Sürücü (Şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi: Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Sürücü (Şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi: Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri OlmakYük taşımacılığında alıcı uzun yıllar boyunca masanın güçlü tarafında oturdu. Fiyatı sıkıştırdı ve önüne gelen en uygun teklifi seçti. O denge sessizce tersine dönüyor. Şoför açığının nedenleri ve yönetimi üzerine daha önce yürüttüğümüz değerlendirme, krizin kökeninde aracı sürecek insanı yetiştirme ve elde tutma yetkinliğinin kurulamamasının yattığını ortaya koymuştu. Bu yazı ise aynı tablonun öbür yüzüne, yani yükü taşıtan tarafa bakıyor.

Mesele artık şoförün bulunup bulunmadığı değil, şoför kıtken sanayicinin, perakendecinin ve tedarik sorumlusunun nasıl konumlanacağıdır. Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (International Road Transport Union – IRU) Türkiye’deki açığı 2023 sonunda yaklaşık 85 bin sürücü ve toplam pozisyonların yüzde 16’sı olarak ölçtü. Aynı kurum bu açığın 2028’e doğru 200 bine ve yüzde 28 lere tırmanmasını ön görüyor. Sürücü azaldıkça pazarlık masasındaki ağırlık, yükü taşıtandan onu taşıyana kayıyor ve tedarik zincirinde kıt olan kaynak, artık taşıma kapasitesinin kendisi haline geliyor.

Görünmeyen Devir

Kapasitenin daralması ilk anda taşıyıcının sorunu gibi görünse de faturayı asıl ödeyen çoğu zaman yükü taşıtan taraf oluyor. Araç ve sürücü kıtlaştığında taşıyıcı seçici hale geliyor, elindeki kapasiteyi en iyi koşulu sunan yüke ayırıyor ve kontratla bağlandığı işi geri çevirebiliyor. Amerika Birleşik Devletleri pazarında taşıyıcıların kontratlı yükü reddetme oranı 2026 Martında yüzde 14,2’ye çıktı, bir yıl önce yüzde 8,5 düzeyindeydi ve oran yükseldikçe taşıyıcının spot piyasada daha kazançlı alternatifler bulduğu anlamına geliyor. Aynı baskı yük sahiplerini dışarıya yöneltiyor, sektör verileri firmaların üçte ikisinin, şoför kıtlığı nedeniyle en azından zaman zaman üçüncü parti lojistik (third-party logistics – 3PL) sağlayıcılara bağımlı hale geldiğini gösteriyor.

Bu tablonun en çıplak hali İngiltere’de 2021 yılında yaşandı, ülkedeki açık yaklaşık 100 bin sürücüye ulaşınca market rafları boşaldı, büyük bir perakende zinciri olan Tesco haftada 48 ton gıdanın israf olduğunu açıkladı, süpermarketler mevcut sürücüyü tutabilmek için neredeyse iki katı ücret teklif etmeye başladı ve konteyner devi Maersk gemilerini dolup taşan limana yanaştıramayıp başka rotalara yönlendirdi. Hala yalnızca en düşük teklifi arayan bir satınalma yaklaşımı, her geçen yıl biraz daha daralan bir havuz için pazarlık ettiğinin farkında bile olmayabilir.

Faturanın Görünmeyen Yüzü

Alıcının gerçek taşıma maliyeti, sözleşmede yazan navlun rakamından çok daha geniş bir tablodur. Bir önceki yazıda araçların varış noktasında günlerce beklediğine değinmiştik. Bu bekleme yalnızca taşıyıcının değil aracı kendi rampasında oyalayan yük sahibinin de cebinden çıkıyor. Amerikan Taşımacılık Araştırmaları Enstitüsü’nün (American Transportation Research Institute – ATRI) 2024 çalışmasına göre bekleme, kamyon duraklarının yaklaşık yüzde 40’ında, soğutmalı yüklerde ise yüzde 56’sında yaşanıyor ve sektöre yılda 15 milyar doların üzerinde, 135 milyon saatlik bir kayıp olarak geri dönüyor. Bu saatlerin bir kısmı bekleme ücreti olarak faturaya yansısa bile asıl bedel kaçan randevularda, bozulan teslim planlarında ve son anda devreye giren pahalı çözümlerde birikiyor. Bağlı araç verileri üzerine çalışan Geotab’ın bulgusu da bunu destekliyor. Bir şehirde aynı rotanın bir gün yirmi, ertesi gün elli dakika sürmesi gibi öngörülemezlikler filolara tampon süre biçiminde yapısal bir maliyet yüklüyor. Üstelik bu maliyet salt rota düzenlemesiyle çözülemiyor. Bu yükün görünür kılınması ve azaltılması, alıcının kendi rampasındaki süreci ölçen ve taşıyıcısının zamanına saygı gösteren bir disiplin kurmasıyla mümkün oluyor. Navlun fiyatında görünmeyen bekleme saatleri, kaçan randevular ve son dakika telaşı, çoğu zaman taşımanın kendisinden daha pahalıya mal oluyor.

Fiyatı Sabitlemek mi, Riski Paylaşmak mı

Önceden sabitlenen bir navlun fiyatı istikrar vaat eder, ama ani bir maliyet şokunda bütün farkı taşıyıcının sırtına yıkar. Bunun en taze örneği Türkiye’de görüldü, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ile Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) 2026 Martındaki ortak açıklamalarında, İran kaynaklı jeopolitik gerilimin ardından sınır kapılarında akaryakıt fiyatlarının yüzde 36 ile 50 arasında arttığını ve navlun sözleşmeleri önceden yapıldığı için bu farkın doğrudan taşımacının üzerinde kaldığını aktardı.

Avrupa tarafında IRU’nun 2026 ilk çeyrek verileri kontrat ve spot piyasaların ayrıştığını, kontrat oranları belirgin biçimde yükselirken spot oranların hafifçe gerilediğini gösteriyor. Bu noktada endeks bazlı sözleşmeler bir orta yol gibi sunuluyor, fiyatı yakıt ve kapasite gibi değişkenlere bağlayıp piyasayla birlikte hareket ettiriyor ve şeffaflık sağlıyor. Ancak deniz taşımacılığındaki deneyim, bu modelin belirsizliği sessizce alıcının üzerine de aktarabildiğini hatırlatıyor. Dolayısıyla hacmin bir bölümünü kontratla güvenceye alıp bir bölümünü piyasaya açık tutan dengeli bir kurgu daha sağlıklı sonuç veriyor. Sözleşmenin hangi mantıkla kurulduğu, dalgalanmanın faturasını kimin üstleneceğini daha ilk imzada belirliyor.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Kapasitenin kıt olduğu bir ortamda yükü taşıtan firmanın elindeki en güçlü kart, fiyat pazarlığı değil, taşıyıcı için cazip bir müşteri olmaktır. Hızlı yükleme ve boşaltma, önceden belli ve uyulan randevular, dalgalanmayan istikrarlı bir hacim ve zamanında ödeme, bir taşıyıcının hangi yükü önceleyeceğini belirleyen kriterlerdir. Bu eğilim Türkiye sahasında da açıkça okunuyor. Sektör değerlendirmeleri nakliyecilerin peşin ödeme yapabilen ve daha iyi koşul sunan müşterilere daha uygun şartlarda hizmet verdiğini, aksi durumda firmaların kapasite bulmakta sıkışıklık yaşadığını ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle alıcının taşıyıcısına sunduğu çalışma koşulları, doğrudan eriştiği kapasiteye dönüşüyor. Bu da satınalmanın asıl sınavının, taşıyıcıların çalışmak için sıraya gireceği bir iş ortağı haline gelme kabiliyetini geliştirmek olduğunu gösteriyor. Kapasitenin kıt olduğu bir pazarda alıcı, taşıyıcının kapısını çalan taraf olmaktan çıkıp, taşıyıcının çalmak istediği kapıya dönüşmek zorunda.

Tek Taşıyıcıya Bağlı Kalmamak

Kapasite riskini tek bir taşıyıcıya yığmak, o taşıyıcı zorlandığında bütün operasyonu durma noktasına getirir. Bunun yerine aynı hat için birden fazla taşıyıcıyla çalışmak, kapasiteyi önceden tahmin edip rezerve etmek ve taşıyıcıyla talep beklentisini paylaşmak, dalgalı bir pazarda güvenliği artıran yapı taşlarıdır. Türkiye’de bu ihtiyaç mevsimsel olarak somutlaşmaktadır. İhracat sezonunun yoğunlaştığı ve yaz aylarında Avrupa’da sürücü eksikliğinin derinleştiği dönemlerde araç bulmak zorlaşıyor. Bu yüzden taşımayı önceden planlayıp rezervasyon yapmak, maliyet kontrolü açısından belirleyici hale geliyor.

Dijital yük eşleştirme platformları bu noktada hem daha geniş bir taşıyıcı havuzuna erişim hem de atıl kapasiteyi değerlendirme imkanı sunuyor. Türkiye’de faaliyet gösteren bir lojistik teknoloji platformunun kurucusunun aktardığı gibi pek çok firma sevkiyatını hala onlarca telefon görüşmesiyle ayarlıyor ve aracı dolduracak yükü olmadığında süreç pahalılaşıyor. Karayoluna aşırı bağımlılığın taşıdığı riski, uygun yüklerde demiryolu ve kombine taşımacılık seçeneklerini masaya yatırarak da dağıtmak mümkün. Kapasitesini önceden tasarlayan bir yapı, dalgalanma geldiğinde çok daha az hasarla yoluna devam ediyor.

Çözümün Bir Ucu da Ekosistemde

Yükü taşıtanın stratejisi, hareket halindeki bir ekosistemin içinde işliyor ve bu ekosistemde mesleğe girişi genişleten her adım, alıcının eriştiği kapasiteyi de büyütüyor. Bu açıdan kamu tarafında atılan olumlu adımlar dikkat çekici. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yeni bir Avrupa Birliği projesiyle güvenli TIR parkları kurarak özellikle kadın sürücülerin istihdamını kolaylaştırmayı hedeflediklerini ve kadın sürücü çalıştıran şirketleri destekleme kararı aldıklarını açıkladı. Dünya genelinde kadınların ağır vasıta sürücüleri içindeki payının yüzde 7’nin altında kaldığı düşünüldüğünde, bu havuzun açılması arz tarafında ciddi bir genişleme potansiyeli taşıyor. Kadınların ve gençlerin sürücü havuzuna katılması, uzun vadede taşımacının olduğu kadar ondan kapasite satın alan herkesin de lehine bir gelişme olarak okunmalı.

Sınavı Veren Satınalma

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri OlmakŞoför kıtlığı bu tablonun sahnesi, sınavı veren ise tedarik ve satınalma fonksiyonunun kendisi. Beklemeyi ölçüp azaltan, sözleşmesini riski paylaşacak biçimde kuran, taşıyıcının tercih ettiği müşteriye dönüşen ve kapasitesini kriz gelmeden tasarlayan kurumlar, hem maliyetlerini hem de tedarik sürekliliğini ellerinde tutuyor. Bu kabiliyetleri bir bütün olarak kurabilen firma için sürücü açığı yönetilebilir bir değişken olarak kalıyor. Kuramayan içinse her sezon yeniden pahalanan ve uzayan bir telaşa dönüşüyor. Önceki yazıda mesele aracı sürecek insanı yönetmekti, bu yazıda mesele o insana ve onu istihdam eden taşıyıcıya doğru konumlanmayı bilmek. İki sınav da aynı yere çıkıyor, dalgalanmayı kurduğu yapıyla karşılayan kazanıyor, olayların ardından koşan ise her seferinde bedelini biraz daha ağır ödüyor.

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Filo Yönetimi, Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Diğer Eğitim Başlıklarımız:

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Varlık Barışı: 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 Üzerine

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Varlık Barışı: 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 Üzerine

Dr. YMM Arif AYLUÇTARHAN  |  Av. Ali Barış ÇABUK 

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem7582 sayılı Kanun bu ay yürürlüğe girdi. Kanunun Geçici Madde 19’u, yurt dışında ve yurt içinde beyan edilmemiş varlıkların vergi sistemine dahil edilmesine imkân tanıyan bir düzenleme getiriyor. Düzenleme ilk bakışta teknik görünüyor; ancak kapsamı, sağladığı güvenceler ve taşıdığı riskler birlikte değerlendirildiğinde önemli hukuki sonuçlar doğuruyor.

Bu yazıda düzenlemenin vergi hukuku boyutunu, varlıkların Türkiye’ye getirilme yöntemlerini, kasa ve banka mevcutlarının kayıt altına alınmasını ele alıyoruz. Bunun yanı sıra düzenlemenin açıkça kapsamadığı ve pratikte en fazla gözden kaçan riski — kara para ve terörün finansmanı mevzuatı ile Türkiye’nin FATF sürecindeki konumunu — ayrıca değerlendiriyoruz.

Düzenlemenin Genel Yapısı;

Geçici Madde 19 iki ayrı varlık grubunu kapsıyor: yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunmakla birlikte kanuni defterlere kaydedilmemiş olan aynı nitelikteki varlıklar.

Bildirim süresi 31 Temmuz 2027. Cumhurbaşkanı bu süreyi altışar aylık dilimlerle en fazla bir yıl uzatabilir. 1 Ocak 2027’den itibaren yapılan bildirimlerde vergi oranına yarım puan ekleniyor.

Düzenlemenin vergi güvencesi Madde 19/8’de somutlaşıyor: Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar için hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamıyor. Başka bir nedenle başlamış bir incelemede bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığı tespit edilmişse ve bildirilen tutar matrah farkına eşit ya da fazlaysa yine tarhiyat yapılmıyor. Güvence mekanizması bu şekilde kurgulanmış.

Vergi Oranları ve Taahhüt Sistemi;

Uygulanacak vergi oranı, varlığın ne kadar süreyle Türkiye’de tutulacağına bağlı olarak kademelendiriliyor. Vadeli hesap, Devlet İç Borçlanma Senedi, kira sertifikası veya girişim sermayesi yatırım fonunda bırakılacak varlıklar için taahhüt süresine göre oranlar şöyle:

Taahhüt Süresi                    01.01.2027 Öncesi   01.01.2027 Sonrası

5 yıl ve üzeri                                    %0                          %0,5

4 yıl                                                  %1                          %1,5

3 yıl                                                  %2                          %2,5

2 yıl                                                  %3                          %3,5

1 yıl                                                  %4                          %4,5

Taahhütsüz                                       %5                          %5,5

Beş yıl taahhüt verildiğinde vergi sıfıra düşüyor. Ödenen vergi gider yazılamıyor ve başka bir vergiden mahsup edilemiyor. Taahhütnamelerde damga vergisi alınmıyor.

Varlıkların Türkiye’ye Getirilmesi;

-Banka Transferi;

Yurt dışı varlıkların Türkiye’deki banka veya aracı kurum hesaplarına transferi, bildirimden itibaren iki ay içinde tamamlanması gereken bir zorunluluk. SWIFT transferleri hem tutarın hem menşeinin belgelenmesi açısından en güçlü ispat aracı olmaya devam ediyor. AB üyesi ülkelerdeki hesaplardan yapılan transferlerde DAC6 direktifi kapsamında kaynak ülke vergi idaresine bildirim yükümlülüğü doğabilir; bu durum her ülke için ayrıca değerlendirilmeli.

-Nakit Beyan Formu ile Fiziken Getirme;

Fiziken yurda getirilen varlıklar Gümrük İdaresi’ne beyan ediliyor; gümrük bu beyanları takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildiriyor. Nakit ve dövizde 10.000 Euro’yu aşan tutarların gümrükte beyan edilmesi zorunlu; aksi halde el koyma ve idari para cezası söz konusu olabilir.

İki yöntemi karşılaştırdığımızda; banka transferi belgeleme ve AML mevzuatı açısından daha güvenli bir yol. Büyük tutarlarda nakit taşımanın pratikte de güçlükleri var; hem gümrük sürecindeki ek yükümlülükler hem de aşağıda ele aldığımız kara para riski açısından banka kanalı tercih edilmeli.

Kasa Mevcudu ve İşletmeye Dahil Etme;

Türkiye’de bulunan ancak defterlere kaydedilmemiş varlıklar Madde 19/3 kapsamında beyan ediliyor. Bu grubun en yaygın örneği işletme kasasında fiilen bulunan ancak bilançoya yansıtılmamış nakitler.

Bilanço esasında defter tutan mükellefler bu varlıkları defterlere kaydedip pasifte özel fon hesabı açacak. Bu hesap bildirim tarihinden itibaren iki yıl süreyle işletmeden çekilemiyor; yalnızca sermayeye eklenebiliyor. İki yılın dolmasından sonra varlıklar işletmeden çekilebilir; ancak vergi matrahının ve dağıtılabilir kazancın hesabında dikkate alınmıyor.

Bilanço usulünde ticari kazancın tespiti, dönem sonu ve dönem başı öz sermayelerin karşılaştırılmasına dayanıyor. Kasada bulunmayan ancak bilançoda görünen tutarlar bu ölçümü bozuyor ve vergi incelemelerinde örtülü kazanç dağıtımı şüphesi yaratıyor. Geçici Madde 19 kapsamında yapılacak bildirim bu riski ileriye dönük olarak ortadan kaldırıyor.

Kanunun Kapsamadığı Risk: Kara Para Mevzuatı ve FATF;

Kanunun Açık Sınırı;

Geçici Madde 19/8’in son cümlesi belirleyici: “…diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez.”

Kanun yalnızca vergi incelemesi ve vergi tarhiyatına karşı güvence sağlıyor. Kara para aklamanın önlenmesi mevzuatı kapsamındaki inceleme ve işlemler bu güvencenin tamamen dışında. Bildirilen varlık vergi idaresini tatmin etse de MASAK veya savcılık soruşturması açısından herhangi bir dokunulmazlık tanınmıyor. Kanunda bu konuda açık bir düzenleme yok; boşluk bilerek bırakılmış.

Kara para aklama yani suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun aklamanın önlenmesine ilişkin 5549 sayılı Kanun, terörün finansmanı suçları, TCK kapsamındaki rüşvet ve yolsuzluk suçları, insan ve uyuşturucu ticareti ve göçmen kaçakçılığı ve başkaca kaçakçılık suçlarından elde edilen gelirler varlık barışının kapsam alanının tamamen dışında. Varlığın kaynağı bu kategorilerden herhangi biriyle ilişkiliyse, vergi beyanından bağımsız olarak masak ve savcılık soruşturması başlatılmasının önünde duran hiçbir hüküm bulunmamaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra, 18.10.2006 tarihinde 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun da yürürlüğe girmiş ve bu Kanunla 4208 sayılı Kanunun kontrollü teslimat dışında kalan tüm hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. 4208 sayılı döneminde; “Nereden Buldun Kanunu” olarak nitelendirilebilecek bir yasal düzenlemenin yürürlükte olmadığı, kaynağı açıklanamayan paranın da doğrudan bir değerlendirme ile kara para sayılmadığı,  bu nedenle kaynağı açıklanamayan paranın otomatik olarak “kara para” kapsamına alınmak suretiyle kara para aklama suçunun konusu olarak değerlendirilmediği, 4208 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde tahdidi(sınırlı) sayma suretiyle kara para aklama suçunun oluşması için gerekli olan öncül suçları sıraladığı, ancak bu suçlardan en az birisinin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetin “kara para” sayılabileceğinin anlaşıldığı, kara para aklama suçunun bir diğer sınırını da mülga 765 sayılı TCK m.296’da tanımlanan suçun işlenmesinden sonra failine yardım suçu kapsamına giren fiillerin oluşturduğu uygulamada bilinmektedir.

Sonradan yürürlüğe giren 5549 sayılı Kanunda ise “kara para” yerine, “suç gelirlerinin aklanması”, “suç geliri”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri” gibi kavramlar kullanılmış ve 5549 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2.maddesinin 1. Fıkrasının (g) bendinde suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi suçu “aklama suçu” olarak adlandırılarak, bu suçun TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu olduğu belirtilerek, 4208 sayılı Kanun döneminden farklı olarak 5549 sayılı Kanunda öncül olabilecek suçlar tek tek sayılarak değil, suçun cezasının alt sınırı esas alınmak suretiyle önce alt sınırı 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan, daha sonra 09.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi tarafından yapılan değişiklikle alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren öncül bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suç olarak tanımlanmıştır.

Bankaların Şüpheli İşlem Bildirimi;

Mali Suçları Araştırma Kurulu olarak bilinen MASAK’ın görev ve yetkilerini tanımlayan 5549 sayılı Kanunun 19. maddesi ile Koordinasyon Kurulunun görev ve yetkilerini gösteren 20. maddesi, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. maddesiyle yürürlükten kaldırılarak, yerine 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin MASAK ile ilgili 231. maddesi ve Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu ile ilgili de 232. maddesi kabul edilmiştir. Böylece; MASAK ve Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uygun olarak yeniden tanımlanmıştır.

MASAK, soruşturma aşamasında Cumhuriyet başsavcılıkları ile çalışıp, 5271 sayılı CMK m.128’de düzenlenen el koyma tedbiri, TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 3. ve 4. maddelerinde tanımlanan terörizmin finansmanı suçları ile ilgili başsavcılıklara bilgi ve rapor göndermekle görevli ve yetkili kılınmış ancak soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcılığına yardımcı olan MASAK’ın görevi ve yetkisi soruşturma aşaması ile sınırlı kalmıştır.

Bu genel açıklamamız sonrasında önemle belirtmek gerekirse Banka ve aracı kurumlar, varlık barışı kapsamında kendilerine yapılan bildirimler için MASAK’a şüpheli işlem bildirimi yapma yükümlülüğünden muaf tutulmamış. Kanun bu konuda sessiz; dolayısıyla mevcut AML mevzuatı aynen işliyor. Bu noktada varlık barışı kapsamında işlemlere başlanmadan evvel kanuni düzenlemeler ile 09.01.2008 tarih ve 26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik ve benzer yönetmeliklere dikkat edilmesinde fayda bulunmaktadır.

Uygulamada bankalar tutarın büyüklüğüne ve müşteri profiline bağlı olarak şüpheli işlem bildirimi yapabilir. Bu bildirim yapıldığında MASAK soruşturma başlatabilir; soruşturma ise vergi güvencesinden tamamen bağımsız bir hat üzerinde ilerleyecektir.

FATF Süreci ve Gri Liste Riski;

Türkiye Haziran 2024’te FATF gri listesinden çıktı. Bu uzun soluklu bir uyum sürecinin sonucuydu. Ancak çıkış, gözlemin sona erdiği anlamına gelmiyor; FATF değerlendirme döngüleri sürekli işliyor.

Kapsamlı bir varlık barışı uygulaması FATF değerlendirme kriterleri açısından dikkatle izlenen bir düzenleme türü. Temel kaygı şu: varlık barışı, suç gelirlerinin sisteme dahil edilmesinde bir araç olarak kullanılabilir mi? Madde 19/8’deki “diğer mevzuat” kaydı ve bankaların şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünün korunması kamu düzeni ve suçun önlenmesi bakımından bu kaygıya karşı bir denge kurmaya çalışıyor. Uygulamanın fiilen nasıl işlediği FATF açısından belirleyici olacak.

Uluslararası Bilgi Değişimi;

Türkiye, CRS kapsamında 100’den fazla ülkeyle otomatik finansal bilgi değişimi yapıyor. Yurt dışındaki banka hesapları artık yabancı vergi idarelerince raporlanıyor. Varlık barışına başvurmayanların bu kanallar aracılığıyla tespit edilme riski giderek artıyor. Düzenlemeye salt bir af olarak değil, ileriye dönük hukuki riski bertaraf etme fırsatı olarak bakmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Mükerrer Madde 20/D ile Birlikte Değerlendirme;

Aynı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen Mükerrer Madde 20/D, Türkiye’ye yeni yerleşen ve önceki üç yılda burada ikamet etmemiş olan kişilere yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratlar için 20 yıllık gelir vergisi istisnası tanıyor. 2. maddeyle ise bu istisna kapsamındaki kişilere istisna süresi içindeki veraset intikallerinde %1 veraset vergisi oranı uygulanıyor.

Uzun süredir Türkiye’de yerleşik olan tam mükellef gerçek kişiler dünya genelindeki tüm gelirlerini beyan etmek durumunda. Yurt dışından elde edilen kira, temettü veya değer artış kazancı Türkiye’de vergiye tabi; çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde mahsup yapılabiliyor.

Bu tablo yeni yerleşenler ile uzun süreli yerleşikler arasında belirgin bir vergi yükü farkı yaratıyor. Yasa koyucu bu farklılığı uluslararası vergi rekabeti ve nitelikli sermayeyi çekme politikasıyla gerekçelendiriyor. Eşitlik ilkesi açısından sorgulanabilir olmakla birlikte, nesnel ve makul bir ayrım gerekçesinin varlığı halinde Anayasa Mahkemesi içtihadı bu tür farklı muameleyi anayasaya aykırı saymıyor.

Sonuç – Son Söz;

Geçici Madde 19, vergi hukuku tekniği açısından iç tutarlı bir yapı kuruyor. Suçtan elde edilmediği sürece beyan edilen varlık için güvence sağlam; taahhüt sistemiyle vergi maliyeti sıfıra kadar indirilebiliyor.

Ancak kanunun sağladığı güvence yalnızca vergi boyutunu kapsıyor. Kara para mevzuatı, terörün finansmanı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamındaki suçlar ve gümrük kaçakçılığı bakımından hiçbir dokunulmazlık tanınmıyor. Kanun bu konuda açıkça susmuş; “diğer mevzuat” kaydıyla bu alan bilinçli olarak dışarıda bırakılmış. Kanun koyucunun bu yaklaşım, anayasal kamu barışı ve düzenini doğrudan ilgilendirmesi ve suçun önlenmesi bakımından doğru olmakla birlikte uygulamada bu ayrımın gözden kaçırılması bu yasadan faydalanmak isteyen kişiler bakımından ciddi hukuki riskler de doğurabilecektir. Bu sebeple bu kanundan faydalanmak isteyenlerin mutlaka profesyonel kişilerden (uzman vergi danışmanları ve hukukçulardan) destek almalarında fayda bulunmaktadır.

Türkiye’nin FATF gri listesinden çıkmış olması önemli; ancak bu sürecin korunması için varlık barışı uygulamasının AML/CFT çerçevesiyle çelişmemesi gerekiyor. Uygulamanın önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği hem mükellefler hem de uluslararası izleme organları açısından belirleyici olacak.

Mükelleflerin bu düzenlemeden yararlanmadan önce varlığın menşeini, tutarın büyüklüğünü ve ülke mevzuatlarını birlikte değerlendirmesi; hem vergi hem de hukuk danışmanlarıyla koordineli hareket etmesi gerekiyor.

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDr. YMM Arif AYLUÇTARHAN

Av. Ali Barış ÇABUK 

 

 

 

 

Kaynakça

  • 7582 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Resmî Gazete, 4 Haziran 2026.
  • Mülga 4208 sayılı Kara paranın Aklanmasın Önlenmesi Hakkında Kanun,
  • Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu,
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun.
  • 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu.
  • 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu.
  • 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu.
  • 7338 Sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu.
  • 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu.
  • 4458 Sayılı Gümrük Kanunu.
  • 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname,
  • 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi,
  • 09.01.2008 tarih ve 26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik
  • FATF (2024). Outcomes FATF Plenary, June 2024. Paris: FATF.
  • Öncel, Mualla; Kumrulu, Ahmet ve Çağan, Nami (2002). Vergi Hukuku. Ankara: Turhan Kitabevi.
  • Özbalcı, Yılmaz (2000). Gelir Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları. Ankara: Oluş Yayıncılık.

EĞİTİM PROGRAMI

Finansal Raporlama Perspektifiyle Kurumsal Suistimal Analizi ve Önlenmesi

1. EĞİTİMİN AMACI

Bu eğitimin amacı;

  • Suistimal kavramını muhasebe ve finansal raporlama bağlamında sistematik biçimde ele almak,
  • Finansal tablolar üzerinden suistimal sinyallerini analiz edebilme becerisi kazandırmak,
  • Muhasebe bilgi akışındaki kontrol zafiyetlerini tespit edebilme yetkinliği geliştirmek,
  • Kurumsal riskin hukuki, vergisel ve yönetsel sonuçlarını bütüncül bir çerçevede değerlendirebilmek,
  • Önleyici iç kontrol ve etik altyapının nasıl kurulacağını göstermek.

Bu eğitim teorik farkındalık değil; finansal veri üzerinden analitik düşünme pratiği kazandırmayı hedefler.

2. EĞİTİMİN İÇERİĞİ

2.1 Kavramsal Çerçeve

  • Fraud kavramı ve kapsamı
  • Fraud üçgeni (baskı – fırsat – rasyonelleştirme)
  • Suistimal türleri

2.2 Muhasebe ve Finansal Raporlama Altyapısı

  • Bilanço denklemi ve risk alanları
  • Gelir tablosu manipülasyon teknikleri
  • Muhasebe kayıt yapısı ve kontrol noktaları

2.3 Finansal Tablolarda Suistimal İzleri

  • Mizan tutarsızlıkları
  • Gider hesaplarında anormal artışlar
  • Kasa/banka hareketlerinde uyumsuzluk
  • Nakit akımı – kârlılık çelişkisi
  • Oran analizi ile risk tespiti

2.4 Vaka Analizleri

  • Mini uygulama vakaları
  • Uluslararası finansal skandalların analizi
  • RS Motor vaka çalışması üzerinden teknik değerlendirme

2.5 İç Kontrol ve Önleme Mekanizmaları

  • Görevler ayrılığı
  • Yetki ve onay sistemleri
  • İç denetim ve sürekli kontrol
  • COSO çerçevesi

2.6 Hukuki ve Vergisel Boyut

  • TCK, VUK ve TTK kapsamında sorumluluk
  • Yönetim kurulu ve üst yönetim yükümlülükleri
  • Suistimalin cezai ve mali sonuçları

3. EĞİTİM KAZANIMLARI

Eğitim sonunda katılımcılar:

Analitik Yetkinlik

  • Finansal tablolar üzerinden potansiyel suistimal sinyallerini ayırt edebilir.
  • Oran analizi ve karşılaştırmalı analiz yoluyla risk değerlendirmesi yapabilir.

Teknik Bilgi

  • Gelir ve gider manipülasyon tekniklerini tanımlar.
  • Kayıt düzeni üzerinden sistem zafiyetlerini tespit eder.
  • Nakit akımı ile kârlılık arasındaki tutarsızlıkları yorumlar.

Kontrol Perspektifi

  • İç kontrol mekanizmalarının hangi noktada kırıldığını analiz eder.
  • Görevler ayrılığı ve yetki dağılımının önemini kavrar.

Hukuki Farkındalık

  • Suistimalin cezai ve yönetsel sonuçlarını değerlendirir.
  • Yönetim sorumluluğu ile finansal raporlama arasındaki ilişkiyi açıklar.

Stratejik Bakış

  • Reaktif değil, önleyici risk yönetimi yaklaşımı geliştirir.
  • Kurumsal etik kültürünün finansal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini analiz eder.

TEKLİF ALMAK İÇİN:

arif.ayluctarhan@istanbul.edu.tr

MRP Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir mi?

Satınalma Mrp Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir Mi
Satınalma MRP Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir mi?

MRP Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir mi?

Prof. Dr. Murat ERDAL – merdal@istanbul.edu.tr

Bu haftadan itibaren “Satınalma Pratikleri” köşesinde, satınalma, planlama, tedarikçi ve sözleşme yönetiminden sahaya dönük kısa notlar paylaşacağız.

Üretim tesislerinde satış, operasyon planlama ve tedarik zinciri arasındaki ilişkinin gücü,

Satınalma Mrp Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir Mi
MRP Hatası Büyük Müşteri Kaybettirir mi?

şirketin geleceğine doğrudan yön verir.Tedarik zincirlerinin başarısı müşteriyi mutlu etmekten geçer. Bunun ilk adımı müşteri taleplerini doğru anlamak, satış tahminlerini sağlıklı değerlendirmek ve pazardan gelen sinyalleri iyi okumaktır. Satış tahminlerindeki doğruluk yüzdesi ve plan stabilitesi şirketin tüm operasyonlarına yön verir.

Müşteri portföyünüz çok değerlidir. Bu portföyü iyi şekilde analiz etmelisiniz. Müşterilerin büyüklükleri, sipariş hacim ve sıklıkları, karlılık seviyeleri ve coğrafi dağılımları sizi doğrudan etkiler. Portföyünüzde 2-3 müşteri toplam kapasitenizin % 60-70 civarını yönetiyorsa öncelikleriniz büyük müşteriler (key account) olacaktır. Onları ne kaybetmek istersiniz ne de kısa sürede onların yerine büyük bir müşteri kazanamazsınız.
Kilit müşteriler şirketin üretim sürekliliğini, nakit akışını ve gelecek planını doğrudan etkileyen stratejik hesaplardır. İşte bu noktada planlama kritik hale gelir.

Planlama bu işin beyni ise iyi bir koordinasyona ihtiyaç var.

Planlama, satıştan gelen değerlendirmeleri, öngörüleri ve tahminleri somut üretim aksiyonuna dönüştürür. Hangi ürünün, ne zaman, ne miktarda üretileceği çalışılır. Ana üretim planı, kapasite planlama, hat ve makine kullanımı, insan kaynağı ve vardiya düzeni bu çerçevede şekillenir.

Satınalma ise bu planın malzeme tarafını yönetir. Ne zaman, hangi malzemeye, ne kadar ihtiyaç olduğunu değerlendirir. Tedarik süresi, mevcut stok, açık siparişler, tedarikçi kapasiteleri ve alternatif kaynaklar satınalma kararlarının temel girdileridir. Burada Malzeme İhtiyaç Planlaması (MRP) devreye girer. MRP, üretim planını malzeme ihtiyacına çevirir. Doğru çalıştığında satın almaya güçlü bir yol haritası verir.
Hatalı çalıştığında ise zincirin tamamını riske sokar.

MRP hatası büyük müşteri kaybettirir mi?

Net olalım. Evet, kaybettirebilir. Bazen tek bir malzemenin gözden kaçması üretim operasyonlarında büyük sıkıntılara neden olabilir. Ürün ağacındaki eksik veya hatalı bilgi satınalma ihtiyacını yanlış üretir. Risk kapıyı çalar. Şirket içerisinde işler karışır.
Toplantılar ve yazışmalar birbirini kovalar.

Son dakika ve acil çözüm üretme arayışı hız kazanır. Ramak kala durumu yaşanır.
Ekibin tüm üyeleri uykusuz kalır. İş yerinde stres artar. Sonuçta üretim durma riskiyle karşı karşıya kalır.

Ya zamanında bin bir türlü çaba ile çözersiniz. Ya da müşteriye termin sapması yaşatırsınız. Sonuç: Büyük müşterinin gözünde tedarikçi güvenilirliğiniz yara alır.
Her şey performans değerlendirme (KPI) ile raporlanır.

Büyük müşteriye ilişkiyi sonlandırması için güçlü bir koz verilmiş olmaz mı?

Büyük müşteriler büyük balıklar gibidir. Onların peşinden koşan, onları kazanmak isteyen çok sayıda üretici ve avcı satışçı vardır. Siz hata yaptığınızda, birçok ülkeden farklı üreticiler (Uzak Doğu ve özellikle Çin) aynı müşteriye daha iyi termin, daha uygun fiyat veya daha güvenli tedarik vaadiyle çoktan yaklaşmış olabilir.

Bu nedenle MRP hatası içeride teknik bir planlama problemi gibi görülmemelidir.

Büyük müşterinin gözünde bu hata, tedarikçi güvenilirliğini sorgulatan güçlü bir argümana dönüşebilir. Bu nedenle üretim tesislerinde MRP, planlama ve satınalma entegrasyonu yalnızca teknik bir konu değildir. Doğrudan müşteri ilişkisi, gelir sürekliliği ve şirketin geleceği ile ilgilidir.

Şirket olarak kendimize şu soruyu soralım:

Büyük müşterilerimize verdiğimiz teslimat sözünün arkasında gerçekten güvenilir bir satış, operasyon planlama ve satınalma sistemi var mı?

Anahtar Sözcükler: Satınalma, MRP, üretim, operasyon, planlama, satış, Malzeme İhtiyaç Planlaması

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGenç işsizliği, Avrupa’da ve hatta dünyada son yılların en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarından biri olarak kabul görmektedir. Uzun vadede genç işsizliği, ortalama hane halkı gelirinin azalmasına ve adaletsizliklerin artmasına sebebiyet vereceğinden; bu sorun bir an evvel ciddiye alınmalı ve hızla kalıcı çözümler geliştirilerek müdahale planları yürürlüğe alınmalıdır.

Genç işsizliği için toplumların ve ülkelerin sosyal dayanışmayla mücadele etmesi gerekmektedir. Çünkü genç işsizliği sosyal dışlanma gibi ciddi başka bir sorunu da tetiklemektedir. Genç işsizliği toplumda uzun vadeli olumsuz etkilere yol açmaktadır.  Öyle ki gençlik döneminde 1 sene yaşadığı genç işsizliği yüzünden bir bireyin 40 yaşına geldiğinde yıllık gelirinin %21 oranında azalabileceği öngörülmektedir. Hatta 23 yaşından önce sadece 3 ay süreli yaşanan genç işsizliğinin ise bireyin sonraki yıllarda (28 ile 35 yaşları arasında) fazladan 2 ay işsizlik yaşamasına neden olacağı tahmin edilmektedir. Daha uzun süreli genç işsizliği ise gelecekte var olabilecek bu sorunların daha uzun vadeye yayılmasına neden olacaktır.

Gelecek nesillerin daha içinden çıkılamayan ve telafisi mümkün olmayan uzun süreli işsizlik problemlerine maruz kalması ile kişisel maliyetler artacak, ekonomide üretim ve ekonomik büyüme potansiyeli düşecek ve ekonomide önemli ölçüde bir atıl kapasite ortaya çıkacaktır. Kaynak israfı olarak kabul edilen genç işsizliği, insan kaynağının verimli kullanılmaması sonucu ekonominin güçlenememesine ve gelişmişlik seviyesinin istenilen düzeylere ulaşamamasına neden olarak; küresel ölçekte ekonomiler arasında rekabette üstünlük sağlanamamasına da sebebiyet vermektedir.

Genç işsizliği ekonomik olumsuzlukların yanı sıra düzensiz beyin göçüne de neden olmaktadır. Ülkesinde istihdam olanağı bulamayan genç nüfus istihdama daha rahat erişim sağlayabileceği yeni ülke arayışına girmektedir. Göç için ilk akla gelen ülkelerin başında ise Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler gelmektedir. Halbuki son dönemde dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz Avrupa ülkelerindeki istihdam imkanlarına da olumsuz etki etmektedir. Avrupa ülkelerinde yaşayan Avrupalı bir genç bile var olan ekonomik zorluklardan dolayı oldukça belirsiz ve kısıtlı koşullarda istihdam arayışını sürdürmektedir. Yani işgücü piyasasına girmeye çalışan Avrupalı bir genç ​​için bu dönem oldukça zor bir dönemdir.

Avrupa’da gençlerin iş bulma çabaları sonuçsuz kalmakta ve gençlerin karşılaştığı sorunlar gençlerde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan birçok sağlık probleminin baş göstermesine neden olmaktadır. Üstelik gençlerdeki bu sağlık sorunları genç işsizliğin süresinin uzaması ile beraber orantısız bir şekilde artmaktadır. Genç işsizliği hem işsiz olan hem de işsiz kalmaktan korkan gençlerde mutsuzluğa neden olmaktadır. Gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alan Avrupa ülkelerinde dahi güvencesizliğinin yüksek olduğu böylesi bir dönemde ve gençlerde var olan yüksek düzeyde stres ve mutsuzluğun gençlerde hem zihinsel hem de fiziksel sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır.

Genç işsizliğinin beraberinde getirdiği mutsuzluk ve stres sadece toplum için değil, bireyler için de son derece maliyetlidir. Dahası, bu tür psikolojik etkilerin uzun vadeli daha trajik sonuçları olması da muhtemeldir. Gençler dışlanma ile suça daha yatkın olabilmektedir.  Özetle, işsizlik gençler ve hatta toplumun tüm bireyleri için kötüdür. Ancak, işsizlik özelinde genç genç işsizliğinin olumsuz sonuçlarının büyük ölçüde işsizliğin kendisinden ziyade uzun vadeli işsizlikle ilişkili olması durumu başlı başına bir sorundur.

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSon yıllarda, işsizlik özelinde genç işsizliğinin genel işsizlikten daha endişe verici bir sorun olduğu bilim insanları tarafından daha fazla kabul görmektedir. Dolayısıyla bu temel sorunun olabilecek en kısa sürede çözümüne yönelik adımların atılması ve eylem planlarının uygulamaya dökülmesi gelişmekte olan ya da gelişmiş hemen hemen her ülke için hayati önem  arz etmektedir.

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

TETZ 2026’da Yapay Zekâ Çağında Etik Değerler ve Eğitim Diplomasisi Masaya Yatırıldı

Tetz 2026da Yapay Zekâ Caginda Etik Degerler Ve Egitim Diplomasisi Masaya Yatirildi (1)

Millî Eğitim Bakanlığı himayesinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde panellerle devam etti. “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı oturumda; UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen, yapay zekâ çağında küresel dijital uçurumu kapatmanın, etik sınırları çizmenin ve eğitimde “karakter ile bilgelik” yetiştirmenin yollarını kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı.

Millî Eğitim Bakanlığı himayelerinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde dünya çapında isimlerin katıldığı önemli panellerle devam ediyor.

Küresel dönüşümü “Devletler”, “Kurumlar” ve “Şirketler” olmak üzere üç farklı perspektiften ele alan TETZ 2026 kapsamında, günün ikinci büyük oturumu olan “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı panel gerçekleştirildi. Sektörel standartları ve küresel iş birliklerini şekillendiren uluslararası kurumların temsil edildiği panelde; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen konuşmacı olarak yer aldı. 

Irina Bokova (1)
UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova

Irina Bokova: “Hala 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların çoğunluğu kadın”

Konuşmasına sosyal kapsayıcılık, ekonomi, refah ve barış temalı bu zirveye davet edilmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan UNESCO Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki UNESCO’nun, dünyada “herkes için eğitim” kavramını öne süren kurum olduğunu hatırlattı.

Eşitlik arayışında eğitimde kalitenin ve yaşam boyu öğrenimin kritik bir rol oynadığını vurgulayan Bokova, yapay zekânın eğitim dahil olmak üzere nasıl etik bir şekilde kullanılabileceği konusunun, teknolojinin kamunun yararına hizmet etmesi gereken kesişim noktasında durduğunu belirtti.

“Yapay zekada da ilaç sektöründeki gibi denetim süreci olmalı”

Yapay zekânın olumsuz durumlar için ikna edilebilmesi, ahlak ve değerler konusunda açık kapılar barındırması ve bazen insanlara zarar vermeye teşvik edebilmesi gibi risklerin kontrol edilip edilemeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Bokova, şu açıklamada bulundu:

“Örneğin ilaç sektöründe çok büyük bilimsel araştırmalar var ama bugün sahip olduğunuz ilaçlar ve tıbbi cihazlar ciddi testlerden geçiyor ve bir onaylama süreci oluyor. Bence benzer bir onaylama ve denetim süreci yapay zekâ için de geçerli olmalı. Yapay zekâyı durdurmadan ama çok net kurallarla bunun takip edilmesi gerekiyor. İnsan haklarıyla ilgili kaygılar da var ve ben inanıyorum ki bu işin temelinde mutlak surette etik olmalı.”

Dünyada daha önce yaklaşık 4 milyar kişinin internete erişimi olmadığını, UNESCO bünyesinde kurulan Geniş Bant Komisyonu sayesinde insanlara dijital araçlara erişim imkânı sunulduğunu belirten Bokova, şunları kaydetti:

“Bakın bugün dünyada hâlâ 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Kovid-19 döneminde okullar kapanınca her şeyin online yapılabileceğini düşündük ama maalesef öyle olmadı. Öğretmenler bu dijital araç gereçleri kullanmak için eğitimli değildi ve geniş bant internet kullanımında eşitsizlikler vardı. Bugünü düşündüğümüzde yapay zekayla ilgili karşımızda duran en büyük görev, küresel ve adil bir alan yaratmaktır. Bu konuyla ilgili öğretmenlere içerik ve gerekli imkanlar verilmeli. Sadece çocuklara tablet dağıtarak iş bitmiyor. Mevcut programların dili yerel kültürlere uymuyor, bu yüzden yazılımların dili yerel kültüre adapte edilmeli ve daha fazla açık kaynak sunulmalı. Çocukların bunlara doğrudan erişmesi gerekiyor. Birçok alanda büyük bir sıçrama yapmak için fırsatımız var ama bunun için doğru yaklaşımı seçmeliyiz. Ancak o zaman doğru potansiyeli ortaya koyabiliriz.”

Uluslararası kurumsal düzeydeki dijital ayrımı kapatmak için paydaşların birlikte nasıl çalışabileceğine değinen Bokova; akademisyenlerin, uzmanların, liderlerin, özel sektörün ve kamunun hepsinin bu sürece dahil olduğu bir ekosistem kurulması gerektiğini kaydetti. Sürdürülebilir bir gelecek için çevre bilincinin önemine de değinen Irına Bokova, sorulan soru üzerine Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği Sıfır Atık Vakfı çalışmalarını çok kıymetli olduğunu belirterek, doğayla kurulan bu dengede eğitimin de kurucu bir rol üstlendiğini vurguladı.

José María Figueres Olsen: “Pusulamız doğru değilse yapay zekânın yıkıcı ve tahrip edici etkileri olur”

José María Figueres Olsen (1)
Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen

Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen ise konuşmasına TETZ gibi bir zirveyi gerçekleştirmek için insanlık tarihini şekillendiren İstanbul’dan daha iyi bir yer olamayacağını belirterek, eğitimin insanları birleştiren bir köprü olduğunu vurguladı.

Yapay zekânın genellikle sadece teknolojik bir devrim olarak adlandırıldığını ifade eden Olsen, bu durumun sıradan bir teknoloji hamlesinden çok daha büyük, “medeniyetler bağlamında” bir devrim olduğunu söyledi.

Makinelerin giderek daha akıllı hale geldiğini ve gelmeye de devam edeceğini belirten Olsen, bu durumun insanlığa “akıllı olmanın ne demek olduğunu yeniden tanımlama” fırsatı verdiğine dikkati çekti.

“Bu yüzyılda yetkinlik değil artık karakter ödüllendirilmeli”

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca eğitim ve iş dünyasında hep teknik “yetkinliğin” ödüllendirildiğine dikkat çeken Olsen, içinde bulunduğumuz yapay zekâ çağında ise yetkinlikten ziyade “karakterin” ödüllendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Dünyanın her yerinde çatışmaların yaşandığı zorlu bir dönemden geçildiğini, demokratik kurumlara duyulan güvensizliğin ve yıkıcı değişimlerin etkilerinin hissedildiğini belirten Olsen, şu ifadeleri kullandı:

“Değerler bu çağda çok önemli. Çünkü eğer bizim ahlaki pusulamız doğru değilse ve yapay zekâyı doğru yönlendiremezsek, teknolojinin çok ciddi yıkıcı ve tahrip edici etkileri olabilir; toplumdaki güvensizliği daha da artırabilir. Etik ve ahlaki değerler konusuna baktığımızda yapay zekâ çok kritik bir eşikte duruyor ancak bazen bu kısmı gözden kaçırabiliyoruz. Çünkü teknoloji bu insani hususları kendi kendine çözmüyor. Ben şahsen yapay zekâ teknolojisine hayranım; bize sağladığı ilave kabiliyetler ve katkılar tartışılmaz ancak bir yandan da etik konuları ıskalamamalıyız. Yapay zekâ bir araçtır, iyi ya da kötü amaçla kullanılabilir, istendiğinde kötü şeyler de yapabilir. İşte tam da bu yüzden öğretmenlerin rolü günümüzde çok daha önemli hale geldi. Çocuklara etik değerlerin öğretilmesinde öğretmenler her zaman önemli olacak.”

Yapay zekânın bir medeniyet devrimi olurken aynı zamanda dijital ayrımı ve eşitsizliği artırıp artırmayacağına yönelik soru üzerine yakın tarihte Afrika’daki cep telefonun yaygınlaşması ve güneş enerjisinden faydalanılması gibi iki büyük örnek veren Olsen, geçmişteki devrimlerin de ilk başta kötülük getireceğinin ve uçurumları artıracağının düşünüldüğünü ancak aksine insanları bir araya getirdiğini belirtti.

José María Figueres Olsen, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Yapay zekâ neredeyse her şeyi yapabilir ve yapmaya devam edecek ancak muhakeme, etik ve liderlik alanında asla usta olamayacaklar. Yapay zekânın geleceği ve yönetimi sadece hükümetlerin eline bırakılacak bir konu değildir. Tüm insanlığın ve toplumun bu yeni toplum sözleşmesine aktif olarak katkı sağlaması gerekmektedir.”

Fuar stantları ve interaktif alanlar ziyaretçilerini bekliyor

Zirveyle eş zamanlı düzenlenen fuarda ise teknolojiyle ilişkili çok sayıda şirket stant açtı.  Girişimcilik oturumları ve deneyim alanlarıyla katılımcılara etkileşimli bir ortam sağlanıyor. Fuar alanının temel hedeflerinden biri, yerli ve millî eğitim teknolojisi şirketlerini uluslararası platformlarla buluşturmak ve girişimlerin küresel pazara açılımını desteklemek olarak belirlendi.

Ziyaretçilere çok sayıda oturum, workshop ve sürpriz etkinliklerle eşsiz bir deneyim sunan TETZ 2026 kapsamında, interaktif alanlar da sektöre yön verecek. Etkinlik süresince “Açık Sahne, Çocuk Dijital Deneyim Alanı, İnteraktif Öğrenme Sınıfı ve Kuluçka Merkezi” gibi özel alanlar, 28 Haziran’a kadar teknoloji ve eğitim meraklılarının ziyaretine açık olacak.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde hayata geçen TETZ 2026, yapay zekayı merkezine alan uluslararası bir eğitim teknolojileri etkinliği olarak Türkiye’nin bu alandaki kararlılığını ve küresel vizyonunu güçlü biçimde yansıtmayı hedefliyor.

Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi İş Birliğiyle Genç Kadınlar Geleceğe Güçlü Adım Atıyor

Gelecek Atölyesi 1

Dünyanın önde gelen toplu ulaşım aracı üreticilerinden Karsan, sosyal sorumluluk alanında da güçlü projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi ve Borçelik Teknik Akademi  ortaklığında yürütülen Gelecek Atölyesi projesi, ilk mezunlarını verdi. Şubat 2026’da başlayan ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüşen proje, genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefliyor. Aynı zamanda eğitimden çalışma hayatına geçiş süreçlerini destekleyene proje, teknik mesleklerde kadınların daha görünür olmalarını ve eşit fırsatlara dayalı istihdam olanaklarına erişimlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Proje ile öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçladıklarını söyleyen Karsan CEO’su Okan Baş, “Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modeller yetiştirilerek sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

“Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” olma vizyonuyla dünyada toplu taşımanın dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, bir yandan da sosyal hayatı ve eğitimi desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan’ın proje ortağı olduğu Bursa’da mesleki ve teknik eğitim alan kız öğrencilerin iş hayatına hazırlanmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Gelecek Atölyesi” projesi, ilk mezunlarını verdi. Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrenciler için 5 Haziran 2026 tarihinde Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde mezuniyet töreni düzenlendi.

Kapsamlı bir farkındalık programına dönüştü!

5 Haziran’da gerçekleştirilen mezuniyet töreni yalnızca proje katılımcılarıyla sınırlı kalmadı; okulun tüm öğrencilerine açık olarak düzenlenen etkinlik, çalışma hayatı, sendikal haklar ve kadınların sanayideki rolüne ilişkin önemli mesajlar paylaşıldı. Genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen proje, Şubat 2026’da başladı ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüştü.

Proje kapsamında öğrenciler; iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve kalite yönetim sistemleri, sürdürülebilirlik, özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, iletişim becerileri, takım çalışması ve çalışma hayatında eşitlik gibi birçok alanda eğitim alma fırsatı buldu. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen firma ziyaretleri sayesinde öğrenciler üretim süreçlerini yerinde gözlemleyerek sanayi dünyasını yakından tanıma ve iş yaşamına dair önemli deneyimler edinme imkanı elde etti. Program süresince edinilen bilgi ve deneyimler, katılımcıların yalnızca teknik becerilerini değil, aynı zamanda çalışma yaşamına ilişkin farkındalıklarını ve kariyer planlama yetkinliklerini de geliştirdi. Böylece genç kadınların gelecekteki istihdam yolculuklarına daha güçlü hazırlanmaları desteklendi.

Yeni rol modellerin yetişmesine katkı sunuyoruz!

Konu hakkında açıklama yapan Karsan CEO’su Okan Baş, “Gelecek Atölyesi Projesi; Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO’nun ortak vizyonuyla, genç kadınların teknik alanlarda daha görünür, daha güçlü ve daha donanımlı bireyler olarak iş hayatına hazırlanmasını hedefliyor. Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yürütülen proje, sanayi ile eğitim dünyası arasında güçlü bir köprü kurarken öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçlıyor. Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modelleri yetişmesine katkı sunarak sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Okul müdürü Vedat Sevinç’in açılış konuşması ile başlayan programın ilk bölümünde çalışma hayatının önemli paydaşları olan işçi ve işveren sendikalarının rolü ele alındı. Açılış bölümünde yaptığı değerlendirmede teknik eğitim alan genç kadınların desteklenmesinin daha kapsayıcı iş gücü piyasalarının oluşmasına katkı sunduğunu vurgulayan ILO Türkiye Ofisi Kıdemli Proje Koordinatörü Ebru Özberk Anlı, kamu kurumları, eğitim kuruluşları ve özel sektör arasında geliştirilen iş birliklerinin genç kadınların nitelikli istihdama erişiminde önemli rol oynadığını ifade etti.

Türk Metal Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Serhat Erken ile MESS’i temsilen Avukat Emre Büyükkarabostanoğlu tarafından gerçekleştirilen oturumda, sendikal yapıların görevleri, çalışma hayatındaki rolleri ve sosyal diyaloğun önemi öğrencilerle paylaşıldı. Oturum, çalışma hayatının temel aktörleri arasında sosyal diyaloğun önemini gençlere aktarması bakımından da dikkat çekti. Sosyal diyalog, ILO’nun insana yakışır iş gündeminin temel unsurlarından biri olarak çalışma yaşamında kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlıyor.

Günün ikinci oturumunda Karsan Endüstriyel İlişkiler ve İdari İşler Yöneticisi  Mete Renklidağ tarafından “Çalışma Hayatında Kadın Hakları” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda kadın çalışanların iş yaşamındaki hakları, fırsat eşitliği uygulamaları ve kapsayıcı çalışma kültürünün önemi ele alındı.

13 kız öğrenci sertifikalarını aldı!

Etkinliğin en ilgi çekici bölümlerinden biri ise “İlham Veren Kadın Mühendisler ve Operatörler” paneli oldu. Moderatörlüğünü ILO Türkiye Ofisi’nden Kıdemli Program Yöneticisi Ebru Özberk Anlı’nın üstlendiği panelde, Karsan’dan Operasyonel Mükemmellik Yöneticisi Merve Bükücü Cengiz ve Üretim Takım Lideri Esin Açıkkol ile Borçelik’ten Teknik Eğitim Gelişim Yetkili Uzmanı Özlem Zehra Erbil öğrencilerle bir araya geldi.

Kendi kariyer yolculuklarını paylaşan konuşmacılar; mühendislik ve üretim alanlarında karşılaştıkları deneyimleri, başarı hikâyelerini ve genç kadınların teknik mesleklerde daha görünür olması için atılması gereken adımları anlattı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde, sanayide kadın istihdamının artırılmasının yalnızca eşitlik açısından değil, sürdürülebilir kalkınma ve nitelikli iş gücü açısından da kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Panelde ayrıca, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuklarında karşılaştıkları engellerin aşılmasında rol modellerin, mentorluk mekanizmalarının ve kapsayıcı işyeri uygulamalarının önemine dikkat çekildi.

Panelin ardından Gelecek Atölyesi projesinin koordinasyonunu yürüten Karsan Eğitim ve Gelişim Sorumlusu Zeynep Aydın kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Proje süresince öğrencilerin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getiren Aydın, Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi iş birliğiyle hayata geçirilen çalışmanın genç kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sunmasından gurur duyduklarını ifade etti. Aydın’ın konuşmasının ardından sertifika törenine geçildi ve programı başarıyla tamamlayan 13 kız öğrenciye sertifikaları takdim edildi.

İlk mezunlarını veren Gelecek Atölyesi, genç kadınların teknik eğitimden istihdama geçişini destekleyen sürdürülebilir bir model olarak önümüzdeki dönemde daha fazla öğrenciye ulaşmayı hedefliyor.

Gelecek Atölyesi 1

Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik Kavramı

Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı

Kadir HANÇER

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik KavramıSağlık işletmeleri tıbbi hizmet, idari yönetim, finans, depo, satınalma, klinik birimler, ameliyathane, laboratuvar, eczane ve teknik hizmetler gibi çok sayıda departmanın eş zamanlı çalıştığı karmaşık yapılardır. Bu yapılarda lojistik ve satınalma faaliyetleri yalnızca malzeme temininden ibaret değildir. Hasta güvenliği, hizmet sürekliliği, maliyet kontrolü, stok optimizasyonu ve departmanlar arası koordinasyon açısından stratejik bir işleve sahiptir. Bu makalede “nörolojistik” kavramı, multidisipliner sağlık işletmelerinde departmanlar arasında dolaşan ihtiyaç sinyallerini algılayan, değerlendiren ve lojistik-satınalma kararlarına dönüştüren bütünleşik bir yönetim yaklaşımı olarak ele alınmaktadır. Kavram, sağlık işletmesini canlı bir organizmaya departmanlar arası bilgi, malzeme ve karar akışını ise sinir sistemi benzeri bir koordinasyon ağına benzetmektedir.

1. Giriş

Günümüz sağlık işletmeleri yalnızca tedavi hizmeti sunan kurumlar değil, aynı zamanda yüksek düzeyde lojistik, finansal, teknolojik ve yönetsel koordinasyon gerektiren karmaşık organizasyonlardır. Bir hastanede doğru malzemenin doğru zamanda, doğru miktarda, doğru birime ve uygun maliyetle ulaştırılamaması klinik hizmetlerin aksamasına, hasta memnuniyetinin düşmesine, maliyetlerin artmasına ve hatta hasta güvenliğinin riske girmesine yol açabilir.

Bu nedenle lojistik ve satınalma departmanları, sağlık işletmelerinde destek birimi olmanın ötesine geçerek stratejik karar merkezleri hâline gelmektedir. Ancak birçok kurumda satınalma, depo, klinik birimler, finans ve yönetim arasındaki iletişim parçalı yürütülmektedir. Bu durum, gereksiz stok birikimi, kritik malzeme eksikliği, acil satınalma baskısı, tedarikçi bağımlılığı ve departmanlar arası çatışma gibi sorunlara neden olabilmektedir.

Bu makalede “nörolojistik” kavramı, sağlık işletmelerinde lojistik ve satınalma süreçlerinin departmanlar arasında aktif biçimde hareket eden, bilgiyi yerinde toplayan, ihtiyaçları önceden algılayan ve karar mekanizmalarına ileten dinamik bir koordinasyon sistemi olarak yeniden tanımlanmasını amaçlamaktadır.

2. Nörolojistik Kavramının Tanımı

Nörolojistik, “nöro” ve “lojistik” kavramlarının birleşiminden oluşan kavramsal bir yaklaşımdır. Burada “nöro” ifadesi, insan sinir sisteminin algılama, iletme, değerlendirme ve tepki üretme fonksiyonlarına gönderme yapmaktadır. “Lojistik” ise sağlık işletmesi içinde malzeme, bilgi, insan gücü, stok, satınalma ve tedarik süreçlerinin planlı yönetimini ifade eder.

Bu bağlamda nörolojistik, multidisipliner sağlık işletmelerinde departmanlardan gelen ihtiyaç sinyallerini algılayan, bu sinyalleri satınalma ve lojistik kararlarına dönüştüren, departmanlar arasında koordinasyon sağlayan ve hizmet sürekliliğini güvence altına alan bütünleşik yönetim modelidir.

Nörolojistik yaklaşımda lojistik ve satınalma departmanı pasif bir sipariş karşılama birimi değildir. Aksine, klinik ve idari departmanlar arasında aktif olarak hareket eden, sahadan veri toplayan, ihtiyaçları analiz eden ve yönetime erken uyarı sağlayan stratejik bir merkezdir.

3. Sağlık İşletmelerinde Departmanlar Arası Lojistik Satınalma Deplasmanı

“Deplasman” kavramı burada fiziksel ve yönetsel hareketliliği ifade etmektedir. Lojistik satınalma deplasmanı, satınalma ve lojistik ekiplerinin yalnızca ofis veya depo merkezli çalışmak yerine, departmanlar arasında aktif biçimde dolaşarak ihtiyaçları yerinde gözlemlemesi, kullanıcı birimlerle doğrudan iletişim kurması ve karar süreçlerine sahadan veri taşıması anlamına gelir.

Örneğin ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, gibi birimler farklı hız, hassasiyet ve risk düzeylerine sahiptir. Acil serviste ihtiyaç duyulan bir sarf malzemesinin gecikmesi hizmet akışını doğrudan etkileyebilirken, laboratuvarda kullanılan bir kitin tedarik sorunu tanı süreçlerini aksatabilir. Nörolojistik yaklaşım, her departmanın operasyonel ritmini anlamayı ve satınalma kararlarını bu ritme göre şekillendirmeyi hedefler.

Bu modelde satınalma ve lojistik uzmanı, yalnızca talep formu bekleyen kişi değil departmanların ihtiyaçlarını erken fark eden, stok davranışlarını izleyen, tedarik risklerini öngören ve alternatif çözüm geliştiren bir koordinasyon aktörüdür.

4. Nörolojistik Modelin Temel Bileşenleri

4.1. İhtiyaç Sinyallerinin Algılanması

Her departman, kullandığı malzeme, ilaç, cihaz, sarf ve hizmet ihtiyacı üzerinden kuruma sürekli sinyal gönderir. Bu sinyaller tüketim hızı, stok seviyesi, acil talep sıklığı, hasta yoğunluğu, mevsimsel değişim ve klinik önceliklerle ilgilidir. Nörolojistik sistemin ilk görevi bu sinyalleri doğru okumaktır.

4.2. Bilgi Akışının Sinir Ağı Gibi Kurulması

Sağlık işletmesinde bilgi yalnızca üst yönetime doğru değil, yatay olarak departmanlar arasında da akmalıdır. Ameliyathane, depo, satınalma, finans, biyomedikal, eczane ve klinik birimler arasında düzenli bilgi paylaşımı sağlanmadığında lojistik kararlar eksik veriyle alınır. Nörolojistik, bu birimler arasında sinir ağına benzer hızlı ve güvenilir bir iletişim yapısı kurulmasını önerir.

4.3. Satınalma Kararlarının Klinik Önceliklerle Uyumlandırılması

Sağlık işletmelerinde en ucuz ürünü almak her zaman en doğru satınalma kararı değildir. Ürünün kalitesi, hasta güvenliğine etkisi, kullanım kolaylığı, klinik uygunluğu, tedarik sürekliliği ve toplam maliyeti birlikte değerlendirilmelidir. Nörolojistik yaklaşım, satınalma kararlarını yalnızca fiyat temelli değil, klinik değer ve operasyonel süreklilik temelli ele alır.

4.4. Stok ve Depo Yönetiminde Erken Uyarı Sistemi

Nörolojistik modelde depo, yalnızca ürünlerin saklandığı alan değil, kurumun lojistik hafızasıdır. Kritik stok seviyeleri, sık tüketilen ürünler, miadı yaklaşan malzemeler ve tedarik gecikmeleri düzenli izlenmelidir. Böylece eksilme, bozulma, israf veya aşırı stok riski önceden belirlenebilir.

4.5. Departmanlar Arası Geri Bildirim Döngüsü

Satın alınan ürünlerin kullanıcı memnuniyeti, klinik performansı ve maliyet etkisi takip edilmelidir. Kullanıcı birimlerden alınan geri bildirimler sonraki satınalma kararlarına aktarılmadığında aynı hatalar tekrarlanır. Nörolojistik, her satınalma kararını öğrenen bir sisteme dönüştürür.

5. Nörolojistik Yaklaşımın Sağlık İşletmelerine Katkıları

Nörolojistik yaklaşımın en önemli katkısı, sağlık işletmesinde görünmeyen kopuklukları azaltmasıdır. Departmanlar arası iletişim güçlendiğinde gereksiz acil satınalmalar azalır, stok yönetimi daha kontrollü yapılır ve tedarik süreçleri öngörülebilir hâle gelir.

İkinci katkı, hasta güvenliği ve hizmet sürekliliğidir. Kritik malzeme eksikliklerinin önceden fark edilmesi, klinik hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesine yardımcı olur. Özellikle yoğun bakım, ameliyathane, acil servis , girişimsel alanlar gibi yüksek riskli birimlerde bu yaklaşım büyük önem taşır.

Üçüncü katkı, maliyet yönetimidir. Nörolojistik sistem, yalnızca ürün fiyatına değil, toplam sahip olma maliyetine odaklanır. Ucuz fakat sık arıza yapan, klinik uyumsuzluk yaratan veya yüksek fireye neden olan ürünler yerine, uzun vadeli değer sağlayan ürünler tercih edilir.

Dördüncü katkı, çalışan memnuniyetidir. Klinik personelin ihtiyaçlarının daha hızlı anlaşılması, satınalma ve lojistik birimlerine duyulan güveni artırır. Böylece departmanlar arasında suçlayıcı iletişim yerine çözüm odaklı iş birliği gelişir.

6. Uygulama Önerileri

Nörolojistik modelin sağlık işletmelerinde uygulanabilmesi için öncelikle departmanlar arası düzenli lojistik toplantıları yapılmalıdır. Bu toplantılarda kritik stoklar, bekleyen satınalma talepleri, tedarikçi sorunları ve klinik öncelikler değerlendirilmelidir.

İkinci olarak, satınalma ve lojistik ekipleri belirli aralıklarla klinik birimleri ziyaret etmeli, ihtiyaçları yerinde gözlemlemeli ve kullanıcı geri bildirimlerini kayıt altına almalıdır.

Üçüncü olarak, dijital stok ve talep yönetim sistemleri kullanılmalıdır. Manuel formlar, geç bildirimler ve dağınık excel tabloları yerine, gerçek zamanlı veri sağlayan sistemler tercih edilmelidir.

Dördüncü olarak, kritik ürünler için risk haritası oluşturulmalıdır. Hangi ürünlerin hasta güvenliği açısından kritik olduğu, hangi tedarikçilerin alternatifinin bulunduğu ve hangi ürünlerde tedarik gecikmesi yaşanabileceği önceden belirlenmelidir.

Son olarak, satınalma performansı yalnızca maliyet tasarrufu ile değil hizmet sürekliliği, kullanıcı memnuniyeti, stok doğruluğu, tedarik süresi ve klinik uygunluk gibi göstergelerle de ölçülmelidir.

7. Sonuç

Multidisipliner sağlık işletmelerinde lojistik ve satınalma süreçleri, kurumun hizmet kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Departmanlar arası kopukluk, hatalı satınalma kararları, stok sorunları ve tedarik gecikmeleri sağlık hizmetinin kalitesini doğrudan etkileyebilir.

Bu makalede önerilen nörolojistik yaklaşım, sağlık işletmelerinde departmanlar arasında hareket eden, ihtiyaçları yerinde algılayan, satınalma ve lojistik kararlarını klinik önceliklerle uyumlandıran bütünleşik bir model olarak ele alınmıştır. Nörolojistik, sağlık işletmesini canlı bir organizma gibi değerlendirir ve lojistik-satınalma fonksiyonunu bu organizmanın sinir sistemi olarak konumlandırır.

Nörolojistik Model Özeti

Bileşen Temel Amaç Sağlık İşletmesine Katkı
İhtiyaç sinyali Departman ihtiyaçlarını erken algılamak Kritik malzeme eksikliğini azaltır
Bilgi ağı Klinik, depo, satınalma ve finansı ortak veriyle buluşturmak Karar kalitesini artırır
Klinik uyum Satınalma kararlarını klinik önceliklerle uyumlandırmak Hasta güvenliği ve hizmet sürekliliğini destekler
Erken uyarı Stok ve tedarik risklerini önceden görmek Acil satınalma baskısını azaltır
Geri bildirim Kullanıcı deneyimini sonraki kararlara aktarmak Öğrenen satınalma sistemi oluşturur

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik KavramıSonuç olarak nörolojistik, sağlık işletmelerinde yalnızca malzeme akışını değil bilgi, karar, ihtiyaç, geri bildirim ve değer akışını da yöneten stratejik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu kavramın geliştirilmesi, sağlık kurumlarında daha güvenli, verimli, maliyet-etkin ve hasta odaklı hizmet sunumuna katkı sağlayabilir.

Bu nedenle nörolojistik, hastanenin deposunda başlayan değil klinik ihtiyacın ilk sinyal verdiği anda doğan görünmez sinir sistemidir.

Kadir HANÇER

Kaynakça

Hançer, K. (2025, 15 Şubat). Sağlık işletmelerinde overstocking. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-isletmelerinde-overstocking/

Hançer, K. (t.y.). Benim Bir Lojistik Hikâyemin Akademisi. Tilki Kitap. ISBN: 9786255779403. Erişim: https://www.tilkikitap.com/kitaplar/kadir-hancer-benim-bir-lojistik-hikyemin-akademisi-5171.html

Hançer, K. (2025, 23 Mart). Sağlık kurumlarında konsinye ürün yönetimi. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-kurumlarinda-konsinye-urun-yonetimi/

Hançer, K. (2025, 21 Nisan). Hastane lojistiği operasyonlarının hasta güvenliğindeki rolü. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/hastane-lojistigi-operasyonlarinin-hasta-guvenligindeki-rolu/

Hançer, K. (2025, 5 Ekim). Sağlık sektöründe lojistik çalışanların know-how birikiminin işletmeye katkıları. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-sektorunde-lojistik-calisanlarin-know-how-birikiminin-isletmeye-katkilari/

Hançer, K. (2025, 1 Aralık). Hastanelerde lojistik yönetiminin hastalar üzerindeki etkileri. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/hastanelerde-lojistik-yonetiminin-hastalar-uzerindeki-etkileri/

Hançer, K. (202a, 28 Şubat). Sağlık işletmelerinde lojistik DNA kavramı. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-isletmelerinde-lojistik-dna-kavrami/

Hançer, K. (2026, 28 Mart). Lojistik ve depo operasyonlarında ölçtüğümüz şey performans mı, yoksa yarattığımız değer mi? Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/lojistik-ve-depo-operasyonlarinda-olctugumuz-sey-performans-mi-yoksa-yarattigimiz-deger-mi/

Hançer, K. (2026, 13 Haziran). Stok yönetiminin anatomisi. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/stok-yonetiminin-anatomisi/

Akman, M. Hastanelerde Lojistik Yönetimi.

Bhosekar, A., Ekşioğlu, S., Işık, T. ve Allen, R. A Discrete Event Simulation Model for Coordinating Inventory Management and Material Handling in Hospitals.

Bizoi, A. ve Bizoi, G. Neurologistics: A Neuro-Inspired Simulation for Forecasting Ethical Decision-Making in Sustainable Supply Chains. Erişim: https://data.mendeley.com/datasets/pzn5866378

Dünya Sağlık Örgütü. Procurement and Supply Management Systems for Medicines and Health Products. Erişim: https://www.who.int/europe/activities/supporting-the-development-and-strengthening-of-procurement-and-supply-management-systems

TroyAcademy. Sağlık Sektöründe Tedarik Zinciri Uygulamalarının Analizi: Sağlık Lojistiği Firmaları Üzerine Bir Araştırma. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/troyacademy/article/1057080

Aselsan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi Geliştirecek

1782362777 Aselsan Qpu 2

ASELSAN ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi Geliştirilmesi Projesi için imzalar, SSB Kuantum Programı Tanıtımı Toplantısı’nda atıldı.

Aselsan'ın Kuantum çalışmalarında Ilk ürünler Ortaya çıktı
ASELSAN’ın kuantum teknolojilerine yönelik yürüttüğü çalışmalar kapsamında ilk kuantum entegre devreler ortaya çıktı. Kuantum teknolojileri alanındaki çalışmaların yürütülmesi amacıyla yaklaşık 1 yıl önce ASELSAN tarafından kurulan Kuantum Araştırma Laboratuvarı (KUANTAL), Türkiye’yi geleceğin teknolojilerine hazırlıyor. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi yerleşkesinde hayata geçirilen laboratuvarda yürütülecek projeler ile Türkiye’nin kuantum teknolojilerindeki bilgi birikimi ve teknoloji hazırlık seviyesi artırılarak ASELSAN üzerinden yerli ve milli sistemlere dönüştürülmesi amaçlanıyor. ( Doğukan Keskinkılıç – Anadolu Ajansı )

ASELSAN ana yükleniciliğinde yürütülecek dört yıllık proje kapsamında, kuantum bilgisayarların en kritik bileşenlerinden biri olan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi yerli ve milli olarak geliştirilecek.

Kuantum bilgisayarların hesaplama gücündeki oyun değiştirici etkisi sayesinde savunma sanayii, siber güvenlik ve kriptoloji, ilaç, kimya, finans ve malzeme bilimi gibi birçok sektörde devrim niteliğinde bir dönüşüm yaşanması bekleniyor. Bugün dünyada teknoloji şirketleri, araştırma merkezleri ve kamu destekli programların odağında yer alan kuantum teknolojileri, geleceğin stratejik rekabet alanlarından biri olarak görülüyor.

Kuantum bilgisayarların kalbi yerli olarak geliştirilecek

Yapılacak çalışmalarla birlikte;

  • Türkiye’nin kuantum donanım alanında teknolojik bağımsızlığının sağlanması,
  • Kritik kuantum bileşenlerinde dışa bağımlılığın azaltılması,
  • Yoğun madde fiziği, mikrodalga mühendisliği, elektronik, kuantum bilgi teorisi gibi alanlarda yetkinlik artışı ve araştırma-geliştirme çalışmalarına altyapı kazandırılması,
  • Savunma, iletişim ve bilgi güvenliği alanlarında kuantum teknolojileri altyapısının oluşturulması,
  • Kuantum teknolojileri için ihtiyaç duyulacak insan kaynağının yetiştirilmesi hedefleniyor.

1782362777 Aselsan Qpu 2Proje kapsamında Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve TÜBİTAK UME ile çalışılacak. QPU tasarımlarının uzun süredir yapıldığı projede, ASELSAN’da birimlerin seri üretimi için gerekli altyapı yatırımları da tamamlanıyor.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“2021 yılından beri çalıştığımız, geleceğin dünyasını şekillendirecek kuantum teknolojilerinde stratejik bir adım daha attık. ASELSAN ana yükleniciliğinde yürütülecek olan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirme Projesi’nde ilk imzalar atıldı. Proje kapsamında geliştireceğimiz süper iletken işlemci birimlerinin üretimlerini, yatırımlarına tüm hızıyla devam ettiğimiz Türkiye’nin ilk süper iletken üretim evinde gerçekleştireceğiz. Eşzamanlı olarak, kuantum çip üretim evini ASELSAN’da hayata geçirecek yatırımlarımızı sürdürüyoruz.

Süperiletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirme Projesi ile kuantum bilgisayarların kalbi sayılan kuantum işlemci birimini yerli ve milli olarak tasarlayıp üretecek, geleceğin teknolojilerinde dışa bağımlılığımızı azaltacak ve ülkemize öncü bir Ar-Ge altyapısı kazandıracağız. Değerli paydaşlarımız Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve TÜBİTAK UME ile birlikte yüksek teknolojide ülkemizi zirveye taşımaya kararlıyız.”

1782362782 Aselsan Qpu 4

Apple, Nokia Olur mu? Intel Çip Anlaşması ve Çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Apple, Nokia Olur mu? Intel Çip Anlaşması ve Çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Masadaki Asıl Soru

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri DersiGeçtiğimiz günlerde, Donald Trump kısa bir mesaj paylaştı ve Apple’ın çiplerini Intel ile birlikte ABD’de tasarlayıp üreteceğini duyurdu. Piyasanın tepkisi gecikmedi. Intel hisseleri açılış öncesinde yaklaşık yüzde 9 değer kazandı. Haberin ilk okunuşu masum görünüyor, dünyanın en değerli şirketlerinden biri üretimini ülke içine çekiyor. Biraz yakından bakıldığında tablo karışıyor, çünkü bu anlaşmada karşılıklı oturan taraflardan biri devletin bir yıl önce ortak olmak zorunda kaldığı bir firma. Olayı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak görmek, altındaki çok daha önemli hikayeyi kaçırmak demek. Bir telefonun rafa çıktığı fiyat, çok daha yukarıda alınmış uzun bir tedarik kararları zincirinin son halkasıdır.

Aslında Kurtarılan Kim

Kamuoyundaki yaygın izlenimin aksine bu hikayede zor durumdaki taraf Apple değil. Intel yıllardır derinleşen bir kriz yaşıyor, geliri 2021’deki 80 milyar dolar civarından 2023’te 54 milyar dolara geriledi ve sözleşmeli üretim birimi tek başına yaklaşık 7 milyar dolar zarar yazdı. Talebin yapay zeka çiplerine kayması, rakipleri karşısında pazar payı kaybı ve süreç teknolojisindeki gecikmeler şirketi köşeye sıkıştırdı. 2025 yazında Intel 25 binden fazla çalışanını işten çıkardı, Almanya ve Polonya’daki fabrika planlarını iptal etti. Bu tablo karşısında ABD hükümeti Ağustos 2025’te devreye girdi ve CHIPS Yasası (ABD’nin yarı iletken üretimini ülke içine çekmeyi amaçlayan teşvik yasası) kapsamında daha önce ayrılmış fonları hisseye çevirerek, yaklaşık 8,9 milyar dolar karşılığında şirketin yaklaşık yüzde 10’una ortak oldu.

Bu hamlenin yeni bir kaynak aktarımı mı yoksa zaten taahhüt edilmiş paranın yeniden paketlenmesi mi olduğu fazlaca tartışıldı. Çünkü kullanılan fonların büyük bölümü, önceki dönemde Intel’e söz verilmiş hibelerden geliyordu. Üstelik bu tekil bir örnek değildi, yönetim daha önce Nvidia’yı ve Elon Musk’ın Terafab projesini de Intel’in çevresinde konumlandırmıştı. Yani Apple bu dizinin son halkası. Bir devletin özel bir şirkete bu ölçekte ortak olması alışılmış bir manzara değil. Gerekçe şirketin kendisinden çok onun temsil ettiği yetenekte saklı, çünkü Intel ABD merkezli olup en ileri üretim sürecine sahip tek üretici. Bugün dünyadaki ileri çip üretim kapasitesinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u ABD topraklarında bulunuyor ve bu oran ulusal güvenlik açısından kırılgan kabul ediliyor. Devlet bu hamleyle bir şirketi ayakta tutmaktan çok, ülkenin kendi çipini üretebilme kabiliyetini güvenceye almaya çalışıyor.

Apple Neden Masaya Oturdu

Apple’ın bu denkleme girmesinin nedeni ayakta kalma kaygısından çok daha somut, kaynak yoğunluğunu dağıtma ihtiyacı. Şirket iPhone, iPad ve Mac işlemcilerinin neredeyse tamamını Tayvan merkezli TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company – Tayvan Yarı İletken Üretim Şirketi) üzerinden tedarik ediyor. Intel ile yapılan anlaşma yalnızca alt segment çipleri ve şirketin 18A-P sürecini, yani en ileri üretim teknolojisinin bir alt basamağını kapsıyor, amiral gemisi işlemciler TSMC’de kalmaya devam ediyor. Apple açısından asıl kritik nokta, üretiminin tek bir coğrafyaya bağlı kalmasının taşıdığı risk gibi duruyor. Çünkü Tayvan çevresindeki jeopolitik gerilim, bu bağımlılığı her yıl daha hassas hale getiriyor. Tim Cook’un yakın zamanda telefon fiyatlarındaki artışların kaçınılmaz olduğunu söylemesi de maliyetin doğrudan tedarik koşullarına bağlı olduğunu gösteriyor. En güçlü oyuncuda bile tek bir kaynağa yaslanmak, başlı başına bir kırılganlıktır.

Çin Cephesi: Daha Fazla Özellik, Daha Az Para

Bu tablonun bir de Çin tarafı var ve burada nihai tüketici lehine güçlü bir gerçek bulunuyor. Xiaomi, Huawei ve benzeri Çinli üreticiler, çoğu zaman daha fazla özelliği ve daha güncel donanımı tüketiciye net bir şekilde daha düşük fiyatla ulaştırıyor. Bu avantajın arkasında belirgin bir yapı var o da dikey entegrasyon. Shenzhen’deki yoğun bileşen ekosistemine yakınlık ve giderek artan oranda kendi çipini tasarlama kabiliyeti. Bununla birlikte son veriler, bu rekabetin “ucuz markalar pahalı markayı eziyor” şeklinde okunmasını zorlaştırıyor. 2026 ilk çeyreğinde Samsung ve Apple yüzde 21 bandında pay kazanırken, Xiaomi yıllık yaklaşık yüzde 19 düşüşle en sert gerilemeyi yaşadı.

Bunun arkasındaki sebep yapay zeka veri merkezlerinin tetiklediği bellek çipi kıtlığı olarak ortay çıkmkatadır. Çünkü yükselen malzeme maliyeti en çok düşük fiyatlı modellerle çalışan üreticileri vuruyor. Ortalama satış fiyatları rekor seviyelere çıkarken, premium oyuncuların tedarikçiler üzerindeki pazarlık gücü onları bu dalgaya karşı görece koruyor. Yani rekabetçi darbe doğrudan malzeme tarafından, tedarik zincirinin yukarısından geliyor. Maliyet avantajını yaratan da o avantajı bir anda kırılgan kılan da aynı yer. Yani tedarik tabanının kendisi. Bir markayı öne çıkaran maliyet yapısı ile onu tehdit eden risk, çoğu zaman aynı kaynaktan, tedarik zincirinden doğar.

Huawei ve Nokia Sorusu

Çin tarafındaki en öğretici örnek Xiaomi’den çok Huawei. Şirket 2019’da ABD’nin Entity List (ABD’nin ihracat yasaklı kuruluşlar listesi) kararıyla Amerikan teknolojisinden ve Google servislerinden kesildi, küresel pazar payı yüzde 16’lardan yüzde 4’ün altına çöktü. Sonrasında izlediği yol bizim hikayemizin neredeyse aynısı. Neden derseniz, Huawei kendi tedarik zincirini yerlileştirdi, SMIC (Çin’in en büyük yerli çip üreticisi) ile üretime yöneldi. Kendi Kirin çiplerini ve HarmonyOS işletim sistemini geliştirdi. Bu strateji sonuç verdi ve şirket 2025’te Çin pazarında yaklaşık yüzde 16 payla birinciliği geri aldı. İki farklı devlet, iki ulusal şampiyon ve iki zorunlu yeniden yapılanma aynı mantığı izliyor.

Peki bu rekabet Apple’ı bir gün Nokia’nın akıbetine sürükler mi? Nokia’yı bitiren temel etken, akıllı telefon ve uygulama ekosistemine geçiş dalgasını zamanında okuyamamasıydı. Apple’ın bugünkü asıl kalkanı da donanım fiyatından çok, kullanıcısını içeride tutan ekosistem bütünlüğü ve hizmet geliri. Bu nedenle Çinli rakiplerin Apple’ı devireceği senaryosu, şu anki haliyle zayıf bir tahmin olarak karşımıza çıkmakta. Asıl tehdit başka yerde gizli. Bir devi asıl tehdit eden şey, oyunun kurallarının değiştiğini geç görmesidir.

Rekabet Gücü Tedarik Kararlarında Belirlenir

Buraya kadar anlatılan üç hikaye, Intel’in kurtarılması, Apple’ın kaynaklarını dağıtması ve Huawei’nin yerlileşmesi, aynı gerçeğin farklı yüzleri. Hepsinde ortak olan şey, asıl rekabetin tüketicinin gördüğü fiyat etiketinin çok ötesinde, tedarik tabanının derinliklerinde sürmesi. Devletler artık tedarik zincirini stratejik bir arazi olarak görüyor ve milyarlarca dolarlık fonlarla kendi üreticilerini ayakta tutuyor. Çin’in yarı iletken sektörüne ayırdığı dev kaynaklar bunun en açık örneği. Firmalar için çıkarılacak ders de aynı yerde duruyor. Çünkü tedarikçi yoğunluğunu yönetmek, jeopolitik riski erkenden okumak ve bileşen stratejisini buna göre kurmak bugün rekabetin tam merkezinde yer alıyor. Bu yetenekler kendiliğinden oluşmuyor, kurum içinde bilinçli biçimde geliştirilmeyi gerektiriyor. Bir şirketin geleceğini belirleyen, ürününü ne kadara sattığı kadar, o ürüne giden tedarik kararlarını ne kadar iyi yönettiğidir.

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri DersiSon bir soru da okurun kendisine kalıyor. Çip masasında bugün kimin kazandığı, çoğu zaman yıllar önce verilmiş kaynak ve tedarikçi kararlarında çoktan şekillenmişti. Aynı mantık yarı iletkenlerin çok ötesinde, tedarik zincirine bağlı her sektörde geçerli. Tedarik tabanındaki kırılganlıkları zamanında görebilecek, tek kaynak riskini ölçebilecek ve yapısal kaymaları okuyabilecek donanım, bugün masanın hangi tarafında oturulduğunu belirliyor. Bu donanıma ne ölçüde sahip olunduğu sorusu, en az anlaşmaların kendisi kadar belirleyici.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi

Zafer URFALIOĞLU

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir fabrikanın kapısından her gün onlarca şey girer. Kamyonlar, paletler, hammaddeler, evraklar… Ve her gelen şeyin ortak bir özelliği vardır: Her gelen unsur bir maliyet oluşturur; ancak yalnızca doğru yönetilen girdiler değer üretir.

İşte bu ayrımı yapan kişi çoğu zaman ne satış ekibidir ne üretim planlama ne de finans. Çoğu zaman o kahraman, depo kapısında elinde kontrol listesiyle duran giriş kalite kontrolüdür.

Kulağa çok heyecanlı gelmeyebilir.

Kimse aksiyon filmi çekmez: “Bugün de parti numarası doğrulandı.”

Kimse alkışlamaz: “Harika iş çıkardın, nem ölçümü limit içinde!”

Ama gerçek dünyada büyük krizlerin önemli bir kısmı küçük kontroller yapılmadığında başlar.

  • Yanlış malzeme kabul edilir.
  • Bir parti kontrolden geçmeden hatta alınır.
  • Uygunsuzluk üretim sırasında fark edilir.
  • Hat durur.
  • Plan kayar.
  • Müşteri bekler.

Ve o noktada işletme çok tanıdık bir soruyla karşılaşır: “Bunu neden daha önce görmedik?”

Aslında gördük. Sadece depo kapısında durup birkaç dakika konuşmadık.

ISO 9001’in uzun süredir vurguladığı yaklaşım da budur: Kalite; son kontrolde kusur ayıklamak değil, süreç boyunca riskleri öngörmek ve uygunsuzluk oluşmadan önlemektir.

Bu yüzden giriş kalite kontrolü bir evrak işi değildir. Bir sorgulama disiplinidir.

  • Doğru ürün mü geldi?
  • Doğru şartlarda mı geldi?
  • Beklenen kalite seviyesinde mi?
  • İzlenebilir mi?
  • Üretime girdiğinde sürpriz çıkarır mı?

Çünkü işletmeler genellikle büyük maliyetleri hesaplar.

  • Ton başı maliyet.
  • Makine yatırım maliyeti.
  • Enerji maliyeti.
  • Emniyet stoğu baskısı.
  • Acil satın alma maliyetleri.
  • Kapasite kaybı.
  • Termin sapması.

Ama görünmeyen maliyetler sessiz çalışır.

  • Bir saatlik duruş.
  • Tekrar üretim.
  • Ek mesai.
  • Hurda artışı.
  • Teslim gecikmesi.
  • Müşteri güven kaybı.

Bunların çoğu muhasebede tek satır görünür. Ama başlangıç noktası bazen yalnızca kontrol edilmeyen bir mal kabulüdür. İyi çalışan bir giriş kalite kontrol sistemi ise farklı düşünür. “Üretim kullanırsa bakarız” demez. “Üretime girmeden anlayabilir miyiz?” diye sorar.

Çünkü en ucuz hata; hiç içeri alınmayan hatadır.

Bu nedenle giriş kalite kontrol listesi yalnızca doldurulan kutucuklardan ibaret değildir.

O liste;

Bir maliyet filtresi,

Bir risk bariyeri,

Bir öğrenme mekanizması,

Ve tedarik zincirinin görünmeyen karar noktasıdır.

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBelki günlük toplantılarda adı çok geçmez.

Ama çoğu zaman fabrikanın en kârlı kararı üretim hattında değil, depo kapısında verilir.

Zafer URFALIOĞLU