Çalışanların %65’i sosyal güvencenin azalmasından endişe ediyor

HSBC Grubu’nun; “Emekliliğin Geleceği: Değişen Koşullar” raporuna göre çalışma çağındakilerin %65’i sosyal güvencenin azalmasından endişe ederken, %24’ü emeklilik yaşına geldiklerinde devlet emekliliğinin var olmayacağına inanıyor.

HSBC Grubunun “Emekliliğin Geleceği: Değişen Koşullar” raporu, dünyadaki emeklilik eğilimleri ile ilgili ilginç veriler ortaya koyuyor. Dünya genelinde 16 ülkede 18 binden fazla katılımcının dâhil olduğu araştırmanın sonuçları; politik, sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimlerin insanların emeklilik beklentileri üzerinde büyük etkisi olduğunu gösteriyor. Rapora göre dünya genelinde, nüfusun yaşlanması ve artan kamu borçları ekonomilerin emeklileri destekleme gücüne duyulan güveni zayıflatıyor.

Raporda; çalışma çağındakilerin %65’i devlet emekliliği/sosyal güvencedeki azalıştan endişe ederken, %64’ü emeklilik maaşı/desteğine ihtiyaç duyan kişi sayısındaki artıştan kaygılanıyor. Bunun yanı sıra, yaklaşık üçte ikilik bir kesim (%66) artan kamu borçlarının emeklilere sağlanan desteği azaltacağını düşünürken, çalışanların %24’ü emeklilik yaşına geldiklerinde devlet emekliliğinin var olmayacağına inanıyor. Bununla birlikte sağlık hizmetleri maliyetlerinin artması çalışanlar için diğer bir endişe konusu. Çalışma çağındakilerin %77’si gelecekte emeklilerin sağlık hizmetlerine daha fazla harcama yapmak zorunda olacağını düşünüyor.

Y kuşağının emeklilik beklentileri gerçekçi değil

Çalışma çağındakilerin %68’i ekonomik belirsizliklerin emeklilik için birikim yapma güçleri üzerindeki etkisinden kaygılanırken, %61’i ise 2007-2008 küresel finansal krizin ardından rahat bir emeklilik için birikim yapmanın daha zor olacağını söylüyor.

Raporda; Y kuşağının diğer çalışma çağındaki kuşaklardan daha genç yaşta emekli olmayı öngördüğü belirtilirken, emeklilik beklentilerinin de gerçekçi olmadığı ortaya konuyor. Çalışma çağındakiler için ortalama emekli olma yaşı 61 iken, Y kuşağı 59 yaşında emekli olmayı bekliyor. Dünya genelinde artan finansal baskılar ve emeklilik yaşlarının yükseltilmesine rağmen, Y kuşağının yalnızca %10’u 65 yaşından sonra çalışmaya devam edeceğini öngörüyor. Buna karşın, Y kuşağının %59’u daha uzun bir yaşama sahip olacağını ve önceki kuşaklara göre daha uzun süre kendilerini finansal olarak desteklemeleri gerektiğinin de farkında.

Finansal kriz ve artan kamu borçlarının bedelini Y kuşağı ödüyor

Y kuşağı diğer tüm kuşaklara kıyasla en zayıf emeklilik görünümüne sahip. Araştırma kapsamında sadece 10 kişiden 1’i Y kuşağının rahat bir emeklilik geçireceğini düşünüyor. %53’ü Y kuşağının önceki kuşaklara göre daha zayıf bir ekonomik büyüme ile karşı karşıya kaldığını, %58’i ise küresel finansal kriz ve artan kamu borçları gibi daha yaşlı kuşaklardan kaynaklı ekonomik sonuçların bedelini ödediğini düşünüyor.

Buna karşın insanların %54’ü Y kuşağının önceki kuşaklara göre daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olduğuna ancak bunun farkında olmadığına inanıyor. %60’ı da Y kuşağının emeklilikte kendilerini finansal olarak desteklemek için yarı zamanlı çalışma gibi daha fazla esnekliğe sahip olacağına inanıyor.

Y Kuşağı daha fazla yatırım riski almaya açık

Y kuşağının emeklilik birikimlerini artırmak için diğer kuşaklara göre daha fazla yatırım riski almayı değerlendirebileceği görülüyor. Y kuşağının %39’u finansal istikrar sağlamak için riskli yatırımlar yapabileceğini belirtirken, bu oranın X kuşağında %33, Baby Boomers kuşağında %22 olduğu görülüyor. Y kuşağının %65’i (X kuşağı %59, Baby Boomers %54) birikim yapmak için harcamalarını azaltmaya hazırlıklı olduğunu belirtirken, %61’i (X kuşağı %56, Baby Boomers %50) finansal kararları için aktif olarak bilgi alma arayışını giriyor. %51’i (X kuşağı %45, Baby Boomers %39) ise en yüksek getiriyi elde etmek için aktif olarak birikimine yön veriyor.

HSBC Türkiye Bireysel Bankacılık ve Birikim Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Yenel, HSBC Grubu’nun küresel çapta gerçekleştirdiği araştırma ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Y kuşağı karşı karşıya olduğu ekonomik ve demografik güçlüklerin farkında olsa da bu faktörlerin emeklilikleri üzerindeki etkilerini tam anlamıyla kavramış görünmüyor. Uzayan yaşam süreleri ile birlikte emekli olarak geçirilen yıllar arttıkça, geleneksel birikim yöntemleri tek başına yeterli olmayabilir. Bunun bir sonucu olarak da birikim yapmaya önceki nesillere göre daha erken başlamak ve ek birikim sağlayabilecek alternatif metotların emeklilik öncesinde değerlendirilmesi ilerleyen yaşlarda bireylerin çalışma hayatına dönme ihtiyacını azaltabilir.”

Pratik adımlar

HSBC Grubu’nun “Emekliliğin Geleceği: Değişen Koşullar” raporunda emeklilikteki finansal şartların iyileştirilmesi için atılabilecek dört adım şöyle sıralanıyor:

  • 1.Emekliliğinizle ilgili gerçekçi olun
  • Erkenden ve daha fazla birikim yapmaya başlayarak uzun ve rahat bir emeklilik için hazırlıklı olduğunuzdan emin olun. Emeklilik planınızda potansiyel sağlık maliyetlerini de hesaba katın.
  • 2.Farklı kaynakları değerlendirin
  • Riski dağıtmak ve getirileri en üst seviyeye çıkarmak için birikim ve yatırım yapma yollarınızı dengeleyin. Yatırımlarınızdan beklediğiniz getiriler konusunda gerçekçi olun.
  • 3.Beklenmedik olaylara karşı plan yapın
  • Beklenmedik olaylar emeklilikteki finansal durumunuz üzerinde büyük etkiler yaratabilir. Emeklilik planınızı yaparken en kötü senaryoları gözden geçirin ve emeklilik gelirinizi güvence altına alacak miktarı ayırmayı değerlendirin.
  • 4.Teknolojiden faydalanın
  • Emeklilik planınızı daha kolay yapabilmek için yeni teknolojileri kullanın. Online planlama araçları emeklilik ihtiyaçlarınızı anlamanıza ve hedeflerinize yönelik ilerleme sürecinizi takip etmenize yardımcı olabilir. Desteğe ihtiyacınız olduğunda profesyonel finansal danışmanlık alın.

HSBC Emekliliğin Geleceği Raporu Hakkında[1]:

Y kuşağı 1980 ila 1997 yıllar arasında doğanları kapsamaktadır.

HSBC Emekliliğin Geleceği Raporu, HSBC Grubu tarafından küresel emeklilik eğilimleriyle ilgili olarak yaptırılan, dünyanın önde gelen bağımsız araştırma çalışmalarından biridir. Araştırma, dünya geneline yaşlanan nüfus ve yükselen hayat beklentileri ile ilgili konulara ilişkin güvenilir değerlendirmeler sunmaktadır. Emekliliğin Geleceği Programı’nın başlatıldığı 2005 yılından bu yana, dünya genelinde 177 binden fazla kişi ankete katılmıştır. Değişen Koşullar adlı küresel rapor, serinin on dördüncü raporudur ve 16 ülkeden 18 bin 414 kişinin görüşünü temsil etmektedir. Bu ülkeler; Arjantin, Avustralya, Kanada, Çin, Mısır, Fransa, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Meksika, Singapur, Tayvan, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşmaktadır. Raporun bulguları, bu ülkelerdeki çalışma çağında (21 yaş ve üzeri) ve emekli olan bireylerin katıldığı bir ankete dayanmaktadır. Söz konusu anket, Ipsos MORI tarafından 2016 yılı Kasım ve 2017 yılı Ocak ayları arasında online olarak gerçekleştirilmiştir. Ek olarak, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüz yüze görüşmeler yapılmıştır.

Zorlu Enerji, bir kez daha “Düşük Karbon Kahramanı” oldu

Zorlu Enerji Grubu, “Enerjimiz Çocuklar İçin” projesiyle “Düşük Karbon Kahramanı” ödülüne layık görüldü. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) tarafından düzenlenen IV. İstanbul Karbon Zirvesi’nde konuşan Zorlu Enerji Grubu Ticaret Direktörü İnanç Salman, “Zorlu Enerji olarak karbon salınımını azaltan ve yenilenebilir enerjinin artmasını sağlayan tüm çalışmalarda yer alıyoruz. Türkiye’deki portföyümüzde yüzde 73 olan yenilenebilir enerji oranını yukarı taşımak için çalışıyoruz” dedi.

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) tarafından düzenlenen IV. İstanbul Karbon Zirvesi, karbon ekonomisi ve azaltımı konusunda çalışmalar yürüten şirketleri İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde buluşturdu.

Zirve kapsamında bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Düşük Karbon Kahramanı” ödül töreninde Zorlu Enerji Grubu, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ilkokul öğrencilerine yönelik yürüttüğü “Enerjimiz Çocuklar İçin” kurumsal sosyal sorumluluk projesi ile ödüle layık görüldü. Geçtiğimiz yıllarda karbon yönetimi, sürdürülebilirlik ve temiz enerji sistemlerine geçiş çalışmalarıyla ödül alan Zorlu Enerji Grubu, üç yıldır “Düşük Karbon Kahramanı” seçiliyor.

“Kendi kendine yeten evlere/şehirlere doğru”

Zirvede, Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu’nun moderatörlüğüyle gerçekleştirilen “Karbon Yönetimi ve Endüstri” başlıklı oturumda konuşan Zorlu Enerji Grubu Ticaret Direktörü İnanç Salman, “Enerji sektöründeki yeni ana trendler, karbon salınımını azaltan noktaya doğru gidiyor. Santraller kurarak evlere enerji arzı sunan konvansiyonel sistemlerden; güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanarak kendi kendine yeten evlere/şehirlere doğru ilerliyoruz. Enerji depolama sistemlerinde yaşanan teknoloji gelişimi ve maliyet düşüşü de bu trendi destekliyor. Bu sayede yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimindeki dalgalanmalarının önüne geçilerek enerji sektöründeki karbon ayakizini daha fazla küçültmek mümkün” diye konuştu.

İstanbul Karbon Zirvesi kapsamında son üç yıldır “Düşük Karbon Kahramanı” ile ödüllendiriliyor olmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirten Salman, “Zorlu Enerji olarak karbon salınımını azaltan ve yenilenebilir enerjinin artmasını sağlayan tüm çalışmalarda yer alıyoruz. Türkiye’deki portföyümüzde yüzde 73 olan yenilenebilir enerji oranını yukarı taşımak için çalışıyoruz” dedi.

Çocuklar enerjiyi eğlenerek öğreniyor

Zorlu Enerji Grubu’nun Türkiye’nin ulusal ölçekli ile enerji eğitim projesi olarak başlattığı Enerjimiz Çocuklar İçin projesi, çocukların enerji, enerji kaynakları, enerji tasarrufu, iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji konularında bilinç kazanmasını hedefliyor. 2010 yılında başlayan proje, 2015-2016 eğitim öğretim döneminde yeniden yapılandırılarak, uzmanlar desteğiyle müfredata paralel hazırlanan içerikler, okul oyunları ve özel aktivitelerle zenginleştirildi.

Bu yıl Gaziantep, Manisa, Aydın, Denizli, Edirne, Tekirdağ ve Osmaniye’deki 155 okulda 464 sınıf öğretmeninin gönüllü katılımıyla devam eden projede, 3. ve 4. sınıf öğrencilerine yönelik etkili bir öğrenme süreci yaratılması konusunda Bahçeşehir ve Hacettepe Üniversitelerinden akademisyenlerle çalışıldı.

Çocuklar en çok Küçük Prens okuyup, Karlar Ülkesi izliyor!

happy loving family. pretty young mother reading a book to her daughters

Kültür, sanat ve eğlence perakendesi lideri D&R, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için Türkiye’deki çocukların eğlence alışkanlıklarını inceledi. D&R’ın 29 şehirdeki 154 mağazasının verilerine göre çocuklar son 1 yılda en çok Küçük Prens kitabını okudu, Karlar Ülkesi filmini izledi ve Harika Kanatlar oyuncakları ile oynadı. Türkiye’de en çok alışveriş İstanbul, Ankara ve İzmir’de


3-14 yaş arasındaki çocuklar için yapıldı.

Türkiye’de kültür, sanat ve eğlencenin buluşma noktası D&R, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Türkiye’deki çocukların kültür-sanat alışkanlıklarını araştırdı. D&R’ın 29 şehirdeki 154 mağazasının verilerine göre çocuklar son 1 yılda en çok Küçük Prens ve Saftirik Greg’in Günlüğü serisini okudu. Karlar Ülkesi, Minyon’lar ve Kayıp Balık Dori en çok satan filmler olurken oyuncak kategorisinde Lego zirvede yer aldı.

İşte Türkiye’de çocukların eğlence alışkanlıklarına ait ilginç sonuçlar:

Yılın eğlence modası Harika Kanatlar: Yılın en çok satılan eğlence oyuncağı Harika Kanatlar oldu. Stres Çarkı ve modern topaç takip eden oyunlar oldu.

Karlar Ülkesi izliyorlar: Çocuklar için film alışkanlıkları yıllardır değişmiyor. Animasyon filmlerin tamamına ilgi gösteren çocukların bu yılki yıldızı Karlar Ülkesi (Frozen), Minyonlar ve Kayıp Balık Dori oldu.

En çok 3-14 yaş geliyor: D&R mağazalarında yıl içinde en çok 3-14 yaşındaki çocuklar için alışveriş yapılıyor. Çocuklar mağazada kendi oyuncak ve kitaplarını kendisi seçiyor.

En çok Marmara’da satılıyor: Çocuklar için en çok alışveriş Marmara Bölgesi’nde (yüzde 50) yapılıyor. Tüm Türkiye’de alışverişte lider İstanbul, Ankara ve İzmir.

Yeni trend deney ve keşif kitleri: Okul çağındaki çocukların oyuncak modası da teknolojiyle birlikte gelişiyor. Minikler keşif ve bilim setlerine yöneliyor. Çocuklar bilim ve deney setleri, el becerisi aktivite setleri, kimya, mikroskop gibi setlerle oynuyor.

Edebiyat okuyorlar: Çocuk kitapları kategorisinde en çok satış yüzde 39 ile öykü ve hikaye kitaplarında yapılıyor. Son 1 yılın en çok satanları zirvesinde ise Küçük Prens ve Saftirik Greg’in Günlüğü serisi bulunuyor.

Satışların yüzde 20’si çocuklara: D&R’ın yıl içinde yaptığı toplam satışın yüzde 20’si çocuklara yönelik.

En sevdikleri figür Minişler: Çocukların en çok sevdiği figür oyuncaklar Minişler, Shopkins (cicibici), Hot Wheels ve My Little Pony oldu.

Lego ve akıl oyunları oynuyorlar: Çocukların en sevdiği oyuncaklar listesinde Lego ve akıl oyunları bulunuyor.

İstanbul Autoshow 2017’ye büyük ilgi; ilk 3 günde 100.000’i aşkın kişi ziyaret etti

“Geleceğe Yakından Bakın” teması ile kapılarını 21 Nisan günü 16’ncı kez açan İstanbul Autoshow 2017’yi, “Basın ve VIP günü” dahil ilk 3 gün sonunda 101.278 kişi ziyaret etti. 30 Nisan saat 21:00’e kadar TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde açık olan İstanbul Autoshow 2017’de otomobil tutkunlarına geleceğin teknolojilerini yakından görme fırsatı sunuluyor.

Otomotiv ve teknoloji tutkunlarının merakla beklediği İstanbul Autoshow 2017, “Geleceğe Yakından Bakın” teması ile kapılarını 21 Nisan Cuma günü açtı. Fuarı, Basın ve VIP günü dahil ilk 3 gün sonunda 100.000’i aşkın kişi ziyaret etti. Bugünün ve geleceğin teknolojilerinin sergilendiği İstanbul Autoshow 2017, 30 Nisan saat 21:00’e kadar TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açık tutacak. TÜYAP Fuarcılık ve Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) işbirliğiyle düzenlenen İstanbul Autoshow 2017’de, Türkiye’de faaliyet gösteren ve ODD bünyesinde yer alan otomotiv markalarının yanı sıra, teknoloji, inovasyon, bilişim, aksesuar ve yan sanayi firmaları, Sivil Toplum Örgütleri ve basın kuruluşları yerlerini aldı.

TÜYAP Fuar ve Fuarcılık Hizmetleri A.Ş Genel Müdürü İlhan Ersözlü: Bölgemizin en büyük otomotiv organizasyonu sektöre de hareketlilik getirdi.

İstanbul Autoshow 2017’yi ilk üç gün sonunda ziyaret eden 100.000’i aşkın kişi hakkında açıklama yapan TÜYAP Fuar ve Fuarcılık Hizmetleri A.Ş Genel Müdürü İlhan Ersözlü şöyle konuştu: “Bölgemizdeki en büyük otomotiv organizasyonuna ev sahipliği yapıyoruz. İstanbul Autoshow 2017’de temamız ‘Geleceğe Yakından Bakın’ oldu. Katılımcı firmaların tamamı bu konsepte uygun olarak modellerini getirdiler. Gelecekte teknolojiyle otomobil şirketlerinin daha fazla iç içe geçeceğini biliyoruz. Fuarımızı açıldığı ilk 3 günün sonunda 100.000’den fazla ziyaretçiyi ağırlayarak hızlı bir başlangıç yapmamız bunun bir göstergesi. Basın ve VIP gününü de kapsayan ilk 3 gün boyunca her yaştan katılımcı İstanbul Autoshow 2017’yi ziyaret etti. Bu sene fuarımıza toplam 120 markanın katılımı oldu. İstanbul Autoshow 2017’den tüm aile fertlerinin keyif aldığı bir yaşam alanı oluşturduk.”

TÜYAP Fuar ve Fuarcılık Hizmetleri A.Ş Genel Müdürü İlhan Ersözlü, otomotiv sektöründe fuar ile yaşanan hareketlenmeye de dikkat çekerek; “İstanbul Autoshow 2017’nin ilk 3 günü sonrasında, katılımcı firmaların siparişlerini artırdığını ve satış rakamlarına olumlu etkisi olduğunu gözlemledik. Fuarda ilk defa lansmanı yapılan modeller büyük ilgi gördü, pek çok sıcak satış gerçekleşti. İstanbul Autoshow 2017’ye katılan markaların satış rakamlarındaki pozitif etki, otomotiv sektörüne de olumlu bir katkı sağlayacaktır.” dedi.

İstanbul Autoshow 2017 her yaştan misafirleri ağırlıyor

Ana sponsorluğunu Shell&Turcas, sigorta sponsorluğunu Generali Sigorta ve etkinlik sponsorluğunu RedBull.com’un üstlenmesiyle kapılarını açan olan İstanbul Autoshow 2017, her yaştan misafiri ağırlıyor. İstanbul Autoshow 2017’nin lisanslı ürünlerinin satıldığı “Autoshow Store”dan, uzun yıllar kullanabileceğiniz ürünlerden satın alabilir, arzu ederseniz sevdiklerinize hediye edebilirsiniz. İstanbul Autoshow 2017’de kurulan “Instawall” adındaki özel alandan sosyal medya paylaşımlarınızı gerçekleştirebilirsiniz. Çocuklar için hazırlanan “Etkinlik Alanı”nda minik misafirler eğlenceli ve keyifli anlar yaşarken ebeveynler de dinlenme şansı bulabilir.

Kadın ve öğrencilere haftaiçi ücretsiz, haftasonu özel giriş fiyatları

21-30 Nisan 2017 tarihleri arasında Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen İstanbul Autoshow 2017’nin kapıları, hafta içi 12:00-21:00, hafta sonu ise 11:00-21:00 saatleri arasında ziyaretçilere açık.

İstanbul Autoshow 2017’ye giriş ücretleri haftaiçi 10 TL, haftasonu 20 TL. Kadınlar için haftaiçi girişler ücretsiz, haftasonu ise 10 TL. Öğrenciler için de haftaiçi girişler ücretsiz, haftasonu ise 5 TL.

Fuara toplu taşıma kullanarak gelmek isteyenler, Söğütlüçeşme veya Zincirlikuyu’dan metrobüs hattını ya da Marmaray-TÜYAP (76K) veya Silivri-TÜYAP (300) hatlı otobüsleri kullanabiliyorlar.

“İstanbul Autoshow 2017-Geleceğe Yakından Bakın”a dair en güncel bilgiler ayrıca sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden de takip edilebilir.

Tavuk Dünyası’nın kalan hisselerinin satın alımı için Rekabet Kurulu’na başvuruldu

2015 yılında çoğunluk hissesi alınan Tavuk Dünyası’nın geriye kalan %47 hissesinin satın alımını gerçekleştirmek üzere Rekabet Kurulu’na başvuru yapıldı.

5 yıl önce girdiği yeme – içme sektöründe kendine yepyeni bir kulvar açan ve hızlı büyümesiyle dikkat çeken Tavuk Dünyası’nın çoğunluk hisseleri, 2015 yılında önde gelen özel sermaye fonlarından Mediterra Capital ve yatırımcılarının restoran sektöründeki iştiraki Global Restaurant Investments Sarl tarafından satın alınmıştı.

Geriye kalan %47 hissenin satınalınması ile ilgili olarak Rekabet Kurulu’na başvuru yapıldı.

Sürdürülebilirlik Liderleri ‘Amacı Harekete Geçirmek’ İçin Buluştu

Sürdürülebilirlik liderleri ‘amacı harekete geçirmek’ için buluştu

Marka dünyasının ihtiyacı olan değişime yön vermek için dinamik fikir ve network global platformu olan ‘Sustainable Brands’, ‘Activating Purpose’ temasıyla Swissotel The Bosphorous’ta başladı.

Dünya çapında markaların geleceğini şekillendiren bir milyondan fazla profesyonelin buluştuğu bir platform olan Sustainable Brands’ın İstanbul buluşması Sustainable Brands 2017 Istanbul, Swissotel The Bosphorous’ta başladı. Bu yıl ‘Activating Purpose’ temasıyla gerçekleşen konferans, markaların ve iş liderlerinin geleceği şekillendiren yeniliklerle yeni stratejileri nasıl harekete geçirdiğini görmek isteyenleri buluşturdu. Konferans, yarın yeni konu ve konuşmacılarla devam edecek.

Sustainable Brands 2017 Istanbul buluşmasının açılış konuşmasını yapan Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç, “Hızla değişen dünyada bireyler, markalar, kurumlar daha mutlu, daha cesur olmak için amaçlarını yeniden gözden geçiriyorlar. Daha iyi motivasyonla yollarına devam ediyorlar” dedi.

Sürdürülebilirliğin anahtarı tutkudur

Leaderlab&LAUNCH’un yönetici ortağı Sofus Midtgaard, “Sürdürülebilirlik için iş birliğinin 10 Kuralı’ başlıklı konuşmasında sürdürülebilirliğe yatırım yapmak gerektiğini vurguladı. Şirketler arasında sürdürülebilirlik odaklı iş ortaklıklarının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Midtgaard, “Sürdürülebilirlik konusunda temel anahtar, tutkudur. Herkesin aynı tutkuyu paylaşması ve şirketler arasında denge kurulması önemli. İş birliği yapılacak konular ve ortak hedefleri belirlemek kadar doğru insanlarla ilerlemek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Varoluş amacı bir iş felsefesidir!

“Amaç, kelimelerden ibaret değil!” diyen Radley Yeldar Danışmanlık Direktörü Ben Richard ise ‘amaç ve hikâye’ ‘iletişim’, ‘performans’ ve ‘alışkanlıklar’ kriterlerine göre yaptıkları araştırmanın sonuçlarını şöyle paylaştı: “Şirketlerin yüzde 86’sının bir amaç tanımı var ancak sadece yüzde 36’sı eyleme geçiyor. Yüzde 25’i ise amacı gerçekleştirmek için hedefleri belirliyor. Liderlerinin amacı olan şirketlerin oranı yüzde 30. Yine şirketlerin yüzde 70’i tek başına başarılı olamayacağının bilinciyle inovatif ortaklıklara yatırım yapmaya başladı. İlk 20 şirket arasında akıllı ortaklıklar kuranlar mevcut. Unutmamalıyız ki, varoluş amacı bir iş felsefesidir ve dünyanın amacı olan büyük şirketlere ihtiyacı var.”

BASF’den ‘Döngüsel Ekonomi’ mesajı

BASF adına Sürdürülebilirlik Stratejisi Direktörü Dr. Andreas Kicherer, ‘Yeni Çözümler ve Yeni Müşteri Fırsatları: Döngüsel Ekonomi’ başlıklı sunumunda dünyada döngüsel ekonomiye yönelik trendleri ve BASF’nin yaptığı çalışmaları paylaştı. Dr. Kicherer, ‘döngüsel ekonomi’ konseptinin son birkaç yıl içerisinde siyaset, endüstri ve toplum içerisinde önemli bir ivme kazandığını ve ekonomik büyümenin kıt kaynakların tüketiminden ayrılmasını hedeflediğini belirtti. Döngüsel ekonomi vizyonunun, halihazırda mevcut olan “al-üret–at” üretimden yenilenebilir enerjiyle desteklenen kapalı kaynak döngülerine dayalı bir modele geçtiğini vurgulayan Dr. Andreas Kicherer, “Ancak döngüsel ekonomi sadece atık yönetiminden ibaret değil! Bunun içinde başkalarının toplam atıklarını azaltmalarına yardımcı olmak da yer alıyor. Döngüsel ekonomi ancak değer zincirindeki tüm paydaşlar iş birliği yaptığında gerçekleşebilir. Bunun için yeni iş modellerine ihtiyaç var. Bu da çok kolay değil!” dedi. Dr. Kicherer, BASF’nin 55 milyar Euro düzeyindeki satışlarının yaklaşık 14 milyar Euro’sunun sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomiye katkı sağladığını vurguladı.

Unilever’de USLP Board işbaşında

Unilever NAMETRUB Sürdürülebilir İş ve İletişim Direktörü Ebru Şenel Erim de konferansta ‘Kişisel bir amaç olarak sürdürülebilirlik’ başlıklı bir sunum yaptı. Unilever’in sürdürülebirliği A’dan Z’ye tüm iş süreçlerine yansıttığını, 2020 ve 2030 yılına kadar takip ettiği sürdürülebilirlik hedefleri olduğunu dile getiren Ebru Şenel Erim, “Y kuşağı bizden değer üretmemizi bekliyor, bize birtakım roller biçiyor. Günümüz tüketicisi sorumluluk peşinde. Biz de bu yaklaşımla iş dünyasında ‘yenileyici liderlik’ dediğimiz bir kavramı gündeme getirdik. İnsanların içindeki amacı desteklemeye yöneldik. Şirket içindeki genç liderlerden oluşan USLP Board adını verdiğimiz bir kurul oluşturduk” şeklinde konuştu. Daha sonra sahneye çıkan USLP Board’un 3 üyesi, sürdürülebilirlik odaklı proje ve çalışmalarını anlattı.

Türkiye’de 10 kişiden 7’si şirketlerin topluma olumlu katkıda bulunduğunu düşünüyor

Yöntem Araştırma Genel Müdürü Mehmet Aktulga, Globescan Radar 2017 verilerine göre tüketici görüşleri ve beklentilerini açıkladı. Dünya genelinde her iki kişiden birinin şirketlerin topluma olumlu katkıda bulunduğunu düşündüğünü belirten Aktulga, Türkiye’nin bu anlamda daha pozitif olduğunu ve her 10 kişiden 7’sinin şirketlerin olumlu katkıda bulunduğuna inandığını söyledi. Aktulga’nın verdiği bilgiye göre, kuzey yarımkürede teknoloji şirketleri öne çıkıyor. “Şirketler topluma nasıl katkıda bulunuyor?” şeklindeki soruya cevap verenlerin yüzde 37’si ürün ve hizmetler, yüzde 20’si hayır kurumlarına katkı, yüzde 17’si ise itibar diye cevaplıyor. Türkiye’de itibar, yüzde 52 ile ilk sırada yer alıyor. “Firmalar inandırıcı mı?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 53’ü bir ölçüye kadar inandırıcı olduğuna inanıyor, yüzde 36’sı ise hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyor. “Firmalar toplumsal katkılarını hangi kanallardan duyurmalı” şeklindeki soruya cevap verenlerin yüzde 53’ü ‘Ağızdan Ağza Pazarlama – WOM’ derken, yüzde 52’si ‘sosyal medya’, yüzde 44’ü ‘web site ve forumlar’, yüzde 37’si ise ‘TV’ diye yanıtladı. “Çevreyi koruyan firmaların ürünlerini satın alıyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 27 oldu.

‘Akıllı köyün sakinleri’ Sustainable Brands 2017 Istanbul’da…

Vodafone İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Hasan Süel ve Aydın’ın Kasaplar köyünde iş birliği yaptıkları Tabit Akıllı Tarım Teknolojileri şirketinin kurucusu Tülin Akın, konferans katılımcılarıyla birlikte ‘Köyün akıllısı olabilir mi?” sorusunun cevabını aradı. Dr. Süel, “Vodafone olarak tarımı dijitalleştirmeye 2009 yılında başladık, ilk kez Çiftçi Kulübü’nü kurduk. Bugün dünyada 6 ülkede benzer kulüpler kurulmaya başlandı. Akıllı köyde çiftçinin hayatını kolaylaştıracak uygulamalar var. Cep telefonlarıyla sulama yapabiliyorlar, arıcılıkta GPS ile kovanları takip edebiliyorlar, toplu sağımla verim sağlayabiliyorlar. Biz akıllı köy projemizle çiftçinin yaşam kalitesine israfı önleyerek katkı sağladık. Akıllı köyde toprak ve su kirliliği olmuyor. Kaynak israfı azalıyor, kaynakların sürdürülebilirliği sağlanıyor. Türkiye’de 38 bin köy var. Biz domino etkisi yaratarak çiftçiliği cazip hale getirmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

Tülin Akın da “Çiftçilere teknolojinin traktör kullanmaktan daha zor olmadığını gösterdik. Verimin nasıl arttığını, yaşamın nasıl değiştiğini tüm Türkiye’ye göstermek istiyoruz” dedi. Daha sonra sahneye Akıllı Köy projesi ile hayatı değişen çiftçi Süleyman ve Nurcan Çatal geldi. Kavun üreticisi olan Süleyman Çatal, vahşi sulama ile aldığı 2,5 ton mahsulün, damla sulamayla bir kat arttığını söyledi. Nurcan Çatal ise akıllı köy projesi kapsamında kurduğu seradaki başarılı çalışmalarını anlattı. Çatal, “En şanslı köy bizim köy” diyerek sözlerini tamamladı.

L’Oreal’den “Güzelliği herkes ile paylaşmak” hedefi

L’Oreal Türkiye CEO’su Claude Rumpler da “Herkes için güzellik istiyoruz” diye başladığı konuşmasında, şirketin ekolojik, sorumlu ve kapsayıcı bir sürdürülebilirlik yaklaşımı olduğunu söyledi. Rumpler, “Sürdürülebilirlik, grubumuzun DNA’sında yer alıyor. Dünya çapında 800 sivil toplum örgütüyle çalışıyoruz. 2020’ye kadar tüm ürünlerimizin sürdürülebilirlik kriterlerine uyması için çalışacağız.

2016 yılında yeni ürünlerimizin yüzde 82’si bu kriterlerin en az birine uygundu. Ayrıca 2020’ye kadar karbon ayak izimizi yüzde 60 azaltacağız. Bunu, yeni 1 milyar müşteriye ulaşarak gerçekleştireceğiz. 2005’ten bu yana bir yandan yüzde 30 büyürken, diğer yandan karbon ayak izimizi yüzde 67 azalttık” diye konuştu.

“Güzel bir çöp tasarlamak istemiyoruz!”

Markaları tasarım açısından ‘meydan okuyanlar’ ve ‘ikonlar’ diye ikiye ayırdıklarını belirten Pearlfisher Creative Design & Branding’in CEO’su Angela Hariche, “Ambalaj tasarımlarında kendimizi güzel bir çöp tasarlıyor gibi hissediyoruz ve artık bunu istemiyoruz” dedi. Hariche, liderlik içi tasarım odaklı düşünmenin 5 aşamasını anlatarak, “Tasarımın mükemmel olması gerekmiyor. Hepimizin kusurları var ve bunlarla mutluyuz. Tasarımın da kusurları olabilir, bunu tüketiciye doğru ifadelerle anlatabilmeliyiz” diye konuştu.

Sürdürülebilir Markalar-Sustainable Brands Hakkında

Markaların geleceği şekillendirmede oynadığı rolü anlamaya ve onlara güç kazandırmaya odaklanmış Sürdürülebilir Markalar, öğrenip eyleme geçme ilkesiyle hareket eden uluslararası bir platformdur. Geleceği şekillendiren, dünya ekonomisini sürdürülebilir bir ekonomiye doğru dönüştürmek ve dünyanın gelişen daha parlak bir geleceğe doğru ilerlemesini sağlamak amacıyla oluşturulan Sürdürülebilir Markalar® Küresel Platformu (Sustainable Brands) markalar ve tüm paydaşlarını Boston, San Diego, Kopenhag, Rio de Janeiro, Buenos Aires, Barselona, Cape Town, Bangkok, Kuala Lumpur, Sydney, Tokyo ile birlikte İstanbul’da da bir araya getiriyor.

Sürdürülebilir markaların bir araya gelmesini sağlayan bu platform, sürdürülebilirlik için yaratıcılık, İnovasyon ve net pozitif etki yaratma konusunda günümüzdeki liderlik anlayışını kuvvetlendirmeyi; iş dünyası liderlerini daha sürdürülebilir markalar yaratmak için bilinçlendirmeyi amaçlıyor.

Türk tüketicilerinin seçtiği yılın ürünleri açıklandı.

1987’den günümüze kadar 37 ülkede 3.5 milyar tüketiciye ulaşan ve Türkiye’de 2. kez gerçekleştirilen “Yılın Seçilmiş Ürünü” programı kapsamında kazanan ürünler, İstanbul’da düzenlenen ödül töreniyle sahiplerini buldu.

Kazanan ürünlerin tüketicilerin oylarıyla belirlendiği ve Türkiye’de 2. kez gerçekleştirilen “Yılın Seçilmiş Ürünü” programı kapsamındaki Tüketici İnovasyon Ödülü 2017’nin kazananları İstanbul’da düzenlenen ödül töreniyle açıklandı. Araştırma şirketi Nielsen’in 4.109 tüketiciyle yüz yüze görüşerek yaptığı anketler sonucunda kazanan ürünlerin belirlendiği program kapsamında, Nobel İlaç 2 ürünü, Barilla Gıda, Golf Dondurma, FHP Eviçi Kullanım Araçları ve Procter&Gamble ise birer ürünüyle ödüle layık görüldü. Son 24 ayda pazara çıkan ürünlerin katıldığı ve tüketicilerin ürünleri “albenisi”, “inovatif özelliği” ve “performansına” göre değerlendirdiği yarışmada ödül alan ürünler, Türk tüketicilerinin referansı olan “Yılın Seçilmiş Ürünü (YSÜ)” logosunu 1 yıl boyunca tüm iletişimlerinde taşımaya hak kazandı. Türk tüketicileri 1 yıllık süre boyunca alışveriş yaparken ödüle layık görülen ürünlerin üzerinde “Yılın Seçilmiş Ürünü” logosunu görecek.

“Yılın Seçilmiş Ürünü” ödülünü alan markalar

Makarna kategorisinde Barilla Integrale, dondurma kategorisinde Golf Yogo Yoğurtlu Dondurma, kimyasal olmayan ev temizleyicileri kategorisinde Vileda Turbo, gıda takviyeleri kategorisinde NBL Algae Oil, probiyotik kategorisinde NBL Probiotic Travel, bebek bezi kategorisinde ise Prima Aktif Bebek, Türk tüketicileri tarafından verilen inovasyon ödüllerini alan ürünler oldu.

Gazipaşa-Alanya Rusya’dan gelen ilk uçuşu karşıladı

Gazipaşa-Alanya Havalimanı’na Rusya’dan ilk kez tarifeli direkt uçuşlar başladı. Aeroflot Group’un markası olan Pobeda, Moskova’dan haftada üç gün karşılıklı sefer düzenliyor.

 

TAV Havalimanları tarafından işletilen Gazipaşa-Alanya Havalimanı, yaz sezonu başlarken Rusya’dan gelen ilk uçuşu karşıladı. Pobeda Havayolları tarafından Moskova’dan düzenlenen tarifeli ilk uçuş için düzenlenen törene Gazipaşa Kaymakamı ve Havalimanı Mülki İdare Amiri Nurullah Kaya, Gazipaşa, Alanya ve Anamur belediye başkanları, Pobeda Genel Müdürü Andrey Kalmykov, TAV Gazipaşa İşletme Koordinatörü Cengiz Aşıklı, Alanya Ticaret Odası, Alanya Turizm Tanıtma Vakfı (ALTAV) ve Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) başta olmak üzere sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler katıldı. Boeing 737-800 NG ile Gazipaşa’ya gelen 188 yolcu çiçeklerle karşılandı.

 

TAV Gazipaşa İşletme Koordinatörü Cengiz Aşıklı “2008’de işletmesini üstlendiğimiz Gazipaşa Havalimanı bölgenin kalkınmasına önemli bir katkı sunuyor. Bölgenin turizm potansiyelinin hak ettiği yere gelmesi için, yerel yönetim başta olmak üzere tüm paydaşlarımızla işbirliği içinde çalışıyoruz. Katıldığımız fuarlarla, gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle Gazipaşa ve Alanya’yı yoğun bir şekilde tanıttık. Şimdi de bu çabalarımızın karşılığını görüyoruz. Alanya bölgesi, doğal güzellikleri ve kültürel değerleriyle Rus misafirlerimizin tatil tercihlerinde en ön sıralarda yer alıyor Pobeda, Rusya’nın hızlı büyüyen havayollarından biri ve Gazipaşa Moskova arasında karşılıklı uçuşlara başlamalarından mutluluk duyuyoruz” dedi.

 

Pobeda Genel Müdürü Andrey Kalmykov “Uçuş ağımıza seyahat severler için heyecan verici yeni bir destinasyon eklemekten mutluluk duyuyoruz. Alanya Rus turistlerden yüksek talep görecek bir destinasyon olduğundan, müşterilerimize hızlı hareket ederek düşük fiyatlı biletlerden faydalanmalarını ve güneş aşıklarının cenneti olan Türk Rivierası’nda daima hatırlanacak bir tatil geçirmelerini öneriyoruz. Güler yüzlü ekiplerimiz sizi uçaklarımızda karşılamak için sabırsızlanıyor” dedi.

 

Pobeda, 21 Nisan itibariyle Moskova Vnukova ve Gazipaşa-Alanya arasında karşılıklı seferlere başladı. Şirket kasım ayına kadar haftada üç gün karşılıklı seferler düzenleyecek. Aeroflot Group’un iştiraki olan Pobeda, Rusya’nın en genç filosuna sahip havayolu şirketi. Şirket 2018 itibariyle 30 uçaklık bir filoya ve yıllık 10 milyon yolcuya ulaşmayı hedefliyor.

 

İşte Türkiye’nin Trafik Bilançosu

Medya takip ajansı PRNet Emniyet Genel Müdürlüğü verilerini derleyerek Türkiye’nin trafik kazası bilançosunu çıkardı. PRNet’in derlediği verilere göre Türkiye’de geçtiğimiz yıl 413 bin 169 trafik kazası gerçekleşti. Gerçekleşen trafik kazalarında toplamda 7 bin 300 kişi yaşamını yitirirken 303 bin kişi de yaralandı.

SON 10 YILIN ACI TABLOSU

Türkiye’de meydana gelen trafik kazalarının 10 yıllık tablosu incelendiğinde ise durumun oldukça ciddi olduğu görünüyor. Türkiye genelinde son 10 yılda gerçekleşen ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 88’i sürücü, yüzde 12’si ise yaya kusurlarından kaynaklandı. PRNet’in medya incelemesinde Sürücü hataları detaylı incelendiğinde hız, geçiş önceliğine uymama, dönüş kurallarına uymama, şerit ve kırmızı ışık ihlali gibi alt başlıkların çıktığı belirtildi.

PRNet ve Ajans Press ortaklığında yapılan detaylı medya analizinde ise geçtiğimiz yılbaşından beri Türkiye’de trafik kazalarını konu alan 46 bin 526 haberin yapıldığı tespit edildi. Medyaya yansıyan haber içeriklerinin analizinin çıkarıldığı araştırmada trafik kazalarındaki yaralanmalar 30 bin 894 habere konu olurken ölümlü kazalar hakkında 15 632 haberin yapıldığı belirtildi. En çok kazanın yaşandığı iller ise tahmin edildiği gibi İstanbul ve Ankara oldu.

Yaşam dediğimiz şey ortalama 75 yıl, o da şanslıysanız !

Aldığı koçluk ve eğitimci formasyonlarının öncülüğünde, deneyimli ekibiyle önde gelen birçok şirketin yönetimi ile çalışan, eğitimler veren ve bunun yanı sıra bireysel koçlukta da başarılı bir yol çizen Direm Fikir Atölyesi kurucusu Didem Tınarlıoğlu yeni yazısında; bir insanın hayatının tüm alanlarında sağladığı birbiriyle ilişkili sonuç kalitesine “yaşam başarısı” dendiğini ve yaşam başarısının bir insanın yaşama dair beklentileriyle yaşamındaki gerçekleşmelerin doğru orantılı olması sonucu elde edilen bir kazanım olduğundan bahsediyor.

Didem Tınarlıoğlu’nun yazısı:

Ortalama bir yaşama göz atarsak :

İlk 25 yıl: Çocukluk, okul derken sonrasında da ergenlik ve hormonların devrede olduğu, önündeki ömrü upuzun düşünerek geçen havai yıllar.

Son 25 yıl : Emekliliğe yaklaşmanın ya da emekli olmanın getirdiği dinginlik ve sakinlik ile bedenin ve ruhun kıymetini yeni fark etmiş olmanın geç kalınmış bilinci ile tüm yaşam sağlığı hakkında bir hekim kıvamında bilgelik ile geçen yıllar.

25 ila 50 yaş arası: Burası, yaşamın tam ortası.

Hırsların, tutkuların, sorgulamaların en fazla yapıldığı ama eyleme dökülmeyip ertelenen yaşamlar, “ev, yazlık, araba almalıyım, çocuklar en iyi okulda okumalı” diyerek sevilmeden yapılan işlerle tüketilen ömürler.

Uyumlu değil uygun olduğu için yapılan eş seçimleri, son yirmi beşi yılı iyi geçirmek için gece gündüz çalışıp eve gelince koltuğa kendini zor atan bedenler, televizyon karşısında uyuya kalmanın en büyük konfor olduğu yaşamlar ile geçen yıllar.

Yaşamın bir başka üçte birini işgal eden, iş dünyasındaki durumuna bakalım :

-İnsanların, sadece %14 ‘nün sevdiği işi yaptığını biliyor musunuz ?

-Mesleğini ”Hiç veya pek sevmiyorum “diyenlerin oranı ise %65 ! (kyn.paramedya.com)

Yaşamının, zaman ve mekan olarak neredeyse üçte birini geçirdiği bir işi , sevmeden yapmak zorunda olmak nasıl büyük bir eziyet! Sırf bu durum bile kişinin mutsuz olması için tek başına bir sebep değil midir? Sevilmeyen meslek seçiminde başlıca sebebin,eğitim sistemi olması konusunu hiç açmayalım bile. Yirmi sekiz ülkede daha yeni yapılan araştırmaya göre: Türk öğrenciler, “en mutsuz öğrenciler “olarak listede birinci sırada yer aldı.(Pisa Nisan’2017)

Aristotle,2300 yıl önce insanların her şeyden çok mutlu olmak istedikleri sonucuna varmış. Aristotle’den bu yana her konuda ilerleme varken mutluluk arayışımız konusunda arpa boyu yol almamışız.

İnsanoğlunun ruh sağlığı ne durumda ?

-Dünyanın %4’ü -yaklaşık 300 milyon kişi- depresyonda. Tedavi için uzmanlara başvurmayanlar da dahil edildiğinde rakamın çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. (kyn.:Avusturyalı QueenslandÜnv.)

-Türkiye’ de 8 milyon kişi antidepresan kullanıyor ve kullanımda kadınlar erkekleri ikiye katlıyor. (Sağlık Bakanlığı 2015)

Her taraf mutluluğun formülünü anlatan kitaplar, kurslar, workshoplarla dolu.

Bir yandan gittikçe yalnızlaşılırken artan şey yüze takılan maskelerin çeşidi oluyor. Maskeler; evde, işte, sosyal hayatta ve yastığa baş koyulduğunda birbirlerini tanımıyorlar bile.

Birbirine yabancı yorulmuş ruhlar, emanet bedenlere teslim edilmiş nefes almaya çalışıyorlar.

Sosyal medyada sahte gülümsemeler, olması arzu edilen yaşamlar, binlerce takipçisi olan hesaplara sahipken güvenebildiği insan sayısı üçü beşi geçmeyen profiller, binlerce mil uzakta sanal biri ile saatlerce süren sohbetler yanı başında duran dostlarla paylaşılmayan hayatlar. Elindeki telefona bakmaktan gökyüzüne bakmayı nicedir unutmuş benlikler, kulaklıksız yürüyemeyen ama kuş sesini bile duymaktan mahrum gençler.

Ertelenmiş mutluluklar planlanmış ileri yıllara atılmış yaşamlar derken anı bilmek ve yaşında yaşamaya çalışmak gülümseten iyimserliklere dönüştü nerdeyse.

Tüm bunlar olup biterken ; Hırsların, arzuların, sosyal statülerin ve somut değerlerin peşinden koşarken asıl yaşamın lezzetini hiç tadamaz olduk.

Her şeyi koy verip yaşayalım, canımız neyi istiyorsa hesapsızca tüketelim demiyorum. Ertelemek ve zamanı zamansızlıkta hissetmemekten bahsediyorum. Pişmanlıklar, suçlamalar ve bahaneleri bir kenara bırakıp hedeflerimizin peşinden koşarken bu hedefler, sizi sizden alıkoymasın diyorum.

Bir insanın hayatının tüm alanlarında sağladığı birbiriyle ilişkili sonuç kalitesine “yaşam başarısı” diyoruz. Yaşam başarısı bir insanın yaşama dair beklentileriyle yaşamındaki gerçekleşmelerin doğru orantılı olması sonucu elde edilen bir kazanımdır. Bunda bir insanın ilişki başarısından, akademik başarısına hatta sosyal ilişkiler başarısına varan bir dizi alanda beklentileriyle örtüşen sonuçları alması gerekir. Bir başka deyişle yaşam başarısı kendini gerçekleştirmek ve yaşama dair çok yönlü olarak isteklerine ana hatlarıyla ulaşabilmektir.

Üzülecek şeylerin sayısı çok. Gülümsetenlerin ki çok mu az ?

Boşa geçen ömrü sorgulamanın belki de tam zamanıdır.

Dünyayı değiştirmemiz mümkün değil fakat kendi dünyamızı değiştirmek mümkün.

“Bir şeyi yapabileceğinize veya yapamayacağınıza inanıyorsanız; her iki durumda da haklısınız /Henry Ford