Lojistik ve Depo Operasyonlarında Ölçtüğümüz Şey Performans mı, Yoksa Yarattığımız Değer mi?
Kadir HANÇER
Lojistik ve depo operasyonlarında performans ölçümü, uzun yıllar boyunca hız, maliyet ve verimlilik gibi nicel göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Ancak günümüzde bu yaklaşımın, sistemin yarattığı gerçek etkiyi ölçmekte yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu çalışma, lojistik performans kavramını değer yaratma perspektifiyle yeniden ele almakta özellikle sağlık sektörü gibi kritik alanlarda performansın ötesinde değer odaklı bir yönetim anlayışının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmada, fırsat maliyeti yaklaşımı, izlenebilirlik, hizmet sürekliliği ve risk yönetimi gibi kavramlar üzerinden lojistik performansın yeniden tanımlanması önerilmektedir.
Giriş
Lojistik ve depo yönetimi, işletmelerin rekabet gücünü belirleyen temel fonksiyonlardan biri haline gelmiştir. Geleneksel yaklaşımda bu süreçler çoğunlukla “destek faaliyet” olarak değerlendirilmiş, performans ölçümü ise operasyonel göstergelerle sınırlandırılmıştır.
Bu kapsamda en sık kullanılan performans göstergeleri şunlardır
Sipariş hazırlama süresi
Stok devir hızı
Birim başına maliyet
Depo verimliliği
Ancak bu göstergeler, lojistik sistemin yarattığı toplam değeri ölçmekten uzaktır. Çünkü lojistik süreçlerin çıktısı yalnızca operasyonel başarı değil, aynı zamanda sistemsel değer üretimidir.
Bu bağlamda temel soru şudur,
“Biz lojistikte ve depolama süreçlerinde gerçekten neyi ölçüyoruz performansı mı, yoksa değeri mi?”
Performans Ölçüm Evrimi
Performans ölçüm sistemleri tarihsel olarak üç aşamadan geçmiştir.
2.1 Operasyonel Performans Dönemi
Bu dönemde ölçüm kriterleri tamamen verimlilik odaklıdır
Daha hızlı işlem
Daha düşük maliyet
Daha yüksek çıktı
2.2 Süreç Odaklı Performans Dönemi
Bu aşamada süreç kalitesi ön plana çıkmıştır
Hata oranları
Süreç uyumu
Standartlaşma
2.3 Değer Odaklı Performans Dönemi
Günümüzde ise performans, değer üretimi ile birlikte değerlendirilmektedir
Hizmet sürekliliği
Müşteri memnuniyeti
Risk minimizasyonu
Bu dönüşüm, lojistik süreçlerin yalnızca “nasıl çalıştığı” değil, “ne sonuç ürettiği” üzerinden değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Lojistikte Performans Ölçümünün Sınırları
Klasik performans göstergeleri, ölçülebilir olmaları nedeniyle tercih edilmektedir. Ancak bu göstergelerin bazı temel sınırlılıkları vardır.
Bağlamsal körlük: KPI’lar çoğu zaman bağlamdan bağımsız değerlendirilir
Kısa vadeli odak: Anlık performansı ölçer, uzun vadeli etkileri göz ardı eder
Değer üretimini yansıtamama: Sayısal başarı, gerçek faydayı göstermeyebilir
Örneğin:
%99 doğruluk oranı, kritik %1 hatayı gizleyebilir
Düşük maliyet, yüksek risk anlamına gelebilir
Sayım analizlerinin mali tutar farklarından bağımsız tutturma % oranı ile takip edilip başarılı sayılması
Bu nedenle performans ölçüm sistemleri yeniden tasarlanmalıdır.
Değer Kavramı ve Lojistikte Yeniden Tanımı
Değer, klasik anlamda finansal çıktı ile ilişkilendirilse de lojistikte daha geniş bir anlam taşır.
Doğru ürünün doğru zamanda bulunması
Hizmet sürekliliğinin sağlanması
Operasyonel güvenilirlik
Risklerin minimize edilmesi
Bu noktada lojistik, yalnızca ürün akışı değil güven, süreklilik ve istikrar üretir.
Fırsat Maliyeti Perspektifi ile Stok Yönetimi
Stok yönetimi, lojistik sistemin en kritik bileşenlerinden biridir. Ancak stok çoğu zaman yalnızca fiziksel bir varlık olarak değerlendirilir.
Kadir Hançer’e göre stok, aynı zamanda önemli bir fırsat maliyeti unsurudur (2022).
Bu yaklaşım şu dengeyi ortaya koyar:
Fazla stok → Sermayenin atıl kalması
Yetersiz stok → Hizmet kaybı
Dolayısıyla stok yönetimi, yalnızca miktar değil zaman, risk ve alternatif kullanım değeri açısından değerlendirilmelidir.
Depolama Faaliyetlerinin Stratejik Dönüşümü
Geleneksel olarak depolar maliyet merkezi olarak görülmüştür. Ancak günümüzde bu yaklaşım geçerliliğini yitirmiştir.
Modern depolar
Süreçleri hızlandırır
Hataları azaltır
Hizmet kalitesini artırır
Karar destek sistemi görevi görür
Bu dönüşüm, depoların “pasif alanlar” olmaktan çıkıp “aktif değer üretim merkezleri” haline geldiğini göstermektedir.
Nitekim Kadir Hançer (2024), depolamanın değer yaratma perspektifiyle yeniden ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Performans ve Değer Arasındaki Ayrım
Performans ve değer kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında temel farklar bulunmaktadır
Performans ölçülür, değer hissedilir
Performans kısa vadeli, değer uzun vadeli sonuç üretir
Performans operasyonel, değer stratejiktir
Bu nedenle yüksek performans, her zaman yüksek değer anlamına gelmez.
Sağlık Sektöründe Lojistik Değerin En Kritik Olduğu Alan
Sağlık sektörü, lojistik değer kavramının en net gözlemlendiği alandır.
Stok dışı kalma → Tedavi gecikmesi
Yanlış ürün → Hasta güvenliği riski
Gecikme → Klinik süreçlerde aksama
Bu nedenle sağlık lojistiğinde performans değil, değer odaklı yönetim esastır.
Bu süreçler aynı zamanda Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından belirlenen düzenlemelere tabidir.
Dijitalleşme ve Değer Ölçümü
Dijital teknolojiler, lojistikte değer ölçümünü mümkün kılmaktadır.
Depo yönetim sistemleri (WMS)
RFID ve barkod teknolojileri
Gerçek zamanlı veri analitiği
Bu sistemler sayesinde:
Hata oranları düşer
İzlenebilirlik artar
Karar süreçleri iyileşir
Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir doğru metriklerle desteklenmelidir.
Ne Ölçmeliyiz, Nasıl Ölçmeliyiz?
Günümüzde lojistik yöneticileri için temel soru şudur:
Ölçülebilir olanı mı ölçüyoruz?
Yoksa önemli olanı mı?
Bu noktada yeni nesil performans sistemi şu unsurları içermelidir:
Değer odaklı KPI’lar
Risk ve fırsat maliyeti analizi
Sistemsel etki ölçümü
Hizmet sürekliliği göstergeleri
Sonuç ve Değerlendirme
Lojistik ve depo operasyonlarında başarı, yalnızca performans göstergeleri ile ölçülemez. Gerçek başarı, sistemin yarattığı değer ile belirlenir.
Sonuç olarak:
Performans ölçmek gereklidir ancak yeterli değildir
Değer üretimi lojistiğin temel amacıdır
Depolama faaliyetleri stratejik bir fonksiyondur
Stok yönetimi finansal ve operasyonel bir denge unsurudur
Geleceğin lojistik yönetimi, “ne kadar hızlıyız?” sorusundan çok,
“ne kadar değer yaratıyoruz?” sorusuna odaklanacaktır.
Kadir HANÇER
Kaynakça
Kadir Hançer. (2022). Sağlık lojistiğinde fırsat maliyeti yaklaşımı.
Kadir Hançer. (2023). Stok Yönetiminin Anatomisi.
Kadir Hançer. (2024). Depolama ve lojistikte değer yaratma perspektifi. Satınalma Dergisi.
Martin Christopher. (2016). Logistics & Supply Chain Management.
David Simchi-Levi. (2008). Designing and Managing the Supply Chain.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu. (2020). İyi Dağıtım Uygulamaları Kılavuzu.
Sağlık Bakanlığı. (2019). Sağlıkta Kalite Standartları.
Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi?
Mehmet ATASEVER
Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı
İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İşçilik maliyetlerine ilişkin tekliflerinin ihale tarihinde geçerli asgari ücret ve ilgili giderler gözetilerek oluşturulduğu, işçiliğe ilişkin sunulan teklif tutarının, asgari teklif tutarının altında olduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılmalarının mevzuata aykırı olduğu iddiasına yer verilmiştir.
Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;
Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; Kamu İhale Genel Tebliği’nin “Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında teklif fiyata dahil olacak giderler” başlıklı 78’inci maddesinde “… 78.3. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımlarına ilişkin ihale dokümanında, haftalık çalışma saatlerinin tamamını idarede geçirecek personel sayısının belirtilmesi halinde teklif fiyata dahil giderler arasında işçilik giderine yer verilmesi ve her bir işçilik maliyeti için birim fiyat teklif cetvelinde ayrı satır açılması zorunludur.
78.3.1. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan ve teklif fiyata dahil giderler arasında işçilik giderine yer verilen hizmet alımlarında, birim fiyat teklif cetvelinde her bir işçilik maliyeti için açılan satırda, ilgili mevzuatına göre hesaplanacak sözleşme gideri ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunan isteklilerin teklifleri, ihale dokümanına aykırı teklif sunulduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılır. …” açıklaması,
“Hizmet alımı ihalelerinde sınır değer tespiti ve aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 79’uncu maddesinde “… 79.3.5. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımlarına ilişkin yapılan aşırı düşük teklif açıklamasında, sözleşme giderleri ve genel giderlerin % 4 oranında hesaplanması söz konusu olmayacak, ancak sözleşme ve genel giderler içerisinde yer alan açıklamanın yapıldığı tarihte geçerli olan oran ve tutarlar üzerinden hesaplanan ihale kararı damga vergisi ve sözleşme damga vergisi ile Kanunun 53 üncü maddesinin (j) bendinin 1 numaralı alt bendinde belirtilen tutarı aşan sözleşmelerde sözleşme bedelinin onbinde beşi oranındaki Kurum payı ilgili mevzuatına göre hesaplanmak suretiyle açıklama yapılacaktır. …” açıklaması,
İdari Şartname’nin “İhale konusu işe/alıma ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesinde
“2.1. İhale konusu işin/alımın;
a) Adı: 36 Aylık Manyetik Rezonans (Mr) Görüntüleme Ve Raporlama Hizmet Alım
İhalesi
b) Türü: Hizmet alımı
c) İlgili Uygulama Yönetmeliği: Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği
ç) Miktarı: 55000000 Puan Görüntüleme ve Raporlama Hizmeti 36 Ay 4 Kişi Teknisyen/Tekniker 1 Kişi Sekreter
Ayrıntılı bilgi idari şartnamenin ekinde yer almaktadır.
d) İşin yapılacağı/malın teslim edileceği yer: ….. Devlet Hastanesi” düzenlemesi,
“İhaleye ilişkin bilgiler” başlıklı 3’üncü maddesinde “3.1.
“Teklif fiyata dâhil olan giderler” başlıklı 25’inci maddesinde “25.3.1.
1- KDV Hariç tüm giderler (sözleşmenin uygulanması sırasında, ilgili mevzuat gereğince yapılacak ulaşım, sigorta, vergi, resim ve harç giderleri) ve ihale dokümanında belirtilen bütün her türlü giderler isteklilerce teklif edilen fiyata dahildir.
2- İşçilik İle İlgili Giderler: Hizmet alımı kapsamında 4 kişi Teknisyen/Tekniker ve 1 kişi Sekreter olmak üzere toplam 5 personel çalıştırılacaktır. Teklif edilen fiyatta 4 kişi Teknisyen/Tekniker İçin brüt asgari ücretin %15 fazlası öngörülecekdir.1 kişi Sekreter için ise brüt asgari ücret öngörülecektir. Söz konusu hizmet alımı kapsamında Ulusal bayram, Dini Bayram ve genel tatil günlerde 1 Teknisyen/Tekniker için yılda 15,5 gün 3 yılda ise 46,5 gün Ulusal Bayram, Dini Bayram ve Genel Tatil günü çalışma ücretleri öngörülecek, SGP dahil şekilde ayrıntıları birim fiyat teklif cetvelinde yer alan Brüt Asgari Ücret üzerinden hesaplanan işçilik giderleri teklif fiyata dahil edilecektir.
3- Yol Gideri: Çalışan personele aylık 26 gün üzerinden günlük (gidiş-dönüş) brüt 59,00 TL yol ücreti verilecek ve teklif fiyata dahil edilecektir.
4- İşçinin yemek ihtiyaçları Hastanemizde çıkan yemekten bedelsiz olarak karşılanacak olup, istekliler tekliflerinde işçilerin yemek ihtiyaçları için bir bedel öngörmeyeceklerdir.
5- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca iş ve işçi sağlığı ve güvenliğine yönelik bütün tedbirler ile mesai saati içerisinde çalışanlara verilecek eğitim giderleri teklif fiyata dahildir.
6- Çalışacak olan personellere ait verilecek tüm giyim giderleri ( üniforma, ayakkabı, yaka kartı vb.) giderleri teklif fiyata dahildir.
7- İşin mahiyetinin Manyetik Rezonans Görüntüleme hizmeti olması ve personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmet olmaması nedeniyle hizmetin yürütülmesi sırasında çalıştırılacak personellerin her türlü mali (kıdem vb.), özlük hakları giderleri yüklenici tarafından karşılanacaktır. Yüklenici firma çalıştırdığı personellerin İş Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü hükümlerine göre gereken her türlü işlemini yapacak ve gerekli tedbirleri alacaktır. İş yasaları gereğince İşçi ve İşverene yüklenmiş olan tüm yükümlülükler yüklenici firmaya ait olup, İdareler taraf değildir.
8- Hizmetin yürütülmesi için gerekli bütün sarf, ekipman, tıbbi malzeme, kırtasiye giderleri, cihazların kurulması için gerekli tadilat, montaj yerinin hazırlanması, montajı, tefrişatı, havalandırması ve cihazın hizmet sunabilir duruma getirilmesi için gerekli düzenlemeler, sözleşme bitiminde demontajı, cihazların kurulumu için alınması gerekli her türlü yasal izinler, gerekli olan lisanslar, sözleşme süresince yapılacak olan cihazın kalite kontrol testleri, cihazın işletilmesi için için gerekli olan her türlü dahili veya harici teknik parçalar ve kesintisiz güç kaynağı, periyodik ve periyodik olmayan her türlü bakımları, metroloji faaliyetleri, onarımı için gerekli olan tüm yedek parçalar, görüntü ve raporların ilgili hastane otomasyonuna ve PACS sistemlerine aktarılması için gerekli tüm donanım ve yazılımlar, ruhsat gereği bulundurması zorunlu olan acil durumlar için ambu, MR uyumlu laringoskop, gerekli acil müdahale ilaçları(acil çantası olarak set halinde), MRG uyumlu oksijen tüpü, el tipi metal dedektörü, MRG uyumlu yangın söndürücü giderleri teklif edilecek fiyata dahil olup yüklenici tarafından karşılanacaktır. Cihazların onarım için gerekli tüm parçaları ve yedek parçaları hiçbir ücret talep edilmeden firma tarafından karşılanacak ve tüm periyodik bakımlar, helyum dolumu firma tarafından sağlanacaktır. Yüklenici firma cihazların yetkili teknik servisi ile parça dahil bakım onarım sözleşmesi yapmayı taahhüt edecek ve sözleşme örneğini istenilmesi halinde Hastane Yönetimine veya görevlendireceği komisyona verecektir. Tüm bu giderler teklif fiyata dahildir.
9- Teknik şartnamelerde yükleniciye ait olduğu belirtilen tüm giderler teklif edilecek fiyata dahil olup yüklenici tarafından karşılanacaktır.
10- Yükleniciden cihazların kurulduğu bina için kira alınmayacak, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Tıbbi Cihazların Planlaması ve Teminine İlişkin Usul ve Esaslar konulu 2025/8 Sayılı Genelgesi doğrultusunda cihazların işletilmesi için gerekli su ve elektrik idare tarafından karşılanacaktır. Teknik şartnamede idare tarafından karşılanacak giderler belirtilmiş olup diğer tüm giderler yükleniciye aittir.
11- Nakdi olarak ödenecek yol ücreti SGK matrahına eklenecek olup, aylık ücret bordosunda gösterilecek ve vergi kesintileri yapıldıktan sonra kalan net tutar işçilerin maaşına eklenerek ödenecektir. İdarelerce mesai dışı fazla çalışma öngörülmemektedir.
12- Yüklenici tarafından bu hizmet kapsamında çalıştırılacak teknik şartnamede nitelikleri ve sayıları belirtilen personellerin işçilik maliyetleri ile 4857 sayılı iş kanunundan doğan her türlü yasal ve sosyal hakları yüklenici tarafından karşılanacak ve bu giderler teklif fiyata dahil edilecektir.
25.3.4. Bu madde boş bırakılmıştır. 25.4. Sözleşme konusu işin bedelinin ödenmesi aşamasında doğacak Katma Değer Vergisi (KDV), ilgili mevzuatı çerçevesinde İdare tarafından yükleniciye ayrıca ödenir. 25.5. Kısa vadeli sigorta prim oranları belirtilecektir. % 2,25” düzenlemesi yer almaktadır.
Sözleşme Tasarısı’nın “Sözleşme bedeline dâhil olan giderler” başlıklı 7’nci maddesinde “7.1. Taahhüdün (ilave işler nedeniyle meydana gelebilecek artışlar dahil) yerine getirilmesine ilişkin sözleşmenin uygulanması sırasında ilgili mevzuat gereğince yapılacak ulaşım, sigorta vergi, resim ve harç giderleri ve hizmetin verilmesi için gerekli bütün sarf, ekipman, tıbbi malzeme, firma bünyesinde çalışması öngörülen personel giderleri ve bu personelin kullanacağı dozimetrelerin takip giderleri yükleniciye aittir. Cihazların kurulması için gerekli tadilat, montaj yerinin hazırlanması, montajı, tefrişatı, havalandırması ve cihazların hizmet sunabilir duruma getirilmesi için gerekli düzenlemeler, sözleşme bitiminde demontajı, cihaz kurulumu için izin alınması gerekli her türlü yasal izinler, gerekli olan lisanslar yüklenici tarafından yapılacaktır. Cihazların periyodik ve periyodik olmayan her türlü bakım, tamir ve onarımı için gerekli olan tüm yedek parçalar ve her türlü sarf malzemeleri sözleşme bedeline dahildir. İhale dokümanlarında yükleniciye ait olduğu belirtilen diğer giderler sözleşme bedeline dahildir.
Hastanemiz MR Görüntüleme ve Raporlama Hizmet Alımı için; İhale süresi içerisinde hastane hizmet yerleşkesinin yerinin değişmesi halinde 1( bir ) defaya mahsus olmak üzere idarenin yazılı talebi üzerine kurulmuş olan cihazlar ve tüm ekipmanların yeni hizmet yerleşkesine taşınması, tüm demontaj montaj işlemleri yüklenici firma tarafından ücretsiz olarak sağlanacaktır.
Hizmeti alımına konu olan İdarelerin PACS sistemi bağlantısı, HBYS sistemi bağlantısı v.b. her türlü entegrasyon giderleri sözleşme bedeline dahildir. İlgili mevzuatı uyarınca hesaplanacak Katma Değer Vergisi, sözleşme bedeline dahil olmayıp İdare tarafından Yükleniciye ödenecektir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Kamu İhale Genel Tebliği’nin 78.3.1’inci maddesinde personel çalıştırılmasına dayalı olmayan ve teklif fiyata dâhil giderler arasında işçilik giderine yer verilen hizmet alımlarında, birim fiyat teklif cetvelinde her bir işçilik maliyeti için açılan satırda, ilgili mevzuatına göre hesaplanacak sözleşme gideri ve genel giderler dâhil asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunan isteklilerin tekliflerinin, ihale dokümanına aykırı teklif sunulduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılacağı ifade edilmiştir.
Anılan Tebliğ’in 78.6’ncı maddesinde, tekliflerin hazırlanmasında ve asgari işçilik maliyetinin hesaplanmasında, ihale tarihinde yürürlükte bulunan asgari ücret tutarının dikkate alınacağına yönelik açıklamalara yer verilmiştir.
Sözleşme giderlerinin hesaplanmasına ilişkin olarak, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun “Akitlerle ilgili kâğıtlar” başlıklı bölümünde “A. Belli parayı ihtiva eden kâğıtlar: 1. Mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknameler” için sözleşme bedelinin binde 9,48 oranında damga vergisi alınacağı, “II. Kararlar ve mazbatalar” başlıklı bölümünde “2. İhale Kanunlarına tabi olan veya olmayan resmi daire ve kamu tüzel kişiliğini haiz kurumların her türlü ihale kararları” için sözleşme bedelinin binde 5,69 oranında karar pulu ücreti alınacağı ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince ödenmesi gereken Kamu İhale Kurumu payı oranının %0,05 olduğu hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat açıklamaları ve düzenlemeler çerçevesinde, itirazen şikayete konu edilen ihalenin personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımı niteliğinde olduğu ve bu kapsamda çalıştırılması öngörülen personelin işçilik maliyetlerinin hesaplanmasında asgari işçilik maliyetine %4 oranında sözleşme giderleri ve genel giderlerin eklenmesinin gerekmeyeceği, buna karşın söz konusu sözleşme giderleri ve genel giderlerin ilgili mevzuat uyarınca başvuru konusu ihale açısından sözleşme damga vergisi, sözleşme karar pulu ücreti ve Kamu İhale Kurumu payı olmak üzere isteklilerin teklif bedelinin %1,567’sine tekabül eden tutarda hesaplanmasının gerektiği hususu anlaşılmıştır.
Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan başvuruya konu ihaleye ilişkin olarak idare tarafından düzenlenen birim fiyat teklif cetveli incelendiğinde; işçilik kalemlerine ilişkin olarak, aylık bazda sekreter için brüt asgari ücret, radyoloji teknisyeni/teknikeri için brüt asgari ücretin %15 oranında fazlasının ödenmesini öngören düzenlemeye ve tekniker/teknisyen için ulusal bayram ve genel tatil günleri için günlük bazda brüt asgari ücretin %15 oranında fazlasının ödenmesini öngören düzenlemeye yer verildiği, İdari Şartname’nin “Teklif fiyata dâhil olan giderler” başlıklı 25’inci maddesinde yol gideri için 26 gün üzerinden günlük (gidiş-dönüş) brüt 59,00 TL yol ücretinin teklif fiyata dahil edilmesinin istendiği, personelin yemek ihtiyacının idare tarafından karşılanacağı dolayısıyla bu hususta herhangi bir maliyet öngörülmeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Bu kapsamda EKAP işçilik modülü kullanılarak yapılan hesaplamada; – Sekreter için; ihale tarihi itibariyle geçerli brüt asgari ücret ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyeti için; 2026 yılına ait 1 aylık brüt asgari ücret (33.030,00 TL) ve yol ücreti (59,00 TL) dikkate alındığında asgari işçilik maliyetinin 42.772,95 TL olduğu, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyetinin 43.443,20 TL olması gerektiği, – Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri için; ihale tarihi itibariyle geçerli brüt asgari ücretin %15 fazlası ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyeti için; 2026 yılına ait 1 aylık brüt asgari ücretin %15 fazlası (37.984,50 TL) ve yol ücreti (59,00 TL) dikkate alındığında asgari işçilik maliyetinin 48.904,15 TL olarak hesaplandığı, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyetinin 49.670,47 TL olması gerektiği,
– Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri için ulusal bayram ve genel tatil günleri hesabında asgari işçilik maliyetinin 1.566,86 TL olduğu, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin 1.591,41 TL olması gerektiği anlaşılmıştır.
Yapılan inceleme neticesinde; başvuru sahibi ……..Sağ. Merk. Med. İnş. Taah. Yapı Malz. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, sunulan birim fiyat teklif cetvelinde, “Sekreter” personel için öngörülen teklif bedeli (44.200,00 TL), “Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri” personeli için öngörülen teklif bedeli (50.500,00 TL) ve anılan personele ilişkin ulusal bayram ve genel tatil günleri için öngörülen teklif bedelinin (1.650,00 TL) ihalede verilmesi gereken sözleşme ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin altında olmadığı (sırasıyla 43.443,20 TL, 49.670,47 TL ve 1.591,41 TL) anlaşıldığından başvuru sahibinin teklifinin “asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunulduğu” gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılmasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Türkiye’nin En Kapsamlı İnsan Kaynakları & Çalışan Deneyimi Zirvesi 27 Mart’ta İstanbul’da!
“İşim Gücüm İnsan!” temasıyla düzenlenen Çalışan Deneyimi Zirvesi, 27 Mart 2026’da İstanbul’da Grand Wyndham Levent’te iş dünyasının liderlerini ve insan odaklı dönüşüme yön veren profesyonelleri bir araya getiriyor.
İş Dünyasında İnsan Odağı Daha Kritik
Son yıllarda derinleşen ekonomik koşullar; adaydan üst yönetime kadar tüm iş gücünü etkiliyor. Artan mutsuzluk, düşen verimlilik ve yükselen stres seviyeleri, kurumları insan odağını yeniden tanımlamaya zorluyor. Bu süreçte İK ekipleri organizasyonların stratejik merkezine yerleşiyor.
Çalışan bağlılığı, kurum kültürü ve deneyim tasarımının performans üzerindeki etkisi giderek artarken; Çalışan Deneyimi Zirvesi, bu dönüşüme yön veren liderleri bir araya getirerek somut uygulamalar ve gerçek deneyimler üzerinden geleceğin organizasyonlarına ışık tutmayı hedefliyor.
Açılış konuşmasını Yönetici ve Takım Koçu Suna Sorgüven’in yapacağı zirvede, Türkiye Çalışan Deneyimi Topluluğu Kurucu Başkanı Orçun İrfan, çalışan deneyiminin stratejik önemine dair perspektifini paylaşacak. İş gücü piyasasına dair güncel veriler ve global trendler, Randstad Türkiye Genel Müdürü Ufuk Gedikli tarafından aktarılacak.
Zirve ana sponsor LFD Dijital Öğrenme Çözümleri tarafından yürütülecek panelde LFD kurucu ortağı Murat Aydıner moderatörlüğünde CarrefourSA CHRO & CSO’su Bahar Tura, Fibabanka CHRO’su Yavuz Çelik ve Acıbadem Sağlık Grubu Deputy HR Direktörü Merve Türel çalışan deneyiminin sektörel yansımalarını ele alacaklar.
İnsan odaklı dönüşümün kurum içindeki uygulamalarını Danone Türkiye CHRO’su Sevil Kayaş Yılmaz, kurum kültürü ve sürdürülebilirlik ekseninde deneyim tasarımını Sahibinden Kültür ve Sürdürülebilirlik Müdürü Gamze Gürer, operasyonel ölçekte çalışan deneyimi yönetimini ise Yurtiçi Kargo CHRO’su Salih Kayıkçıoğlu değerlendirecek.
Satınalma | Tedarik Zinciri | Danışmanlık | Eğitim
Gıda perakendesi sektöründe insan kaynakları uygulamaları Big Chefs IK ve Sürdürülebilirlik Direktörü Emine Öztürk tarafından paylaşılacak. Bankacılık sektöründe insan odağının stratejik etkisini İş Bankası CHRO’su Ali Yalçın aktaracak.
Zirvenin dikkat çeken başlıklarından biri ise yapay zekâ olacak. Aselsan İç İletişim & Çalışan Deneyimi Ekip Lideri Feriha Gençer, Çalışan Deneyimine Yapay Zekâ Dokunuşunu paylaşırken, deneyim tasarımı ve danışmanlık perspektifini Voxal Consultancy Kurucusu Seda Alpkaya, müşteri deneyimi ile çalışan deneyimi arasındaki güçlü bağı ise Doğuş Otomotiv Müşteri Deneyimi ve Medya Yatırımları Müdürü Mert Şenkal ele alacak.
Farklı sektörlerden gelen bu güçlü konuşmacı kadrosu, çalışan deneyiminin yalnızca İK departmanının değil, tüm organizasyonun stratejik önceliği olduğunu ortaya koyacak.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.
Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.
AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı:Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim ve Küresel Rekabet
Gül SALDIRANER
EG Partner – SMMM
Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
Son yıllarda küresel ekonomi, artan jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları, enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar ve hızlanan teknolojik dönüşümün etkisiyle önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Özellikle pandemi sonrasında ortaya çıkan tedarik sorunları ve stratejik sektörlerde yoğunlaşan küresel rekabet, üretim kapasitesinin yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik ve teknolojik rekabet bakımından da kritik bir unsur olarak görülmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler birçok ekonominin sanayi politikalarına yeniden yönelmesine neden olurken, Avrupa Birliği de üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen yeni politika araçları geliştirmeye başlamıştır.
Bu çerçevede Avrupa Birliği, temiz teknolojiler ve düşük karbonlu sanayi üretimi alanlarında üretim kapasitesini artırmayı ve stratejik değer zincirlerini güçlendirmeyi amaçlayan yeni politika araçları geliştirmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından Mart 2026’da sunulan Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act), bu politika yönelimi doğrultusunda geliştirilen girişimlerden biridir. Tasarı, düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde pazar oluşumunu desteklemeyi ve Avrupa sanayisinin üretim kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan yeni mekanizmalar içermektedir. Kamu alımları ve kamu destek programları aracılığıyla Avrupa’da üretilmiş düşük karbonlu ürünler ve stratejik teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi öngörülmektedir.
Bu çalışma, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nı Avrupa Birliği’nin değişen sanayi politikası çerçevesi içinde ele alarak düzenlemenin kapsamını, temel politika araçlarını ve küresel rekabet bağlamındaki anlamını incelemektedir.
Arka Plan
Avrupa Birliği’nde sanayi rekabetçiliğine ilişkin tartışmaların arka planında, Mario Draghi tarafından hazırlanan “The Future of European Competitiveness” raporu Avrupa ekonomisinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunları kapsamlı biçimde ele alan önemli bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in talebi üzerine hazırlanan bu rapor, Avrupa ekonomisinin küresel rekabet ortamında karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara dikkat çekmektedir. Raporda özellikle Avrupa’nın üretkenlik artışındaki yavaşlama, enerji maliyetlerinin yüksekliği, yatırım eksikliği ve küresel ölçekte artan rekabet baskısı nedeniyle sanayi üretim kapasitesinin zayıfladığı vurgulanmaktadır. Aynı zamanda yeşil ve dijital dönüşümün gerektirdiği yatırım ihtiyacının büyüklüğü, Avrupa ekonomisinin mevcut politika araçlarıyla bu dönüşümü gerçekleştirmekte zorlanabileceğine işaret etmektedir.
Draghi raporu, Avrupa Birliği’nin uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak düzenleyici araçlara dayanan ekonomik yaklaşımının artık yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır. Raporda, Avrupa’nın küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için piyasa düzenlemelerine dayalı mevcut yaklaşımın ötesine geçilmesi ve stratejik sektörlerde üretim kapasitesini güçlendiren daha aktif bir sanayi politikası geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede kamu yatırımları, sanayi üretim altyapısı, temiz teknolojiler ve kritik değer zincirlerinde Avrupa’nın kapasitesini artırmaya yönelik politika araçlarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Draghi raporunda ayrıca Avrupa’nın yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerine ulaşabilmesi için yıllık yaklaşık 800 milyar avro ek yatırım ihtiyacı olduğu belirtilmektedir. Bu değerlendirme, Avrupa Birliği’nde sanayi politikası araçlarının yalnızca düzenleyici çerçevelerle sınırlı kalmayıp yatırım finansmanını da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Draghi raporunun ardından Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına ilişkin tartışmaları şekillendiren önemli çalışmalardan biri de Enrico Letta tarafından hazırlanan “Much More Than a Market” raporudur. Avrupa Konseyi için hazırlanan bu rapor, Avrupa Tek Pazarının yeni jeoekonomik koşullar altında yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamakta ve özellikle enerji, teknoloji ve sanayi alanlarında daha bütüncül bir politika yaklaşımının geliştirilmesini önermektedir. Raporda, Avrupa’nın küresel rekabet ortamında üretim kapasitesini koruyabilmesi için tek pazarın yalnızca ticaretin serbestleşmesi açısından değil, aynı zamanda sanayi politikası ve stratejik değer zincirleri açısından da yeniden yapılandırılması gerektiği ifade edilmektedir.
Buna ek olarak Avrupa Komisyonu tarafından her yıl yayımlanan Tek Pazar ve Rekabetçilik Raporları (Single Market and Competitiveness Report) da Avrupa ekonomisinin rekabet gücüne ilişkin önemli değerlendirmeler sunmaktadır. Raporlarda Avrupa Birliği’nin tek pazarının küresel ölçekte önemli bir ekonomik avantaj sağlamaya devam ettiği, ancak inovasyon kapasitesi, yatırım ortamı, enerji maliyetleri ve düzenleyici yükler gibi alanlarda çeşitli yapısal zorlukların sürdüğü vurgulanmaktadır. Ayrıca ulusal düzenlemelerin parçalı yapısı ve idari süreçlerin karmaşıklığı gibi unsurların Avrupa şirketlerinin ölçeklenmesini zorlaştırdığı ve yatırım süreçlerini yavaşlatabildiği ifade edilmektedir. Bu değerlendirmeler, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına yönelik tartışmaların son yıllarda neden daha fazla önem kazandığını ortaya koyan önemli kurumsal analizler arasında yer almaktadır.
Bu raporlar, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik tartışmalarının yalnızca düzenleyici reformlarla sınırlı kalmayıp sanayi politikası araçlarının da yeniden gündeme gelmesine zemin hazırlamıştır. Raporlarda ortaya konulan değerlendirmeler, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik, sanayi politikası ve tek pazarın geleceğine ilişkin tartışmaların hız kazanmasına katkı sağlamış ve Avrupa Komisyonu’nun sonraki dönemde geliştirdiği politika girişimleri için önemli bir analitik referans çerçevesi oluşturmuştur. Bu süreçte Avrupa Komisyonu, Avrupa ekonomisinin rekabet gücünü güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir politika yönelimi ortaya koyarak sanayi politikası araçlarını yeniden şekillendirmeye başlamıştır. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm hedeflerini sanayi rekabetçiliği ile birlikte ele alan yeni bir sanayi politikası çerçevesinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Avrupa Birliği’nin Yeni Sanayi Politikası Yönelimi
Draghi raporunun ardından Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına ilişkin tartışmalar daha somut politika girişimlerine dönüşmeye başlamıştır. Avrupa Komisyonu bu süreçte yeşil dönüşüm hedefleri ile sanayi rekabetçiliğini birlikte ele alan yeni bir politika yaklaşımı geliştirmiştir. Bu çerçevede ortaya konulan Temiz Endüstri Anlaşması (Clean Industrial Deal – CID), Avrupa’nın temiz teknolojilerde üretim kapasitesini artırmayı, enerji yoğun sektörlerin dönüşümünü hızlandırmayı ve kritik tedarik zincirlerinde dayanıklılığı güçlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir sanayi politikası çerçevesi sunmaktadır.
Bu politika çerçevesi kapsamında Avrupa Birliği son yıllarda sanayi üretimini ve stratejik değer zincirlerini desteklemeye yönelik çeşitli düzenlemeler geliştirmiştir. Net-Sıfır Sanayi Yasası (Net-Zero Industry Act) temiz teknoloji üretim kapasitesinin Avrupa içinde artırılmasını hedeflerken, Kritik Hammaddeler Yasası (Critical Raw Materials Act) enerji dönüşümü için kritik öneme sahip hammaddelere erişimin güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act) ise bu politika yaklaşımı içinde Avrupa’da düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için pazar oluşturmayı amaçlayan yeni bir politika aracı olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm hedeflerini sanayi rekabetçiliği ve ekonomik güvenlik politikaları ile birlikte ele alan daha bütüncül bir sanayi stratejisi geliştirmeye çalıştığı görülmektedir. Son yıllarda küresel ölçekte artan sanayi politikaları ve devlet destekleri karşısında Avrupa Birliği’nin de üretim kapasitesini korumaya ve stratejik sektörlerde yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik daha aktif politika araçları geliştirdiği anlaşılmaktadır.
Avrupa Birliği’nin geliştirdiği bu yeni sanayi politikası araçları, özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile birlikte değerlendirildiğinde daha bütüncül bir politika çerçevesi ortaya koymaktadır. CBAM aracılığıyla karbon maliyetleri üzerinden rekabet dengesi yeniden şekillendirilirken, Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı ile düşük karbonlu üretim için Avrupa içinde talep oluşturulması hedeflenmektedir. Bu iki politika aracı birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşümü yalnızca bir düzenleme alanı olarak değil, aynı zamanda sanayi rekabetçiliğinin yeniden inşası süreci olarak ele aldığı görülmektedir.
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act)
Avrupa Komisyonu tarafından önerilen tasarı, Avrupa Birliği’nin sanayi üretim kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir düzenleme olarak öne çıkmaktadır. Tasarı kapsamında kamu alımları, kamu destek programları ve yatırım mekanizmaları aracılığıyla düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde talep oluşturulması öngörülmektedir. Düzenleme aynı zamanda sanayi yatırımlarının hızlandırılması, kritik değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve Avrupa sanayisinin küresel rekabet karşısındaki konumunun desteklenmesi amacıyla çeşitli politika araçları içermektedir.
Kapsamdaki Sektörler
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa ekonomisi açısından stratejik öneme sahip bazı sektörlere odaklanmaktadır. Tasarı kapsamında özellikle enerji yoğun sanayi sektörleri, otomotiv değer zinciri ve net-sıfır teknolojileri öncelikli alanlar arasında yer almaktadır.
Enerji yoğun sektörler kapsamında yüksek enerji tüketimi ve karbon emisyonları ile öne çıkan aşağıdaki sektörler düzenlemenin öncelikli alanları arasında bulunmaktadır:
Çelik
Çimento
Alüminyum
Avrupa Komisyonu ayrıca kimya sektörünün de ilerleyen aşamalarda bu çerçeveye dahil edilebileceğini belirtmektedir.
Tasarı aynı zamanda otomotiv değer zincirine ilişkin düzenlemeler içermektedir. Bu kapsamda özellikle elektrikli araç üretimi ve bu araçlarda kullanılan temel bileşenler Avrupa sanayisinin rekabet gücü açısından stratejik alanlar arasında değerlendirilmektedir:
Elektrikli araçlar
Elektrikli araç bileşenleri
Bunun yanı sıra net-sıfır teknolojileri olarak tanımlanan temiz teknoloji alanları da tasarının kapsamına dahil edilmektedir. Bu çerçevede aşağıdaki teknolojiler Avrupa sanayisinin geleceği açısından öncelikli sektörler arasında gösterilmektedir:
Bataryalar
Enerji depolama sistemleri
Güneş enerjisi teknolojileri
Rüzgâr enerjisi ekipmanları
Isı pompaları
Elektrolizörler
Nükleer teknolojiler
Talep Yaratma Mekanizmaları
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nın en dikkat çekici unsurlarından biri, kamu alımları ve kamu destek mekanizmalarında düşük karbon ve Avrupa üretimi kriterlerinin kullanılmasını öngören yeni talep mekanizmalarıdır. Tasarı, kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirilen alımlar ve destek programlarında belirli ürün ve teknolojiler için düşük karbon üretim kriterleri ve Avrupa’da üretim koşullarının dikkate alınmasını öngörmektedir.
Bu yaklaşım özellikle inşaat ve otomotiv sektörlerinde kullanılan çelik, çimento ve alüminyum gibi ürünler için uygulanacaktır. Böylece Avrupa Birliği, düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde yeni pazarlar oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu mekanizma aynı zamanda Avrupa’da üretim yapan şirketler için yatırım öngörülebilirliğini artırmayı ve temiz teknolojilere yönelik sanayi yatırımlarını teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bu talep mekanizmalarının temel amacı, düşük karbon üretim teknolojileri ile geleneksel üretim yöntemleri arasındaki maliyet farkını azaltarak temiz üretim yatırımlarının daha hızlı ölçeklenmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, Avrupa sanayi politikasında temiz teknolojiler için yeni talep alanları yaratmayı hedefleyen “piyasa oluşturma” (market creation) araçlarının bir uygulaması olarak değerlendirilmektedir.
Yabancı Yatırımlar İçin Getirilen Koşullar
Tasarı, Avrupa Birliği’nin yabancı yatırımlara açık kalmaya devam edeceğini vurgulamakla birlikte, stratejik sektörlerde gerçekleştirilen büyük ölçekli yatırımlar için bazı koşullar getirmektedir. Buna göre elektrikli araçlar, bataryalar, güneş teknolojileri ve kritik hammaddeler gibi stratejik alanlarda gerçekleştirilen ve 100 milyon avroyu aşan yatırımların Avrupa ekonomisine somut katkı sağlaması beklenmektedir.
Bu kapsamda söz konusu yatırımların teknoloji transferi sağlaması, Avrupa değer zincirlerine entegrasyonu desteklemesi ve yerel istihdam yaratması gibi kriterler öngörülmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği’nin küresel yatırım akımlarına açık kalırken aynı zamanda stratejik sektörlerde üretim kapasitesini güçlendirmeyi ve Avrupa sanayisinde nitelikli istihdamı desteklemeyi amaçlayan ekonomik güvenlik yaklaşımının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Tasarı kapsamında yabancı yatırımlara getirilen bu koşullar, yalnızca sanayi politikasının bir unsuru olarak değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin stratejik sektörlerde yatırım akımlarını yönlendirmeye yönelik yeni bir düzenleyici çerçeve oluşturduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, yatırım kararlarının yalnızca ekonomik kriterlere göre değil, teknoloji transferi, değer zinciri entegrasyonu ve ekonomik güvenlik gibi unsurlar çerçevesinde değerlendirilmesini öngörmektedir. Bu yönüyle düzenleme, yatırım süreçlerine ilave yükümlülükler getiren ve yatırım kararlarının yapısını dönüştüren bir politika aracına işaret etmektedir.
İzin Süreçlerinin Hızlandırılması ve Sanayi Hızlandırma Alanları
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı aynı zamanda sanayi yatırımlarının hayata geçirilmesini hızlandırmayı amaçlayan düzenlemeler içermektedir. Tasarı kapsamında sanayi projeleri için izin süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve tek temas noktası sistemi ile yürütülmesi öngörülmektedir. Belirli sanayi projeleri için izin süreçlerinde azami sürelerin belirlenmesi ve idari süreçlerin sadeleştirilmesi hedeflenmektedir.
Tasarı ayrıca “Industrial Acceleration Areas” (Sanayi Hızlandırma Alanları) olarak adlandırılan sanayi hızlandırma alanlarının oluşturulmasını öngörmektedir. Bu bölgelerde temiz üretim projelerinin kümelenmesi, sanayi tesisleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi ve enerji altyapısının geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu yaklaşım ile Avrupa’da temiz sanayi yatırımlarının daha hızlı hayata geçirilmesi ve üretim kapasitesinin ölçeklenmesi hedeflenmektedir.
Küresel Ticaret ve Koruma Tartışmaları
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, kamu alımları ve kamu destek mekanizmalarında Avrupa’da üretilmiş ürünlere yönelik tercih mekanizmalarının gündeme gelmesidir. Tasarı kapsamında belirli sektörlerde düşük karbon üretim kriterleri ile birlikte Avrupa üretimi içeriğin dikkate alınması öngörülmektedir. Bu yaklaşım Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında kamu alımları ve destek mekanizmaları aracılığıyla üretim kapasitesini desteklemeyi amaçlayan yeni bir politika yönelimine işaret etmektedir.
Son yıllarda küresel ölçekte artan sanayi politikaları ve devlet destekleri, üretim yatırımlarının coğrafi dağılımını önemli ölçüde etkilemeye başlamıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yürürlüğe giren Enflasyonu Düşürme Yasası (Inflation Reduction Act) ve Çin’in uzun süredir uyguladığı sanayi destek politikaları, temiz teknoloji üretimi ve stratejik sektörlerde küresel rekabeti yoğunlaştırmıştır. Bu gelişmeler karşısında Avrupa Birliği de sanayi üretiminin Avrupa içinde korunması ve yeni yatırımların Avrupa’ya yönlendirilmesi amacıyla talep oluşturma mekanizmalarını politika araçları arasında değerlendirmeye başlamıştır.
“Made in EU” yaklaşımı bu bağlamda yalnızca ticari bir tercih mekanizması değil, aynı zamanda Avrupa sanayi stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kamu alımları ve destek programları aracılığıyla Avrupa içinde üretilmiş ürünlere yönelik talep oluşturulması, temiz teknoloji yatırımlarının Avrupa’da gerçekleştirilmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım aynı zamanda stratejik sektörlerde dışa bağımlılığın azaltılması ve Avrupa sanayi değer zincirlerinin güçlendirilmesi hedefiyle de ilişkilendirilmektedir. Bu gelişmeler, Avrupa Birliği’nin uzun yıllar savunduğu serbest ticaret ve düzenleyici politika yaklaşımının yanı sıra, sanayi politikasını daha aktif bir rekabet aracı olarak kullanmaya başladığını göstermektedir.
Bununla birlikte söz konusu yaklaşım küresel ticaret sistemi açısından çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Kamu alımlarında Avrupa üretimine yönelik tercih mekanizmalarının kullanılması, bazı çevreler tarafından sanayi politikasının daha korumacı bir yön kazandığı şeklinde değerlendirilmektedir. Avrupa Komisyonu ise tasarının uluslararası ticaret kuralları ile uyumlu olduğunu ve Avrupa Birliği’nin açık ticaret yaklaşımını sürdürdüğünü vurgulamaktadır. Bu gelişmeler, küresel ölçekte sanayi politikalarının yeniden önem kazandığı ve devlet desteklerinin rekabet dinamiklerini doğrudan etkilediği yeni bir döneme işaret etmektedir.
Türkiye Açısından Önemi
Avrupa Birliği’nin geliştirdiği yeni sanayi politikası araçları, Avrupa ile güçlü ticaret ilişkilerine sahip ülkeler açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği çerçevesinde derin üretim ve ticaret ilişkilerine sahip bir ekonomi olarak bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer almaktadır. Özellikle otomotiv, metal, makine ve enerji yoğun sanayi sektörlerinde Avrupa değer zincirleri ile güçlü bir entegrasyona sahip olan Türkiye açısından Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikası araçları dikkatle izlenmesi gereken gelişmeler arasında yer almaktadır.
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı kapsamında gündeme gelen kamu alımları mekanizmaları ve “Made in Europe” yaklaşımı bu tartışmaların önemli unsurlarından biridir. Taslak düzenlemelerde “Made in Europe” kapsamının temel olarak Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkelerini içermesi öngörülmekle birlikte, Avrupa Komisyonu’nun belirli koşullar altında bazı üçüncü ülkeleri veya “güvenilir ortakları” bu kapsamda değerlendirebileceğine yönelik esneklikler de yer almaktadır. Bu nedenle “Made in Europe” yaklaşımının uygulanma biçimi, Avrupa kamu alımları ve sanayi destek programlarında Avrupa değer zincirleri ile güçlü entegrasyona sahip ülkelerin konumunu doğrudan etkileyebilecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği kapsamında derin üretim ve ticaret ilişkilerine sahip olan Türkiye açısından da söz konusu yaklaşım dikkatle izlenen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de üretilen birçok sanayi ürünü Avrupa üretim ağları ile güçlü biçimde entegre durumdadır. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin kamu alımları, sanayi destek programları ve temiz teknoloji yatırımlarına ilişkin geliştirdiği yeni politika araçları, Türkiye’nin Avrupa sanayi değer zincirleri içindeki konumu açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarındaki yeni yönelimi yalnızca kamu alımları veya menşe kriterleri ile sınırlı değildir. Avrupa’da temiz teknoloji üretimi, enerji yoğun sektörlerin dönüşümü ve kritik hammaddelere erişim alanlarında geliştirilen politika araçları, Avrupa sanayi değer zincirleri ile yakın entegrasyona sahip ülkeler açısından sanayi yatırımlarının coğrafi dağılımı ve üretim yapısının geleceği bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Öte yandan Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yürüttüğü serbest ticaret anlaşmaları da Türkiye açısından zaman zaman yeni tartışmaları gündeme getirmektedir. Türkiye, Gümrük Birliği kapsamında Avrupa Birliği’nin ortak gümrük tarifesine uyum sağlamakla birlikte, Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına taraf değildir. Bu durum bazı durumlarda rekabet koşullarının asimetrik şekilde oluşmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin sanayi politikaları ile ticaret politikalarına ilişkin gelişmeler Türkiye açısından birlikte değerlendirilen konular arasında yer almaktadır.
Bu çerçevede Avrupa Birliği’nin geliştirdiği yeni sanayi politikası araçları Türkiye açısından yalnızca ticaret ilişkileri bakımından değil, aynı zamanda sanayi dönüşümü ve üretim yapısının geleceği açısından da stratejik önem taşımaktadır. Avrupa ile güçlü üretim bağlantılarına sahip Türk sanayisi açısından düşük karbonlu üretim kapasitesinin geliştirilmesi, temiz teknoloji yatırımlarının artırılması ve Avrupa sanayi değer zincirleri içindeki konumun güçlendirilmesi önümüzdeki dönemde önemli bir politika alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Türkiye açısından mesele yalnızca uyum değil, Avrupa sanayi değer zincirleri içinde konumun yeniden tanımlanmasıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin son yıllarda sanayi politikasında daha belirgin hale gelen yeni yönelimin önemli bir örneğini oluşturmaktadır. Avrupa Birliği, üretim kapasitesini güçlendirmeyi ve stratejik sektörlerde rekabet gücünü korumayı amaçlayan politika araçlarını daha aktif biçimde kullanmaya başlamıştır. Bu çerçevede geliştirilen yeni düzenlemeler, sanayi dönüşümünü desteklerken aynı zamanda Avrupa’da üretim yatırımlarını teşvik etmeyi hedeflemektedir.
Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm ve sanayi rekabetçiliği hedefleri doğrultusunda geliştirdiği politika araçları, sanayi dönüşümünü destekleyen daha bütüncül bir politika çerçevesinin ortaya çıktığını göstermektedir. Temiz teknoloji üretiminin artırılması, kritik hammaddelere erişimin güvence altına alınması ve düşük karbonlu sanayi yatırımlarının hızlandırılması bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer almaktadır. Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı ise bu politika çerçevesi içinde Avrupa’da düşük karbonlu sanayi üretimini desteklemeyi ve temiz teknoloji yatırımlarını hızlandırmayı amaçlayan önemli bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Kamu alımları ve destek programları aracılığıyla geliştirilen bu mekanizmalar, Avrupa’da üretim yatırımlarının hızlandırılmasını ve sanayi üretim kapasitesinin güçlendirilmesini hedeflemektedir.
Bu yaklaşım aynı zamanda Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını yalnızca düzenleyici araçlarla sınırlı tutmayan, üretim kapasitesi ve yatırım ortamını doğrudan etkileyen daha aktif bir politika anlayışına yöneldiğini göstermektedir. Kamu alımlarında düşük karbon ve Avrupa üretimi kriterlerinin kullanılmasına yönelik tartışmalar ise bu yeni sanayi politikası yaklaşımının küresel ticaret sistemi açısından da çeşitli tartışmaları beraberinde getirebileceğine işaret etmektedir.
Henüz yasama süreci devam eden Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında ortaya çıkan bu yeni yönelimi anlamak açısından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Temiz teknolojiler, enerji yoğun sanayi sektörleri ve stratejik değer zincirleri etrafında şekillenen bu politika yaklaşımı, Avrupa’nın küresel sanayi rekabeti içindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlayan daha aktif bir sanayi stratejisine işaret etmektedir.
Avrupa Birliği’nin sanayi politikası araçlarını genişleterek üretim kapasitesini desteklemeye yönelik attığı adımlar, küresel değer zincirlerinin coğrafi dağılımı üzerinde de etkili olabilecek niteliktedir. Avrupa ile güçlü üretim bağlantılarına sahip ülkeler açısından bu dönüşüm, yalnızca mevcut ticaret ilişkilerinin sürdürülmesi değil, aynı zamanda sanayi dönüşümünün gerektirdiği yeni üretim kapasitesi ve teknoloji yatırımlarının geliştirilmesini de gündeme getirmektedir.
Bu çerçevede Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında yalnızca bir düzenleme değişikliğini değil, aynı zamanda üretim, yatırım ve rekabet dinamiklerinin yeniden tanımlandığı yeni bir dönemin başlangıcını temsil etmektedir. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında ortaya çıkan bu yeni yönelim, Türkiye açısından da yakından izlenmesi gereken önemli bir politika alanı oluşturmaktadır.
GÜMRÜK ve DIŞ TİCARET UZMANLIĞI Sertifika Programı
İş İmkanı sunan bu programı kaçırmayın. 14. Dönem Uygulamalı GÜMRÜK ve DIŞ TİCARET UZMANLIĞI.Son Başvuru Tarihi: 16 Nisan 2026 Ünsped Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş. – İstanbul Üniversitesi
Anahtar Sözcükler: gümrük, dış ticaret, sertifika, ithalat, ihracat, mevzuat, rejim, lojistik, taşımacılık, iş, kariyer, Ünsped, Gümrük Müşavirliği, İstanbul Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi
Limon şu vaziyette ağzımızı sulandırıyor değil mi? Fiyatı ile de cebimizden parayı vantuz gibi çekiyor. Bu mevsimde limon, yatak limondur. Yani soğuk hava depolarında muhafaza edilir ve maliyeti artar.
Ne kadar maliyet artar dedikten sonra “Pes yani maliyet bu kadar mı artar?” diyeceğinizi duyar gibiyim.
Limon ilk çıktığı ve hasat yapıldığı yaz ayının sonlarında fiyatı oldukça düşüktü. Hasattan daha önceki haline de bakalım isterseniz.
Limonun Serüveni
Limonun Doğuşu
Limon Çiçeği
Limonun hikayesi, limon ağaçlarının çiçek açması ile başlar. Çiçek açması da ortalama Mart – Nisan aylarında olur. Her şey yolunda giderse, mevsimlerde don, aşırı soğuk olmaz ise limon ağacındaki her çiçek, meyveye dönüşür ve minicik limonlar oluşmaya başlar.
Havalar çok soğuk olursa, limon çiçekleri dökülür, limon çiçekleri aynı sene bir daha açmaz. Yani limon meyvesi de olmaz.
Dolayısıyla limon rekoltesi düşük kalır.
Üreticinin Bahçesinde Limon Dalında Satılır
Limon henüz yeşil iken limon tüccarları genelde üreticinin bahçesinde limonu henüz dalındayken satın alma yoluna gider. Tabii ki o esnada milimetrik hassas teraziler söz konusu olmayıp, tüccar ve üretici limon ağaçlarının arasında gezinti yaparak, limon rekoltesi konusunda göz kararı tahmin yaparlar ve limonun pazarlığı başlar.
Limon satın alırken;
Tüccar en düşük paraya limonu vadeli fiyata almaya çalışırken
Üretici ise satmış olduğu limonlarda fiyat açısından hiç memnun olmayıp, daima memnun olmadığını vurgular
Limon satışındaki en trajik durum ise;
Limon tüccarları limonu alma aşamasında gelinlik kız gibi kendini naza çeker, limonu almak istemez, çoğu kez de limonu almadan gider.
Naçar kalan limon üreticisi limonu dalında 1 liraya verir.
Limon alımındaki nazlanmanın sonunda mağdur olan üretici olur. Çünkü limon, hasata yakın tarihlerde veya hasat sonuna doğru satılamaz ise, limon dalda kalır, dalda kalan limon ise yeni çiçek alıp meyve verecek limonların gelişmesini engeller. Anlayacağınız, hasat zamanı geçmesine rağmen üretici çiftçi limonları satamaz ve ağaçtan toplatmaz ise ciddi bir sıkıntı ile karşı karşıya gelir.
Üreticinin fazla alternatifi yoktur ya malını yok pahasına verecek, ya da hem bu sene, hem de gelecek sene limon alamayacaktır.
Üretici yok pahasına limonu tüccara satmaya karar verir.
Limon Tüccarının Stratejisi
Limon tüccarının temel düşüncesi limonu yok pahasına alıp, fabrikasına götürüp gerekli prosesleri (parafinlemek = limonun pırıl pırıl parlamasını ve limonun gözeneklerinin kapatılması). Bunun amacı soğuk hava deposuna götürüp aylarca bozulmadan muhafaza edilmesini sağlamak içindir.
Bir not;
Tüm narenciye grupları, muz, soğan, patates, elma gibi ürünlerin dayanıklılığı artsın diye soğuk havalı yerler olan soğuk hava depoları veya Ürgüp, Göreme gibi yerlerde bulunan mağara ve oyuklarda saklarlar.
Piyasayı Adeta Tüccar Kontrol Eder
Üreticiden limonu oldukça düşük fiyata satın alan tüccar, sonbahar mevsiminde limonu piyasaya çıkartır ve adeta piyasayı koklayarak fiyatlamayı yapar. Fiyatlama derken hiç abartmadan yazacak olursam üretici tüccara 10 liraya vadeli satmış ise, (limonu 1 liraya da satan var, bilmiş olun) tüccar da sonbahar mevsiminde bu limonu en az 4 kar fiyatla 40 liraya satar. Hatta şu içinde bulunduğumuz Ocak, Şubat, Mart, Nisan aylarında TRL.90.- ila TRL.120.- arasında satar.
Üreticiden 10 Liraya alınan limonu tüccar bir punduna getirdi ve 120 Liraya satıyor.
Bu ticarete ne diyeceğimi bilemiyorum;
Serbest piyasa ekonomisi
Fırsatçılık
Kör ile ilgili bir söylem vardı. Unuttum ya. Nasıldı… Kör tuttuğunu… hatırlayamadım. Ama sizin hatırınıza geldiyse söyleyiniz lütfen.
Limon Üreticisine Tekrar Dönelim İsterseniz
Ben limon üreticisini anlatmadım dedikodu olmasın diye. Anlatanları buraya getirdim.
Bu yazının ikinci bölümü haftaya yayımlanacak. Gelecek sayıda TÜİK’in resmi rakamlarını da ele alacağım. Tekrar limonu konuşacağız. Limonda oynanan filmin senaryosu aynı aslında.
Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci Bir Dava İncelemesi
Satınalma ve tedarik zinciri dünyasına ilişkin yargı kararlarını inceledikçe, iş hayatının ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini daha net görüyoruz.
Bir tarafta insanların yıllar içinde oluşturduğu kariyerleri, mesleki itibarları ve hayat planları; diğer tarafta ise şirketlerin kurumsal yapılarını, kaynaklarını ve düzenini koruma ihtiyacı bulunuyor. Bu nedenle şirket ve çalışan arasında zaman zaman gerilim yaşanabiliyor. Böyle durumlarda hemen bir haklı ve haksız taraf aramak ise çoğu zaman sağlıklı olmuyor.
Bu makalede yer verdiğim pratik çalışma; şirket ve çalışan ilişkisini, denetim ve disiplin soruşturmasını ve sonrasındaki mahkeme sürecini birlikte değerlendirmek için önemli bir fırsat sunmaktadır. Şirketlerde bir usulsüzlük şüphesi ya da bir dedikodu doğduğunda, yönetimler çoğu zaman hızla harekete geçmek ister. Ancak süreci hızlandırırken geri dönüşü zor hatalar da yapılabilmektedir. Kurumsal hayatın en karmaşık ikilemi de burada başlar: hızlı hareket etme zorunluluğu ile adil ve ölçülü olma sorumluluğu arasında sıkışıp kalmak.
Bu yazımda tam da bu kritik noktaya odaklanmak istiyorum.
Çalışan Haklarının Korunması ve Güvenilir Kurumsal Yapı
Dava dosyamızın odağında bu sefer satınalma yöneticisi var. O nedenle ilk olarak şirketlerde satınalma mesleğinin icrasının ne denli zor olduğuna vurgu yapmak isterim. Hemen hemen tüm şirketlerde satınalma birimi, doğası gereği hem tedarikçilerin hem de iç müşterilerin (talep sahiplerinin) hem de tepe yönetimlerin hedefindedir. Zorlu bir kariyer mücadelesi olduğu kuşku götürmez. Bir taraftan işinize dört elle sarılacaksınız diğer taraftan da operasyonlarınız sürekli sorgulanacak. Hiç kolay değil.
Çamur At İzi Kalsın Yaklaşımı ve İtibar Suikastlerine Dikkat!
Birçok somut olayda görüyoruz ki, ihbar/şikâyet mekanizmaları, “Etik Hatlar” kurumsal yapının önemli bir bileşeni olarak son derece olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Yine bazı vakalarda da görüyoruz ki, bu tür mekanizmalar ideal amacından sapabilmekte, kişisel intikam hatlarına dönüşebilmektedir.
Kurumsal hayatta “denetim” ve “etik” mekanizmaları, pekala liyakatli bir yöneticiyi tasfiye etmek için kullanılan bir itibar suikastı aracı haline gelebilmektedir. Yönetimsel entrikalar ve baskı (mobbing) silahı olarak karşımıza çıkabilmektedir. “Çamur at izi kalsın” yaklaşımıyla harcanan kariyerler, sadece çalışanı değil, şirketin adalet duygusunu ve kurumsal sadakati de bitirmektedir.
Suistimal yapan bir personeli tespit etmek ne kadar gerekliyse, masum bir çalışanı korumak da bir o kadar onur meselesidir.Kurumsallık, sadece usulsüzlük yapanı yakalamak değil; dürüst çalışanın ayağının kaydırılmasına engel olacak bir adalet mekanizması kurmaktır. Bu nedenle dedikodu ile somut dayanak noktaları (delil) arasındaki ayrımın farkında olmak gerekir.
Bir şirket karşı karşıya kaldığı problemli bir vakada adalet ve ölçülülük ilkesinden asla ayrılmamalıdır. Şirket patron ve yöneticilerinin aldıkları birçok kararın arkasında duygusal reflekslerin “ibret-i alem” mantığı ile olduğunu biliyoruz. Örnek olsun, emsal teşkil etsin diye kontrolsüz aksiyonlar caydırıcılıktan çok “infaz” uygulamalarını gündeme getirmektedir. İbret-i alem olsun mantığı ile hareket edip sonrasında ek zararlarla karşı karşıya kalabiliriz.
Şirket, kendi iç düzenini yeterince sağlam kurmadan; süreçlerini yazılı ve izlenebilir hale getirmeden, denetim ve disiplin mekanizmalarını sağlıklı işletmeden çalışanları işten çıkardığında ne olur? Kurumsal refleks ile yönetsel adalet arasındaki denge nasıl kurulur? Somut dava dosyası, bu soruları şirket çıkarı ile çalışanların kariyerleri ve geniş eksende hayatları arasındaki hassas çizgide yeniden düşünme imkânı vermektedir.
İç Denetim ve Hukuk Birimleri İçin Satınalma Eğitimi Neden Zorunlu Olmalı?
Suistimal, yolsuzluk ve sözleşme kaynaklı uyuşmazlıklar; hukuki süreç ve operasyon maliyetlerini katlayarak büyütür.
Geçmişin satın alma dinamikleri ile bugünün dinamikleri arasında inanılmaz farklar var. Sürdürülebilirlik ve dijitalleşme büyük bir dalga yaratmıştır. Toplam sahip olma maliyet (TCO), harcama analizleri, tedarikçi/taşeron ilişkileri ve performans göstergeleri (KPI) başka bir noktaya taşınmıştır. Şartname, sözleşme ve ihale yönetimleri ise artık farklı bir çerçevede ele alınmaktadır. O nedenle satınalma operasyonlarına geçmişin gözlükleri ile baktığınızda sürekli hata ve ihlal yapılıyormuş duygusuna hâkim olabilirsiniz.
Şirket içerisinde Satınalma, Denetim ve Hukuk birimleri farklı diller konuşursa zaman zaman çatışma kaçınılmazdır. Satın alma operasyon çevresinin güçlü bir dönüşüm içerisinde olduğunu diğer birimlerin bir çırpıda görmesini de beklemiyoruz. Koordinasyonun sağlanması için ortak mesleki dilin oluşması önemlidir.
Operasyonun Mutfağını Bilmeyen Denetçi, Gerçek Suistimali Göremeyebilir
İç denetim, güçlü bir “araştırma-incelemefaaliyeti” kadar bir “kanıt toplama, dosyalama ve raporlama” sürecidir. İç denetim ve hukuk ekipleri için satınalma eğitimi sadece bir gelişim fırsatı değil, denetim güvenilirliği açısından zorunlu bir başlık haline gelmiştir. Eğitim, denetim ekibine günün rekabet koşullarına uygun hareket etme, yüzeysel değil derinlemesine inceleme yapma yetkinliği kazandırır.
Bugünün iş temposunu anlayabilmek için denetim ve hukuk ekiplerine mutlaka ve mutlaka vaka tabanlı satın alma eğitimlerinin verilmesi gerektiğine inanıyorum. Satınalma eğitimi almamış bir denetim ve hukuk ekibi, her prosedür ihlalini bir suistimal, her ticari inisiyatifi bir usulsüzlük sanabilir.
Bir denetçi; stratejik satınalma, kategori yönetimi veya hayat eğrisi maliyet kavram ve uygulamalarını derinlemesine bilmiyorsa, satın almacının yaptığı bir aksiyonun “ticari bir gereklilik” mi yoksa “hileli bir yönlendirme” mi olduğunu yeterince ayırt edemeyebilir. Çarpıcı gerçek şudur: “satın alma uygulamalarını bilmeyen bir denetçi, gerçek suistimali de suistimalciyi de gözden kaçırır.”
Pratik Çalışma – Dava Dosyası
PRATİK ÇALIŞMA:
Bu çalışma, bir şirkette Satınalma Takım Yöneticisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin, satınalma süreçlerinde gerekli özeni göstermediği, şirket prosedürlerine aykırı davrandığı ve şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasına ilişkindir.
Şirket (davalı), iç denetim raporuna ve bazı ihale süreçlerinde ortaya çıktığını ileri sürdüğü zarara dayanarak feshin geçerli ve haklı nedene dayandığını savunmuştur. Dosyada işverenin ileri sürdüğü fesih nedeninin “haklı fesih” ağırlığında mı, yoksa “geçerli fesih” sınırlarında mı kaldığı sorusuna da dikkat edilmelidir.
İLK DERECE MAHKEMESİ:
DAVA KONUSU: Satınalma Takım Yöneticisi olarak çalışan davacının işe iade talebi.
DAVACI İDDİA ve TALEPLERİ:
Davacı: Satınalma Takım Yöneticisi (Şirket Çalışanı- K1)
Satınalma Takım Yöneticisi (Davacı vekili) dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin davalı şirkette “14/07/2014-13/05/2016” tarihleri arasında çalıştığını, son olarak “Satınalma Takım Yöneticisi” unvanıyla görev yaptığını,
Geçersiz ve mesnetsiz bir gerekçeyle iş sözleşmesine son verildiğini beyanla feshin geçersizliğinin tespitine müvekkilinin işe iadesine,
Boşta geçen süre için 4 aylık brüt maaşı tutarında ücretine en yüksek banka mevduat faizi uygulanarak davalı firmadan tahsiline,
Müvekkilimizin işe iadesine karar verildiği ve davalı firma tarafından işe iade edilmediği takdirde 8 aylık brüt ücreti tutarında işe başlatmama tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Hatırlatma: 4857 sayılı İş Kanunu madde 21 kapsamında 4 ay boşta geçen süre ve 8 aylık işe başlatmama brüt ücreti talep ediliyor.
DAVALI İDDİA ve TALEPLERİ:
Davalı: F1 A.Ş. (İşveren Firma)
İşveren Firma F1 A.Ş. (Davalı) vekili cevap dilekçesinde özetle;
Davacının müvekkili şirkette 14/07/2014-13/05/2016 tarihleri arasında F1 bünyesinde “Satın Alma Takım Yöneticisi” olarak çalıştığını
13/05/2016 tarihinde davacının işiyle ilgili sorumluluklarını yerine getirmediği,
İş akdi müvekkil şirket tarafından geçerli nedenle ve haklı nedenle fesih hakkı veren ağırlık derecesinde bir nedene dayanarak feshedildiğini,
Fesihte keyfi davranılmadığını, feshin kaçınılmaz olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ:
Mahkemece;
“Davacıya 13/05/2016 tarihinde yapılan fesih bildiriminde, iş yerinde denetim yapıldığı, denetim sonucunda şirketin prosedür ve prensiplerine uyulmadığı bu nedenle şirketin zarar uğradığı, davacının da takım yöneticisi olarak beklenen özenin gösterilmediği bu nedenle
iş akdinin İş Kanunun 17.maddesi kapsamında fesih edildiği anlaşılmıştır.
Tarafların iddiası ve tanık beyanlarına göre iş yerinde ihale ve doğrudan temin konularında usulsüzlük yapıldığı ve ihmalkâr davranıldığı iddialarının araştırılması için denetim yapıldığı,
Yapılan denetim sonucunda davacının ihmalkâr davrandığının tespit edildiği yani fesih gerekçesinin denetim sonucunda ortaya çıktığı,
Denetimden sonra raporda yer alan ve davacıya kusur olarak isnat edilen davranışlar ve fesihe dayanak denetim raporu hakkında davacının savunmasının alınmadığı,
Davalı her ne kadar yapılan denetimde davacının savunmasının alındığını ileri sürmüş ise de, davacının denetim esnasında denetmen tarafından olayın aydınlatılması amacıyla beyanının alındığı,
Denetim sırasında davacıya isnat edilen bir fiilin olmadığı ve kusurlarının neler olduğunun belli olmadığı,
Beyan alınırken davacıya sorulan sorularda suçlayıcı bir ifade kullanılmaması, denetim raporunun 39.sayfasında davacı hakkında disiplin soruşturmasının yapılması yönünde görüş bildirildiği,
Yani ifade alınırken davacı hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının da bulunmadığı, dikkate alındığında denetmen tarafında alınan beyanın savunma olarak nitelendirilemeyeceği,
Davacının feshe konu davranışları nedeniyle savunması alınmadığından fesihin geçerli nedene dayanmadığı anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”
gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ ve GEREKÇELERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; – Davanın genişletilmesi gibi bir durumun bulunmadığını, çünkü cevap dilekçesinde davacının iş akdine aykırılık oluşturan davranışlarının feshin haklı ve geçerli sebeplerini oluşturduğunun belirtildiğini, 30. Hukuk Dairesinin kararı sonrasında alınan 19.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda yapılan ihaleler kapsamında müvekkili şirketin zararın oluşmasında satınalma takım yöneticisi olan davacı K1’nun kusurlu olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle Haklı Fesih Sebebinin varlığının Bilirkişi raporuyla tespit edildiğini, yazılı fesih bildiriminde hangi nedene dayanıldığının açıkça belirtilmiş olmasa dahi cevap dilekçesinde bu hususun belirtildiğini,
Davacının görevini özen sorumluluğuyla yapmayarak müvekkili bünyesindeki Satın Alma Prosedürü’nün 3.3.15 (Ticari Değerlendirme) ve
3.21 (Fatura Onayı) maddelerine aykırı davrandığı için kusurlu olduğunu ve geçerli fesih sebebinin bulunduğunu,
Davacının iş akdini ihlal ederek şirketin maddi zarara uğramasına sebebiyet verdiğini ve sözleşmeye aykırı davranışlarda bulunduğunu,
Müvekkilini bu denli büyük bir zarara uğratan işçiye sadece basit bir uyarı veya ihtarda bulunmanın diğer çalışanların üzerinde bırakacağı olumsuz etki göz önüne alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
Ayrıca davacının müvekkil şirket tarafından alınan ifadesinde de görevini özen yükümlülüğüne uygun olarak yapmadığına ve kendi yükümlülüklerini yerine getirmediğine dair ikrar niteliğinde ifadelerinin bulunduğunu,
Feshin haklı nedene dayandığı durumlarda savunma alma zorunluluğunun bulunmadığını,
Ayrıca müvekkil şirket tarafından yürütülen disiplin soruşturmasıkapsamında davacının ifadesi alınmış olduğu için ayrıca bir savunma almaya da gerek bulunmadığını,
Haklı fesih sebebinin varlığı gözetilmeyerek savunma ve açık fesih sebebi olmadığından bahisle verilen kararın hatalı olduğunu,
Müvekkili şirketin güveninin sarsıldığı, davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak şirket aleyhine hareket ettiğinin açıkça ortada olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
K A R A R:
Üye hâkim tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra HMK 355. Madde düzenlemesine göre, kamu düzenine aykırılık halleri hariç, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda;
Davacının iş akdi; “F1 A.Ş. Satınalma Departmanında Denetim Birimi tarafından satınalma süreci ile ilgili kapsamlı bir denetim yapılmıştır.
Söz konusu denetim sonucunda Şirketin mevcut prosedür ve prensiplerinin gerektirdiği şekilde uygulanmadığı ve şirketin söz konusu süreçlerin etkin yürütülmemesinden kaynaklı olarak zarara uğradığı tespit edilmiş olup, şirketin satınalma takım yöneticisi olarak, satınalma süreçlerini yönetiminiz esnasında, deneyim ve nitelikleriniz doğrultusunda sizden beklenen özeni göstermediğiniz anlaşılmaktadır.
Bu durum F2 Topluluğu İş Etiği Kurallarını Destekleyen Politikalar arasında yer alan Çıkar Çatışma Politikası’nın“Çalışanların yetkilerini kendisinden beklenilen özen dışında kullanarak Şirkete zarar vermesi kabul edilemez” ifadesi ile de çelişmektedir. Dolayısıyla, hem F2 iş etiği ve şirket prosedürlerinde belirtilen kuralları gereken özeni göstermeyerek ihlal etmiş, hem de iş sözleşmesinin en önemli unsuru olan güven ilişkisini zedelemiş bulunmaktasınız. Bu nedenle iş sözleşmeniz, İş Kanunu’nun 17. ve devamı maddeleri uyarınca, kıdem- ihbar tazminatı ve diğer tüm yasal haklarınız ödenmek suretiyle 13.05.2016 tarihi itibari ile feshedilmiştir” yazılı bildirim ile feshedilmiştir.
Davacının çıkış bildirgesi kuruma (4) Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi olarak bildirilmiştir.
Davalı cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin geçerli nedenle ve haklı nedenle fesih hakkı veren ağırlık derecesinde bir nedene dayanarak feshedildiğini beyan etmiştir.
Davacının eyleminin davalı işverene haklı fesih imkanı vermesi karşısında, yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesinin karar gerekçelerinde yer aldığı üzere, esasen davacıdan savunma alınması gerekmediği, davalı işverenin iyi niyetle haklı fesih imkanını kullanmamasının, bu bakımdan aleyhine yorumlanamayacağı, aksi halde davalının iyi niyetli yaklaşımının cezalandırılmış olacağı gözetildiğinde, feshin geçerli nedene dayandığı anlaşıldığından davacının işe iade talebinin reddi yerine, yazılı gerekçelerle kabulü hatalıdır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 24.05.2018 tarih 2017/25553 Esas-2018/11649 Karar sayılı ilamı)
Dairemizin 29.11.2018 tarihli 2017/4226 Esas-2018/1853 Karar sayılı kaldırma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrasında Makine Mühendisi bilirkişi tarafından verilen 19.08.2019 tarihli raporda davacının Jeneratör Bakım Onarım ve Araç Bakım Onarım ihalesi ve araç kiralama, yer altı kablo ve kuşkonmaz ihalelerinde meydana gelen zarardan sorumluluğunun bulunduğu, zarar paylaşımının eşit veya görev derecesine göre yapılmasının takdirinin mahkemede olduğunun bildirildiği görülmüştür.
İlk derece mahkemesince; Dairemiz kararlarına ve Yargıtay kararlarına atıf yapılarak, davacının feshe konu davranışları nedeniyle savunması alınmadığından feshin geçerli nedene dayanmadığından bahisle davacının işe iadesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararında atıf yapılan Dairemiz kararlarının eldeki dava dosyasına emsal nitelikte olmadıkları, ancak, davalı işverence yapılan fesih bildiriminde özen yükümlülüğü ve güven ilişkisinin zedelendiğinden bahsedilerek İş Kanunu 17 ve devamı maddeleri uyarınca fesih işleminin yapıldığı, davalı tarafından, davacının, fesih bildiriminde belirtilen özen yükümlülüğü ve güven ilişkisini zedeleyen eylemlerinin denetimi açısından, ihale sürecine ilişkin evrakların sunulmadığı,sadece iç denetimraporunun ibraz edildiği, bilirkişi tarafından iç denetim raporundakiaçıklamalardan hareketle tespitlerin yapıldığı, ancak denetime dayanakbelge ve örnekleri sunulmadığından davalı işverence oluşan zarar ve bundan davacının sorumlu olduğu hususu ve dolayısıyla feshin geçerli nedenle yapıldığı hususu ispatlanamadığındandavacının işe iadesine ilişkin olan İlk Derece Mahkemesi kararının sonuç itibariyle dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla, kamu düzenine aykırılık bulunmayan karara yönelik davalı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalının istinaf başvurusunun
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353 / 1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, … 05/02/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Not: “Kişisel verilerden arındırılmıştır”.
TARTIŞMA SORULARI:
Şirket satınalma operasyonlarına, çalışan ilişkileri ve devamında denetim ve disiplin soruşturması süreçlerine biraz daha yakından bakalım. İhale süreçleri, yönetici sorumluluğu, iç denetim raporları, disiplin soruşturmaları ve ispat yükü üzerinden bu dosyayı birlikte değerlendirelim.
İlk aşamada satınalma operasyonlarının meslek odağında ilerleyelim.
Söz konusu davada şirket (işveren), çalışanın Satınalma Prosedürü’nün 3.3.15 Ticari Değerlendirme ve 3.3.21 Fatura Onayı maddelerine aykırı uygulamaları fesih gerekçesi olarak ileri sürmektedir.
Sizce bir satınalma yöneticisinin prosedürleri yeterince bilmediğini ve buna aykırı hareket ettiğini söylemek kolay mıdır? Prosedüre aykırı hareket etmenin şirket ve çalışan açısından sonuçlarını değerlendiriniz.
İhale süreçlerinde “şirketin zarara uğratıldığı” iddiası yer almaktadır:
“Jeneratör Bakım Onarım ve Araç Bakım Onarım ihalesi ve araç kiralama, yer altı kablo ve kuşkonmaz ihalelerinde meydana gelen zarardan sorumluluğunun bulunduğu dikkat çekmektedir” ifadesinden ne anlamalıyız?
Birden fazla ihale veya işlem varsa, her biri için sorumluluk ve zarar ilişkisi ayrı ayrı gösterilmeli midir?
İç denetim ve ispat boyutu:
Şirket içinde hazırlanan bir iç denetim raporu sizce tek başına yeterli midir? Bu raporun güçlü kabul edilebilmesi için ihale dosyaları, teklif kayıtları, onay akışları, görev tanımları ve somut zarar hesabı ile desteklenmesi gerekir mi? “Kanaat” ile “ispat” arasındaki farkı bu dosya üzerinden tartışınız.
Disiplin soruşturması:
Denetim sürecinde yapılan görüşmeler ile disiplin soruşturması aynı şey midir? Şirketinizde benzer bir olay yaşansa, disiplin süreci nasıl başlatılır, savunma nasıl alınır ve süreç nasıl kayıt altına alınır? Açıklayınız.
Bu vakada sizce asıl sorun hangi aşamada ortaya çıktı?
Şirket ihale süreçlerindeki hatalı uygulamaları, varsa usulsüzlükleri neden zamanında fark edilmedi? Kısaca değerlendiriniz.
Şirket, fesihten önce çalışana denetim raporundaki her bir ihale bulgusunu içeren detaylı bir soru listesi gönderip yazılı savunma isteseydi ve mahkemeye iç denetim raporu ve kanıtları (ihale dosyaları, prosedür vd.) birlikte sunsaydı sonuç ne olurdu? Tartışınız.
OLAY İNCELEMESİ ve KAZANIMLAR
Şirketlerde ihale ve teklif toplama süreçleri, yalnızca uygun fiyatı bulmaya yönelik teknik bir satınalma faaliyeti değildir. Bu süreçler aynı zamanda şeffaflık, izlenebilirlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik ilkeleriyle birlikte yönetilmesi gereken kritik karar alanlarıdır. Bu nedenle satınalma ihalelerinde ortaya çıkan bir zarar iddiası, yalnızca sonuca bakılarak değil; sürecin nasıl işlediği, kararların nasıl alındığı ve sorumluluğun kimde toplandığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Dosyanın merkezinde, satınalma ihalelerinde ortaya çıktığı ileri sürülen şirket zararının hangi işlem, hangi ihmal ve hangi sorumluluk alanı üzerinden ele alınacağı sorusu vardır. Bu tür iddialar, yalnızca iç denetim raporuna ya da genel kanaate bırakılmamalıdır. İhale evrakı, teklif kayıtları, onay akışı, görev tanımları, somut işlem örnekleri ve zarar hesabı birlikte değerlendirilmelidir. Dosyanın dikkat çeken yönlerinden biri de şirket içindeki denetim bulguları ile mahkeme önünde aranan ispat düzeyi arasındaki farktır. İç denetim raporu önemli bir başlangıçtır; ancak tek başına yeterli görülmeyebilir.
Bu pratik çalışmanın en önemli kazanımı şudur: Satınalma ihalelerinde ortaya çıkan zarar iddiaları yalnızca sonuç üzerinden değil, süreç, belge ve sorumluluk zinciri üzerinden ele alınmalıdır. Konu sadece bir çalışan davranışı ya da disiplin meselesi olarak görülmemelidir. Aynı zamanda iç kontrol yapısı, prosedürlerin işlerliği, yönetsel gözetim ve şirketin değerlendirme kapasitesi bakımından da okunmalıdır. Yazılı bir ihale prosedürünün bulunması önemlidir; ancak asıl mesele bu prosedürlerin gerçek işleyiş içinde ne kadar tutarlı uygulandığıdır.
Disiplin Soruşturması ve Dava Süreçlerinde Elinizi Güçlendirmenin Yolu Satınalma Operasyonlarını Anlamaktan Geçer
Disiplin soruşturmasıyla eş zamanlı “aceleci” fesihlerin arkasında, üst yönetimin “soruna hemen müdahale ettik, problemi hemen temizledik” düşüncesi gelmektedir. Kontrolsüz ilerleyen süreçlerde ister istemez panik moduna geçilme ve hata yapma riski hemen her zaman vardır. Bu da beraberinde birçok problemi ve ek maliyetleri meydana getirir. O nedenle hızlıca günah keçisi arama, bir an evvel ilgili çalışanı “suçlu” ilan edip kapının önüne koyma telaşından vazgeçilmelidir. Mevzuata uygun hareket etmek, çalışanın da haklarına saygı gösterip, sürecin adımlarını profesyonelce adım adım uygulamak daha akılcı sonuçlar üretecektir.
Şirketlerde ortaya çıkan usulsüzlük, zarar, görev ihmali ya da prosedüre aykırılık iddialarında en kritik aşamalardan biri kuşkusuz disiplin soruşturmalarıdır.
Ancak pratik iş hayatında iç denetim görüşmeleri, ön inceleme, yönetici sohbeti, bilgi toplama ve savunma alma süreçleri çoğu zaman birbirine karışabilmektedir. Oysa disiplin soruşturması; olaya ilişkin delil, belge ve bulguların toplandığı, iddiaların somutlaştırıldığı, bu iddiaların ilgili çalışana açık ve net biçimde bildirildiği, savunmanın usulüne uygun şekilde alındığı ve tüm aşamaların kayıt altına taşındığı yapılandırılmış bir inceleme sürecidir.
Bu nedenle bir çalışandan denetim sırasında alınan genel beyan ile disiplin soruşturması kapsamında alınan savunmanın aynı şey olmadığına dikkat edilmelidir. Aradaki fark idrak edilmediğinde, şirket içerisinde güçlü görünen bir değerlendirme, yargı önünde zayıflayabilmektedir.
Mahkeme, bu dosyada çalışanın usulüne uygun savunmasının alındığı kanaatine ulaşmamıştır. Denetim ve sonrasında yöneticiden alınan ifade ile disiplin soruşturması kapsamında alınan savunma arasındaki fark açık biçimde görülmektedir. Şirket tarafından satın alma takım yöneticisi ile ilgili olarak dile getirilen “biz kendisini dinledik” demek ile “biz savunmasını usulüne uygun aldık”demek aynı şey değildir. İstinaf sürecinde de bu konudaki zaafiyet bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır.
İş Kanunu’nda Fesih ve Usul Düzenlemeleri
Bugünün iş dünyasında fesih (iş akdinin sonlandırılması) ve beraberinde iş mahkemesi süreci birlikte anılmaktadır. Çalışan mevzuatın kendisine tanımış olduğu en doğal hakları, özgürce sonuna kadar arayabilmektedir. Bu aksiyon son derece doğaldır. Saygı duymak gerekir.
İş hukukunda “haklı neden” ile “geçerli neden” aynı şey değildir. Haklı neden daha ağır bir ihlale işaret ederken, geçerli neden iş ilişkisinin sürdürülmesini makul ölçüde güçleştiren durumları kapsamaktadır.
Buraya makalede yer verdiğim dava dosyası özelinde İş Kanunu’nun ilgili maddelerine yer vermek isterim.
4857 İş Kanunu İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı Madde 25/2Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri düzenlenmiştir. (Madde 25/2 açıklamasını makalenin sonunda inceleyebilirsiniz.)
Derhal Fesih Hakkını Kullanma Süresi
24 ve 25 inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı (6) iş günügeçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibarenbir yılsonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz.
Bu haller sebebiyle işçi yahut işverenden iş sözleşmesini yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde feshedenlerin diğer taraftan tazminat hakları saklıdır.
Sözleşmenin Feshinde Usul
Sözleşmenin feshinde usul Madde 19’la düzenlenmiştir.
Madde 19- İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.
Hemen Her Fesih Beraberinde İşe İade Davasını Gündeme Getirmektedir.
Uygulamada birçok uyuşmazlıkta temel sorun, işverenin feshi hangi kategoriye dayandırdığı ile bunu dosya içinde yeterince tutarlı ve ispatlı biçimde ortaya koyup koyamadığıdır.
Dosyanın zaman boyutunu da en az içeriği kadar öğretici olduğunu düşünüyorum. Satınalma Takım Yöneticisi Mayıs 2016 tarihinde işten çıkarılmış; buna karşılık hukuki süreç, ilk derece ve istinaf aşamalarıyla birlikte yaklaşık dört yıla yayılarak 2020 yılında lehine sonuçlanmıştır. Bu tablo, şirketlerde fesih kararlarının yalnızca alındığı günle sınırlı kalmadığını açıkça göstermektedir.
Kısa zaman aralığında bir çırpıda verilen bir karar, zayıf hazırlık, eksik savunma süreci, yetersiz belgelendirme ve koordinasyonsuz iç işleyiş nedeniyle yıllarca süren bir hukuki ve yönetsel yüke dönüşebilmektedir. Dosya bu yönüyle, yalnızca Satınalma Takım Yöneticisinin kariyeri açısından değil; şirketin iç denetim, insan kaynakları, hukuk ve yönetim kapasitesi açısından da ciddi bir kurumsallık testidir.
İşe iade dosyaları, yalnızca feshin geçerli olup olmadığına ilişkin hukuki bir tartışma değildir. Aynı zamanda işçi açısından ücret, tazminat ve özlük hakları; işveren açısından ise dava giderleri, vekâlet ücreti, bilirkişi maliyeti ve faiz yükü doğurabilen çok katmanlı bir risk alanıdır (Tablo 1).
SONUÇ
Olgun kurumlar, iyileştirmeyi kriz sonrası değil doğru zamanda başlatır.
İncelediğimiz dosya, şirket ile satınalma takım yöneticisi arasındaki ilişkinin ciddi biçimde bozulduğunu göstermektedir. Şirket tarafında güven kaybı, zarar şüphesi ve prosedüre aykırılık iddiaları gündeme gelmiş; çalışanla yollar bu çerçevede ayrılmıştır. Ancak mahkeme kararlarının bütünü birlikte okunduğunda, asıl tartışma konusunun yalnızca bu iddiaların varlığı değil, bu iddiaların nasıl araştırıldığı, nasıl netleştirildiği ve nasıl belgelendirildiği olduğu görülmektedir. Dosyanın öğrettiği önemli noktalardan biri de şudur: Her zarar iddiası kendiliğinden “haklı fesih” sonucu doğurmamaktadır. Olayın niteliği, ispat gücü ve usul adımları bazen tartışmayı yalnızca “geçerli fesih” sınırlarında bırakabilmektedir.
Özellikle şirket tarafında disiplin soruşturmasının niteliği, savunma süreci ve iddiaların somutlaştırılması bakımından önemli zayıflıklar dikkat çekmektedir.
Tüm dosyalarda olaylara tarafsız bakmak gerekir. O nedenle sadece şirket iddialarını değil, çalışanın savunmasını da dikkate almalıyız. Şirket ve çalışan arasındaki ilişkilerde insanın aklına çeşitli ihtimaller de geliyor. Olayın arka planında şirket içi iletişim problemleri ya da yönetsel gerilim de olabilir. Ancak hukuk açısından asıl önemli olan, bu ihtimallerden çok, iddiaların yeterince netleştirilememiş ve güçlü biçimde desteklenememiş olmasıdır.
Önce, uzun dava sürecinin sonunda haklı çıkan satınalma takım yöneticisi cephesinden değerlendirelim. Çalışan açısından baktığımızda, Satınalma Takım Yöneticisi 2016 yılında işten çıkarılmış, hukuki mücadelesinin sonucunu ise yaklaşık dört yıl sonra alabilmiştir. Bir çalışan açısından bu süre, yalnızca dava süresi değil; kariyer, itibar ve mesleki gelecek açısından ciddi bir belirsizlik dönemidir. Aynı zamanda doğrudan gelir kaybıdır. Böyle durumlarda yeni bir işe girmek de, psikolojik olarak toparlanmak da kolay olmamaktadır.
Şirketin ilk derece ve istinaf aşamalarına yeterince güçlü hazırlanamadığı görülmektedir. Özellikle disiplin soruşturması, savunma süreci ve iddiaların netleştirilmesi tarafında önemli eksikler vardır. Hangi işlemde neyin problemli görüldüğü satınalma takım yöneticisine açık biçimde sorulmalı, süreç yazılı yürütülmeli ve verilen cevaplar kayıt altına alınmalıydı. Dosya bu yönüyle, yalnızca bir işe iade uyuşmazlığı değil; aynı zamanda kurumsal yönetim kapasitesini de görünür hale getiren bir örnektir.
Şirket açısından ise en öğretici yönlerinden biri de şudur: Şirketin kendi içinde haklı olduğuna inanması ile bunu yargıda güçlü biçimde ortaya koyabilmesi aynı şey değildir. İç denetim, insan kaynakları, hukuk ve yönetsel hazırlığın yargı sürecinde yeterince güçlü bir bütün oluşturamadığını düşündürmektedir.
Satınalma dünyasının eskiye göre çok daha karmaşık hale geldiğini unutmamak gerekir. Şirketlerde birçok birim, satın almayı hâlâ operasyonel ve dar çerçeveli bir faaliyet olarak değerlendirme eğilimindedir. Oysa bugünün satınalma fonksiyonu; maliyet, risk, sözleşme, tedarikçi yönetimi, sürdürülebilirlik, dijital izlenebilirlik ve rekabet avantajı başlıklarının kesişiminde yer alan stratejik bir değer üretme merkezine dönüşmüştür. Bu nedenle iç denetim, insan kaynakları, hukuk ve yönetim ekiplerinin ortak bir mesleki dil geliştirmesi artık bir tercih değil, ihtiyaçtır.
Satınalma iş çevresini yeterince tanımayan yapılar; ticari gereklilik ile usulsüzlük şüphesini, süreç zafiyeti ile kişisel kusuru, denetim görüşmesi ile disiplin savunmasını birbirine karıştırabilmektedir. Şirketlerin benzer süreçlerde daha sağlam hareket edebilmesi için, iç denetim, hukuk ve satınalma ekiplerinin eğitimine yatırım yapması, dış uzmanlarla çalışması ve kurumsal değerlendirme kapasitesini güçlendirmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Şirketinizde benzer riskleri azaltmak, satınalma süreçlerini güçlendirmek ve denetim ile disiplin soruşturması süreçlerini daha sağlam bir yapıya kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık desteği konusunda bizimle iletişime geçebilirsiniz.
4857 İş Kanunu Madde 25/2 İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması.
b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması.
c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.
d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.
f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi.
g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi.
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.
ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.
Fesih bildirimine itiraz ve usulü
Madde 20 – İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir.
Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları
Madde 21 – İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.
ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.
Satınalma ve tedarik zinciri operasyonlarında yaşanan suistimal, yolsuzluk ve sözleşme kaynaklı uyuşmazlıklar, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.
Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.
Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzda benzer risklerin suistimale dönüşmesini önlemek ve satınalma fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.
Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.
Anahtar sözcükler:
satınalma, suistimal, yolsuzluk, iç kontrol, denetim, dava, pratik çalışma, satınalma suistimali, yolsuzluk, iç denetim, kurumsallaşma, corruption, fraud, zarara uğratma, satın alma, dava, mahkeme, davacı, davalı, eğitim, danışmanlık, rüşvet, hile, dolandırıcılık, tedarik, tedarik zinciri, risk, uyum, maliyet, satın almada suistimal, suistimal riski, hukuk, iş hukuku, işçi, hüküm, etik, ceza, satın alma yöneticisi, satın alma müdürü, iş akdi, ihale, kontrol, denetim, istinaf, istinaf mahkemesi, alacak, iddia, yargı, haklı fesih, geçerli fesih, savunma, iddia, disiplin soruşturması, mahkeme kararı, karar, inceleme, fesih
Mavi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla iş dünyasının işleyişini değiştirmeyi hedefleyen dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP’nin (Carbon Disclosure Project) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarından üçüncü kez double A notu alarak CDP Global A listesindeki yerini aldı. Mavi’nin Ormansızlaşma skoru ise sektör ortalamasının üzerinde B olarak gerçekleşti.
Konuyla ilgili açıklama yapan Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz şöyle konuştu:
“Dünyanın öncü jean ve lifestyle markalarından biri olarak, 35 yıllık denim uzmanlığımızla, her zaman ileriye bakmaya ve en iyiye ulaşma yolculuğumuzda Mavi kalitesini odağımıza alarak tutkuyla çalışmaya devam ediyoruz. Özellikle son altı yıldır, geleceği şekillendiren lider marka vizyonuyla, sürdürülebilirliği şirket stratejimizin odağına taşıdık. Kaliteyle sürdürülebilir büyüme üzerine kurduğumuz; İnsan, Çevre, Toplum ve Denim’i odağına alan All Blue stratejimiz kapsamında sürdürülebilirliği şirket kültürüne, vizyonumuza, iş yapış şekillerine, ürünlere ve büyüme hedeflerimize entegre ediyoruz ve her yıl çevresel verilerimizi şeffaf biçimde açıklıyoruz. İklim değişikliği ve Su Güvenliği raporlarımızla üçüncü kez üst üste double A notu alarak, CDP’nin global A listesine girmekten ve küresel iklim liderleri arasında olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”
Mavi, TIME Dergisi Tarafından Sürdürülebilir Büyümede Dünyanın En İyi 2’nci Şirketi Seçilmişti
“Bu yıl, TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Büyüme araştırmasında; geçen yıla göre altı basamak yükselerek, dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçildik, global hazır giyim sektörünün ise bir kez daha lideri olduk. Sektörümüzde üstlendiğimiz öncü rolün Türkiye sınırlarını aşarak bizi dünya çapında liderlik konumuna taşımış olmasından dolayı çok mutlu ve gururluyuz. İnovasyon, yaratıcılık, dijitalleşme ve müşteri odaklı yaklaşımımızla desteklediğimiz yolculuğumuzda, güçlü finansal performansımızı korurken çevresel etkilerimizi azaltma konusundaki kararlılığımıza devam edeceğiz.
Paris İklim Anlaşması’yla uyumlu şekilde belirlediğimiz kısa dönem emisyon azaltım hedeflerimizin ardından, 2025’te net zero emisyon azaltım hedeflerimiz de, Science Based Targets initiative (SBTi) tarafından da onaylandı.
Bu konudaki çalışmalarımızın global areneda prestijli kurumlar tarafından onanması bizim için gurur kaynağı oluyor. Samimi ve kararlı adımlarımızla sektörümüzün sürdürülebilirlik dönüşümüne öncülük etmekten ötürü son derece memnunuz.”
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi
Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Kurumunuzda benzer risklerin suistimale dönüşmesini önlemek ve satınalma fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
İş Dünyası Yönetim Tarzını Seçmeli; Bir F-35 mi Yoksa, KAAN mı Olacaksın!
Zafer URFALIOĞLU
Satınalma Dergisi’nin kıymetli takipçileri, yazıma geçmeden önce, geçmiş Ramazan Bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle birlikte sağlık ve huzurla nice bayramlara erişmenizi temenni ederim.
İş dünyasında uzun süredir fark edilmeden süren bir tartışma var. Aslında kimse yüksek sesle söylemiyor ama herkes yaşıyor: Şirketler artık “Daha iyi planlayan” değil, “daha az geciken” kazanıyor. Tam da bu yüzden, modern yönetim anlayışını anlatmak için en iyi metafor belki de gökyüzünden geliyor. Önümüzde iki model var: F-35 ve KAAN. Biri kusursuz bir ağın parçası, diğeri kendi kararını kendi veren bir komuta uçağı. Ve iş dünyası artık hangisi olacağına karar vermek zorunda.
F-35, müthiş bir mühendislik ürünü. Sensörleriyle her şeyi görüyor, ağlarıyla her yere bağlı, sistemleriyle güven veriyor. Ama tek bir şartı var: O ağ çalışacak. İttifak bozulmayacak. Güncellemeler zamanında gelecek. Yetki sınırları net olacak. F-35’in gücü bireysel kabiliyetinden değil, ait olduğu ekosistemden geliyor. İş dünyasında bunun karşılığı çok tanıdık: ERP’si kusursuz çalışan, raporu bol, Dashboard’u renkli, onay mekanizmaları eksiksiz kurumsal şirketler. Her şey kayıt altında, her karar veriye dayanıyor, her risk komiteden geçiyor.
Güvenli mi? Evet. Hızlı mı? Artık Hayır.
KAAN ise başka bir zihniyetin ürünü. Daha genç, daha ham ama en kritik özelliği şu: Karar alma refleksi kendi içinde. Ağlarla çalışabiliyor ama onlara bağımlı değil. Gerekirse yalnız kalabiliyor. Yazılımı değiştirilebiliyor, görev tanımı sahaya göre şekillenebiliyor. İş dünyasında KAAN olmak; veriyi inkâr etmeden ama ona esir olmadan hareket eden, kurucu sezgisini kaybetmemiş, risk almaktan korkmayan ama riski küçük ve geri döndürülebilir tutan şirket olmak demek.
Bugün şirketlerin çoğu farkında olmadan F-35 gibi yönetilmeye çalışılıyor. Her karar için daha fazla veri, biraz daha rapor, bir toplantı daha… Oysa veri dediğimiz şey, çoğu zaman geçmişin yüksek çözünürlüklü fotoğrafından ibaret. Gelecek ise sisli. Sisliyken radar çalışır ama asıl iş, kokuyu alan pilotta biter. İşte sezgi tam burada devreye giriyor. Bu sezgi, 1800’lerin “Hislerime güveniyorum” romantizmi değil; yılların deneyimiyle eğitilmiş, veriyi içselleştirmiş bir refleks.
Geleceğin rekabeti “En doğru kararı kim aldı” yarışı olmayacak. “En hızlı yanlışı kim düzeltti” yarışı olacak. Büyük, ağır, merkezi yapılar yanlış karar almaktan korktukları için geç karar alıyor. Küçük, süreç bazlı, otonom ekipler ise yanlış yapıyor ama hemen öğreniyor.
Bugünün piyasa gerçekliği şunu söylüyor: Yanlış karar almak maliyetlidir, geç karar almak öldürücüdür.
Bu yüzden organizasyonlar parçalanıyor. Departmanlara değil, süreçlere bölünüyor. “Satış”, “İmalat”, “Finans” değil; “Müşteri kazanımı”, “Müşteri kaybını önleme”, “Siparişten tahsilata” gibi uçtan uca sorumluluğu olan küçük hücreler ortaya çıkıyor. Her biri kendi alanında küçük bir KAAN gibi çalışıyor. Ve evet, bu modelde üst yönetici aşağı iniyor. Ama mikro yönetim yapmak için değil; sinyali yerinde almak, bağlamı hissetmek, sezgiyi taze tutmak için.
ERP bu yeni dünyada çöpe gitmiyor. Sadece tahtından indiriliyor. Karar verdiren sistem olmaktan çıkıp, olan bitenin kaydını tutan ortak bir hafızaya dönüşüyor. Gerçek karar, hâlâ insanın zihninde alınıyor. Çünkü belirsizlik çağında algoritmalar hesap yapar, ama yön tayin edemez.
– Asıl kritik soru şu: Sen nasıl bir şirket olmak istiyorsun?
Her şeyi planlayan ama plan bozulduğunda donup kalan bir F-35 mi? Yoksa belirsizlikte yol bulabilen, gerektiğinde yalnız uçabilen bir KAAN mı? İkisi de güçlü. İkisi de değerli. Ama çağın rüzgârı, giderek ikinciyi işaret ediyor.
Geleceğin kazananları; en büyük olanlar değil, en çevik olanlar olacak. En çok veriye sahip olanlar değil, veriyi susturup doğru anda sezgisine güvenebilenler öne çıkacak. Yönetim sanatı da tam burada yeniden tanımlanıyor:
Kontrol etmekten çok yön vermek,
Rapor okumaktan çok sahayı koklamak,
Kazanmayı hedeflemekten çok rakibi oyundan düşürmek.
Sonuçta mesele teknoloji değil, zihniyet. Gökyüzünde olduğu gibi iş dünyasında da asıl soru şu:
– Sen bir sistemin kusursuz parçası mı olacaksın, yoksa gerektiğinde sistemi yeniden yazabilen bir komuta uçağı mı?
M. Efsun Yüksel Tunç Eğitmen ve Yönetim Danışmanı Yaşam ve Yönetici Koçu
Satınalma Dergisi’nin kıymetli takipçileri, yazıma geçmeden önce hepinizin Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlar, sevdiklerinizle birlikte iyi bir bayram geçirmenizi temenni ederim.
Hepimiz hayatımızın bir yerlerinde “dağınıklık” ile boğuşmuşuzdur. Bir masada üst üste yığılan kağıtlar, bir köşede duran kitabın üstüne koyduğumuz diğer kitaplar, dolabın içine iterken unuttuğumuz kıyafetler… İlk bakışta masum gibi görünen bu tür dağınıklık, aslında yalnızca fiziksel görüntüden ibaret değildir. O, zamanımızı, enerjimizi, konsantrasyonumuzu ve zihinsel dinginliğimizi çalan görünmez bir hırsızdır.
Dağınıklık ve Odağın Bilimsel Bağlantısı
Princeton Üniversitesi Nörobilim Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, çevresel dağınıklığın dikkatimizi nasıl böldüğünü nörobilimsel olarak ortaya koyuyor: “Çevreniz dağınık olduğunda, kaos odaklanma yeteneğinizi kısıtlıyor.”
Gözümüzün önünde çok fazla eşya olduğunda, beyin sürekli bu görsel uyarıları işlemeye çalışır. Bu yüzden hedefimize odaklanmak, düşüncelerimizi organize etmek ve derinlemesine düşünmek zorlaşır. Normalde bilgiyi etkili biçimde işleyen beyin, dağınıklık yüzünden karmaşayla boğuşur; bu da dikkatin dağılmasına ve zihinsel yükün artmasına yol açar.
Zamanın Sessiz Hırsızı: Arama Süresi
Araştırmalar gösteriyor ki ortalama bir kişi, kaybettiği veya nereye koyduğunu unuttuğu kâğıtları, eşyaları veya belgeleri her hafta yaklaşık 4.3 saat aramakla geçiriyor. Bu arama süresi sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda stres, odak kaybı ve yaratıcı düşünce üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.
Yönetici pozisyonundaki kişiler için durum daha da çarpıcı: Bir yönetici, eksik bilgileri ararken günde yaklaşık 1 saat üretkenliğini kaybedebiliyor. Bu kayıp yalnızca bireysel performansı etkilemez; işletmenin müşterilerine hizmet kalitesini düşürebilir ve satış kayıplarına yol açabilir. Amerika’daki Küçük İşletme İdaresi bunu kötü evrak yönetiminin küçük işletmeler için en büyük yüklerden biri olarak tanımlamıştır.
Dağınıklığın Zihinsel ve Duygusal Maliyeti
Fiziksel dağınıklık, zihinsel karmaşaya eşlik eder. Aşağıdaki bilimsel bulgular bu ilişkiyi daha da netleştiriyor:
Stres ve Kortizol Artışı
Çalışmalar, yaşam alanı ne kadar dağınık olursa, stres hormonu kortizol seviyesinin o kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Yüksek kortizol, yalnızca duygusal gerilimi artırmakla kalmaz, aynı zamanda uyku kalitesini bozar ve genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratır.
Fokus ve Bilgi İşleme Yükü
Görsel dağınıklık, beynin bilgi işleme kapasitesini düşürerek çalışma belleğini zorlar. Bu da sadece odağı kaybettirmekle kalmaz, aynı anda birden fazla iş yapma veya sağlam karar verme yeteneğini de sınırlar.
Motivasyon ve Yaratıcılık Üzerindeki Etki
Bir araştırmada,94% çalışan, temiz ve düzenli bir çalışma alanında daha üretken hissettiklerini belirtmiştir. Ayrıca 80% çalışan, düzenli bir ortamın stres seviyelerini azalttığını ifade etmiştir.
Dağınıklığın Sürdürülebilir Çözümü: 5S Felsefesi
Orijini Japon üretim kültürüne dayanan 5S yöntemi, yalnızca işyerlerinde değil, yaşamın her alanında etkili bir düzen stratejisi sunar.
Seiri – Ayıkla
Gereksiz olanı belirlemek ve gerekli olanı netleştirmektir.
Amacı fazlalıkları ortadan kaldırarak alanı sadeleştirmektir.
Örneğin masadaki eski notları ayırıp sadece güncel dosyaları bırakmaktır.
Seiton – Yerleştir
Gerekli olanı doğru yere koymak ve düzeni netleştirmektir.
Amacı arama süresini azaltarak akışı kolaylaştırmaktır.
Örneğin dosyaları etiketleyip sık kullanılanları kolay erişilen yere koymaktır.
Seiso – Temizle
Bulunduğun alanı arındırmak ve görünürlüğü netleştirmektir.
Amacı zihinsel ferahlık sağlayarak dikkati güçlendirmektir.
Örneğin masayı silip yüzeyi sadeleştirerek çalışma alanını açmaktır.
Seiketsu – Standartlaştır
Oluşturulan düzeni sistemleştirmek ve sürekliliği netleştirmektir.
Amacı alışkanlık oluşturarak istikrarı güçlendirmektir.
Örneğin her günün sonunda beş dakika düzen kontrolü yapmaktır.
Shitsuke – Sürdür
Disiplini içselleştirmek ve davranışı netleştirmektir.
Amacı düzeni kültür haline getirerek kalıcılığı sağlamaktır.
Örneğin her işi bitirdiğinde eşyayı yerine koyma alışkanlığı geliştirmektir.
Bu basit gibi görünen 5 adım, aslında sadece fiziksel dağınıklığı azaltmakla kalmaz, aynı zamanda zihinsel yükü de hafifletir. Farklı araştırmalar, düzenli yaşam alanlarının çalışma performansını arttırdığı, stresi azalttığı ve insanlara daha fazla kontrol hissi verdiğini ortaya koymuştur.
Yaşam Kalitesine Küçük Bir “Temizlik” Dokunuşu
Dağınıklık yalnızca fiziksel değildir; zihinsel ve duygusal sistemimizi sanal bir çöp sahasına dönüştürebilir. Fakat farkındalık, çözümün ilk adımıdır:
Dağınıklık birikirken, zamanımız, enerjimiz ve konsantrasyonumuz da birikiyor.
Dağınıklığın temelinde karar verememe, “bir gün lazım olur” düşüncesi veya alışkanlık eksikliği yatar.
Küçük bir temizleme ritüeli bile, beynimizde algılanan “iş yükünü” ciddi biçimde azaltır.
Hayatınızda odak, dinginlik, üretkenlik ve tatmin istiyorsanız — önce fiziksel alanınızı düzenlemeniz gerekir. Çünkü zihin ve çevre arasında şeffaf bir bağ vardır:
Çevre netleştiğinde, zihin netleşir.
Zihin netleştiğinde, ne yapmanız gerektiğini daha kolay görürsünüz.
Ve hayatınız yeniden kontrolünüz altına girer.
Dağınıklık, sadece fiziksel bir sorun değildir…
Dağınıklığın etkileri sadece bir “dağınık oda” ile sınırlı kalmaz. O, zamanımızı çalar, stres seviyemizi yükseltir, motivasyonumuzu azaltır ve yaşam kalitemizi düşürür. Ancak bilimsel araştırmalar, düzenli bir ortamın üretkenliği, odağı ve zihinsel huzuru artırdığını açıkça ortaya koyuyor.
Dağınıklığa meydan okumak sadece eşyaları düzenlemekle ilgili değil — aynı zamanda zihnimizi, zamanımızı ve yaşamımızı daha bilinçli ve etkili bir şekilde yönetmekle ilgilidir.
Belki de değişim bugün başlar;)
M. Efsun Yüksel Tunç Eğitmen ve Yönetim Danışmanı Yaşam ve Yönetici Koçu