Prime Esas Kazancın Tespitine İlişkin Davalarda İspat Sorunu:
İşçi Alacaklarına İlişkin Davada Verilen Kararın Prime Esas Kazancı Tespitine İlişkin Davaya Etkisine Dair Bir Anayasa Mahkemesi Kararının İncelemesi
İşçi – işveren arasında İş Mahkemelerinde işçinin ücretine ilişkin uyuşmazlıklar temelde genel olarak iki farklı dava türünde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki işçiler tarafından açılan alacak davaları diğer ise işçinin prime esas ücretin tespitine yönelik davalardır. Bu davalardan ilkinde; davacı işçi tarafından işverenine karşı dava açılarak ödenmeyen ya da eksik ödenen ücret veya alacaklarının tespiti yapılarak ödenmeyen kısımların iş verenden tahsiline karar verilmesi talep edilmektedir. İkincisinde ise davacı işçi tarafından işverene ve Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı yöneltilen prime esas kazanç tespitine yönelik
Resmi Gazetenin 14/12/2023 tarihli sayısında yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihli 2019/38643 Başvuru nolu kararda,[1] işçi ile işveren arasında görülen alacak davası ile işçinin gerçek kazancının tespitine ilişkin açılan sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan tespit davası arasındaki ilişki irdelenmiştir. Başvuru, prime esas gerçek ücretin tespiti davasında ileri sürülen delillerin değerlendirmesi yapılmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu tarafından, işçi alacağına dair davada gerçek ücretin edildiği, işçi alacaklarının bu ücret üzerinden hesaplandığı ve hesaplamalar esas alınarak verilen kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği ifade edilmiştir. Bunun yanında, İŞKUR iş müfettişleri tarafından davalı işverenin işyerinde yapılan denetim sonrasında hazırlanan 23/10/2023 tarihli denetim raporunda banka kanalıyla yapılan ödemelerin gerçeği yansıtmadığına ve işyerinde ücretlerin bir kısmının elden ödendiğine dair tespitlere yer verildiği ileri sürülmüştür. Bu deliller gözetilmeden elden ödenen ücret yönünden yazılı delille ispat kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle gerçek prime esas ücretin tespitine ilişkin davanın reddine karar verilmesi nedeniyle emekli maaşının olması gerekenden düşük hesaplandığı ve adil yargılanma (gerekçeli karar) hakkı ile sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiği iddia edilerek ihlalin tespiti ile 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunulmuştur.
Bireysel başvuru kararında belirtildiğine göre, başvurucu davalı işveren nezdinde 1999 – 2014 yılları arasında çalışmıştır. Davacı, 24/2/2014 tarihinde iş akdinin sendikal faaliyetlerde bulunduğu için haksız şekilde feshedildiği iddiasıyla işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açmıştır. Bakırköy 25. İş Mahkemesinin 04/11/2014 tarihli kararıyla davanın kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve davalı tarafından davacıya tazminat ödenmesine karar verilmiştir. İşe iade davasının kazanılmasına rağmen işveren tarafından işe başlatılmadığını ileri süren başvurucu tarafından, Bakırköy 21. İş Mahkemesinde işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davası açılmış, bu davada alacak kalemlerinin hesaplanmasında aylık gerçek ücretin bankaya yatan, bordroda ve SGK hizmet dökümünde görünen ücretten farklı olarak 1.800 TL olarak dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Bakırköy 21. İş Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar verilmiştir. Söz konusu kararda davacının aylık ücretinin 1.800 TL olduğu tespitine yer verilmiş ve bu tespite göre ilgili alacak kalemleri hesaplanarak hüküm kurulmuştur. Karar, davalı işverenin temyiz başvurusunun reddi üzerine 11.12.2017 tarihinde kesinleşmiştir.
Başvuruya konu dava süreci, başvurucunun Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve işveren aleyhine açtığı işveren tarafından ödenmesi gereken gerçek prim miktarının belirlenmesi amacıyla prime esas gerçek ücretin tespiti davası açmıştır. Bakırköy 17. İş (Sosyal Güvenlik) Mahkemesi tarafından 05/02/2016 tarihinde verilen kararla davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak bu karar davalı SGK’nın temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesince söz Bakırköy 17. İş Mahkemesinin davanı kabulü yönündeki kararı bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde davacının 1999-Mayıs 2009 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde çalıştığının ve ücretinin asgari ücretin biraz üstünde olduğunun kuruma bildirildiği, bu döneme ilişkin tüm ücret bordrolarının imzalı olduğu, imzalı bordolar ile kuruma bildirilen prime esas ücretlerin uyumlu olduğu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hazırlanan 23.10.2023 tarihli inceleme raporunda müfettişlerce ifadesi alınan sigortalılar arasında davacının bulunmadığı ve 06.12.2013 tarihli SGK İnceleme Raporunda davacı yönünden işyeri kayıt ve defterleriyle kuruma yapılan bildirimlerin uyumlu olduğu, buna karşın ilk derece mahkemesince Deriteks Sendikasından gelen emsal ücret bilgisine göre karar verildiği, davacının son ücretinin 1.650 TL olduğunu beyan ettiği, ancak imzalı ücret borçlarının işveren lehine gerçek ücrete ilişkin karine oluşturduğu, davacının karinenin aksini yazılı delille ispat edemediği, yazılı belgenin ancak yazılı delille ispatla çürütülebileceği ve tanık anlatımlarıyla aksinin ispat edilemeyeceği gerekçesiyle; davacının iddiasını ispatlar delillerin dosyada bulunmaması nedeniyle davanın reddi karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinin bozma nedeni olduğu belirtilmiştir.
Bozma kararı sonrasında Bakırköy 17. İş Mahkemesinin 26.04.2018 tarihli duruşmasında bozma kararına uyulmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucu tarafından karara karşı sunulan 23.10.2013 tarihli Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü raporunda işyerinde elden ücret ödemesi uygulaması bulunduğunun tespit edildiği, işçi alacaklarına ilişkin açılan davada emsal ücret üzerinden hesaplama yapıldığı ve bu hesaplamayı esas alan kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği belirtilmiş ve kesinleşen mahkeme kararı temyiz dilekçesi ekinde dosyaya sunulmuştur. Temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 16/10/2019 tarihli kararıyla, temyize konu kararın bozma kararına uyularak tesis edildiği, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf lehine kazanılmış hak oluşturan hususların yeniden incelenmesinin mümkün olmadığı belirtilerek kararın onanmasına karar verilmiştir. Kararın onanarak kesinleşmesi sonrasında başvurucu tarafından yasal süresi içinde bireysel başvuru yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmede, Yargıtay’ın usuli kazanılmış hak ve prime esas ücret tespitine ilişkin içtihatları ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun “prime esas ücretler” başlıklı 77’inci maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunun “senetle ispat zorunluluğu” başlıklı 200’üncü maddesi dikkate alınmıştır. Bu doğrultuda, Anayasanın “hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesi kapsamında, gerekçeli karar hakkının ihlaline yönelik bir değerlendirme yapılmıştır.
Yapılan değerlendirmede, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı açısından görevinin, uyuşmazlığın esası için önemli hususlarda mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemek olduğu ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin, gerekçeyi denetlemek ya da kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek gibi bir görevinin olmadığı da belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun delil olarak ileri sürdüğü Bakırköy 21. İş Mahkemesinin temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiş işçilik alacağı davasındaki ücret tespitinin 22.01.2018 tarihli bozma kararında dikkate alınmadığına işaret etmiştir. Bu delilin ortaya çıktığı ve ileri sürülebildiği zaman itibariyle bozma kararında, bozma kararı sonrasında verilen ilk derece mahkemesi kararında veya bu karara ilişkin 16.10.2019 tarihli onama kararında Bakırköy 21. İş Mahkemesinin kararının delil niteliğine yer verilmediği vurgulanmıştır. Bu çerçevede, 16.10.2019 tarihli onama kararındaki gerekçenin bahse konu delil yönünden kapsayıcı olmadığı ifade edilmiş, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddia ve itirazın karşılanmaması nedeniyle başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin bahse konu bireysel başvuru kararına göre, işçi tarafından SGK ve işveren aleyhine prime esas gerçek ücretin tespitine ilişkin açılan davalarda gerçek ücreti ispatlayan yazılı delil bulunmaması durumunda doğrudan dava reddedilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul edilecektir. Tespit davalarında kendiliğinden araştırma ilkesi de gözetilerek gerçek ücretin tespit noktasından her türlü delilinin dikkate alınması ve sonucunda göre karar verilmesi gerekmektedir.
[1] AYM, Ali Rıza Biber [GK], B. No: 2019/38643, 25/10/2023
İbrahim YÜCE










4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/V numaralı bendinde işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın aynı Kanunun 17 nci maddesinde sayılan bildirim önellerini aşması halinde, işveren işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedebilir. Ancak, işçinin kıdem tazminatı şartları oluşmuşsa ödenmesi gerekir.


Allianz Trade’in son açıkladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel GSYH’nin yüzde 60’ını oluşturan ülkelerin sandık başına gideceği 2024 yılının seçim takvimi, ekonomik belirsizliği artıracak. Bunun yanı sıra jeopolitik ve ekonomik politika belirsizliği de dünya ekonomisini 2024 yılında negatif bir arz şoku ile karşı karşıya bırakabilir.

Gönül isterdi ki her satırımızı yeni yıl mesajı güzelliğinde yazalım. Tüm satırlarımız güzel ifadelerle dolu olmasa da yine de hoşumuza gidecek ifadelerin var olduğunu söylemeden edemeyeceğim.






Geçici İthalat Rejimi: Serbest dolaşıma girmemiş eşyanın ithalat vergilerinden tamamen ya da kısmen muaf olarak ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın, Türkiye Gümrük Bölgesi içinde kullanılması ve bu kullanım sırasındaki olağan yıpranma dışında, herhangi bir değişikliğe uğramaksızın yeniden ihracına imkân sağlayan hükümlerin uygulandığı rejimdir.
Dünya ticaret lojistiğinin yüzde 12’sinin gerçekleştiği Kızıldeniz rotasını kullanan gemilere gerçekleştirilen saldırılar Süveyş Kanalı’nı kullanan lojistik sektörünün işleyişini zora sokarken, alternatif rota arayışları başladı. 1 trilyon dolarlık ticaretin gerçekleştiği bölgede yaşanan kriz ile birlikte dünyanın önde gelen lojistik şirketi DHL Global Forwardıng ticaretin aksamaması için hem uygun maliyetli hem de pratik çözümler ortaya koydu.
Çin’den Avrupa’ya hali hazırda Rusya üzerinden direkt giden trenler ile lojistik hizmeti sunduklarının altını çizen Berna Yılmaz Ciğeroğlu, “Polonya’ya varış yapan konteynerleri gümrük ve aktarma işlemlerinin ardından karayolu ile Türkiye’ye ulaştırıyoruz. Demiryolu ile lojistik, Avrupa için en gelişmiş taşıma modellerinden biri olup oldukça güvenli bir taşıma biçimidir. DHL Global olarak Çin ve Avrupa arasında tren ile sunduğumuz hizmetimizi yıllardır başarılı bir şekilde devam ettiriyoruz. Demiryolu taşımacılığının dünyada yaşanan aksaklıklardan daha az etkilendiğini bir kez daha görmüş olduk. Kızıldeniz rotasını göz önünde bulundurduğumuzda tedarik zinciri üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirmek için demiryolu oldukça verimli bir çözüm olarak karşımıza çıktı tekrar. Gelecek süreçte güvenilir ve etkili bir alternatif olarak demiryolu taşımacılığı tedarik zincirini güçlendirmenin bir anahtarı olabilir” dedi.
Satınalmada iç kontrol oluşturulmasına yönelik önceki yazılarımda, satın alma işlemine karar veren kişi ile satın alınacak mal veya hizmetin fiyatının araştıranların ayrı yönetim yapısına bağlı kişilerden seçilmesinin önermiştim. Hatta sadece bu konuda hizmet veren firmalar kurulabileceğini belirtmiştim. Bu yazımda da aynı konuyu yeni bir öneri getirmek isterim.
İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, İhalenin 6’ncı kısım Teknik Şartnamesi’nin “Özel koşullar” başlıklı B.11.1’inci maddesinin isteklilerin sağlıklı teklif oluşturabilmelerini engelleyebilecek ve sözleşmenin ifasında isteklileri haksız zarara uğratabilecek nitelikte olduğu, kullanılacak malzemelerin kullanım süreleri dikkate alınarak yükleniciden talep edilmesi gerektiği, malzemelerin stoklanması ve sevk edilmesi işlemlerinden idarenin sorumlu olduğu, ihalede kullanılacak kitlerin idarenin istediği miktarda teslim edileceği, yükleniciden kaynaklanmayan yanlış stok yönetimi gibi uygulamalar nedeniyle sözleşmenin ifasında yükleniciye ayrıca sorumluluklar yüklenebileceği, istekliler tarafından teklif edilen kit miktarından daha fazla kitin ve sarf malzemesinin yükleniciden kaynaklanmayan nedenlerle idareye teslim edilmesi sonucunu doğurabileceği, söz konusu düzenlemenin yüklenici aleyhine yorumlanabilecek, belirsiz, sınırsız ve sözleşmenin ifasında isteklileri haksız zarara uğratabilecek nitelikte olduğu, iddialarına yer verilmiştir.
Yargıtay’ın munzam (aşkın) zarar davalarında zararın somut olarak ispatını arayan yerleşik içtihadının hak ihlali teşkil ettiği yönündeki Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2267 başvuru numaralı kararının ardından bazı Yargıtay Daireleri ve bazı Bölge Adliye Mahkemeleri, AYM kararına atıf yaparak, enflasyonun temerrüt faizi oranından yüksek olmasını, faizle karşılanamayan zararın ispatı için yeterli gören kararlar verdiler ve eski içtihatlarını terk ederek AYM’nin bu içtihadını benimsediler.