uygulamaları olmuştur. Ücretsiz izin uygulaması 4857 sayılı Kanun’un Geçici 10 uncu maddesi ihdas edilinceye kadar, İş Kanunu’nda ya da diğer Kanunlarda açıkça düzenlenmiş değil idi.

İş Kanunu’nun 22 nci maddesi kapsamında, işçinin onayı alınarak bu uygulamanın yapılması gerektiği kabul görmekteydi. 16 Nisan 2020 tarihli ve 7244 sayılı Yasa ile İş Kanununa Geçici 10 uncu madde getirilerek, işverenlere belirli süreler dahilinde işçinin onayını almaksızın tek taraflı ücretsiz izne çıkarma yetkisi tanındı ve bu işlemin gerçekleştirilmesi de herhangi bir şarta bağlanmadı. Aynı paralelde işverenlerin belirli istisnalar dışında, iş sözleşmelerini fesih yetkisi sınırlandırıldı. Nitekim işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı hareket etmesi durumunda ancak işveren haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilecek, bunun dışında, iş bitimi, işyerinin kapanması veya belirli süreli iş sözleşmesini sona ermesi ile deneme süresi içinde de olsa işverenlere fesih yasağı getirildi. Kanunda olmamasına rağmen Bakanlık uygulamaları sonucunda ikale sözleşmesi ile dahi feshin gerçekleştirilemeyeceği çıkış kodlarının yayımlanması ile ortaya konuldu.

4857 sayılı Kanun’un Geçici 10 uncu maddesinde göre, “Bu Kanunun kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın her türlü iş veya hizmet sözleşmesi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle 25 inci maddenin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunların ilgili hükümlerinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler, belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi, işyerinin herhangi bir sebeple kapanması ve faaliyetinin sona ermesi, ilgili mevzuatına göre yapılan her türlü hizmet alımları ile yapım işlerinde işin sona ermesi halleri dışında işveren tarafından feshedilemez.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç aylık süreyi geçmemek üzere işveren işçiyi tamamen veya kısmen ücretsiz izne ayırabilir. Bu madde kapsamında ücretsiz izne ayrılmak, işçiye haklı nedene dayanarak sözleşmeyi fesih hakkı vermez.(2)

Bu madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline, sözleşmesi feshedilen her işçi için fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası verilir.

Elbette ki işverenin fesih yasağına rağmen işçilerini işten çıkarması fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası ile sınırlı değildir. 4447 sayılı Kanunun Geçici 23 üncü maddesinde kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmenin koşullarından birisi de bu dönemde 4857 sayılı Kanun m.25/II’de sayılan haller hariç işverenlerin işçileri işten çıkarmamalarıdır. Aksi halde ödenen kısa çalışma ödenekleri faizi ile birlikte geri tahsil edilecektir. Bununla birlikte, her ne kadar Kanunda idari yaptırımların dışında işten çıkarmanın hukuki sonuçları düzenlenmemiş olsa dahi, feshin geçersiz sayılacağı Kanun’un madde gerekçesinde belirtilmektedir (Çelik, Nuri/Caniklioğlu, Nurşen/Canbolat, Talat, İş Hukuku Dersleri, 33. Baskı, s.624).

İşverenin fesih yasağına rağmen Kanunda belirtilen haller dışında iş sözleşmesini feshetmesi halinde, yapılan fesih geçersiz sayılacak ve işçi geçersiz feshin sonuçlarına göre haklarını talep edebilecektir. Öğretide bir görüşe göre de, iş güvencei kapsamına giren işçilerin feshin sonuçlarına ilave olarak feshin sonuçlarına ilişkin hakların yanında feshin yasak olduğu süre ücretinin de ücret ya da tazminat olarak alması gerektiği savunulmaktadır (Alpagut, Gülsevil,  “Pandemi’nin İş Sözleşmesine Etkisi: Ücretsiz İzin, Fesih Yasağı, Zorlayıcı Neden”in  Pandemi Sürecinde İş Hukuku, İstanbul 2020, s.95; ÇİL, Şahin, Koronavirüs Salgınının İş Hukukuna Etkileri, Ankara 2020, s.206)

Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 408 inci maddesine göre, “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez”.

Sonuç olarak, fesih yasağına rağmen belirli ya da belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin sözleşmesini Kanunda sayılan istisnalar dışında sona erdiren işverene, bir brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. Bununla birlikte, yapılan fesih geçersiz sayılır. İş güvencesi kapsamındaki işçi geçersiz feshin sonuçlarına ilişkin (ihbar ve kıdem tazminatı, işe iade-boşta geçen süre ücreti-iş güvencesi tazminatı) haklarını talep edebilir. İş güvencesi kapsamı dışında kalan işçiler ise, ihbar ve kıdem tazminatı ile birlikte çalıştırılmadığı döneme ilişkin ücretini TBK m.408 hükümlerine göre talep edebilir. Ayrıca işyerinde kısa çalışma uygulanıyorsa, işçilere ödenen kısa çalışma ödeneği faizi ile birlikte geri tahsil edilir.

Zeytinyağı ihracatçıları dökme ve varilli zeytinyağı ihracatına getirilen yasağı doğru bulmuyor

Pandemi, ticarette dengeleri sarsmaya devam ediyor. Pandeminin yol açtığı belirsizlik ve artan yağ talebi gerekçe gösterilerek Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talebiyle, Ticaret Bakanlığı dökme ve varilli zeytinyağı ihracatına yasak getirdi. Karara göre, Türkiye’den 31 Ekim 2021 tarihine kadar dökme ve varilli zeytinyağı ihraç edilemeyecek.

Zeytinyağı sektöründe, 20 yıl sonra dökme ve varilli zeytinyağı ihracatına getirilen yasak büyük infiale yol açtı.

Türkiye’deki zeytinyağı ihracatçılarının tek temsilcisi Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği, sektör görüşü alınmadan getirilen ihracat yasağına sert tepki gösterdi ve yanlış karardan acilen dönülmesini talep etti. EZZİB Yönetim Kurulu, zeytinyağı sektöründe serbest piyasa kurallarının işlemesinden yana olduğunu, serbest piyasa koşullarına karşı olan her türlü yasağın karşısında durduğunu dile getirdi.

Zeytinyağı fiyatları enflasyonu tırmandırmıyor

EZZİB Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi verilerine göre; Türkiye’nin 2021/22 sezonuna 43 bin ton stok ve 172 bin tonluk tahmini rekolteyle girdiğine vurgu yaptı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Türkiye’ye 2021/22 sezonunun geride kalan 4 aylık döneminde özel kararnameyle Türkiye’ye getirilen zeytinyağı miktarına yakın, geçtiğimiz sezonlara kıyasla düşük düzeyde bir ihracatımız olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin yıllık 140 bin ton iç tüketimi olduğu bir gerçek. Bu şartlarda ihraç edilebilecek 60-70 bin ton civarı zeytinyağımız var. İhracatımızın yaklaşık yüzde 55’i dökme olarak yapılıyor. Bu şartlarda dökme zeytinyağı ihracatına yasak getirilmesini doğru bir hamle olarak görmüyoruz. Zeytinyağı enflasyonu tırmandıracak boyutta bir etki yapmamaktadır. Ayrıca, zeytinyağı fiyatlarında diğer bitkisel yağ fiyatlarındaki artışla kıyaslandığında büyük artışlar da olmadı.”

İhracatta yıllık kontratlar yapıldığına işaret eden EZZİB açıklamasında; “Türk zeytinyağı ihracatçılarının yıllık yaptığı kontratlar var. Bu taahhütlerini yerine getiremedikleri takdirde prestij kaybına uğrama yanında, önümüzdeki yıllarda da bu müşterileriyle çalışmalarının yolu kapatılmış olacak. Zor şartlarda kazanılmış olan pazarlar kolayca kaybedilecek. Türkiye, üretimde dünya ikinciliği hedefiyle 2002 sonrasında devlet destekleriyle 90 milyon olan zeytin ağacı varlığını 180 milyona çıkardı. Bu ağaçlar önümüzdeki yıllarda ürün vermeye başlayınca 650 bin ton zeytinyağı rekoltesine ulaşacağız. Önümüzdeki yıllardan itibaren rekolte ve üretim artışı önemli rakamlara ulaşacaktır. Bu rekolte artışı iç tüketimden önemli ölçüde fazla olacağından ihracat olmadığı takdirde Zeytinyağı fiyatları da üreticimizi tatmin etmeyecek seviyelerde seyredecektir, bu da üretimi ve üreticimizi olumsuz etkileyecektir. Bugün bu yasak kararı ihracatımızı olumsuz etkilediği gibi üreticimizi de mağdur edecektir. Bu kararın üreticilerimizi küstüreceğini, zeytincilikten uzaklaştıracağını ve yüksek girdi maliyetleriyle üretimini hak ettiği değerde satamamasına yol açabileceğini düşünüyoruz. 20 yıl önce dökme zeytinyağı ihracatına yasak getirildiğinde zeytinyağının ortalama fiyatının 90 centlere düştüğünü hatırlatmakta fayda görüyoruz. Sonuç olarak zaten düşük seyreden ihracatımızın tamamen yok olmaması için bu karardan vazgeçilmesini talep etmekteyiz. İçeride tüketicinin ihtiyacının karşılanmasında bir sorun yaşanmazken, ülkeye döviz kazandıracak bir ürünün ihracatının yasaklanması kabul edilemez” denildi.

Fiyatlar düşürülmek isteniyorsa KDV yüzde 1’e çekilsin

Türkiye’de kişi başı yağ tüketiminin 17 litre seviyesinde olduğuna dikkati çeken EZZİB Yönetim Kurulu, “Zeytinyağı bu tüketimden 2 litrelik pay alıyor. Zeytinyağı fiyatlarında, bitkisel yağ fiyatlarındaki boyutlarda artış yaşanmamakla birlikte, zeytinyağı fiyatlarının düşmesi ve tüketiminin daha da artması için önerimiz zeytinyağında yüzde 8 olan KDV’nin yüzde 1’e indirilmesidir. Bu sayede litrede 2,5 TL civarında fiyatlarda tüketicimiz lehine bir rahatlama olanağı ortaya çıkacaktır.” görüşüne yer verildi.

EZZİB YK: “Ana hedefimiz kutulu ihracatı arttırmak”

İhracatçılar olarak ana hedeflerinin kutulu zeytinyağı ihracatını arttırmak olduğunu dile getiren Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu, “Bu ana hedef olmakla birlikte her firmamızın ithalatçılardan gelebilecek farklı talepleri karşılamak durumunda. Bugün dünya zeytinyağı üretiminin yüzde 55’ini tek başına gerçekleştiren İspanya uzun yıllar zeytinyağını dökme olarak İtalya’ya ihraç etti. Sonraki yıllarda İtalyan markalarını satın alarak markalı ihracatta belli konuma geldi. İspanya’nın bugün toplam ihracatının halen yüzde 60’ı dökme şeklindedir. Bizim de İspanya örneğindeki gibi nihai hedefimiz kutulu ihracatımızın payını arttırmaktır. Öte yandan dünyada catering, balık konservesi gibi alanlarda faaliyet gösteren firmalar önemli miktarda zeytinyağını kendi üretimlerinde kullanılmak üzere ülkemizden dökme olarak temin etmekteler. Tüm bu nedenlerden dolayı dökme ve varilli zeytinyağı ihracatının devamını istiyoruz. Dünya genelinde zeytinyağı üretici ülkeler arasında dökme zeytinyağına ihracat yasağı getiren başka bir ülke olmadığı da bilinmelidir” diyerek görüşlerini noktaladı.

2021’de Mobilya Sektörüne 7 Milyar Dolar İhracat Hedefi

Normalleşme süreci ve sosyal hayatın desteklenmesi adına verilen kredi sürelerinin uzatılması ile mobilya sektöründe yaşanan iyileşme artarak devam ediyor. İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarafından açıklanan verilere göre, 2019 yılında Türkiye, 3.5 milyar dolar mobilya ihracatı ile 8. ülke konumunda yer aldı. 2020 yılının ilk iki ayında ise, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artış yaşanarak ihracat 578 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu kapsamda, 2020 yılı sonu 2 Milyon TL’lik ihracat gerçekleştiren CVK Mobilya, 2021 yılı sonunda 4,5 Milyon TL’lik ihracat hedefliyor.

3 MİLYON TL’LİK MAKİNE YATIRIMI  

Devletin sağlamış olduğu destek kredilerinin, sektörün canlanmasına katkı sağladığına dikkat çeken CVK Mobilya Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Çevik, “Pandemi sürecinde Çin’in pazar payının azalması ve Polonya’nın pandemi ile fabrikalarını kapatması sonucu, Türkiye’ye olan talep de artış göstermeye devam ediyor. Son yıllarda, hammaddelere oldukça rahat ulaşabiliyor olmamız da ülkemizdeki ihracat payını artırıyor. Bu nedenle, yurt dışından ülkemize olan talep de son yıllarda yüzde 700 oranında arttı. Biz de, son yıllarda ülkemize olan talebin artmasından dolayı oldukça mutluyuz. Bu kapsamda, marka olarak ihracat yaptığımız ülkeler arasında ağırlıklı olarak, Libya, İngiltere Hollanda, Almanya, Türkmenistan, Azerbaycan, Arap Ülkeleri Dubai, Katar, Arabistan yer alıyor. Bunun yanı sıra, 2021 yılı hedef pazarlarımız arasında da Avrupa ve Orta Doğu’nun bir kısmı var” dedi.

Çevik, “Bunun yanı sıra, Ar-Ge’ye olan yatırımlarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz. Bu anlamda, yarım sezonluk yatırımımız 600 bin TL olarak gerçekleşirken, yıllık 1 milyon 300 bin TL’lik yatırıma imza attık. Ayrıca, 2020’de makine yatırımına da 3 milyon TL’lik bir yatırımımız var. Mevcut durumumuza ek olarak, yaklaşık 7 milyon TL’lik yeni yatırımımızla da 2021 yılında 12 milyon TL’lik bir büyüme hedefimiz bulunuyor. Ayrıca, pandemi ile birlikte önemi giderek artan E-Ticaret için çalışmalarımız da devam ediyor. Bu kapsamda, 2021 yılı hedeflerimiz arasında üretimde yüzde 30 bir büyüme hedefliyoruz. Ciromuzda ise yüzde 30 büyüme planlıyoruz” diye konuştu.

İnternette kimliğinizi kaptırmayın: 2021 siber güvenlik trendleri açıklandı

İnternetteki her 5 saldırıdan 1’i kimliğinizin peşinde

Pandemi ile farklı endüstrilerden milyonlarca insanın uzaktan çalışamaya geçişi, güvenlik açıklarındaki artışı da beraberinde getirdi. 2020’de çok fazla konuştuğumuz evden çalışma ile artan güvenlik açıkları, siber güvenlik sektöründe belirleyici hale geldi. Bir diğer önemli etken ise Covid-19 sonra dijitalleşme ve otomasyona yatırım yapılırken siber güvenlik tarafındaki yatırımların yeterli olmaması idi. Güvenlik yatırımlarını öncelik haline getirmeyen kurumlar ise yeni güvenlik açıkları ile karşı karşıya kaldı. Yapılan araştırmalar da bu tespiti destekliyor.  

En büyük yükseliş veri ihlallerinde

Uluslararası danışmanlık şirketi Accenture’a göre iş liderlerinin %68’i siber güvenlik risklerinin arttığını düşünüyor. Farklı kaynaklara göre iş dünyasında şirketlerin dijital ortamdaki klasörlerinin yalnızca %5 ila %10’u uygun şekilde korunuyor. Covid-19 sonrası süreçte, kurumsal saldırılar içerisinde en fazla artış yaşanan alanlardan biri veri ihlalleri.

ABD’li telekomünikasyon şirketi Verizon’ın analizlerine göre bu dönemde ihlallerin yüzde 86’sı finansal yüzde 10’u casusluk kaynaklı. Yine aynı kaynağa göre ihlallerin %45’i bilgisayar korsanlığı, %17’si kötü amaçlı yazılım ve %22’si kimlik avı içeriyordu. Bu ve benzeri senaryoları 2021’de de yaşamamız olası. Çünkü görünen o ki; 2021’de uzaktan çalışanlar siber suçlular için hedef olmaya devam edecek.

Bilgi güvenliği pazarının büyüklüğü 170,4 milyar dolara ulaşacak

Siber güvenlik dünyasındaki eğilimleri değerlendiren Keepnet Labs Türkiye Genel Müdürü Erdinç Balcı, “Gartner, dünya çapındaki bilgi güvenliği pazarının 2022’de 170,4 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor. Uzaktan çalışma konusunda deneyim kazanan iş dünyası, pandemi sonrası büyüyen ekonomik kriz neticesinde güvenlik konusunda 2021’de gerekli yatırımları yapmak durumunda. Tabii teknoloji yatırımı kadar siber güvenlikte farkındalık kazanmak ve bunu iş kültürünün parçası haline getirebilmek de çok önemli. Böylesine belirsizliklerle dolu bir süreçte 2021’de siber güvenlik sektörünü etkileyecek trendler, kurumların kritik verilerini koruyabilmeleri için tüm sektörlere ışık tutuyor” dedi.

5G ile bağlantılı cihazlar daha savunmasız hale gelecek

2021’de uzaktan çalışmanın bir sonucu olarak bulut ihlalleri artacak. 5G konusunda atılan adımlar ile bağlı cihazların bant genişliğinin artması ve otomasyondaki yaygınlaşma IoT cihazları siber saldırılara daha savunmasız hale getirecek. 5G dünya çapında yaygınlaştıkça, daha büyük ve daha sık DDoS saldırıları mümkün olacak.

Bir görüntü veya videoda yer alan bir kişinin, yapay sinir ağları kullanarak bir başka kişinin görüntüsü ile değiştirildiği bir medya türü olan Deepfake’in kurumsal saldırılarda daha fazla kullanıldığına şahit olacağız. Kripto paralara ilgi arttıkça her türlü siber saldırıda fidye taleplerinin kripto para üzerinden döndüğü olayları yaşayacağız. Tüm bu olası senaryolar dahilide kurumsal firmaların siber güvenlik becerilerinin yetersizliği en büyük sorun olarak gündemde yer almaya devam edecek.

İçeriden gelen tehditler öncelikli olacak

Çalışan ihtiyaçlarındaki karışıklık ve uzak bir işgücüne sürekli bağımlılık, içeriden gelen tehditlerden yararlanmak isteyen suçlular için 2021’de de potansiyel saldırı ortamı olmaya devam edecek.  Araştırmacılar, uzaktan iş gücü eğiliminin içeriden gelen tehditlerde artışa neden olacağına inanıyor. Araştırma şirketi Forrester’a göre yüzde 25’i içeriden gelen tehditlere bağlı olan veri ihlallerinin 2021’de yüzde 33’e yükselmesi bekleniyor.

Balcı, uluslararası arenada faaliyet gösteren yerli ve milli bir siber güvenlik firması olan Keepnet Labs’in 2020 yılında gerçekleştirdiği araştırmayı işaret ederek, “Başarılı siber saldırıların %90’ı e-posta tabanlı saldırılar üzerinden gerçekleşiyor.  Bu siber saldırılar, özellikle çeşitli güvenlik mekanizmalarını/kontrollerini atlamak için yanıltıcı, aldatıcı ve hileli olan sosyal mühendislik tekniklerini kullanıyor. Geçtiğimiz sene hazırladığımız 2020 Oltalama Yönelimleri Raporu ile 1 senelik süreyi kapsayan bir dönemde 410 bin oltalama e-postası verisinden faydalandık ve çok çarpıcı sonuçlara ulaştık. Buna göre, her 2 çalışandan 1’i oltalama e-postalarını açıyor ve okuyor. Her 3 çalışandan 1’i oltalama e-postalarında bulunan (kötü amaçlı yazılım / fidye yazılımının sessiz kurulumuna neden olabilecek) bağlantılara tıklıyor veya dosya eklerini açıyor. Her 8 çalışandan 1’i oltalama e-postalarında talep edilen bilgileri paylaşıyor. Hazırladığımız bu kapsamlı çalışma, kurumların bu konuda ciddi önlemler almaları gerektiğini ortaya koyuyor” dedi.

Geniş çaplı mızrak avı saldırılarına dikkat

Araştırmalara göre 2021’de otomasyonun yaygınlaşmaya devam etmesi nedeniyle hedefli kimlik avı saldırılarında büyük bir artış bekleniyor. Bu bağlamda kurumsal ağların güvenliğinin ihlal edilmesinin en yaygın yollarından olan mızrak avı saldırılarını otomatik hale getirecek yöntemlerin artacağını da söyleyebiliriz. Bu, saldırganların tek seferde gönderebilecekleri hedef kimlik avı e-postalarının hacmini önemli ölçüde artıracak ve bu da başarı oranlarını artıracaktır. Tabi diğer yandan bu otomatik, hedefli kimlik avı saldırıları muhtemelen daha az karmaşık olacak ve manuel olarak oluşturulan geleneksel çeşitliliğe göre fark edilmesi daha kolay olacak.

Bulut tabanlı saldırılar artacak

Pandemi ile birlikte buluta geçişin hız kazandığını görüyoruz. Hal böyle olunca bulut tabanlı siber saldırılar da katlanmış durumda. 2021’de şirketlerin bulut yapılarını koruyabilmek için bulut güvenliğine yapacakları yatırımları artırmaları şart. Şirketlerin daha güvenli bulut çözümleri arayışında “dağıtılmış bulut” iyi bir alternatif olabilir. Genel bulut hizmetlerinin farklı konumlara dağıtılması olarak ifade edebileceğimiz dağıtılmış bulut mimarisi, merkezi olmayan bir bulut sistemi olarak son kullanıcıya daha yakın. Gartner’ın raporuna göre, dağıtılmış bulut sistemleri önümüzdeki yıllarda bulut bilişimde yeni bir döneme yol açacak.

Otomasyon yaygınlaşırken yeni güvenlik açıklarını beraberinde getirecek

Stanford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre üretimde yapay zekayı kullanan şirketlerin oranı dünya genelinde yüzde 58’e ulaşmış durumda. Covid-19’un etkisiyle dijitalleşmenin artmasına paralel olarak şirketler sadece yapay zeka alanında değil, makinede öğreniminden RPA’ya otomasyon odaklı yatırımlarını 2021’de arttırmaya devam edecekler. Buradaki esas konu, siber güvenliksiz bir teknoloji yatırımının şirketlere yarardan çok zarar getireceği. Nitekim birçok araştırma salgın başladığından beri siber saldırılarda yaşanan artışın otomasyona yatırım yapılırken işin güvenlik ayağının pas geçilmesi ile ilgili olduğu görüşünde. Yaşanan siber saldırılar çoğunlukla insan odaklı olsa da iş süreçlerindeki otomasyon yeni saldırı türlerini beraberinde getirecek gibi duruyor.

Mobil cihazlara yönelik saldırılar katlanacak

Uzaktan çalışmaya geçişle birlikte artan diğer bir siber saldırı kalemi mobil saldırılar. Evden çalışma çağında hepimiz, herkese açık Wi-Fi ağlarına, uzaktan iş birliği araçlarına ve iş için bulut ağlarına güvenerek mobil cihazlarımızla her yerden çalışıyoruz. 2021’de de bu eğilimin devam etmesi beklenirken, bununla birlikte mobil taraftaki siber saldırılar da artarak devam edecek. Şifrelenmiş mesajlaşma uygulamalarını gözetlemek için tasarlanmış özel casus yazılımlarından Android tabanlı güvenlik açıklarından faydalanan saldırı türlerine kadar çok fazla tehdit var. Bu nedenle kurumlar 2020’de bu açıdan dersler çıkararak mobil taraftaki güvenlik önlemlerini artırmalı ve çalışanlarının bu konudaki farkındalığı artırma konusunda eğitimler düzenlemeli.

Clariant, 2020 Entegre Raporu’nu yayınladı

  • Clariant’ın değer yaratımına yönelik çok boyutlu yaklaşımlarına şeffaflık sağlandı
  • Şirket’in çevresel, sosyal ve yönetim performansına odaklanıldı
  • Raporun tamamı online olarak, kısa versiyonu ise basılı olarak yayınlandı

Muttenz, 22 Mart 2021 – Hedef odaklı ve yenilikçi bir özel kimyasal şirketi olan Clariant, 2020 Entegre Raporu’nu yayınladı. Yayınladığı rapor ile Clariant, işlerinin maddi ve manevi yönlerinin yanı sıra finansal ve finansal olmayan yönlerini gözden geçirerek şirketin tüm paydaşlarına değer yaratmaya yönelik çok boyutlu yaklaşımına şeffaflık sağladığını duyurdu.

“Yeni Döneme Girerken” (Into the New) başlığı ile yayınlanan raporda, Clariant’ın çevresel, sosyal ve yönetim (ÇSY) performansı ele alınırken; şirketinin ticari faaliyetleri, kurumsal vatandaşlık faaliyetleri ve ortaklıklarının Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) açısından etkileri de değerlendirildi.

Bu doğrultuda Clariant’ın, hızla değişen dünyamızın geleceğini yalnızca ürünleri ve çözümleri ile değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki çalışanları aracılığıyla da aktif bir biçimde şekillendirmeye devam ettiği dile getirildi. 2020 Entegre Raporu’nda, Clariant’ın vizyonu ve hedefleri çerçevesinde inovasyonlara ön ayak olan birtakım değişim adımlarına yer verildi. Bu değişim hedeflerinin detayları reports.clariant.com/2020/stories adresinde erişime sunuldu.

Rapor hakkında konuşan Clariant Yönetim Kurulu Başkanı Hariolf Kottmann, “Entegre raporlamaya yönelik süregelen taahhüdümüzün bir parçası olarak, tüm paydaşlarımızın bize olan güvenini güçlendirmek üzere şirketimizin ticari faaliyetlerindeki çevresel, sosyal ve yönetim performansına daha da fazla odaklandık. Ayrıca, sürdürülebilirlik kapsamında bütüncül bir yaklaşımın önemini vurguladığımız raporumuzda, Clariant’ın BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine nasıl aktif bir biçimde katkıda bulunduğu ve değişime nasıl öncülük ettiğine ilişkin şeffaf bir tutum sergiledik” açıklamasını yaptı.

Öte yandan, sürdürülebilirlik hedefleri kapsamındaki stratejilerini desteklemek adına Clariant, Entegre Rapor’da odak noktasını dijitale çevirdi. Bu doğrultuda Clariant, Kurumsal Yönetim Raporu, Ücretlendirme Raporu, Finansal Rapor ve GRI raporu dahil olmak üzere tüm 2020 Entegre Raporu’nu online platfroma taşıyarak kamuoyuna sundu. Dijital olarak paylaşılan 2020 Entegre Raporu’nun  tamamına https://reports.clariant.com/ adresinden erişilebileceği ve İngilizce PDF dosyası halinde indirilebileceği ifade edildi. Özet halindeki kısa rapor versiyonunun ise, İngilizce ve Almanca olarak basılı şekilde sunulacağı ve Clariant web sitesi vasıtasıyla sipariş edilebileceği belirtildi.