Çimento Satışlarında Yılın İlk Düşüşü Yaşandı, İhracattaki Artış Umut Veriyor

Çimento Satışlarında Yılın İlk Düşüşü Yaşandı, İhracattaki Artış Umut Veriyor

Türk çimento sektörünün uluslararası temsilcisi Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) güncel rakamları açıkladı. 2020 yılı Ocak-Nisan döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre üretimde %5,6’lık artış gerçekleşirken; iç satışlarda %2,5’lik düşüş kaydedildi. Sektörün 6 aylık ihracatının % 39 artarak 15,8 milyon tona, ihracat gelirinin ise % 23 artışla 546 milyon dolara çıktığı kaydedildi.

Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği(TÇMB), Türk çimento sektörünün 2020 yılının 6 aylık ihracatı ile 2020 Ocak-Nisan üretim ve satış rakamlarını açıkladı.

2020 yılı Ocak-Nisan döneminde çimento üretiminde, Türk çimento sektörünün üretimi geçen yılın aynı dönemine göre %5,6 artarak; 17,4 milyon tona çıktı. Aynı dönemde iç satışlar ise bir önceki yıla göre %2,5’lik düşüşle 12,7 milyon ton olarak gerçekleşti.

2020 yılının ilk 6 ayında sektörün toplam ihracat miktarı %39 oranında artarak 15,8 milyon ton olarak gerçekleşti. İhracat geliri ise %23 artışla 546 milyon dolar oldu. Yine bu dönemde çimento ihracatı % 42,6 artarak 7,6 milyon tona, klinker ihracatı ise %36,4 artarak 8,2 milyon tona yükseldi.

2020 yılı Ocak-Haziran döneminde, çimento ve klinker ihracatının en çok arttığı ülke Ukrayna oldu. İhracat yaptığımız büyük üç pazarımız ise ABD, Gana ve İsrail oldu.

TÇMB Başkanı Dr. Tamer Saka, sektörün ilk 6 ayındaki ihracat ve 4 aylık iç pazar satış rakamlarını şöyle değerlendirdi:

Ocak verileri doğrultusunda ilk çeyrekte iyi bir ivme kazanan çimento sektörü iç pazarda tekrar daralma yaşadı. Dünyada yaşanan COVID-19 pandemisi sebebiyle önümüzdeki dönemde satışların daha da azalma ihtimali söz konusu. Yılın ilk yarısında ihracattaki artış sektörümüz adına umut veriyor. Ancak ihracattaki artışla birlikte iç satışlardaki mevcut durumu korumak adına ekonomik önlemler sektör için önem arz ediyor.

İhracatta İlk Online Ödül Töreni Gerçekleşti

KİMYA SEKTÖRÜNDE 2019 İHRACAT YILDIZLARI BELLİ OLDU

Pandemi sürecinde hayati önemi bir kez daha anlaşılan kimya sektörünün 2019 yılı ihracat yıldızları belirlendi. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB)’nin, her yıl kimya sektöründeki üye firmalarını ihracattaki başarılarından dolayı onurlandırmak ve teşvik etmek amacıyla verdiği ödüller bu yıl da sahiplerini buldu. Pandemi dolayısıyla ilk kez online olarak düzenlenen İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’nde 28 kategoride ilk 5’e giren 140 firma ödül almaya hak kazandı.

Birçok sektöre hammadde, yarı mamul ve ürün üreterek direkt ya da dolaylı olarak dokunan stratejik bir sektör olan kimya sektörü, 2019 yılında 20,6 milyar dolarlık ihracatla tarihi bir rekor kırarak büyük bir başarıya imza attı. Türkiye’nin toplam ihracatından yüzde 11,44’lük bir pay alan kimya sektörü, 2019 yılında yüzde 18,54 büyüdü. Plastikten kozmetiğe, ilaçtan kauçuğa, medikalden boyaya kadar pek çok farklı alt sektörden yaklaşık 7 bin ihracatçı firmayı temsil eden İKMİB, Türkiye’nin toplam kimya ihracatının yüzde 50’den fazlasını gerçekleştirdi.

Sektörün bu başarısında büyük pay sahibi olan ve 2019 yılında en fazla kimya ihracatı gerçekleştiren ihracatın yıldızları belli oldu. Bu yıl beşincisi düzenlenen 2019 İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni online olarak gerçekleştirildi. İlk kez İKMİB tarafından düzenlenen online ödül töreni İKMİB’in youtube kanalından ve web sitesinden canlı olarak yayınlandı. TC. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın teşrifleri ile Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ve İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister’in katıldığı, moderatörlüğünü Oylum Talu’nun yaptığı ödül töreni 7 Temmuz 2020 tarihinde gerçekleştirildi. 2019 İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’nde, kimyanın alt sektör ve ürün gruplarında toplam 28 kategoride ilk beşe giren ve ödül almaya hak kazanan 140 firma açıklandı. 2019 yılında kimya sektöründe ihracat şampiyonu ilk üç firma, Socar Türkiye Rafineri ve Petrokimya, Ciner İç ve Dış Ticaret A.Ş ile Eti Maden İşletmeleri oldu. Socar Türkiye Rafineri ve Petrokimya Başkan Yardımcısı Rıza Bozoklar, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Pazarlama ve Satış Dairesi Başkanı Ömer Çatal ve Ciner İç ve Dış Ticaret A.Ş. Cam ve Kimyasallar Başkan Yardımcısı Mahmut Kurşun video konferans ile törene katılarak teşekkür konuşmalarını yaptı.

Ruhsar Pekcan: “Kimya sektörü ülkemiz için stratejik sektörlerden biridir”

Kimya sektörünün önemli çatı kuruluşlarından olan İKMİB’in düzenlediği ödül töreninde konuşan TC. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “Bu ödül töreni aynı zamanda ihracatçı birliklerinin dijital ortamdaki ilk ödül töreni olacak. Pandemi sürecinde böyle bir ödül töreni düzenlemiş olmak, başarılarımızı ödüllendirmek bundan sonraki atacağımız adımlar ve hedeflerimiz için bizleri cesaretlendirecek. İş dünyası için de moral ve motivasyon olacaktır. Kimya sektörü ülkemiz için stratejik sektörlerden biridir. Kimya sektöründe Türkiye’ye daha fazla yatırım çekmeyi hedefliyoruz. Avrupa ile beraber ülkemizde de normalleşme sürecini başlattık. Ülkemizde bu süreci çok proaktif yönettik. Biz de Bakanlık olarak ekonominin en az etkilenmesi, ticaretin en az etkilenmesi için temassız ticaret uygulamasını devreye aldık. Bu dönemde Cumhurbaşkanımızın başkanlığında tüm Bakanlarımızla tam bir uyum ve eşgüdüm içerisinde çalıştık. Bu süreçte özel sektör ve devlet iş birliğinin, dayanışmasının hep beraber çok güzel bir örneğini verdik” dedi.

İhracatta normale dönüşle ilgili olumlu sinyaller almaya başladıklarını belirten Pekcan, “Haziran ayı ihracatımızda Mayıs ihracatımıza göre yüzde 35 artış oldu. Kimya ihracatımızda da Mayıs ayına göre yüzde 24 artış söz konusu. İnşallah bütün sektörlerimizde bu artış trendinin çok daha hızla artarak yukarıya doğru yükselmesini bekliyoruz. Bakanlık olarak desteklerimizle, iş birliği içinde çalışmaya her zamankinden daha fazla istekliyiz. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi ve daha etkin bir şekilde yer alması hiç de şaşırtıcı olmayacak. Bu noktada kimya sektörümüzün de küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesini bekliyor ve destekliyoruz. Sektörümüzü Bakanlık olarak sağladığımız desteklerden yararlanmaya davet ediyoruz. 2019’da toplam kimya sektörü ile ilgili olarak 171 fuar destek kapsamına alındı. 13 UR-GE Projesi başarıyla devam ediyor. 20 UR-GE Projesi ise tamamlandı. Turqualite programı kapsamında kimya sektöründen 22 firmamızın 24 markası Turqualite desteklerinden yararlanıyor. 15 firmanın 16 markası da marka desteklerimizden yararlanıyor. Kimya sektöründe Bakanlığımızın öncülüğünde 13 ülkeye sektörel ticaret heyeti düzenledik ve alım heyetleri ile beraber 4 bin 500 ikili görüşme sağladık. Dijitalleşme konusunda da çok ciddi adımlar attık. Bunu yakinen takip eden ihracatçı birliklerimizden birisi de İKMİB oldu. İlk Sanal Ticaret Heyeti’mizi Latin Amerika’ya İKMİB gerçekleştirdi. İKMİB yönetimini yine ilk dijital ödül törenini ve ilk dijital ticaret heyetini düzenledikleri için ayrıca tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

İsmail Gülle: “Sektörün hedefi 20 milyar doların üzeri”

İlk defa dijital ortamda gerçekleştirilen 2019 İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’nin bir başlangıca vesile olacağını belirten Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, pandemi dönemindeki zorlu koşullara rağmen haziran ayı ihracat rakamlarının rekor düzeyde olduğunu ve bu sonucun yeni rekorların da habercisi olacağını ifade etti. İsmail Gülle, sözlerini şöyle sürdürdü: “İhracatçıların azmi ve kararlılığı zor olanı kolaylaştırdı ve engelleri yok etti. Olağanüstü koşullarda ihracatçılarımızın verdiği başarılı sınav, Türk ihracatının geleceğinin ne kadar da parlak olduğunun adeta bir nişanesidir. Salgın öncesi rakamların üzerine çıkmış, normalin de ötesindeki performansımıza başlamış durumdayız. Sayın Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan, bu zorlu dönemde ihracat ailesinin her türlü sorunu ile yakından ilgilendi. Pandemi sürecinde Ticaret Bakanlığımızın ihracat için attığı adımlar, inanıyorum ki gelecek dönem ihracatının altyapısını oluşturacaktır. Sayın Bakanımıza, ihracatı önceliğe alan yaklaşımı ve ihracat ailesine olan sonsuz destekleri hasebiyle şükranlarımı sunuyorum.”

Kimyevi maddeler sektörünün ihracattaki başarıya ciddi bir katkı sağladığını dile getiren İsmail Gülle, sözlerine şöyle devam etti: “Normalleşme sürecine geçtiğimiz ay içerisinde sektörümüz, yüzde 10,2’lik bir artışla 1,4 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek ‘yeni normalde, normalin de ötesinde’ dedi. Kimyevi maddeler sektörümüz, 2019 yılında en çok sayıda ülkeye ihracat yapan sektör oldu. Bu durum kimyevi maddeler sektöründe ihracatçılarımızın pazar çeşitlendirmesini başardığını gösteriyor. 2019 yılında tam 140 ülkeye kimyevi maddeler ihracatımız artış sergiledi. Bu başarının mimarları bugün aramızdalar. Ödül alan tüm ihracatçılarımıza üstün emeklerinden dolayı yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Bu başarıyı daha da ileriye taşımak bizlerin elinde. Kimyevi maddeler sektöründeki 163 ayrı 6’lı GTİP kodlu üründe ülkemiz ihracatçısı rekabet üstünlüğünü elinde bulunduruyor. Rekabetçi ürün yelpazesine sahip kimyevi maddeler sektörünün gücünü sahaya yansıtması Türk ihracatçısını rakiplerinden ayrıştıracak ana unsur olacaktır. Küresel ticarette bu denli düşüşün yaşandığı bir yılda dahi, sektörümüzün yıllık ihracatını 20 milyar dolar üzerine çıkarması en önemli hedefimiz. İhracatçılarımızın yoğun gayretleri, hükümetimizin destekleri, TİM olarak bizlerin ve birliğimizin çalışmaları ile bu başarıları yakalayacağımızdan eminiz.”

Adil Pelister: “İhracatın Yıldızları Ödülleri bizim gururumuz, ilk dijital ödül törenimizi yapmak da ayrı bir gurur vesilesi”

Bu yıl beşincisini düzenledikleri İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’ni pandemi dolayısıyla yeni normal olarak nitelendirilen şartlar altında yaptıklarını ifade eden İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’nin İKMİB’in gururu olduğunu vurguladı. Dijital imkanların kendilerine birtakım ilkleri de yaşattığına dikkat çeken Pelister, “Mayıs ayında ilk dijital ticaret heyeti organizasyonumuzu Kolombiya özelinde yapmıştık. Yine TİM çatısı altında ilk dijital ödül törenimizi de yapıyor olmak ayrı bir gurur vesilesi. Seçim manifestomuzun da ilk maddesi dijitalizm idi. O günden bugüne Ticaret Bakanlığımız ve TİM başkanlığımızla birlikte dijital dönüşümün içinde olduk, olmaya da devam edeceğiz. 2019 yılında gerek toplam ihracatta gerekse sektörel olarak kimya ihracatımızda rekorlar kırdık. Toplam ülke ihracatımız 180,5 milyar dolar, toplam kimya sektörü ihracatımız ise 2018 yılına göre yüzde 18.5 büyüyerek, ülkemizin toplam ihracatından yüzde 11.4 pay alarak 20,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2019 yılında kimya sektörü olarak büyük bir başarıya imza atarak, otomotiv sektörünün ardından yılı ikinci sırada tamamladık. Kimya sektörümüzdeki mamuller haricinde, diğer 27 sektöre hammadde ve yarı mamullerini de vererek en az bir o kadar daha katkı sağlıyoruz. 2019 yılında ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları, Brexit meselesi, İran ambargosu, Suriye savaşı gibi birçok sorun varken, biz yine de rekorlar kırdık. 2019 yılında ihracat rekorlarını kırmamızın yanı sıra, Ur-Ge heyetlerimiz, uluslararası fuar milli katılım organizasyonlarımız, satın alma heyetleri, markalaşmayı ve Ar-Ge’yi destekleyen yarışmalarımız gibi birçok faaliyet gerçekleştirdik. Dünyanın dört bir köşesinde ülkemizi ve sektörümüzü tanıttık, anlaşmalara imza attık, ürünlerimizi dünyaya sattık” dedi.

“Türkiye’de bir ilk olarak Kimya Teknoloji Merkezi kurma çalışmalarımız devam ediyor”

2020 yılı ile ilgili değerlendirmede bulunan Pelister, “2020 yılında kimya sektörü olarak 23 milyar dolar ihracat yapmayı hedeflemiştik ve bu rakamı yakalamak üzere birçok organizasyon planlamıştık. Ancak, Korona Pandemisi dolayısıyla bütün dünyayı kapsayan olağanüstü bir durum yaşandı ve halen de ne yazık ki yaşanmaya devam ediyor. Bu karmaşaya rağmen kimya sektörü olarak Haziran 2020 itibariyle 8 milyar 640 milyon dolarlık ihracat rakamını yakaladık. İhracatımız, Haziran ayında geçen aylara göre ciddi bir artış kaydetti. Önümüzdeki aylarda pozitif havanın artarak devam edeceğine ve geçen yılki 20 milyar dolarlık rakamı yakalayacağımıza dair inancımız tamdır. Aynı zamanda, finansmana erişimi kolaylaştırarak, üretim ve yatırımlarına devam etmek isteyen reel sektöre olan destekler devam ediyor. Birçok hayati kararları hızlıca alma iradesini gösterdiğinden dolayı, başta sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere saygıdeğer Ticaret Bakanımıza, kıymetli tüm bakanlarımıza, varlıklarını her daim hissettiğimiz kıymetli bürokratlarımıza şükranlarımı arz ediyorum. Artık yeni bir dünya kurulurken yüksek teknoloji içeren katma değerli ürün üretip ihraç edebilmeliyiz ve ölçek ekonomisi modellemesine geçmeliyiz. Bu noktada gerçek bir inovasyon ve bu yönde Araştırma Geliştirme desteklerini yeniden ele almalıyız. Bizler de İKMİB olarak “Kimya Teknoloji Merkezi” kurma çalışmalarımız ile bu konuya destek sağlayacağız. Bu merkezimizde; Akredite edilmiş laboratuarlar, dijital kütüphaneler, start-up alanları, konferans salonları ve alt sektörlerimizin ihtiyaçlarının karşılandığı dijital çözümler olacak. Bu yönleri ile böyle bir merkez Türkiye’mizde bir ilk olacak. Kimya teknoloji merkezi kurma girişimimizi destekleyen Ticaret Bakanımıza ayrıca teşekkürlerimi arz ederim” açıklamasını yaptı.

“2021 senesinde yeniden atağa geçeceğimize olan inancımız tamdır”

Kimya sektörünün 2030 yılına gelmeden Türkiye’nin ihracattaki en büyük sektörü olacağını söyleyen Pelister, şöyle konuştu: “Yeni dijital çağda, yüksek teknolojiye dayalı, dünya standartlarında üreterek büyümeyi görmek, sektörümüzde büyük bir heyecan yaratmaya devam edecektir. Pandemi sebebiyle kaybettiğimiz başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ekonomimizdeki hasarı sektörümüze ve ülkemize olan güvenimizle tamir edeceğimize, 2021 senesinde yeniden atağa geçeceğimize ve bu günleri atlatacağımıza olan inancımız tamdır. Çünkü ‘Biz Birlikte Güçlüyüz’. Dereceye girerek ödül alan ihracatın parlayan yıldızlarını gönülden tebrik ediyorum.”

İletişim Sektöründe En Kötüsü Geride Kaldı

Faselis’in açıkladığı verilere göre Mayıs ayında basın bülteni gönderim sayıları 2020 yılının en düşük düzeyinde kaldı. Önceki yılın aynı ayına göre %41, 2020’nin Ocak ayına göre %13.06 düşüş gösteren sayılar Haziran ayında düşük de olsa yükselme kaydetti.

Son bir yıldır ekonomide yaşanan durgunluğun üzerine gelen Covid-19 salgını İletişim sektörünü olumsuz etkilemeye devam ediyor. Medya veritabanı ve basın bülteni dağıtım konusunda Türkiye iletişim sektörünün en önemli hizmet sağlayıcısı Faselis’in açıkladığı

verilere göre Mayıs ayındaki basın bülteni dağıtımı geçtiğimiz yıla göre %41 bu yılın Ocak ayına göreyse %13.06’lık düşüşle dip yaptı. Haziran ayı ile birlikte ise sektörde bir hareketlenme gözlenmeye başladı.

İletişim sektörü açısından pek çok olumsuz faktörün bir araya gelmesi nedeniyle Mayıs ayında 2020’nin en düşük rakamlarının gerçekleştiğini söyleyen Faselis CEO’su Aydın Sün, yaptığı açıklamada “Mayıs ayında pek çok ilde yürürlükte olan hafta sonu sokağa çıkma yasakları Ramazan ayında her yıl yaşanan durgunlukla aynı döneme denk gelince iletişim faaliyetleri de dip yaptı. Yoğun iletişim yapan Perakende, Finans, Moda gibi sektörlerde bir hareketlenme görünse de yine yoğun iletişim yapan Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Hizmet ve Güzellik gibi sektörlerde düşüş devam etti. Toplamda ise Ocak ayına göre düşüş %13.06 oldu.”

Turizm’de toparlanma başladı

Covid-19’dan en yoğun etkilenen sektörlerin başında olan Turizm sektöründe, yaz sezonu etkisi ile bir toparlanmanın başladığı görünüyor. Turizm sektöründe faaliyet gösteren markalarının basın bülteni gönderimleri Nisan ayına göre Mayıs ayında %120, Haziran ayında ise %228 artış gösterdi.

Basın bülteninin gönderildiği kategoriler dikkate alındığında ise Mayıs ayında Sağlık kategorisinde gönderilen bültenlerin sayısında Nisan ayına göre %32 düşüş kaydedilirken Kültür Sanat kategorisinde bu rakam %25.45 olmuş. Tüm kategoriler dikkate alındığında ise düşüş oranı %18 düzeyinde. Haziran ayında toparlanmanın başladığını gözlemlediklerini belirten Aydın Sün, “Haziran ayında Mayıs ayına göre toplamda %11.63’lük bir artış görüyoruz. Bu artışta başı %29.66 ile Savunma kategorisi ve %23.22 ile Emlak – İnşaat kategorisi çekiyor” dedi.

Kamu ve Özel Sektör El Ele Verirse Türkiye Pandemi Krizini Fırsata Çevirebilir

İstanbul Ticaret Üniversitesi akademisyenlerinin Covid-19’a ilişkin hazırladığı yeni raporda, Türkiye’nin krizlere karşı artık dirençli olduğu, pandemi sürecinde de Avrupa’nın üretim üssü olmayı hedeflemesi gerektiği belirtiliyor. Bunun için kamu ve özel kesimin el-ele vererek akıl ve güç birliği yapması gerektiğine vurgu yapan raporda Covid-19 pandemisine karşı ve sonrasında alınacak tedbirleri belirlemek, koordine ve takip etmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı’nda ‘Pandemiye Karşı Önlemler, Planlama ve Koordinasyon Birimi’ oluşturulması da öneriliyor.

İstanbul Ticaret Üniversitesi akademisyenleri tarafından hazırlanan Covid-19 raporlarına bir yenisi daha eklendi. Prof. Dr. Yusuf Balcı ve Dr. Öğretim Üyesi Güldenur Çetin’in kaleme aldığı ‘Türkiye Ekonomisinde İstihdam ve Çalışma Hayatı Üzerindeki Etkileri’ başlıklı rapor, pandemi sebebiyle Türkiye ve dünya ekonomisinde meydana gelen hızlı ve köklü değişimleri, makroekonomik yapıdaki aksaklıkları ve sorunları ortaya koyarken, çözüm önerileri de sunuyor.

Raporda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin mevcut ekonomik yapılarının karşı karşıya kaldığı tehditlerin yanı sıra Türkiye ekonomisinin pandemi sonrası muhtemel durum tahlilleri yapılıyor.

TÜRKİYE KRİZLERDEN DERS ALDI

1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi, 1994 finans krizi ve 2001 krizinin, küresel krizlerle baş etmede Türkiye ekonomisi açısından birer ders niteliğinde olduğu belirtilen raporda, 2008 küresel kriz sonrası ekonomi gidişatı ve uygulanan politikaların bugün yaşanan pandeminin tetiklediği küresel kriz bakımından son derece önemli olduğu vurgulanıyor.

Raporda pandeminin maliyetini net olarak öngörmenin mümkün olmadığı belirtilerek, şu ifadeler kullanılıyor: “Ekonomik faaliyetlerin tamamıyla durmaması, ülke ekonomisi açısından bir avantaj teşkil etmekle beraber, kısmen yavaşlamasıyla da GSYİH açısından belirli oranda azalmanın kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün. Özellikle üretim sürecinin devamlılığının sağlanması üzerine atılan adımlar, üreticiyi desteklemek üzere alınan kararlar bu noktada önem arz ediyor.”

FIRSATA ÇEVRİLEBİLİR Mİ?

Her krizin ortaya çıkardığı ağır sorunların yanında fırsatlar sunduğuna da işaret edilen raporda, şu önerilerde bulunuluyor: “Pandemi sonrası oluşacak yeni ekonomide ve çalışma hayatında gelir ve istihdam kayıpları olmaması hedefinin yanında, Türkiye’nin bütün dünyanın yaşadığı bu krizden avantajlı çıkabilmesi için kamu ve özel kesim el-ele vererek akıl ve güç birliği yapmalı. Türkiye bu noktada Avrupa’nın ve bölgenin üretim üssü olmayı hedeflemeli.”

Türkiye’nin salgına daha geç yakalanması ve salgının ülkeye gelişine kadar geçen sürenin sağlık sektörü açısından hazırlanma süreci olarak değerlendirilmesinin diğer ülkelere nazaran daha avantajlı hale gelinmesini sağladığı belirtilirken salgın yayılım hızının düşük olması ve kontrollü ilerlemesinin sağlanması sayesinde ekonomik hayatı tamamen durdurmadan salgınla mücadele edildiği kaydediliyor.

Raporda salgın döneminde yapılan kamu harcamalarının tolere edilebileceğinin altı çizilirken, özel sektöre de bazı kolaylıklar sağlanması gerektiği şu sözlerle vurgulanıyor: “Özel sektör açısından da hızlı bir tedbir ve uygulama sürecine girilmeli. Özellikle internetten satış ve faaliyet alanına sahip olmayan işletmelerin bu süreçten zarar görmeden ya da tam anlamıyla kapanma yoluna girmeden çıkabilmeleri açısından online platformlarda varlık göstermelerine yönelik bir dizi düzenleme yapmaları ve hızla uygulamaya geçmeleri gerekiyor.”

İŞSİZLİK SORUNU DOĞABİLİR

Türkiye’nin son birkaç yılda yükselme eğilimi gösteren işsizlik oranında genel artış ve özelde de yüksek genç işsizlik oranlarıyla böyle bir küresel krize girmesinin krizin olumsuz etkilerini arttırabileceği uyarısı yapılıyor. Çalışmada Türkiye’nin 2019 sonu itibarıyla OECD ülkeleri arasında genel işsizlik oranında Yunanistan ve İspanya’nın ardından üçüncü, genç işsizlik oranında da Yunanistan, İspanya ve İtalya’nın ardında dördüncü sırada yer aldığı hatırlatılıyor ve şu uyarı yapılıyor:

“Türkiye’de genel işsizlik oranının yüksek olmasının yanında, Türkiye’nin gelişmiş ekonomilere göre genç bir nüfus yapısına sahip olması da dikkate alındığında, işini kaybetme riskini nispi olarak daha fazla taşıyan, her şeyden önce iş piyasasına girerek bazı dezavantajlara sahip olan genç işgücünün yaşadığımız süreçte, özellikle önümüzdeki dönemde durumunun ciddiyet arz ettiğine şüphe bulunmamaktadır.”

İşsizlikle mücadele için alınan tedbirlere de değinilen raporda ücretsiz izin döneminde çalışanlara İşsizlik Sigortası Fonu’ndan günlük 39,24 TL ödeme yapılması ve kısa çalışma ödeneğinin önemli tedbirler olduğu vurgulanıyor.

TEDBİRLER VE ÇÖZÜMLER

Pandemi sebebiyle oluşan krize karşı alınacak tedbirlere ve sunulacak çözümlere de değinilen raporda, bu süreçte kamu kesiminin özellikle sağlık ve sosyal güvenlik alanlarındaki öneminin daha iyi anlaşıldığının altı çiziliyor. Raporda, kamunun alması gereken tedbirler konusunda şu önerilerde bulunuluyor: “Covid-19 pandemisine karşı ve sonrasında alınacak tedbirleri belirlemek, koordine ve takip etmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı’nda ‘Pandemiye Karşı Önlemler, Planlama ve Koordinasyon Birimi oluşturulmalı. Ayrıca ‘Pandemi Sonrası Ekonomik Yapılanmaya İlişkin Tedbirler’ konulu bir Cumhurbaşkanlığı Genelgesi de yayınlanmalı. Hijyen ve istihdam gibi konuları da içerecek bu genelge, tüm bakanlıklara, kanunla kurulmuş kamu kurum ve kuruluşlarına ve meslek örgütlerine, tüm ilgili kesimlere şamil olacaktır.”

Kamunun düzenleyici rolüne ilave olarak denetleyici rolüne de atıfta bulunulan raporda, “Önümüzdeki dönemde önemi çok daha artacak denetim, tarafların, ilgili kesimlerin, işverenlerin, çalışanların ve özellikle meslek kuruluşlarının da katılımıyla konunun eğitici boyutunu öne çıkararak gerçekleştirilmeli. Bu alanlarda gerekli normlar ve standartlar, birincil ve ikincil yasal düzenlemeler yapılmalı” önerilerinde bulunuluyor.

Gelişmiş Analitik Araçları ile İlaç Üretiminde ‘Mükemmellik’ Yakın

Pharmaceutical Industry
Portrait of young female scientist holding petri dish while working on research in medical laboratory

Yeni bir ilaç geliştirilmesindeki safhaları hızlandıran ve üreticilerin doğru ilaç tercihini yapmasını kolaylaştıran kestirimci analitik, her geçen gün daha çok tercih ediliyor. Software AG’nin gelişmiş analitik çözümleri, anomali değerlendirmelerinin kolayca yapılmasını sağlarken, toplam operasyonel performansı da artırıyor.

İlaç sektöründeki çalışmalar, büyük ölçüde, bilim insanlarının araştırmalarının klinik deneyler gibi aşamalarla veriye dökülmesini içeriyor. En iyi ve en sağlıklı sonuca ulaşmak için araştırmaların ve deneylerin, birçok kez gerçekleştirilebilmesi gerekebiliyor. Bu da, hem toplam süreyi uzatıyor hem de ciddi bir maliyet anlamına geliyor.

Ürün geliştirme anlamında birçok sektörden fazla zorluğa sahip olan ilaç sektörü, son yıllarda biyoistatistik uzmanları sayesinde veriye dayalı çalışmalara ağırlık veriyor. Büyük veri ve analitik gibi teknolojiler ise ilaç sektörüne diğer sektörlerde olduğundan daha fazla katkı sağlamayı vaat ediyor.

TrendMiner ile ilaç üretim süresi ve maliyetleri düşüyor

Konu hakkında konuşan Software AG Türkiye ve Katar Satış Öncesi Müdürü Deniz Pazarcıoğlu, “İlaç şirketleri, toplum ve bireylerin sağlığını tehdit eden hastalıkları önleyebilmek için sıkı bir şekilde çalışıyorlar. Ancak çalışmaların uzun ve maliyetli olması, birçok hastalığa çare bulunmasının önünde engel teşkil ediyor. Oysa, araştırmalardan başlayarak üretime kadar olan tüm süreçlerde Büyük veri teknolojisinden, kestirimci ve self servis analitik tekniklerinden faydalanmak mümkün. Doğru araçlar, ilaç şirketlerine çok sayıda seçeneği hızlı bir şekilde test etmeyi, verilerden öngörüler ve tahminler çıkartmayı, dolayısıyla da daha etkili ve hızlı sonuç almayı sağlıyor” dedi.

Software AG’nin TrendMiner çözümü, kısa süre önce tanıtılan R1 sürümü sayesinde yazılım sensörleri yaratarak iç içe hesaplamaların önünü açıyor. Çok sayıda formüldeki birbiriyle bağlı parametreleri birleştirerek fiziksel algılayıcıların yapamadığını yapan sensörler, süreç performansı ve ürün kalitesini artırıyor. Bu süreç, verinin özgürleştirilmesi, diğer bir deyişle veri bilimcisi bağımlı olmayarak, bünyesinde veri bilimcisi barındırmayan kurumlarda ilgili veri sahibi mühendisin, analitik modelleme bilgisine sahip olmadan ve Bilgi Teknolojileri Bölümü’ne bağımlı olmadan, kendi verilerini yorumlayabilmesini ve analiz edebilmesi kolaylığını da getiriyor.

İlaç sektörüne yılda 100 milyar dolardan fazla değer sağlayabilir

İlaç endüstrisine Büyük Veri’nin yapabileceği katkıları değerlendiren Software AG Türkiye ve Katar Satış Öncesi Müdürü Deniz Pazarcıoğlu, “Büyük Veri, ilaç ve medikal cihaz sektörüne her yıl 100 milyar doların üzerinde değer katabiliyor. Kestirimci analitik çalışmaları, pazara sürülmesi ortalama 13 yıl süren bir bileşiğin 3 ila 5 yıl daha kısa sürede hazırlanabilmesini mümkün kılıyor” ifadelerini kullandı.

Analitik uygulamaları, ilaç test aşamalarında güvenliği de artırıyor. Gerçek zamanlı veri toplama ve değerlendirme özelliği, klinik bir deneydeki yan etkilerin ya da ilaç etkisindeki düşüşlerin öngörülebilmesini sağlıyor.

Enerji, kamu hizmetleri, gıda işleme, metal ve madencilik sektörlerinin yanı sıra, ilaç sektörüne de önemli bir katkı sağlayan TrendMiner, operasyonel performansı izleyip analiz etmenin yanında, tahminler ortaya koyabiliyor. Çözüm, içerisinde yer alan genişletilmiş zaman serisi ve bağlam analitiği ile anomali değerlendirmelerini de hızlandırıyor.

SoftwareAG, sağlık sektörü için kapsamlı dijital dönüşüm çözümleri sunuyor

Dijital dönüşüm, sağlık sektöründe inovasyon yaratmanın anahtarı olarak görülüyor. Sağlık uzmanlarının çalışma kapsamını genişleten, yeni nesil medikal cihazlar üretilmesini sağlayan, farklı konumlardaki uzmanları bir araya getiren, sağlık hizmetinin kalitesini ve olanaklarını artıran bu çözümler, SoftwareAG tarafından entegrasyon, API, Nesnelerin İnterneti, analitik ve iş dönüşümü başlıklarında ele alınıyor.

Sağlık sektörüne verimlilik, maliyet, gelir ve risk yönetimi çözümleri sunan Software AG, planlama, yönetişim, görünürlük, veri siloları, bağlanabilirlik, uygulama geliştirme, gerçek zamanlı yanıt, kompleks olay yönetimi, akan veri analitiği, kestirimci analitik, endüstriyel self servis analitik gibi kapsamlı dijital dönüşüm çözümleriyle bu alanda en çok karşılaşılan zorlukları da ortadan kaldırıyor.

Kobiler için Fark Yaratmanın İlk Şartı: Dijitalleşme

Kobiler için Fark Yaratmanın İlk Şartı: Dijitalleşme

2020 yılı ile birlikte dijital pazarlama eğilimlerinin değişmesi beklenen bir öngörü iken, pandemi dönemi firmaların dijitalleşme sürecini senenin ilk aylarına kadar çekmiş bulundu. Pandemi döneminde, bu döneme dek dijitale inancı düşük olan kitlelerde ve pazarlarda bir uyanış gerçekleşmiş durumda. Tüm dünyada birçok firma özellikle de KOBİ’ler, dijital pazarlama yöntemleri arasında daha az gündeme aldıkları e-posta pazarlama ve site üstü araçlar gibi modüler fakat etkili pazarlama araçlarının önemini daha net kavradılar.

Sektörde bağımsız şekilde internet üzerinden ürün ve hizmetlerini pazarlamak isteyen küçük işletmeler için kritik bir fırsatlar serisi oluştuğunu ve dijital pazarlamanın doğru kullanıldığı takdirde işletmelerin işlerini büyütme potansiyeli çok büyük olan yegane unsuru olduğunu söyleyen Entegre Dijital Pazarlama Platformu Setrow Genel Müdürü Turgut Taneli, KOBİ’lerin dijital pazarlamayı daha etkin kullanmaları konusunda önemli açıklamalarda ve tavsiyelerde bulundu.

Pandemiyle birlikte artan dijital dönüşüm süreci

“E-posta pazarlamanın yıllar içerisindeki gelişiminin yanı sıra ve getirilen kişisel verilerin korunması kanunu ile birlikte, kişilerin kendi rızaları doğrultusunda bülten almayı kabul etmelerinin etkisi de firma ve markaların kişilerle birebir temas etmek adına dijital pazarlama süreçlerine e-posta pazarlamayı dahil etmelerini sağladı. Bu durum sürdürülebilir olmaya devam edecektir. Artık rastgele ve kişilerin davranışlarına yönelik çok bilinen reklam mecralarından ziyade markalar, bildikleri ve sadık müşteri kazanımlarına hitap etmek, onların alış verişlerinden duyacağı memnuniyeti arttırmak, yeni müşteriler kazanmak ve markalarını daha görünür bir hale getirmek için bütçelerini değerlendirmekten yanalar. Aynı zamanda KOBİ’ler için dijital pazarlama platformlarının daha kolay erişebileceği, maliyet dengesinin biraz daha önde olduğu paketler üretilmesi gerektiğini de bizlere gösterdi. Biz de bu yönde gerekli aksiyonlarımız aldık ve almaya devam ediyoruz.” diyen Setrow Genel Müdürü Turgut Tanelie-posta pazarlama araçlarının yanı sıra web site ziyaretçilerine yönelik kampanya bildirimlerinin gerçekleştirilebileceği, akıllı anketlere verilen cevaplar doğrultusunda senaryoların kurulabileceği pazarlama araçlarının markalar tarafından maksimum performans ile kullanılmasını hedeflediklerini ekledi.

KOBİ’ler için fark yaratmanın ilk adımı: Dijitalleşme

KOBİ’lerin yeni dünya düzenine adaptasyonu için dijital dönüşüm şart. Bunu söylemiş olmak için konvansiyonel ticaret adımlarını elbette ki oturtmuş olmak lazım. Dijital demek işi kolaylaştırmak ve yaymak demek, çok karmaşık değil. Coğrafi sınırlara bağlı kalmaksızın, strateji olarak satmak istediğiniz ürünleri ileri sürmenin en kolay yolu dijital. Öte yandan, ihtiyaç sahibi alıcıların ürünleri veya hizmetleri ne olursa olsun ilk arama noktası da dijital. Basit başlangıçlar ile tüm bunları yakalamanın mümkün olduğunu ifade eden Turgut Taneli, pandemi süreci başlangıcından itibaren dijitale olan dönüşte marka ve firmaların daima yanlarında olduğunu gösteren çözüm önerileri ürettiklerini sözlerine ekledi.

KOBİ’lere tavsiyeler

KOBİ’lere dijitalleşme sürecinde ilk olarak, görevi sadece dijitali ele almak ve idare etmek olan doğru kadroyu kurmalarını öneren Turgut Taneli ”Ülkemiz bu konuda Avrupa ükelerine göre dahi daha iyi durumda. Genç ve konuya hakim çok aday var. Dinamik ve aktif eller üzerinde yönetilmesi gereken bir süreçtir dijital. Bu nedenle ilk sorun personel ve istihdam. İkincisi ise, bilgi düzeyinin azlığı. Biz “Müşterini Tanı” felsefesine bağlı olarak, bu kategorideki firmalar için özel ve firma segmentine göre sınıflandırılmış satış sonrası ekipler ile proaktif dijital eğitim ve pazarlama desteği veriyoruz. Üçüncü olarak tüm start-up ve KOBİ’lere sabırlı olmalarını önerebilirim. Akdeniz insanının çabuk sonuca ulaşma isteği bu noktada da karşımıza çıkan bir husus. Firmalar adım adım ilerlenmesi gerektiğini bilmeli. Ürünleri sadece pazar yerlerine koyarak değil aynı zamanda kendi dijitallerini oluşturarak dijital pazarlamanın güçlü bir neden olduğunu bilmeleri de kritik önem taşıyor.” dedi.

İhracatın Finansmanı – V

TRANSİT TİCARETİN FİNANSMANI

TRANSİT TİCARET NEDİR?

Transit ticaret;

  • Yurt dışında veya serbest bölgelerde yerleşik bir firmadan ya da,
  • Gümrüklü antrepodan satın alınan malın ülkemiz üzerinden transit olarak veya,
  • Doğrudan doğruya yurt dışında veya,
  • Serbest bölgede yerleşik bir firmaya ya da,
  • Gümrüklü antrepoda satılmasıdır.

Transit ticarette esas olan yurdumuza ithal edilip satılması değil, bir ülkeden satın alınan malların yurdumuz üzerinden üçüncü bir ülkeye satılmasıdır. Transit ticaret amacıyla işlem gören malların ülkemizde satılması söz konusu değildir. Transit ticarette alış ve satış bedelleri arasında lehte fark olması esas olmalıdır.

Transit ticarette bir mal bir ülkeden alınıp ülkemiz üzerinden üçüncü bir ülkeye gönderilir;

Veya bir ülkeden satın alınan mallar ülkemiz sınırlarına girmeden direk olarak üçüncü bir ülkeye satılabilir.

Özetlemeye çalıştığım transit ticarette;

  • Hem ithalat,
  • Hem de ihracat

işlemi vardır.

TRANSİT TİCARETİN FİNANSMAN İHTİYACI

Nasıl ki ihracatın finansmanı için bankalar kredi kullandırıyorsa, transit ticaretin finansmanı için de kredi kullandırmaları mümkündür. Zira transit ticaret işleminde ihracatın yapılabilmesi için bir ithalat işlemi vardır. Olaya salt bir ithalat işlemi olarak değil, ihracatın transit ticaret esasına göre yapıldığını düşünmeliyiz. Buradaki finansman ihtiyacı şu şekilde oluşur ve bankalardan bu finansman ihtiyacı için kredi kullanımı yapılır;

Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilecek transit ticaretin finansmanı amacıyla bankalarca döviz kredisi açılması mümkündür. Transit ticaret tacirince satış bedeli henüz tahsil edilmeden alış bedelinin transferinde kullanılmak üzere, bankalar tarafından alış tutarı kadar döviz kredisi kullandırılabilir.

Satış bedeli tahsil edilmiş ise finansman ihtiyacı kalmayacağından, satış bedelinin tahsil edilmemiş olması (bu konuda firmanın yazılı beyanı alınacaktır) gerekmektedir.

Kredinin kullandırılması sırasında

  1. Kredi kullandıran banka tarafından bir defaya mahsus olmak üzere transit ticaret yapacak firmanın vergi kimlik numarasını gösterir vergi dairesinden alınan belge veya onaylı fotokopisi ile Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi aslı veya onaylı fotokopisi
  2. Alım ve satım sözleşmesi veya alış ve satışa ilişkin fatura

aranılacaktır.

Transit ticaret bir çeşit ihracattır. İhraç konusu mallar ülkemizden değil, bir başka ülkeden satın alınmakta ve üçüncü bir ülkeye satılmaktadır. Ticari bankaların transit ticaretin finansmanı için kredi kullandırmaları mümkündür. Ancak Türk Eximbank kaynaklı kredilerin transit ticaretin finansmanı için kullanılması mümkün bulunmamaktadır.

Neden dersiniz?

PERYÖN Başkanı Berna Öztınaz: “Normalleşme Sürecinde Uyum Sağlamayı Başaranlar Kazanacak”

PERYÖN Başkanı Berna Öztınaz: “Normalleşme Sürecinde Uyum Sağlamayı Başaranlar Kazanacak”

Türkiye’de şimdi ve gelecek için daha iyi bir çalışma yaşamına liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Berna Öztınaz, pandemi sonrasında iş dünyasının nasıl şekilleneceğine dikkat çekti. Sadece uzaktan çalışma değil, farklı iş modellerine de hazırlıklı olunması gerektiğine değinen Öztınaz’a göre sürecin kurumlar üzerindeki gerçek etkisini görebilmek için en az altı ay beklemek gerekecek…

Pandemi döneminde aldıkları önlemlerle adeta yeni bir kolektif bilinç yaratan kurumlar için normalleşme süreci başladı. Ancak iş dünyasının salgın ile sınavı hala devam ediyor. Zira farklı çalışma modelleri, ekip ilişkileri, iş-yaşam dengesi ve kurumların süreç içinde edindiği rol, normalleşme reçetesinin başarı oranını etkiliyor.

Yeni dönem için şirketlerin farklı hamleler yapmaya başladığını anlatan PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Berna Öztınaz’a göre pandemi sınavının iş dünyasına ve ekonomiye yönelik sonuçlarını kısa dönemde önce anlamak zor olacak.

Öztınaz; “Yaşadığımız süreçte çözüm üretmek için kolektif çabalara ihtiyacımız var. COVID-19 bir kriz durumunda hep birlikte nasıl hareket edebildiğimizi test etti. Bu sebeple PERYÖN olarak kurumsal tecrübelerimizle elimizdeki bilgileri süzmeye ve tarafları en doğru şekilde bilgilendirmeye çalışıyoruz. Ancak sürecin iş dünyası üzerindeki etkilerini anlamak zamanımızı alacak” dedi.

Kurumların ihtiyacı: Yetkinlik…

Mevcut dönemde hızlı karar alan ve çevik davranan kurumların başarılı olduğuna, bu hareket kabiliyetini kazanmak içinse insan kaynakları uzmanlarına önemli görevler düştüğüne değinen Öztınaz, “Sıklıkla Darwin’i andığımız günler yaşıyoruz. Normalleşme sürecinde güçlü ya da en büyük kurumlar değil, en çok uyum sağlayanlar dönemi az zararla atlatacak, belki de yeni fırsatlar bulacak. Bu nedenle belirsizlik ortamlarında yönetmeye ve sonuç almaya yetkin kişilere olan ihtiyaç artıyor. Yatırım yapılacak, aranan özellikler arasında ise; girişimcilik, doğru analiz yeteneği, karmaşık problem çözme kabiliyeti ve empati, çeviklik, uyum gösterme gibi konular öne çıkıyor. İş geliştirme yetkinliği ve kurum içi girişimcilik dikkat çeken diğer yetkinlikler arasında sayılabilir” dedi.

Salgın döneminin iş dünyasına olan en büyük miraslarından birinin uzaktan çalışma modeli olacağını anlatan Öztınaz, “COVID-19’dan önce iş dünyasında yapılan araştırmalar geleneksel çalışma yöntemlerinin gelecekteki iş modellerine cevap vermediğini bize gösteriyordu. Salgın döneminin bize en büyük mirası olan uzaktan çalışma modeli önümüzdeki süreçte; çalışan deneyimi, performans, kariyer, şirket kültürü gibi pek çok kavrama dokunacak ve değiştirecek” dedi.

Mevcut koşullarda uygulanan uzaktan çalışma modelinin yanlış anlaşılmaması gerektiğini de anlatan Öztınaz, “Şu andaki şartları geleceğin modeli ile karıştırmamamız gerekiyor. Hali hazırda global bir kriz yönetimi yapıyoruz. Uzaktan çalışmak; sınırsız mesai saati, gece yarılarına dek her maile cevap vermek ya da yoğunluktan yemek bile yiyememek demek değildir. Odaklanmamız gereken asıl konu; değişimin başladığı ve farklı çalışma modellerinin önümüzdeki dönemin bir gerçeği olduğudur” dedi.

“Zor bir sürece giriyoruz…”

İş dünyasının zor bir sürece girdiğine değinen Öztınaz; “Gelecek aylar iş dünyası için maalesef zor olacak. Çünkü önümüzde bir resesyon var. Yaratıcı olmak zorundayız. STK’lar ve kurumlar olarak yeni çalışma yöntemlerine alışmamız, adaptasyonu kolaylaştırıcı rol oynamamız, konunun yasal mevzuatı ile ilgili altyapıların hazırlanmasını sağlamamız gerekiyor. Çünkü hibrit çalışma modellerinin hayata geçmesi an meselesi” dedi.

Pandemi döneminin kurumları üç farklı tipe ayırdığını anlatan Öztınaz, “Pandemiyi nasıl yaşadığımız şirketin liderlik olgunluğuna, coğrafyasına, sektörüne, yaşam döngüsünün neresinde olduğuna göre de değişti. Şirketlerin pandemi savaşını yaptıkları işe göre 3 kategoride görüyorum. Bunlardan ilki; krizin başlaması ile keskin bir talep düşüşü ve gelir kaybı yaşayan şirketler. Bu şirketler, hayatta kalmaya odaklandı. Kemik kadrolarına çekilerek işlerini sürdürmek için mücadele ettiler. İkinci tip şirketlerse nispeten finansalları güçlü, yaptıkları iş sekteye uğrasa da iş devamlılığından fazla endişe duymayan şirketler. Rekabetten ve fırsat kaybından endişe etseler de hayatta kalma kaygısını kısa dönemde yaşamayan şirketler. Bu kurumların çalışanlarına odaklanmaya imkanı ve isteği oldu. Ekiplerin fiziksel ve mental sağlıkları için anlamlı uygulamalar hayata geçirdiler. Atölyeler gerçekleştirildi, evden çalışma sürecinin nasıl olacağına dair eğitimler verildi, kitler dağıtıldı. Dönemi iyi değerlendiren bu kurumların geleceğin iş dünyası için çalışmalar yapma şansı bile oldu” dedi.

Son grupta ise her şeye rağmen sahada kalması gereken ve ciddi bir talep artışını yönetmek zorunda kalan sağlık ve gıda gibi şirketlerinin bulunduğuna değinen Öztınaz, “Bu kurumlar hem çalışan ve yöneticilerini motive etmek hem de işlerini sürdürmek zorunda kaldılar. Bütün bunları yaparken de artan taleplere cevap vermek için çalıştılar. Kötü örnekler olmuş olsa da büyük çoğunluğu başarılı bir şekilde çalışmalarını gerçekleştirdi” dedi.

Yanılan liderler var…

Uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin ömrünü pandemiye bağlayan ve çalışanlarını eskisi gibi ofiste görmek isteyen liderler olduğunu belirten Öztınaz, önümüzdeki dönemde iş yaşamında olacak muhtemel değişimlerin de altını çizdi. Öztınaz: “İçerisinde geçtiğimiz dönem farklı çalışma modellerinin doğru yönetilmesinin maliyet konusunda da karlı olduğunu ortaya koydu. Her şey eskisi gibi olmayacak belki ama tamamen de değişmeyecek. Çalışanların belli bir bölümü ofisten çalışırken belli bir kısmı uzaktan çalışmaya devam edecek. Bu hem maliyet yönetimi hem jenerasyonların beklentisi hem de sürdürülebilirlik açısından talep edilecek.”

Öztınaz: “Yaratıcılığın ön plana çıktığı bir döneme giriyoruz. Anlam arayışı giderek önem kazanıyor. Özellikle yetenekleri bünyesinde tutabilmek için şirketlerin anlam sunabilmesi, çalışanın hangi resmin parçası olduğunu gösterebilmesi gerekiyor. İK profesyonellerinin her şeyden önce şirketin iş gerçeklerini çok iyi öğrenmeleri, samimi bir merakla, akıllı bir öğrenme stratejisiyle, değişim cesaretini birleştirebilmeleri lazım. Pandemin pek çok açıdan travma yarattığını unutmayalım. Yaşananların çalışanların üzerinde de kalıcı izler bıraktığı malum. Bu nedenle şirket yöneticilerinin ilk başta çalışanlarını anlaması ve sürecin onlara yaşattığı değişimi kavrayabilmesi önemli. Bunun için de şirketlerin liderlerine ve kendi öğrenmelerine yatırım yapması, ortak akıl platformlarında yer alması ve değişimi destekleyip kucaklaması gerekecek.”

Özgün ve Doğru Kararlar Alma Üzerine

Karar mekanizması konumundaki yöneticilerin önemli kısmı iş yoğunluğu, stres ve hedef baskısı içerisinde kendileri ve şirketleri adına farklı bakış açılarıyla değerlendirmeler yapıp özgün kararlar alma ihtiyacı hissederler. Etkin ve yaratıcı düşünüp doğru kararlar almayı, etkili bir zaman yönetimi uygulayıp özel ve sosyal yaşamlarına zaman ayırabilmeyi, üst seviyede performans sergilemeyi ve gerçek liderlik potansiyellerini açığa çıkarmayı arzularlar.

Gerekli durumlarda da çoğu zaman yakın çevresindekilerle değerlendirme ve görüş alışverişlerinde bulunurlar. Ve bu değerlendirmeler çoğu zaman belirli bir noktaya atılan çapa etrafında daireler çizmekle sonuçlanır. Bu çapa, projeksiyonlar, benzer durumlar, iyi ve kötü örnekler, önceki kararlar ve öğrenilmiş çaresizlikler vb.den biri olabilir. Ama konuya yönelik bambaşka bir yaklaşım sergilenmesi nadiren görülür.

Sonra biri çıkar ve daha önce kimsenin düşünemediği bir fikirle gelir. Cep telefonu teknolojisi rüzgârına kapılmayıp, ürüne “akıllı telefon” diye bambaşka bir açıdan bakan biri mesela. Bir kaç yıl önce cep telefonlarının hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmeye başladığı dönemlerde büyük teknoloji şirketleri bu telefonları nasıl daha fazla geliştirebiliriz diye düşünürken, biri çıktı ve konuya bambaşka bir açıdan yaklaştı. Akıllı telefon adı verilen bu yeni ürün, o güne kadar bilinen cep telefonlarını, teknoloji müzelerine gönderdi. Çünkü o, diğer şirket yöneticileri gibi eski kararlara çapa atmamıştı, tamamen özgün ve bağımsız düşünüyordu.

İşte biz profesyonel koçlar, liderlerin kendilerinin gizli güçlerini fark edip harekete geçirmelerine ve kendi akıntılarını yaratmalarına yardımcı olan profesyonelleriz.

Üstelik, koçun, danışanın faaliyet gösterdiği sektörde uzman olması da gerekmez. Aksine koçun, o sektörü bilmemesi çoğu zaman koç-danışan çalışmasının en güçlü yanıdır ve büyük fayda yaratır. 1970’lerin başlarında Timothy Gallway ve Sir John Whitmore, koçluğu İngiltere’de Tenis ve Futbol alanında kullanıyorlardı. Tenis koçluğu için talep çokken, futbol koçluğu için müşterinin olmadığı bir gün, futbol koçlarına tenis koçu formaları giydirip sahaya sürdüler. Ve sonuç şaşkınlık vericiydi: Çünkü hiç tenis bilmeyen bu tenis koçlarının, tenis uzmanı koçlara göre, sporcunun gelişimi açısından çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını gördüler. Tenis sporu geçmişi olan koçlar, sporcuların tekniklerini geliştirmeye çalışıyorlardı. Ama bu sporu hiç bilmeyen koçlar bilgi, tecrübe ve teknik paylaşımı yerine, zihinleri provoke edici güçlü sorularla sporcunun kendi sorunu karşısında yaratıcı yönünü ortaya çıkarmasını, spontane çözümler üretmesini sağlıyorlardı ([1]). Öğrenilmiş çaresizlik kalıplarıyla düşünülmeyen, kişiye özel çözümlerin üretildiği, kişinin kendi potansiyelini keşfettiği, özgüvenin ve performansın en üst seviyeye yükseldiği etkili bir süreçti bu.

Ardından bu yeni metodolojinin sadece sporda değil, iş dünyasında ve hatta hayatın her alanında kolaylıkla kullanılabileceğini fark etmeleri uzun sürmedi.

Bugün Avrupa ve Amerika’da başarılı liderler, uzun zamandır profesyonel koçlarla çalışmakta, düzenli olarak hizmet almaktadır. Bu da onların akıntıya kapılmadan doğru ve başarılı kararlar almalarının en önemli sebeplerinden biridir. Çünkü liderler de, her insan gibi irili ufaklı kararlar alırken önceki kararlarının, koşulların, kendi düşünme mekanizmalarının, duygularının ve genel kabullenmelerin etkisinde kalıyor. Bir insanın günde yaklaşık 200 kadar karar aldığı ve bu kararların %80’inin de bu etkiler altında kaldığı düşünülünce konunun önemi daha da belirginleşmiyor mu?

[1] Sir John Whitmore, Performans İçin Koçluk, Paloma Yayınları, Ankara 2017 (5. Baskı)

Reklamın Pazarlaması Olmaz. Reklam, Satışları Canlandırmak İçin Yapılır

İşletmeler reklamlarını topluma entegre ederken, Reklamın Pazarlaması Olmaz, Reklam Satışları Canlandırmak İçin Yapılır sözünden hareketle, toplum bireylerinin algılarında iz 274bırakmak için yapılmaktadır.

Toplumları oluşturan bireyler dünyaya gelip ilk adım attıklarında, ilk önce çevrelerini incelerler ve tanımaya çalışırlar. (Çevre Analizi)

Her birey yaşama ilk tutunduğunda bencildir. Alt beyni hayatta kalmaya programlı, temel gereksinimleri olan biyolojik ihtiyaçlarını tatmin etme güdüsüne sahiptir.

Bireyler öncelikle kendi ihtiyaçlarını giderme güdüsüne sahip oldukları için kendi istek ve ihtiyaçlarını tatmin etmek, bireysel özelliklerini kullanarak hayati ihtiyaçlarını gidermek isteyeceklerdir. (Pazarlama Döngüsü)

Bir işletmenin marka olabilmesi ve toplum nezlinde bir değer yaratabilmesi için toplum ihtiyaçlarına uygun; ürün ve hizmet üretebilmesi, ürün ve ürünün temel özelliklerinde kalite barındırması ve bireylerin algısında seçicilik oluşturması ile mümkündür.

Marka, zaman sürecinde minunmum 10 senelik bir geçmişe sahip olması, günümüze kadar birçok negatif süreçleri atlatarak sürdürülebilir çalışmalar ile geleceğe yönelik planlar yapması, toplumu oluşturan; müşteri ve tüketici nezlinde bir faydaya ve itibara sahip olması gerekmektedir.

Reklam, toplumda oluşmuş marka değerini insan algısında yeniden konumlandırarak satınalma dürtüsünü harekete geçirmek için yapılır.

Yapılanma;

  • Ürün ve Hizmet de Re-Marketing,
  • Global ve Yerel Pazarda Sürdürülebilirlik,
  • Tutundurmayı Güçlendirmek,
  • Omnichanel Yönetimi,
  • BPİ ile İnteraktif Çeşitlilik Oluşturmak,
  • Ürün ve Hizmet Gruplarını Segmente Edebilmek,
  • Toplum Bilincinde Algıda Seçicilik Oluşturmak,
  • Yeni Medyayı Etkileşim Odaklı Kullanabilmek,
  • Teknolojik Gelişmelerden Faydalanmak,

Reklam Pazarlama Politikası aracı değildir.

Tutundurmayı teşvik edici özelliklere sahiptir.

İşletmelerde;

  • Pazarlama Departmanı,
  • Satış Departmanı,

yer alır.

Satış departmanı tutundurmadan sorumludur.

Global firmalar, şirket politikaları gereği yeni medyada reklam çalışması yapmaya; ihtiyaç duymazlar veya istekli değillerdir.

Şirketler yılda bir kez yeni medyada potansiyel hedef kitlesine; düşündürücü veya etki uyandırıcı reklam stratejileri uygulayarak algıda seçiciliği arttırırlar.

Teknolojik Stratejik Gelişmeler,

  • Web Sayfası Yaşanmış Müşteri Deneyimi,
  • Hologram,
  • Arttırılmış Sanal Gerçeklik,
  • Yapay Zeka,
  • Chatbot Tutundurma,
  • Kullanıcı Deneyimi Yönetimi (UXM),
  • Stratejik Pazarlama Yöntemleri,
  • Sürdürülebilir Dijital Alışkanlık Yönetimi,
  • Konumlandırılmış Müşteri ve Tüketici Deneyimi (SCCM),
  • İsteğe Odaklı Reklam,

Reklam Türleri,

  • Geleneksel Reklamlar,
  • Ticari Reklamlar,
  • Mevsimsel Reklamlar,
  • İtibari Reklamlar,
  • Dijital Reklamlar,
  • Teknolojik reklamlar,
  • Propaganda Reklamlar,
  • Algıya Yönetimine Dayalı Reklamlar,

çeşitleri daha fazla arttırabiliriz.

Bilim ve Teknolojilerin ilerlemesine bağlı olarak reklam sektörleri kendi içinde çeşitlilik göstermeye devam edecektir.

Görsel Basın olsun, Yazılı Basın olsun ve Dijital Teknoloji Yönetimi olsun, her alanda reklam sektörü bireylerin algısında etki uyandırarak, algıda seçiciliğe uygun tepkiler yaratmakta, insanların satınalma dürtüsünü harekete geçirmektedir.

Yapay Zeka Çağına geçiş yaptığımız 2020 yılının bu günlerinde, reklam sektöründe önemli gelişmeler yaşanacak ve satınalama karalarımızda daha fazla etkin roller üstlenecektir.

Dünya toplumları Yapay Zeka Çağında, sektörel mecralarda reklam stratejilerini teknolojik stratejilerin yapılanmasına uygun entegre ederek daha fazla müşteri ve tüketici gruplarına hitap edecek çalışmalar yapacaklardır.