Mobilya Sektörü Uzun Vadeli Finansman Modeli İstiyor

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Mobilya Sektörü Uzun Vadeli Finansman Modeli İstiyor

Mobilya Sektörü Uzun Vadeli Finansman Modeli İstiyor

Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Davut Karaçak, “Sektörümüz finansman maliyetleri nedeniyle zorlanıyor. Üretimin sürdürülebilir olması için uzun vadeli finansman modellerine ihtiyaç var” dedi.

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Mobilya Sektörü Uzun Vadeli Finansman Modeli İstiyorTürkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Davut Karaçak, mobilya sektörünün üretim, istihdam ve ihracat gücüyle Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri olduğunu vurguladı. Sektörün sürdürülebilir büyümesi için finansman, iç talep, ihracat rekabeti ve nitelikli iş gücü başlıklarında yapısal adımların önemine dikkat çeken Karaçak, Sektörümüz finansman maliyetleri nedeniyle zorlanıyor. Üretimin sürdürülebilir olması için uzun vadeli finansman modellerine ihtiyaç var” diye konuştu. Karaçak, özellikle KOBİ ölçeğindeki üreticilerin yüksek finansman maliyetleri nedeniyle zorlandığını ifade ederek, reeskont kredileri ve ihracat desteklerinin güçlendirilmesinin de sektör açısından kritik olduğunu belirtti.

İç Pazar Yavaşladı, İhracata Destek Talebi

Davut Karaçakİç pazarda dayanıklı tüketim talebindeki yavaşlamaya da değinen Karaçak, mobilya sektörünün geniş bir üretim ekosistemini beslediğini hatırlatarak, tüketici alım gücünü destekleyen politikaların üretim ve istihdama doğrudan katkı sağladığına dikkat çekti.

İhracatta ise kur politikası, artan maliyetler ve lojistik süreçlerde yaşanan aksaklıkların rekabet gücünü zayıflattığını belirten Karaçak, destek mekanizmalarının sadeleştirilmesi ve hızlandırılmasının önemine değindi. Mobilya ihracatında proje bazlı işlerin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Karaçak, teknik personelin yurt dışındaki vize süreçlerinde yaşadığı zorlukların operasyonları olumsuz etkilediğini belirterek, bu alanda çözüm geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

ABD pazarındaki ek vergi yüküne de değinen Karaçak, rekabeti zorlaştıran bu durumun, ticari gündemde öncelikli olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Karaçak, nitelikli iş gücü ihtiyacına vurgu yaparak, mesleki eğitimin sanayiyle daha güçlü bir şekilde entegre edilmesinin önemine işaret etti.


EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Satin Alma Dergi Tedarik Zinciri Danismanligi
Satınalma | Tedarik Zinciri | Danışmanlık | Eğitim

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 


Eğitim içeriklerini görmek için başlıkları tıklayınız. 

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

☐ Temel Satınalma Eğitimleri -> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz –>   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

YAZI DİZİSİ:

1 – Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk: Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

2 – Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi

3 – Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

4 – Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

5 – Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

SİZDEN GELENLER

Okur Katkısı: Vaka ve Soru Paylaşımı

Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.

Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.

İşyerinin Devri ile İş Sözleşmesi Devri Arasındaki 5 Farklı Özellik Nedir?

İşyerinin Devri Ile İş Sözleşmesi Devri Arasındaki 5 Farklı özellik Nedir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşyerinin Devri ile İş Sözleşmesi Devri Arasındaki 5 Farklı Özellik Nedir?

Lütfi İNCİROĞLU

İşyerinin Devri Ile İş Sözleşmesi Devri Arasındaki 5 Farklı özellik Nedir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİşyerinin devri, 4857 sayılı İş Kanunu m. 6’da, gerçek anlamda geçici iş ilişkisi; 4857 sayılı Kanun m.7’de; İş sözleşmesinin devri ise, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429 uncu maddesinde düzenlenmiştir.

Uygulama da genel olarak iş sözleşmesinin devri işyerinin devri ve geçici iş ilişkisi kavramları farklı kavramlar olmasına rağmen birbiriyle karıştırılmaktadır. İş sözleşmesinin devri hukuki niteliği itibari ile üç taraflı kendine özgü bir sözleşme olup, iş sözleşmesinin devrinde işçinin hem işvereni hem de işyeri değişmekte ve iş sözleşmesinin devrinde işçinin onayı aranmaktadır. Ayrıca iş sözleşmesi devredilecek işçi devri kabul etmezse işveren feshi haksız fesih sayılmaktadır.

İşyerinin devrinde ise, işçinin sadece işvereni değişmektedir. İşyerinin devrinde, devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. İşyerinin devrinde işçinin devir tarihinden önce muaccel hale gelmiş işçilik alacaklarından eski ve yeni işverenin iki yıl süreyle birlikte sorumlu olacağı düzenlenmiş, ancak iş sözleşmesinin devri için böyle bir sorumluluk öngörülmemiştir.

Gerçek anlamda geçici iş ilişkisinde ise, işverenin devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi; holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir iş yerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde geçici iş ilişkisinin gerçekleşmiş olacağı, bu iş ilişkisinin “altı ayı geçmemek üzere” yapılabileceği ve en fazla iki defa yenilenmesi sonucu toplam 18 aylık süreyi aşamayacağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7’inci maddesinde öngörülmüştür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun iş sözleşmesinin devri, işyerinin devri ve gerçek anlamda geçici iş ilişkisi arasındaki belirgin farklılıkları ortaya koyan temel özelliklerle ilgili verdiği bir kararına göre; “4857 sayılı İş Kanunu’nun 6’ncı maddesinde, ” İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.

Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.

Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.

Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.

Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.

Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile iş yeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi belirlenmiştir.

İş Kanunu’nun 6’ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca iş sözleşmesinin yeni işverenle aynen devam etmesini sağlayacak şekilde iş yeri devrinin koşullarının belirlenmesi gerekir. İş yeri maddi unsurlardan, maddi olmayan değerlerden ve iş gücünden oluşan, teknik amaçla organize edilmiş (örgütlenmiş) bir bütündür (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 3. Baskı, 2015, s. 210). Bu unsurlardan biri veya bir kısmı devredildiğinde ortada iş yerinin (bölümünün) devrinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.

Avrupa Birliği yönergelerinde ve Avrupa Adalet Divanı kararlarında, devrin konusunu oluşturacak iş yerini (bölümünü) ifade etmek üzere ekonomik birlik kavramına yer verilmiştir. Bu yönergelere göre hukuki sonuç doğuracak bir iş yeri (bölüm) devrinden söz edebilmek için, iş yerini (devredilecek bölümü) ifade eden ekonomik birliğin bu kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. Ekonomik birliğin devri söz konusu değilse, AB yönergelerine (ve İş Kanunu’nun 6’ncı maddesine) göre işyerinin veya işyeri bölümünün devrinden söz edilemez.

Gerçekten, buradaki ekonomik bütünlüğü, işletme kavramına dâhil kazanç elde etme amacı şeklinde değil, teknik bir amaç yani mal ve hizmet üretimi olarak anlamak gerekir.

İş Kanunu’nun 6’ncı maddesinde kimliğin korunmasından söz edilmemiş olması bu koşulun hukuk sistemimiz bakımından aranmayacağı anlamına gelmez. Çünkü, iş yerinin (bölümünün) devri durumunda iş sözleşmelerinin devamının öngörülmesi, işçinin devir sonrası işini sürdürebileceği iş yerinin varlığı görüşüne dayanır ( Süzek: …e, s. 211 vd).

Ekonomik birliğin, devir sonrasında da kimliğin korunup korunmadığının saptanmasında esas alınacak ölçütler yargı kararları ile geliştirilmiş ve Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilen ölçütler aynen benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, kimliğin korunduğunun kabul edilmesi ve İK 6’nın uygulanabilmesi için Yargıtay kararında belirtilen ölçütlerin tümünün gerçekleşmiş olması zorunlu değildir. İş yerinin veya iş yeri bölümünün devri için ekonomik birliğin yani iş yerini karakterize etmek koşulu ile söz konusu ölçütlerden bir kısmının devredilmesi yeterlidir ( Süzek: …e, s. 212) .

İş Kanunu’nun 6’ncı maddesinin 1-3’üncü fıkraları uyarınca “İş yeri veya iş yerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde iş yerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 428. maddesinde de iş yerinin devri konusunda bu hükümlere paralel bir düzenleme getirilmiştir ( Süzek: …e., s. 213).

Sözleşmeden doğan borç ilişkisi tarafları arasında bir hukuki durum yarattığı için, kimler arasında meydana gelmiş ise onlar arasında varlığını sürdürür. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisi özellikle de sözleşme, karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemez. Ancak sözleşmenin karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemeyeceği yönündeki kural mutlak değildir. Sözleşmedeki taraf değişikliği kanun gereği ise kendiliğinden ve başka bir işleme gerek olmadan gerçekleşiyorsa sözleşmenin kanuni devri söz konusu olurken; kanuna bağlı olmaksızın taraf iradelerinden kaynaklanıyorsa sözleşmenin irade devri söz konusu olacaktır (Cengiz, İ.: İş Sözleşmesinin İradi Devri, 2014 yılı, s. 5 vd.). Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu’nun iş yeri devri ile birlikte devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceğini öngören 6’ncı maddesi sözleşmenin kanuni devrine tipik bir örnektir. Bunun dışında başka kanunlarda da benzer yönde düzenlemeler mevcuttur.

İş sözleşmesinin devrine gelince, bu konuda 4857 sayılı İş Kanunu’nda açık bir düzenleme bulunmadığı gibi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda da “alacağın temliki” ve “borcun nakli” gibi münferit alacak ve borçların naklini düzenleyen hükümlerin dışında sözleşmenin taraflarında değişikliğe yol açacak mahiyette topyekün bir devri öngören düzenleme mevcut değildir. Türk Hukuku açısından bu durumun kanunda düzenlenmemiş olmasının 4857 sayılı İş Kanunu dönemi itibari ile sözleşme ilişkisinin bir bütün olarak devrine engel oluşturmadığı öğreti ve yargı kararları ile kabul edilmekteydi (Cengiz: …e., s. 37 vd.).

Öğretide, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde Kanunun 320. maddesinin iş sözleşmesinin devrinin temel yasal dayanağı olduğu ileri sürülmüştür. “Hilafı mukaveleden veya hâl icabından anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi yapmağa mecbur olup başkasına devredemez. İş sahibinin dahi hakkını başkasına devredebilmesi, aynı kayıtlara tabidir.” Söz konusu düzenleme aksi ile kanıt (argumentum e contrario) yoluyla iş sözleşmesinin devrine dair bir sözleşmeye geçerlilik tanındığını dile getirilmiştir (Cengiz: …e.,s. 39.).

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 205’inci maddesinde işyeri devrini, 429’uncu maddesinde ise iş sözleşmesinin devrini açıkça düzenlemiştir.

İş sözleşmesinin devri hukuki niteliği itibari ile üç taraflı kendine özgü bir sözleşme olup, bu sözleşme ile işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesi üçüncü kişi konumundaki başka bir işverene tüm hak ve borçları ile birlikte devredilmektedir. İş sözleşmesinin devri için işçinin de rızasının bulunması şarttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429’uncu maddesinde “Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.” şeklindeki düzenleme ile iş sözleşmesinin devrinde işçinin yazılı rızası açıkça şart koşulmuştur.

818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde gerek 818 sayılı Kanun’da gerekse 4857 sayılı İş Kanunu’nda iş sözleşmesinin devrine ilişkin açık düzenleme bulunmamasına rağmen iş sözleşmesinin devri kabul edildiği gibi, duraksamasız biçimde işçinin rızasının alınması da gerekli ve zorunlu görülmüştür. İşçinin rızasının varlığı iş sözleşmesinin devrini aynı zamanda işyeri devrinden ayıran en belirgin farklılıktır. Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 gün ve 2006/9-51 E., 2006/27 K. sayılı kararında 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde dahi iş sözleşmesinin devrine işçinin rıza göstermesinin gerekli olduğu belirtilmiş ve devri kabul etmeyen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği kabul edilmiştir.

Burada üzerinde durulması gereken başka bir husus, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan önceki dönem bakımından iş sözleşmesinin devrinin şekle tabi olup olmadığı ve işçinin rızasının açıklanma şeklinin ne olacağı hususudur.

818 sayılı Borçlar Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu iş sözleşmesini belli bir şekil şartına tabi tutmadığından 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 12’nci maddesindeki hükümden hareketle kendisi belli bir şekil şartına tabi olmayan iş sözleşmesinin devrinin ve işçinin devre rızasının da şekle tabi olmadığı kabul edilmiştir (Cengiz: …e., s. 56.).

İş sözleşmesinin devri halinde işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişkinin sona ermesi, işçinin taraf olduğu iş sözleşmesinin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla iş sözleşmesi devredilen işçi, devir işlemine dayanarak ihbar ve kıdem tazminatı talep edemeyecektir. Bu durumda iş ilişkisi devam ettiğinden işçinin kullanmadığı yıllık izin sürelerine ilişkin ücretleri talep edebilmesi de mümkün değildir (Cengiz: …e.,s.126.).

İş sözleşmesinin iradi devri ile birlikte işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişki yani iş ilişkisi sona ermekle birlikte yeni işverenle kesintiye uğramadan devam etmektedir. Yeni bir iş sözleşmesinin kurulması söz konusu olmamaktadır. Devreden işveren feshe bağlı haklardan sorumlu olmayacağı gibi, işçi de kıdem süresine bağlı hakları kaybetmeyecektir. Devralan işveren ise devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil, tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olacaktır (Cengiz: …e, s. 128 vd.). Başka bir anlatımla iş sözleşmesinin devri ile birlikte kıdeme bağlı olan ve olmayan tüm haklar değişikliğe uğramadan devralan işverene geçecektir.

Kısaca iş sözleşmesinin devri, işçi, işveren ve iş sözleşmesini devralan işveren arasında gerçekleşen, işçinin bundan sonra devralan işverene hizmet vermesini öngören ve geçici iş ilişkisi kapsamında olmayan üçlü ilişkiyi ifade eder. Devir niteliği itibariyle bir fesih değildir. İşçinin devreden işverenle olan iş sözleşmesinden veya iş yeri uygulamasından doğan hakları ve borçları devralan işverene geçer. Yani işçi ile devreden işveren arasındaki iş ilişkisi sona ererken iş sözleşmesi yeni işverenle kesintiye uğramadan devam etmektedir. İşçi iş sözleşmesi devrini kabul etmek zorunda değildir. İşçi devri kabul etmediğinde sözleşmenin feshi işverenin haksız feshi niteliğinde olacaktır.

Bu noktada iş yeri devri ve iş sözleşmesinin devri arasındaki farklılıkları da ortaya koymak gerekmektedir.

İş sözleşmesinin devrinde, işyeri devrinde olduğu gibi işveren sıfatında değişiklik meydana gelmekte ve eski işveren yerine sözleşme dışı bir üçüncü şahıs yeni işveren olarak mevcut iş sözleşmesine taraf olmaktadır. Ancak işyeri devrinde iş sözleşmeleri kendiliğinden devredilmekte olup sözleşme devri için ayrıca bir işleme gerek kalmamaktadır. Bu nedenle tarafların ve özellikle işçinin iş sözleşmesinin devri için ayrı bir beyanda bulunmasına gerek yoktur. İş sözleşmesinin devrinde ise işçinin muvafakati gereklidir. Diğer taraftan iş sözleşmesinin devrinde, işçinin sadece işvereni değil kural olarak çalıştığı işyeri de değişmektedir. Bu husus, yapılan işlemin işyeri devri mi yoksa iş sözleşmesinin devri mi olduğunun belirlenmesinde kullanılan önemli bir kriterdir.

Öte yandan, geçici iş ilişkisine de kısaca değinmek gerekmektedir.

İşverenin devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi; holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir iş yerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde geçici iş ilişkisinin gerçekleşmiş olacağı, bu iş ilişkisinin “altı ayı geçmemek üzere” yapılabileceği ve en fazla iki defa yenilenmesi sonucu toplam 18 aylık süreyi aşamayacağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7’inci maddesinde öngörülmüştür. Yasada belirtilen bu sürenin bitiminde, işçinin ödünç veren işverene ait iş yerinde iş görmeye devam etmesi gerekir. Sürenin sonunda işçinin ödünç alan işveren yanında çalışmaya devam etmesi hâlinde ise bu defa taraflar arasında iş sözleşmesi devrinin gerçekleştiği kabul edilmelidir.

Dolayısıyla işçinin holding bünyesinde ya da aynı gruba ait şirketlerden birinden diğerine ya da yaptığı işe benzer işleri yapması koşuluyla başka bir işverene geçici olarak gönderilmesi ancak devir anında işçinin rızasının alınması ile mümkün olabilir. İşverence işçinin bir başka işverene ait iş yerinde daimî olarak görevlendirilme yönündeki irade açıklaması ise iş sözleşmesinin devrini sağlamaya yönelik bir girişim olarak ele alınmalıdır. Gerek geçici iş ilişkisinde gerek iş sözleşmesi devrinde işçinin rızası olmaksızın belirtilen üçlü ilişkilerin kurulması mümkün olmaz.

Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; dosya içeriğine göre davacının davalı O.B.K Tekstil ve Turizm Tic. San. A.Ş. işçisi olarak …/Konya şirket adresinde çalıştığı, davalı şirket nezdinde şoförlük ve tezgahtarlık yaptığı anlaşılmaktadır. Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirketin satış ile …Tekstil San. Tic. AŞ.’nin ise üretimle görevli olduğunu açıklamıştır. Cevap dilekçesi ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden …Tekstil San. Tic. A.Ş.’nin, … adresinde faaliyet gösterdiği, kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyelerinin davalı şirketle aynı olduğu görülmüştür.

Davalı şirket tarafından davacı işçiye gönderilen 24.09.2010 tarihli ihtarname; “01.12.1997 tarihinden itibaren işyerimizde çalışmaktasınız. İşyerimizin kapatılmasından dolayı kıdeminiz, ücretiniz diğer bütün yasal haklarınız saklı kalmak ve aynı görevi yapmak üzere grubumuza bağlı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı bulunduğum …Tekstil San. Tic. A.Ş.’de 3 gün içinde göreve başlamanızı rica ederiz” şeklinde olup, davacı işçiye 28.09.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini açıklamış olup, davacı tarafından davalı şirkete keşide edilen ancak tebliğine ilişkin belgesinin dosya kapsamında bulunmadığı 27.09.2010 tarihli ihtarnamede davacı, iş sözleşmesinin 24.09.2010 günü işten çıkış saatlerinde işveren … tarafından sözlü olarak feshedildiğini bildirmiştir. Davalı vekili ise, her iki şirketin sahipleri ve yönetim kurulu üyelerinin aynı olduğunu, ihtarnamede de belirtildiği üzere davacının hakları saklı tutularak kendisine taahhüt verildiğini, üretici şirket olan …Tekstil A.Ş.’de 150’nin üzerinde işçi çalıştığını, şehrin her bölgesinden geçecek şekilde servis hizmeti ve bir öğün yemek verildiğini, yeni görevlendirilen yerdeki çalışma koşullarının eski yerine göre daha iyi durumda olduğunu, iş sözleşmesinin müvekkili işveren tarafından feshedilmediğini belirtmiştir. Davacıya ait sigortalı hizmet cetveline göre 01.10.2010 tarihinde işten çıkışının verildiği anlaşılmıştır. Dinlenen taraf tanıkları ise iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak “davacının yeni şirkette tazminat almayacağı düşüncesiyle işten ayrıldığı, “davacının çalıştığı yer kapanınca işten ayrılmak zorunda kaldığı”, “yeni davet edilen şirkette ne iş yapacaklarının söylenmediği” şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

Dosya kapsamından, davalı şirkete ait davacının çalıştığı fabrikanın kapanması üzerine davacıya dava dışı …Tekstil San. Tic. A.Ş.’ye geçirileceğine ilişkin tebligat yapıldığı ve davacının da nakli kabul etmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Yine …Tekstil A.Ş.’nin şirket adresi de davalı şirket adresinden farklıdır. Dolayısıyla somut olayda, davacının sadece işvereni değil çalıştığı iş yeri de değiştiğinden, iş yeri devrinden bahsetmek mümkün olmadığı gibi davacının dava dışı şirkete geçici olarak gönderilmesi de söz konusu değildir. Kaldı ki geçici iş ilişkisinin kurulmasının da işçinin muvafakatine bağlı olduğu açıktır. Bu nedenle davacı işçinin dava dışı şirkete naklini öngören ihtarnamenin iş sözleşmesinin devri niteliğinde olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.

Mahkemece davacının çalıştığı iş yerinin kapatıldığı bu nedenle zorunlu olarak aynı işverenin başka bir iş yerine görevlendirildiği, görevlendirmenin çalışma koşullarında esaslı değişiklik ihtiva etmediği, davacının yasal haklarının da saklı tutulduğu, bu nedenle aynı şehir içinde benzer koşullarda çalışmaya gitmeyerek iş sözleşmesini fesheden davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağı belirtilmiş ise de bu kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

24.09.2010 tarihli ihtarname ile davacının dava dışı bir şirket nezdinde çalışması öngörüldüğünden, iş görme borcunu yerine getireceği yeni işveren …Tekstil San. Tic. A.Ş. olacaktır. Burada başka bir işverene iş sözleşmesinin devri söz konusu olup, bu üçlü ilişkinin kurulması ise ancak davacı işçinin rızasına bağlıdır. Davacının ise dosya kapsamından devre muvafakat etmediği açık olduğuna göre artık iş sözleşmesinin feshi işverenin haksız feshi niteliğindedir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, yapılan görevlendirmenin nakil olarak nitelendirilemeyeceği, görevlendirilen iş yeri aynı kişilere ait bulunduğundan burada iş yeri değişikliğinin söz konusu olduğu, çalışma koşullarında da esaslı bir değişiklik bulunmadığına göre iş sözleşmesinin davacı tarafından feshinin haklı nedene dayanmadığı bu itibarla direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca, yapılan görevlendirme iş sözleşmesinin devri niteliğinde olup, davacı da devri kabul etmediğinden sözleşmenin feshinin işverenin haksız feshi niteliğine bürüneceği bu durumda da davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı açık iken, belirtilen maddi ve hukuki olgular göz önüne alınmaksızın talebin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 13.12.2017 gününde oy çokluğu ile karar verildi”[1].

Sonuç olarak;

  1. İşyerinin devri, 4857 sayılı İş Kanunu m. 6’da; İş sözleşmesinin devri ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429 uncu maddesinde düzenlenmiştir.
  2. İşyerinin devrinde işçinin sadece işvereni değişmekte iken, iş sözleşmesinin devrinde, işçinin hem işyeri hem de işvereni değişmektedir.
  3. İşyerinin devrinde iş sözleşmeleri kendiliğinden devredilmekte ve tarafların iş sözleşmesinin devri için ayrı bir beyanda bulunmasına gerek bulunmamaktadır. İş sözleşmesinin devrinde ise, işçinin muvafakati gereklidir. Ayrıca, devredilen işçi, devreden işveren ve devralan işveren arasında devir sözleşmesi yapılması gerekir.
  4. İşyerinin devrinde, devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. İş sözleşmesinin devrinde ise, işçi devri kabul etmezse, işveren feshi haksız fesih niteliğinde olur.
  5. İşyerinin devrinde işçinin devir tarihinden önce muaccel hale gelmiş işçilik alacaklarından eski ve yeni işverenin iki yıl süreyle birlikte sorumlu olacağı düzenlenmiş, ancak iş sözleşmesinin devri için böyle bir sorumluluk öngörülmemiştir.

İşyerinin Devri Ile İş Sözleşmesi Devri Arasındaki 5 Farklı özellik Nedir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemwww.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

 

[1] YHGK 13.12.2017 T., 2015/9-2887, K.2017/1751 Legalbank

Mavi Vatan’dan Katar Denizlerine Türk İmzası: Al Ghariyah, Başoğlu Kablo ile Suya İndi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Mavi Vatan'dan Katar Denizlerine Türk İmzası Al Ghariyah, Başoğlu Kablo Ile Suya İndi

Mavi Vatan’dan Katar Denizlerine Türk İmzası: Al Ghariyah, Başoğlu Kablo ile Suya İndi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Mavi Vatan'dan Katar Denizlerine Türk İmzası Al Ghariyah, Başoğlu Kablo Ile Suya İndiTürkiye’nin kablo üretimindeki küresel gücü Başoğlu Kablo ve Profil San. ve Tic. A.Ş., savunma sanayiindeki stratejik projelerin güvenilir çözüm ortağı olmaya devam ediyor. Denizcilik sektöründe uluslararası yankı uyandıran dev projelerin bir parçası olan marka, son olarak Katar Deniz Kuvvetleri için inşa edilen yüksek teknolojili gemilerdeki yerini aldı.

Görkemli Tören ve Üst Düzey Katılım

DEARSAN Tersanesi tarafından Katar Deniz Kuvvetleri’nin savunma kapasitesini artırmak amacıyla yürütülen Güdümlü Mermili Hücumbot projesi kapsamında, serinin ikinci gemisi olan AL GHARIYAH, düzenlenen görkemli bir törenle denizle buluştu. Türk savunma sanayiinin gövde gösterisine dönüşen bu tarihi ana, Başoğlu Kablo yönetimi de eşlik etti.

Törene Başoğlu Kablo ve Profil San. ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Erdinç Altıner ve Genel Müdür Sayın İsmet Özer bizzat iştirak ederek, projeye verdikleri stratejik önemi yerinde vurguladılar. Türk mühendisliğinin ve yerli üretim kaslarının bir eseri olan AL GHARIYAH’ın denize indirilişi, yerli tedarik zincirinin küresel askeri standartlardaki başarısının da somut bir nişanesi oldu.

Açık Denizlerde Kusursuz İletişim: Savunma Sanayiinde Başoğlu Güveni

Modern deniz savaşlarının en zorlu gerekliliklerine göre donatılan güdümlü mermili hücumbotlar; yüksek sürat, ağır silah yükü ve hatasız veri iletişimi gerektiren son derece karmaşık sistemlerle donatılmıştır. Bu sistemlerin “sinir sistemi” olarak kabul edilen kablo altyapısında Başoğlu Kablo ürünlerinin tercih edilmesi, markanın zorlu askeri standartlardaki (MIL-SPEC) üretim yetkinliğini bir kez daha tescilledi.

Başoğlu Kablo yetkilileri yaptıkları açıklamada; uluslararası ölçekteki bu askeri projede yerli ve milli ürünlerinin tercih edilmesinden dolayı büyük bir gurur yaşadıklarını ifade ettiler. En zorlu deniz koşullarına, yüksek ısıya ve korozyona dayanıklı özel kablo çözümleriyle AL GHARIYAH’a güç veren marka, savunma sanayii ekosistemindeki stratejik ağırlığını bir kez daha hissettirdi.

Stratejik İş Birliği ve Gelecek Vizyonu

AL GHARIYAH projesi, sadece bir gemi teslimatı değil, aynı zamanda Türkiye ve Katar arasındaki savunma sanayii iş birliğinin en güçlü köprülerinden biri olarak dikkat çekiyor. Başoğlu Kablo, bu değerli projede kendisine güvenen tüm paydaşlara teşekkürlerini iletirken, projede emeği geçen mühendis ve teknik ekipleri başarılarından dolayı tebrik etti. Şirket tarafından yapılan resmi açıklamada projenin anlam ve önemi şu sözlerle mühürlendi:

“Başoğlu Kablo olarak, dünya çapında ses getiren savunma sanayii projelerinde yerli mühendisliğimize duyulan güvenden onur duyuyoruz. AL GHARIYAH’ın denizlerdeki görevini üstün bir performansla yerine getireceğine dair inancımız tamdır. Gemimizin pruvası neta, denizleri sakin, başarıları daim olsun.”

Basoglu Kablo Dearsan


EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Satin Alma Dergi Tedarik Zinciri Danismanligi
Satınalma | Tedarik Zinciri | Danışmanlık | Eğitim

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 


Eğitim içeriklerini görmek için başlıkları tıklayınız. 

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

☐ Temel Satınalma Eğitimleri -> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz –>   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

YAZI DİZİSİ:

1 – Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk: Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

2 – Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi

3 – Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

4 – Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

5 – Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

SİZDEN GELENLER

Okur Katkısı: Vaka ve Soru Paylaşımı

Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.

Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.

Limon – 2

Limon – 2 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Limon – 2

Reşat BAĞCIOĞLU

Limon – 2 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemLimon…

En kral dönemini yaşıyor bu aralar. Ne zamana kadar devam edecek limonun bu krallığı diye sorarsanız, aklıma gelen birkaç yanıtı paylaşmak istiyorum.

Limonun krallığı;

  • Normal koşullarda bu yıl limonun hasadı yapılasıya kadar. Bu demektir ki 2026 yılının Eylül ayını bulacak. Ama erkencil limon hasadı Ağustosta başlar diye aklınıza bir soru gelebilir. Ağustos ayında hasat edilen limonların suyu pek olmaz, o tür limonlar direk olarak narenciye paketleme tesislerine gider, parafinlenir ve soğuk hava deposunda muhafaza edilir. Soğuk hava deposu derken Ürgüp ve Göreme’deki doğal mağaralar da soğuk hava deposu gidi çalışırlar ve limon depolama alanıdır adeta,
  • Şu günlerde limon üreden diğer ülkelerden limon ithalatı yapılasıya kadar. İthalat yapılırsa, iç piyasadaki fiyat kısmen gevşer. Kısmen gevşer diyorum ama yurt dışından bunca canlı hayvan ithalatı yapılmasına rağmen ülkemizde et fiyatları düşeceğine, sürekli yükseliyor,
  • Limon üreticisinin tepesi atıp, son sigortası da atarsa, limon ağaçlarını kökünden söker ve limonun krallığı devam eder
  • Kral LimonLimon ağaçlarının çiçek açtığı bu günlerde dondurucu soğuk olup, limon çiçeklerinin donmasına ve bunun sonucunda çiçeklerin dökülmesine neden olursa,

Limonun krallığı devam eder.

Böyle Giderse Limon

Böyle giderse, kral limondan yapılan limonatayı ne içmek ne de yapmak pek mümkün olmayacağı görünmektedir.

Nerede o doğal yolla yapılan katkısız lezzetli mis kokulu limonata?

Limonata

çorba

Çorba veya kelle paça çorbası limonsuz olur mu?

Bilhassa gördüğüm;

İstanbul’da kelle paça çorbasının yanında bir limonun 1/8’i yani bir limonu 8 parçaya bölüp, çok minik bir parça limonu çorbanın yanına veriyorlar. Bu limon yetmez ama, hiç yoktan iyidir diyoruz.

Çorbacı da haklı. Bu fiyata limon olursa.

Limonu İçin TÜİK Resmi Rakamları

Limonda oynanan filmin senaryosu aynı aslında. Her sene vizyona giriyor. Rakamların resmi bir verisi olsun istedim ve TÜİK sayfasına girdim Limon ile ilgili veriyi aldım ancak gözüm diğer ürün gruplarına da takıldı. Ama siz sadece TÜİK’in LİMON verisine göz atın bence.

TÜİK Sayfasından

Sebze Üretimi 2025 Yılında Bir Önceki Yıla Göre Azaldı

Sebze ürünleri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %0,9 oranında azalarak yaklaşık 33,3 milyon ton olarak gerçekleşti.

Sebzeler grubu ürünlerinden karpuzda %6,7, kuru soğanda %9,8, sivri biberde %1,8 oranında üretim artışı; domateste %7,6, salçalık kapya biberde %4,7, hıyarda %2,0 oranında üretim azalışı oldu.

Meyve Üretimi 2025 Yılında Bir Önceki Yıla Göre Azaldı

Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %30,9 oranında azalarak yaklaşık 19,6 milyon ton oldu.

Meyveler grubunda, bir önceki yıla göre,

  • Elmada %48,3,
  • Çilekte %1,9,
  • Şeftalide %46,1,
  • Nektarinde %44,1,
  • Kirazda %70,6,
  • Üzümde %27,5,
  • Narda %10,2

oranında üretim azalışı oldu.

Turunçgil meyvelerinden,

Mandalinada üretimde %5,8’lik artış oldu;

  • Portakalda %17,5,
  • Limonda %34,4

oranında üretim azalışı görüldü.

Sert kabuklu meyvelerden,

  • Fındıkta %38,5,
  • Cevizde %38,2,
  • Antep fıstığında %61,5

Oranında üretim azalışı oldu.

  • Muz üretiminde %1,2,
  • Zeytin üretiminde %34,7 (buradaki azalışın nedenleri limondan daha vahim. Ama konumuz şimdi Limon).

azalış gerçekleşti.

Kaynak: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53939

Rekoltede Azalış Gösteren Her Ürün İçin Yazacak Birkaç Cümlem Olsa da Bugün Limonu Ele Alıyorum.

Limondaki azalış için ilk etapta aklıma gelen nedenleri şu şekilde sıralayabilirim;

  • Limon üreticisinin tüm yıl boyunca limonu yetiştirmek üzere yaptığı masraflara karşılık, limon tüccarlarının ürünü yok pahasına almaya çalışmaları, satın alsalar da ürün parasını uzun vadeli ödemelerle çiftçiye ödedikleri, bunun neticesinde de limon üreticisi her yıl limondan yeterli para kazanamamakla birlikte her geçen yıl limon üreticisi bırakın büyümeyi, küçülme yoluna gitmek zorunda kalıyorlar,
  • Limon ağaçları Mart aylarından başlayarak limon çiçeği açmaya başlar, her daldaki limon çiçekleri, doğada yaşanabilecek soğuk ve don olmadıktan sonra, limon çiçekleri meyveye dönüşür ve minik limonlar büyümeye başlar. Ancak henüz limon çiçeği aşamasında kuvvetli don olması halinde ilk etapta portakal, limon, kayısı gibi ağaçlardaki çiçekleri kurutur, kuruyan çiçekler meyveye dönüşmez, meyveye dönüşmeyen çiçekler dökülür ve limon, portakal kayısı gibi ürünler o sene ürün vermezler. Bunun sonucunda rekolte umulanın çok altında kalır, rekolte az olunca, ürünün fiyatı adeta uçuşa geçer. Oldukça abartılı bir seviyeye gelir ürün fiyatları.
  • Limon tüccarı, limon üreticisinin gırtlağını sıkar, ürünü yok parasına, hatta bir bardak sudan daha ucuz fiyata almaya kalkarsa, tepesi atan çiftçiler ürünü çoğu kez bedava dağıtır (zira ürünü dalından toplatmak işçi ücreti vermesine neden olacağından bedava vermeyi tercih eder), sonrasında her sene bu rezilliği çekeceğime limon ağaçlarını kökünden söker ve yerine başka fidanlar diker ve yetiştirir. Bu da limonun ilerleyen zamanda fiyatını yükseltir.
  • Limonda yurt dışından ithalat yoluyla ürün getirtme, üreticinin belini bükmektedir. Limon ithalatı ile ilgili karar Resmi Gazete’nin 12.03.2026 Tarih 33194 Nolu sayısında yayımlandı. Limon ithalatına serbestlik getirildi ve gümrük vergileri %54’den %10’a düşürüldü.

Limon Ithalat

Limon rekoltesinin düşmesinin nedenleri;

  • Olumsuz doğa olayları: mevsim gereği don olması, kuvvetli fırtına olması, limon çiçeğinin yetişmesine engel teşkil edecek nedenlerin ortaya çıkması vs,
  • Limon ağaçlarının kökünden sökülmesi, limonculuk yerine başka ürün yetiştirmeye karar verilmesi,

Şeklinde sıralanabilir.

Limonun Vahim Durumu İçin Çözüm Var mı?

Genel anlamda çözümsüz sorun yoktur. Birkaç çözüm önerim;

  • Limon konusunda üretici çiftçiler, tüccar ile son raddeye kadar muhatap olmayıp, burada devlet şefkatli ellini limon üreticisine biraz daha fazla uzatmalı. Destekler farklı yönde arttırılmalıdır
  • Zincir marketlere de iş düşüyor. Limonu ilk elden alıp, daha ucuza tüketiciye sunmaları yerinde olur. Ancak gördüğüm; bir ürünü direk üreticisinden alsalar da piyasa rayicinde satmayı tercih etme yoluna gidiyorlar,
  • Yerel yönetimler de çiftçiye destek verebilir ve çiftçiden ürünü alıp, tanzim satış mağazalarında değerlendirebilirler,
  • Meyve suyu üretim fabrikaları kimyasallarla sözüm ona limonata yapacaklarına, gerçek limonlarla limonata yapmayı deneseler, biraz maliyetli olsa da hem üreticiye hem de yurt ekonomisine destek vermeleri sağlanabilir. Tabii alım yapılırken tıpkı tüccar gibi çiftçiyi mağdur etmemesi gerekir,
  • Girişimciler nasıl ki şalgamı Türkiye’nin bir numaralı içeceği yaptılarsa, çiftçiden limonu alıp, çeşitli ürünler yapıp, online satış ile yurdun her köşesine gönderebilirler.
  • Devlet baba çiftçinin kullandığı mazota, gübreye sübvanse uygularsa nasıl olur sizce?

Limonun serüveni işte böyle.

Limon – 2 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemReşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Yedek Zaman: 8 Saatlik Günü 6 Saat Üzerinden Planlamak

Yedek Zaman 8 Saatlik Günü 6 Saat üzerinden Planlamak Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yedek Zaman: 8 Saatlik Günü 6 Saat Üzerinden Planlamak

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Yedek Zaman 8 Saatlik Günü 6 Saat üzerinden Planlamak Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHayat beklediğimiz gibi gitmediğinde, planlarımız değiştiğinde ya da sürprizlerle karşılaştığımızda çoğumuz “nefes” ararız. İşte bu nefes alanı yaratmanın somut adı yedek zamandır.

Yedek zaman deyince çoğu kişi sadece “boş zaman” ya da “fazladan zaman” diye düşünür. Oysa yedek zaman, bilinçli olarak gündemimize eklediğimiz bir alanı temsil eder:

Bireysel üretkenlik, iş yönetimi, ilişki dinamikleri ya da günlük yaşam olsun; hiçbiri tamamen öngörülebilir değildir. Rutin işler dışında belirsizlikler, beklenmedik fırsatlar, acil durumlar, bir anda değişen öncelikler… Bunların hepsi yedek zamanın değeriyle doğrudan ilişkilidir.

Yedek zaman, sadece “fazladan sürem olsun” demek değildir. Bugünün ve yarının değişkenliğiyle sağlam ve esnek bir ilişki kurma biçimidir.

Çoğu kişi 8 saatlik çalışma süresini 8 saatlik iş yüküyle doldurur. Takvim baştan sona doludur. Boşluk yoktur. Ancak gerçek hayat bu matematiğe uymaz. Gün içinde mutlaka plan dışı bir gelişme olur. İşte tam bu noktada yedek zaman kavramı devreye girer.

Örneğin 8 saatlik bir çalışma süremiz varsa, bu sürenin tamamını planlamak yerine yaklaşık %20–25’lik kısmını bilinçli olarak kenara ayırırız. Yani günü 8 saate göre değil, ortalama 6 saate göre planlarız.

Bu yaklaşımın temel mantığı şudur:

  • 8 saatlik çalışma süresi
  • 6 saat planlı operasyonel iş
  • 2 saat yedek zaman

Bu yedek zaman, “boşluk” değildir. Stratejik bir alan olarak tasarlanır.

Gün İçinde Beklenmedik Durumlar Kaçınılmazdır

Zaman yönetimi literatüründe önemli bir kavram vardır: Parkinson Yasası. Bu yasa, “iş, kendisine ayrılan süreyi dolduracak şekilde genişler” der. Eğer bir göreve 8 saat verirsek, o görev büyük ihtimalle 8 saate yayılır. 4 saat verirsek, daha odaklı ve kompakt ilerleriz.

Ancak burada ikinci bir gerçek daha vardır: Gün içinde planlanmayan müdahaleler ortalama %20–30 oranında zaman kaymasına neden olur. Çalışma hayatı üzerine yapılan araştırmalar, çalışanların gün içinde defalarca bölündüğünü ve her bölünmenin yeniden odaklanma maliyeti yarattığını göstermektedir. Bu yeniden odaklanma süresi bazen 15–20 dakikayı bulabilir.

Her gün mutlaka bir telefon, bir kriz, bir gecikme, bir acil talep ya da plan dışı bir toplantı ortaya çıkar. Eğer günü tam kapasite planladıysak, bu beklenmedik durum zincirleme stres yaratır. Bir iş kayar, ardından diğeri, sonra üçüncüsü…

Bu domino etkisi performansı düşürür ve zihinsel yorgunluğu artırır. Oysa %20–25’lik yedek zaman ayrıldığında, beklenmedik durumlar günün dengesini bozmaz. Çünkü sistem zaten esneklik üzerine kuruludur.

Zaman Baskısı ve Performans İlişkisi

Psikolojide Yerkes-Dodson Eğrisi olarak bilinen performans teorisine göre, belli bir düzeye kadar stres performansı artırır; ancak aşırı zaman baskısı performansı düşürür. Sürekli sıkışmış takvimle çalışmak, beynin tehdit algısını artırır. Bu durumda karar verme kalitesi düşer, hata oranı artar ve yaratıcılık azalır.

Yedek zaman tam burada denge unsurudur. 6 saatlik planlı operasyonel blok, odaklanmış üretkenlik sağlar. 2 saatlik tampon alan ise zihnin tehdit moduna geçmesini engeller. Bu denge, sürdürülebilir performans yaratır. Bu yaklaşım sadece zaman yönetimi değil; bilişsel enerji yönetimidir.

Beklenmedik İş Yoksa Ne Olur?

Yedek zamanın en kıymetli tarafı burada başlar. Eğer o gün kriz ya da plan dışı yoğunluk oluşmazsa, ayrılan süre stratejik işlere aktarılır. Bu alan şunlar için kullanılabilir:

  • Uzun vadeli projeler
  • Gelişim çalışmaları
  • Okuma ve araştırma
  • Süreç iyileştirme
  • Yeni fikir üretme
  • İlişki güçlendirme

Stratejik işler genellikle “acil” olmadığı için ertelenir. Günlük operasyonel işler, uzun vadeli düşünmenin önüne geçer. Ancak yedek zaman modeli, stratejik düşünceyi tesadüfe bırakmaz; sistemin parçası haline getirir. Bu da kişiyi yalnızca işi yetiştiren biri olmaktan çıkarır; işi geliştiren biri haline getirir.

Verim ve Performans Neden Artar?

Bu modelin üç temel kazanımı vardır:

  1. Stres azalır.

Zaman baskısı düştüğünde beyin daha sağlıklı karar verir. Kortizol düzeyi sürekli yüksek seyretmez. Bu da zihinsel berraklığı artırır.

  1. Operasyonel işler daha odaklı yapılır.

6 saatlik planlı blok, gerçekçi bir yoğunluk sağlar. Parkinson Yasası gereği iş gereksiz yere genişlemez. Daha kompakt, daha net ilerler.

  1. Stratejik düşünme alanı açılır.

Günlük işlerin içinde kaybolmak yerine, kişi kendi gelişimine yatırım yapar. Bu yatırım kısa vadede görünmez; ancak uzun vadede performans ve kariyer farkı yaratır.

Yedek Zaman Disiplini

Buradaki kritik nokta şudur: Yedek zaman bırakmak bir konfor alanı değildir. Bu, bilinçli bir planlama disiplini gerektirir. Çünkü takvimi doldurmak kolaydır; boş alan bırakmak cesaret ister.

Yedek zaman şu mesajı verir:

“Her şeyi kontrol edemem. Fakat esnek kalabilirim.”

Bu esneklik, gün sonunda zihinsel tükenmişliği azaltır. Ayrıca kişinin kendini sürekli yangın söndüren biri gibi hissetmesini engeller.

Sonuç: Yedek Zaman, Stratejik Bir Karardır

Yedek zaman gün içindeki yapılacaklar listesini, güne yaymak değildir. 8 saatlik çalışma süresinden yaklaşık %20–25’lik kısmını bilinçli olarak bir kenara ayırıp işleri 6 saate göre planlamayı içerir.

Böylelikle gün içinde beklenmedik durumlarda o ayrılan yedek zaman kullanılır. Beklenmedik iş olmazsa da stratejik işler ele alınır.

Sonuç olarak:

  • Verim artar
  • Performans sürdürülebilir hale gelir
  • Stres azalır
  • Stratejik düşünme güçlenir
  • Kişi kendini geliştirecek alan bulur

Yedek zaman bir lüks değildir. Yedek zaman bir zayıflık değildir. Yedek zaman, profesyonel olgunluğun göstergesidir. Günü 8 saat doldurmak kolaydır. Günü 6 saat planlayıp 2 saatlik esneklik bırakmak ise bilinçli bir yönetim tercihidir. Ve tam da bu tercih, yüksek performanslı insanların ortak alışkanlıklarından biridir.

Yedek Zaman 8 Saatlik Günü 6 Saat üzerinden Planlamak Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Lojistik ve Depo Operasyonlarında Ölçtüğümüz Şey Performans mı, Yoksa Yarattığımız Değer mi?

Lojistik Ve Depo Operasyonlarında ölçtüğümüz şey Performans Mı, Yoksa Yarattığımız Değer Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Lojistik ve Depo Operasyonlarında Ölçtüğümüz Şey Performans mı, Yoksa Yarattığımız Değer mi?

Kadir HANÇER

Lojistik Ve Depo Operasyonlarında ölçtüğümüz şey Performans Mı, Yoksa Yarattığımız Değer Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemLojistik ve depo operasyonlarında performans ölçümü, uzun yıllar boyunca hız, maliyet ve verimlilik gibi nicel göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Ancak günümüzde bu yaklaşımın, sistemin yarattığı gerçek etkiyi ölçmekte yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu çalışma, lojistik performans kavramını değer yaratma perspektifiyle yeniden ele almakta özellikle sağlık sektörü gibi kritik alanlarda performansın ötesinde değer odaklı bir yönetim anlayışının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmada, fırsat maliyeti yaklaşımı, izlenebilirlik, hizmet sürekliliği ve risk yönetimi gibi kavramlar üzerinden lojistik performansın yeniden tanımlanması önerilmektedir.

  1. Giriş

Lojistik ve depo yönetimi, işletmelerin rekabet gücünü belirleyen temel fonksiyonlardan biri haline gelmiştir. Geleneksel yaklaşımda bu süreçler çoğunlukla “destek faaliyet” olarak değerlendirilmiş, performans ölçümü ise operasyonel göstergelerle sınırlandırılmıştır.

Bu kapsamda en sık kullanılan performans göstergeleri şunlardır

  • Sipariş hazırlama süresi
  • Stok devir hızı
  • Birim başına maliyet
  • Depo verimliliği

Ancak bu göstergeler, lojistik sistemin yarattığı toplam değeri ölçmekten uzaktır. Çünkü lojistik süreçlerin çıktısı yalnızca operasyonel başarı değil, aynı zamanda sistemsel değer üretimidir.

Bu bağlamda temel soru şudur,

“Biz lojistikte ve depolama süreçlerinde gerçekten neyi ölçüyoruz performansı mı, yoksa değeri mi?”

  1. Performans Ölçüm Evrimi

Performans ölçüm sistemleri tarihsel olarak üç aşamadan geçmiştir.

2.1 Operasyonel Performans Dönemi

Bu dönemde ölçüm kriterleri tamamen verimlilik odaklıdır

  • Daha hızlı işlem
  • Daha düşük maliyet
  • Daha yüksek çıktı

2.2 Süreç Odaklı Performans Dönemi

Bu aşamada süreç kalitesi ön plana çıkmıştır

  • Hata oranları
  • Süreç uyumu
  • Standartlaşma

2.3 Değer Odaklı Performans Dönemi

Günümüzde ise performans, değer üretimi ile birlikte değerlendirilmektedir

  • Hizmet sürekliliği
  • Müşteri memnuniyeti
  • Risk minimizasyonu

Bu dönüşüm, lojistik süreçlerin yalnızca “nasıl çalıştığı” değil, “ne sonuç ürettiği” üzerinden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

  1. Lojistikte Performans Ölçümünün Sınırları

Klasik performans göstergeleri, ölçülebilir olmaları nedeniyle tercih edilmektedir. Ancak bu göstergelerin bazı temel sınırlılıkları vardır.

  • Bağlamsal körlük: KPI’lar çoğu zaman bağlamdan bağımsız değerlendirilir
  • Kısa vadeli odak: Anlık performansı ölçer, uzun vadeli etkileri göz ardı eder
  • Değer üretimini yansıtamama: Sayısal başarı, gerçek faydayı göstermeyebilir

Örneğin:

 

  • %99 doğruluk oranı, kritik %1 hatayı gizleyebilir
  • Düşük maliyet, yüksek risk anlamına gelebilir
  • Sayım analizlerinin mali tutar farklarından bağımsız tutturma % oranı ile takip edilip başarılı sayılması

Bu nedenle performans ölçüm sistemleri yeniden tasarlanmalıdır.

  1. Değer Kavramı ve Lojistikte Yeniden Tanımı

Değer, klasik anlamda finansal çıktı ile ilişkilendirilse de lojistikte daha geniş bir anlam taşır.

  • Doğru ürünün doğru zamanda bulunması
  • Hizmet sürekliliğinin sağlanması
  • Operasyonel güvenilirlik
  • Risklerin minimize edilmesi

Bu noktada lojistik, yalnızca ürün akışı değil güven, süreklilik ve istikrar üretir.

  1. Fırsat Maliyeti Perspektifi ile Stok Yönetimi

Stok yönetimi, lojistik sistemin en kritik bileşenlerinden biridir. Ancak stok çoğu zaman yalnızca fiziksel bir varlık olarak değerlendirilir.

Kadir Hançer’e göre stok, aynı zamanda önemli bir fırsat maliyeti unsurudur (2022).

Bu yaklaşım şu dengeyi ortaya koyar:

  • Fazla stok → Sermayenin atıl kalması
  • Yetersiz stok → Hizmet kaybı

Dolayısıyla stok yönetimi, yalnızca miktar değil zaman, risk ve alternatif kullanım değeri açısından değerlendirilmelidir.

  1. Depolama Faaliyetlerinin Stratejik Dönüşümü

Geleneksel olarak depolar maliyet merkezi olarak görülmüştür. Ancak günümüzde bu yaklaşım geçerliliğini yitirmiştir.

Modern depolar

  • Süreçleri hızlandırır
  • Hataları azaltır
  • Hizmet kalitesini artırır
  • Karar destek sistemi görevi görür

Bu dönüşüm, depoların “pasif alanlar” olmaktan çıkıp “aktif değer üretim merkezleri” haline geldiğini göstermektedir.

Nitekim Kadir Hançer (2024), depolamanın değer yaratma perspektifiyle yeniden ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

  1. Performans ve Değer Arasındaki Ayrım

Performans ve değer kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında temel farklar bulunmaktadır

  • Performans ölçülür, değer hissedilir
  • Performans kısa vadeli, değer uzun vadeli sonuç üretir
  • Performans operasyonel, değer stratejiktir

Bu nedenle yüksek performans, her zaman yüksek değer anlamına gelmez.

  1. Sağlık Sektöründe Lojistik Değerin En Kritik Olduğu Alan

Sağlık sektörü, lojistik değer kavramının en net gözlemlendiği alandır.

  • Stok dışı kalma → Tedavi gecikmesi
  • Yanlış ürün → Hasta güvenliği riski
  • Gecikme → Klinik süreçlerde aksama

Bu nedenle sağlık lojistiğinde performans değil, değer odaklı yönetim esastır.

Bu süreçler aynı zamanda Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından belirlenen düzenlemelere tabidir.

  1. Dijitalleşme ve Değer Ölçümü

Dijital teknolojiler, lojistikte değer ölçümünü mümkün kılmaktadır.

  • Depo yönetim sistemleri (WMS)
  • RFID ve barkod teknolojileri
  • Gerçek zamanlı veri analitiği

Bu sistemler sayesinde:

  • Hata oranları düşer
  • İzlenebilirlik artar
  • Karar süreçleri iyileşir

Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir doğru metriklerle desteklenmelidir.

  1. Ne Ölçmeliyiz, Nasıl Ölçmeliyiz?

Günümüzde lojistik yöneticileri için temel soru şudur:

  • Ölçülebilir olanı mı ölçüyoruz?
  • Yoksa önemli olanı mı?

Bu noktada yeni nesil performans sistemi şu unsurları içermelidir:

  • Değer odaklı KPI’lar
  • Risk ve fırsat maliyeti analizi
  • Sistemsel etki ölçümü
  • Hizmet sürekliliği göstergeleri
  1. Sonuç ve Değerlendirme

Lojistik ve depo operasyonlarında başarı, yalnızca performans göstergeleri ile ölçülemez. Gerçek başarı, sistemin yarattığı değer ile belirlenir.

Sonuç olarak:

  • Performans ölçmek gereklidir ancak yeterli değildir
  • Değer üretimi lojistiğin temel amacıdır
  • Depolama faaliyetleri stratejik bir fonksiyondur
  • Stok yönetimi finansal ve operasyonel bir denge unsurudur

Lojistik Ve Depo Operasyonlarında ölçtüğümüz şey Performans Mı, Yoksa Yarattığımız Değer Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGeleceğin lojistik yönetimi, “ne kadar hızlıyız?” sorusundan çok,

“ne kadar değer yaratıyoruz?” sorusuna odaklanacaktır.

Kadir HANÇER

 

 

Kaynakça

  • Kadir Hançer. (2022). Sağlık lojistiğinde fırsat maliyeti yaklaşımı.
  • Kadir Hançer. (2023). Stok Yönetiminin Anatomisi.
  • Kadir Hançer. (2024). Depolama ve lojistikte değer yaratma perspektifi. Satınalma Dergisi.
  • Martin Christopher. (2016). Logistics & Supply Chain Management.
  • David Simchi-Levi. (2008). Designing and Managing the Supply Chain.
  • Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu. (2020). İyi Dağıtım Uygulamaları Kılavuzu.
  • Sağlık Bakanlığı. (2019). Sağlıkta Kalite Standartları.

Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi?

Manyetik Rezonans Görüntüleme Ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Manyetik Rezonans Görüntüleme Ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İşçilik maliyetlerine ilişkin tekliflerinin ihale tarihinde geçerli asgari ücret ve ilgili giderler gözetilerek oluşturulduğu, işçiliğe ilişkin sunulan teklif tutarının, asgari teklif tutarının altında olduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılmalarının mevzuata aykırı olduğu iddiasına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; Kamu İhale Genel Tebliği’nin “Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında teklif fiyata dahil olacak giderler” başlıklı 78’inci maddesinde “… 78.3. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımlarına ilişkin ihale dokümanında, haftalık çalışma saatlerinin tamamını idarede geçirecek personel sayısının belirtilmesi halinde teklif fiyata dahil giderler arasında işçilik giderine yer verilmesi ve her bir işçilik maliyeti için birim fiyat teklif cetvelinde ayrı satır açılması zorunludur.

78.3.1. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan ve teklif fiyata dahil giderler arasında işçilik giderine yer verilen hizmet alımlarında, birim fiyat teklif cetvelinde her bir işçilik maliyeti için açılan satırda, ilgili mevzuatına göre hesaplanacak sözleşme gideri ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunan isteklilerin teklifleri, ihale dokümanına aykırı teklif sunulduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılır. …” açıklaması,

“Hizmet alımı ihalelerinde sınır değer tespiti ve aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 79’uncu maddesinde “… 79.3.5. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımlarına ilişkin yapılan aşırı düşük teklif açıklamasında, sözleşme giderleri ve genel giderlerin % 4 oranında hesaplanması söz konusu olmayacak, ancak sözleşme ve genel giderler içerisinde yer alan açıklamanın yapıldığı tarihte geçerli olan oran ve tutarlar üzerinden hesaplanan ihale kararı damga vergisi ve sözleşme damga vergisi ile Kanunun 53 üncü maddesinin (j) bendinin 1 numaralı alt bendinde belirtilen tutarı aşan sözleşmelerde sözleşme bedelinin onbinde beşi oranındaki Kurum payı ilgili mevzuatına göre hesaplanmak suretiyle açıklama yapılacaktır. …” açıklaması,

İdari Şartname’nin “İhale konusu işe/alıma ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesinde

“2.1. İhale konusu işin/alımın;

  1. a) Adı: 36 Aylık Manyetik Rezonans (Mr) Görüntüleme Ve Raporlama Hizmet Alım

İhalesi

  1. b) Türü: Hizmet alımı
  2. c) İlgili Uygulama Yönetmeliği: Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği

ç) Miktarı: 55000000 Puan Görüntüleme ve Raporlama Hizmeti 36 Ay 4 Kişi Teknisyen/Tekniker 1 Kişi Sekreter

Ayrıntılı bilgi idari şartnamenin ekinde yer almaktadır.

  1. d) İşin yapılacağı/malın teslim edileceği yer: ….. Devlet Hastanesi” düzenlemesi,

“İhaleye ilişkin bilgiler” başlıklı 3’üncü maddesinde “3.1.

  1. a) İhale kayıt numarası: ……..
  2. b) İhale usulü: Açık ihale usulü
  3. c) İhale tarihi ve saati: ……. Saat: 10:00

ç) İhalenin yapılacağı (e-tekliflerin açılacağı) adres: ………” düzenlemesi,

“Teklif fiyata dâhil olan giderler” başlıklı 25’inci maddesinde “25.3.1.

1- KDV Hariç tüm giderler (sözleşmenin uygulanması sırasında, ilgili mevzuat gereğince yapılacak ulaşım, sigorta, vergi, resim ve harç giderleri) ve ihale dokümanında belirtilen bütün her türlü giderler isteklilerce teklif edilen fiyata dahildir.

2- İşçilik İle İlgili Giderler: Hizmet alımı kapsamında 4 kişi Teknisyen/Tekniker ve 1 kişi Sekreter olmak üzere toplam 5 personel çalıştırılacaktır. Teklif edilen fiyatta 4 kişi Teknisyen/Tekniker İçin brüt asgari ücretin %15 fazlası öngörülecekdir.1 kişi Sekreter için ise brüt asgari ücret öngörülecektir. Söz konusu hizmet alımı kapsamında Ulusal bayram, Dini Bayram ve genel tatil günlerde 1 Teknisyen/Tekniker için yılda 15,5 gün 3 yılda ise 46,5 gün Ulusal Bayram, Dini Bayram ve Genel Tatil günü çalışma ücretleri öngörülecek, SGP dahil şekilde ayrıntıları birim fiyat teklif cetvelinde yer alan Brüt Asgari Ücret üzerinden hesaplanan işçilik giderleri teklif fiyata dahil edilecektir.

3- Yol Gideri: Çalışan personele aylık 26 gün üzerinden günlük (gidiş-dönüş) brüt  59,00 TL yol ücreti verilecek ve teklif fiyata dahil edilecektir.

4- İşçinin yemek ihtiyaçları Hastanemizde çıkan yemekten bedelsiz olarak karşılanacak olup, istekliler tekliflerinde işçilerin yemek ihtiyaçları için bir bedel öngörmeyeceklerdir.

5- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca iş ve işçi sağlığı ve güvenliğine yönelik bütün tedbirler ile mesai saati içerisinde çalışanlara verilecek eğitim giderleri teklif fiyata dahildir.

6- Çalışacak olan personellere ait verilecek tüm giyim giderleri ( üniforma, ayakkabı, yaka kartı vb.) giderleri teklif fiyata dahildir.

7- İşin mahiyetinin Manyetik Rezonans Görüntüleme hizmeti olması ve personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmet olmaması nedeniyle hizmetin yürütülmesi sırasında çalıştırılacak personellerin her türlü mali (kıdem vb.), özlük hakları giderleri yüklenici tarafından karşılanacaktır. Yüklenici firma çalıştırdığı personellerin İş Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü hükümlerine göre gereken her türlü işlemini yapacak ve gerekli tedbirleri alacaktır. İş yasaları gereğince İşçi ve İşverene yüklenmiş olan tüm yükümlülükler yüklenici firmaya ait olup, İdareler taraf değildir.

8- Hizmetin yürütülmesi için gerekli bütün sarf, ekipman, tıbbi malzeme, kırtasiye giderleri, cihazların kurulması için gerekli tadilat, montaj yerinin hazırlanması, montajı, tefrişatı, havalandırması ve cihazın hizmet sunabilir duruma getirilmesi için gerekli düzenlemeler, sözleşme bitiminde demontajı, cihazların kurulumu için alınması gerekli her türlü yasal izinler, gerekli olan lisanslar, sözleşme süresince yapılacak olan cihazın kalite kontrol testleri, cihazın işletilmesi için için gerekli olan her türlü dahili veya harici teknik parçalar ve kesintisiz güç kaynağı, periyodik ve periyodik olmayan her türlü bakımları, metroloji faaliyetleri, onarımı için gerekli olan tüm yedek parçalar, görüntü ve raporların ilgili hastane otomasyonuna ve PACS sistemlerine aktarılması için gerekli tüm donanım ve yazılımlar, ruhsat gereği bulundurması zorunlu olan acil durumlar için ambu, MR uyumlu laringoskop, gerekli acil müdahale ilaçları(acil çantası olarak set halinde), MRG uyumlu oksijen tüpü, el tipi metal dedektörü, MRG uyumlu yangın söndürücü giderleri teklif edilecek fiyata dahil olup yüklenici tarafından karşılanacaktır. Cihazların onarım için gerekli tüm parçaları ve yedek parçaları hiçbir ücret talep edilmeden firma tarafından karşılanacak ve tüm periyodik bakımlar, helyum dolumu firma tarafından sağlanacaktır. Yüklenici firma cihazların yetkili teknik servisi ile parça dahil bakım onarım sözleşmesi yapmayı taahhüt edecek ve sözleşme örneğini istenilmesi halinde Hastane Yönetimine veya görevlendireceği komisyona verecektir. Tüm bu giderler teklif fiyata dahildir.

9- Teknik şartnamelerde yükleniciye ait olduğu belirtilen tüm giderler teklif edilecek fiyata dahil olup yüklenici tarafından karşılanacaktır.

10- Yükleniciden cihazların kurulduğu bina için kira alınmayacak, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Tıbbi Cihazların Planlaması ve Teminine İlişkin Usul ve Esaslar konulu 2025/8 Sayılı Genelgesi doğrultusunda cihazların işletilmesi için gerekli su ve elektrik idare tarafından karşılanacaktır. Teknik şartnamede idare tarafından karşılanacak  giderler belirtilmiş olup diğer tüm giderler yükleniciye aittir.

11- Nakdi olarak ödenecek yol ücreti SGK matrahına eklenecek olup, aylık ücret bordosunda gösterilecek ve vergi kesintileri yapıldıktan sonra kalan net tutar işçilerin maaşına eklenerek ödenecektir. İdarelerce mesai dışı fazla çalışma öngörülmemektedir.

12- Yüklenici tarafından bu hizmet kapsamında çalıştırılacak teknik şartnamede nitelikleri ve sayıları belirtilen personellerin işçilik maliyetleri ile 4857 sayılı iş kanunundan doğan her türlü yasal ve sosyal hakları yüklenici tarafından karşılanacak ve bu giderler teklif fiyata dahil edilecektir.

25.3.4. Bu madde boş bırakılmıştır. 25.4. Sözleşme konusu işin bedelinin ödenmesi aşamasında doğacak Katma Değer Vergisi (KDV), ilgili mevzuatı çerçevesinde İdare tarafından yükleniciye ayrıca ödenir. 25.5. Kısa vadeli sigorta prim oranları belirtilecektir. % 2,25” düzenlemesi yer almaktadır.

Sözleşme Tasarısı’nın “Sözleşme bedeline dâhil olan giderler” başlıklı 7’nci maddesinde “7.1. Taahhüdün (ilave işler nedeniyle meydana gelebilecek artışlar dahil) yerine getirilmesine ilişkin sözleşmenin uygulanması sırasında ilgili mevzuat gereğince yapılacak ulaşım, sigorta vergi, resim ve harç giderleri ve hizmetin verilmesi için gerekli bütün sarf, ekipman, tıbbi malzeme, firma bünyesinde çalışması öngörülen personel giderleri ve bu personelin kullanacağı dozimetrelerin takip giderleri yükleniciye aittir. Cihazların kurulması için gerekli tadilat, montaj yerinin hazırlanması, montajı, tefrişatı, havalandırması ve cihazların hizmet sunabilir duruma getirilmesi için gerekli düzenlemeler, sözleşme bitiminde demontajı, cihaz kurulumu için izin alınması gerekli her türlü yasal izinler, gerekli olan lisanslar yüklenici tarafından yapılacaktır. Cihazların periyodik ve periyodik olmayan her türlü bakım, tamir ve onarımı için gerekli olan tüm yedek parçalar ve her türlü sarf malzemeleri sözleşme bedeline dahildir. İhale dokümanlarında yükleniciye ait olduğu belirtilen diğer giderler sözleşme bedeline dahildir.

Hastanemiz MR Görüntüleme ve Raporlama Hizmet Alımı için; İhale süresi içerisinde hastane hizmet yerleşkesinin yerinin değişmesi halinde 1( bir ) defaya mahsus olmak üzere idarenin yazılı talebi üzerine kurulmuş olan cihazlar ve tüm ekipmanların yeni hizmet yerleşkesine taşınması, tüm demontaj montaj işlemleri yüklenici firma tarafından ücretsiz olarak sağlanacaktır.

Hizmeti alımına konu olan İdarelerin PACS sistemi bağlantısı, HBYS sistemi bağlantısı v.b. her türlü entegrasyon giderleri sözleşme bedeline dahildir. İlgili mevzuatı uyarınca hesaplanacak Katma Değer Vergisi, sözleşme bedeline dahil olmayıp İdare  tarafından Yükleniciye ödenecektir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Kamu İhale Genel Tebliği’nin 78.3.1’inci maddesinde personel çalıştırılmasına dayalı olmayan ve teklif fiyata dâhil giderler arasında işçilik giderine yer verilen hizmet alımlarında, birim fiyat teklif cetvelinde her bir işçilik maliyeti için açılan satırda, ilgili mevzuatına göre  hesaplanacak sözleşme gideri ve genel giderler dâhil asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunan isteklilerin tekliflerinin, ihale dokümanına aykırı teklif sunulduğu gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılacağı ifade edilmiştir.

Anılan Tebliğ’in 78.6’ncı maddesinde, tekliflerin hazırlanmasında ve asgari işçilik maliyetinin hesaplanmasında, ihale tarihinde yürürlükte bulunan asgari ücret tutarının dikkate alınacağına yönelik açıklamalara yer verilmiştir.

Sözleşme giderlerinin hesaplanmasına ilişkin olarak, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun “Akitlerle ilgili kâğıtlar” başlıklı bölümünde “A. Belli parayı ihtiva eden kâğıtlar: 1. Mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknameler” için sözleşme bedelinin binde 9,48 oranında damga vergisi alınacağı, “II. Kararlar ve mazbatalar” başlıklı bölümünde “2. İhale Kanunlarına tabi olan veya olmayan resmi daire ve kamu tüzel kişiliğini haiz kurumların her türlü ihale kararları” için sözleşme bedelinin binde 5,69 oranında karar pulu ücreti alınacağı ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince ödenmesi gereken Kamu İhale Kurumu payı oranının %0,05 olduğu hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yer verilen mevzuat açıklamaları ve düzenlemeler çerçevesinde, itirazen şikayete konu edilen ihalenin personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımı niteliğinde olduğu ve bu kapsamda çalıştırılması öngörülen personelin işçilik maliyetlerinin hesaplanmasında asgari işçilik maliyetine %4 oranında sözleşme giderleri ve genel giderlerin eklenmesinin gerekmeyeceği, buna karşın söz konusu sözleşme giderleri ve genel giderlerin ilgili mevzuat uyarınca başvuru konusu ihale açısından sözleşme damga vergisi, sözleşme karar pulu ücreti ve Kamu İhale Kurumu payı olmak üzere isteklilerin teklif bedelinin %1,567’sine tekabül eden tutarda hesaplanmasının gerektiği hususu anlaşılmıştır.

Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan başvuruya konu ihaleye ilişkin olarak idare tarafından düzenlenen birim fiyat teklif cetveli incelendiğinde; işçilik kalemlerine ilişkin olarak, aylık bazda sekreter için brüt asgari ücret, radyoloji teknisyeni/teknikeri için brüt asgari ücretin %15 oranında fazlasının ödenmesini öngören düzenlemeye ve tekniker/teknisyen için ulusal bayram ve genel tatil günleri için günlük bazda brüt asgari ücretin %15 oranında fazlasının ödenmesini öngören düzenlemeye yer verildiği, İdari Şartname’nin “Teklif fiyata dâhil olan giderler” başlıklı 25’inci maddesinde yol gideri için 26 gün üzerinden günlük (gidiş-dönüş) brüt 59,00 TL yol ücretinin teklif fiyata dahil edilmesinin istendiği, personelin yemek ihtiyacının idare tarafından karşılanacağı dolayısıyla bu hususta herhangi bir maliyet öngörülmeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

Bu kapsamda EKAP işçilik modülü kullanılarak yapılan hesaplamada; – Sekreter için; ihale tarihi itibariyle geçerli brüt asgari ücret ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyeti için; 2026 yılına ait 1 aylık brüt asgari ücret (33.030,00 TL) ve yol ücreti (59,00 TL) dikkate alındığında asgari işçilik maliyetinin 42.772,95 TL olduğu, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyetinin 43.443,20 TL olması gerektiği, – Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri için; ihale tarihi itibariyle geçerli brüt asgari ücretin %15 fazlası ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyeti için; 2026 yılına ait 1 aylık brüt asgari ücretin %15 fazlası (37.984,50 TL) ve yol ücreti (59,00 TL) dikkate alındığında asgari işçilik maliyetinin 48.904,15 TL olarak hesaplandığı, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil aylık asgari işçilik maliyetinin 49.670,47 TL olması gerektiği,

– Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri için ulusal bayram ve genel tatil günleri hesabında asgari işçilik maliyetinin 1.566,86 TL olduğu, ilgili mevzuat uyarınca söz konusu işçilik maliyetine %1,567 oranında sözleşme giderleri ve genel giderler eklenmesi gerektiği, bu çerçevede sözleşme ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin 1.591,41 TL olması gerektiği anlaşılmıştır.

Yapılan inceleme neticesinde; başvuru sahibi ……..Sağ. Merk. Med. İnş. Taah. Yapı Malz. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, sunulan birim fiyat teklif cetvelinde, “Sekreter” personel için öngörülen teklif bedeli (44.200,00 TL), “Radyoloji Teknisyeni/Teknikeri” personeli için öngörülen teklif bedeli (50.500,00 TL) ve anılan personele ilişkin ulusal bayram ve genel tatil günleri için öngörülen teklif bedelinin (1.650,00 TL) ihalede verilmesi gereken sözleşme ve genel giderler dahil asgari işçilik maliyetinin altında olmadığı (sırasıyla 43.443,20 TL, 49.670,47 TL ve 1.591,41 TL) anlaşıldığından başvuru sahibinin teklifinin “asgari işçilik maliyetinin altında teklif sunulduğu” gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılmasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Manyetik Rezonans Görüntüleme Ve Raporlama Hizmet Alım İhalesinde Sunulan İşçilik Maliyetlerine İlişkin Tekliflerinin Değerlendirilmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

Türkiye’nin En Kapsamlı İnsan Kaynakları & Çalışan Deneyimi Zirvesi 27 Mart’ta İstanbul’da!

İnsan Kaynakları & çalışan Deneyimi Zirvesi

Türkiye’nin En Kapsamlı İnsan Kaynakları & Çalışan Deneyimi Zirvesi 27 Mart’ta İstanbul’da!

“İşim Gücüm İnsan!” temasıyla düzenlenen Çalışan Deneyimi Zirvesi, 27 Mart 2026’da İstanbul’da Grand Wyndham Levent’te iş dünyasının liderlerini ve insan odaklı dönüşüme yön veren profesyonelleri bir araya getiriyor.

İş Dünyasında İnsan Odağı Daha Kritik

Son yıllarda derinleşen ekonomik koşullar; adaydan üst yönetime kadar tüm iş gücünü etkiliyor. Artan mutsuzluk, düşen verimlilik ve yükselen stres seviyeleri, kurumları insan odağını yeniden tanımlamaya zorluyor. Bu süreçte İK ekipleri organizasyonların stratejik merkezine yerleşiyor.

Çalışan bağlılığı, kurum kültürü ve deneyim tasarımının performans üzerindeki etkisi giderek artarken; Çalışan Deneyimi Zirvesi, bu dönüşüme yön veren liderleri bir araya getirerek somut uygulamalar ve gerçek deneyimler üzerinden geleceğin organizasyonlarına ışık tutmayı hedefliyor.

Açılış konuşmasını Yönetici ve Takım Koçu Suna Sorgüven’in yapacağı zirvede, Türkiye Çalışan Deneyimi Topluluğu Kurucu Başkanı Orçun İrfan, çalışan deneyiminin stratejik önemine dair perspektifini paylaşacak. İş gücü piyasasına dair güncel veriler ve global trendler, Randstad Türkiye Genel Müdürü Ufuk Gedikli tarafından aktarılacak.

Zirve ana sponsor LFD Dijital Öğrenme Çözümleri tarafından yürütülecek panelde LFD kurucu ortağı Murat Aydıner moderatörlüğünde CarrefourSA CHRO & CSO’su Bahar Tura, Fibabanka CHRO’su Yavuz Çelik ve Acıbadem Sağlık Grubu Deputy HR Direktörü Merve Türel çalışan deneyiminin sektörel yansımalarını ele alacaklar.

İnsan odaklı dönüşümün kurum içindeki uygulamalarını Danone Türkiye CHRO’su Sevil Kayaş Yılmaz, kurum kültürü ve sürdürülebilirlik ekseninde deneyim tasarımını Sahibinden Kültür ve Sürdürülebilirlik Müdürü Gamze Gürer, operasyonel ölçekte çalışan deneyimi yönetimini ise Yurtiçi Kargo CHRO’su Salih Kayıkçıoğlu değerlendirecek.

Satin Alma Dergi Tedarik Zinciri Danismanligi
Satınalma | Tedarik Zinciri | Danışmanlık | Eğitim

Gıda perakendesi sektöründe insan kaynakları uygulamaları Big Chefs IK ve Sürdürülebilirlik Direktörü Emine Öztürk tarafından paylaşılacak. Bankacılık sektöründe insan odağının stratejik etkisini İş Bankası CHRO’su Ali Yalçın aktaracak.

Zirvenin dikkat çeken başlıklarından biri ise yapay zekâ olacak. Aselsan İç İletişim & Çalışan Deneyimi Ekip Lideri Feriha Gençer, Çalışan Deneyimine Yapay Zekâ Dokunuşunu paylaşırken, deneyim tasarımı ve danışmanlık perspektifini Voxal Consultancy Kurucusu Seda Alpkaya, müşteri deneyimi ile çalışan deneyimi arasındaki güçlü bağı ise Doğuş Otomotiv Müşteri Deneyimi ve Medya Yatırımları Müdürü Mert Şenkal ele alacak.

Farklı sektörlerden gelen bu güçlü konuşmacı kadrosu, çalışan deneyiminin yalnızca İK departmanının değil, tüm organizasyonun stratejik önceliği olduğunu ortaya koyacak.

İnsan Kaynakları & çalışan Deneyimi Zirvesi


 

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi
Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 


Eğitim içeriklerini görmek için başlıkları tıklayınız. 

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

☐ Temel Satınalma Eğitimleri -> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz –>   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

YAZI DİZİSİ:

1 – Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk: Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

2 – Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi

3 – Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

4 – Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

5 – Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

SİZDEN GELENLER

Okur Katkısı: Vaka ve Soru Paylaşımı

Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.

Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.

AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı: Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim ve Küresel Rekabet

Ab Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim Ve Küresel Rekabet Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı: Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim ve Küresel Rekabet

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

Ab Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim Ve Küresel Rekabet Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSon yıllarda küresel ekonomi, artan jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları, enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar ve hızlanan teknolojik dönüşümün etkisiyle önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Özellikle pandemi sonrasında ortaya çıkan tedarik sorunları ve stratejik sektörlerde yoğunlaşan küresel rekabet, üretim kapasitesinin yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik ve teknolojik rekabet bakımından da kritik bir unsur olarak görülmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler birçok ekonominin sanayi politikalarına yeniden yönelmesine neden olurken, Avrupa Birliği de üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen yeni politika araçları geliştirmeye başlamıştır.

Bu çerçevede Avrupa Birliği, temiz teknolojiler ve düşük karbonlu sanayi üretimi alanlarında üretim kapasitesini artırmayı ve stratejik değer zincirlerini güçlendirmeyi amaçlayan yeni politika araçları geliştirmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından Mart 2026’da sunulan Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act), bu politika yönelimi doğrultusunda geliştirilen girişimlerden biridir. Tasarı, düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde pazar oluşumunu desteklemeyi ve Avrupa sanayisinin üretim kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan yeni mekanizmalar içermektedir. Kamu alımları ve kamu destek programları aracılığıyla Avrupa’da üretilmiş düşük karbonlu ürünler ve stratejik teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi öngörülmektedir.

Bu çalışma, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nı Avrupa Birliği’nin değişen sanayi politikası çerçevesi içinde ele alarak düzenlemenin kapsamını, temel politika araçlarını ve küresel rekabet bağlamındaki anlamını incelemektedir.

Arka Plan        

Avrupa Birliği’nde sanayi rekabetçiliğine ilişkin tartışmaların arka planında, Mario Draghi tarafından hazırlanan “The Future of European Competitiveness” raporu Avrupa ekonomisinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunları kapsamlı biçimde ele alan önemli bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in talebi üzerine hazırlanan bu rapor, Avrupa ekonomisinin küresel rekabet ortamında karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara dikkat çekmektedir. Raporda özellikle Avrupa’nın üretkenlik artışındaki yavaşlama, enerji maliyetlerinin yüksekliği, yatırım eksikliği ve küresel ölçekte artan rekabet baskısı nedeniyle sanayi üretim kapasitesinin zayıfladığı vurgulanmaktadır. Aynı zamanda yeşil ve dijital dönüşümün gerektirdiği yatırım ihtiyacının büyüklüğü, Avrupa ekonomisinin mevcut politika araçlarıyla bu dönüşümü gerçekleştirmekte zorlanabileceğine işaret etmektedir.

Draghi raporu, Avrupa Birliği’nin uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak düzenleyici araçlara dayanan ekonomik yaklaşımının artık yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır. Raporda, Avrupa’nın küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için piyasa düzenlemelerine dayalı mevcut yaklaşımın ötesine geçilmesi ve stratejik sektörlerde üretim kapasitesini güçlendiren daha aktif bir sanayi politikası geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede kamu yatırımları, sanayi üretim altyapısı, temiz teknolojiler ve kritik değer zincirlerinde Avrupa’nın kapasitesini artırmaya yönelik politika araçlarının geliştirilmesi önerilmektedir.

Draghi raporunda ayrıca Avrupa’nın yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerine ulaşabilmesi için yıllık yaklaşık 800 milyar avro ek yatırım ihtiyacı olduğu belirtilmektedir. Bu değerlendirme, Avrupa Birliği’nde sanayi politikası araçlarının yalnızca düzenleyici çerçevelerle sınırlı kalmayıp yatırım finansmanını da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Draghi raporunun ardından Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına ilişkin tartışmaları şekillendiren önemli çalışmalardan biri de Enrico Letta tarafından hazırlanan “Much More Than a Market” raporudur. Avrupa Konseyi için hazırlanan bu rapor, Avrupa Tek Pazarının yeni jeoekonomik koşullar altında yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamakta ve özellikle enerji, teknoloji ve sanayi alanlarında daha bütüncül bir politika yaklaşımının geliştirilmesini önermektedir. Raporda, Avrupa’nın küresel rekabet ortamında üretim kapasitesini koruyabilmesi için tek pazarın yalnızca ticaretin serbestleşmesi açısından değil, aynı zamanda sanayi politikası ve stratejik değer zincirleri açısından da yeniden yapılandırılması gerektiği ifade edilmektedir.

Buna ek olarak Avrupa Komisyonu tarafından her yıl yayımlanan Tek Pazar ve Rekabetçilik Raporları (Single Market and Competitiveness Report) da Avrupa ekonomisinin rekabet gücüne ilişkin önemli değerlendirmeler sunmaktadır. Raporlarda Avrupa Birliği’nin tek pazarının küresel ölçekte önemli bir ekonomik avantaj sağlamaya devam ettiği, ancak inovasyon kapasitesi, yatırım ortamı, enerji maliyetleri ve düzenleyici yükler gibi alanlarda çeşitli yapısal zorlukların sürdüğü vurgulanmaktadır. Ayrıca ulusal düzenlemelerin parçalı yapısı ve idari süreçlerin karmaşıklığı gibi unsurların Avrupa şirketlerinin ölçeklenmesini zorlaştırdığı ve yatırım süreçlerini yavaşlatabildiği ifade edilmektedir. Bu değerlendirmeler, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına yönelik tartışmaların son yıllarda neden daha fazla önem kazandığını ortaya koyan önemli kurumsal analizler arasında yer almaktadır.

Bu raporlar, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik tartışmalarının yalnızca düzenleyici reformlarla sınırlı kalmayıp sanayi politikası araçlarının da yeniden gündeme gelmesine zemin hazırlamıştır. Raporlarda ortaya konulan değerlendirmeler, Avrupa Birliği’nde rekabetçilik, sanayi politikası ve tek pazarın geleceğine ilişkin tartışmaların hız kazanmasına katkı sağlamış ve Avrupa Komisyonu’nun sonraki dönemde geliştirdiği politika girişimleri için önemli bir analitik referans çerçevesi oluşturmuştur. Bu süreçte Avrupa Komisyonu, Avrupa ekonomisinin rekabet gücünü güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir politika yönelimi ortaya koyarak sanayi politikası araçlarını yeniden şekillendirmeye başlamıştır. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm hedeflerini sanayi rekabetçiliği ile birlikte ele alan yeni bir sanayi politikası çerçevesinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Avrupa Birliği’nin Yeni Sanayi Politikası Yönelimi

Draghi raporunun ardından Avrupa Birliği’nde rekabetçilik ve sanayi politikalarına ilişkin tartışmalar daha somut politika girişimlerine dönüşmeye başlamıştır. Avrupa Komisyonu bu süreçte yeşil dönüşüm hedefleri ile sanayi rekabetçiliğini birlikte ele alan yeni bir politika yaklaşımı geliştirmiştir. Bu çerçevede ortaya konulan Temiz Endüstri Anlaşması (Clean Industrial Deal – CID), Avrupa’nın temiz teknolojilerde üretim kapasitesini artırmayı, enerji yoğun sektörlerin dönüşümünü hızlandırmayı ve kritik tedarik zincirlerinde dayanıklılığı güçlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir sanayi politikası çerçevesi sunmaktadır.

Bu politika çerçevesi kapsamında Avrupa Birliği son yıllarda sanayi üretimini ve stratejik değer zincirlerini desteklemeye yönelik çeşitli düzenlemeler geliştirmiştir. Net-Sıfır Sanayi Yasası (Net-Zero Industry Act) temiz teknoloji üretim kapasitesinin Avrupa içinde artırılmasını hedeflerken, Kritik Hammaddeler Yasası (Critical Raw Materials Act) enerji dönüşümü için kritik öneme sahip hammaddelere erişimin güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act) ise bu politika yaklaşımı içinde Avrupa’da düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için pazar oluşturmayı amaçlayan yeni bir politika aracı olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm hedeflerini sanayi rekabetçiliği ve ekonomik güvenlik politikaları ile birlikte ele alan daha bütüncül bir sanayi stratejisi geliştirmeye çalıştığı görülmektedir. Son yıllarda küresel ölçekte artan sanayi politikaları ve devlet destekleri karşısında Avrupa Birliği’nin de üretim kapasitesini korumaya ve stratejik sektörlerde yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik daha aktif politika araçları geliştirdiği anlaşılmaktadır.

Avrupa Birliği’nin geliştirdiği bu yeni sanayi politikası araçları, özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile birlikte değerlendirildiğinde daha bütüncül bir politika çerçevesi ortaya koymaktadır. CBAM aracılığıyla karbon maliyetleri üzerinden rekabet dengesi yeniden şekillendirilirken, Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı ile düşük karbonlu üretim için Avrupa içinde talep oluşturulması hedeflenmektedir. Bu iki politika aracı birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşümü yalnızca bir düzenleme alanı olarak değil, aynı zamanda sanayi rekabetçiliğinin yeniden inşası süreci olarak ele aldığı görülmektedir.

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı (Industrial Accelerator Act)

Avrupa Komisyonu tarafından önerilen tasarı, Avrupa Birliği’nin sanayi üretim kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir düzenleme olarak öne çıkmaktadır. Tasarı kapsamında kamu alımları, kamu destek programları ve yatırım mekanizmaları aracılığıyla düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde talep oluşturulması öngörülmektedir. Düzenleme aynı zamanda sanayi yatırımlarının hızlandırılması, kritik değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve Avrupa sanayisinin küresel rekabet karşısındaki konumunun desteklenmesi amacıyla çeşitli politika araçları içermektedir.

Kapsamdaki Sektörler

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa ekonomisi açısından stratejik öneme sahip bazı sektörlere odaklanmaktadır. Tasarı kapsamında özellikle enerji yoğun sanayi sektörleri, otomotiv değer zinciri ve net-sıfır teknolojileri öncelikli alanlar arasında yer almaktadır.

Enerji yoğun sektörler kapsamında yüksek enerji tüketimi ve karbon emisyonları ile öne çıkan aşağıdaki sektörler düzenlemenin öncelikli alanları arasında bulunmaktadır:

  • Çelik
  • Çimento
  • Alüminyum

Avrupa Komisyonu ayrıca kimya sektörünün de ilerleyen aşamalarda bu çerçeveye dahil edilebileceğini belirtmektedir.

Tasarı aynı zamanda otomotiv değer zincirine ilişkin düzenlemeler içermektedir. Bu kapsamda özellikle elektrikli araç üretimi ve bu araçlarda kullanılan temel bileşenler Avrupa sanayisinin rekabet gücü açısından stratejik alanlar arasında değerlendirilmektedir:

  • Elektrikli araçlar
  • Elektrikli araç bileşenleri

Bunun yanı sıra net-sıfır teknolojileri olarak tanımlanan temiz teknoloji alanları da tasarının kapsamına dahil edilmektedir. Bu çerçevede aşağıdaki teknolojiler Avrupa sanayisinin geleceği açısından öncelikli sektörler arasında gösterilmektedir:

  • Bataryalar
  • Enerji depolama sistemleri
  • Güneş enerjisi teknolojileri
  • Rüzgâr enerjisi ekipmanları
  • Isı pompaları
  • Elektrolizörler
  • Nükleer teknolojiler

Talep Yaratma Mekanizmaları

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nın en dikkat çekici unsurlarından biri, kamu alımları ve kamu destek mekanizmalarında düşük karbon ve Avrupa üretimi kriterlerinin kullanılmasını öngören yeni talep mekanizmalarıdır. Tasarı, kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirilen alımlar ve destek programlarında belirli ürün ve teknolojiler için düşük karbon üretim kriterleri ve Avrupa’da üretim koşullarının dikkate alınmasını öngörmektedir.

Bu yaklaşım özellikle inşaat ve otomotiv sektörlerinde kullanılan çelik, çimento ve alüminyum gibi ürünler için uygulanacaktır. Böylece Avrupa Birliği, düşük karbonlu sanayi ürünleri ve temiz teknolojiler için Avrupa içinde yeni pazarlar oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu mekanizma aynı zamanda Avrupa’da üretim yapan şirketler için yatırım öngörülebilirliğini artırmayı ve temiz teknolojilere yönelik sanayi yatırımlarını teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bu talep mekanizmalarının temel amacı, düşük karbon üretim teknolojileri ile geleneksel üretim yöntemleri arasındaki maliyet farkını azaltarak temiz üretim yatırımlarının daha hızlı ölçeklenmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, Avrupa sanayi politikasında temiz teknolojiler için yeni talep alanları yaratmayı hedefleyen “piyasa oluşturma” (market creation) araçlarının bir uygulaması olarak değerlendirilmektedir.

Yabancı Yatırımlar İçin Getirilen Koşullar

Tasarı, Avrupa Birliği’nin yabancı yatırımlara açık kalmaya devam edeceğini vurgulamakla birlikte, stratejik sektörlerde gerçekleştirilen büyük ölçekli yatırımlar için bazı koşullar getirmektedir. Buna göre elektrikli araçlar, bataryalar, güneş teknolojileri ve kritik hammaddeler gibi stratejik alanlarda gerçekleştirilen ve 100 milyon avroyu aşan yatırımların Avrupa ekonomisine somut katkı sağlaması beklenmektedir.

Bu kapsamda söz konusu yatırımların teknoloji transferi sağlaması, Avrupa değer zincirlerine entegrasyonu desteklemesi ve yerel istihdam yaratması gibi kriterler öngörülmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği’nin küresel yatırım akımlarına açık kalırken aynı zamanda stratejik sektörlerde üretim kapasitesini güçlendirmeyi ve Avrupa sanayisinde nitelikli istihdamı desteklemeyi amaçlayan ekonomik güvenlik yaklaşımının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Tasarı kapsamında yabancı yatırımlara getirilen bu koşullar, yalnızca sanayi politikasının bir unsuru olarak değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin stratejik sektörlerde yatırım akımlarını yönlendirmeye yönelik yeni bir düzenleyici çerçeve oluşturduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, yatırım kararlarının yalnızca ekonomik kriterlere göre değil, teknoloji transferi, değer zinciri entegrasyonu ve ekonomik güvenlik gibi unsurlar çerçevesinde değerlendirilmesini öngörmektedir. Bu yönüyle düzenleme, yatırım süreçlerine ilave yükümlülükler getiren ve yatırım kararlarının yapısını dönüştüren bir politika aracına işaret etmektedir.

İzin Süreçlerinin Hızlandırılması ve Sanayi Hızlandırma Alanları

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı aynı zamanda sanayi yatırımlarının hayata geçirilmesini hızlandırmayı amaçlayan düzenlemeler içermektedir. Tasarı kapsamında sanayi projeleri için izin süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve tek temas noktası sistemi ile yürütülmesi öngörülmektedir. Belirli sanayi projeleri için izin süreçlerinde azami sürelerin belirlenmesi ve idari süreçlerin sadeleştirilmesi hedeflenmektedir.

Tasarı ayrıca “Industrial Acceleration Areas” (Sanayi Hızlandırma Alanları) olarak adlandırılan sanayi hızlandırma alanlarının oluşturulmasını öngörmektedir. Bu bölgelerde temiz üretim projelerinin kümelenmesi, sanayi tesisleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi ve enerji altyapısının geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu yaklaşım ile Avrupa’da temiz sanayi yatırımlarının daha hızlı hayata geçirilmesi ve üretim kapasitesinin ölçeklenmesi hedeflenmektedir.

Küresel Ticaret ve Koruma Tartışmaları

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, kamu alımları ve kamu destek mekanizmalarında Avrupa’da üretilmiş ürünlere yönelik tercih mekanizmalarının gündeme gelmesidir. Tasarı kapsamında belirli sektörlerde düşük karbon üretim kriterleri ile birlikte Avrupa üretimi içeriğin dikkate alınması öngörülmektedir. Bu yaklaşım Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında kamu alımları ve destek mekanizmaları aracılığıyla üretim kapasitesini desteklemeyi amaçlayan yeni bir politika yönelimine işaret etmektedir.

Son yıllarda küresel ölçekte artan sanayi politikaları ve devlet destekleri, üretim yatırımlarının coğrafi dağılımını önemli ölçüde etkilemeye başlamıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yürürlüğe giren Enflasyonu Düşürme Yasası (Inflation Reduction Act) ve Çin’in uzun süredir uyguladığı sanayi destek politikaları, temiz teknoloji üretimi ve stratejik sektörlerde küresel rekabeti yoğunlaştırmıştır. Bu gelişmeler karşısında Avrupa Birliği de sanayi üretiminin Avrupa içinde korunması ve yeni yatırımların Avrupa’ya yönlendirilmesi amacıyla talep oluşturma mekanizmalarını politika araçları arasında değerlendirmeye başlamıştır.

“Made in EU” yaklaşımı bu bağlamda yalnızca ticari bir tercih mekanizması değil, aynı zamanda Avrupa sanayi stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kamu alımları ve destek programları aracılığıyla Avrupa içinde üretilmiş ürünlere yönelik talep oluşturulması, temiz teknoloji yatırımlarının Avrupa’da gerçekleştirilmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım aynı zamanda stratejik sektörlerde dışa bağımlılığın azaltılması ve Avrupa sanayi değer zincirlerinin güçlendirilmesi hedefiyle de ilişkilendirilmektedir. Bu gelişmeler, Avrupa Birliği’nin uzun yıllar savunduğu serbest ticaret ve düzenleyici politika yaklaşımının yanı sıra, sanayi politikasını daha aktif bir rekabet aracı olarak kullanmaya başladığını göstermektedir.

Bununla birlikte söz konusu yaklaşım küresel ticaret sistemi açısından çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Kamu alımlarında Avrupa üretimine yönelik tercih mekanizmalarının kullanılması, bazı çevreler tarafından sanayi politikasının daha korumacı bir yön kazandığı şeklinde değerlendirilmektedir. Avrupa Komisyonu ise tasarının uluslararası ticaret kuralları ile uyumlu olduğunu ve Avrupa Birliği’nin açık ticaret yaklaşımını sürdürdüğünü vurgulamaktadır. Bu gelişmeler, küresel ölçekte sanayi politikalarının yeniden önem kazandığı ve devlet desteklerinin rekabet dinamiklerini doğrudan etkilediği yeni bir döneme işaret etmektedir.

Türkiye Açısından Önemi

Avrupa Birliği’nin geliştirdiği yeni sanayi politikası araçları, Avrupa ile güçlü ticaret ilişkilerine sahip ülkeler açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği çerçevesinde derin üretim ve ticaret ilişkilerine sahip bir ekonomi olarak bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer almaktadır. Özellikle otomotiv, metal, makine ve enerji yoğun sanayi sektörlerinde Avrupa değer zincirleri ile güçlü bir entegrasyona sahip olan Türkiye açısından Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikası araçları dikkatle izlenmesi gereken gelişmeler arasında yer almaktadır.

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı kapsamında gündeme gelen kamu alımları mekanizmaları ve “Made in Europe” yaklaşımı bu tartışmaların önemli unsurlarından biridir. Taslak düzenlemelerde “Made in Europe” kapsamının temel olarak Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkelerini içermesi öngörülmekle birlikte, Avrupa Komisyonu’nun belirli koşullar altında bazı üçüncü ülkeleri veya “güvenilir ortakları” bu kapsamda değerlendirebileceğine yönelik esneklikler de yer almaktadır. Bu nedenle “Made in Europe” yaklaşımının uygulanma biçimi, Avrupa kamu alımları ve sanayi destek programlarında Avrupa değer zincirleri ile güçlü entegrasyona sahip ülkelerin konumunu doğrudan etkileyebilecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği kapsamında derin üretim ve ticaret ilişkilerine sahip olan Türkiye açısından da söz konusu yaklaşım dikkatle izlenen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de üretilen birçok sanayi ürünü Avrupa üretim ağları ile güçlü biçimde entegre durumdadır. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin kamu alımları, sanayi destek programları ve temiz teknoloji yatırımlarına ilişkin geliştirdiği yeni politika araçları, Türkiye’nin Avrupa sanayi değer zincirleri içindeki konumu açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarındaki yeni yönelimi yalnızca kamu alımları veya menşe kriterleri ile sınırlı değildir. Avrupa’da temiz teknoloji üretimi, enerji yoğun sektörlerin dönüşümü ve kritik hammaddelere erişim alanlarında geliştirilen politika araçları, Avrupa sanayi değer zincirleri ile yakın entegrasyona sahip ülkeler açısından sanayi yatırımlarının coğrafi dağılımı ve üretim yapısının geleceği bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Öte yandan Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yürüttüğü serbest ticaret anlaşmaları da Türkiye açısından zaman zaman yeni tartışmaları gündeme getirmektedir. Türkiye, Gümrük Birliği kapsamında Avrupa Birliği’nin ortak gümrük tarifesine uyum sağlamakla birlikte, Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına taraf değildir. Bu durum bazı durumlarda rekabet koşullarının asimetrik şekilde oluşmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin sanayi politikaları ile ticaret politikalarına ilişkin gelişmeler Türkiye açısından birlikte değerlendirilen konular arasında yer almaktadır.

Bu çerçevede Avrupa Birliği’nin geliştirdiği yeni sanayi politikası araçları Türkiye açısından yalnızca ticaret ilişkileri bakımından değil, aynı zamanda sanayi dönüşümü ve üretim yapısının geleceği açısından da stratejik önem taşımaktadır. Avrupa ile güçlü üretim bağlantılarına sahip Türk sanayisi açısından düşük karbonlu üretim kapasitesinin geliştirilmesi, temiz teknoloji yatırımlarının artırılması ve Avrupa sanayi değer zincirleri içindeki konumun güçlendirilmesi önümüzdeki dönemde önemli bir politika alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Türkiye açısından mesele yalnızca uyum değil, Avrupa sanayi değer zincirleri içinde konumun yeniden tanımlanmasıdır.

Sonuç ve Değerlendirme

Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin son yıllarda sanayi politikasında daha belirgin hale gelen yeni yönelimin önemli bir örneğini oluşturmaktadır. Avrupa Birliği, üretim kapasitesini güçlendirmeyi ve stratejik sektörlerde rekabet gücünü korumayı amaçlayan politika araçlarını daha aktif biçimde kullanmaya başlamıştır. Bu çerçevede geliştirilen yeni düzenlemeler, sanayi dönüşümünü desteklerken aynı zamanda Avrupa’da üretim yatırımlarını teşvik etmeyi hedeflemektedir.

Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm ve sanayi rekabetçiliği hedefleri doğrultusunda geliştirdiği politika araçları, sanayi dönüşümünü destekleyen daha bütüncül bir politika çerçevesinin ortaya çıktığını göstermektedir. Temiz teknoloji üretiminin artırılması, kritik hammaddelere erişimin güvence altına alınması ve düşük karbonlu sanayi yatırımlarının hızlandırılması bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer almaktadır. Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı ise bu politika çerçevesi içinde Avrupa’da düşük karbonlu sanayi üretimini desteklemeyi ve temiz teknoloji yatırımlarını hızlandırmayı amaçlayan önemli bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Kamu alımları ve destek programları aracılığıyla geliştirilen bu mekanizmalar, Avrupa’da üretim yatırımlarının hızlandırılmasını ve sanayi üretim kapasitesinin güçlendirilmesini hedeflemektedir.

Bu yaklaşım aynı zamanda Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını yalnızca düzenleyici araçlarla sınırlı tutmayan, üretim kapasitesi ve yatırım ortamını doğrudan etkileyen daha aktif bir politika anlayışına yöneldiğini göstermektedir. Kamu alımlarında düşük karbon ve Avrupa üretimi kriterlerinin kullanılmasına yönelik tartışmalar ise bu yeni sanayi politikası yaklaşımının küresel ticaret sistemi açısından da çeşitli tartışmaları beraberinde getirebileceğine işaret etmektedir.

Henüz yasama süreci devam eden Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında ortaya çıkan bu yeni yönelimi anlamak açısından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Temiz teknolojiler, enerji yoğun sanayi sektörleri ve stratejik değer zincirleri etrafında şekillenen bu politika yaklaşımı, Avrupa’nın küresel sanayi rekabeti içindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlayan daha aktif bir sanayi stratejisine işaret etmektedir.

Avrupa Birliği’nin sanayi politikası araçlarını genişleterek üretim kapasitesini desteklemeye yönelik attığı adımlar, küresel değer zincirlerinin coğrafi dağılımı üzerinde de etkili olabilecek niteliktedir. Avrupa ile güçlü üretim bağlantılarına sahip ülkeler açısından bu dönüşüm, yalnızca mevcut ticaret ilişkilerinin sürdürülmesi değil, aynı zamanda sanayi dönüşümünün gerektirdiği yeni üretim kapasitesi ve teknoloji yatırımlarının geliştirilmesini de gündeme getirmektedir.

Bu çerçevede Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı, Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında yalnızca bir düzenleme değişikliğini değil, aynı zamanda üretim, yatırım ve rekabet dinamiklerinin yeniden tanımlandığı yeni bir dönemin başlangıcını temsil etmektedir. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında ortaya çıkan bu yeni yönelim, Türkiye açısından da yakından izlenmesi gereken önemli bir politika alanı oluşturmaktadır.

Ab Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı Avrupa Sanayi Politikasında Yeni Yönelim Ve Küresel Rekabet Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
www.eg-econsulting.com

 

 

 

Gül Hn Yazı Sonu GörseliKAYNAKLAR/ REFERENCES

  1. European Commission – Commission proposes Industrial Accelerator Act to strengthen industry and create jobs in Europe- https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_26_515
  2. European Commission – Commission Industrial Accelerator Act- https://single-market-economy.ec.europa.eu/publications/industrial-accelerator-act_en
  3. European Commission – Questions and answers on the Industrial Accelerator Act- https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/qanda_26_516
  4. European Commission- Clean Industrial Deal – https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/clean-industrial-deal_en
  5. European Commission – A Clean Industrial Deal for competitiveness and decarbonisation in the EU-  https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_25_550
  6. European Commission – Net-Zero Industry Act –  https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/green-deal-industrial-plan/net-zero-industry-act_en
  7. European Council – European economic security https://www.consilium.europa.eu/en/policies/european-economic-security/
  8. European Council – European economic security strategy https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023JC0020
  9. European Commission – The Future of European Competitiveness: Report by Mario Draghi – https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/draghi-report_en
  10. European Council – Much More Than a Market: Report by Enrico Lettahttps://www.consilium.europa.eu/media/ny3j24sm/much-more-than-a-market-report-by-enrico-letta.pdf
  11. European Commission – The 2026 Annual Single Market and Competitiveness Report –

https://single-market-economy.ec.europa.eu/publications/2026-annual-single-market-and-competitiveness-report_en

  1. European Commission – European Critical Raw Materials Act – https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/green-deal-industrial-plan/european-critical-raw-materials-act_en
  2. Eunews – With the Industrial Accelerator Act, “Made in Europe” makes its grand entrance into EU law https://www.eunews.it/en/2026/03/04/with-the-industrial-accelerator-act-made-in-europe-makes-its-grand-entrance-into-eu-law/
  3. Politico- EU car rescue plan sparks industry civil war https://www.politico.eu/article/eu-car-rescue-plan-sparks-industry-civil-war/
  4. Carbon Brief – Q&A: What the EU’s new industry and ‘Made in Europe’ rules mean for climate actionhttps://www.carbonbrief.org/qa-what-the-eus-new-industry-and-made-in-europe-rules-mean-for-climate-action/

14. Dönem GÜMRÜK ve DIŞ TİCARET UZMANLIĞI Sertifika Programı

Dış Ticaret Gümrük Sertifika Programı
Dış Ticaret ve Gümrük Sertifika Programı

GÜMRÜK ve DIŞ TİCARET UZMANLIĞI Sertifika Programı

İş İmkanı sunan bu programı kaçırmayın. 14. Dönem Uygulamalı GÜMRÜK ve DIŞ TİCARET UZMANLIĞI.  Son Başvuru Tarihi: 16 Nisan 2026
Ünsped Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş.İstanbul Üniversitesi

Katılım şartları ve kayıt için : https://sem.istanbul.edu.tr

Program Yeri: Online eğitim (zoom) 60 saat
Tel: (0212) 440 17 36
Program Tarihi: 18 Nisan – 23 Mayıs 2026

Dış Ticaret Gümrük Sertifika Programı
Dış Ticaret ve Gümrük Sertifika Programı

Ders Programını Görmek için: https://sem.istanbul.edu.tr/tr/content/uygulamali-gumruk-ve-dis-ticaret-uzmanligi-sertifika-programi/ders-programi

#dısticaret #egitim #uga #dısticaret #egitim #uga #istanbuluniversitesi #uygulamalı #isimkani #gümrük #sertifika #mevzuat

#ogrenci #sertifikaprogrami #kariyer #akademi #unsped #ugm #ugmdekariyer #isfirsati

Anahtar Sözcükler: gümrük, dış ticaret, sertifika, ithalat, ihracat, mevzuat, rejim, lojistik, taşımacılık, iş, kariyer, Ünsped, Gümrük Müşavirliği, İstanbul Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi