İşçiye Yaptırım Uygulanmadan Önce Gözetilmesi Gereken Hususlar Nelerdir ?

İş ilişkisinde, işverenin düzenleme yapma, yönetim ve disiplin yetkileri bulunmaktadır. İşverenin geniş anlamdaki yönetim yetkisinin en uç noktası olan disiplin yetkisi, belirli koşullarda, kural­lara uymayan işçilere disiplin yaptırımları uygulama yetkisi olarak or­taya çıkar[1].

4857 sayılı İş Kanunda belirtilen haller dışında işçiye disiplin cezası uygulanabilmesinin hukuki dayanağı olabilecek olan işyeri iç yönetmeliği ile getirilecek düzenlemelerin denetiminin ise, öğretide, 6098 sayılı Trük Borç­lar Kanunu m.20 ve devamında öngörülen genel işlem koşullarına ilişkin hü­kümlere göre yapılması gerektiği belirtilmektedir.

Öte yandan işverence verilen disiplin cezalarının mahkemelerce iptal edilerek, işvereni bu yönde bir işlem yapmaya zorlanması Türk Hukuku’nda düzenlenmiş değildir.  Nitekim Yargıtay’a göre, “Hukukumuzda açık bir dü­zenleme bulunmadığı için iş mahkemesince işverenin verdiği disiplin cezası­nın iptali ve işvereni bir işlem yapmaya zorlayıcı nitelikte karar verilmesi mümkün değildir. Mahkemece işlemin hatalı olduğunun belirtilmesi ile yeti­nilmeli, işverenin yönetim hak ve yetkisinin kısıtlanması veya ortadan kaldı­rılması anlamına gelecek şekilde hüküm kurulmamalıdır[2].

İşverenlerce hukuka uygun bir yaptırım uygulanabilmesi için önce­likle, işçinin belli bir kuralı ihlal etmiş olduğu kesin olarak tespit edildikten sonra işlem yapılmalıdır. Yeterli delil olmaksızın önyargı ya da zan ile işçi­lere yaptırım uygulanması hukuka aykırılık teşkil edebilecektir. Örneğin iş arkadaşına hakaret ettiği kamera kaydı, ses kaydı ya da tanık ifadeleri ile ke­sin olarak tespit edilememiş bir işçinin iş sözleşmesinin feshi gerçekleştiril­memelidir.

İkinci olarak, öngörülen yaptırımın, ihlal ile ölçülü olması gerekir. Yani kusurun ağırlık derecesine göre ceza öngörülmelidir. Örneğin işyeri iç yönetmeliğinde ayda iki defa işe geç kalan işçinin üç yevmiyesinin kesilmesi ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturabilecektir.

Üçüncü olarak,  işçiye verilen cezanın, parasal nitelikte, ayrımcılık teş­kil eden ya da iç yönetmelikte öngörülmeyen hukuka aykırı bir ceza olup ol­madığı gözetilmelidir. İşçinin, işyerinde disiplinsiz hareketleri ancak uyarma, kınama, aylıktan kesme, işten uzaklaştırma ve iş sözleşmesinin sona erdiril­mesi şeklinde gerçekleştirilebilir. Bunun dışında işçinin disiplinsiz davranış­larının cezası, işverence hakarete uğramak, darp edilmek ya da kişiliğinin ren­cide edilmesi olamaz.

Son olarak, işveren, yaptırımı uygularken yasada öngörülen prosedüre uygun hareket etmelidir. Örneğin işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı bir davranışının haklı feshi gerektirmesi halinde, işverenin haklı feshe neden olan olayı öğrendiği günden itibaren 6 işgünü içinde feshi gerçekleştirmelidir. Olayı öğrenme günü hesaba katılmaksızın, takip eden iş günleri sayılarak al­tıncı günün bitiminde haklı fesih yetkisi sona erer. Disiplin kurulunun bulun­duğu işyerlerinde, olayın öğrenildiği günden itibaren 6 işgünü içinde disiplin kuruluna sevk edilmeli ve işçiye savunma hakkı tanınmalıdır. Disiplin kuru­lunun işçinin iş sözleşmesinin haklı nedenle sona erdirilmesine karar vermesi durumunda,  disiplin kurulu feshe yetkili kılınmışsa kurulca, yoksa feshe yet­kili kişi tarafından karar tarihten itibaren 6 iş günü içinde fesih gerçekleştiril­melidir[3].

İşveren, yönetim hakkına dayanarak disiplin uygulama yetkisini kulla­nırken objektif iyi niyet kurallarına uygun hareket etmesi gerekir. Aksi halde, hukuka aykırı yaptırım uygulamasının hukuki ve cezai sonuçlarıyla bağlı olur.

Sonuç olarak, işverenin yönetim yetkisine dayanarak işçilere yaptırım uygulama yetkisi bulunmaktadır. Ancak uygulanacak yaptırımın hukuka uy­gun olması gerekir. Bu bakımından aşağıdaki dört hususun işverence yaptırım uygulanmadan önce gözetilmesi gerekir.

1.İşçinin belli bir kuralı ihlal etmiş olduğu kesin olarak tespit edilme­lidir.

2.Öngörülen yaptırımın, ihlal ile ölçülü olması gerekir.

3.Verilen cezanın, parasal nitelikte, ayrımcılık teşkil eden ya da iç yö­netmelikte öngörülmeyen hukuka aykırı bir ceza olup olmadığına bakılmalı­dır.

4.İşveren, yaptırımı uygularken yasada öngörülen prosedüre uygun ha­reket etmelidir[4].

Lütfi İNCİROĞLU

[1] GÜZEL, Ali, UGAN ÇATALKAYA, Deniz, İş Sözleşmesinin Uygulanmasında ve İşverenin Yönetim Yetkisinin Sınırlanmasında Dürüstlük  (Objektif İyi niyet) Kuralının İşlevi Üzerine, Ali Rıza OKUR’a Armağan, Marmara Üniversitesi Hu­kuk Araştırmaları Dergisi, İstanbul Yıl 2014, C.20 S.1

[2] Y9HD. 06.12.2010 T., E.2010/33308., K.2010/36162 Legalbank.

[3] SÜZEK, Sarper İş Hukuku, 20. Baskı (Tıpkı Basım), İstanbul 2020, s.129 vd.

[4] MANAV ÖZDEMİR, İş Hukukunda Kadın İşçilerin Cinsiyet Ayrımcılığına Karşı Korunması, İş Hukukunda Yeni Yaklaşımlar I, s.170-171.

İhracatçının Sancısı – Daralan Üretim – Bölüm 4

Sancılı Üreticiler

Bugünkü piyasada üretimde söz sahibi olan sektörlerden tekstil üretimde maliyet unsurları nedeniyle daralma eğilimine girmiştir.

Daralan kâr marjları, artan maliyetler, maliyetler doğrultusunda artış göstermeyen döviz kurları, üretim yapan tekstil sektörünü vurdu.

Sektörü temsilen alıntı yaptığım bir tekstil haberini burada paylaşıyorum;

ATHİB  (Akdeniz Tekstil Ve Hammadeleri İhracatçıları Birliği) Başkanı Fatih Doğan: Devletimizden Acil Destek Bekliyoruz

Tekstil sektöründe kapasite yüzde 30’lara düştü, fabrikalar kapanıyor.

Akdeniz Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ATHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Doğan, maliyet artışları, alım gücündeki azalış, talepte yaşanan düşüş ve yüksek enflasyonun sektörü derinden etkilediğini belirterek hükümetten acil destek paketi beklediklerini söyledi.

Türk tekstil sektörünün uluslararası pazarlarda elde ettiği kazanımları büyük ölçüde Endonezya, Türkmenistan, Özbekistan, Bangladeş ve Çin’e kaptırdığına dikkati çeken ATHİB Başkanı Fatih Doğan, Türkiye’de iplik üreten fabrikaların çoğunun kapandığını, ayakta kalma mücadelesi veren işletmelerin ise yüzde 30 kapasite ile çalışabildiğini söyledi.

Haberin devamı 🔗 https://l24.im/NAmSW

Tekstil Sektöründe Kapasite Yüzde 30’lara Düştü, Fabrikalar Kapanıyor. ATHİB Başkanı Fatih Doğan: Devletimizden Acil Destek Bekliyoruz

Akdeniz Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ATHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Doğan, maliyet artışları, alım gücündeki azalış, talepte yaşanan düşüş ve yüksek enflasyonun sektörü derinden etkilediğini belirterek hükümetten acil destek paketi beklediklerini söyledi. Türk tekstil sektörünün uluslararası pazarlarda elde ettiği kazanımları büyük ölçüde Endonezya, Türkmenistan, Özbekistan, Bangladeş ve Çin’e kaptırdığına dikkati çeken ATHİB Başkanı Fatih Doğan, Türkiye’de iplik üreten fabrikaların çoğunun kapandığını, ayakta kalma mücadelesi veren işletmelerin ise yüzde 30 kapasite ile çalışabildiğini söyledi.

Tekstil Sektörünün 8 Aylık İhracatı Yüzde 9,5 Oranında Düştü
Türkiye’nin tekstil ve hammaddeleri ihracatının 2023 yılı Ocak-Ağustos ayları arasında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,5 oranında düşüşle 6 milyar 287 milyon dolar düzeyinde gerçekleştiğini, aynı dönemde ATHİB’in ihracatının yüzde 23,8 düşüşle 687 milyon 827 bin dolar olduğunu aktaran Başkan Fatih Doğan, “Sektörümüzün ihracat performansındaki düşüşün ana nedenleri maliyet artışları, alım gücündeki azalış, talepte yaşanan düşüş ve yüksek enflasyondan kaynaklanmaktadır. Mevcut tabloda iplik fabrikaları ayakta kalıp üretimlerini sürdürmekte çok zorlandığı için ortaya çıkan kriz, pamuk piyasasını da etkiledi. Fabrikalarımız üretim yapamadıkları için üreticinin pamuğunu alamıyorlar. Üreticilerimiz de ellerindeki pamuğu bulabildikleri fiyata yurt dışına ihraç etmeye çalışıyor bu da haliyle fiyatlarda azalışları beraberinde getiriyor. Şu an Türk pamuğu dünyanın en ucuz pamuğu haline geldi.” dedi.

“Acil destek bekliyoruz”
Sektörün işlerin düzelme ihtimaline karşı uzunca bir süredir stoğa çalıştığını, işlerin düzelmemesi nedeniyle artan maliyet ve finans yükünden kaynaklı olarak üretimin sürdürülemez bir noktaya gelmesinden dolayı fabrikaların üretimlerine ara verdiğini dile getiren Başkan Doğan, “Kimse zararına üretimini sürdürmek istemez. Bölgemizdeki deprem nedeniyle yeniden imar faaliyetlerinden kaynaklı olarak sektörümüzde çalışacak personel bulmakta zorluk yaşıyoruz. Eli torna vida tutabilen çok kıymetli hale geldi ve maliyetler yükseldi. Finansman maliyetlerimizde de faizler yüzde 50 seviyelerine çıktı. İşletmelerimiz ayakta kalmak için çok büyük uğraş veriyor. Ayakta kalmaya çalışan fabrikalarımızda kapasiteler ise yüzde 30’lara düştü. Devletimizden işçilik, enerji ve hammadde fiyatları konusunda acil destek bekliyoruz.” diye konuştu.

“Dünya genelinde pamuk üretiminde dramatik değişimler yaşanıyor”
Dünya genelinde pamuk üretiminde dramatik değişimler yaşandığını da dile getiren Başkan Doğan, şunları kaydetti; “Dünya genelinde gıda tedariki ön plana çıktığı için Çin’de pamuk üretimi yıllık 8 milyon tondan 5 milyon tona geriledi. Özbekistan’da yıllık pamuk üretimi 2,5 milyon tondan 800 bin tona düştü. Özbekistan üreticisini korumak için pamuk ihracatını yasakladı. Özbekistan kendi pamuğunu kendi iplikçisine uluslararası fiyattan yüzde 15 ucuza verip ihracatını da benzer oranda destekliyor. Yani toplamda verilen destek yüzde 30’ları buluyor. Sektör olarak ihracatımızın büyük bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupalı alıcılar Özbekistan’a çocuk işçi çalıştırdığı için uyguladığı ambargoyu kaldırdı. Hatta bu ülkeye yüzde 5 oranında teşvik vermeye başladı. Hindistan çeşitli teşviklerle yıllık 2,5 milyon ton olan pamuk üretimini 6 milyon tona çıkardı. Biz pamuk ihracatı yasaklansın demiyoruz. Sonuçta üretici ürettiği ürünü satacak. Ancak Türk pamuğunun dünyanın en ucuz pamuğu haline gelmesini de istemiyoruz. Üretici para kazanamaz ise gelecek senelerde pamuk ekiminden vazgeçer. Bu da tekstil ve konfeksiyon olarak 2 milyonu aşkın istihdam sağlayan sektörümüzü tam anlamıyla ithal ürüne bağımlı hale getirir. Böyle bir durumda da uluslararası piyasalarda rekabet etme şansımız kalmaz. Devletimizden Özbekistan başta olmak üzere dünya ülkelerindeki uygulamalar gibi sektörümüze yönelik sonuç odaklı acil destek bekliyoruz.”

Kaynak: https://www.akib.org.tr/tr/haberler-tekstil-sektorunde-kapasite-yuzde-30lara-dustu-fabrikalar-kapaniyor.html

“Hazır giyimde son 25 yılın en dip noktasındayız”

İhracatta yaşanan kayıpları değerlendiren Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, daralmaya yol açan en önemli sorunun Avrupa ve Amerika pazarındaki talepsizlik olduğunu söyledi. Bunun yanında pandemiden sonra değişen hayat tarzına bağlı olarak modada akımının ‘hızlı’dan ‘yavaş’a dönmesine neden olduğunu söyleyen Kaya, “Böyle olunca eskiden 3-4 haftada değişen vitrinler 6-7 haftada değişiyor. Bu durumda zaman baskısı olmayan alım grupları talepsizlik de olunca alternatif ülkelere de yönelmeye başladı. Rekabet ettiğimiz ülkelere gittiklerinde de Türkiye’nin daha pahalı olduğunu gördüler. İçeride işçilik maliyetlerimiz 600 dolarların üzerine çıktı. Maliyet açısında pahalı ülke olduk, talep ve zaman baskısı olmayınca siparişler başka ülkelere kaydı. Bunun yanında pandemi dönemi tedarik zinciri bozulduğunda gereğinden fazla alımlar yapıldı, şimdi o alım gruplarının stokları ciddi boyutta. Tüm bunlar bir araya gelince ihracatta söz konusu daralma yaşandı” dedi. Sektörün bu yılı 2022’nin yüzde 8-10 gerisinde tamamlayacağını öngördüklerini belirten Kaya, önümüzdeki yılın ilk 6 ayında da tablonun bu yıldan daha farklı olmayacağına dikkat çekti. Sektörün son 25 yılın en dip noktasında olduğuna dikkat çeken Kaya, istihdam ve finansman anlamında sektörün desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

“AB’nin haksız antidampingi pazar kaybına yol açtı”

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erdem Çenesiz, sektörün ihracatında yaşanan daralmanın en önemli faktörlerinden birinin AB’nin Türk kaplama seramiğine uyguladığı antidamping uygulaması olduğunu söyledi. Çenesiz, “Birçok Türk şirketi AB komisyonu nezdinde dava açtılar, bu davalar sürüyor. Ancak bu durum AB’de bir miktar pazar kaybına neden oldu. Bunun yanında navlunların düşmesi AB ve ABD pazarına Çin ürünlerinin, özellikle de Avrupa’da Hint kökenli ürünlerin daha ucuz girmesi de bize kaybettirdi. Bunun yanında pazarlarımızda da daralmalar var. Ancak yılın kalan kısmında bir miktar toparlama bekliyoruz” dedi

Kaynak : https://www.ekonomim.com/ekonomi/ihracatta-kayip-ligi-buyuyor-haberi-708842

Türk Tekstili

Marka olamamanın bedelini ödüyor olabilir mi bu daralmalar? Dahası marka olmak yerine, dünyada marka olan tekstil sektörüne fason işçilik yapmak, artan işçilik maliyetlerin karşılığında düşük kur politikası tekstil sektörünü bitirme noktasına getirdi.

Son Sözüm De Kontrollü, Markajlı Döviz Kurlarına

Döviz kurlarının kontrollü bir şekilde markaja alınması, dövize bağlı faaliyetlerini sürdüren  üretim ve sanayii sektörünün dengesini bozmuştur. Bir tarafta bozulan dengeler zincirleme etkisi yaparak mevcut dengeleri de bozmaktadır.

40 Yıllık Meslek Hayatımda

Gerek bankacılık, gerekse eğitmenlik ve danışmanlıkla geçen 40 yılı aşkın meslek hayatımda şunu gördüm;

Döviz kurlarına müdahalenin bedelini ülkemiz ağır ödüyor. Müdahale edildiği düşünülen döviz kurların ilerleyen süreçte bir ok gibi fırladığına bizzat tanık oldum. 1994 yılından bugüne kadar bakınız… Bu acı tecrübeleri piyasamız yaşadı. Olan sanayicimize, ihracatçımıza ve ülkemize oldu.

Hem kur, hem faiz, hem de enflasyon aynı anda baskılanamaz. Baskıladığınızı sanırsınız. Ama yanılgıların büyüklüğü ölçülemez.

Reşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’den Çin’e Havacılık Hizmeti İhracatı

Türkiye’de ilk ve tek, dünyada ise dördüncü onaylı havacılık ve navigasyon veri tabanı hizmeti sunan Keyvan Havacılık ile Çin’in ticari uçak üreticisi COMAC arasında, uçak operatörlerine daha iyi müşteri hizmetleri, ürün ve dijital çözümler sunmayı amaçlayan anlaşmaya imza atıldı. Keyvan’ın Çin havacılık sektöründe önemli bir konumda bulunan COMAC ile yaptığı iş birliği, Türk-Çin havacılık ve uzay endüstrilerinde yeni projelerin önü açılmış oldu. 

Havacılık veri tabanları kapsamında veri analitiği ve uçuş operasyonları alanında yenilikçi çözümler sunan Keyvan Havacılık, yeni bir uluslararası iş birliğini hayata geçirdi. İş birliği çerçevesinde Keyvan Havacılık ile Çin’deki Ana Hat Sivil Uçak Projesi’nin sorumlusu COMAC Shanghai Aircraft Customer Service Co. Ltd (SACSC) arasında imza töreni düzenlendi. Çin’deki havayolları ve uçak operatörlerine daha iyi müşteri hizmetleri ve dijital çözümler sunmak adına imzalanan tarihi anlaşma ile Türk havacılık sektörünün uluslararası alanda rekabet avantajı elde etmesini sağlayan Keyvan, Cumhuriyetin 100. yılında da sektöre katma değer yaratmaya devam etti.

İmza törenine; Keyvan Havacılık CEO’su ve Kurucusu Mehmet Keyvan ve COMAC CEO’su Li Ling’in yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong ve Çin Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi Türkiye Kurulu Koordinatörü Tuncer Köklü katıldı. Saha İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, Genç Yatırımcı İş Adamları Derneği (GYİAD) Başkanı Mustafa Özer törene katılım sağlayan diğer isimler arasında yer aldı.

Havacılık Alanında Çin ile İlişkilerin Güçlendirilmesine Destek Oluyor 

Ocak 2023’te Çin’in kamu kurumu NavChina ile iş birliğine varan Keyvan, şimdi ise Çin’in en büyük uçak üreticisi olan COMAC ile yaptığı anlaşma doğrultusunda havacılık alanında Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine destek oluyor. Dünya çapında onaylı havacılık ve seyrüsefer veri tabanı hizmetleri sunan, EASA LOA Tip 1 DAT Sağlayıcı sertifikasına sahip tek Türk şirketi Keyvan, anlaşma ile birlikte Türkiye’de bu alanda ihracatı yapılan hizmetlerle de adından söz ettirmeye devam ediyor. Dünya çapında sivil, özel ve askeri kategoride olmak üzere 38 binden fazla pist ve havaalanı ile ilgili hava yolları, navaidler, prosedürler, kısıtlayıcı ve yasaklanmış bölgeler gibi milyonlarca datayı içeren veri tabanıyla Avrupa bölgelerinde ihracat yapan Keyvan, Çin’e sunduğu hizmetle Asya pazarına da açılmış durumda. Diğer taraftan söz konusu iş birliği, Türkiye’ye önemli katkılar sunacak bir anlaşma olarak ön plana çıkıyor. Anlaşma, Türk havacılık endüstrisinin uluslararası alanda rekabet gücünü artıracağı gibi, ülkemize döviz girdisi sağlayarak ekonomik olarak da büyük katkı sunacak. Burada oluşacak arz talep dengesi göz önüne alındığında istihdam alanında da yeni fırsatlara kapı aralayacak.

Yıllık Uçak Teslimatını 100’ün Üzerine Çıkarmayı Hedefliyor 

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiye ile Çin arasındaki güçlü olan ticari ilişkilerin yanı sıra, ilk defa havacılık sektöründe Keyvan ve COMAC tarafından adımlar atılması, hem Türk hem de Çin uzay ve havacılık endüstrileri için eşsiz fırsatlar sunacak. Çin havacılık pazarında önemli bir yeri bulunan COMAC, 2022 yılı sonu itibarıyla Endonezya dahil olmak üzere çeşitli havayolu şirketlerine 100 adet ARJ21-700 uçağı teslim etti. COMAC, 2023 yılı sonuna kadar yaklaşık 35 adet ARJ21 uçağı ve 6 ila 8 adet arası C919 uçağı daha teslim etmeyi planlıyor. Her iki model için önümüzdeki 5 yıllık süreçte yılda ortalama 100 adet ve hatta daha fazla uçak üretiminin tamamlanarak teslimi planları arasında yer alıyor. Öte yandan yıllardır süregelen başarılı hizmet geçmişi ve müşterilerine sağladığı değer ile adından söz ettiren Keyvan, sunduğu üstün kalite ve memnuniyet odaklı hizmetleri ile sektörde öncü konumunda yer alıyor. Keyvan’ın başarısının yanındaki uzmanlığı ve müşteri memnuniyeti odaklı hizmetleri, büyük potansiyele sahip olan bu iş birliğinin yapılmasında önemli bir etken oldu.

“Küresel pazarda yarattığımız fark ile büyümeye devam ediyoruz”

COMAC ile yaptıkları iş birliği kapsamında uluslararası havacılık pazarında önemli başarılara imza atacaklarına işaret eden Keyvan Havacılık CEO’su ve Kurucusu Mehmet Keyvan, “Şirket olarak, COMAC’ın havacılık sektörüne yeni uçak modelleri sunma ve havacılıkta yeni bir çığır açma konusundaki rolünü takdirle karşılıyoruz. Geniş kapsamlı havacılık ve seyrüsefer veri tabanı hizmetimizle COMAC’a desteğimizi sunmaya her zaman hazırız. Küresel pazarda yarattığımız farklar ile sürdürülebilir büyümemiz hızla devam ediyor. GYİAD, TÜSİAD, TURKONFED, Saha İstanbul ve SC-217’ye üyelikleri bulunan bir firma olarak, göklere attığımız Türk imzası, bizim için gurur kaynağı niteliğinde. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlamaya hazırlandığımız bir dönemde yaptığımız bu tarihi anlaşmayla Türk havacılık sektörüne katma değer yaratmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan SACSC Başkanı Li Ling ise “Keyvan’ın Havacılık verileri ve dijital çözümler alanındaki ileri teknolojisini takdir ediyoruz. Zira SACSC kendini yurt içi ve yurt dışındaki müşterilerine, her zaman gelişmiş hizmetler ve en iyi dijital çözümleri sunmaya adamıştır. Sağlam ortaklara sahip olmanın değerini biliyoruz ve Çin pazarına daha rekabetçi oyuncular kazandırmak adına vesile olmaktan mutluluk duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

İş Kazası, Meslek Hastalıkları ve İş İle İlgili Hastalıkların Ayırımı ve Nitelikleri

İş hayatında, tehlikelerin risklere dönüşmesiyle iş kazası ve meslek hastalıkları meydana gelmektedir. Bu yazıda öncelikle iş kazası ve meslek hastalıklarını tanımlayıp; iş ile ilgili hastalıkların niteliklerini inceleyeceğiz.

  • İş Kazası: İşyerinde var olan ya da dışardan gelebilecek bir tehlikenin neticesinde işyerini veya çalışanı bedenen, ruhen ya da sosyal yönden özre uğratan olaydır. Bi kazanın iş kazası sayılabilmesi için aşağıdaki unsurları karşılaması gerekmektedir:
  • Sigortalının işyerinde bulunması
  • İşyerinde kendi işini yapıyor olması
  • İşyeri dışında ise görevlendirme belgesinin bulunması
  • Emziren kadın çalışanların süt izinlerinde geçirdikleri süre
  • İşyerine servis ile gelip gidilmesi noktasında meydana gelen kazalar iş kazası sayılmaktadır.
  • Meslek Hastalığı: Tehlike etkenine sürekli veya tekrarlayan maruziyetler neticesinde belirli bir zaman periyodunun ardından çalışanda meydana gelen bedensel, ruhsal veya sosyal özürlülük halidir.

Meslek hastalığı ile iş ile ilgili hastalık kavramları sürekli olarak karıştırıldığı ve birbirinin yerine hatalı kullanıldığı için öncelikle bu kavramları birbirinden ayıralım.

  • Meslek hastalığında hastalık etkeni işyeri kaynaklıdır. Örneğin yüksek gürültülü bir işyerinde o gürültü kaynağına uzun süren maruziyet neticesinde duyma kaybı yaşanması meslek hastalığı örneğidir.
  • İş ile ilgili hastalıklarda ise hastalık etkeni iş yerinden kaynaklanmamakla birlikte işyeri ortam faktörleri mevcut hastalığın seyrini etkiler. Örneğin kalıtsal olarak tansiyon hastası olan bir bireyin çalışma ortamının çok sıcak olmasında kaynaklı tansiyon rahatsızlığının seyri iş ile ilgili hastalıklar kapsamındadır.

Meslek hastalığını iş ile ilgili hastalıklardan ayıran en önemli üç etken ise şunlardır:

  1. Hastalığın o mesleğe özgü olması
  2. Meslek ile arasında spesifik ve güçlü bir ilişki bulunması
  3. İnsidansının (o meslekteki kişilerde görülme sıklığı) yüksek olması

Vedat CANER

Ekonomiler Büyümek Zorunda mı ?

Sürdürülebilirlik konusundaki ortak payda Birleşmiş Milletlerin Küresel Kalkınma Amaçları (UNSDG) gibi görünüyor.

Ancak Gezegenin Sınırları (Planetary Boundaries)  kavramı bugün giderek bozulan insan-gezegen dengesini daha iyi vurguluyor.

SDG8-İnsana yakışır iş ve ekonomik büyüme amacını karşılamak için ekonominin büyümesi, büyümek için daha fazla üretmesi ve tüketmesi gerekiyor. Oysa UNSDG12-Sorumlu üretim ve tüketim amacında da daha az kaynak kullanımı, dolayısıyla daha az tüketim yani daha az üretim isteniyor. Geri dönüşümlü malzemeyle doğal kaynak kullanmadan üretim yapılabilse dahi, kalitenin korunması için entropi kanunu gereği olarak her seferinde “sıfır” hammadde ilavesi gerekecek, yine emisyon – atık oluşacaktır.

Küresel Ölçekte, Her Ülkede, Ekonomik Büyüme Birinci Önceliktir !

1968 yılında Robert F. Kennedy özetle “GDP (Gross Domestic Product, GSYİH-Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) bizi biz yapan değerleri dikkate almıyor” demiştir. GDP ile malzeme kullanım ve enerji tüketimleri paralel seyretmesine rağmen GPI (Genuine Progress Indicator, iyilik hali endikatörü) olumsuz etkilenmektedir.

Yoksulluğun giderilmesi için ekonomik büyümenin gerektiği iddia edilmektedir. Ancak GDP artışıyla ifade edilen ekonomik büyüme aslında gelir dağılımı adaletsizliğine yol açmaktadır. Jason Hickel “Yoksulluğun (kişi başına 5 USD/gün gelir) giderilmesi için GDP nin 175 katına çıkarılması gerektiğini ve bunun kaynak kullanımını da 175 kat artıracağını” söylemektedir.

Gelişmiş ülkelerin lehine önemli bir çarpıklık vardır. Gelişmenin bedeli olan kirlilik-iklim krizi vb sorunlar bugün tüm dünyaya mal edilmektedir. Bir yılda yenilenen kaynakların tüketildiği tarihi gösteren World Overshoot Days her sene daha da geriye gelmektedir. Dahası hiçbir ülkede sosyal ihtiyaçlar karşılanamamaktadır.

Her Şeye Rağmen Ekonomik Büyüme İstenmektedir !

Masum bir hedef gibi görünen %3 büyüme aslında 24 yılda iki katına ve 100 yılda 19 katına büyümek anlamına gelmektedir. Doğada hiçbir alanda bu ölçekte büyüme söz konusu değildir. Tek istisnası kanserdir ve kontrolsüz büyüme “ağır tedaviye” rağmen çoğu zaman ölümle sonuçlanmaktadır.

 

 

 

 

Dahası bu uğurda güvence John Kerry’ nin ifade ettiği gibi” henüz var olmayan teknolojilerdir”. Gerçekleşen bazı teknolojilerse henüz uygulanabilir-ölçeklenebilir halde değildir. Naomi Klein bu durumu “ekonomik sistemimiz doğayla savaş halindedir” şeklinde özetlemektedir.

 

DEGROWTH akımı bu döngünün dışına çıkarak, homo sapiens’in gezegenle “barışmasını” öncelemektedir.

Degrowth  “aşırı tüketen ülkelerde, planlı-demokratik şekilde malzeme/ enerji tüketimini azaltarak küresel  iyilik ve adaleti sağlamak” tır.

Degrowth için iki aşamalı bir plan önerilmektedir:

Birinci aşama: İyilik halinin, ekonomik büyümeden ayrılması

  • Temel hizmetlerin sağlanması (eğitim, sağlık, toplu taşıma, barınma, gıda, enerji-su-internet için kotalı erişim)
  • Çalışma haftasının 3-4 güne düşürülerek mevcut işlerin paylaşılması (istihdam)
  • Yerel yönetim fonlamasıyla “isteyen herkese çalışma-iş garantisi” sağlanması
  • Çalışamayanlara veya çalışmak istemeyenlere asgari temel ücret verilmesi

Kısıtlar Teorisinin

  • Üretim çözümü DBR için OTIF100
  • Perakende çözümü Replenishment için FILLRATE100 bakabilirsiniz,
    • simülatörle deneyebilirsiniz,
    • ücretsiz bir ay test edebilirsiniz.

Kazanmanın coşkusu kaybetme korkusunu aştığında dönüşüm başlayacaktır.

Utkan ULUÇAY

Yedek Parçaya Yılda 4.5 Milyar Euro Ödüyoruz

Türkiye otomotiv satış sonrası sektöründeki yedek parça ticaret hacminin yıllık 4.5 milyar Euro’ya ulaştığı bildirildi. Dünya otomotiv sektöründe ise bu hacmin yılda 350 milyar Euro olduğu da açıklandı. Binek, hafif ve ağır ticari araçların yedek parça ticaretindeki global lideri Groupauto International’ın geleneksel yıllık kongresi bu yıl İstanbul’da gerçekleşti. 5 farklı kıtada, 109 ülkede faaliyet gösteren grubun İstanbul buluşmasında temsilciler, global OEM yedek parça üreticileriyle birebir görüşmeler gerçekleştirdi.

Groupauto Türkiye’nin kurucu ortağı ve hissedarı olduğu Groupauto International’ın İstanbul’daki yıllık kongresine dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren 34 Groupauto firmasına bağlı 400’e yakın temsilci ve global yedek parça üretici şirketlerinin üst düzey yöneticileri de katıldı. Dünyanın her kıtasından gelen temsilcilere kongrenin açılışında seslenen Groupauto International Başkanı ve CEO’su Holger Hellmich, Groupauto International’ın binek, hafif ticari ve ağır vasıta yedek parçası dağıtımı yapan 2.000’den fazla distribütörden oluştuğuna ve yıllık toplam cirosunun da 30 milyar Euro’dan fazla olduğuna dikkat çekerek ”Dünya otomotiv sektöründe bu sektördeki yıllık hacim 350 milyar Euro civarında. Grup olarak küresel çapta 4.000’den fazla dağıtım ve satış noktası ile faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye, grubumuz için lokomotif ülkelerin başında geliyor” şeklinde konuştu.

4.5 Milyar Euro’luk Lokal Pazar

Kongre’nin yapıldığı ülke olarak açılış konuşmasını yapan Groupauto International’ın Yönetim Kurulu Üyesi ve Groupauto Türkiye Başkan Vekili Eyal Tarablus da Türkiye’nin otomotiv satış sonrası sektörünün büyümekte olan bir pazar olduğununa dikkat çekerek “30’uncu yılını geride bırakan Groupauto Türkiye, son yıllardaki gelişimiyle birlikte Groupauto International içerisinde en yüksek gelir elde eden ilk 5 ülkeden biri haline geldi. Binek, hafif ticari ve ağır vasıta yedek parça sektöründe yıllık 4.5 milyar Euro’luk bir ticaret gerçekleşiyor. Bu iş kolunda Groupauto Türkiye’de merkezi satın alma, lojistik ve ilgili hizmetlerini kapsayan 23 iş ortağı bulunuyor. Groupauto Türkiye, 2023 yılı itibariyle, Türkiye’de 104 satış noktası, 310.000 m2 depolama alanı, ve 2.050 çalışanı sektör lideri olarak her geçen gün değişen Pazar koşullarına paralelel olarak büyüyor ve iş ortaklarına ek fayda yaratıyor. ” dedi.

Veri Dünyasında Duygusal Analitik ve Karar Destek Sistemleri: Bilgi İle Duygu Arasındaki Dengede İlerlemek

“Veri olmadan düşünmek kördür, duygu olmadan karar vermek ise anlamsızdır.” Vilfredo Pareto

Duygusal Analitik: İşletmelerin Müşteri Duygularını Anlaması

Duygusal analitik, müşterilerin hislerini, düşüncelerini ve tepkilerini anlamak için kullanılan bir veri analitiği dalıdır. Bu yaklaşım, işletmelere daha iyi müşteri hizmeti sunmak, ürünleri ve hizmetleri geliştirmek ve müşteri sadakatini artırmak için değerli bilgiler sunar. Duygusal analitiğin iş dünyasındaki rolü ve önemi aşağıdaki gibi belirtilebilir:

  1. Müşteri Deneyimini İyileştirme: Duygusal analitik, müşteri etkileşimlerini inceleyerek, müşterilerin ne hissettiğini ve neden hissettiğini anlamak için kullanılır. Bu bilgiler, işletmelere müşteri deneyimini kişiselleştirmek ve iyileştirmek için rehberlik eder.
  2. Ürün ve Hizmet Geliştirmede Kullanma: İşletmeler, duygusal analitik verileri kullanarak mevcut ürünlerini veya hizmetlerini iyileştirebilir veya yeni ürünler geliştirebilirler. Müşteri beklentilerini daha iyi anlamak, işletmelerin rekabet avantajı elde etmelerine yardımcı olur.
    1. Duygusal Tepkileri İzleme: Sosyal medya ve müşteri incelemeleri gibi kaynaklardan gelen duygusal geri bildirimleri izlemek, işletmelere hızlı tepki verme ve kriz yönetimi konusunda yardımcı olabilir.
    2. Müşteri Sadakatini Artırma: Müşterilerin duygusal ihtiyaçlarını anlamak, müşteri sadakatini artırmak için kritik bir rol oynar. Müşteriler, duygusal olarak bağlı oldukları markalara daha sadık olma eğilimindedirler.
    3. Rekabet Üstünlüğü Sağlama: Duygusal analitik, işletmelere rakiplerinden farklılaşma fırsatı sunar. Müşteriyle daha güçlü bağlar kurmak ve onların duygusal ihtiyaçlarını anlamak, uzun vadeli rekabet üstünlüğü sağlayabilir.

Karar Destek Sistemleri (KDS): Veriye Dayalı Karar Alma

Karar Destek Sistemleri (KDS), işletmelerin veri tabanlı kararlar almasına yardımcı olan bir bilgi sistemleri dalıdır. KDS, işletme kararlarını optimize etmek ve daha iyi sonuçlar elde etmek için kullanılır. KDS’nin temel bileşenleri ve önemi şunlardır:

  1. Veri Toplama ve İşleme: KDS, işletmelerin büyük veri kümelerini toplamak, işlemek ve analiz etmek için gelişmiş araçlar ve teknikler kullanmalarına olanak tanır. Bu sayede işletmeler, daha iyi bilgiye sahip olurlar.
  2. Karar Modelleri ve Analitik: KDS, işletmelerin karar modelleri oluşturmasına ve analitik yöntemler kullanmasına yardımcı olur. Bu modeller, farklı senaryoları simüle etmek ve olası sonuçları tahmin etmek için kullanılır.
  3. Karar Analizi ve Değerlendirme: KDS, işletmelerin kararları değerlendirmelerine yardımcı olur. Bu değerlendirme, maliyet-fayda analizi, risk analizi ve performans ölçümünü içerebilir.
  4. Veri Görselleştirmesi: KDS, verileri görselleştirmek için grafikler, tablolar ve raporlar oluşturur. Bu, karar vericilere veriyi daha iyi anlama ve paylaşma fırsatı sunar.
  5. Hızlı Tepki: KDS, işletmelerin hızlı kararlar almasına yardımcı olur. Zaman hassasiyeti gerektiren kararlar, KDS kullanılarak daha hızlı ve bilgiye dayalı olarak alınabilir.
  6. Stratejik Planlama: KDS, işletmelerin uzun vadeli stratejiler oluşturmalarına yardımcı olabilir. Veriye dayalı kararlar, işletmelerin daha etkili stratejik planlama yapmalarına olanak tanır.

Duygusal analitik ve Karar Destek Sistemleri, iş dünyasında veriye dayalı karar alma ve müşteri ilişkileri yönetiminde önemli roller oynayan konulardır. İşletmeler, bu iki alana yatırım yaparak daha rekabetçi hale gelebilirler.

Duygusal Analitik ve KDS İş Birliği ile Verileri Yönetmek

Duygusal analitik ve KDS arasındaki ilişki, veriye dayalı karar alma süreçlerini zenginleştirme ve daha etkili hale getirme noktasında önemlidir. Bu iki konsept arasındaki ilişkinin ana hatları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Duygusal Analitik Veri Kaynağı: Duygusal analitik için kullanılan veriler, KDS için önemli bir veri kaynağı olabilir. Müşteri hissiyatı ve duygusal tepkiler, KDS tarafından işlenerek karar verme süreçlerine dahil edilebilir.

Kararların Kişiselleştirilmesi: Duygusal analitik, işletmelerin kararlarını daha fazla kişiselleştirmelerine yardımcı olabilir. Müşterilerin duygusal tepkileri, pazarlama kampanyalarının hedeflenmesi veya ürün özelliklerinin belirlenmesi gibi kararlara yönlendirici olabilir.

Müşteri Geri Bildirimi ile Karar Değerlendirmesi: İşletmeler, müşteri geri bildirimlerini duygusal analitik aracılığıyla topladıklarında, bu geri bildirimleri KDS ile işleyebilirler. Bu, ürün geliştirme, hizmet iyileştirmeleri ve pazarlama stratejilerinin değerlendirilmesi için önemlidir.

Duygusal Verilerin Karar Modeline Dahil Edilmesi: KDS, duygusal verileri karar modellerine dahil edebilir. Örneğin, müşteri memnuniyetini artırmak için alınacak kararlar, duygusal verilere dayalı olarak şekillendirilebilir.

Sonuç olarak, duygusal analitik ve karar destek sistemleri, işletmelerin veriye dayalı kararlarını daha etkili hale getirme ve müşteri ilişkilerini daha iyi yönetme konularında birbirini tamamlayan yaklaşımlardır. İşletmeler, bu iki konsepti bir araya getirerek daha iyi rekabet avantajları elde edebilirler.

Doç. Dr. Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı &

Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

www.gozdemert.com

gozde.mert@nisantasi.edu.tr

mertgozde@yahoo.com

Ticaret Müşavirlerimizle Sektörel Elektronik Sohbet Toplantıları: Hazır Giyim (A.B.D.)

Ticaret Bakanlığı, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü tarafından, 17 Ekim 2023 Salı günü, saat 16:30 – 18:00 aralığında, “Ticaret Müşavirlerimizle Sektörel Elektronik Sohbet Toplantıları” kapsamında Hazır Giyim sektörü (ABD) adlı etkinlik düzenlenecektir.

Sektörel Elektronik Sohbet Toplantısı “Zoom” uygulaması üzerinden gerçekleştirilecektir. Toplantıya aşağıdaki linke tıklayarak kayıt olmak suretiyle katılabilirsiniz.

Hazır Giyim A.B.D Sektörel Elektronik Sohbet Toplantısı Kısa Link :

Ana iş Grubu (Esaslı Unsuru) Hatalı Olarak Belirlenen İş Deneyim Belgesi ?

İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, İş deneyim belgesinin ihalede istenilen belge ile benzerlik göstermediği, sunulan belgenin alt yüklenici iş bitirme belgesi olduğu ve onarım işine ait olup her ne kadar söz konusu belgede işin esaslı unsuru B-III grubu işler olarak belirlenmiş olsa da belgeye konu işin içeriğinin başvuru konusu ihalenin İdari Şartnamesi’nde benzer iş olarak belirlenen B-III grubunda yer almadığı, anılan belgenin hatalı düzenlendiği, alt yüklenici sıfatıyla belgeye konu işlerin hangilerinin gerçekleştirildiği hususunda belirsizlik olduğu, iddialarına yer verilmiştir.

26.07.2023 tarihli ve 2023/UY.I-1059  sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

Yapılan incelemede beyan edilen iş deneyim belgesinin Cizre Belediyesi Destek Hizmetler Müdürlüğü tarafından “Eski Çarşı Rehabilitasyon İşi”ne ilişkin olarak USAL Yapı Dek. İnş. Malz. San. Tic. Ltd. Şti. adına 18.06.2021 tarih ve 2017/307727- 2346895-1-4 sayı ile düzenlenen alt yüklenici iş bitirme belgesi olduğu, söz konusu belgede işin alt yüklenici tarafından yapılan kısmının “Eski Çarşı Rehabilitasyon Yapım İşi” olduğu, uygulanan yapı tekniğinin “Yığma Kargir, Belgeye konu işin esaslı unsuru: B/III Grubu İşler” olduğu, esas işin ilk ve toplam sözleşme bedelinin 3.152.500,02TRY, alt yüklenicinin yüklenici ile yaptığı sözleşmenin bedelinin 3.072.232,52 TRY ve belge tutarının “2.457.786,02 TRY, Belge tutarının iş grupları itibariyle dağılımı: %12 Elektrik, %16 Mekanik, %72 İnşaat İşleri” olduğu tespit edilmiştir.

22.06.2023 tarihli ve E-13983960-101.01.02[101.01.02]-38817 sayılı Kurum yazısı ile iş deneyim belgesini düzenleyen idareden itirazen şikayete konu alt yüklenici iş bitirme belgesine esas işe ilişkin olarak; idare ile yüklenici arasında imzalanan ihale konusu işe ilişkin sözleşme, yüklenici ile alt yükleniciler arasında imzalanan sözleşmeler, yüklenici ve alt yükleniciler tarafından gerçekleştirilen iş kalemleri/iş grupları listesi, sözleşmenin yürütülmesi aşamasında hazırlanan hakedişler ve kesin hakedişler, düzenlenen fatura örnekleri istenilmiş olup 13.07.2023 tarihli ve E-14185436-840-39705 sayılı yazı ile söz konusu belgeler Kuruma gönderilmiştir.

Alt yüklenici iş bitirme belgesine konu ”Eski Çarşı Rehabilitasyon İşi” kapsamında yüklenici ÜÇKARDEŞLER İnş. Mad. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile alt yüklenici USAL Yapı Dek. İnş. Malz. San. Tic. Ltd. Şti. arasında düzenlenen alt yüklenici sözleşmesi dahilinde alt yükleniciye yaptırılacak işlerin listesi ve hakediş raporları üzerinde yapılan inceleme neticesinde belgeye konu işin, halihazırda mevcut bulunan ve birkaç bölümden oluşan çarşının ihtiyaç görülen kısımlarının tadilatı, onarımı ve rehabilitasyonuna yönelik olduğu ve yapının bir bütün halinde baştan sona inşasına ilişkin olmadığı, başvuruya konu ihalenin Şırnak İli Silopi İlçesi Kavallı Köyü 12 Derslikli İlkokul İkmal Yapım İşi olduğu, iş kapsamında kısmen betonarme imalatın yapıldığı ve kalan okul inşaatı işlerinin tamamlanarak yeni bir yapı inşaatının gerçekleştirileceği dolayısıyla iş deneyim belgesine konu işin ihale konusu iş ile uyumlu olmadığı,

İncelenen ihalede B-III grubu kapsamındaki işlerin benzer iş olarak belirlendiği, ancak idare tarafından bu grubun ihtiva ettiği işlerle ilgili tamamlama, onarım, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri gibi işlerin benzer iş kapsamında kabul edileceğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin yapılmadığı görüldüğünden, halihazırda mevcut bulunan ve birkaç bölümden oluşan çarşının ihtiyaç görülen kısımlarının tadilatı, onarımı ve rehabilitasyonunu ihtiva eden itirazen şikâyete konu alt yüklenici iş deneyim belgesinin benzer iş kapsamında değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı, dolayısıyla, ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından sunulan iş deneyim belgesinin gerek ihale konusu işe gerekse de ihalede istenilen B-III grubu benzer iş tanımına uygun olmadığı anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan USAL Yapı Dek. İnş. Malz. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından sunulan iş deneyim belgesinin esaslı unsurunun B-III grubu olarak belirlendiği, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ışığında bir işin B-II veya B-III grubuna uygun olarak değerlendirilebilmesinin ana koşulunun, yapının bir bütün halinde baştan sona (temelden çatıya) inşaatının gerçekleştirilmesine bağlı olduğu, sunulan alt yüklenici iş bitirme belgesinin baştan sona (temelden çatıya) bir yapı inşaatına ilişkin olmadığı bu durumda söz konusu alt yüklenici iş bitirme belgesinin esaslı unsur belirlenmemek suretiyle yeniden düzenlenmesi hususunun belgeyi düzenleyen Cizre Belediyesi Destek Hizmetler Müdürlüğü’ne bildirilmesi gerekmektedir.

Mehmet ATASEVER

S.B. Strateji Geliştirme E. Bşk.

KİK E.  Üyesi

Tedarik Zincirinde Dijital İnovasyon

Endüstri 4.0 teknolojileri olarak da adlandırılan 21. yüzyılın yenilikçi teknolojileri, artık gerçek zamanlı veri toplamak, analiz etmek ve daha yenilikçi adımlar atmak için yeni bir sınırı belirliyor. Yenilikçi teknolojiler olarak, nesnelerin interneti (IoT), yapay zeka, robotik, insansız araçlar, büyük veri, bulut bilişim, blockchain ve eklemeli üretim gibi dijital teknolojiler, bugün bildiğimiz üretim ve tüketimi yeniden tanımlıyor (Schwab, 2017). Dijital teknolojideki bu son gelişmeler, imalat ve lojistik de dahil olmak üzere çeşitli endüstri sektörlerinde ve tedarik zinciri süreçlerinde radikal değişiklikleri de tetikliyor. Daha fazla endüstriyel işletme dijital modellere geçtikçe tedarik zinciri yeni bir dijital çağın merkezinde yer alıyor.

Bu gelişmelerin etki alanı içinde son yıllarda inovasyon kavramı da değişerek dijital inovasyona doğru genişlemiştir. Dijital inovasyon, mevcut iş süreçlerini çözmek veya iyileştirmek ve bazı gelişmiş iş modellerini başlatmak için gelişmiş dijital mekanizmaların ve teknolojilerin uygulanmasını ifade etmek üzere kullanılmaktadır (Elia vd., 2020).  Bu teknolojilerin geniş yayılımı, firmaların örgütsel ve stratejik modellerinin radikal bir şekilde yeniden yapılandırılmasına neden olarak tüm endüstrileri ilgilendiren yaygın bir sürece dönüştürüyor. Yükselen dijital teknolojilerin yaygınlığı ve bilgi yoğun doğası, teknoloji odaklı bir inovasyon yaklaşımı ile hem yenilikçi hem de geleneksel endüstrilerin rekabet edebilirliği için yeni koşulları ortaya koymaktadır.

Tedarik zinciri yönetimi alanında, dijital teknolojilerin benimsenmesi, tedarik zinciri aktörlerine ve süreçlerine yeni bağlantı ve görünürlük düzeyleri getirmeyi ve böylece giderek daha karmaşık hale gelen küresel tedarik zincirlerinin daha iyi yönetilmesini sağlamayı vaat ediyor (Wu ve diğ, 2016). Artan veri büyümesi, BT sistemlerindeki ilerlemeler ve öncü teknolojilerin akışıyla dijitalleşme, tedarik zinciri boyunca daha fazla verimlilik ve kolaylık sağlama potansiyeline sahiptir. Ama bu durum aynı zamanda artan karmaşıklığı da beraberinde getiriyor. Tedarik zincirinin, ilerleyen dijital teknolojilerin yol açtığı değişiklikleri kucaklayıp kucaklayamayacağı, tamamen liderlerin mevcut sistem ve operasyonları yönetmeye devam ederken ek karmaşıklıklarla başa çıkmaya hazır olmalarına bağlıdır.

Yaygın bir hata, teknolojinin tek başına tüm tedarik zinciri sorunlarının yanıtı olduğunu düşünmektir. Bu, makineyi fişe takmak, açmak ve ardından faydalarından yararlanmak kadar kolay bir şey değil. Aslında, çoğu zaman bu, teknolojinin kendisinden çok, genel iş modeline yaklaşımla ilgilidir. Tedarik zincirinin yoğun olduğu sektörlerdeki CEO’ların büyük çoğunluğu şirketlerinin genelinde dijital yeteneklere yapılan yatırımları artırmayı planlıyor. Bunun nedeni sorguladığında; yeni işleri desteklemek, tedarik zinciri süreç verimliliğini ve üretkenliğini artırmak, karar almayı geliştirmek ve devam eden  tedarik zinciri kesintileri karşısında esnekliği/çevikliği geliştirmek ilk belirtilenler arasında yer alıyor. Bu durum tedarik zinciri şeflerini (CSCO) tedarik zincirini dijitalleştirme konusunda büyük bir baskı altına sokuyor. Ne yazık ki CSCO’lar genellikle dijital tedarik zinciri vizyonlarını, hedeflerini ve iş hedeflerini anlaşılır, kolayca iletilebilen ve iş uyumlu bir dijital dönüşüm yol haritasına dönüştürmekte zorlanıyor. Yapılan bir araştırmaya göre CSCO’ların yarısından azı bir tedarik zinciri dijital dönüşüm yol haritası tanımlamış veya uygulamayı planlıyor. Mevcut dijital tedarik zinciri yol haritalarının ise yalnızca %32’si tek bir yönetişim süreci altında ve ortak iş hedeflerine göre düzenlenmiş durumdadır (raconteur.net, 2023).

Dijital ürün inovasyonu boyutunda firmalar, yeni ürünler üretmek için dijital ve fiziksel bileşenleri yeniden birleştirir, yeni eserler üretmek için dijital kaynakları kullanır ve mevcut dijital olmayan ürünlere yeni özellikler ve işlevler eklemek için dijital teknolojiyi uygular ve böylece yeni kullanım değerleri yaratır. Örneğin, IoT bağlantılı cihazlar arz ve talep, envanter düzeyi, üretim planlaması ve operasyonel aksaklıklar hakkında veri toplar ve iletir. Blockchain, dijital olarak dağıtılmış defter, akıllı sözleşmeler ve finansal tehditlere karşı çok katmanlı koruma aracılığıyla tedarik zinciri boyunca görünürlük ve şeffaflık yaratma kapasitesine sahiptir. Büyük veri analitiği, veri işleme kapasitesinin artırılmasında ve dolayısıyla yıkıcı olaylara yanıt verilmesinde önemli kazanımlar yaratır. Sürekli olarak toplanan veriler, doğru ürünleri tanıtmak, ürün ve hizmet sunumlarını iyileştirmek ve performans optimizasyonu için ağ genelinde bilgi paylaşımı amacıyla değerlendirilir. Ayrıca, mevcut yıkıcı olayın büyüklüğünü geçmiş olaylarla karşılaştırmak ve daha hızlı iyileşme için yeni bir strateji tasarlamak için verilerden değerli bilgiler toplanıyor.

Teknolojide önde olan ve geride kalan firmalar arasındaki uçurumun daha da genişlediği dikkate alındığında dijital inovasyon, riskleri istikrara kavuşturmak ve krizleri fırsatlara dönüştürmek için kullanılabilir. Başarılı dijital inovasyonlara sahip firmaların bu durumdan yararlanarak uluslararası pazarda genişlemeleri beklenirken, başarısızlıkla karşılaşan firmaların ise büyük olasılıkla bu alandan çekilmeleri bekleniyor. Gerçek şu ki tedarik zincirleri bırakın dijital inovasyonu etkili bir şekilde geliştirmeyi, test etmeyi, dağıtmayı ve ölçeklendirmeyi, bugün rekabet edebilmek için temel fiziksel yetenekleri hâlâ geliştirmeye çalışıyorlar. Tedarik zinciri dijital dönüşümünün tedarik zinciri riskini azalttığı ve tedarik zinciri maliyetini optimize ettiği tartışılmazdır, ancak başarılı olmak için dijital iş anlayışı ile tedarik zinciri stratejisi arasında güçlü bir uyum gerektirir. Aynı zamanda tedarik zinciri analitiği gibi teknik beceriler, işlevler arası işbirliği ve veriye dayalı karar verme gibi iş becerileri, uyum sağlama ve risk alma gibi davranışlar ve özelliklerle desteklenmelidir. Üzerinde düşünmemiz gereken soru tedarik zincirleri bu yeni dijital teknolojiler ile dijital inovasyona gerekli tepkiyi nasıl verebilir?

Kaynaklar:

Elia, G., Margherita, A., Passiante, G. 2020. “Digital entrepreneurship ecosystem: How digital technologies and collective intelligence are reshaping the entrepreneurial process”. Technol. Forecast. Soc. Chang., 1150, 119791.

Schwab, K. 2017. The fourth industrial revolution. Geneva: World Economic Forum.

https://insights.raconteur.net/digital-innovation-and-the-supply-chain

Wu, L., X. Yue, A. Jin, and D. Yen. 2016. Smart supply chain management: a review and implications for future research. The International Journal of Logistics Management 27(2): 395–417.