Satınalmada Dijital Duygusal Zeka

Satınalmada Dijital Duygusal Zeka Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Satınalmada Dijital Duygusal Zeka

M.Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Satınalmada Dijital Duygusal Zeka Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSatınalma dünyası, yalnızca maliyet avantajı sağlamak ve sözleşme şartlarını yönetmekten ibaret değil. Bugün dijitalleşmenin etkisiyle tedarik zincirleri, veri tabanlı algoritmalar ve çevrim içi müzakere platformları üzerinden yürütülüyor. Ancak bu tablo çok boyutlu bir tablo. Karşı tarafın duygularını sezme, güveni sanal ortamda inşa etme ve uzun vadeli iş birlikleri kurma becerisi, geleceğin satınalma profesyonelleri için kritik hale geliyor. İşte bu noktada “dijital duygusal zekâ” kavramı öne çıkıyor.

Yüz yüze görüşmelerde beden dili, göz teması ve ses tonu güven duygusunu pekiştirir. Oysa Gartner’ın 2023 tarihli araştırmasına göre, küresel ölçekte satınalma görüşmelerinin %70’i artık dijital platformlarda gerçekleşiyor. Ekran aracılığıyla yapılan bu iletişimlerde duygu ve niyetleri sezmek çok daha zor.

Burada devreye dijital empati giriyor. Örneğin, bir tedarikçi e-posta zincirlerinde sürekli “aciliyet” vurgusu yapıyorsa, bu yalnızca iş temposunu değil, aynı zamanda baskı altında olduklarını da gösterebilir. Bunu doğru okumak, süreci sert bir fiyat pazarlığına çevirmek yerine karşı tarafın güvenini kazanacak bir çözüm önermek anlamına gelir. Harvard Business Review’un 2021’de yayımladığı bir makalede de belirtildiği gibi, empatiyle kurulan sanal iletişimler, tedarikçi sadakatini %35 oranında artırıyor.

Güven, satınalmanın en değerli para birimidir. McKinsey’nin 2022 raporuna göre, dijital ortamda güven inşa edebilen firmalar, kriz dönemlerinde tedarikçilerinden %25 daha hızlı destek alabiliyor. Peki dijital pazarlıklarda güven nasıl yaratılır?

  • Şeffaflık: Fiyatlandırma beklentilerini, teslim sürelerini ve kalite standartlarını net biçimde ifade etmek.
  • Tutarlılık: Söz verilen tarihlerde yanıt vermek, verilen bilgilerin sürekli aynı çizgide olmasını sağlamak.
  • Samimiyet: Robotik bir dil yerine, doğal, insani bir ton yakalamak.

Daniel Goleman duygusal zekâyı, “kendi duygularımızı ve başkalarının duygularını anlamak, yönetmek ve ilişkilerimizi daha etkili hale getirmek” olarak tanımlar. Dijitalleşme bu tanıma yeni bir katman ekliyor: “Sanallıkta da duygusal zekâyı sürdürebilmek.”

Dijital duygusal zekâya sahip bir satınalma profesyoneli:

  • Video konferanslarda mikro mimikleri okuyabilir.
  • Mesajlarda duygusal ipuçlarını yakalayabilir.
  • Kültürler arası farklılıkları dijital iletişimde doğru yorumlayabilir.
  • Fiyat yerine “ilişki değeri” üzerinden de pazarlık yapabilir.

PwC’nin 2025 İş Gücü Raporu, duygusal zekâyı “geleceğin en kritik üç iş yetkinliğinden biri” olarak tanımlıyor. Özellikle satınalma gibi stratejik bir fonksiyonda bu yetkinlik, yalnızca bugünü değil, yarının iş ortaklıklarını da şekillendiriyor.

Dijitalleşme satınalmada hız, şeffaflık ve ölçülebilirlik sağlarken, tek başına yeterli olmuyor. Deloitte’un 2023 raporuna göre, yalnızca veri odaklı ilerleyen satınalma ekipleri, uzun vadeli tedarikçi ilişkilerinde %40’a varan kopuşlar yaşıyor. Oysa veri ile duygusal zekâyı harmanlayan ekipler hem maliyet avantajı hem de sürdürülebilir iş birlikleri kurabiliyor.

Bir başka ifadeyle, algoritmalar bize doğru fiyatı gösterebilir; fakat o fiyatın arkasındaki insanla güvene dayalı ilişkiyi kurmak, tamamen bizim dijital duygusal zekâmıza bağlıdır.

Geleceğin satınalma profesyonelleri hem iyi müzakereciler hem de “dijital empati liderleri” olacak. Verileri okurken insanı gören, ekranın arkasındaki duyguyu sezebilen ve güveni sanal ortamda da inşa edebilenler, sektörde fark yaratacak. Dijital duygusal zekâ, satınalmada bir tercih değil; geleceğe hazırlığın zorunlu bir bileşeni olacak.

Satınalmada Dijital Duygusal Zeka Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

Dijital Sürdürülebilirlik: Karbon Ayak İzinden Veri Ayak İzine – Şirketler Nasıl Yeşil Dijitale Geçer?

Dijital Sürdürülebilirlik Karbon Ayak İzinden Veri Ayak İzine şirketler Nasıl Yeşil Dijitale Geçer Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dijital Sürdürülebilirlik: Karbon Ayak İzinden Veri Ayak İzine – Şirketler Nasıl Yeşil Dijitale Geçer?

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

Dijital Sürdürülebilirlik Karbon Ayak İzinden Veri Ayak İzine şirketler Nasıl Yeşil Dijitale Geçer Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHer saniye yaklaşık 7 milyon e-posta gönderiliyor, 250 bin fotoğraf bulut depolamaya yükleniyor, 1.000’den fazla yapay zekâ modeli işlem yapıyor. Bu görünmez dijital evrende enerji harcanıyor, su tüketiliyor, cihazlar ısınıyor, soğutuluyor, yenileri üretiliyor, eskileri atık haline geliyor. Kısacası; dijital dünya da fiziksel dünya kadar karbon üretiyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2024’te 460 terawatt-saat’e ulaştığını; bunun Fransa’nın yıllık tüketimine eşdeğer olduğunu bildiriyor. 2030’a gelindiğinde bu miktarın ikiye katlanması bekleniyor. ABD Enerji Bakanlığı (DOE) ise yapay zekâ temelli uygulamaların tek başına veri merkezi yükünü %30 artırabileceğini öngörüyor. Bu artış, sadece sunucuların değil, veri taşıyan ağların, depolama birimlerinin ve yazılım süreçlerinin de enerji iştahını büyütüyor.

Dijitalleşme, sanayinin, hizmetlerin ve iletişimin itici gücü. Ancak artık dijitalleşme stratejileri yalnızca “verimlilik” ya da “hız” ölçütleriyle değil, sürdürülebilirlik ekseninde de değerlendirilmeli. Çünkü her bir satır kod, her bir sorgu, her bir video toplantısı bile, zincirleme biçimde karbon ayak izine dönüşüyor.

Bu yüzden iş dünyasının önündeki yeni sorumluluk alanı “dijital sürdürülebilirlik”tir. Yani dijital teknolojilerin çevresel etkilerini yönetmek, veri ayak izini küçültmek, dijital kaynak kullanımını optimize etmek ve tüm bunları kurumsal stratejinin içine entegre etmek.

Artık mesele yalnızca daha fazla dijital olmak değil; daha yeşil dijital olabilmektir.

Dijital Sürdürülebilirlik Nedir?

Dijital sürdürülebilirlik; şirketlerin dijital teknolojileri kullanırken yarattıkları enerji, karbon ve atık etkilerini azaltmak üzere planlama, tasarım ve operasyon süreçlerine entegre ettikleri politikalar bütünüdür. Bir veri merkezinin enerji kaynağından, yazılımın nasıl kodlandığına kadar uzanan geniş bir çerçeveyi kapsar. Temelde üç bileşeni vardır:

  1. Donanım tarafı: Sunucular, cihazlar, ağ altyapısı ve bunların enerji-su tüketimi.
  2. Yazılım tarafı: Kod optimizasyonu, algoritma verimliliği, işlem yükü planlaması.
  3. Süreç ve tedarik tarafı: Donanımın üretiminden geri dönüşümüne, veri yaşam döngüsünden bulut sağlayıcı seçimine kadar tüm zincir.

Dijital sürdürülebilirlik, hem çevresel hem de finansal bir disiplindir. Çünkü gereksiz veri, gereksiz enerji ve sonunda gereksiz maliyet demektir.

Bir şirketin dijital sürdürülebilirlikte ilerleme kaydetmesi için önce “ölçüm altyapısını” kurması gerekir. Yönetilemeyen hiçbir şey sürdürülemez. Bu konuda en temel göstergeler ise şunlar:

  • Enerji tüketimi (kWh)
  • Veri merkezi verimliliği (PUE oranı)
  • İşlem başına enerji (joule/op)
  • Depolama başına karbon emisyonu (g CO₂/TB-yr)
  • Bulut iş yükü başına karbon ayak izi

Bunlar, hem BT hem sürdürülebilirlik birimleri için ortak bir dil yaratır.

Green Software Foundation’ın geliştirdiği açık araçlar sayesinde artık yazılım seviyesinde bile enerji ölçümü yapmak mümkün. Bulut sağlayıcıları (örneğin Microsoft, Google Cloud, AWS), müşterilerine iş yükü bazında karbon raporları sunuyor. Bu verilerin Scope 3 (dolaylı emisyonlar) hesaplamalarına dahil edilmesi, ESG raporlarının yeni gerekliliği haline geliyor. Çünkü dijital operasyonların çoğu, şirketlerin doğrudan kontrol etmediği tedarikçi altyapılarında gerçekleşiyor. Kısacası: enerji ve karbon ölçümünü finansal KPI’lar kadar ciddiye almayan hiçbir dijital strateji artık inandırıcı değil.

Veri Merkezleri ve Bulut: Görünmeyen Dev Enerji Santralleri

Dijital dünyanın kalbi veri merkezlerinde atıyor. Ancak bu kalp, büyük bir enerjiyle çalışıyor. IEA verilerine göre, dünya genelinde veri merkezleri 2024’te küresel elektriğin yaklaşık %2’sini tüketiyor. ABD, İrlanda ve Hollanda gibi ülkelerde bu oran %10’lara yaklaştı. Üstelik yapay zekâ ve blok zinciri uygulamaları, işlem başına enerji tüketimini katlayarak artırıyor.

“Data Center Alley” olarak bilinen Virginia bölgesi, tek başına 1000’den fazla veri merkezine ev sahipliği yapıyor ve yıllık enerji tüketimi bazı eyaletlerin toplamını aşmış durumda. Su kullanımı da ayrı bir kriz: 2023 yazında ABD’nin batısında yaşanan kuraklıkta, veri merkezlerinin soğutma için kullandığı su miktarı kamuoyunda ciddi tepki topladı. Şirketler, artık sadece “bulut sağlayıcısı seçimi” değil, “bulutun karbon profili” üzerinden de karar vermek zorunda. Hatta karar kriterleri şunlar olmalı diye düşünüyorum:

  • Yenilenebilir enerji kullanımı
  • Veri merkezinin coğrafi konumu (iklim & enerji kaynağı)
  • Yük dengeleme politikaları
  • Enerji verimlilik sertifikaları

Kimi bulut sağlayıcılar “carbon-aware scheduling” adını verdikleri sistemlerle iş yüklerini, yenilenebilir enerji arzının yüksek olduğu saatlere kaydırıyor. Bu tür stratejiler, yazılım performansını etkilemeden karbonu %20-30 azaltabiliyor. Açıkçası bu her bir şirket ve kurum için kaçınılmaz stratejiler haline geliyor.

Green Software: Kodun Karbonu

Bugün yazılım geliştirme süreçlerinde enerji konusu neredeyse hiç konuşulmuyor. Ancak Green Software Foundation’ın 2024 raporuna göre, yazılım kaynaklı enerji tüketimi her yıl %9 oranında artıyor. Kodu daha “yeşil” yazmak, yalnızca hızla değil; enerjiyle de ilgili ve açıkçası bu konuda yazılımcıların ve onların üzerindeki mimariyi kurgulayanların farklı bir bakış açısına kavuşması gerekiyor.

  • Daha verimli algoritma seçimi
  • Bellek yönetimi
  • Gereksiz API çağrılarının azaltılması
  • Dosya boyutlarının optimize edilmesi
  • Kullanıcı arayüzlerinde düşük enerji profili

Bu küçük değişiklikler, bir yazılımın enerji tüketimini %15-40 arasında azaltabiliyor. Örneğin Spotify, 2023 yılında arama algoritmasını optimize ederek aynı kullanıcı sayısında yıllık enerji tüketimini %25 düşürdü. Tekrarlıyorum; “Green software” felsefesi, artık yalnızca kod yazanların değil, tüm dijital ürün yöneticilerinin gündemi olmalı. Çünkü yazılımın karbonu, hem bulut maliyetini hem de itibar riskini doğrudan etkiliyor.

Tedarik Zinciri ve Donanım Yaşam Döngüsü: Circular IT

Bir dizüstü bilgisayarın üretiminde yaklaşık 330 kilogram karbondioksit açığa çıkar. Bu miktar, cihazın kullanım süresince harcadığı enerjinin toplamından daha fazladır. Yani dijital sürdürülebilirliğin en kritik noktalarından biri, donanım üretimi ve yaşam döngüsüdür.

Avrupa Birliği bu konuda “Digital Product Passport” uygulamasını başlatıyor. Her cihaz, üretiminden geri dönüşümüne kadar şeffaf bir kimlik taşıyacak. Hangi materyal kullanıldı, hangi koşullarda üretildi, ne kadar enerji harcandı, geri dönüşüm oranı nedir — hepsi izlenebilir olacak. Şirketlerin de kendi satın alma politikalarında da bu yaklaşımı benimsemeleri gerekiyor:

  • Cihaz seçiminde enerji sınıfı ve sertifikasyon kriteri
  • “Take-back” (geri alma) programlarına katılım
  • Refurbished (yenilenmiş) donanım kullanımı
  • Donanım başına karbon raporlaması

Bu sadece çevresel değil, ekonomik bir fırsattır. Çünkü “refurbished” donanımların toplam sahip olma maliyeti genellikle %40 daha düşüktür.

Dijital sürdürülebilirlik teknik bir konu gibi görünse de aslında bir yönetim meselesidir.

CIO, CTO ve CSO’lar arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşıyor. Birçok küresel şirket artık “Digital Sustainability Officer” pozisyonu ihdas etti. Görevi, IT birimleriyle sürdürülebilirlik ekipleri arasında köprü kurmak, metrikleri entegre etmek, stratejiyi izlemek. Yönetim kurulları ise dijital ayak izini, finansal risklerle birlikte değerlendirmeye başladı. Çünkü karbon vergileri, enerji maliyetleri ve regülasyon cezaları, artık bilançoya doğrudan yansıyan kalemler. Türkiye’de bu dönüşümün ilk adımları atılıyor. Ancak şirketlerin çoğu hâlâ dijital dönüşüm ekipleriyle sürdürülebilirlik ofislerini ayrı kulvarlarda çalıştırıyor. Oysa bu iki alanın kesişim kümesi büyüyor. Kısa vadede çözüm; ortak hedef KPI’ları belirlemek ve yıllık performans sistemine dahil etmektir. Böylece IT’nin başarısı sadece sistem sürekliliğiyle değil, karbon azaltımıyla da ölçülür.

Dijital sürdürülebilirlik yatırımları artık yalnızca çevre için değil, finansal direnç için de yapılmak zorunda. Enerji fiyatlarının oynaklığı, veri depolama maliyetlerindeki artış ve karbon regülasyonları şirketleri proaktif olmaya zorluyor.

AB’nin yeni raporlama standardı ESRS (European Sustainability Reporting Standards), dijital altyapıların enerji ve karbon verilerini zorunlu kılıyor. Bu durum, Türkiye’de faaliyet gösteren çok uluslu şirketleri de dolaylı olarak kapsıyor.

Finansal kurumlar da “yeşil dijital” yatırımları kredi değerlendirmelerinde pozitif kriter olarak görmeye başladı. Örneğin BNP Paribas ve HSBC, bulut altyapısını yenilenebilir enerjiyle destekleyen şirketlere özel faiz indirimi sağlıyor. Bu tablo, dijital sürdürülebilirliği bir maliyet kaleminden çıkarıp yatırım fırsatına dönüştürüyor.

Ölçüm, Raporlama ve İletişim: Şeffaflığın Gücü

Sürdürülebilirlikte güven, veriye dayanır. Bu nedenle dijital ayak izi raporlaması, hem iç yönetim hem paydaş iletişimi açısından stratejik öneme sahiptir. ESG raporlarında artık dijital metrikler ayrı başlık haline geliyor: veri merkezi enerji tüketimi, bulut emisyonu, yazılım verimliliği, donanım geri dönüşüm oranı… Şeffaf paylaşım, sadece yatırımcıya değil, müşteriye de değer yaratıyor. Çünkü sürdürülebilir bir dijital deneyim, markaya duyulan güveni artırıyor.

Bazı teknoloji şirketleri ürün sayfalarına “carbon label” eklemeye başladı. Kullanıcı artık bir dosya paylaşımının ya da işlem süresinin ne kadar karbon ürettiğini görebiliyor. Bu, dijital dünyanın etikleşme adımıdır. Peki uygulama yol haritası nasıl görünüyor. Gelin size mini bir yön çizeyim:

0–3 ay:

  • Dijital ayak izi envanteri çıkarın (veri merkezi, cihaz, yazılım).
  • KPI tanımlarını oluşturun.
  • Üst düzey sponsor belirleyin (örneğin CIO + CSO ortak liderliği).

3–6 ay:

  • Green Software pilotu başlatın.
  • Bulut sağlayıcınızdan karbon verilerini talep edin.
  • Tedarik zincirinizde dijital sürdürülebilirlik kriterlerini devreye alın.

6–12 ay:

  • Yenilenebilir enerji satın alma (PPA) görüşmeleri yapın.
  • Donanım geri dönüşüm veya yenileme programı başlatın.
  • Çalışanlara farkındalık eğitimi verin.

12–24 ay:

  • Üçüncü taraf doğrulama ve denetim alın.
  • Dijital sürdürülebilirlik KPI’larını ESG raporuna entegre edin.
  • Ürün veya hizmet bazlı “dijital karbon etiketi” yayınlayın.

Bu yol haritası, her ölçekten şirket için uygulanabilir. Önemli olan, “büyük bir proje” değil, ölçülebilir küçük kazanımlarla başlamak. Cesaretinizi bu konuda artırmak için size başaranlardan bir iki örnek vereyim.

Microsoft – Carbon-Aware Computing:
Sunucu yüklerini, güneş ve rüzgâr enerjisinin yüksek olduğu saatlere kaydıran algoritmalar geliştirdi. Bu sayede veri merkezi karbon emisyonunu %18 azalttı.

Spotify – Kod Optimizasyonu:
Arama algoritmasını yeniden tasarlayarak enerji tüketimini %25 düşürdü. Kullanıcı deneyimi değişmedi, enerji maliyeti azaldı.

AB Dijital Ürün Pasaportu:
2025 itibarıyla her elektronik cihazın dijital kimliği olacak. Bu, tedarik zincirinde tam şeffaflık ve geri dönüşüm izlenebilirliği sağlayacak.

Bu örnekler gösteriyor ki dijital sürdürülebilirlik, yalnızca teknoloji devlerinin değil, her ölçekten şirketin erişebileceği bir dönüşümdür.

Dijitalleşme, bugünün iş dünyasının motoru; ama aynı zamanda dünyanın yeni karbon kaynağı. Bu ikilem, bizi yeniden düşünmeye zorluyor: Daha fazla veri mi, yoksa daha değerli veri mi? Daha güçlü yazılım mı, yoksa daha verimli yazılım mı?

Şirketlerin geleceği bu sorulara verdikleri cevaplarda şekillenecek.

Dijital sürdürülebilirlik, hem çevresel farkındalığın hem de teknolojik zekânın kesişim noktasında doğan bir yönetim disiplinidir. Bugün bu konuda adım atan şirketler, yarının dijital regülasyonlarına değil, yarının müşterisine hazırlanıyorlar.

Benim için dijital sürdürülebilirlik, yalnızca enerji tasarrufu değil; bilinçli teknoloji kullanımı anlamına geliyor. İnsanlığın geleceği, algoritmaların değil, niyetlerin yönettiği bir dijital dünyada yatıyor. Bu düşünce çizgisini, uzun süre üzerinde çalıştığım kitabımda da derinlemesine ele almıştım. “Bitersem Bitersin” kitabımın odağı, “dünyanın sürdürülebilirliği için bireysel ve kurumsal dijital dönüşümün içsel dinamikleri”. Çünkü dönüşüm, önce farkındalıkla; sonra sorumlulukla başlar.

Ve unutmayın:
Teknoloji akıllıdır, ama onu akıllıca kullanmak bize düşer.

Dijital Sürdürülebilirlik Karbon Ayak İzinden Veri Ayak İzine şirketler Nasıl Yeşil Dijitale Geçer Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemOlgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

olgar.ataseven@profesia.com.tr

İşçinin İşyeri Kıyafetini Giymemekte Israr Etmesi Haklı Fesih Nedeni midir?

İşçinin İşyeri Kıyafetini Giymemekte Israr Etmesi Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşçinin İşyeri Kıyafetini Giymemekte Israr Etmesi Haklı Fesih Nedeni midir?

Lütfi İNCİROĞLU

İşçinin İşyeri Kıyafetini Giymemekte Israr Etmesi Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemUygulamada işverenler yönetim hakkı kapsamında işyerinde düzeni sağlamak amacıyla -iş sağlığı ve güvenli kapsamında giyilmesi zorunlu olan kişisel koruyucu kıyafetlerin dışında- tek tip kıyafetlerin giyilmesini zorunlu tutmakta ve bu konuda ya kıyafet prosedürü yayınlamakta ya da işyeri iç yönetmeliklerine yahut disiplin yönetmeliklerine kılık kıyafet kurallarına dair hükümler yerleştirilebilmektedir. Bu uygulama genel olarak işyerinin prestiji ve düzeni ile işyerinin temsil ettiği markanın korunması adına yapılmaktadırlar.

İşçinin, işyerindeki disiplin kurallarına ve işverenin talimatlarına uyma borcu bulunmaktadır. İşveren, yönetim hakkına dayanarak iş görme ediminin, nerede, nasıl ve ne zaman yapılacağını düzenleme hakkına sahiptir. Bu kapsamda işçilerin işverence verilen görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesinin de belirli sonuçları olacaktır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinin (h) alt bendinde, işçinin hatırlatıldığı halde görevlerini yapmamakta ısrar etmesi durumunda işverenin haklı fesih imkânının bulunduğu hükme bağlanmıştır.

Yargıtay’ın konuyla ilgili kararına göre, “iş görme edimi, işçi tarafından işverenin verdiği talimatlara uygun ola­rak yerine getirilmelidir. Bu noktada işverenin hatırlatmasının ardında sadece bir kez görevi yapmama yeterli sayılmamalıdır. İşçinin görevi yapmama ey­lemi hatırlatmanın ardından da devamlılık arz etmelidir. İşyeri tutanakları ve taraf tanıklarının beyanları birlikte gözetildiğinde, işverence giyilmesi zorunlu tutulan işyeri kıyafetlerini giymeme konusunda davacının ısrar ettiği sabittir. İşveren açısından da bu durumun iş düzenini bozucu etkisi bulunduğu kuşkusuzdur. Davacının giymek zorunda olduğu işyeri kıyafetlerini hatırlatıldığı halde giymemekte ısrar ettiği, bir başka anlatımla davacının iş görme edimi işverenin verdiği talimatlara uygun olarak devamlılık arz edecek şekilde yerine getirmemekte ısrar ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda işveren tarafından yapılan feshin haklı olduğu kabul edilerek davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekmektedir”[1].

Ancak hemen ifade etmemiz gerekirse, devamlılık gösteren görevi yapmama haklı neden kabul edilmeli, diğer taraftan devamlılık göstermeyen görevi yapmama eylemi, işyerinde olumsuzluklara yol açıyor ise, iş sözleşmesinin feshi geçerli neden sayılmalıdır. Nitekim Yargıtay, işçinin iş kıyafetini giymemesini ve bu konudaki hatırlatmalara rağmen giymemekte ısrar etmesini, görevini yerine getirmemek olarak değil, işyerinde olumsuzluklara yol açan davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle işçinin işyeri uygulaması haline gelen kıyafeti giyme zorunluluğuna uymamasının, haklı fesih ağırlığında olmayacağını ancak kıdem tazminatı ödenerek işten çıkarılmasına imkan veren geçerli neden teşkil edeceğini hükme bağlamıştır[2].

Dolayısıyla burada işverence verilen işyeri kıyafetlerinin giyilmemesi eyleminin devamlılık arz edip etmediği önem taşımaktadır. Başka bir deyişle işverenin birden fazla yazılı uyarılara rağmen işçinin ısrarla verilen kıyafetleri giymemekte ısrar etmesi haklı fesih nedeni ağırlığında kabul edilmeli, devamlılık göstermeyen görevi yapmama, işyerinde olumsuzluklara yol açmış ise, o zaman iş sözleşmesinin feshi geçerli neden sayılmalıdır.

Bu konuda işverenlerce işçinin kılık kıyafet kurallarına aykırı davranışları nedeniyle haklı fesih yapabilmeleri için öncelikle işçinin savunması alınmalı, gerekli görülmesi durumunda uyarı verilmeli ve uyarı verilen bu davranışının tekrar etmesi durumunda, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi düşünülmelidir. Aksi halde tek bir aykırı davranış üzerine iş sözleşmesinin feshedilmesi feshe yeterli ve geçerli bir sebep oluşturmayacaktır.

Ayrıca, sosyal bir ortam olan işyerlerindeki, iş sağlığı ve güvenliğinin zorunlu gerekleri dışında, işyerindeki kılık kıyafeti, çalışanların görünüş şekillerini, giyim kuşamlarını düzenleyici nitelikte kurallar koyma ve bu kuralları denetleme yetkisinin, işverenin “yönetim hakkı” kapsamında olduğu Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Ancak; işverenin bu yetkisini kullanırken, çalışanların motivasyonunu, iş verimliliğini olumsuz etkilemeyecek şekilde samimi davranma ve çalışanların kişilik haklarına, dini ve vicdani kanaatlerine tecavüz etmeme ve keyfi davranış ve uygulamaları dayatmama yükümlülüğü altında olduğu unutulmamalıdır[3].

İşçinin İşyeri Kıyafetini Giymemekte Israr Etmesi Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak, işçinin iş görme edimini yerine getirmesi için iş güvenliği ve işyeri ku­ralları gereği verilen malzemeleri ısrarla hatırlatıldığı halde kullanmaması veya işyeri kıyafetlerini giymemesi de görevleri hatırlatıldığı halde ısrarla yapmama olarak değerlendirilmelidir. Bu gerekçe ile işveren İş Kanunu m.25/II-h bendi uyarınca haklı nedenle fesih yapabilir. Ancak, işçinin görevi yapmama ey­lemi hatırlatmanın ardından devamlılık arz etmelidir. Devamlılık gösteren görevi yapmama haklı neden kabul edilmeli, devamlılık göstermeyen görevi yapmama, işyerinde olumsuzluklara yol açmış ise, iş sözleşmesinin feshi geçerli neden sayılmalıdır.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y9.HD.19.06.2017 T., E.2017/5462, K.2017/10822 Legalbank

[2] Y9.HD. E.2016/5475, K.2017/2968 Legalbank

[3] Y7HD E. 2013/19270. K.2013/22249 Legalbank

İhracatçıların Finansman Maliyeti – Bölüm 4

İhracatçıların Finansman Maliyeti – Bölüm 4 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İhracatçıların Finansman Maliyeti – Bölüm 4

Reşat BAĞCIOĞLU

Finansmanın Maliyeti

İhracatçıların Finansman Maliyeti – Bölüm 4 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİhracatçının kullanacağı finansman maliyetinin, üretim maliyetlerini direk olarak etkileyeceği için, yüksek faiz maliyetleriyle kullanılan bir kredinin üretim maliyetlerini yukarı yönlü arttıracağından, ihracatçının üreteceği ürünün global piyasalarda rekabet edilebilirliği büyük ölçüde ortadan kalkar.

İhracatçı işini ne kadar güzel yaparsa yapsın, ne kadar iyi bilirse bilsin ihracatın yollarını, ne kadar pazara hakim olursa olsun, ihracatçının öncelikli ihtiyacı finansmandır.

Finansmanın Maliyeti ve Enflasyon

İhracatçılar ve döviz kazandırıcı iş yapan hizmet ihracatçıları finansman maliyetleri ile enflasyonun getirdiği maliyetleri direk olarak etkileyebilir. Bunlarla birlikte işgücü maliyetleri de üretimin maliyetini direk etkileyen unsur olarak karşımıza çıkar. Tüm bunların başında ise rasyonel şekilde ölçümü yapılan enflasyon rakamlarının tüm kesimleri yakından ilgilendirdiği ve etkilediği bir gerçektir.

Yazıya 1

Türk Eximbank İhracatçının Yanında Olduğunu Gösteriyor

EximbankkSanayici ve üretici ihracatçı düşük maliyetli kredi faiz oranları ile desteklenmelidir. Yüksek maliyetli kredilerle üretim yapan firmaların yurt dışına mal satması pek olası görünmemektedir. Türk ihracatçısının her zaman yanında olduğunu gösteren Türk Eximbank’ın Ekim 2025 ayı itibariyle Sevk Öncesi İhracat Kredisi faiz oranları şu şekildedir:

Döviz Kredileri

Türk Eximbank büyüklüğünü ve ihracatçının dostu olduğunu her koşulda ortaya koymaktadır. Türk Eximbank’ın ihracatçılara kullandıracağı döviz kredilerinin maliyeti bugünkü koşullarda rekabet edebilir, emsalsiz bir oranda olup, her dönemde Türk Eximbank vermiş olduğu kredilerdeki fiyatlamalarında tüm bankaları geride bırakmış, daima ihracatçının yanında yer almıştır.

Ticari Bankaların Durumu ve İhracatçıya Katkısı Nedir?

Öncelikle katılım ve konvansiyonel bankaların mevduat faiz oranlarına bakalım, sonrasında bu mevduat oranlarının kredi maliyetini ve ihracatçılara nasıl etkisi olacağına bakalım isterseniz.

Katılım ve konvansiyonel bankaların mevduat faiz oranları veya katılım hesabı kâr payı esasına göre topladıkları mevduatlara bugünün koşullarındaki durumu – Ekim 2025

Bankaaaa

Yukarıdaki liste mevduat faiz oranlarıdır. Bu oranlar bugünkü koşullarda (Ekim 2025 ayı) %45 ila %48 arasında değişim göstermektedir.

Mevduat faiz oranlarının üzerine işletme maliyetleri yani spread ilave edilerek kredi faiz oranları tespiti yapılır. Güncel mevduat faiz oranının %48 olduğu günümüzde kredi faiz oranlarının en iyimser olarak %60 seviyesinden daha aşağı olmasını beklemek saflık olur. %60 faiz oranından daha düşün faiz oranı uygulayan banka veya bankaların var olması halinde, bankalar ne yapar, eder kredi faiz oranını paçal olarak %60 veya bu seviyede olacak şekilde oranı belirler ve müşterinin de ruhu duymaz.

İhracatçı ve ihraç malları üreten firmalar %60 ve yukarısı bir faiz oranı ile nasıl mal üretsin, ürettiği mallar global piyasada nasıl rekabet edebilir olsun?

Bence rekabet edemez.

Katılım ve konvansiyonel bankaların çeşitli isimler altında vermekte oldukları kredi faiz oranları rekabetçilikten uzak zira kaynak maliyetleri yüksektir. Yüksek maliyetle piyasadan toplanan mevduat kaynağını hangi banka maliyetinden aşağı bir oranla kredi kullandırabilir?

Hiçbir katılım ve konvansiyonel banka böylesi faiz oranını uygulaması söz konusu olamaz.

Piyasa Göstergeleri

Akreditifli işlemlerde şöyle bir temel kural vardır;

            “Belgeler birbiri ile uyumlu olacak ve birbirleri ile çelişmeyecek”

der.

Bu kural sadece akreditifler için değil, tüm veriler ve göstergeler için de aynı geçerliliğe sahip olmalıdır.

Ortada elle tutulur somut bir gerçeklik varsa, çeşitli veriler ve göstergelerle bu rasyonellik rayından çıkartılmamalıdır.

Veriler kesinlikle birbiri ile uyumlu ve birbirlerini teyid eder nitelikte olmalıdır.

Demem odur ki;

Ortada bir enflasyon gerçeği varken;

  • TÜİK ayrı bir rakam,
  • İTO ayrı bir rakam,
  • ENAG ayrı bir rakam
  • Hatçe Teyze’nin Pazar enflasyonu ayrı bir rakam
  • Devletimizin uyguladığı amme alacaklarına dair gecikme faizi ayrı bir rakam
  • Ticari ve ihracat kredileri ayrı bir rakam
  • Mevduat ve kâr payları ayrı bir rakam
  • Emekliye verilen maaş artışı beklenilen enflasyona ilişkin rakam
  • Döviz kurlarının aylık yükselmesi ise apayrı bir rakam

olması halinde, tüm kesimlerin şaftı kayar, doğru karar vermelerini engeller.

Tabii ki tüm kesimler sıkıntı çekerken, bilhassa üretici ihracatçılar asıl sıkıntıyı çeken kesimlerdir. Çünkü ortadaki birbirleri ile uyumsuz veriler nice üretim ve ihracat şirketlerinin ya sermayelerini eritmiş erozyona uğramış, ya da küçülmeye gitmek zorunda kalmıştır.

Bilançoo

Firmaların kredi maliyetleri ile krediyi nasıl yönetip kullandıkları da son derece önemlidir. Kredi faiz oranının yüksekliği karşısında bankası ile sıkı pazarlık içerisinde olmayan firmadan bir adım geriye gitmekte yarar vardır.

Üretici ve ihracatçı firmaların krediyi bulduklarında kredi maliyetinin ne kadar uygun olup olmadığına bakmakla birlikte, bankasına ne tür teminat verebileceği de önemlidir.

Tüm koşullara ve yüksek maliyetlere rağmen kredi kullanan ihracatçı firmalar acaba para kazanabiliyor ve kredi geri ödemesini yapabiliyor mu?

İhracatçıların Finansman Maliyeti – Bölüm 4 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemReşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi 

Sağlık Sektöründe Lojistik Çalışanların Know-How Birikiminin İşletmeye Katkıları

Sağlık Sektöründe Lojistik çalışanların Know How Birikiminin İşletmeye Katkıları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sağlık Sektöründe Lojistik Çalışanların Know-How Birikiminin İşletmeye Katkıları

Kadir HANÇER

Sağlık Sektöründe Lojistik çalışanların Know How Birikiminin İşletmeye Katkıları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSağlık sektörü, insan hayatına doğrudan etki eden hizmetleriyle operasyonel açıdan en karmaşık ve en kritik sektörlerden biridir. Bu karmaşıklığın merkezinde yer alan lojistik süreçler; tıbbi cihazlardan sarf malzemelerine, ilaçlardan steril ürünlere kadar çok sayıda öğeyi zamanında, doğru yerde ve doğru koşullarda sağlayarak sağlık hizmetinin sürdürülebilirliğini destekler. Ancak bu sistemin başarısı, sadece teknolojik altyapı ya da kaynak büyüklüğü ile değil; en temelde lojistik personelinin bilgi ve deneyim (know-how) birikimi ile doğrudan ilişkilidir.

Lojistikte Know-How Kavramı

“Know-how”, bir alandaki uygulamalı bilgi, teknik beceri, operasyonel deneyim ve problem çözme yeteneğini ifade eder. Sağlık lojistiğinde bu kavram; malzeme ihtiyaç tahmini, kritik stok yönetimi, tedarikçi ilişkileri, atık kontrolü, sterilizasyon zinciri yönetimi, kriz yönetimi gibi çok sayıda uzmanlık alanını kapsar. Bu bilgi birikimi yalnızca operasyonel verimliliği değil, aynı zamanda hizmet kalitesini, hasta memnuniyetini ve finansal sürdürülebilirliği de doğrudan etkiler.

Lojistik Çalışanlarının Bilgi ve Tecrübesinin Operasyonel Katkıları

  • Tedarik Zinciri Verimliliği

Tecrübeli çalışanlar, kurumun ihtiyaç duyduğu ürünleri tedarik sürecinde daha hızlı, ekonomik ve doğru şekilde temin edebilir. Kritik ürünlerde oluşabilecek gecikmeleri önceden öngörebilir, alternatif kaynak geliştirme becerisi gösterirler. Bu durum tedarik zinciri sürekliliğini sağlar, hizmet kesintilerinin önüne geçer.

  • Doğru Stok Yönetimi

Fazla stok maliyet yaratırken, az stok hizmet aksaklığına neden olur. Deneyimli personel, optimum stok seviyesini doğru şekilde belirleyebilir. “Minimum-maksimum” ve “güvenlik stoku” uygulamalarını yerinde ve zamanında yöneterek, nakit akışına ve sermaye kullanımına katkı sağlar.

  • Atık ve Zayiat Kontrolü

Raf ömrü yaklaşan ürünlerin zamanında kullanılması, bozulmaların önlenmesi ve gereksiz siparişlerin azaltılması gibi konularda bilgi sahibi personel; işletmenin direkt maliyetlerini düşürür. Özellikle soğuk zincire tabi ürünlerde, hatasız yönetim çok yüksek maliyet tasarrufları doğurur.

  • Entegre Teknoloji Kullanımı

ERP, WMS gibi stok ve envanter yönetimi yazılımlarının etkin kullanımı için bilgiye dayalı iş gücüne ihtiyaç vardır. Lojistik çalışanlarının sistemsel okuryazarlığı, otomasyon ve izlenebilirlik süreçlerini iyileştirerek hataları azaltır.

  • Ciroya Yansıyan Katkılar

Lojistik biriminde deneyimli ve yetkin çalışanların varlığı, doğrudan ya da dolaylı şekilde işletme cirosuna katkıda bulunur.

  • Maliyet Tasarrufu Kar Marjı Artışı
  • Gereksiz stok maliyetlerinin önlenmesi
  • Doğru alımlarla fiyat avantajı sağlanması
  • Atık ve firelerin azaltılması
  • Geri çağrılma riskinin önlenmesi

Bu maliyet kazançları, sabit gelirli sağlık işletmelerinde net kara doğrudan katkı sağlar.

  • Hizmet Sürekliliği Gelir Kaybının Önlenmesi

Ameliyat, tedavi veya test için gerekli malzemenin bulunamaması halinde hasta kayıpları yaşanabilir. Lojistik aksama, randevu iptali, hasta sevki ve prestij kaybına neden olabilir. Deneyimli personel, bu süreçlerin kesintisiz işlemesini sağlayarak gelir kaybını önler.

  • Hasta Memnuniyeti Tekrar Tercih ve Tavsiye

Malzeme temin süreleri hızlı olan, steril koşulları sağlanan ve hizmeti kesintisiz olan sağlık işletmeleri; daha yüksek hasta memnuniyetine ulaşır. Bu da hastanın tekrar aynı kurumu tercih etmesine, çevresine önermesine ve hasta sayısının artmasına neden olur.

  • Acil ve Kriz Durumlarında Esneklik Kurumsal Dayanıklılık

Pandemi, doğal afet, siyasi kriz gibi olağan dışı durumlarda lojistik bilgi ve tecrübeye sahip personelin hızlı karar alması ve alternatif üretmesi hayati önem taşır. Böyle dönemlerde hizmeti aksatmayan kurumlar hem itibar hem de ciro açısından avantaj sağlar.

  • İnsan Sermayesinin Kurum İçi Değeri

Kurumlar, lojistik bilgi ve tecrübeyi maddi olmayan bir sermaye olarak görmeli, bu birikimi eğitim, rotasyon, liderlik geliştirme ve iç mentorluk ile kurumsallaştırmalıdır. Tecrübeli personelin kurumda tutulması için motivasyon, takdir, kariyer yolu gibi unsurlar güçlendirilmelidir.

Sağlık Sektöründe Lojistik çalışanların Know How Birikiminin İşletmeye Katkıları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak sağlık kurumlarında lojistik personelinin sahip olduğu bilgi, deneyim ve uygulama becerisi; sadece operasyonel değil, finansal ve stratejik bir değerdir. Bu bilgi birikimi sayesinde kurumlar daha verimli, daha az maliyetli ve daha sürdürülebilir hale gelir. Tecrübeli bir lojistik kadrosu; hizmet sürekliliğini sağlar, hasta memnuniyetini artırır ve işletme cirosuna önemli katkılar sunar. Dolayısıyla sağlık işletmeleri, bu insan sermayesini yalnızca bir destek unsuru olarak değil, gelir ve değer üretiminde stratejik bir aktör olarak görmeli ve geliştirmelidir.

Kadir HANÇER

ERP Yazılımları Üzerine Bir Değerlendirme: Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!

Erp Yazılımları üzerine Bir Değerlendirme Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!ı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

ERP Yazılımları Üzerine Bir Değerlendirme: Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!

Zafer URFALIOĞLU

Erp Yazılımları üzerine Bir Değerlendirme Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!ı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİşletmeler, değişken piyasa koşullarına uyum sağlama, rekabet avantajı elde etme ve iç süreçlerini daha verimli yönetme konusunda her zamankinden daha fazla baskı altındalar. Tam da bu noktada devreye giren ERP (Kurumsal Kaynak Planlaması) sistemleri, işletmelerin kaynaklarını etkin bir şekilde yönetmesini sağlayan bir yaklaşımdır.

  • Ancak bu yaklaşımın illa yazılım destekli mi olması gerekir?
  • ERP yazılımı bir seçenek midir?

İşte tam da bu nokta, işletmelerin “Zorunda değiliz ama mecburuz!” gerçeğiyle yüzleşmesini gerekli kılıyor.

  • ERP, Bir Yaklaşım mı, Bir Yazılım mı?

ERP, aslında bir yönetim yaklaşımıdır.

Amaç; işletmenin tüm kaynaklarını (malzeme, insan gücü, finans, bilgi vb.) entegre bir şekilde planlamak ve yönetmektir. Bu yönüyle bakıldığında, ERP aslında bir yazılım değil, bir yönetim felsefesidir.

Ancak bu felsefenin hayata geçirilmesi, günlük operasyonlara yansıtılması ve verimli bir şekilde sürdürülebilmesi, pratikte güçlü bir dijital altyapı gerektirir. Bu da ERP yazılımlarını devreye sokar.

  • Yazılım Olmadan ERP Uygulanabilir mi?

Teorik olarak, evet. ERP yaklaşımı yazılım olmadan da uygulanabilir. Örneğin, küçük bir işletme üretim planlamasını Excel dosyalarıyla, stok kontrolünü ise elle tutulan defterlerle yürütebilir. Ancak uygulamada bu yöntem:

  • Zaman alıcıdır,
  • İnsan hatasına açıktır,
  • Bilgiye ulaşım yavaştır ve karmaşıktır,
  • Veri bütünlüğü sağlamak zordur,
  • Süreçler arasında kopukluk yaşanır.

Bir işletme büyüdükçe, manuel yönetim sistemleri yetersiz hale gelir. Bu noktada işletme sahipleri ERP yazılımı kullanmak zorunda olmadıklarını düşünseler de verimli çalışmak ve sürdürülebilir olmak istiyorlarsa aslında mecbur olduklarını fark ederler.

  • ERP Yazılımı Ne Sağlar?

ERP yazılımları, ERP yaklaşımının işletmeye uyarlanmasını hızlandırır ve sağlamlaştırır.

Başlıca avantajları şunlardır:

  • Merkezi Veri Yönetimi: Tüm departmanlar tek bir sistem üzerinden çalışır. Bilgiler ortak bir havuzda toplanır.
  • Gerçek Zamanlı Raporlama: Anlık verilerle stratejik kararlar daha hızlı alınır.
  • Otomasyon: Tekrarlayan işler sistem tarafından otomatik yapılır. Bu da zaman kazandırır.
  • Yasal Uyumluluk: Özellikle Türkiye gibi mevzuatın sık değiştiği ülkelerde, e-fatura ve e-defter gibi uygulamalara uyum kolaylaşır.
  • Departmanlar Arası Entegrasyon: Satış, üretim, lojistik, muhasebe ve İK süreçleri birbiriyle entegre hale gelir.
  • Sonuç olarak; Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!

ERP yazılımı, teoride bir zorunluluk değildir. Ancak modern işletmecilik pratiği açısından bakıldığında, sürdürülebilirlik, rekabetçilik ve verimlilik açısından ERP yazılımı neredeyse kaçınılmaz hale gelmiştir.

Erp Yazılımları üzerine Bir Değerlendirme Zorunda Değiliz Ama Mecburuz!ı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir işletme ERP yazılımı kullanmayabilir. Ama bu, bir noktadan sonra hatalara, zaman kaybına ve verimsizliğe mahkûm olacağı anlamına gelir. Dolayısıyla, ERP yazılımı kullanmak “Zorunda değiliz”, ama “Mecburuz”.

Zafer URFALIOĞLU

Tıbbi Malzeme İhalesinde SUT Kaydı İstenmesi?

Tıbbi Malzeme İhalesinde Sut Kaydı İstenmesi

Anahtar Kelimeler; Mal Alımları, Sağlık İhaleleri, Yeterlik Bilgileri, Teklif Değerlendirme,  ÜTS, SUT, İdari Şartname, Düzeltici İşlem

Tıbbi Malzeme İhalesinde Sut Kaydı İstenmesiİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle;ihalenin 1’inci kısmında teklif edilen ürünlerin SUT kodu eşleşmesinin bulunmadığı gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakıldığı ancak doküman düzenlemelerinde ihaleye katılım kriteri olarak SUT kodu eşleşmesinin istenilmemiş olduğu bu sebeple ihale tarihi itibariyle SUT kodunun mevcut olmasının zorunlu olmadığı, ihale tarihinden sonra söz konusu ürünler için SUT kodu beyanının yapıldığı ve değerlendirme dışı bırakılma gerekçesinin ortadan kalktığı iddiasına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Yeterliğin belirlenmesinde uyulacak ilkeler” başlıklı 26’ncı maddesinde “… (2) Yeterlik değerlendirmesi için istenecek belgelerin ve yeterlik değerlendirmesinde aranılacak kriterlerin, ihale veya ön yeterlik ilanı ile idari şartnamede veya ön yeterlik şartnamesinde ya da davet yazısında belirtilmesi zorunludur.” hükmü, “Aday veya isteklinin mesleki faaliyetini sürdürdüğünü ve teklif vermeye yetkili olduğunu gösteren belgeler” başlıklı 36’ncı maddesinde “(1) İhalelere katılacak aday veya istekliler tarafından, … (4) İhale konusu malın satış faaliyetinin yerine getirilmesi için alınması zorunlu olan ve ilgili mevzuatında satış faaliyeti için özel olarak düzenlenen izin, ruhsat veya faaliyet belgeleri, ihaleye katılımda yeterlik kriteri olarak ön yeterlik şartnamesinde ve idari şartnamede düzenlenir. İş ortaklığını oluşturan ortakların, bu belgeyi sunmasına ilişkin düzenleme ise alımın niteliği esas alınarak yapılır. Konsorsiyum ortaklarının her biri, teklif verdikleri kısmı esas alarak istenilen belgeyi sunar.” hükmü,

İdari Şartname’nin “İhaleye katılabilmek için gereken belgeler ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “7.1. İsteklilerin ihaleye katılabilmeleri için aşağıda sayılan belgeler ve yeterlik kriterleri ile fiyat dışı unsurlara ilişkin bilgileri e-teklifleri kapsamında beyan etmeleri gerekmektedir. … ı) İhale konusu işin ya da malın satış faaliyetinin yerine getirilebilmesi için ilgili mevzuat gereğince alınması zorunlu olan sicil, izin, ruhsat, faaliyet belgesi vb. belgeler: İhale Bazında TİTUBB veya ÜTS kayıtları Tüm ortakların sunması gerekmektedir. …” düzenlemesi,

İdari Şartname’nin “Diğer hususlar” başlıklı 48’inci maddesi ve Sözleşme Tasarısı’nın aynı başlıklı 44’üncü maddesinde “… ……….. Eğitim ve Araştırma Hastanesi İhtiyacı için alımı yapılan ve sözleşme kapsamında olan tıbbi sarf malzemeler (Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)’nin ek-3 B1 basit sarf malzemeler listesi haricindekiler) tıbbi alan tanımı (SUT Kodu) bazında eşleştirmeleri ve MEDULA’ya tanımlamaları yüklenici tarafından yapılmış olacaktır. Taşınır mal işlem belgesinin tanzim edildiği tarih itibariyle TİTUBB kaydında, Sağlık Bakanlığı Durumu “uygun” olacağını ve yanlış SUT Kodu eşleştirmesi nedeniyle idarenin sosyal güvenlik kurumundan alacağı geri ödemede meydana gelebilecek kesintiler yüklenici tarafından karşılanacaktır.” düzenlemesi, İhale İlanı’nın “İhaleye katılabilme şartları ve istenilen belgeler ile yeterlik değerlendirmesinde uygulanacak kriterler” başlıklı 4’üncü maddesinde “4.1. İsteklilerin ihaleye katılabilmeleri için aşağıda sayılan belgeler ve yeterlik kriterleri ile fiyat dışı unsurlara ilişkin bilgileri e-teklifleri kapsamında beyan etmeleri gerekmektedir. 4.1.1.3. İhale konusu malın satış faaliyetinin yerine getirilebilmesi için ilgili mevzuat gereğince alınması zorunlu izin, ruhsat veya faaliyet belgesi veya belgelerine ilişkin bilgiler: … TİTUBB veya ÜTS kayıtları” düzenlemesi yer almaktadır. İncelemeye konu ihalenin ………….Eğitim ve Araştırma Hastanesi ihtiyacı için tıbbi sarf malzemesi alımına ilişkin olduğu, kısmi teklife açık olan ihalenin 8 kısımdan oluştuğu, başvuru sahibinin iddiasının ihalenin perfüzör enjektörü alımına ilişkin 1’inci kısmına ilişkin olduğu, anılan kısımda 4 kalem tıbbi sarf malzemesi alımı yapılacağı, yine anılan kısımda 2 isteklinin ihaleye katıldığı, başvuru sahibi isteklinin teklifinin, teklif edilen ürünlerin SUT kaydı olmadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakıldığı ve ihalenin ilgili kısmının neticelendirildiği görülmüştür. İlgili mevzuat hükümlerinde, yeterlik değerlendirmesi için istenecek belgelerin ve yeterlik değerlendirmesinde aranılacak kriterlerin, ihale veya ön yeterlik ilanı ile idari şartnamede veya ön yeterlik şartnamesinde ya da davet yazısında belirtilmesinin zorunlu olduğunun hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.

İhale dokümanı düzenlemeleri incelendiğinde, ihaleye katılabilmek için sunulması gereken belgeler ve yeterlik kriterlerine ilişkin İhale İlanı’nın 4.1.1.3’üncü ve İdari Şartname’nin 7.1.ı. maddelerinde, teklif edilen ürünlere ilişkin olarak yeterlik kriterleri kapsamında TİTUBB veya ÜTS kayıtlarını gösterir belgelerin sunulması gerektiğinin düzenlendiği öte yandan başvuru sahibi isteklinin teklifinin, değerlendirme dışı bırakılma gerekçesi olan SUT kaydına ilişkin olarak İhale İlanı’nda ve İdari Şartname’nin 7’nci maddesinde bir düzenleme yapılmamış olduğu, İdari Şartname’nin “Diğer hususlar” başlıklı 48’inci maddesi ve Sözleşme Tasarısı’nın aynı başlıklı 44’üncü maddesinde sözleşme kapsamındaki tıbbi sarf malzemelerinin tıbbi alan tanımı (SUT Kodu) bazında eşleştirmeleri ve MEDULA’ya tanımlamalarının yüklenici tarafından yapılmış olması gerektiğinin düzenlendiği tespit edilmiştir. 16.05.2025 tarihinde yapılan ihalede, ihalenin başvuruya konu 1’inci kısmına 2 isteklinin katıldığı, anılan kısımda 4 kalem tıbbi sarf malzemesinin yer aldığı, başvuru sahibi tarafından sunulan Yeterlik Bilgileri Tablosu’nda ilgili kısımdaki tüm tıbbi sarf malzemelerinin ÜTS kayıtlarının beyan edildiği ve ilgili belgelerin sisteme yüklendiği, istekli tarafından İhale İlanı’nın 4.1.1.3’üncü ve İdari Şartname’nin 7.1.ı. maddelerinde düzenlenen TİTUBB veya ÜTS kayıtlarını gösterir belgelere ilişkin yeterlik kriterinin karşılandığı görülmüştür.

İnceleme sürecinde, 31.07.2025 tarih ve 7053 sayılı yazı ile idareden ihale tarihinde yapılan SUT kodu ürün sorgulamaları istenilmiş olup, idarenin 31.07.2025 tarih ve 7053 sayılı cevabi yazısının ekindeki belgeler ve ihale işlem dosyası incelendiğinde, başvuru sahibi tarafından teklif edilen sarf malzemelerine ilişkin olarak idare tarafından ihale tarihinde (16.05.2025) yapılan SUT sorgulamasında, 2 kalem tıbbi sarf malzemesinin SUT kodunun mevcut olmadığının tespit edildiği ve isteklinin teklifinin anılan gerekçeyle değerlendirme dışı bırakıldığı anlaşılmıştır.

İnceleme esnasında yapılan SUT kodu sorgulamaları neticesinde, istekli tarafından teklif edilen tüm ürünlere ilişkin SUT kaydının mevcut olduğu, ihale tarihinde yapılan SUT kodu sorgulamasında, SUT kodu mevcut olmadığı tespit edilen 2 kalem tıbbi sarf  malzemesine ilişkin SUT kodu tanımlamalarının ise ihale tarihinden sonra 11.07.2025 tarihinde yapılmış olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde: başvuru sahibi isteklinin teklifinin, değerlendirme dışı bırakılma gerekçesi olarak gösterilen SUT kaydına ilişkin olarak, ihaleye katılabilmek için sunulması gereken belgeler ve yeterlik kriterlerine ilişkin İhale İlanı’nda ve İdari Şartname’nin 7’nci maddesinde bir düzenleme yapılmamış olduğu, sözleşme kapsamındaki tıbbi sarf malzemelerinin tıbbi alan tanımı (SUT Kodu) bazında eşleştirmeleri ve MEDULA’ya tanımlamalarının tarafından yapılmış olması hususunun İdari Şartname’nin 48’inci maddesi ve Sözleşme Tasarısı’nın 44’üncü maddesinde, yükleniciye ait bir sorumluluk olarak düzenlendiği, teklif edilen ürünlere ilişkin SUT kodu tanımlamalarının bir yeterlik kriteri olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle başvuru sahibi isteklinin teklifinin anılan gerekçeyle değerlendirme dışı bırakılması işleminin yerinde olmadığı anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

9. Dünya Yatırımcı Haftası Başlıyor. 6-7 Ekim 2025

9. Dünya Yatırımcı Haftası Daveti
9. Dünya Yatırımcı Haftası Daveti

9. Dünya Yatırımcı Haftası Başlıyor. 6-7 Ekim 2025

Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü (IOSCO) tarafından organize edilen ve Türkiye’de Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul A.Ş. ve Birliğimiz iş birliğiyle düzenlenen Dünya Yatırımcı Haftası’nın dokuzuncusu 6-7 Ekim tarihlerinde dunyayatirimcihaftasi.org.tr adresinden online gerçekleşecek bir dizi çevrim içi etkinlikle kutlanacak.

6 Ekim’de başlayacak etkinliklerde 100’den fazla ülkede hafta boyunca ilgili kuruluşlar ve katılımcılar, dünya çapında yatırımcıları etkileyen trend konuları tartışmak ve farkındalığı artırmak için bir araya gelecekler. Türkiye’deki etkinliğin amacı; bireylerin finansal okuryazarlık seviyelerinin geliştirilmesi, finansal bilincin artırılması ve finansal dolandırıcılık olaylarına karşı farkındalık oluşturularak bilinçlendirilmesidir. Etkinlikler ile aynı zamanda yatırımcı eğitimi ve koruma girişimleri konusunda IOSCO üyeleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi de amaçlanmaktadır.

Online platform üzerinden gerçekleşecek Dünya Yatırımcı Haftası’nda 11 panel ile birbirinden değerli akademisyen ve alanında uzman 45 panelist bilgi ve deneyimlerini paylaşacaktır.Online platform, panelleri izleyemeyenler veya tekrar izlemek isteyenler için bir hafta boyunca ziyarete açık olacak. İki gün boyunca etkinliği izleyen katılımcılar, online platformda bulundukları süre, takip ettikleri paneller ve online stant ziyaretlerinden toplayacakları puanların karşılığında sponsorlar tarafından sunulan 6.000’e yakın hediyeyi almaya hak kazanacaktır.

  1. Dünya Yatırımcı Haftası ile ilgili programa ve detaylara https://dunyayatirimcihaftasi.org.tr adresinden ulaşılabilmekte olup panelleri izlemek için 9. Dünya Yatırımcı Haftası sanal platformu üzerinden kayıt olunması gerekmektedir.
9. Dünya Yatırımcı Haftası Daveti
9. Dünya Yatırımcı Haftası Daveti
  1. DÜNYA YATIRIMCI HAFTASI 06 EKİM 2025

AÇILIŞ PROGRAMI VE GONG TÖRENİ

 

08.45-09.15  Kayıt – Borsa İstanbul Fuaye Alanı

09:40            Gong Töreni

09.45-10.00  Sn. Pamir Karagöz

                     Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı

10.00-10.15  Sn. İbrahim Ömer Gönül

                      Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı

10:15-10:30  Fotoğraf Çekimi/Hediye Takdimi

  1. DÜNYA YATIRIMCI HAFTASI PANEL PROGRAMI

6-7 EKİM 2025 (Online Platform) 

Panelleri izlemek için 9. Dünya Yatırımcı Haftası adresinden kayıt olunması gerekmektedir.

6 Ekim 2025 Pazartesi Panel Programı

11.00-12.00: “Yatırımın Yönü: Riskten Fırsata Giden Yol”

12.00-13.00: Oturum Arası 

13.00-14.00: “Değerleme ile Stratejik Yatırım”

14.00-14.15: Oturum Arası

14.15-15.15: “Yapay Zeka ile Yatırım Dolandırıcılığı”

15.15-15.30: Oturum Arası 

15.30-16.30: “Risk Tercihine Uyumlu Portföy Oluşturma”

16.30-16.45: Oturum Arası

16.45-17.45: “Fiziksel Dünyadan Dijital Dünyaya Geçiş: Tokenizasyon”

7 Ekim 2025 Salı Panel Programı

 10.00-11.00: “Kur Riskinden Korunma Yolları ve Stratejileri”

11.00-11.15: Oturum Arası

11.15-12.15: “Yeşil Kuğular: İklim Risklerinin Finansal Sisteme Etkisi”

12.15-13.30: Oturum Arası

13.30-14.30: “Karşıt Stratejiye Karşı Trend Yaklaşımı”

14.30-14.45: Oturum Arası

14.45-15.45: “Finansal Tavsiyelerin Yatırımcı Davranışlarına Etkisi”

15.45-16.00: Oturum Arası 

 16.00-17.00: “Finansal Okuryazarlık Ekseninde Finans Diplomasisi ve Güvenlik”

17.00-17.15: Oturum Arası

17.15-18.15 “Yatırımcı Hakları ve Yatırımcının Korunması”

Yapay zekânın küresel ölçeklenmesi 2 trilyon dolarlık yeni kaynak gerektiriyor

Yapay Zeka

Yapay zekânın küresel ölçeklenmesi 2 trilyon dolarlık yeni kaynak gerektiriyor

Bain & Company’nin 6. Küresel Teknoloji Raporu’na göre, yapay zekânın tetiklediği işlem gücü talebinin 2030’a kadar karşılanabilmesi için yıllık 2 trilyon dolar ek gelir yaratılması gerekiyor. Ancak, yapay zekânın sağlayacağı tasarruflara rağmen yaklaşık 800 milyar dolarlık bir açık oluşacağı öngörülüyor. Küresel ek yapay zekâ işlem gücü talebin 200 gigavata ulaşması ve bunun yarısının ABD’den gelmesi bekleniyor.

Bain & Company’nin yayımladığı 6. Küresel Teknoloji Raporu, 2030 yılına kadar öngörülen yapay zekâ talebini karşılamak için yıllık 2 trilyon dolar ek gelire ihtiyaç duyulacağını ortaya koyuyor. Ancak yapay zekâdan sağlanacak tasarruflara rağmen, 2030’a kadar ihtiyaç duyulan yıllık ek gelirin yaklaşık 800 milyar dolar altında kalınacağı öngörülüyor.

Rapora göre, 2030 itibarıyla küresel ek yapay zekâ işlem gücü ihtiyacı 200 gigavata ulaşması ve bunun yarısının ABD kaynaklı olması bekleniyor. Ancak yapay zekâya yatırım yapan şirketler bilgi teknolojileri (BT) bütçelerinin tamamını buluta taşısa ve satış, pazarlama, müşteri hizmetleri ile Ar‑Ge’deki verimlilikten doğan tasarrufları veri merkezlerine aktarsa dahi, bu kaynaklar yetersiz kalacağı ve talebin Moore Yasası’nın iki katından daha hızlı büyüdüğünden ötürü kaynakların yeterli olmayacağı öngörülüyor.

Otonom yapay zekâ ajanlarına yatırımlar hızlanıyor

Raporda, öncü şirketlerin yapay zekâyı pilot uygulamalardan çıkarıp çekirdek süreçlerine entegre ettiği ve son iki yılda %10–%25 FAVÖK artışı elde ettiği belirtiliyor. Buna karşılık çoğu şirket hâlâ deneme aşamasında ve sınırlı verimlilik kazanımlarıyla yetiniyor. Bain & Company’nin analizine göre teknoloji liderleri “agentic AI”, yani otonom yapay zekâ ajanlarına yoğun yatırım yaparak eşi benzeri görülmemiş bir inovasyon hızına ulaşıyor. Önümüzdeki 3–5 yılda teknoloji harcamalarının %5–%10’u bu sistemlere ayrılabileceği öngörülüyor. Orta vadede ise şirketlerin toplam teknoloji bütçelerinin yaklaşık yarısının, işletme genelinde çalışan yapay zekâ ajanlarına yönlendirmesi mümkün.

Raporda şirketler için dört olgunluk seviyesi tanımlanıyor:

  1. Büyük dil modeli (LLM) tabanlı bilgi erişim ajanları,
  2. Tek görevli ajan iş akışları,
  3. Sistemler arası iş akışı orkestrasyonu,
  4. Çoklu ajan sistemleri.

Özellikle 2. ve 3. seviyeler, sermaye, inovasyon ve devreye alma hızının kesiştiği alanlar olarak öne çıkıyor. Liderler avantajlarını hızla ölçeklendirirken, geride kalanların arayı kapatması giderek zorlaşıyor. Ancak rapor, güvenlik ve kârlılık gerekçeleri nedeniyle bu aşamalardaki ilerlemelerin düzensiz ve kademeli olacağını vurguluyor.

Yapay zekâ, SaaS (hizmet olarak yazılım) sektörünü de dönüştürüyor; ancak bu, mevcut oyuncuların mutlaka yerinden edileceği anlamına gelmiyor. Birçok durumda pazarın büyümesinin SaaS sağlayıcıları için yeni fırsatlar yaratacağı belirtiliyor. Bu durumda şirketlerin başarılı olmak için iki temel soruyu yanıtlaması gerekiyor: Yapay zekâ kullanıcı görevlerini ne ölçüde otomatikleştirebilir ve SaaS iş akışlarına ne kadar derinlemesine entegre olabilir? Bu süreçte SaaS sağlayıcılarının verinin üzerinde kontrolü elinde tutması, standartların belirlenmesinde öncülük etmesi ve fiyatlandırmayı kullanıcı sayısından sonuç odaklı modellere kaydırması gerekiyor.

Egemen yapay zekâ ve parçalanan küresel ekosistem

Rapor, hükümetlerin “egemen yapay zekâ” hedeflerinin, gümrük vergileri ve ihracat kontrolleriyle birlikte küresel teknoloji tedarik zincirlerini parçaladığını ortaya koyuyor. Yapay zekânın artık yalnızca bir ekonomik büyüme aracı değil, aynı zamanda siyasi güç ve ulusal güvenliğin bir unsuru olarak görüldüğü vurgulanıyor. ABD ve Çin bu ayrışmanın ön saflarında yer alıyor; Çin’in, küresel çip üretim kapasitesinin yaklaşık %20’sine sahip olduğu belirtiliyor.

Bain & Company Ortağı Armando Guastella konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “2030’a kadar yapay zekâya yönelik artan talebi karşılamak, yalnızca teknolojik yetkinliklere değil, aynı zamanda altyapı ve enerji kaynaklarına da ciddi yatırımlar yapmayı gerektirecek. Yapay zekâ artık sadece bir yenilik aracı değil; ekonomik ve siyasi güçle eşdeğer stratejik bir unsur hâline geldi. Uzun vadeli vizyonu, operasyonel verimliliği ve yapay zekânın sorumlu şekilde benimsenmesini bir araya getirebilen şirketler, giderek daha karmaşık ve rekabetin yoğunlaştığı küresel ortamda fırsatları yakalayacak ve dayanıklılıklarını güçlendirecek.”

Teknoloji yatırımlarında yavaşlama mevcut fakat iyimserlik sürüyor

Raporda ayrıca kuantum hesaplama ve insansı robotlara yönelik artan ilgiye dikkat çekiliyor. Kuantum hesaplama; ilaç, finans, lojistik ve malzeme bilimi alanlarında 250 milyar dolara kadar değer yaratabilir; ancak bunun için hataya dayanıklı ve ölçeklenebilir sistemlerin geliştirilmesi gerekiyor—ve bu hâlâ uzak bir ihtimal olarak görülüyor. İnsansı robotlar ise şimdiden milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaşıyor; ticari başarının ise çevredeki ekosistemlerin olgunluğuna bağlı olacağı vurgulanıyor. Erken benimseyenler liderlik avantajı elde edebilir; yine de mevcut kullanım, yoğun insan gözetimi gerektiriyor.

Bain & Company’nin 2025 Kuzey Amerika özel sermaye–teknoloji görünümüne göre, yılın ilk yarısında işlem aktivitesi artsa da ikinci yarısında ihracat vergileri ve jeopolitik riskler nedeniyle yavaşladığı gözüküyor. Yazılım harcamaları GSYH büyümesini geride bırakmayı sürdürüyor; ancak üretim ve perakende gibi büyük sektörlerde doygunluğa yaklaşılıyor. Bu nedenle yatırımcıların yeni büyüme fırsatlarını belirlemek için daha yaratıcı stratejiler geliştirmesi gerekecek. Yavaşlamaya karşın, teknoloji diğer tüm alanlara kıyasla en güçlü yatırım sektörü olmaya devam ediyor.

  • – – – – – – – – — – – – — – – – — – – — – – — – – —
Satinalmada Yapay Zeka
Satınalma ve Tedarik Zinciri Uzmanları için Yapay Zeka Eğitimi

Eğitim içeriği için tıklayınız. 

Satınalma ve Tedarik Zinciri Uzmanları için YAPAY ZEKA UYGULAMALARI EĞİTİMİ

Anahtar Sözcükler: yapay zeka, büyük dil modeli, teknoloji, eğitim, teknoloji raporu, satın alma, tedarik zinciri

Beyaz Yakadan Mavi Yakaya; Kariyer Tercihlerinde Yeni Dönem

Beyaz Yakadan Mavi Yakaya

Küresel iş gücü araştırmaları, gençlerin kariyer tercihinde ciddi bir dönüşümün işaretlerini veriyor. Beyaz yakalılar mavi yaka işlere yönelmenin planlarını mı yapıyor?

İş gücüne yönelik araştırmalar yeni bir trendin işaretlerini veriyor; FlexJobs’un 2025 araştırması verilerine göre beyaz yakalı çalışanların %62’si daha yüksek istikrar ve ücret için mavi yaka veya zanaat temelli işlere yönelmeyi düşünüyor. Jobber’ın 2025 mavi yaka raporu da, meslek okulu kayıtlarının üniversiteye kıyasla üç kat daha hızlı arttığını ortaya koyuyor. Tüm bu veriler, istikrar arayışı, otomasyona dayanıklı meslekler ve girişimcilik fırsatlarının öne çıktığını gösteriyor.

Türkiye’de Gençler Farklı Bir Yol Arıyor

Türkiye’de de genç kuşaklarda benzer bir eğilim dikkat çekiyor. TÜİK verilerine göre 2025 Ağustos itibarıyla 15–24 yaş arasındaki gençlerde işsizlik oranı %16 seviyesinde. DİSK/Genel-İş’in de bu yıl yayımladığı “Türkiye’de Genç Emeği Raporu” da, her 10 gençten 6’sının istihdama katılamadığını ortaya koyuyor. Diğer yandan MEB’in 2024-2025 Örgün Eğitim İstatistikleri duyurusunda, ortaöğretimde mesleki ve teknik eğitimde okuyan öğrenci sayısı yaklaşık 1,68 milyon olarak paylaşılıyor. Bu veriler, gençlerin daha çok iş güvencesi, somut beceri ve gelişim fırsatı sunan alanlara yöneldiğini gösteriyor. Meslek liselerine ve teknik eğitim programlarına ilgi artarken, “geleceğe dayanıklı” meslekler giderek daha fazla öne çıkıyor.

“Beyaz Yaka Roller de Dönüşüyor”

İnsan Kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Kurucusu Jilda Bal, bu trendi şöyle değerlendiriyor:
“Beyaz yakadan mavi yakaya yönelimin arkasında istikrar arayışı ve otomasyona dayanıklı işlerin tercih edilmesi var. Ancak bu durum, beyaz yaka rollerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, bu roller yapay zeka ve otomasyonla birlikte dönüşüyor. Önümüzdeki dönemde teknoloji okuryazarlığı, esneklik ve müşteri odaklı beceriler daha da öne çıkacak. Şirketler için yetenek stratejilerinde yeni dengeler kurmak artık kaçınılmaz.”