Herkesin Modunu Yükseltmek de İş Tanımında mı?
Seda ARPACI | Gıda Mühendisi ve Kişisel Gelişim Uzmanı
Bazı ekiplerde bir kişi, kimse söylemeden ortamın nabzını tutar. Gerginliği fark eder, sessizleşeni sohbete dâhil etmeye çalışır, moraller düştüğünde bir espriyle havayı yumuşatır. Toplantıdan sonra “Bir şeye mi canın sıkıldı?” diye sorar. Bunlar küçük ve kıymetli davranışlardır. Fakat bu rol hep aynı kişiye kaldığında, görünmeyen bir görev tanımına dönüşebilir.
Bu rolü üstlenen kişi bazen takdir de görür: “Sen olmasan bu ekip toparlanmaz.” Takdir kıymetlidir; ama aynı cümle, farkında olmadan onun hep toparlayıcı olması beklentisini de güçlendirebilir. Kişinin kendi isteğiyle sunduğu destekle, üzerine bırakılan sürekli sorumluluk arasındaki farkı görmek gerekir.
Üstelik bu görev çoğu zaman iş listesinde yer almaz. Kimse resmen “ekibin moralini sen koru” demez; kişi bunu kendi sorumluluğu gibi üstlenmeye başlayabilir. Herkesin iyi olup olmadığını izlerken kendi hâlini sormayı unutabilir. Gerginlikleri üzerine alabilir, kimse kırılmasın diye söylemek istediğini yumuşatabilir, kendi işine ayıracağı zamanı başkalarını rahatlatmaya harcayabilir.
Burada mesele duyarlı olmayı bırakmak değil. Mesele, duyarlılığın tek taraflı bir yük hâline gelip gelmediğini fark etmek. Kendimize şu soruları sorabiliriz: “Ortamın havasını düzeltmek gerçekten benim görevim mi?”, “Şu an destek vermek istiyor muyum, yoksa herkesin duygusundan sorumlu hissettiğim için mi devreye giriyorum?” Bu sorular, iyi niyetimizi korurken sınırlarımızı da görmemize yardım eder.
Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey, hemen ortamı neşelendirmeye çalışmak yerine duruma alan açmaktır. “İstersen konuşabiliriz” demek, karşı tarafın yerine çözüm üretmekten daha destekleyici olabilir. Bazen de kendi işimize dönmemiz, her gerginliği üzerimize almamamız gerekir. Ekipteki herkesin duygusal yükünü tek bir kişinin taşıması ne sürdürülebilir ne de adildir.
Bu görünmeyen rolü üstlenen kişi, kendine “Ben bugün nasılım?” diye sormayı deneyebilir. Cevap yorgunluksa, bunu yok saymadan küçük bir sınır koyabilir: “Şu an bu konuyu konuşacak hâlde değilim, sonra devam edebiliriz.” Bu cümle ilgisizlik değildir; kendi durumunu da ilişkinin bir parçası saymaktır.

Elbette bazı insanlar ortamı neşelendirmekten, ekip arkadaşlarını motive etmekten keyif alır. Sorun, o kişinin yorgun ya da sessiz olduğu günlerde de aynı rolü sürdürmesinin beklenmesidir. Herkesin her gün aynı hâlde olamayabileceğine yer açmak, ekip içindeki yakınlığı daha sahici kılar.
İş yerinde birbirimizi gözetmek, daha insani bir çalışma ortamı kurar. Ama bunu tek bir kişinin sürekli üstlenmesi gerekmez. Herkes kendi hâlini ifade edebildiğinde, destek istemek ve destek sunmak paylaşılır. Belki de ekibin havasını tek başına toparlamaya çalışmak yerine, bu sorumluluğu birlikte konuşmanın zamanı gelmiştir.
Seda ARPACI | Gıda Mühendisi ve Kişisel Gelişim Uzmanı









