Ara Dinlenme Süresi ve İşe Geç Başlama/Erken Bırakma

LÜTFİ İNCİROĞLU

Ara Dinlenme Süresinin, İşe, Ara Dinlenme Süresi Kadar Geç Başlama veya Aynı Süreyle Erken Bırakma Şeklinde Kullandırılması Mümkün müdür?

İş süresinin düzenlenmesine ilişkin hükümler, öncelikle iş gücünün korunması amacına hizmet etmektedir. Bu amacın gerçekleştirilmesi, sadece günlük çalışma süresinin sınırlandırılmasını değil, aynı zamanda işçilere çalışma süresi içinde işe ara verme imkanının da tanınmasını gerektirmektedir. Aksi taktirde, çalışmaya bağlı gerilimin, dikkatsizlik ve kazalara yol açması ve zaman içinde sağlık sorunlarıyla karşılaşılması kaçınılmazdır. İşte 4857 sayılı Kanunun 68 nci maddesindeki ara dinlenmesine ilişkin düşünce bu tür sonuçları önlemek için düzenlenmiştir [1].

Bu nedenledir ki, ara dinlenmesi, işçinin “çalışma” ya da “çalışmaya hazır olma” yükümlülüğünün bulunmadığı; bu süreyi nerede ve nasıl geçireceğine serbestçe karar verebileceği bir zaman dilimi olarak tanımlanmaktadır. Ara dinlenmeleri işçilere hem dinlenmeleri, hem de yeme içme gibi zorunlu gereksinmelerini karşılayabilmeleri için, günlük çalışma süreleri içinde verilen dinlenme süreleridir. Bu dinlenmeler, “çalışma süresinin ortalama bir zamanında o yerin adet ve işin gereğine göre ayarlanmak suretiyle” verilir (İşK. m.68/1)[2].

Yargıtay’a göre de, “İşçinin günlük iş süresi içinde kesintisiz olarak hiç ara vermeden çalışması beklenemez. Gün içinde işçinin yemek, çay gibi ihtiyaçlar sebebiyle ya da dinlenmek için belli bir zamana ihtiyacı vardır. Ara dinlenmesi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az on beş dakika, dört saatten fazla ve yedi buçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedi buçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Uygulamada yedi buçuk saatlik çalışma süresinin çok fazla aşıldığı günlük çalışma sürelerine de rastlanılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63. maddesi hükmüne göre günlük çalışma süresi 11 saati aşamayacağından, 68. maddenin belirlediği yedi buçuk saati aşan çalışmalar yönünden en az bir saatlik ara dinlenmesi süresinin, günlük en çok 11 saate kadar olan çalışmalarla ilgili olduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla günde 11 saate kadar olan çalışmalar için ara dinlenmesi en az bir saat, on bir saat ve daha fazla çalışmalarda ise en az bir buçuk saat olarak verilmelidir. İşçi, ara dinlenme saatinde tamamen serbesttir. Bu süreyi işyeri içinde ya da dışında geçirebilir. İşyerinde geçirmesi halinde bu süre içinde çalışmaya devam etmesi durumunda ara dinlenmesi verilmemiş sayılır. Ancak işçi işyerinde kalsa bile, ara dinlenmesi süresini serbestçe kullanabilir, bu süre içinde çalışmaya zorlanamaz.

Ara dinlenmesi için ücret ödenmesi gerekmez. Ancak, bu süre işçiye dinlenme zamanı olarak tanınmamışsa, işçinin normal ücretinin ödenmesi gerekir. Bu sürenin haftalık 45 saati aşan kısmını oluşturması halinde ise, zamlı ücret ödenmelidir. Ara dinlenme süreleri kural olarak aralıksız olarak kullandırılır. Ara dinlenmesinin kullandırılması zorunlu ise de, bunun kullanılacağı zamanı belirlemek işverenin yönetim hakkıyla ilgilidir. İşçilerin tamamı aynı anda ara dinlenme zamanını kullanılabileceği gibi, belli bir plan dahilinde sırayla kullanmaları da mümkündür. Ancak ara dinlenme süresinin, işe, ara dinlenme süresi kadar geç başlama veya aynı süreyle erken bırakma şeklinde kullandırılması doğru olmaz. Ara dinlenme süresinin günlük çalışma içinde belli bir zamanda amaca uygun kullandırılması gerekir. İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 3. maddesinin 2. fıkrasında, ara dinlenmelerinin ilkim, mevsim, yöredeki gelenekler ve işin niteliğine göre yirmi dört saat içinde kesintisiz on iki saat dinlenme süresi dikkate alınarak verileceği hükme bağlanmıştır. Adı geçen yönetmeliğin 3. maddesinin 1. fıkrasında da ara dinlenme süresinin çalışma süresinden sayılmayacağı açıklanmıştır. Somut olayda, davacı … mağazasında müdür vekili olarak çalışmakta olup; Mahkemece, tanık beyanları doğrultusunda, davacının yaz döneminde birinci vardiyada 09.00-13.00 saatleri arasında çalıştığı, 13.00-18.00 arası ara dinlenmesi kullandığı, 18.00-22.00 saatleri arasında tekrar çalıştığı, gün içerisinde ara dinlenmelerin mahsubu ile günde 7 saat çalıştığı; ikinci vardiyada 13.00’de çalışmaya başladığı, 18.00-20.00 saatleri arasında ara dinlenme kullandığı, 20.00-24.00 saatleri arasında tekrar çalıştığı, gün içerisinde ara dinlenmelerin mahsubu ile günde 8 saat çalıştığı kabul edilmiştir. Davacının birinci vardiyada 13.00-18.00 saatleri ile ikinci vardiyada 18.00-20.00 saatleri arasında ara dinlenme süresi kullandığı sabit olup; bu sürelerin dışında günlük çalışma süresinden birer saatlik ara dinlenme mahsubu hatalı olup bozmayı gerektirmiştir[3].

Sonuç olarak, ara dinlenmesinin kullandırılması zorunlu ise de, bunun kullanılacağı zamanı belirlemek işverenin yönetim hakkıyla ilgilidir. İşçilerin tamamı aynı anda ara dinlenme zamanını kullanılabileceği gibi, belli bir plan dahilinde sırayla kullanmaları da mümkündür. Ancak ara dinlenme süresinin, işe, ara dinlenme süresi kadar geç başlama veya aynı süreyle erken bırakma şeklinde kullandırılması doğru olmaz. Ara dinlenme süresinin günlük çalışma içinde belli bir zamanda amaca uygun kullandırılması gerekir.

[1]TULUKÇU, Binnur, İş Hukukunda Dinlenme Hakkı, Ankara 2012, s.5,6; SOYER, Polat, “Yargıtay’ın Ara Dinlenmesine Ait Kararı Üzerine Düşünceler”, Türk Kamu-Sen, Mart 1989, s.8.

[2] İNCİROĞLU, Lütfi Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4. Baskı İstanbul 2019, s.311-312.

[3] Y22HD.03.04.2019 T.,E.2016/9350, K.2019/7444 Legalbank.

Garantili İhracat Akreditifinin Finansmanda Kullanılması

GARANTİLİ İHRACAT AKREDİTİFİ NEDİR?

Akreditifi ben garantili diye bilirdim ancak makalemin başlığına baktığımda “garantili akreditif” denildiğine göre bu işin bir de garantisiz kısmının da var olduğunu görüyorum.

İşte, teyidli akreditifler bir nevi garantili akreditif gibi görünürler. Bu arada akreditif swiftinde “Karabank” olduğunu gördünüz. Öyle bir banka mı varmış?

AKREDİTİF NEDİR?

Madem garantili akreditiften bahsediyoruz, bu durumda akreditifin ne olduğuna bakalım öncelikle: Bir nevi şartlı havaledir. Belli şartların yerine getirilmesi ile bankaların birbirlerine ödeme taahhüdü vermeleridir. Teyid ilave edilmesiyle adeta ikinci bir güvence haline gelir.

Bir nevi şartlı havaledir. Bir ithalat işleminde ithalatla ilgili koşullar olan;

  • Yükleme vadesi,
  • Ödeme şekli,
  • Malın cinsi,
  • Kalite,
  • Fiyatı,
  • İstenen evraklar,
  • İstenen evrakların ibraz tarihi,

Konuları içeren akreditif mektubunun ithalatçının bankası tarafından yurt dışındaki ihracatçının bankasına gönderilmesi ile mal bedelinin, mal Türkiye’ye gönderilmesinin ardından ödenmesini taahhüt etmektedir.

İSKONTO NEDİR?

İskonto, bir finansal varlığın (vadeli akreditif, poliçe, senet, P/N)  vadesinden önce paraya çevrilmesi  halinde vade sonuna kadar oluşacak zaman için hesaplanacak faizin, peşin olarak tahsili ve bakiyenin lehtara vade sonunu beklemeden ödenmesidir. İskonto etmek de gelecekte elde edilecek bir paranın bugünden elde edilmesi karşılığında yapılan indirimdir.

GARANTİLİ AKREDİTİF İSKONTOSU HANGİ KOŞULLARDA YAPILABİLİR?

İskonto tanımından da anlaşılacağı üzere bir akreditifin iskonto edilebilmesinin şartı vade içermesidir. Akreditif bedelinin ödenmesi belli bir vadeyi içeriyorsa iskontonun yapılması söz konusu olabilir.

Akreditif iskontosunda gerekli koşullar ana başlıklar olarak şöyle özetlenebilir;

  • Akreditif vadeli olmalıdır. “By deferred payment letter of of credit” .
  • Akreditifle ilgili yüklemenin yapılmış,
  • Akreditifte talep edilen vesaikin eksiksiz ve zamanında bankaya teslim edilmiş,
  • Akreditifte talep edilen vesaikin teyid veya ödeme bankası veya amir banka tarafından incelenmesi sonrasında evrakların kabul edildiğinin,
  • Evraklarda rezerv olmaması,
  • Evrakların kabulünü müteakip, amir / teyid / ödeme bankası tarafından ödeme vadesinin şifreli bir swift mesajı ile ihracatçının bankasına teyid edilmiş olması,
  • Akreditif üzerinde ödemeyi kısıtlayan veya bloke altına alan bir temliğin bulunmaması,

gereklidir.

İskontoyu yapacak finansal kuruluşlar; faktoring, forfaiting veya bankalar iskonto edecekleri akreditifin;

  • Vade uzunluğunu, (2 ay, 3 ay, 6 ay, 1 yıl gibi)
  • Akreditif / teyid bankasının kim olduğunu, bu bankanın kredibilitesinin finans piyasasında kabul edilebilir olması,
  • Ülke riskinin neler olabileceğini,
  • Güncel faiz / iskonto oranlarının ne olacağını,
  • Tutarın ve masrafların ne olacağını,

göz önünde bulundururlar.

Riski fazla olan (akreditifin sadece amir bankanın taahhüdünü taşıması)  veya ülke riski var olan akreditifi iskonto etmekten kaçınırlar. İskonto edilebilmesi için bir akreditifin riskinin minimum düzeyde olması gereklidir. Sıfır bir riskin varlığından zaten söz edemeyiz.

İhracatçı akreditifle ilgili malını yüklemesi ve akreditif koşullarına uygun vesaiki bankasına verecek, evrakların kontrolü sonucunda evrak kabulü ve vadenin teyidinin yapılması ile ihracatçının hangi tarihte parasını alabileceği bankaca belirlenmiş olur. İşte bu aşamada ihracatçı akreditifini kırdırır / iskonto ettirir. Akreditif vadesini beklemeden iskonto yolu ile parasını alır.

REŞAT BAĞCIOĞLU

Ödüllü İş Bulmacası No:4

ÖDÜLLÜ İŞ BULMACASI 4. Hafta

Güzel bir mola verin. Zihinsel bir tazeleme için bulmaca çözün.
İş hayatı odaklı bulmaca için 5 dakika zaman ayırın.

İnteraktif şekilde web sitesi veya PDF üzerinde çözebilirsiniz.

Her pazartesi bir bulmaca sizi bekliyor.
Haftanın bulmacasını çözmek için https://satinalmadergisi.com/bulmaca4/ 

Geçmiş ve güncel tüm bulmacaları çözmek için; 

https://satinalmadergisi.com/bulmacalar/
Ödül: 1 Kişiye Satınalma Dergisi Dijital Aboneliği.
Çözümünüzü dergi@satinalmadergisi.com a gönderin.

Business Crossword Puzzle No:4 by www.SatinalmaDergisi.com
Kolaylıklar dileriz. Prof. Dr. Murat ERDAL

10 Çalışana Yönelik Şirket Aboneliği ile Ekonomik Avantaj Elde Edin.

Kurumunuzun yetkinliklerini yükseltin.

Şirket olarak tüm dergi arşivine (111 sayı), araştırma raporlarına ve bir yıl boyunca 12 sayıya dijital erişim sağlayın. Dijital şirketi aboneliği için https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Uluslararası Ticaret Modeli: Nitelikli İşgücü

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Gücün yeni kaynağı çok az insanın elinde olan para değil, çoğu insanın elinde olan bilgidir.” John Naisbitt

Donald B. Keesing, Nitelikli İşgücü Teorisini ortaya koyarken; endüstri alanında gelişmiş ülkelerin birbirleri ile dış ticaret yaparken bu ticaretin büyük kısmının sanayi malları olduğunu varsaymıştır. Keesing, nitelikli iş gücüne sahip ülkelerde nitelikli ürünlerin üretilmesini ve ihraç etmesinin gerektiğini belirtmiştir. Nitelikli iş gücüne sahip olmayan devletler, niteliksiz iş gücünün üretilebileceği ürünlerde uzmanlaşması ve ihraç etmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Nitelikli İşgücü Teorisinde; sermayenin oluşturulması, iş gücünün nitelikli bir şekilde bilgilendirilmesi, tasarruf yapılması belirtilmektedir. Bunun sonunda, emek ve sermayenin yoğun olduğu malların üretildiği açıklanmıştır. Bundan dolayı, iktisatçılar bu iki mal çeşidinin “türetilmiş kaynaklar” kapsamında bir arada tutulmasını savunmuşlardır.

Keesing 1965-1968 yıllarında yaptığı, analitik ve ampirik çalışmalarda insani sermayenin, uluslararası ticareti etkileyip-etkilemediğini araştırmıştır. Keesing’e göre, nitelikli iş gücünün, niteliksiz iş gücüne göre farklı şekilde değerlendirilmesinin iki sebebi bulunmaktadır:

  • İlk neden; teori, endüstrinin kuruluş yerlerini saptamasında etkilidir.
  • Diğer neden; teorinin, ülkelerdeki ekonomik büyüme rakamlarının açıklanmasını sağlamış olmasıdır. Nitelikli İşgücü Teorisi; dış ticaretle büyümeyi bir arada düşünmekte olup, dış ticareti etkileyen bir unsurdur.

Keesing, Heckscher-Ohlin Modelinden farklı olarak sermaye, doğal kaynaklar ve nitelikli iş gücü ile niteliksiz iş gücü gibi unsurların hareketliliğine ilişkin farklılıklar olduğunu belirtmektedir. Bu durumda Keesing’e göre; doğal kaynak dışında, diğer faktörler hareketlidir. Ekonomik faaliyetleri sınıflandırırken, doğal kaynaklara ulaşım bakımından yakın yerlere kurulan kuruluşlar birincil, uzak yerlere kurulan kuruluşlar ise ikincil faaliyet olarak adlandırılmaktadır.

Keesing, nitelikli iş gücünün uluslararası ticarete etkisini araştırmak için meslek gruplarını sınıflandırılmıştır. Bu gruplar:

  • Bilim adamları, mühendisler,
  • Teknisyenler, teknik ressamlar,
  • Diğer ustalık gerektiren meslekler,
  • Yöneticiler,
  • Makinistler, elektrikçiler ve küçük alet üretenler,
  • El becerilerine sahip nitelikli iş görenler,
  • Memurlar, satış ve hizmet çalışanları,
  • Yarı nitelikli ve niteliksiz çalışanlar olmak üzere sekiz gruba ayırmıştır.

Keesing, ithalat ve ihracat verilerinde, nitelikli iş grubuna göre bir ayrım yaparak; net nitelikli iş gücü katsayılarını ortaya koymuştur. Keesing’in elde ettiği bulgularla; bilinenin aksi özelliklerin var olduğu görülmektedir:

  • İlk özellik; ABD, İngiltere, Almanya, Japonya ve Fransa’nın, sekiz meslek grubunun tamamında; net ihracatçı konumunda olmalarıdır. İtalya, İsviçre, Belçika, İsveç ve Hollanda ise bazı meslek grupları dışında net ihracatçı durumundadır.
  • İkinci özellik; ABD, İngiltere ve Almanya’nın, Keesing’in bilim adamı ve mühendis meslek grubunu istihdam eden endüstri dallarında yapılan ihracat, yaklaşık %95,4 gibi önemli bir paya sahiptir. Aynı meslek grubunda ABD’nin payı %48,5 olarak saptanmıştır.

Keesing’in yaptığı bu çalışma, endüstri yoğun ülkelerin ihracatının, nitelikli iş gücü ağırlıklı olduğunu göstermektedir. Keesing’e göre Nitelikli İşgücü Teorisi, uluslararası ticareti açıklamak için bir model olarak kullanılmalıdır.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2019). Uluslararası İşletmecilik Teori, Kavram ve Örnek Olaylar, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.

İhale Tarihinde Yaklaşık Maliyeti Güncellenen Yemek Hizmet Alımı

İtirazen Şikayet Konusu;  İhale tarihinde yaklaşık maliyeti güncellenen yemek pişirme hizmet alım ihalesinin, ihale yetkilisince rekabet sağlanamadığı gerekçesiyle iptal edilmesi  mevzuata uygun mudur?

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti;  02.02.2022 tarihli ve  2022/UH.I-192 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

İhale konusu işin yaklaşık maliyetinin idare tarafından Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 8.3.ç maddesi gereğince piyasa fiyat araştırması yoluyla oluşturulduğu, piyasada faaliyette bulunan 4 kişiden alınan fiyat tekliflerinin ortalaması alınarak yaklaşık maliyetin 17.013.000,00 TL olarak belirlendiği, anılan bedelin 12.11.2021 tarihinde tutanak altına alındığı, aynı tarihte de ihale yetkilisi tarafından ihale onay belgesinin imzalandığı anlaşılmıştır. İhale işlem dosyası içeriğinde, ihale tarihi olan 21.12.2021 tarihli bir yaklaşık maliyet tespit tutanağının daha bulunduğu, anılan tutanak içerisinde piyasada faaliyette bulunan 3 kişiden teklif alındığı, söz konusu kişilerden bir tanesinin 12.11.2021 tarihli yaklaşık maliyet tespiti için fiyat teklifi talep edilenler arasında olduğu, diğer iki kişinin farklı olduğu, bu sefer alınan 3 teklifin ortalamasının 23.900.000,00 TL olarak bulunduğu, bu bedelin ihalenin yaklaşık maliyeti olarak isteklilerin teklifleri ile birlikte açıklandığı ve 21.12.2021 tarihinde tutanağa bağlandığı anlaşılmıştır.

Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 9.4’üncü maddesi gereğince, yaklaşık maliyetin hesaplandığı günden ihale ilan tarihine kadarki süreçte güncelliğini yitirdiği durumlarda ilgili endekslerin kullanılarak yaklaşık maliyetin güncellenebileceği, ihale konusu işte personel çalıştırılması öngörülüyor ise ihale tarihine kadarki süreçte asgari ücrette veya diğer işçilik ile ilgili giderlerde bir değişiklik olması durumda gerekli güncellemelerin yapılabileceği, bunun dışında yaklaşık maliyetin güncellenmesine ilişkin bir usul ve yönteme yer verilmediği anlaşılmış olup; idarenin ihale tarihinde yeniden piyasadan fiyat teklifleri alarak yaklaşık maliyetini değiştirmesi veya yeniden hesaplaması durumu mevzuata uygun bulunmamıştır.

Sonuç olarak, idarenin ihale tarihinde yaklaşık maliyeti yeniden hesaplama işleminin mevzuata uygun olmadığı, tekliflerin değerlendirilmesi işleminde esas alınması gereken yaklaşık maliyetin 17.013.000,00 TL olduğu, ihaleye sunulan tüm teklif bedellerinin de bu maliyetin üzerinde olduğu hususu ile idarenin yaklaşık maliyetin üzerindeki teklif bedellerinin uygun görmemesi yönündeki iradesi birlikte değerlendirildiğinde idare tarafından ihalenin yeterli rekabet oluşmadığı nedeniyle iptal edilmesi işleminde mevzuata aykırılık tespit edilmemiştir.

İlgili firmanın yaptığı itirazen şikayet başvurusu başvurusunun reddine,
Oybirliği ile karar verilmiştir.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen

Müteahhitler Stok Yapacak Depo Arıyor

İnşaat maliyetlerinde artış durdurulamıyor. Yeni malzeme alamamaktan endişe eden müteahhitler  ise çareyi depo kiralayıp inşaat malzemelerini stoklamada buldu. Böylelikle müteahhitler, yıllık 300 bin TL’lik kira giderine rağmen kar elde ediyor. Ancak yüksek kira ücretlerine rağmen boş depo bulmak da kolay değil.

İnşaat Firmalarını Zorluyor

İnşaat maliyetleri hakkında bilgi veren gayrimenkul uzmanı Gülcan Altınay, “İnşaat maliyet endeksi, 2021 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 15,70, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,74 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 20,35, işçilik endeksi yüzde 1,44 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 85,77, işçilik endeksi yüzde 24,01 oldu. Bu artışlar devam ediyor. Söz konusu artışlar da inşaat firmalarını zorluyor” dedi.

 

Başlarsam bitiremem korkusu’

Artan maliyetler nedeniyle konut yapımının yavaşladığını, inşaat firmalarının yeni projeler için ‘başlarsam bitiremem’ endişesi olduğuna dikkat çekerek “Biten malzeme yerine yenisi alabilmekte endişe eden inşaat firmaları çareyi depo kiralamada buluyor. Birçok inşaat firması depo kiralayıp kullanacağı ürünleri stoklamak istiyor. Son dönemde bu konuda ciddi bir talep yaşandı. Son bir ayda bu konuda birçok müşterimiz oldu.  Müşterilerimiz sürekli fiyatlar arttığı için 1 yıllık ürünlerini depolayacak depo talepleriyle kapımızı çalışıyor. Ürün aldıkları firmalar bir yıllık ürün satışı veriyor ama bunun depolamasını yapmayacaklarını belirtiyorlar” diye konuştu.

Boş Yer Bulmakta Zorlanıyorlar

Yıllık depo ücretleri yüksek olsa da kar-zarar dengesinde inşaat firmalarının kârlı çıktığını kaydeden Altınay, “İnşaat firmaları, örneğin 10 milyonluk kar elde edecekse bir depo için 250-300 bin TL harcamakta sorun görmüyor” ifadelerini kullandı.

Ancak inşaat firmaları her ne kadar depolara yönelmiş olsa da depo bulmak kolay değil. Konuyla ilgili ise Altınay şunları söyledi: “Boş depo bulmak çok zor. Çünkü pandemide e-ticaret sektörünün büyümesi ve son dönemde fabrikaların üretimlerini artırmasıyla depolara büyük ilgi gösterildi. Talep çok fazla olduğu için mevcuttaki depoların çoğu kiralandı. Alternatif seçenek bulmakta zorlanıyoruz. Fabrikaları büyük olan sanayicilerin bazısı kendi alanlarında küçültme yapıp mevcut fabrikalarının bir kısmını depo olarak kiraya verme yoluna gidiyor.”

İstanbul’da Yer Kalmadı

İstanbul’da kiralık depo kalmadığını aktaran Altınay, “İstanbul içinde depo bulamayanlar Tekirdağ, Edirne gibi çevre illere yöneliyor. O nedenle Çatalca, Silivri, Selimpaşa, Çerkezköy ve Çorlu hattı büyük rağbet görüyor” dedi.

Altınay fiyatlar hakkında ise şu bilgiler verdi: “Çerkezköy, Çorlu, Ergene bölgesinde 10 bin metrekare bir fabrikayı şu an 300- 350 bin TL’den kiralama yapabiliyoruz. Bu Hadımköy bölgesinde 10 dönüm bir fabrika için 400- 500 bin TL civarında.”

Rusya Bazı Emtia ve Hammaddelerin İhracatını Yasaklıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Salı akşamı Moskova’da yayınlanan bir kararnameye göre bazı emtia ve hammadde ihracatını yasaklıyor.

Kararnameye göre, ihracatı yasaklanan mallar Rus kabinesi tarafından belirlenecek.

Putin kabinesinden iki gün içinde yasağa tabi ülkelerin bir listesini çıkartmaları istedi.

Karar, Başkan Biden’ın ABD’nin ülkenin Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rus petrolü ithalatını yasaklayacağını ve Avrupa Birliği’nin bu yıl Rus doğalgaz ithalatını üçte iki oranında azaltmayı hedefleyeceğini söylemesinden saatler sonra geldi. yıl. İngiltere ayrıca Salı günü, 2022 yılı sonuna kadar Rus petrol ithalatını aşamalı olarak durdurduğunu ve Rus gaz ithalatını tamamen sona erdirmek için seçenekleri araştırdığını söyledi. Rusya, dünyanın üçüncü büyük petrol üreticisi ve en büyük doğal gaz ihracatçısıdır. İhracat, Rusya ekonomisini besliyor ve Batı’nın onlara kolayca vazgeçemeyecek kadar bağımlı olduğuna inanılıyordu. Ukrayna’nın işgali bu dinamiği değiştirdi. Rusya da alüminyum, nikel ve paladyum gibi metallerin ve tahılların ana tedarikçisidir. İhracata yönelik kapsamlı bir yasak, küresel emtia piyasalarını alt üst edebilir. Kararname, Kremlin’in Batı yaptırımlarına misilleme olarak aldığı daha önceki önlemleri takip etti. Emtia ihracatı yasağının amacını “Rusya Federasyonu’nun güvenliğini ve sanayinin kesintisiz işleyişini sağlamak” olarak nitelendirdi.

Yasak, kararnameye göre 31 Aralık’a kadar geçerli olacak.

 

İş Kazası veya Meslek Hastalığı Nedeniyle Oluşan Zararda, Hangi Hallerde İşverenin Tazminat Sorumluluğu Yoktur?

Lütfi İNCİROĞLU

İşyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması yükümlülüğü işverenin işçiyi gözetme borucu kapsamındadır[1]. Gözetme borcu, işverenin işyerinde işçilerin sağlık ve güvenliklerini sağlama borcudur[2]. İşveren iş sağlığı ve güvenliği bakımından gözetme borcuna aykırı davranışı nedeniyle bir zararın oluşumuna sebebiyet vermişse bunun hukuki ve cezai sonuçları ile bağlı kalır[3].

Hukuk dilinde sorumluluk, uyulması gereken bir kurala aykırı davranışın neden olduğu zararı tazmin etmek anlamına gelirken, günlük yaşamda sorumluluk, üstlenilen görevin gereklerini bilmek ve buna göre hareket etmek anlamına gelmektedir[4].

Özel hukukta sözleşme ilişkilerinde veya haksız fiillerde borçlunun ya da failin sorumluluğunu belirlerken fiille (ya da sebeple) sonuç arasında bulunması gereken uygun illiyet bağı kurulamaz ya da kesilir ise, borçlu ya da fail sonuçtan sorumlu tutulamaz[5]. İlliyet bağı sorumluluğun asli şartı ve tazminat hukukunun temel ilkesi olarak kabul edilmektedir. Bu şart olmazsa kişinin sorumluluğundan bahsedilemez[6]. Bu itibarla bir işverenin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle, çalışanına karşı sorumlu olabilmesi için, çalışanın uğradığı zararın ortaya çıkan kazanın uygun bir sonucu olması gerekir[7].

Uygun illiyet bağını kesen sebeplerin ilki, üçüncü kişinin kusuru, ikincisi kazalı çalışanın kendi kusuru, üçüncüsü de mücbir sebep ve kaçınılmazlıktır. Bu gibi durumlar ortaya çıktığında çalışanlar veya hak sahipleri kural olarak işverenden tazminat talep edemezler[8].

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir [9].

İş kazası üçüncü kişinin tam veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmişse uygun illiyet bağı kesildiğinden işveren sorumlu tutulamaz[10] ve meydana gelen her iş kazasında, işverenin mutlak sorumluluğundan bahsedilemez. İşverenin sorumlu olabilmesi için çalışanın yaptığı iş ile zarar verici olay arasında “illiyet bağının” bulunması gerekir. Bazen iş kazası işyeri çalışanı olmayan üçüncü kişinin yüzde yüz kusurlu eylemi ile meydana gelebilir. Bu durumda illiyet bağı kesilir ve işverenin hukuki sorumluluğu ortadan kalkar. Nitekim üçüncü kişinin kişisel husumeti yüzünden işçiyi işyerinde öldürmesi sonucunda illiyet bağı kesileceğinden işverenin burada sorumluluğundan bahsedilemez ve işverenin kusursuz sorumluluğuna gidilemez.

Ayrıca, İş hukukunda iş kazası veya meslek hastalığı, kazalı işçinin bazen sadece kendi kusurlu eyleminin sonucu olarak veya işverenin sorumlu olduğu hallerde kendi kusurunun birleşmesi sonucu meydana gelebilir. İşçi, yüzde yüz kendi kusurlu eylemi ile zarar görmüşse, işveren “illiyet bağı” kesildiğinden tazminat ile sorumlu değildir[11].

Sonuç olarak, özel hukukta sözleşme ilişkilerinde veya haksız fiillerde borçlunun ya da failin sorumluluğu belirlenirken fiille (ya da sebeple) sonuç arasında bulunması gereken uygun illiyet bağı kurulamaz ya da kesilir ise, borçlu ya da fail sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bu nedenle, işverenin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle, çalışanına karşı sorumlu olabilmesi için, çalışanın uğradığı zararın ortaya çıkan kazanın uygun bir sonucu olması gerekir. Uygun illiyet bağını kesen sebepler; üçüncü kişinin kusuru, kazalı çalışanın kendi kusuru, mücbir sebep ve kaçınılmazlıktır. Bu gibi durumlar ortaya çıktığında çalışanlar veya hak sahipleri kural olarak işverenden tazminat talep edemezler.

 

[1]SÜMER, Haluk Hadi, İş Sağlığı ve Güvenliği, 5. Baskı, İstanbul 2021, s.117.

[2] KESER, Hakan, İşverenin İşçiyi Gözetme Borcunun Geçici İş İlişkisine Yansıması, İSGHD, S:9, 2006, s.72.

[3] İNCİROĞLU, Lütfi, İş Sağlığı ve Güvenliğinde Çalışan ve İşverenin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları, 3. Baskı, İstanbul 2021, s.135.

[4] NARTER, Sami, İş Sağlığı ve Güvenliği Hukukunda İdari, Cezai ve Hukuki Sorumluluk, 5.Baskı, İstanbul 2020, s.475.

[5] TUNCAY, Can, Kurumun İşverene Rücu-Olayda Kaçınılmazlık Durumu, MESS, Sicil Aralık 2006, Karar İnceleme, s. 187

[6] EREN, Fikret, Genel Hükümler C.II, 4.Baskı, İstanbul 1994, s.55;

[7] AKIN, Levent, Çimento Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği, Çimento İşverenleri Sendikası Yayını, İstanbul 2011, s. 54.

[8] Sarper SÜZEK, İş Hukuku, 20. Baskı, İstanbul 2020, s. 430

[9] YHGK. 20/3/2013 T., 21-1121/386 Legalbank; Y.21HD, T, 22.04.2014 T., E.2014/1282., 2014/8662 Legalbank

[10] Sarper SÜZEK, İş Hukuku, 20. Baskı, İstanbul 2020,  s. 430

[11] BALCI, Mesut, İş Kazası ve Meslek Hastalığı Nedeniyle İşverenin Sorumluluğu, MESS, SİCİL, Aralık 2006, s. 162

Satınalma Dergisi Mart 2022, Yıl:10, Sayı:111

Satınalma Dergisi Mart 2022 Sayısını https://learning.buyernetwork.net üzerinden okuyabilirsiniz.

Kıymetli yöneticiler,

Şubat sonu tüm dünyayı sarsan krizin fiili başlangıcı oldu. Ukrayna-Rusya krizi gündeme girdi. İki ülke arasında uzun süredir devam eden gerginlik bir hafta içerisinde savaşa dönüştü. Rusya askeri birlikleri Ukrayna’ya girdi. Çok sayıda Ukrayna vatandaşı savaş bölgelerinden uzaklaştı ya da ülkesini terk etti.

Kuşkusuz yeni dönem artık eskisi gibi olmayacak

Kuzey komşularımız arasında yaşanan savaşın siyasi, askeri ve ekonomik etkileri uzmanlarca konuşulmaya değerlendirilmeye başlandı. Batı yaptırımları sadece ekonomik boyutta kalmadı. Sosyal boyutta da genişledi. Hızla kültür, sanat, eğitim, internet ve spor alanlarına sıçradı. Bu düzeyde bir yaptırım genişlemesi açıkçası beklenmiyordu.

Batı ülkelerinin Rusya yaptırımlarının zaman içerisinde nasıl bir denklemde gelişeceğini öngörmek elbette mümkün değil. Görünen o ki böylesine yaptırımlara karşı refleksler oluşacaktır. Karşılıklı adımlar ekonomik darboğaz oluşturma, rakibini zorlamaya hatta çökertmeye yönelik olunca yakın bölge ülkelerinin bundan zarar görmemesi elbette mümkün olmayacak. Teğet geçmesini beklemek iyimserlik olacaktır.

Tüm dünyada emtia endeksleri ve hammadde fiyatları fırladı

Tüm emtia kategorilerinde büyük artışlar gözlendi. Bu yükselmeler ihracatçı ülkeler açısından yüksek gelir anlamını taşırken ülkemiz gibi ithalatçı ülkeler açısında önemli sakıncalar doğurmaktadır.

Ukrayna ve Rusya’dan önemli miktarlarda temin edilen tüm emtia kategorilerinde risklerin oluşacağı kuşkusuz. Doğal gaz, petrol, metal grupları, buğday, yağ fiyatları başta olmak üzere hammadde fiyatları ani yükselişe geçti. Bazı emtialarda kritik stok miktarlarından bahsedilir hale gelindi.

Risk ve istihbarat yöneticiliğinin tanımı dönüştü

Satınalma ve tedarik zinciri yöneticilerimiz için her zaman vurguladığımız risk ve istihbarat yöneticiliği özellikleri bu savaş sonrası yeni anlam kazandı diyebilirim. Sadece bu departmanlarla sınırlı kalamayan özellikler artık şirketin her bir birimine nüfuz etmek zorunda.

Pandemi ve uzaktan çalışma şekilleri yönetim ve iş yapma alışkanlıklarını alt üst etmişti. Şimdi bu savaş ile birlikte başka bir faza girildi. Ekonomide, sosyal yaşamda ve iş hayatında normalleşme beklerken süreç fırtına şeklinde ilerliyor. Şirket yönetiminde departman yapılarının gözden geçirildiği döneme girdik. Şirketlerde dönüştürücü etkilere ve yeni organizasyon yapılarına hep birlikte merhaba diyelim.

Kurumunuzun yetkinliklerini yükseltin

Şirket olarak tüm dergi arşivine (111 sayı), araştırma raporlarına ve bir yıl boyunca 12 sayıya erişim sağlayın. Dijital dergi aboneliği için https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (E-Kitap)

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (147 sayfa) başlıklı eserimizi https://buyernetwork.net/muzakere linkinden indirebilirsiniz.

Mart sayımıza katkı veren tüm yazarlarımıza teşekkür ederim.

Dergi içeriği ve ticaret iş birliği ile ilgili önerilerinizi editor@satinalmadergisi.com a yazmaktan çekinmeyin. Keyifli okumalar,

Prof. Dr. Murat Erdal
Editör
editor@satinalmadergisi.com

Satınalma Dergisi Mart 2022 Sayısını https://learning.buyernetwork.net üzerinden okuyabilirsiniz.