Endüstrinin Gözdesi Otonom Araçlar
Türkiye sanayisi, endüstriyel dijital dönüşüm kapsamında otonom araçlara büyük ilgi gösteriyor.
Türkiye, sanayide Endüstri 4.0 sürecini hızlı şekilde benimseyerek erken harekete geçen ülkeler arasında yer alıyor. Bu sürecin ilk safhası olan dijital dönüşüm süreci Türkiye endüstrisinde hızlı bir şekilde ilerliyor. İlk yıllarda sıklıkla enerji ve otomotiv gibi yüksek cirolu sektörlerde dijital dönüşüm başarıları göze çarpsa da bu dönüşümün günümüzde tüm sektörlerde kendini belirgin bir şekilde gösteriyor. Üretim alanında ise dönüşümün ilk aşaması olan araç otonom sistemleri yoğun bir şekilde uygulanıyor.
Otonom operasyon sistemleri alanında çözümler sunan yerli girişim ZGN Otonom & Robotik CEO’su Özgün Yabalak, otonom araç kullanımının Türkiye’deki geleceğine ilişkin şunları söyledi: “Türkiye, uzun yıllardan beri süre gelen ve çözüm aranan birçok angarya ve zorlu sürecin Endüstri 4.0 ile birlikte hızlı ve kolay bir şekilde çözüme ulaşabileceğine olan inancını her zaman korudu. Endüstri alanında son yıllarda yapılan yatırımlara baktığımızda da özellikle pandemi etkisinden sonra sanayicimizin bu konuya pozitif yaklaştığını söyleyebiliriz.
Gerçekçi olmak gerekirse bizden önceki mevcut çözümlerle otonomi uygulamaları Türkiye’de oldukça dar bir çerçevede gerçekleştirilmiş ve sektörde çok kısıtlı bir uygulama imkanı bulabilmiştir. Bu durum özellikle otonom araçlara karşı sektör genelinde ön yargılı bir yaklaşım olmasına neden olmuştu. Son iki yıl içerisinde ZGN Otonom ve Robotik’in otonom araç alanında aktif olması ve kendisini gösterip sektörde birçok uygulama yapmasıyla birlikte, firmalar ZGN’deki gelişmiş otonom operasyon çözümlerini görmeye başladı ve bu da durumun lehimize değişmesine yardımcı oldu. Pandeminin de etkisiyle birlikte insansız operasyonların özellikle üretim sektörü için ne kadar önemli olduğunu da net bir şekilde görmüş olduk.
2019 yılında 500 manuel endüstriyel taşıma aracına karşılık 10 otonom araç tercih edilirken bu oran günümüzde 300 manuel endüstriyel taşıma aracına karşılık 70 otonom araç tercih edilmesine kadar gelmiştir. Aradaki makas her geçen gün daha da kapanmaktadır. Bu nedenle yapılan piyasa araştırmalarına göre 2028 itibariyle depolama-lojistik, imalat, gıda, demir-çelik, dayanıklı tüketim malları, yan sanayi gibi daha birçok sektörde otonom araç kullanım tercihi manuel araç tercihiyle kafa kafaya gelecektir. 2040 yılına doğru da manuel araçların sadece coğrafi ve saha koşullarına bağlı, daha çok açık alanlı çalışmalarda kullanımının devam edeceği görülüyor.
Prototipleri ve denemeleri devam eden otonom araçlar özellikle maden ve inşaat sektöründe yoğunlukla devam ediyor. Bunun yanında endüstride kamyon, tır gibi araçlara her türlü hava koşulunda yükleme – indirme yapacak otonom araç çalışmaları da devam eden çalışmaların başında geliyor” dedi.










Küçük ya da büyük ölçekli örgütsel yönetimler gelişen teknoloji ve oluşan paydaş beklentileri karşısında ayakta kalabilmek için kendilerini çağın gerekliliklerine uygun olarak revize ederler.


İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
Aslına bakarsanız, ülkeler çoktandır uygulamaları gereken fakat erteledikleri yeşil ve kapsayıcı toparlanma sürecini Covid-19 salgın döneminde başlatmak zorunda kaldılar. Salgınla beraber çeşitli sektörlerde bir yandan kayıplar yaşanırken, diğer yandan gelir ve istihdam fırsatları oluştu. Salgınla birlikte şirketlerin güçlü iklim ve biyolojik çeşitlilik eylemlerini bütünleştiren stratejilere yönelmeye başlaması ise yeşil girişimciliğe olan ilgiyi arttırdı. İçinde bulunduğumuz salgın sonrası dönemde gelişen çevresel bilinçle birlikte, ekonomilerde ve talepte esneklik oluşturan bir toparlanma sürecinin gündemde olduğu açıkça görülüyor.
40 yılı aşkın tecrübe ve yatırımlarla Türkiye talaşlı imalat sanayisine öncülük eden Tezmaksan Genel Müdürü Hakan Aydoğdu, takım tezgahları sektörünün iş yapış süreçlerinin güncel durumuna dair değerlendirmelerde bulundu. Navlun fiyatlarının düşmesinin katma değeri düşük ürünlerde sanayicinin Uzak Doğu’ya yöneldiğini ifade eden Aydoğdu, “Özellikle yerli üreticimiz için yatırıma elverişli bir ortam bulunmuyor. İthalatın gereğinden fazla artması üretici firmalarımız için bir tehdit oluşturuyor. Özellikle navlun yüksekken alınan ham madde, rekabet edilebilirliği de olumsuz etkiliyor” dedi.
Örneğin bir makine getiriyorsunuz, pandemide navlun bedeli dahil 60 bin dolardı. Şimdi ise bu navlun maliyeti 20 bin dolar oldu. Dolayısıyla bu durum rekabet edilebilirliği olumsuz etkiliyor. Maliyetlerin artması da yeni yatırımların önünü kesiyor. Takım tezgahları, Türkiye’nin üretim ihtiyacının özellikle talaşlı makinede yüzde 5’ini karşılıyor ve yüzde 95’i ithal edilmek zorunda. Bu makinelerin ithalatının artması aynı zamanda üretimin, istihdamın, ihracatın artması demek oluyor. Bu makinelerin ithalatına vergi getirilmesi de sektörü olumsuz etkileyecek. Bu da Polonya ve Çekya gibi ülkelerle üreticilerimizin rekabet edebilirliğine darbe vuracak. Şu an takım tezgahları makinelerinde ithalat vergisinin daha da artırılması söz konusu. Bu da üretim maliyetlerini daha da yükseltecek. Yerli üreticinin desteklenmesi amaçlanıyor ancak yerli üretimin geliştirilmesi bugünden yarına olacak bir durum değil. Bütün gelişmiş ülkeler takım tezgahları ithalatına herhangi bir vergi koymuyor, bu alanın gelişmesi için teşviklerde bulunuyor. Bunun için de ülkemizdeki takım tezgahları sektörünün makine sektöründen ayrı bir yerde konumlandırılması gerekiyor.”

İtirazen Şikayet Konusu; İdari Şartname’nin 46’ncı maddesinde sözleşmenin uygulanması aşamasında fiyat farkı verileceğinin düzenlendiği, ancak yapılan düzenlemede fiyat farkı katsayılarının belirtilmediği, yarıda bırakıldığı, mevzuat gereği fiyat farkı hesabında kullanılacak katsayıların toplamının 1’e eşit olması gerektiği, maddenin bu haliyle fiyat farkı hesaplamasının mümkün olmadığı, iddialarına yer verilmiştir.
Ülkemizde demir-çelik ve alüminyum sektörü son yıllarda güzel bir ivme yakaladı. Deyim yerindeyse aldı başını gidiyor. Özellikle pandemi süreciyle birlikte üretim kapasitelerini ikiye, üçe, ona katlayan demir-çelik ve alüminyum fabrikalarının taleplerine yetişmek için o zorlu dönemde endüstryiel fırın sektörü hiç ara vermeden çalışmaya ve üretmeye devam eden tek sektördür. Artan üretimle birlikte üretimin artmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri de üretim aşamalarındaki tüm fırınların, ocakların, dökümhanelerin, ekstrüzyon hatlarının yerli ve milli sermaye kullanılarak üretilmesidir.
Gümrük İdaresinin Kurbanı: Lübnan