İşveren Nakdi Yemek ve Yol Ücreti Yerine, İkame Olarak Yemek ve Otobüs Bileti Verebilir mi?

LÜTFİ İNCİROĞLU

İşveren tarafından iş şartlarında yapılan değişiklik, işverenin yönetim hakkı kapsamında kalıyorsa esaslı değişiklik sayılmaz. Kısaca işveren yönetim hakkının kapsamında bulunan konularda tek taraflı değişiklik yapabilir. Örneğin, nakdî yemek ücreti ödemesinin kaldırılıp ikame olarak yemek verilmesi, nakdî yol ücreti ödemesinin kaldırılıp yerine ikame olarak otobüs bileti verilmesi, işverenin yönetim hakkı kapsamında olup, iş şartlarında esaslı değişiklik sayılmaz ve bu konuda işçinin yazılı muvafakatinin alınması gerekmez. Ancak nakdî yemek veya yol ücretinin niteliği değiştirilmeden miktarının azaltılması veya kaldırılması ise, iş şartlarında esaslı değişiklik mahiyetinde olup değişikliğin geçerli olabilmesi için işçinin açıkça yazılı onayı gerekir[1].

İşverenin yönetim hakkı yasadan, sözleşmeden ve işyeri uygulamasından kaynaklanabilir. Bu konuda en yaygını, işçinin imzaladığı sözleşme veya sözleşmenin eki niteliğindeki yönetmelik hükümleri ile değişiklik yapılmasını kabul etmesidir. Ancak yönetim hakkı kapsamında kalan değişikliğin, işçinin kişilik haklarına, emredici kurallara ve ahlaka aykırı olmaması, işverenin bu hakkını dürüstlük kuralına uygun kullanması gerekir. Bir başka anlatımla, işveren yönetim hakkı kapsamında kalan değişiklik yetkisi, sözleşme özgürlüğünün sınırları kapsamında incelenmeli, dar yorumlanmamalı ve işveren bu hakkı keyiflik denetimine tabi tutulmalıdır. Yönetim hakkı kapsamında kalan veya sözleşme ile kabul edilen ve geçerli sayılan değişikliklerde, işçinin işverenin bu talimatına uyması gerekir. Aksi halde, değişiklik esaslı değişiklik olmadığından işveren 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/11.h maddesi uyarınca ödevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etme veya görev yerine gitmemekten dolayı aynı maddenin (g) fıkrası uyarınca devamsızlık nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkına sahiptir [2].

Bu nedenle, birden çok işyeri bulunan bir işverenin, işçiyi kendisine ait işyerlerinden herhangi birinde çalıştırma yetkisini saklı tuttuğu sözleşme hükümleri geçerlidir. Örneğin bir mühendis ile yapılan iş sözleşmesinde, işverene ait değişik illerdeki işyerlerine “tayin edilebileceği” ile ilgili hüküm konulmuş ise, işverenin işyeri değiştirme yetkisini saklı tuttuğundan, mühendisin bir ilden diğerine “tayin edilmesi” durumunda buna uyma zorunluluğu vardır.

Yargıtay’a göre, “İşçinin aldığı ücret miktarının düşürülmesi, ikramiyenin veya sosyal yardımın kaldırılması, işçinin işyeri organizasyonunda mevcut görevinden daha alt seviyedeki bir göreve atanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması gibi durumlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22 nci maddesi anlamında iş sözleşmesinin içeriğinin işçi aleyhine değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu tür değişiklikler, yukarıda sözü edilen kurallar doğrultusunda ancak işçinin yazılı onayı ile yapılabilir. İşçinin açıkça onay vermediği esaslı değişiklikler işçiyi bağlamaz. Ücret indirimine dair esaslı değişikliğin işçi tarafından açıkça kabul edilmemesine rağmen ödeme döneminde daha az ücret ödenmesi, hatta bu ödemeye dair ücret bordrosunun işçi tarafından imzalanması durumunda dahi işçinin fark ücret isteme hakkı devam eder. …[3]. İş Kanunu anlamında bu gibi sebeplerin işveren bakımından “haklı” (m.25) veya en azından “geçerli” (m.18) sebep sayılmaya devam edeceği kuşkusuzdur.

Bunun gibi, işyeri değişikliği konusunda sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde de işveren “yönetim hakkına” dayanarak “iyi niyet kuralları” (TMK. m.2) çerçevesinde bu yetkisini her zaman kullanabilir. Özellikle işletmenin ekonomik ve teknik zorunluluklarından kaynaklanan hallerde işçinin “işinin değiştirilmesi” gibi, “bir işyerinden diğerine nakledilmesi” de mümkündür [4]. Yeter ki sözleşmede herhangi bir hüküm bulunmadığı için işverenin yönetim hakkına dayanarak yaptığı değişiklik, işçi bakımından ek bir külfet getirmesin …

Nitekim uygulamada Yargıtay, “sözleşmede işverene böyle bir yetki verilmiş” olmasına rağmen, “işçi aleyhine” sayılabilecek işyeri değişikliklerini kabul etmemektedir: “İşçi, Türkiye genelinde işverenin bütün işyerlerinde çalışma koşulunu iş sözleşmesinde açıkça kabul etmiş olsa bile, bu koşulun bağlayıcılığını mutlak olarak kabul etmek doğru olmaz. Nakil, işçinin sosyal ve ekonomik durumu ile sonraki durumu arasında işçi aleyhine büyük farklar yaratmamalıdır [5].

Öyleyse, işçi bütün işyerlerinde çalışma koşulunu iş sözleşmesinde açıkça kabul etmiş olsa bile “aleyhine” sayılabilecek işyeri değişiklikleri sonucu, sosyal ve ekonomik durumu ile sonraki durumu arasında aleyhine büyük farklar yaratılıyorsa ve bu değişikliği kabul etmemesinden dolayı iş sözleşmesinin feshinde, iş güvencesi hükümleri çerçevesinde iş mahkemesine dava açabilir.

Sonuç itibariyle, nakdî yemek ücreti ödemesinin kaldırılıp ikame olarak yemek verilmesi, nakdî yol ücreti ödemesinin kaldırılıp yerine ikame olarak otobüs bileti verilmesi, işverenin yönetim hakkı kapsamında olup, iş şartlarında esaslı değişiklik sayılmaz ve bu konuda işçinin yazılı muvafakatinin alınması gerekmez. Ancak nakdî yemek veya yol ücretinin niteliği değiştirilmeden miktarının azaltılması veya kaldırılması ise, iş şartlarında esaslı değişiklik mahiyetinde olup değişikliğin geçerli olabilmesi için işçinin açıkça yazılı onayı gerekir.

[1] Y9HD.25.04.2016 T., E.2016/12449, K.2016/10241 Legalbank.

[2] Y9HD.25.5.2010 T., E. 2009/20411, K.2010/14372 Legalbank.

[3] Y9HD.29.2.2016 T., E.2016/680, K.2016/4162 Legalbank.

[4] Y9HD.22.10.2018 T., E.2018/1407, K.2018/18821 Legalbank.

[5]Y22HD.14.1.2016 T., E.2014/27342, K.2016/2061 Çalışma ve Toplum.

Akaryakıt Fiyatının 15 Lira Olması Hayal Olmadı

AKARYAKIT 15 LİRA  HAYAL Mİ?

Kasım 2021 ayında yazdım bu yazımı. Akaryakıt 15 Lira olur mu diye. Hadi canım sen de diyeceksiniz şimdi. Bence hayal değil. Nice hayal diye düşündüğümüz uçuk fiyatlar gerçekleşmedi mi?

Hayal olmadı. Akaryakıtın litresinin 15 Lira olmasına şunun şurasında ne kaldı ki?

DÜNDEN BUGÜNE PETROL FİYATLARI

Petrol dünyanın huzuru açısından değerlendirildiğinde vazgeçilmez bir silah olmuştur. Pek çok ülkenin milli gelirinin petrol geliri olduğu düşünüldüğünde, petrol fiyatları yükseldiğinde, petrol ihraç eden ve üreten ülkelerin gelirleri ve refah düzeyleri de artmaktadır. Hatta petrol gelirleri o ülkenin davranışlarını dahi değiştirmekte, adeta şımartıyor.

 

Yukarıdaki grafiği incelediğimizde 1987 yıllarından bugüne kadar seyir; petrolün varili USD.10.- ila USD.20.- arasında değişmiştir 2000’li yıllara kadar. Sonrasına bakalım…

HAM PETROL FİYATLARI

Petrolün geldiği en yüksek nokta 2008 yılları civarında olmuş ve varili USD.160.- olarak piyasalarda işlem görmüştür.

Dünya Genelinde 1946-2020 Arası Brent Petrolü Varil Fiyatları

Kaynak: https://tr.euronews.com/2020/03/30/son-20-yilin-en-dusuk-seviyesi-2008-de-165-dolar-olan-varil-petrol-2020-de-20-dolara-indi

2008 yıllarında USD.165.- / varil olan petrol hızlı bir dalgalanma gösterdi, fiyatlar USD.50.- / varil olduktan sonra tekrar USD.120.- / varil zirvesine çıktıktan sonra 2020 yılında petrol USD.20.- / varil seviyesine kadar geriledi.

BUGÜNKÜ PETROL FİYATLARI

Kasım 2021 ayı başında petrolün fiyatı USD.83.- / varil. Pandemi döneminde USD.1.-/ varil olan petrolün fiyatının geldiği nokta USD.83.- / varil.

Ülkemizdeki akaryakıt fiyatları da şu şekildedir:

Kasım 2021 ayından bugüne ne kadar süre geçti ki ?

 

Kaynak; https://www.tppd.com.tr/tr/akaryakit-fiyatlari

Uluslararası piyasalarda  ham petrol fiyatları  pek yükselmedi aslında. Asıl yükselen akaryakıttan alınan ÖTV oranlarının ciddi oransa arttırılması, ülkemizdeki akaryakıt fiyatının yukarı tırmanmasında en büyük etkenlerden bir tanesi olmuştur.

AKARYAKITIN LİTRESİ 15 LİRA OLUR MU ACEP?

Neden olmasın ki ? Önünde bir engel mi var ? İçinizi karartmak gibi olmasın ama petrolün fiyatı USD.120.- / varil olduğunu ve USD / TRL fiyatının da 2022 yılı içinde TRL.12.- olduğunu düşünün. Ne dolar yerinde kalacak, ne de petrol fiyatı yerinde kalacak. Bu durumda biz kendimizi akaryakıtın litre fiyatının TRL.15.- olmasına hazırlıklı olalım. Hazırlık derken, arabamızın deposunu doldurup, bir bidon da evinizde stoklayın. Yararı olur.

Ben her zaman TL.50.- lık benzin alıyorum, zamları hissetmiyorum diyen her kim varsa, artık TL.100.- lık benzin alma zamanı geliyor.

Kehanet değil ama bu hayalin de gerçekleşeceğini göreceğiz kanaatindeyim.

REŞAT BAĞCIOĞLU

Yok Satmayı İyileştirmek İçin

Perakendede kısıt raf alanıdır. Bulunan ürün satar.

Stokları artırmadan yok satışları azaltabilirsiniz.

Mevcut kaynaklarınızla satışınızı %10-20 artırabilirsiniz.

Yok Satmanın Tanımını Netleştirin.

  • Rafta sıfır bakiye midir?
  • Emniyet stokunun altına düşmesi midir?
  • Tahminle hedeflenen stokun altına düşmesi midir?
  • Ortalama satış miktarının altına düşmesi midir?
  • Akış süresi boyunca üst üste her gün sıfır bakiye midir?
  • Müşterinin sorduğu esnada olmayan ürün müdür?

Yok Satmanın Ölçüm Yöntemini Netleştirin.

  • Raftaki toplam kalem sayısına oranı, %
  • Şirketin tüm ürün gamındaki kalem sayısına oranı, %
  • Günlük emniyet stokundan farkı kadar, adet
  • Günlük hedef stoktan farkı kadar, adet
  • Ortalama satış kadar, adet
  • Maliyet fiyatından TL tutar
  • Satış fiyatından TL tutar

Örnek Yapalım

  • Tahminden fazla satanlar yoka düşer, yani en çok satanlar!
  • Sıfır bakiyeli kalem sayısının % olarak tanımlayalım, satıştan TL tutar hesaplayalım.
  • Mağazada stok kontrolü yapalım, 100 kalem üründen sadece 5 kalemde sıfır bakiye gördüysek yok satma oranımız %5 tir.

Alışverişe Çıkalım…

  • Bu mağazaya aklımızda olan 3 ürünü almak için gidelim
  • Yok satma riski %5 midir?
  • Her üründe %5 risk vardır.
  • 0,95 X 0,95 X 0,95 = 0,86 yani yok satma riski %14 tür!
  • Süpermarkete gittiğinizde satış fişinize bakın, üzerinde kaç ürün var ?

Yok Satmanın Ciroya Etkisi

  • Diyelim ki %5 yok satıyoruz, kâra etkisi %5 midir?
  • Satılan malın maliyetini %80, ciroyu 1.000TL, genel gideri 180TL kabul edelim. %5 satış kaybı, karda %50 kayba  yol açtı.

Ne Yapalım?

Kazanmanın coşkusu kaybetme korkusunu aştığında dönüşüm başlayacaktır.

Utkan ULUÇAY

Örgütlerde Kültürel Zeka

Dr. Mehmet KAPLAN-Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Christopher Earley ve Soon Ang tarafından 2003 yılında geliştirilen bir kavram olarak kültürel zeka dünyanın farklı lokasyonlarında çalışan ve yöneticilik yapan bireyler ile uluslararası düzeyde iş yapan işletmelerin, daha önceden karşılaşmadığı ve bilmediği bir kültür içerisinde; o kültüre eklemlenerek başarılı olma zekası olarak tanımlanmaktadır.  Bireyler bu zekaları sayesinde kültürel farklılıkları etkili bir şekilde ele almakta, yönetmekte ve entegre olmaktadırlar. Aslında bireyler kültürel zekaları sayesinde yeni bir kültürel ortama adapte olabilme kabiliyetini ortaya koymaktadırlar. Birey farklı kültürden gelen ve daha önceden bilmediği ve/veya görmediği davranışları, jest, mimik, hareket, ses ve vurgusunu; o bireyle aynı kültürden olan bireyler gibi anlayabilmekte ve yorumlayabilmektedir.

Örgütlerde kültürel zekanın geliştirilmesiyle birlikte örgütler amaçlarına daha kolay bir şekilde ulaşmakta ve daha başarılı sonuçlar elde edebilmektedirler. Örgütler açısından düşünüldüğünde kültürel zekanın üç önemi bulunmaktadır:

  • Öznel İyi Oluş Sağlama: Kültürel zekası yüksek olan bireyler; çok kültürlü ortamlarda faaliyet gösterebildikleri için bu konuda deneyim kazanmakta; özgüvenleri artmakta ve stres düzeyleri azalmakta; bireysel memnuniyeti artarak öznel iyi oluş sağlanmaktadır.
  • İş Performansını Artırma: Daha yüksek kültürel zekaya sahip olan bireyler, farklı kültürlerle uyum sağlayabilmekte; daha etkin çalışabilmekte ve böylelikle hem motivasyonları hem de iş performansları artmaktadır.
  • Karlılık Sağlama: Kültürel uyumu yönelik başarısı artan bir işletmede karar verme, müzakere ve dinamik ağ oluşturma ve yönetme daha aktif ve başarılı sonuçlar üretmekte ve kazanma gücünü artırmaktadır.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Earley, P. C., & Ang, S. (2003). Cultural intelligence: Individual interactions across cultures. CA: Stanford Üniversitesi Yayınları.
  • Livermore, D. (2011). The cultural intelligence difference-special eBook edition: Master the one skill you can’t do without in today’s global economy. Amacom.

Olumlu Kurum İmajı Yaratmanın Önemi

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“En sıradan iş bile büyük başarılar getirme potansiyeline sahiptir.” Jackson Brown

Gelişen teknoloji ve yayılan bilgi sonucunda kurumlar birbirini kolayca taklit edebilirler. Bu durum farklılaşmanın soyut değeri olan kurumsal imaj farklılaşması ile aşılabilir. Kurum imajı, genel kamuoyunda; kurumun iç ve dış paydaşları tarafından (müşteri, çalışan, yatırımcı, toplum, tedarikçiler, dağıtımcılar, ağ ortakları, rakipler vb.) nasıl değerlendirildiğidir. Kuruma yönelik duygusal ve rasyonel algıların tamamıdır. Kurum imajı, örgütleri farklılaştırıcı özelliği ile kolayca taklit edilemez.

Kurumun kendini anlatmak için kullandığı yöntemlerin bileşkesi kurum kimliğini oluşturur. Yönetim felsefesi ve bunun ortaya çıkardığı kurumsal davranışları içerir. Kurum kimliği; çalışanlar, çevre ve kamuoyunun kurum imajı algılarını biçimlendirmede etkilidir. Kurum imajı; davranışları, kurumun iletişim biçimi, felsefesi ve artifektler aracılığı ile verilen mesajlara bağlı olarak oluşur.

Kurum imajının oluşumunda çalışanlar son derece önemlidir. Kurum kimliğini oluşturan örgüt kültürünün ana taşıyıcısı insan sermayesidir. Kurum imajı kalifiye çalışanları firmaya çeker, olumlu kurum imajının çıktıları, çalışan motivasyonunu ve örgütsel bağlılığı arttırır, işten ayrılma niyetini azaltır, nitelikli çalışanlar da kurum imajını arttırır.

Olumlu imaj, örgüte sağladığı saygınlık ve güvenirlik ile nitelikli işgücünü kendine çeker ve kalıcılığını sağlar. Yeni müşteriler kazanır ve müşteri sadakatini artırır. Tedarik satış koşullarını iyileştirerek, finansal karlılığı arttırır. Sağladığı güven ile satış yatırım anlaşmaları, iş birliği ve ortaklık durumlarında yatırımcılar daha kolay ikna edilir. Pazar değerini arttırır. Güçlü ve olumlu kurum imajı, kriz ile baş edebilmek için önemli bir araç olup, olası sıkıntılı süreçlerin daha kolay yönetilmesini sağlar. Kurumun piyasa risklerine karşı direnme gücünü arttırır. Paydaşlar kurumun güvenilirliğinin takibinde kurum imajının kilit rolüne güvenirler.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. ve Yılmaz, O. (2018). Örgütsel Kültürün Kurum İmajı ve Marka Bağlamında Örgütsel Performansa Etkisinin Araştırılması, Journal of Social and Humanities Sciences Research, Vol:5, Issue:23, 1194-1208. https://www.gozdemert.com/eserler/eser8tr.pdf

Kamu İhale Kurumu EKAP Kayıt İşlemleri

Gerçek veya tüzel kişilerin EKAP’a kayıt süreci nasıldır?

EKAP’ın ana sayfasındaki (https://ekap.kik.gov.tr) “Kayıt İşlemleri” menüsünden “Gerçek veya Tüzel Kişi Kaydı” bağlantısı kullanılarak kayıt işlemleri gerçekleştirilip protokolün çıktısı alınmalı ve protokol ıslak imzalı ve kaşeli olarak yetki belgeleriyle birlikte elden veya posta yolu ile Kuruma ulaştırılmalıdır. Kurum, kendisine ulaşan belgeleri ve EKAP kayıtlarını kontrol ederek gerçek/tüzel kişilerin kayıtlarına onay vermektedir. Onay işleminden sonra gerçek/tüzel kişiler kayıt sırasında girdikleri e-posta adresine gönderilen bir mesaj ile bilgilendirilecektir. Gerçek/tüzel kişilerin kayıt sırasında tanımladıkları platform sorumluları onay işleminden sonra şifrelerini alarak EKAP’a giriş yapabilecek ve yeni kullanıcı oluşturabilecektir.

Gerçek veya tüzel kişilerin Kamu İhale Bültenine erişebilmeleri için EKAP’a kayıt olmaları gerekmekte midir?

Kamu İhale Bülteninin görüntülenebilmesi için gerçek veya tüzel kişilerin EKAP’a kayıtlı olmaları gerekli değildir. EKAP’ın ana sayfasındaki (https://ekap.kik.gov.tr) “Sorgulama İşlemleri” menüsünden “Kamu İhale Bülteni Arşivi (PDF) / İndirme” bağlantısı kullanılarak, günlük bültenlere ulaşılabilir.

Gerçek veya tüzel kisilerin EKAP’a kayitlari için Kuruma iletilecek olan vekâletnamelerde “EKAP için imza yetkisi verilmistir” ibaresinin bulunması gerekli midir?

Vekâletnamelerde Kamu İhale Kanunu kapsamındaki ihalelere teklif verme yetkisinin bulunması yeterli olup ayrıca “EKAP için imza yetkisi verilmiştir” ibaresinin yer almasına gerek bulunmamaktadır.

Kamu Satın Alma Platformunda (KSP) kaydı bulunan isteklilerin (gerçek ve tüzel kişilerin) EKAP’a tekrar kayıt yaptırması gerekmekte midir?

Evet, bu isteklilerin (gerçek ve tüzel kişilerin) EKAP’a kayıt yaptırması gerekmektedir.

Gerçek/tüzel kişi protokollerinde belirtilen imza atmaya yetkili kişiler kimlerdir?

Gerçek kişiler (şahıs firması), şahsın kendi imzası ile veya şahıs adına vekaleten yetkilendirilen kişi/kişiler tarafından; Tüzel kişiler(şirketler) ise ortaklar kurulunda alınan kararla seçilen müdür/müdürler veya şirket adına vekaleten yetkilendirilen kişi/kişiler tarafından temsil edilir. Bu kişiler protokolde imza atmaya yetkili kişi olarak belirtilmelidir.

Gerçek/tüzel kişiler tarafından protokol ekinde hangi belgelerin gönderilmesi gerekmektedir?

Gerçek/tüzel kişiler tarafından protokol ekinde aşağıda detayları verilen belgelerin gönderilmesi gerekmektedir.

  • Firmanız gerçek kişi ise;

a. Kayıtlı olduğu ticaret ve/veya sanayi odasından ya da esnaf ve sânatkar odasından veya ilgili meslek odasından Protokol kaydının yapıldığı yılda alınmış, odaya kayıtlı olduğunu gösterir belgenin aslı veya noterce onaylı örneği,

b. Noter tasdikli imza beyannamesi

c. Eğer protokol vekil tarafından imzalanmış ise vekil adına düzenlenmiş noter onaylı vekâletname ile vekilin noter tasdikli imza beyannamesi

  • Firmanız tüzel kişi ise;
  1. İlgili mevzuatı gereği kayıtlı olduğu ticaret ve/veya sanayi odasından Protokol kaydının yapıldığı yılda alınmış, tüzel kişiliğin odaya kayıtlı olduğunu gösterir belgenin aslı veya noterce onaylı örneği,
  2. Tüzel kişiliğin noter tasdikli imza sirküleri,
  3. Eğer protokol vekil tarafından imzalanmış ise vekil adına düzenlenmiş noter onaylı vekâletname ile vekilin noter tasdikli imza beyannamesi

    Platform sorumlusu kimler olmalı?

Gerçek veya tüzel kişi bünyesinde ihale işlemlerini yürüten birimde çalışan bir personel (yetkili olması gerekmiyor) platform sorumlusu olarak belirlenebilir.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen

Tüketici Bilgisine Ulaşmak… Ya Sonra ?

Çok uluslu bir işletme yöneticisinin tatilde karşılaştığı bir balıkçı ile hikayesini duymuşsunuzdur. Ne kadar kazandığından hareketle işleri nasıl büyüteceğini adım adım anlattığı bir hikaye… Balıkçı her defasında “ya sonra?” sorusunu sorarak, varacağı noktanın ne olduğunu öğrenmek istediği… Hikaye, balıkçının emekliliğinde şu anda yaşadığına benzer bir yerde, keyfi için balık tutabileceği bir son (elbette balıkçının gülümseyişi ile) sonlanır. Peki bu hikaye bize ne anlatıyor? Yöneticinin hırsı mı, balıkçının hedonizmi mi? Yoksa işi özü başka mı?

Tüketici, pazarlamanın kalbidir. Amaç, en basit haliyle, tüketiciyi anlamak onun için ürün ve hizmetler geliştirmektir. Yatırım niyetine girebilmek için dahi, tüketiciyi anlamak ilk koşuldur. “Üretelim de alıcısı çıkar” karanlık bir dönemin tükenmiş felsefesidir. Bu yüzden, pazarlama zekası ile doğan işletmeler, 7/24 tüketicilerini takip ederler. Anlamak için dinler, dinlediklerinden ders çıkarır, çıkardıkları dersler ile derslerimize misafir olurlar. Pazardaki başarının sırrı, bu kadar basit…Tüketicini anla!… Üstelik günümüzün işletmelerinin karşısında neyi, neden ve nasıl istendiğini bilmekle kalmayan, bunları dile getirmeyi isteyen (hem online hem de geleneksel kanallarda) hatta bundan çok hoşlanan tüketiciler var. Peki biz dinlemeyi ne kadar biliyoruz?

Bir arkadaşınızla ilgili hangi bilgileri zihninizde tutarsınız? Sosyal çevreniz genişledikçe, bilgi seviyesi de artar. Beynimiz ise, tekil verilerden çok gruplandırarak bilgileri kontrol altında tutmaya çalışır. Bu yüzden “üniversite, iş, akraba” gibi gruplar altında ancak kişiye özel veriler saklarız. Peki işletmelerin çevrelerinde kimler var? Elbette geniş bir etkileşim grubu söz konusu, ancak burada biz “velinimet”e odaklanalım. İster endüstriyel(B2B), isterseniz nihai tüketicilere(B2C) hitap ediyor olun! Velinimetinizi ne kadar dinliyor, anlıyor ve tanıyorsunuz? Elimizde tüketicilerinizi sınıflandıracak kadar veri var mı? Hangi grup tüketicilere (segmentlere/ pazar bölümlerine) sahipsiniz? Her bir segmentin diğerinden ayrılan özellikleri neler? Sektör spesifik segmentlere mi, kendi işletmenize has sınıflandırmalara mı sahipsiniz? Soru miktarının sınırı olmasa da, cevaplar için attığınız adımlar hayati değere sahip… Adımlar? Pazarı dinlemek? Veri? Her biri pazarlama araştırmalarının temelini işaret ediyor. Yani tüketiciyi dinlemek için de anlamak için de araştırma zorunlu… Farklılıkları da, benzerlikleri de dinlemek, araştırmak ve anlamak gerekiyor… Pazarlamada benzerleri aynı sepete koymak değil, farklılaşanları sepette tutmak problemdir. Günümüz işletmelerinin karşısındaki tüketiciler ise, hızla benzerlerinden farklılaşabilmenin peşindeler… Kendilerini ifade eden ancak farklılıklarının dikkate alınması gerektiğine inanan tüketiciler… Her güzellik bir arada olamıyor… Peki balıkçı ile yönetici hikayesi?

Balıkçıyı da, yöneticiyi de bir pazar segmenti olarak düşünebiliriz. Birbirlerinden farklı, kendi içlerinde özellikleri olan… Her birini daha yakından daha detaylı tanımalıyız. Pazarlamanın teknolojiyle evriminde, bu detaylara ulaşmak da yepyeni ulaşma yolları da mümkün… Geleneksel veri toplama araçlarından anket, odak grup görüşmesi ve derinlemesine görüşme gibi tekniklerin online mecralara taşınmasının çok ötesindeyiz. İnsan beyninden doğrudan veri toplayan, nöroloji ve pazarlamanın birlikteliği nöropazarlama alanı bile kafi gelmiyor. Genetik ile pazarlamanın kesişimlerine kafa yoruluyor. Bilgi her yerde… Ve fark yaratanlar her yerden toplayabildikleri bilgi ile bir gelecek tasarlıyorlar. Peki biz neredeyiz? Dünü unutun! Yarın için bugünden ne yapıyoruz? Durmayı geçtik, yavaşlamaya bile şansımızın olmadığının farkında mıyız? Bazı sorulara değil, soruların çoğuna cevap verenlerden olmak dileğiyle…

2021’de Enerji Sektöründeki 40 Birleşme ve Satınalmanın Değeri 2.8 Milyar Doları Aştı

PwC Türkiye’den Enerji Sektöründeki Birleşme ve Satınalmalar raporu.

PwC’nin Türkiye enerji sektöründeki birleşme ve satınalma işlemlerini yıllık olarak incelediği raporun 14. sayısı yayımlandı. Rapora göre; 2021 yılında enerji piyasasında gerçekleşen 40 birleşme ve satınalma işleminin toplam tahmini değeri, 2020’ye göre %155 artarak 2.8 milyar doları aştı.

PwC Türkiye’nin, her sene Türkiye enerji piyasasındaki birleşme ve satınalma işlemlerini analiz ettiği Türkiye Enerji Sektöründeki Birleşme ve Satınalmalar 2021’ raporu yayımlandı. Bu yıl 14. sayısı hazırlanan raporda, 2021 yılındaki birleşme ve satınalma işlemleri ve 2021 yılında sektörü bekleyen gelişmelere yer verildi.

Rapora göre, 2021 yılında Türkiye enerji piyasasındaki toplam 40 birleşme ve satınalma işleminin toplam tahmini değeri, 2020 yılına göre %155’lik bir artışla 2.8 milyar ABD dolarını geçti.

Yabancı Yatırımda Pandemi Etkisi

2020 yılında Türkiye enerji piyasasına pandeminin de etkisiyle azalan yabancı yatırımcı ilgisi, işlem sayısı bazında 2021’de de önemli bir toparlanma kaydedemedi. Bununla beraber, elektrik dağıtım ve perakende gibi son yıllarda çok fazla hareketliliğin yaşanmadığı piyasaya, bir İngiliz altyapı fonunun imzaladığı hisse devir anlaşması 2021 yılının önemli satırbaşlarından birini oluşturdu.

Geçmiş senelerde olduğu gibi, 2021 yılında da elektrik üretim, dağıtım, perakende ve doğalgaz dağıtım alt segmentlerinden oluşan altyapı sektöründeki işlem sayısı ve tahmini toplam değer, petrol ve doğalgaz piyasasındaki işlemleri geride bıraktı.

PwC Türkiye Şirket Satınalma ve Birleşme Hizmetleri Ortağı Engin Alioğlu, altyapı sektöründeki işlemleri şöyle değerlendirdi: “2021 yılında altyapı sektöründe halka duyurulan 39 birleşme ve satınalma işleminin tahmini toplam değeri, 2020 yılını üçe katlayarak 1.5 milyar ABD dolarına yükseldi. Bu işlemlerin çoğu, özelleştirmeler de dahil olmak üzere yenilenebilir enerji alanında olurken, geri kalanı termal enerji üretimi, gaz ve elektrik dağıtım ve perakende ile elektrikli araç şarj altyapısı alanlarında gerçekleşti. Yenilenebilir enerji tesislerine olan bu ilginin, özellikle ilk YEKDEM dönemi kapsamındaki ABD doları cinsinden ödemelerden faydalanan varlıklar üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Öte yandan, elektrik dağıtım ve perakende piyasasında 2021-2025 yılları arasında geçerli olan 4. Uygulama Dönemi kapsamındaki düzenlemelerin lisans sahibi şirketlerin finansal ve operasyonel yapıları üzerindeki olumlu etkisinin, bu piyasaya olan yabancı yatırımcı ilgisinin temel sebeplerinden biri olduğuna inanıyoruz.

Altyapı sektöründeki bu yoğunluğa karşılık, petrol ve doğalgaz piyasalarında, özellikle akaryakıt ve LPG dağıtım segmentlerinde 2020’de hızlanan konsolidasyon dalgasının 2021’de devamı gelmedi. Bu cephede halka açıklanan tek işlemin değeri 1.3 milyar ABD doları olarak belirtildi.

2022 Öngörüleri Sıralandı

Raporun öngörüler kısmında, 2022’de Türkiye enerji piyasasında birleşme ve satınalma işlemlerini şekillendirecek unsurlar şöyle sıralandı: Makroekonomik gelişmeler, elektrik dağıtım ve perakende piyasasına ilginin devamı, YEKDEM ve YEKA ile ilgili gelişmeler, alternatif finansman yöntemlerine olan ilgi ve kanuni düzenleme ihtiyacı, uluslararası finans kuruluşlarının ilgisi, Paris İklim Değişikliği Anlaşması kapsamında atılması gereken adımlar ve muhtemel TEIAS özelleştirmesi.

Bu çerçevede, Türkiye enerji piyasasına ilginin varlığı tekrar vurgulandı. Ülkenin yerli ve yabancı tüm yatırımcılar için daha güvenilir bir merkez haline getirilmesi ihtiyacı ve bunun için enerji yönetiminin genel seçim eksenli politikalar yerine, uzun vadeyi kapsayacak stratejiler geliştirmesi zorunluluğunun altı çizildi.

Çalışma Koşullarında Esaslı Değişikliğin İşçiye Mail Olarak Bildirilmesi Yeterli midir?

LÜTFİ İNCİROĞLU

Yargıtay’a göre, “İş hukukunun en tartışmalı alanlarından biri çalışma koşullarının tespiti ile bu koşulların uygulanması, değişiklik yapılması, en nihayet işçinin kabulüne bağlı olmayan değişiklik ile işverenin yönetim hakkı arasındaki ince çizginin ortaya konulmasıdır.

İş hukuku, işçi hakları yönünden sürekli ileriye yönelik gelişimci bir karaktere sahiptir. Bu anlayıştan hareket edildiğinde, işçinin haklarının iş ilişkisinin devamı sırasında daha ileriye götürülmesi, iş hukukunun temel amaçları arasındadır. Çalışma koşulları bakımından geriye gidişin işçinin rızası hilafına yapılamaması gerekir.

İş ilişkisinden kaynaklanan ve işin yerine getirilmesinde tabi olunan hak ve borçların tümü, “çalışma koşulları” olarak değerlendirilmelidir.

4857 sayılı İş Kanununun 22 nci maddesindeki, “işveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir” şeklindeki düzenleme, çalışma koşullarındaki değişikliğin normatif dayanağını oluşturur.

Çalışma koşullarının değişikliğinden söz edebilmek için öncelikle bu koşulların neler olduğunun ortaya konulması gerekir.

Sözü edilen 22 nci maddenin yanı sıra Anayasa, yasalar, toplu ya da bireysel iş sözleşmesi, personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ile işyeri uygulamasından doğan işçi ve işveren ilişkilerinin bütünü, çalışma koşulları olarak değerlendirilmelidir.

İş sözleşmesinin esaslı unsurları olan işçinin iş görme borcu ile bunun karşılığında işverenin ücret ödeme borcu, çalışma koşullarının en önemlileridir. Bundan başka, işin nerede ve ne zaman görüleceği, işyerindeki çalışma süreleri, yıllık izin süreleri, ödenecek ücretin ekleri, ara dinlenmesi, evlenme, doğum, öğrenim, gıda, maluliyet ve ölüm yardımı gibi sosyal yardımlar da çalışma koşulları arasında yerini alır. İşçiye özel sağlık sigortası yapılması ya da işverence primleri ödenmek kaydıyla bireysel emeklilik sistemine dahil edilmesi de çalışma koşulları kavramına dahildir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/29715 E, 2008/28944 K.).

İş sözleşmesinde, gerektiğinde çalışma koşullarında değişiklik yapabileceğine dair düzenlemeler bulunması halinde, işverenin genişletilmiş yönetim hakkından söz edilir. Bu halde işveren, yönetim hakkını kötüye kullanmamak ve sözleşmedeki sınırlara uymak kaydıyla işçinin çalışma koşullarında değişiklik yapma hakkını sürekli olarak kazanmış olmaktadır. Örneğin, işçinin gerektiğinde işverene ait diğer işyerlerinde de görevlendirilebileceği şeklindeki sözleşme hükümleri, işverenin bu konuda değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Anılan hak objektif olarak kullanılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshini sağlamak için sözleşme hükmünün uygulamaya konulması, işverenin yönetim hakkının kötüye kullanılması niteliğindedir (9. HD. 7.7.2008 gün, 2007/24548 E, 2008/19209 K.).

Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklar arasında, iş sözleşmesinin eki sayılan personel yönetmeliği veya işyeri iç yönetmeliği gibi belgeler de yerini alır. Bu nedenle işçinin açık veya örtülü onayını almış personel yönetmeliği, iş sözleşmesi hükmü niteliğindedir. İşyerinde öteden beri uygulanmakta olan personel yönetmeliğinin kural olarak işçi ile iş ilişkisinin kurulduğu anda işçiye bildirilmesi gerekir. Daha sonra yapılacak olan değişikliklerin de işçiye duyurulması bağlayıcılık açısından gereklidir. Yasal veya sözleşme gereği bir zorunluluk olmadığı halde, işyerinde uygulana gelen “işyeri uygulamaları” da çalışma koşullarının belirlenmesinde etkindir.

İşyerindeki uygulamaların tüm işçiler yönünden ortak bir nitelik taşıması mümkün olduğu gibi, eşit konumda olan bir ya da birkaç işçi açısından süregelen uygulamalar da çalışma koşullarını oluşturabilir.

Çalışma koşullarındaki değişiklik, işverenin yönetim hakkı ile doğrudan ilgilidir. İşveren işyerinin kârlılığı, verimliliği noktasında işin yürütümü için gerekli tedbirleri alır. İş görme ediminin yerine getirilmesinin şeklini, zamanını ve hizmetin niteliğini işveren belirler. İşverenin yönetim hakkı, taraflar arasındaki iş sözleşmesi ya da işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinde açıkça düzenlenmeyen boşluklarda uygulama alanı bulur.

Somut olayda; işyerinde uygulanmakta olan personel yönetmeliğin 15. maddesinde iş sözleşmesinin yaşlılık aylığı bağlanması nedeniyle sona ermesi halinde ihbar tazminatı ödeneceğine ilişkin bir düzenleme bulunmaktadır. Davalı işveren bu düzenlemeyi 01.01.2011 tarihinden geçerli olmak üzere kaldırmıştır. Bunu da çalışanlara e-posta yoluyla bildirmiştir. Davalı işverence yapılan bu değişiklik çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı değişiklik niteliğindedir. Ancak bunun geçerli olabilmesi için İK 22. maddesi uyarınca işçinin açıkça yazılı muvafakati gerekmektedir. Davalı tarafça yapılan bu değişikliğin işçiye e-posta yoluyla duyurulmuş olması yeterli değildir. Davacı bu değişikliği kabul ettiğini yazılı olarak işverene bildirmemiştir. Davalı işverence yapılan bu değişiklik işçiyi bağlamaz. Benzer şekilde dava açan başka bir işçi tarafından …..İş Mahkemesinde açılan davada ihbar tazminatı talebi hüküm altına alınmış olup bu karar Dairemizin 12.05.2015 gün ve 2014/10591 E. 2015/17421 K. sayılı ilamı ile onanmıştır. Mahkemece davacının ihbar tazminatı alacağının kabulü gerekirken reddi hatalıdır[1].

Sonuç olarak, Yargıtay’a göre, çalışma koşullarında esaslı değişikliğin işçiye elektronik posta ile bildirilmesi yeterli değildir. Çünkü çalışma koşullarında işverence yapılan esaslı değişikliğin geçerli olabilmesi için 4857/m.22 uyarınca, işçinin açıkça yazılı onayının alınması gerekir. Örneğin, işverenin prim ya da ikramiye uygulamasını tek taraflı olarak kaldırarak bu değişikliği işçiye e-mail yoluyla bildirmesi işçiyi bağlamaz.

[1] Y9HD.24/6/2015 T., E.2014/16832, K.2015/22947 Legalbank.