Barika-i Hakikat, Müsademe-i Efkârdan Doğar

Barika I Hakikat, Müsademe I Efkârdan Doğar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Barika-i Hakikat, Müsademe-i Efkârdan Doğar

Zafer URFALIOĞLU

Barika I Hakikat, Müsademe I Efkârdan Doğar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSatınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, şimdiden hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.

Satın alma masasında uzun süre oturan herkes şunu öğrenir: Bir kararın gerçekten doğru olup olmadığını çoğu zaman fiyat tablosu değil, o masada yapılan tartışma belirler.

Bir toplantı düşünün. Yönetim ekibi yeni bir tedarikçiyle anlaşma yapmak üzere. Sunumlar yapılmış, maliyet avantajı anlatılmış, grafikler gayet ikna edici görünüyor. Odanın havası da olumlu. Birkaç kişi başını sallıyor, biri;

“- Mantıklı görünüyor” diyor, bir diğeri;

“- Piyasaya göre iyi fiyat” diye ekliyor. Sonra karar alınır.

Ve birkaç ay sonra ortaya çıkar ki teslimatlar gecikiyor, kalite sorunları başlıyor ya da sözleşmede gözden kaçan bir madde şirketi ciddi bir maliyetle karşı karşıya bırakıyor.

Bu tür hikâyeler satın alma dünyasında şaşırtıcı değildir. Çünkü çoğu zaman problem yanlış analiz değil, yeterince tartışılmamış karardır.

Osmanlı düşünce hayatının önemli isimlerinden Namık Kemal’e atfedilen bir söz vardır:

“- Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar.” Yani hakikatin kıvılcımı, fikirlerin çarpışmasından çıkar.

Satın alma mesleği bunu her gün doğrular. Çünkü satın alma yalnızca fiyat karşılaştırmak değildir. Risk görmek, alternatif üretmek, pazarlık etmek, sözleşme okumak ve çoğu zaman herkesin görmediği ihtimali fark etmektir. Ve bu süreçlerin sağlıklı işlemesi için bir kurumda en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri itiraz edebilme kültürüdür.

Satın alma departmanlarında en pahalı hatalar genellikle iki sebepten doğar: ya kimse kritik bir soruyu sormamıştır ya da soran kişi konuşmakta tereddüt etmiştir.

  • Tedarikçinin kapasitesi gerçekten yeterli mi?
  • Fiyat avantajı sürdürülebilir mi?
  • Sözleşmede riskli bir yükümlülük var mı?
  • Alternatif kaynaklar gerçekten araştırıldı mı?

Bu soruların sorulmadığı bir satın alma toplantısı hızlı sonuçlanabilir ama çoğu zaman pahalı sonuçlar doğurur.

Kurumsal hayatta sık karşılaşılan bir durum vardır: Yönetim bir karar yönünde eğilim gösterdiğinde odadaki çoğu kişi o yönde konuşmaya başlar. İnsanlar doğal olarak uyum arar. Tartışmayı zorlaştırmak istemez. Oysa satın alma stratejisinin doğası tam tersidir. Satın alma profesyonelinin görevi çoğu zaman masadaki rahatlığı bozacak soruyu sormaktır.

  • Bu fiyat neden bu kadar düşük?
  • Bu tedarikçi üç yıl sonra da aynı koşulları sağlayabilir mi?
  • Bu sözleşmenin riskini kim üstleniyor?

Bu sorular bazen toplantının akışını yavaşlatır. Ama çoğu zaman kurumun milyonlarca liralık riskten kaçınmasını sağlar.

Ben satın alma stratejisiyle ilgilenen biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Bir kurumda herkes aynı fikirdeyse o karar genellikle yeterince düşünülmemiştir. Çünkü satın alma dünyasında gerçek sağlam kararlar genellikle biraz rahatsız edici tartışmaların ardından çıkar.

Zayıf organizasyonlar tartışmadan kaçınır. Güçlü organizasyonlar ise tartışmayı sistemin bir parçası haline getirir.

Çünkü iyi yönetilen bir satın alma sürecinde amaç sadece hızlı karar almak değildir; doğru karar almaktır.

Bu nedenle kurumların satın alma fonksiyonundan beklemesi gereken şey yalnızca maliyet düşürmek değildir. Aynı zamanda karar masasında eleştirel düşünceyi temsil etmektir. Satın alma profesyoneli çoğu zaman organizasyonun “Zor soruları soran” tarafıdır.

Bir yöneticinin başına gelebilecek en değerli şeylerden biri de budur: Kendisine saygıyla itiraz eden insanlar. Çünkü itiraz, kararın düşmanı değildir. Çoğu zaman kararın sigortasıdır.

Bugün birçok kurumda toplantılar hızlı geçiyor, kararlar hızla alınıyor. Bu ilk bakışta verimlilik gibi görünür. Ama eğer o toplantılarda kimse zor soruları sormuyorsa, o hız çoğu zaman ilerleme değil, yaklaşan bir hatanın hızıdır.

Satın alma dünyası bize şunu öğretir: İyi bir sözleşme yalnızca rakamlarla kurulmaz. İyi bir karar yalnızca verilerle oluşmaz. Onları sağlamlaştıran şey, o veriler üzerine yapılan sağlıklı tartışmadır.

Çünkü hakikat hâlâ aynı yerden doğuyor: fikirlerin çarpışmasından.

Barika I Hakikat, Müsademe I Efkârdan Doğar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemVe satın alma masasında çoğu zaman şirketin kaderini belirleyen şey, birinin çekinmeden şu soruyu sorabilmesidir:

– Bu kararın gerçekten doğru olduğundan emin miyiz?

Zafer URFALIOĞLU

Çelik Fiyatları Neden Dalgalanıyor, Sinyali Okuyabiliyor musunuz?

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber çelik Fiyatları Neden Dalgalanıyor, Sinyali Okuyabiliyor Musunuz

Çelik Fiyatları Neden Dalgalanıyor, Sinyali Okuyabiliyor musunuz?

Çelik Fiyatı Yükselmeden Önce Konuşur

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber çelik Fiyatları Neden Dalgalanıyor, Sinyali Okuyabiliyor MusunuzÇoğu kişi çelik fiyatının rastgele yükseldiğini, piyasada sürekli tekrarlanan “her şey zamlanıyor” cümlesinin bir uzantısı olduğunu düşünür. Gerçekte fiyat öyle ansızın belirmez, sahada inşaat talebi gözle görülür hale gelmeden çok önce hareket eden bir sinyal zincirinin son halkası olarak ortaya çıkar. Demir cevherindeki bir kıpırtı, hurda piyasasındaki bir gerilim ya da çok uzak bir denizdeki tıkanıklık, etiket güncellenmeden haftalar önce yola çıkmıştır bile. Bu yüzden fiyat artışını bir sürpriz olarak yaşayan alıcı ile onu önceden sezen alıcı arasındaki fark şans değil, okuma kapasitesidir. Çelik fiyatındaki dalgalanmayı yönetmek artık en ucuz tedarikçiyi bulma meselesi değil, sinyali zamanında okuyabilme meselesidir. Bu okuma doğrudan proje bütçesini, tedarik planlamasını ve kar marjını belirlediği için, görünüşte teknik olan bu konu aslında işin can damarıdır.

Çelik Fiyatı Aslında Nasıl Hareket Eder

Çelik dediğimiz şey tek bir üründen değil, birbirine sıkıca bağlı bir maliyet ve ürün ailesinden oluşur. Demir cevheri, hurda, kömür ve enerji bu ailenin temel girdileridir, bu girdilerdeki küçük bir oynama bile bitmiş ürüne kadar zincirleme yansır. İnşaat tarafında en çok karşılaşılan kalem olan inşaat demiri de aslında bir çelik ürünüdür, yani nervürlü çeliktir, bu nedenle yaygın kullanılan “demirin fiyatı” ifadesi teknik olarak gevşek kalır. Demir ile çeliği birbirinden koparmak yerine bütünleşik düşünmek, fiyatın gerçekte nereden doğduğunu görmeyi kolaylaştırır. Fiyat hareketi önce girdi ve üretim seviyesinde başlar, ardından dağıtıcıya, en sonunda şantiyedeki alıcıya ulaşır. Alıcının gördüğü liste fiyatı, zincirin çoktan kat ettiği uzun yolun yalnızca son durağıdır.

Bu zincirin hızı her ülkede aynı değildir, girdisinin büyük bölümü dövize endeksli olan bir piyasada çok daha sert işler. Kurda yaşanan bir hareket çoğu zaman aynı gün liste fiyatına zam olarak oturabilir, kurun durağan olduğu dönemlerde ise fiyatlar yatay seyreder. Buna enerji maliyeti eklenir, çünkü çelik üretimi yoğun enerji gerektirir ve elektrik fiyatındaki bir artış üretim maliyetine neredeyse anında geçer. Hurdanın küresel borsalardaki seyri, demir cevherinin Çin talebine göre dalgalanması ve navlun giderleri de aynı anda bu denkleme girer. Bütün bu kalemler tek bir alıcının kontrolü dışındadır, dolayısıyla onları yönetmenin tek yolu önceden takip etmek ve okumaktır. Fiyatın nereden geldiğini anlamayan bir bakış açısı, her zammı haksız bir sürpriz gibi yaşamaya mahkumdur.

Bu zincirin değerli yanı, sessiz görünse de aslında izlenebilir olmasıdır. Üreticilerin liste güncellemeleri, hurda ve cevher endekslerindeki yön değişimleri, kapasite kullanım oranları ve büyük ihalelerin takvimi, fiyatın bir sonraki adımına dair erken ipuçları taşır. Bu işaretleri düzenli izleyen bir bakış, zammı duyduğunda değil, zam olgunlaşırken fark eder. Tek bir göstergeye bakmak çoğu zaman yanıltır, çünkü asıl anlam birkaç sinyalin aynı yöne işaret etmeye başladığı anda ortaya çıkar. Bu yüzden fiyatı okumak bir kerelik bir bakış ve izleme ile oluşmaz, sürekli ve disiplinli bir izleme alışkanlığıdır.

2026’nın Sıra Dışı Tablosu

Bu yılın tablosu sıradan bir piyasa döngüsünden ayrışıyor, çünkü birden çok baskı aynı anda devrede. Dünya Çelik Derneği (worldsteel), küresel çelik talebinin 2025 ve 2026 boyunca dibe vurduğunu, 2026’da yalnızca yüzde 0,3 büyüyeceğini ve asıl toparlanmanın 2027’ye kaldığını öngörüyor. Aynı kurum, Ortadoğu’daki çatışmanın bölge talebinde sert bir düşüşe yol açtığını ve tablonun en büyük aşağı yönlü riski olduğunu vurguluyor. Talebin durgun olduğu bir ortamda fiyatların yine de oynak kalması, bu yıl belirleyici olanın talep değil arz ve risk olduğunu gösteriyor. Bu yıl fiyatları belirleyen şey talep coşkusu değil, arz tarafındaki daralmalar ve jeopolitik kırılganlıktır. Piyasayı okumak için artık yalnızca sipariş defterine değil, çok uzaktaki gelişmelere de bakmak gerekiyor.

Bu durgunluğun arkasında, uzun süredir biriken yapısal bir uyum süreci var. Gelin bu sürece beraber bakalım. Küresel talep 2022’den bu yana baskı altında ve sektör bu dönemi temkinli geçiriyor. Beklenti, gelişmiş ekonomilerin yeniden büyümeye geçmesiyle tablonun 2027’de belirgin biçimde toparlanması yönünde. Bu da bugünkü dip seviyenin kalıcı değil döngüsel olduğunu, yani bir sonraki yükseliş için zeminin sessizce hazırlandığını gösteriyor. Talebin zayıf olduğu bu dönemde alımını akıllıca konumlandıran taraf, döngü döndüğünde çok daha avantajlı bir yerden başlar. Dolayısıyla durgunluk dönemi, fiyatı okuyabilen için bir risk olduğu kadar bir hazırlık fırsatıdır da.

Bu uzak gelişmelerin en somut örneği, deniz taşımacılığındaki kritik geçişlerde yaşanan gerilimdir. Hürmüz Boğazı ve çevresindeki tırmanış, çelik fiyatını doğrudan değil enerji ve navlun kanalıyla etkiliyor, çünkü taşıma maliyetlerindeki oynaklık ve rotalardaki belirsizlik üretim ve teslim maliyetine yansıyor. Spot piyasada görülen hacim kayıpları ve uzun mesafeli tedarik zincirlerindeki kırılganlık, alıcıları mevcut tedarik modellerini yeniden düşünmeye itiyor. Bu noktada öne çıkan kriter yalnızca fiyat değil, tedarik sürekliliği ve teslim süresinin güvenilirliği oluyor. Yani çok uzakta yaşanan bir kriz, en yerel projenin bile malzeme planını sessizce değiştirebiliyor. Bu bağı kuramayan bir planlama, gerçekte var olan riski tablodan eksik okur.

Türkiye Cephesinde Baskı ve Fırsat Bir Arada

Türkiye tarafında tablo hem güçlü hem kırılgan bir görüntü veriyor. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) verilerine göre, ham çelik üretimi 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 5,3 artarak 9,7 milyon tona, iç tüketim ise yüzde 8,9 artarak 9,9 milyon tona ulaştı. Bu canlı görüntünün altında bir baskı yatıyor, ihracatın ithalatı karşılama oranı bir yıl içinde yüzde 84,5’ten yüzde 77,8’e gerileyerek dış ticaret dengesindeki gerilimi açığa çıkardı. Bu gerilimin merkezinde, son beş yılda Türkiye’ye çelik ihracatını yaklaşık on beş kat artıran, buna karşılık Türkiye’den neredeyse hiç çelik almayan Çin kaynaklı düşük fiyat baskısı duruyor. Yani iç piyasa güçlü dursa da dışarıdan gelen ucuz arz hem üreticiyi hem hammaddesi çelik olan imalatçıyı zorluyor. Bu da fiyatın yalnızca maliyetle değil, küresel rekabetle de belirlendiğini hatırlatıyor.

İç tüketimdeki bu güçlü artışın önemli bir bölümü inşaat ve altyapı kaynaklıdır. Çünkü, çelik talebinin en büyük taşıyıcısı bu alandır. Aynı malzeme için hem ihracat hem güçlü bir iç talep aynı anda yarıştığında, yurt içindeki alıcı da arzın ve fiyatın gerilimini doğrudan hisseder. Bu, fiyatın yalnızca uzak piyasalarda değil kendi ülkesindeki talep yoğunluğuyla da belirlendiği anlamına gelir. Dolayısıyla inşaat tarafındaki bir alıcı, küresel tabloyu izlerken aynı anda iç piyasadaki talep rekabetini de hesaba katmak zorundadır. İki cepheyi birlikte okuyamayan bir planlama, malzemeyi ya geç ya da pahalı temin etme riskiyle karşılaşır.

Maliyet cephesinde tablo daha da net, hurda, enerji, navlun ve sigorta giderlerindeki hızlı yükseliş üretim maliyetini yukarı itiyor. Aynı dönemde dış pazardaki rekabet payının sıkışması, üreticinin makasının iki taraftan birden daraldığını gösteriyor. Bu zorlu tablonun içinde bir fırsat penceresi de açık duruyor, Çinli üreticilerin temkinli davranması ile coğrafi yakınlık ve kalite avantajı Türk çeliğini özellikle Avrupa pazarında daha görünür hale getiriyor. Alıcılar artık yalnızca fiyata değil tedarik sürekliliğine ve risk yönetimine göre hareket ettiği için, güvenilir ve yakın bir kaynak olmak başlı başına bir değer taşıyor. Bu fırsatı değere çevirmek ise tabloyu doğru okuyup doğru zamanda konumlanmayı gerektiriyor. Fırsat penceresi herkese aynı anda açılır, ama yalnızca onu önceden görenler içeri girer.

Tablonun bir başka katmanı, karbon tarafında şekilleniyor ve bu katman fiyatın geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Avrupa Birliği (AB) sınırına gelen çelik dahil beş sektörde 2026 başında resmen yürürlüğe girdi ve kapsamı türev ürünleri de içerecek biçimde genişletiliyor. Bu düzenleme, üretimin karbon ayak izini somut bir maliyet kalemine dönüştürüyor, yani çelik fiyatı bundan sonra yalnızca hurdayla ve enerjiyle değil, üretimin ne kadar temiz yapıldığıyla da bağ kuruyor. İhracatın büyük bölümünün AB pazarına yöneldiği bir yapıda bu mekanizma hem bir risk hem de bir ayrışma fırsatı yaratıyor. Karbon disiplini bugün bir uyum yükü gibi görünse de yarının fiyatında ve pazara erişiminde belirleyici bir rekabet unsuruna dönüşüyor. Bu nedenle fiyatı okumak artık enerji ve dövizin yanına regülasyon ve karbon başlıklarını da eklemeyi gerektiriyor.

Pazara erişim tarafındaki baskı yalnızca karbonla sınırlı değil. Avrupa Birliği’nin ithalatı sınırlamaya yönelik yeni korunma düzenlemeleri ve bazı ülkelerin çelik kotalarını belirgin biçimde düşürme kararları, ihracatçının hareket alanını daraltıyor. Bu önlemler karbon düzenlemesiyle aynı dönemde devreye girince, fiyatın hem maliyet hem pazara erişim cephesinden eş zamanlı sıkıştığı bir tablo doğuyor. Böyle bir ortamda rekabet yalnızca düşük maliyetle değil, standartlara uyum ve pazar çeşitliliğiyle de kazanılıyor. Bu da satınalma ve tedarik kararlarının artık saf fiyat hesabının çok ötesine geçtiğini ortaya koyuyor.

Talebi Bir Bölgeye Toplayan Güç

Fiyatı belirleyen yalnızca küresel ve makro etkenler değildir, kimi zaman talebin coğrafyada nasıl dağıldığıdır. 2023 yılında ülkemizde yaşanan büyük depremler sonrasında başlatılan yeniden inşa seferberliği, kısa sürede on binlerce konutun depremzedelere ulaştırıldığı, toplumsal açıdan zorunlu ve öncelikli bir hamle oldu. Bu ölçekte ve bu hızda yoğunlaşan bir talep, doğası gereği bölgesel malzeme ve işçilik piyasasını sıkılaştırır, çünkü üretim kapasitesi ve insan kaynağı belirli bir coğrafyaya doğru çekilir. Nitekim bu dönemde bölgedeki çelik talebinin artması, üretimde iç piyasaya öncelik verilmesini beraberinde getirdi ve ihracatın bir miktar kısılmasına yol açtı. Yoğunlaşmış bir talep şoku, fiyatı ülke genelinde tek başına belirlemese de bölgesel arzı ve maliyeti yeniden şekillendiren güçlü bir etkendir. Bu etkenin yanında arsa, finansman ve genel inşaat döngüsü de aynı tabloda yer aldığı için, hiçbir gelişmeyi tek başına neden olarak görmemek gerekir.

Aynı yoğunlaşmanın bir benzeri işçilik tarafında da kendini gösterdi, talebin toplandığı bölgede usta ve nitelikli iş gücüne erişim zorlaştı ve bu da maliyetlere yansıdı. Malzeme ve emek aynı anda belirli bir yöne çekildiğinde, ülkenin başka bölgelerindeki projeler de dolaylı olarak bu rekabetin etkisini hisseder. Bu tabloyu önceden okuyabilen alıcı, talep dalgasının kendi projesine ulaşmasını beklemek yerine konumunu çok daha erken ayarlar. Stok planını, sözleşme zamanlamasını ve tedarikçi ilişkisini bu hareketi öngörerek kuran taraf, dalga geldiğinde hazırlıksız yakalanmaz. Burada belirleyici olan piyasaya tepki vermek değil, piyasanın bir sonraki adımını sezebilmektir.

İnşaat Tarafında Bütün Bunlar Ne Anlama Geliyor

Tüm bu katmanlar tek bir masada birleştiğinde, inşaat ve imalat tarafındaki alıcı için tablo nettir. Girdi maliyetindeki oynaklık zamanında okunmadığında proje bütçesi baştan yanlış kurulur, bu da nihai maliyete kadar uzanan bir baskı zinciri yaratır. Çelik bu zincirin yalnızca bir halkasıdır, arsa, finansman ve işçilik de aynı maliyet tablosunda yer alır, bu yüzden tek bir kalemi tüm sonucun nedeni saymak yanıltıcı olur. En sık yapılan hata tüm enerjiyi en düşük birim fiyatı bulmaya harcamaktır, oysa yanlış zamanlanmış bir alım en ucuz tedarikçiyle bile pahalıya gelir. Olgun bir satınalma yaklaşımı en ucuzu kovalamaz, doğru zamanı, doğru stok seviyesini ve doğru riski yönetmeyi hedefler. Bu fark, aynı piyasada çalışan iki alıcının yıl sonunda neden bambaşka maliyet tablolarıyla karşılaştığını açıklar.

Piyasa sinyalleri sahada görünür hale geldiğinde fiyat çoktan değişmiş olur, yani etikete bakıp tepki vermek tanımı gereği geç kalmaktır. Erken hareket eden taraf tedarik zamanlamasını piyasa sinyallerine göre ayarlar, alımlarını parça parça ve stratejik biçimde planlar ve böylece oynaklığı kendi lehine çevirebilir. Bu yaklaşım, fiyatın yönünü kesin bilmeyi değil, olasılıkları okuyup hazırlıklı olmayı esas alır. Bugünün inşaat ekosisteminde piyasa farkındalığı bir lüks değil, doğrudan rekabet avantajının kendisidir. Aynı işi yapan iki firmadan biri sinyali okurken diğeri etiketi beklerse, aradaki fark zamanla telafisi güç bir boşluğa dönüşür.

Geleceğin Fiyatını Bugünden Okumak

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber çelik Fiyatları Neden Dalgalanıyor, Sinyali Okuyabiliyor MusunuzBuraya kadar görünen tablo şu, çelik fiyatını anlamak artık tek bir veriye bakmakla mümkün değil. Bir yanda demir cevheri, hurda ve enerji gibi girdiler, diğer yanda döviz kuru, çok uzaktaki bir lojistik düğümü, jeopolitik gerilimler, karbon düzenlemeleri ve içeride talebin coğrafi dağılımı aynı anda devrede. Bu tabloyu okuyabilmek için piyasa sinyallerini izleme, farklı senaryolar kurma, jeopolitik ve makroekonomik gelişmeleri tedarik kararına bağlama, regülasyon ve karbon başlıklarını takip etme ve hepsinden önemlisi sağlam bir zamanlama duygusu gerekiyor. Bu yetkinlikler bir arada olduğunda dalgalanma bir tehdit olmaktan çıkar ve yönetilebilir bir değişkene dönüşür. Tam da bu yüzden asıl soru fiyatın ne olacağı değil, bu sinyalleri okuyabilecek donanıma ne kadar sahip olunduğudur. Bu sorunun yanıtı, önümüzdeki dönemde fiyatın karşısında edilgen kalan taraf mı yoksa onu önceden okuyan taraf mı olunacağını belirleyecek.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

 

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Dahilde İşleme Rejiminin (DİR) İncelikleri (1)

Dahilde İşleme Rejiminin (di̇r) İncelikleri (1)

Dahilde İşleme Rejiminin (DİR) İncelikleri (1)

Kerim ÇOBAN

Emekli Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi

Dahilde İşleme Rejiminin (di̇r) İncelikleri (1)Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, şimdiden hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.

Şartlı muafiyet sistemi; Dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında ihracı taahhüt edilen işlem görmüş ürünün elde edilmesinde kullanılan ve serbest dolaşımda bulunmayan hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul ile değişmemiş eşya, ambalaj ve işletme malzemesinin, Türkiye Gümrük Bölgesinde (serbest bölgeler hariç) yerleşik firmalarca, ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın, vergisi teminata bağlanmak suretiyle ithal edilmesi ve ihracat taahhüdünün gerçekleşmesini müteakip, alınan teminatın iade edilmesidir.

1- DİR kapsamında yapılacak işletme malzemesi ithalatında, Katma Değer Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi tahsil edilir ve ticaret politikası önlemleri uygulanır.

2- Dahilde işleme izin belgesi kapsamında işlem görmüş ürünün elde edilmesi için ithal eşyasının yerine eşdeğer eşya olarak, asgari 8 (sekiz)’li bazda gümrük tarife istatistik pozisyonu, ticari kalite ve teknik özellikleri itibarıyla aynı kalite ve nitelikleri taşıyan serbest dolaşımdaki eşya kullanılabilir.

Ancak, eşdeğer eşya olarak kullanılan tarım ürünlerinin ithal eşyası ile ticari kalite, teknik özellik ve niteliği itibarıyla aynı olduğuna yönelik tespit, münhasıran 12 (oniki)’li bazda gümrük tarife istatistik pozisyonuna göre yapılır.

3- Yurt içinden temin edilen eşya için, 2005/8391 Sayılı Dahilde İşleme Rejimi Kararının ikincil işlem görmüş ürüne ve döviz kullanım oranına ilişkin hükümleri uygulanmaz.

4- Yurt içinden temin edilen eşyanın belge süresi içerisinde işlem görmüş ürün olarak ihracının gerçekleştirilmemesi halinde, 2005/8391 Sayılı Dahilde İşleme Rejimi Kararının 22.maddesinde belirtilen 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 inci maddesi hükmü uygulanmaz.

5- Şartlı muafiyet sistemi kapsamında yapılacak ithalattan doğan vergi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde teminata bağlanır/teminata tabidir.

Ancak;

a) Yetkilendirilmiş yükümlü sertifikası (YYS) sahibi firmalar veya belge/izin müracaat tarihinden önceki iki takvim yılı içerisinde herhangi bir yıl asgari 25 (yirmibeş) milyon ABD Doları tutarında ihracat yapan onaylanmış kişi statü belgesi sahibi imalatçı firmaların dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında yapacakları ithalatta, iki yıl süresince bu ithalattan doğan verginin % 1’inin,

b) Belge/izin müracaat tarihinden önceki iki takvim yılı içerisinde herhangi bir yıl 5 (beş) milyon ABD Doları tutarı (bu tutar dahil) ile 25 (yirmibeş) milyon ABD Doları tutarı arasında ihracat yapan onaylanmış kişi statü belgesi sahibi imalatçı firmaların dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında yapacakları ithalatta, iki yıl süresince bu ithalattan doğan verginin % 5’inin,

c) Onaylanmış kişi statü belgesi sahibi firmaların dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında yapacakları ithalatta, bu ithalattan doğan verginin % 10’unun,

ç) Onaylanmış kişi statü belgesi sahibi olmayan dış ticaret sermaye şirketleri ile sektörel dış ticaret şirketlerinin belge/izin müracaat tarihinden önceki takvim yılı içerisinde gerçekleştirdikleri ihracat kadar dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında yapacakları ithalatta, bu ithalattan doğan verginin % 10’unun, 

Teminat olarak yatırılması kaydıyla, gümrük idaresince ithalatın gerçekleştirilmesine izin verilir.

6- DİR kapsamında ithali yapılan eşyanın “İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin 2021/1 sayılı Tebliğ” kapsamında olması halinde, 2005/8391 sayılı DİR Kararı’nın “Şartlı Muafiyet sistemi” başlıklı 5.maddesi uyarınca dahilde işleme rejimi kapsamında ithali yapılan eşyanın ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmayacağı hüküm altına alındığından, bahse konu Tebliğ kapsamında gözetim önlemine tabi eşyanın şartlı muafiyet sistemi kapsamında ithalinde gözetim önleminden muaf tutulması gerekir.

7- Dahilde işleme rejimi kapsamında asıl işlem görmüş ürün yanında elde edilen ikincil işlem görmüş ürünlerin serbest dolaşıma giriş rejimi hükümlerine göre ithali halinde aşağıda belirtilen hususlar çerçevesinde işlem tesis edilir;

a) İthali kontrole tabi yakıt, atık veya hurda niteliğindeki ikincil işlem görmüş ürünlerin serbest dolaşıma girişinde Çevre Katkı Payı tahsil edilir.

Çevre Katkı Payı tahsilatına konu mal, Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıtlara Dair Dış Ticarette Standardizasyon Tebliği (2026/7) Eki listelerde belirtilen yakıtlar ile Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Atık ve Metal Hurdalara Dair Dış Ticarette Standardizasyon Tebliğleri (2026/3, 2026/23) Eki listelerde belirtilen atık ve hurdalar olarak tanımlanmıştır.

 

b) Ancak, Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ithal edilen eşya söz konusu Tebliğler ekinde yer alan atık ve metal hurdalar ise bahse konu eşyanın ithalatı esnasında çevre katkı payı ödenmesi halinde, söz konusu atık/hurdanın işlenmesi sonucu yine mezkur tebliğler ekinde yer alan atıklar ve hurdaların ikincil işlem görmüş ürün olarak elde edilmesi ve bu ürünün serbest dolaşıma girişinde ikinci kez çevre katkı payının ödenmemesi gerekir.

Diğer taraftan, ithal edilen eşyanın yurt içinde islenmesinden veya herhangi bir isçilik, işleme, kullanım veya bekleme sonucu atık/metal hurda özelliği kazanması veya bu eşyadan atık ve metal hurda olarak ikincil işlem görmüş ürün elde edilmesi ve bu ürünün serbest dolaşıma sokulmak istenilmesi halinde çevre katkı payının tahsil edilmesi gerekmektedir.

c) İkincil işlem görmüş ürünlerin, Türkiye Gümrük Bölgesinde serbest dolaşımda bulunan eşyadan elde edilmiş olması halinde, bahse konu ikincil işlem görmüş ürünlerin beyan edilme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, ikincil işlem görmüş ürünün üretiminde kullanılan eşdeğer eşyaya tekabül eden oranda ithalat yapılmış ise bu ithalattan elde edilen ikincil işlem görmüş ürünün 2006/12 sayılı Dahilde İşleme Rejimi Tebliği’nin 38.maddesi dokuzuncu fıkrası uyarınca gümrük mevzuatı çerçevesinde gümrük idaresi gözetiminde imhası, gümrüğe terk edilmesi, çıkış hükmünde gümrüğe teslimi veya serbest dolaşıma giriş rejimi hükümlerine göre ithal edilmesi veya ihraç edilmesi gerekmektedir.

8- Gümrük Kanununun 116.maddesi çerçevesinde ayniyetinin tespit edilebilir olması şartıyla 2351 rejim kodu ile sergilenmek amacıyla Türkiye Gümrük Bölgesi dışına geçici olarak ihraç edilen değişmemiş eşyanın veya işlem görmüş ürünlerin sergi veya fuarda kesin satısının gerçekleştirilmesi durumunda, söz konusu eşyanın yurda getirilmeksizin işlem yapılabilmesi için 3151 rejim kodu ile beyannamenin tescil edilmesi, beyannamenin 44 no.lu alanında önceki rejime ilişkin beyannamenin tescil numarasının yer  alması ve 3151 rejim kodu ile beyan edilen eşyanın 2351 rejim kodu ile geçici ihraç edilen eşya olduğunun (beyanname ekinde ibraz edilen belge ve bilgilerden) tespit edilmesi gerekir.

9- Şartlı muafiyet sistemi kapsamında, işlem görmüş ürünün veya değişmemiş eşyanın tamamı ya da bir kısmı, hariçte işleme rejimi hükümleri çerçevesinde daha ileri düzeyde işlenmek üzere Türkiye Gümrük Bölgesi dışına veya serbest bölgelere geçici olarak ihraç edilebilir. Bu kapsamda işlem görmüş ürünün ithaline tahsili gereken vergiler kadar teminat alınarak izin verilir.

10- a) Dahilde işleme izninde,

b) Dahilde işleme izin belgesi kapsamındaki bedelsiz ithalatta,

c) Dahilde işleme izin belgesi süresi sona erdikten veya ihracat taahhüdü kapatıldıktan sonra geri gelen işlem görmüş ürün için yeni bir dahilde işleme izin belgesi düzenlenmesi halinde yeni belgede,

d) Dahilde işleme izin belgesi kapsamındaki yurt içi alımlarda,

Döviz kullanım oranı aranmaz.

11- Şartlı muafiyet sistemi çerçevesinde belge/izin süresi içerisinde serbest bölgelere gerçekleştirilen ihracata konu eşyanın, belge/izin süresi bitiminden itibaren 3 (üç) ay içerisinde serbest bölgelerden başka bir ülkeye satışının yapıldığının, Yatırım Teşvik Belgesi veya bir başka belge/izin kapsamında Türkiye  Gümrük Bölgesine ithalatının yapıldığının, serbest bölgelerde bulunan tesislerin yapımında kullanıldığının, serbest bölgelerde bulunan tesislerde makine-teçhizat, demirbaşa kayıtlı eşya veya bunların parçası olarak kullanıldığının, serbest bölgelerde yerleşik gemi inşa faaliyetinde bulunan firmalara gemi inşasında kullanılmak üzere tesliminin yapıldığının, serbest bölgelerden gümrük hattı dışı eşya satış mağazalarına satışının yapıldığının veya serbest bölgelerden kara, deniz ve hava taşıtlarına kumanya olarak tesliminin yapıldığının tevsiki kaydıyla, belge/izin ihracat taahhüdü kapatılır.

Not: Bu konu başta olmak üzere, YYS Yıllık Faaliyet Raporu Hazırlanması, YYS Yıllık Zorunlu Eğitimlerinin Verilmesi, YYS Revizyonları, Ön İzleme, Yeni YYS Belgesi Hazırlıkları ve YYS Belgesi Alım Süreci, YYS Başvuru Formlarının Doldurulması, YYS Danışmanlığı, vb. Tüm YYS Süreçleri hakkında daha fazla ayrıntılı bilgiyi, Gümrük ve Dış Ticaret Mevzuatı konularında gerekli Hukuki ve Mevzuat Desteğini, İdari ve Adli İtiraz Süreçleri, Dava Açılması, Dava Aşamalarının Takibi, İlgili Mevzuat Ve Hukuki Açılardan Gerekli İtiraz Ve Savunmaların Yapılarak Dava Sonucunun Olumlu  Sonuçlandırılması, Sonradan Kontrol/ Firma İncelemesi Yaptırılması, Antrepo Açma, Antrepo Genişletme, AN6, AN7, AN8 Raporlarının düzenlenmesi, … vb, işlemleri, Sürekli/ Düzenli, Aylık, Yıllık Gümrük ve Dış Ticaret Danışmanlığı, Olay (Konu) Başı Gümrük ve Dış Ticaret Danışmanlığı, Gümrük ve Dış Ticaret Mevzuatı Eğitimleri, … vb. konularında yardım, destek, danışmanlık ve benzeri hizmetleri -İsterseniz- Firmalarımız “Çoban Gümrük Dış Ticaret Denetim ve Danışmanlık A. Ş.”den veya “Çözüm Denetim Gümrük Dış Ticaret Ve Danışmanlık A. Ş.”den alabilirsiniz.

12- Dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında ithali gözetim ve korunma önlemlerine tabi eşyanın serbest dolaşıma girebilmesi için, ithal tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan gözetim ve korunma önlemlerinin uygulanması zorunludur.

– Aksi takdirde, bu eşyadan elde edilen işlem görmüş ürünün, üçüncü ülkelere ihracı ya da gümrük idaresi gözetiminde imhası gerekir.

13- Şartlı muafiyet sistemi kapsamındaki sanayi ürünlerinin A.TR dolaşım belgesi eşliğinde Avrupa Topluluğuna üye ülkelere ihracatında; işlem görmüş ürünün elde edilmesinde kullanılan üçüncü ülke menşeli hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul ile değişmemiş eşyaya ilişkin vergi, kaynak ülkelerle varolan anlaşmalardaki lehte hükümler saklı kalmak kaydıyla ödenir.

14- Elde edilmesinde üçüncü ülke menşeli eşya kullanılan ve Avrupa Topluluğuna üye ülkelere ihraç edilen her türlü harp araç, gereç, teçhizat, makine, cihaz ve sistemleri ile bunların yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parçalar için telafi edici vergi aranmaz.

Devam Edecek

Sevgi ve Muhabbetle, Sağlıcakla Kalınız.

 

Dahilde İşleme Rejiminin (di̇r) İncelikleri (1)Kerim ÇOBAN

Emekli Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi

(Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri “YGM”)

Çoban Gümrük Dış Tic. Denet. ve Danış. A. Ş.

www.cobangumrukdenetim.com

E Mail: info@cobangumrukdenetim.com

kerim.coban@cobangumrukdenetim.com

k.coban0306@gmail.com

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde Cihaz Yaş Bilgisinin Tevsiki ?

Laboratuvar Hizmet Alımı

Anahtar Kelimeler; Hizmet Alım, Laboratuvar, Sağlık İhaleleri, Cihaz Yaşı, Tıbbi Cihaz, İdari Şartname, Teknik Şartname, Tekliflerin Değerlendirilmesi, Düzeltici İşlem

Laboratuvar Hizmet Alımıİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların yaşları, imalat tarihleri ve seri numaralarının EKAP sistemine yüklenmek suretiyle beyan edilmediği, sunulan evrakın İdari Şartname’nin 7.3.2’nci maddesinde talep edilen bilgileri karşılamadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “… 7.3.2. İhale konusu işin ya da malın satış faaliyetinin yerine getirilebilmesi için ilgili mevzuat gereğince alınması zorunlu olan sicil, izin, ruhsat, faaliyet belgesi vb. belgeler: “Cihazın Yaşı Tüm Kısımlar için Hizmet satın alımına karar verilen tetkik ve tedavi maksadıyla kullanılan tıbbi  cihazlar 13 yaşından büyük olmayacaktır. Bu cihazların yaşları, imalat tarihi ve seri numarası ile   belgelendirilecektir. Hizmet alımının bir yıldan fazla süreyi aşması halinde, sözleşme süresinin bitimine kadar cihaz yaşı 13 yılı geçmeyecektir. “

…..

7.5. Bu Şartnamenin 7 nci maddesi dışında ihale dokümanında sayılan diğer belgeler ve/veya düzenlenen diğer yeterlik kriterleri tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaz…” düzenlemesi yer almaktadır.

İdari Şartname’nin 7.3.2’nci maddesinde, “Belge Adı” kısmında “Cihazın Yaşı”;  “Açıklama” kısmında ise “Hizmet satın alımına karar verilen tetkik ve tedavi maksadıyla kullanılan tıbbi cihazlar 13 yaşından büyük olmayacaktır. Bu cihazların yaşları, imalat tarihi ve seri numarası ile belgelendirilecektir. Hizmet alımının bir yıldan fazla süreyi aşması halinde, sözleşme süresinin bitimine kadar cihaz yaşı 13 yılı geçmeyecektir. Tabloda belirtilmemesi halinde istekli teklifi değerlendirme dışı bırakılacaktır.” düzenlemesine yer verildiği görülmüştür.

…………. Lab. ve Sağ. Sis. A.Ş. tarafından ihaleye katılım belgesinin “Mesleki ve Teknik Yeterliğe İlişkin Bilgiler” başlıklı bölümünün “Sicil, İzin, Ruhsat ve Faaliyet Belgeleri” satırının “Cihazın Yaşı” alt satırında “203999-599-00150_CİHAZ YAŞ TAAHHÜTÜ.pdf EKAP’a yüklenen belgedir.” beyanına yer verildiği görülmüştür.

İhaleye katılım belgesinde beyan edilen uzantıya erişildiğinde, “Cihaz Yaş Taahhütü” başlıklı belgeye ulaşıldığı, söz konusu belgede “Firmamızın teklif etmiş olduğu cihazlar ihale süresi boyunca 13 yaşını geçmeyeceğini kabul ve taahhüt eder. İhale uhdemizde kaldığı takdirde kurulum aşamasında cihaz yaşı, imalat tarihi ve seri numaraların yer aldığı belgeleri ibraz edeceğimizi taahhüt ederiz.” ifadesine yer verildiği ve belgenin anılan istekli tarafından kaşelenip imzalandığı görülmüştür.

İdari Şartname’nin 7.3.2’nci maddesindeki düzenlemeden, alıma konu edilen ve tetkik ve tedavi amacıyla kullanılacak olan tıbbi cihazların 13 yaşından büyük olamayacağı, söz konusu cihazların yaşlarının, imalat tarihi ve seri numarası ile belgelendirileceği, işin süresinin bir yıldan fazla olması durumunda cihazların yaşının sözleşme süresinin sonuna kadar 13 yaşını geçemeyeceği, bahse konu bilgilerin tabloda belirtilmemesi halinde ise isteklilerin tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılacağı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, alıma konu edilen ve tetkik ve tedavi amacıyla kullanılacak olan tıbbi cihazların 13 yaşından büyük olamayacağı, söz konusu cihazların yaşlarının, imalat tarihi ve seri numarası ile belgelendirileceği, işin süresinin bir yıldan fazla olması durumunda cihazların yaşının sözleşme süresinin sonuna kadar 13 yaşını geçemeyeceği, bahse konu bilgilerin tabloda belirtilmemesi halinde ise isteklilerin tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılacağının İdari Şartname’nin 7.3.2’nci maddesinde düzenlendiği, dolayısıyla söz konusu hususun başvuruya konu ihalede yeterlik kriteri olarak belirlendiği,

Bu doğrultuda, anılan istekli tarafından ihaleye katılım belgesinin ilgili bölümünde “Cihaz Yaş Taahhütü” başlıklı belgenin yüklendiği, bahse konu belgede, istekli tarafından teklif edilen cihazların yaşlarının ihale süresi boyunca 13 yaşını geçmeyeceği ve ihalenin kendileri üzerinde kalması durumunda kurulum aşamasında cihazların yaşı, imalat tarihi ve seri numaralarının yer aldığı belgelerin sunulacağının kabul ve taahhüt edildiğine dair beyanda bulunulduğu, ancak anılan Şartname düzenlemesi uyarınca, isteklilerce teklif edilecek cihazların yaşına dair imalat tarihi ve seri numarası bilgilerinin, tekliflerin sunulması aşamasında ihaleye katılım belgesinde belirtilmesi gerekmekte iken anılan istekli tarafından bu bilgilerin sunulmadığı, söz konusu bilgilerin ihalenin kendileri üzerinde kalması durumunda sunulacağının beyan edildiği, dolayısıyla anılan istekli tarafından cihazların yaşına ilişkin yeterlik kriterinin sağlanmadığı, bu nedenle isteklinin teklifinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiği anlaşılmış olup başvuru sahibinin bu husustaki iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

Algı mı Gerçeklik mi? Satın Alma Kararlarında Görünenin Ötesini Yönetmek

Algı Mı Gerçeklik Mi Satın Alma Kararlarında Görünenin ötesini Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Algı mı Gerçeklik mi? Satın Alma Kararlarında Görünenin Ötesini Yönetmek

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Algı Mı Gerçeklik Mi Satın Alma Kararlarında Görünenin ötesini Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSatın alma fonksiyonu, kurumların en kritik karar alanlarından biridir. Tedarikçi seçiminden fiyat müzakerelerine, risk değerlendirmesinden uzun vadeli iş ortaklıklarına kadar birçok karar, doğrudan iş sonuçlarını etkiler.

Bu kararların önemli bir kısmı veri, analiz ve kriterlere dayanır. Ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek vardır; kararlarımız sadece veriye değil, algıya da dayanır.

Satın Alma Süreçlerinde Algının Rolü

Davranış bilimleri, bireylerin karar alma süreçlerinde bilişsel yanlılıkların önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Harvard University çalışmalarına göre bireyler, farkında olmadan belirli kişi ve kurumlara karşı daha olumlu ya da olumsuz eğilimler geliştirebilir. World Economic Forum verileri ise karar kalitesinin yalnızca teknik yeterlilikle değil, bilişsel farkındalıkla da doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu durum satın alma süreçlerine doğrudan yansır.

Tedarikçi Seçiminde Algı Tuzakları

Satın alma profesyonelleri çoğu zaman aşağıdaki durumlarla karşılaşır; daha kurumsal görünen firma daha güvenilir kabul edilir; daha güçlü sunum yapan tedarikçi daha yetkin algılanır; daha önce çalışılmış firmalar otomatik olarak tercih edilir.

Oysa bu değerlendirmeler her zaman objektif değildir. Algı, veriyle desteklenmediğinde yanıltıcı olabilir.

“Tanıdık Olan”ın Avantajı: Affinity Bias

Satın alma kararlarında en sık karşılaşılan yanlılıklardan biri “benzerlik yanlılığıdır”. Aynı sektörden gelen, benzer iletişim tarzına sahip, daha önce olumlu deneyim yaşanmış tedarikçiler, farkında olmadan daha avantajlı hale gelir.

McKinsey & Company araştırmaları geçmiş deneyimlerin, yeni kararları objektiflikten uzaklaştırabildiğini göstermektedir. Bu durum, alternatif ve daha iyi çözümlerin gözden kaçmasına neden olabilir.

Müzakere Süreçlerinde Algı Yönetimi

Müzakere sadece rakamlarla değil, algıyla da yönetilir. Kendine güvenli konuşan tedarikçi daha güçlü algılanabilir. İlk fiyat teklifleri referans noktası oluşturabilir (anchoring etkisi). İletişim becerisi yüksek olan taraf daha avantajlı görülebilir.

Boston Consulting Group çalışmalarına göre müzakerelerde algı yönetimi, sonuçları doğrudan etkileyen kritik faktörlerden biridir. Bu nedenle müzakere süreci sadece ticari değil, psikolojik bir süreçtir.

Risk Değerlendirmesinde Görünmeyen Kör Noktalar

Satın alma süreçlerinde risk değerlendirmesi yapılırken “Güvenilir” görünen firmalara daha az sorgulama yapılabilir; yeni tedarikçilere karşı daha temkinli yaklaşılabilir, geçmiş performans, geleceğin garantisi olarak kabul edilebilir. Oysa veri şunu gösterir algıya dayalı güven, risk yönetiminde ciddi boşluklar yaratabilir.

Algı ile Gerçeklik Arasındaki Farkı Yönetmek

Satın alma profesyonelleri için kritik olan, algıyı yok etmek değil, algının farkında olarak karar vermektir. Bu noktada:

  • Standart değerlendirme kriterleri oluşturmak
  • Tedarikçi analizlerini veri ile desteklemek
  • Alternatifleri sistematik olarak değerlendirmek
  • Müzakere süreçlerinde psikolojik etkilerin farkında olmak

karar kalitesini önemli ölçüde artırır.

Liderler İçin 5 Kritik Kontrol Sorusu

Satın alma liderlerinin karar öncesinde kendilerine sorması gereken temel sorular:

  • Bu kararı hangi somut verilere dayanarak veriyorum?
  • Bu tedarikçiye yönelik olumlu/olumsuz algımın kaynağı nedir?
  • Alternatif seçenekleri gerçekten eşit şekilde değerlendirdim mi?
  • Bu kararımda geçmiş deneyimlerim ne kadar etkili oldu?
  • Algı ile gerçek performansı ayırabildiğimden emin miyim?

Kurumlar İçin 3 Hızlı Aksiyon

Satın alma süreçlerinde algı kaynaklı hataları azaltmak için uygulanabilecek üç temel adım:

  1. Standart ve Ölçülebilir Değerlendirme Sistemleri Kurmak

Tedarikçi seçim ve değerlendirme süreçlerini kişisel yorumlardan bağımsız hale getirmek

  1. Karar Süreçlerine Çoklu Perspektif Dahil Etmek

Farklı ekiplerden görüş alarak tek boyutlu değerlendirme riskini azaltmak

  1. Bilişsel Yanlılık Farkındalığı Eğitimleri Yaygınlaştırmak

Satın alma ekiplerinin karar süreçlerinde kendi düşünme kalıplarını tanımasını sağlamak

Doğru Karar, Doğru Görmekle Başlar

Satın alma fonksiyonu, yalnızca maliyet yönetimi değil, stratejik değer yaratma alanıdır. Bu değerin sürdürülebilir olması için görünene değil, veriye; algıya değil, analize; varsayımlara değil, gerçeklere dayalı kararlar almak gerekir.

Algı Mı Gerçeklik Mi Satın Alma Kararlarında Görünenin ötesini Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemVe belki de en kritik soru şudur: Karar verirken gerçekten veriye mi güveniyoruz, yoksa farkında olmadan algılarımıza mı teslim oluyoruz?

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Gübre Tedarik Krizi: Tarladan Çatala Gıda Arz Güvenliği Sınavı

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Gübre Tedarik Krizi

Gıda Arz Güvenliğinin Görünmeyen Halkası, Gübrede Yapısal Kırılganlık

Görünmeyen Halka

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Gübre Tedarik KriziBir market rafındaki ürünün fiyatı çoğu zaman bir tarım haberi gibi okunur, oysa arkasında uzun ve kırılgan bir tedarik zinciri durur. Bu zincirin en az konuşulan halkası gübre ve tarımsal girdidir, çünkü gözden uzak kaldığı sürece sanki hiç sorun yokmuş gibi görünür. Gübre olmadan verim düşer, verim düştüğünde arz daralır ve arz daraldığında fiyat yükselir. Bu durumda, sade görünen zincir bugün küresel ölçekte ciddi biçimde test ediliyor ve sonuçları yalnızca çiftçinin değil, gıdayla iş yapan herkesin masasına geliyor. Tarladan çatala tüm süreçler etkileniyor. Gübre artık sıradan bir tarım girdisi değil, gıda tedarik zincirinin stratejik bir kırılganlık noktasıdır.

Meseleyi bu çerçeveden okumak, onu tarladan çıkarıp doğrudan tedarik masasına taşır. Gübredeki bir dalgalanma sadece üreticiyi değil, o üreticiden mal alan sanayiyi, o sanayiden ürün alan perakendeyi ve nihayetinde tüketiciyi etkiler. Son aylarda yaşanan gelişmeler, bu zincirin ne kadar ince bir tel üzerinde durduğunu bir kez daha gösterdi. Tek bir bölgedeki gerilim, binlerce kilometre uzaktaki bir hasadın kaderini belirleyebiliyor ve bu etki haftalar içinde fiyat etiketlerine kadar iniyor. Bu yüzden gübre, bugün tarım kadar tedarik ve satınalma gündeminin de doğrudan konusu haline gelmiş durumda.

Gübrenin Stratejik Kırılganlığı Nereden Geliyor

Azotlu gübrenin temel hammaddesi doğal gazdır ve bu gerçek, gübreyi doğrudan enerji piyasasına bağlar. Üre ve amonyak üretiminin maliyetinin büyük bölümü gaz fiyatından oluştuğu için enerjideki her dalgalanma kısa sürede gübre fiyatına yansır. Üretimin coğrafi olarak yalnızca birkaç bölgede toplanması bu bağı daha da kırılgan hale getirir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre uluslararası gübre ticaretinin yüzde 30’a kadarı tek bir deniz koridorundan yani Hürmüz Boğazından geçiyor ve üreye bakıldığında bu oran daha da yükseliyor. Tek bir tesisin ağırlığı bile bu yoğunlaşmayı somutlaştırıyor, çünkü Körfez’deki dev bir üre kompleksi tek başına küresel üre ticaretinin yaklaşık yüzde 14’ünü karşılayabiliyor.

Kırılganlık yalnızca azotlu gübreyle de sınırlı değil. Fosfatlı gübrelerin üretiminde kritik bir girdi olan kükürdün önemli bir bölümü de aynı dar koridordan geçtiği için, bir aksama tek bir gübre türünü değil neredeyse tüm ana kalemleri aynı anda etkiliyor. Azotlu, fosfatlı ve potasyumlu gübreler farklı kaynaklardan beslense de üretim ve lojistik halkaları birbirine sıkıca bağlı. Bu yüzden bir üründeki darboğaz hızla diğerlerine sıçrayabiliyor ve alıcı tarafı aynı anda birden çok cephede baskı altına giriyor. Tek bir kalemde alternatif bulmak bile, zincirin tamamı sıkıştığında beklenenden çok daha zor hale geliyor.

Bu yoğunlaşma, küçük bir aksamanın bile küresel ölçekte fiyat ve tedarik şoku yaratmasına zemin hazırlıyor. Petrolden farklı olarak gübrede uluslararası düzeyde koordine edilmiş bir stratejik rezerv sistemi bulunmuyor ve bu da arz kesintilerini yönetmeyi çok daha zor kılıyor. Bir ülke ihracatını kısıtladığında ya da bir koridor kapandığında devreye girecek bir tampon mekanizma neredeyse yok. Dolayısıyla sistem, normal zamanlarda son derece verimli fakat şok anlarında savunmasız bir yapıya sahip. Enerji ile gıda arasındaki bağ artık teorik bir ilişki değil, üretim sürekliliğini doğrudan belirleyen somut bir bağımlılıktır.

Tetikleyici Şokun Anatomisi

2026’da Orta Doğu’da yaşanan gerilim, bu kırılganlığı adeta laboratuvar koşulları altında görünür kıldı. FAO Baş Ekonomisti Maximo Torero, bölgedeki kritik deniz koridorunda (Hürmüz Boğazı) tanker trafiğinin çatışmanın ilk günlerinde yüzde 90’dan fazla çöktüğünü açıkladı ve bunu yalnızca bir enerji şoku değil, küresel gıda sistemlerini etkileyen sistemik bir şok olarak tanımladı. Fiyat tarafındaki yansıma çok hızlı oldu, Mısır üresi kısa sürede yüzde 28 yükselirken bölgesel granül üre fiyatları da çift haneli arttı. FAO, krizin sürmesi halinde 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek seyredebileceğini öngörüyor. Aynı kurumun değerlendirmesine göre her ay milyonlarca ton gübre sevkiyatı askıya alınmış durumda ve ekim takvimi kaçırıldığında bu gecikme telafisi olmayan verim kayıplarına dönüşüyor.

Fiyat artışının arkasındaki mekanizmayı görmek, sorunun neden bu kadar kalıcı olduğunu da açıklıyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) değerlendirmelerine göre kriz başladığından bu yana tanker navlunları yüzde 90’ın üzerinde arttı, gemi yakıtı maliyetleri neredeyse ikiye katlandı ve savaş riski sigorta primleri sıçradı. Bazı sigortacıların bölgedeki gemiler için teminatı tamamen geri çekmesi, taşımacılığı ticari olarak çok daha zor hale getirdi. Yükselen taşıma ve sigorta maliyetleri doğrudan gübre fiyatlarına ekleniyor ve oradan da tarımsal üretime yansıyor. Yani sorun yalnızca malın kendisinde değil, o malı taşıyan zincirin her halkasında aynı anda derinleşiyor.

Bu tablonun arka planında küresel enerji düzeninin de yeniden şekillendiğini görmek gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrıldı ve bu adım, örgütün iç dengeleri açısından önemli bir kırılma olarak değerlendirildi. Kimi çevrelerde Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in OPEC’in parçalanmasını istediğine dair iddialar dolaşıyor. Bu gelişme, gübre krizinin doğrudan nedeni olmasa da bölgedeki enerji mimarisinin çatırdadığını gösteren bir işaret olarak okunabilir. Önemli olan, gübreyi besleyen enerji zincirinin giderek daha öngörülemez bir zemine oturmasıdır.

Krizin Yapısal Kök Nedenleri

Bu kriz bir günde ortaya çıkmadı, uzun süredir biriken yapısal zaaflar bir tetikleyiciyle yüzeye çıktı. Birinci neden üretim coğrafyasının darlığıdır, dünyanın azotlu gübre arzının önemli bölümü ucuz doğal gaza erişimi olan sınırlı sayıda ülkede toplanmıştır. İkinci neden korumacılığın yükselişidir, ihracatçı ülkeler kendi iç pazarlarını koruma refleksiyle zaman zaman gübre ihracatını kısıtlamış ve böylece küresel arz havuzunu daha da daraltmıştır. Üçüncü neden iklim baskısıdır, kuraklık ve don olayları üretim tahminlerini altüst ederek talep tarafında ani sıçramalara yol açmaktadır. Bu üç etken bir araya geldiğinde fiyatın yönünü tek bir değişken değil, birbirini besleyen bir risk yumağı belirlemeye başlıyor.

Dördüncü ve belki en sinsi etken, sistemin şok emici bir tamponunun olmamasıdır. Gübre talebi takvime sıkı sıkıya bağlıdır, çünkü ürün doğru anda toprağa verilmezse o sezon için fırsat penceresi kapanır. Bu nedenle birkaç haftalık bir gecikme bile, sonradan piyasa normale dönse dahi telafi edilemeyen bir verim kaybına dönüşebilir. Tedarik tarafı için bu durum, klasik fiyat yönetiminin ötesinde bir zamanlama ve süreklilik problemi yaratıyor. Asıl tehdit fiyatın yükselmesi değil, fiyatı belirleyen değişkenlerin tek tek kontrol dışına çıkmasıdır.

Türkiye’nin İki Katmanlı Maruziyeti

Türkiye bu denklemde özellikle hassas bir konumda duruyor, çünkü hem küresel girdi şoklarına açık hem de temel girdilerde dışa bağımlı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ülkenin tarımsal üretimde kullandığı kimyasal gübre ve mazot hammaddelerinin yaklaşık yüzde 90’ını ithal ettiğini belirtiyor ve bu yüzden yurt içi fiyatların hem dış piyasalara hem de döviz kuruna bağlı hareket ettiğini söylüyor. Aynı değerlendirmeye göre çatışma sonrası dönemde kalsiyum amonyum nitrat gübresi yüzde 26,5, amonyum sülfat yüzde 23,3 ve üre yüzde 19,5 oranında pahalandı. Bu maliyet baskısı gübreye en çok ihtiyaç duyulan dönemde geldiği için doğrudan verime ve sonraki sezonun arzına yansıma riski taşıyor. Bayraktar, üreticinin bu tabloda korunması ve temel girdilerde acil bir destek mekanizmasının devreye alınması gerektiğini açıkça dile getiriyor.

Bu baskıyı hafifletmek için bazı adımlar atıldığını da kaydetmek gerekiyor. TZOB’un aktardığına göre gübre ithalatında gümrük vergilerinin sıfırlanması, gübre ihracatının geçici olarak yasaklanması ve uzun süredir kullanımı kısıtlı olan bir gübre türünün yeniden devreye alınması gibi önlemler gündeme geldi. Bu hamlelerin yönü doğru olsa da asıl belirleyici olan üreticinin gübreye makul bir fiyatla erişebilmesi. Nitekim resmi verilerde tarımsal girdi fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 30’un üzerine çıkması, maliyet baskısının ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Bu tablo, fiyatı tek başına yönetmenin yeterli olmadığını, erişim ve süreklilik boyutunun da en az fiyat kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor.

Tabloyu ağırlaştıran ikinci katman üretim tarafından geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü 2025’te yüzde 8,8 küçülerek son 24 yılın en sert daralmasını yaşadı. Bu daralmada kuraklık ve zirai don gibi iklim koşullarının yanı sıra artan girdi maliyetleri de belirleyici oldu, hatta bazı meyve gruplarında kayıplar yüzde 30’u aştı. Üretim zayıflarken ithalata bağımlılığın artması, hem cari dengeyi hem de gıda fiyatlarını aynı anda zorlayan bir kısır döngü yaratıyor. Türkiye için gübre meselesi bir fiyat sorunu değil, doğrudan gıda arz güvenliğini ilgilendiren stratejik bir bağımlılıktır.

Etkinin Sektörler Arası Yayılımı

Gübredeki bir sarsıntı tarlada başlar fakat orada kalmaz, dalga dalga yukarı doğru yayılır. İlk dalga gıda sanayisine vurur, çünkü tarımsal hammaddedeki her artış işlenmiş ürünün maliyet tabanını yükseltir ve fiyatlama esnekliğini daraltır. İkinci dalga perakendeye ulaşır, daralan tarımsal arz raf fiyatlarını ve marjları baskılar, bu da kategori yönetiminden stok planlamasına kadar bir dizi kararı zorlaştırır. Hayvancılık ve yem tarafı da aynı zincire bağlıdır, çünkü yem bitkilerindeki verim kaybı süt ve et maliyetlerini doğrudan yukarı çeker. Böylece tek bir girdideki kırılganlık, birbirinden bağımsız görünen sektörleri ortak bir maliyet baskısı altında buluşturur.

Bu baskı, aşağı halkaları yeni arayışlara da itiyor. Üretimdeki zayıflık ithalatla telafi edilmeye çalışıldıkça dış alım faturası büyüyor, nitekim 2025’te mal ve hizmet ithalatındaki artış bu açığın bir bölümünün dış pazarlardan karşılandığını gösteriyor. Perakende tarafında ise daralan ve pahalanan arz, oyuncuları stok yönetimini sıkılaştırmaya, özel markalı ürünlere ağırlık vermeye ve hatta kendi üretim kaynaklarına yatırım yaparak dikey entegrasyona yönelmeye itiyor. Bu eğilimler, kırılganlığın yalnızca bir maliyet kalemi değil, iş modelini yeniden şekillendiren bir güç olduğunu gösteriyor. Kısacası girdideki belirsizlik, her sektörü kendi tedarik stratejisini gözden geçirmeye zorluyor.

Dışa dönük tarafta tablo daha da karmaşık hale geliyor. Üretim zayıfladıkça ithalat faturası büyürken, gıda ihracatçıları için hem rekabet gücü hem de teslim güvenilirliği aynı anda risk altına giriyor. Girdi maliyetindeki belirsizlik uzun vadeli ve sabit fiyatlı sözleşmeleri riskli kılarken, lojistik ve sigorta maliyetlerindeki artış da tabloyu daha da zorlaştırıyor. Bu ortamda her halkanın aldığı karar bir diğerini etkilediği için, sorun tek bir sektörün değil tüm ekosistemin ortak gündemi haline geliyor. Tek bir girdideki kırılganlık, gıdayla teması olan her sektörün maliyet ve planlama denklemini aynı anda yeniden yazıyor.

Çatı Kuruluşların Penceresinden Tablo

Konuya yetkili kurumların penceresinden bakmak, sorunun ölçeğini çok daha net gösteriyor. FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, tarımın ertelenemeyen bir takvimle çalıştığını, gübre doğru anda tarlaya ulaşmazsa verimin sonradan ne olursa olsun düştüğünü hatırlatıyor ve bu gecikmenin etkisinin 2026’nın ikinci yarısı ile 2027’ye taşınacağını söylüyor. Aynı örgütün ekonomi kanadı, krizin bir aydan kısa sürmesi halinde etkilerin sınırlı kalacağını, fakat üç ayı aşması durumunda ekim kararlarının ve gelecek hasatların ciddi biçimde zarar göreceğini öngörüyor. FAO ayrıca ithalata bağımlı ülkelerin bu şoka çok daha açık olduğunu, özellikle Asya ve Afrika’daki birçok ekonominin Körfez kaynaklı gübreye yüksek oranda bağımlı olduğunu vurguluyor. Bu değerlendirme meseleyi anlık bir fiyat hareketinden çıkarıp orta vadeli bir arz güvenliği konusuna dönüştürüyor.

Türkiye tarafında da benzer bir uyarı dili öne çıkıyor. TZOB üreticinin artan maliyetler karşısında korunmasını ve temel girdilerde acil bir destek adımı atılmasını isterken, yerel ticaret borsalarının değerlendirmeleri tarımdaki daralmanın yalnızca iklimle açıklanamayacağına, maliyet baskısı ve planlama eksikliğinin de belirleyici olduğuna işaret ediyor. Bu uyarılar, gübredeki kırılganlığın çiftçinin sınırlarını çoktan aşıp ulusal ekonomi ölçeğinde bir gündem haline geldiğini gösteriyor. Farklı pencerelerden gelen bu değerlendirmeler sonunda ortak bir noktada buluşuyor. Mesele artık tekil bir fiyat dalgalanması değil, kurumsal düzeyde yönetilmesi gereken yapısal bir tedarik riskidir.

Satınalmanın Yeni Görev Alanı

Bütün bu tablo, gıdayla iş yapan kurumlarda tedarik tarafının görev tanımını sessizce genişletiyor. Bundan sonra kritik girdilerin nereden, hangi koridordan ve hangi jeopolitik riske maruz biçimde geldiğini haritalamak rutin bir iş haline geliyor. Çünkü bu kırılganlık, klasik maliyet pazarlığının çok ötesinde bir öngörü ve hazırlık kapasitesi talep ediyor. Tek kaynağa bağımlılığı azaltacak tedarikçi çeşitlendirmesi, kriz senaryolarına göre kurgulanmış stok ve rezerv stratejileri, sabit fiyat yerine girdi maliyetine bağlı dinamik sözleşme mekanizmaları masadaki yeni başlıklar arasında yer alıyor. Bunların hepsi enerji ile gıda arasındaki bağı okuyabilen, ihracat kısıtı ve regülasyon değişikliğini erkenden sezebilen ve alternatif girdi teknolojilerini takip edebilen bir bakış açısı gerektiriyor.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Gübre Tedarik KriziBu noktada her okurun kendine sorabileceği yalın bir soru var. Bugünün tedarik masası, bu çok katmanlı kırılganlığı görmeye, ölçmeye ve yönetmeye gerçekten hazır mı. Bu soru bugün ne kadar erken sorulursa, gelecekteki sürprizler de o kadar yönetilebilir hale gelir. Sorunun cevabı, önümüzdeki sezonlarda hangi kurumların dirençli kalıp hangilerinin zorlanacağını da büyük ölçüde belirleyecek. Görünmeyen halkayı görünür kılmak, artık tedarik tarafının en stratejik sorumluluğu haline geldi.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

 

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Yeni Vergi Mimarisinde Şirketler Nasıl Pozisyonlanacak? Torba Kanun Teklifi, Vergi Oranları ve Türkiye’nin Yeni Ekonomik Pozisyonu

Yeni Vergi Mimarisinde şirketler Nasıl Pozisyonlanacak Torba Kanun Teklifi, Vergi Oranları Ve Türkiye’nin Yeni Ekonomik Pozisyonu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yeni Vergi Mimarisinde Şirketler Nasıl Pozisyonlanacak?

Torba Kanun Teklifi, Vergi Oranları ve Türkiye’nin Yeni Ekonomik Pozisyonu

Şaban KÜÇÜK – Y.M.M.
Taxia & Taxademy

Yeni Vergi Mimarisinde şirketler Nasıl Pozisyonlanacak Torba Kanun Teklifi, Vergi Oranları Ve Türkiye’nin Yeni Ekonomik Pozisyonu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemTorba Kanun sürecinde artık son dönemece girilmiş durumda. 24 Nisan 2026 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ekonomik paket, 5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM gündemine taşındı ve 14 Mayıs itibarıyla komisyonda görüşülmeye başlandı. Süreç yalnızca teknik bir vergi düzenlemesi olarak değil, Türkiye’nin yeni dönemde nasıl pozisyonlanacağına ilişkin stratejik bir dönüşüm sinyali olarak okunmalı.

Komisyon aşamasında özellikle imalat sanayi için gündeme gelen %12,5 kurumlar vergisi oranı dikkat çekici oldu. İlk açıklamalarda ihracatçılar için %9 ve %14 gibi oranlar konuşulurken, daha sonra yaklaşım değişti ve üretim tarafı ön plana çıktı. Bu durum, Türkiye’nin yeniden üretim, sanayi, teknoloji ve katma değer odaklı büyüme modeline yönelmek istediğini gösteriyor.

Teklifte ayrıca Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek endüstri bölgelerinde faaliyet gösterecek nitelikli hizmet merkezlerine yönelik ücret istisnasının 6 kata kadar uygulanabilmesine ilişkin düzenleme de oldukça dikkat çekici. Türkiye’de aktif üretim yapan endüstri bölgeleri düşünüldüğünde, bu yaklaşımın yalnızca vergi avantajı değil; yatırım çekme, bölgesel kümelenme ve teknoloji geliştirme açısından da önemli sonuçları olabilir.

Ancak düzenlemenin en önemli etkisi yalnızca oran değişikliği olmayacak. Asıl önemli başlık, şirket yapılarını ve tedarik zincirlerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşımasıdır.

Özellikle satınalma, tedarik zinciri ve operasyon yönetimi tarafında faaliyet gösteren şirketler açısından yeni dönemde şu başlıklar daha fazla önem kazanacaktır:

  • Üretim ve ticaret faaliyetlerinin ayrıştırılması
    • Grup şirket yapılanmaları
    • Dikey entegrasyon modelleri
    • Transfer fiyatlandırması etkileri
    • Faaliyet bazlı maliyet ve kârlılık analizleri
    • NACE kodlarının stratejik önemi
    • İhracat odaklı yeniden yapılanmalar

Bir şirket hem üretim hem de ticaret faaliyetini aynı yapı altında sürdürüyor olabilir. Yeni vergi oran farklılaşmaları, bu yapıların yeniden değerlendirilmesini gündeme getirebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel konu, yalnızca vergi avantajı amacıyla yapılan yapay ayrıştırmaların ileride önemli riskler doğurabilecek olmasıdır.

Vergi planlaması artık yalnızca mali işler departmanının konusu değildir. Özellikle büyük ölçekli firmalarda satınalma, operasyon, finans, hukuk ve strateji ekiplerinin birlikte değerlendirme yapması gereken yeni bir döneme giriyoruz.

Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedefi açısından bu yaklaşım önemli fırsatlar sunabilir. Ancak yatırımcı güveni, öngörülebilirlik, finansmana erişim, hukuk güvenliği ve operasyonel sürdürülebilirlik gibi başlıklar da en az vergi oranları kadar belirleyici olacaktır.

Yeni Torba Kanun Teklifi henüz Genel Kurul aşamasında olsa da, şirketlerin bugünden itibaren olası etkileri analiz etmeye başlaması gerekiyor. Çünkü yeni dönemde vergi artık yalnızca muhasebenin değil, stratejinin de konusu haline geliyor.

Yeni Vergi Mimarisinde şirketler Nasıl Pozisyonlanacak Torba Kanun Teklifi, Vergi Oranları Ve Türkiye’nin Yeni Ekonomik Pozisyonu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemŞaban KÜÇÜK

Yeminli Mali Müşavir

Taxia & Taxademy

www.taxia.com.tr

 https://www.linkedin.com/in/saban-kucuk-6802b911/

Plastik Hammaddede Fiyat Dalgalanması ve Geri Dönüştürülmüş Plastiğin Değişen Konumu

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Plastik Hammaddede Fiyat Dalgalanması Ve Geri Dönüştürülmüş Plastiğin Değişen Konumu

Plastik Hammaddede Fiyat Dalgalanması ve Çok Şeritli Tedarik Stratejisinin Yükselişi

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Plastik Hammaddede Fiyat Dalgalanması Ve Geri Dönüştürülmüş Plastiğin Değişen KonumuHürmüz Boğazı’nda yaşanan jeopolitik gerilim, plastik tedarik zincirinin tamamını sarsan bir dalga başlattı. Asya’da nafta fiyatı haftalar içinde yüzde 60’ı aşan bir sıçramayla Singapur’da 1.000 dolar/ton seviyesini geçti. Orta Doğu nafta akışı Asya’ya doğru mart ayında yüzde 85 daraldı, polimer reçine fiyatları kriz seviyelerine yaklaştı. Avrupa dönüştürücülerinin maliyet baskısı son satış fiyatının yüzde 70’ine ulaşırken Japonya’da gıda firmalarının yaklaşık yarısı ambalaj kıtlığı bildirdi. Bazı markalar üretimi askıya almayı dahi gündemine aldı. Tablo tek başına bir krizden çok, plastik tedarikinde uzun süredir biriken yapısal kırılganlığın yüzeye çıkışı.

Çünkü piyasanın yaşadığı sarsıntı yalnızca petrol fiyatına bağlı bir dalga değil. Mart ayında yedi büyük deniz sigorta kulübünün Solvency II (Avrupa Birliği sigorta sermaye yeterliliği düzenlemesi) kapsamında savaş riski teminatlarını iptal etmesi tanker taşımacılığını ticari olarak neredeyse imkansız hale getirdi. Körfez naftasını Asya’daki kraker tesislerine taşıyan tankerler hareketsiz kaldı, hammadde akışı kesilince fabrikalar zincirleme şekilde duruşa geçti. Petrol fiyatı geri çekildiğinde dahi sigorta riski, taşımacılık zinciri ve mücbir sebep ilanları haftalar değil aylar boyunca etkisini sürdürdü. Yaşanan tablo tekil bir fiyat dalgalanması değil, plastik tedarikinde çok katmanlı bir kırılganlığın görünür hale gelmesi. Satınalma ve tedarik yöneticilerinin gündeminde artık fiyat oynaklığından çok stratejik konum sorgulaması var.

Türkiye’nin Plastik Denkleminde İki Yüzlü Tablo

Türkiye plastik sektörü yıllık 11 milyon ton üretim hacmi ve 50 milyar dolara yaklaşan ciroyla Avrupa’nın Almanya’dan sonraki ikinci, dünyanın altıncı büyük plastik üreticisi konumunda. Doğrudan ve dolaylı ihracat hacmi 15 milyar dolar bandında. PAGEV verilerine göre plastik mamul ihracatında kayda değer bir dış ticaret fazlası veriyor. Madalyonun diğer yüzünde ise çarpıcı bir tablo var. Plastik hammadde tedarikinde toplam arzın yüzde 87’si ithalatla karşılanıyor ve bu ithalatın ağırlık merkezi Orta Doğu, Suudi Arabistan ve Güney Kore üçgeninde yoğunlaşıyor. Üretim gücü ile hammadde bağımlılığı arasındaki bu asimetri Türkiye’yi her küresel arz şokunda en hassas konuma yerleştiriyor.

PAGEV (Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı) Başkanı Yavuz Eroğlu yaşanan son krizi değerlendirirken sektörün gerçeğini en açık biçimde özetledi. Plastik hammaddelerinin alternatifi az olan bir ürün grubu olduğunu belirten Eroğlu, petrol ve petrokimyasal ürünlerin Türkiye’deki en büyük tedarikçisinin Orta Doğu olduğunu söyleyerek bağımlılığın stratejik boyutuna dikkat çekti. PLASFED (Türkiye Plastik Sanayicileri Federasyonu) Başkanı Ömer Karadeniz ise Hürmüz hattında yaşanabilecek en küçük aksamanın yalnızca enerji piyasalarını değil tüm petrokimya tedarik zincirini sekteye uğratacağını vurguladı. Karadeniz’in altını çizdiği nokta önemli. Plastik hammadde meselesi artık enerjiyle birlikte aynı dar boğazda hareket eden, üretim sürekliliğini doğrudan tehdit eden bir kırılganlık olarak okunmalı.

Bu kırılganlığın somut yansımalarını Nisan 2026 İSO Türkiye İmalat PMI (Satınalma Yöneticileri Endeksi) verileri net biçimde gösteriyor. Sektördeki girdi maliyet enflasyonu son 27 ayın zirvesine ulaştı. Etilen, nafta ve plastik hammaddeler gibi petrol türevleri doğrudan etkilendiği için marjlar eridi, tedarik süreleri uzadı, maliyet artışları nihai ürün fiyatlarına en sert biçimde plastik ve kimya kollarında yansıdı. Krizin yarattığı domino etkisi tekstilden otomotive, gıda ambalajından elektroniğe ve beyaz eşyaya kadar uzanan tüm sanayi kollarını eş zamanlı baskılıyor. Tedarik zincirinin tek bir halkasında yaşanan sıkışma, üretim ekosisteminin tamamında zincirleme şekilde hissediliyor.

Mart 2026 itibarıyla polietilen ve polipropilen başta olmak üzere temel polimer hammaddelerinde piyasa, yapısal arz fazlasından panik kaynaklı kıtlığa geçiş yaptı. Bazı tedarikçilerin aynı hafta içinde fiyatlarını birkaç kez artırması, bazılarının ise tekliflerini geri çekerek uluslararası pazarlara sunmadan önce beklemeyi tercih etmesi piyasanın tonunu özetliyor. Körfez İşbirliği Konseyi merkezli büyük bir polietilen üreticisi bitiş tarihi belirtmeden mücbir sebep ilan ederek sevkiyatlarını askıya aldı. Dammam ve Cebel Ali limanlarından yapılan sevkiyatların bir kısmı Umman’daki Sohar ve Salalah limanlarına ya da batı kıyısındaki Cidde limanına yönlendirildi. Bu rota değişiklikleri tedarik sürelerini uzatırken üretim tesislerinden limanlara yapılan iç kara taşımacılığı bile toplam nakliye maliyetine ton başına 50 ile 100 dolar arasında ek yük getiriyor. Türkiye’nin coğrafi yakınlık avantajı bu noktada teorik bir koz olarak kalıyor çünkü hammadde akışı kesintiye uğradığında mesafe değil rota güvenliği belirleyici oluyor.

Avrupa Birliği’nin Ambalaj Düzenlemesi ve Geri Sayım

Plastik tedarikindeki bu jeopolitik baskıya bir de yapısal regülasyon baskısı eklenmiş durumda. Avrupa Birliği’nin 22 Ocak 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı 2025/40 sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atığı Tüzüğü, kısa adıyla PPWR (Packaging and Packaging Waste Regulation), 12 Ağustos 2026 itibarıyla genel uygulamaya geçiyor. Düzenleme, ambalaj atığının azaltılmasından geri dönüştürülebilirliğe, asgari geri dönüştürülmüş içerik zorunluluğundan tek kullanımlık plastik kısıtlamasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Tüzük, Avrupa pazarına ambalajlı ürün arz eden tüm üretici, ithalatçı ve distribütörlere doğrudan yükümlülük getiriyor.

Tüzüğün en kritik hükmü asgari geri dönüştürülmüş içerik zorunluluğu. 1 Ocak 2030 itibarıyla PET’ten yapılmış temas hassasiyeti olan plastik ambalajlarda yüzde 30, PET dışı temas hassasiyeti olan ambalajlarda yüzde 10, tek kullanımlık içecek şişelerinde yüzde 30, diğer plastik ambalajlarda ise yüzde 35 oranında tüketim sonrası geri dönüştürülmüş içerik kullanımı zorunlu hale geliyor. 1 Ocak 2040 itibarıyla bu oranlar sırasıyla yüzde 50, yüzde 25, yüzde 65 ve yüzde 65’e çıkıyor. Hedeflere ulaşamayan ürünler Avrupa pazarına girememe riskiyle karşı karşıya. Bu mevzuat yalnızca plastik üreticisini değil, Avrupa pazarına ambalajlı ürün satan gıda, içecek, kozmetik, ilaç, deterjan ve hızlı tüketim malları (FMCG) sektörlerinin tamamını doğrudan kapsıyor.

Avrupa’nın yönü artık net biçimde döngüsel ekonomi ve geri dönüştürülmüş içerik üzerine kurulu. PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz’in vurguladığı alternatif tedarik kanallarını hızla devreye alma çağrısı tam bu çerçevede anlam buluyor. Çünkü Hürmüz benzeri krizler dalga dalga gelir geçer, etkileri bir süre sonra hafifler. PPWR ise yapısal ve geri çevrilemez. 2026 yılında AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması da mali yükümlülük safhasına geçiyor, plastik üreticileri ve dönüştürücüleri karbon ayak izi cephesinde de ek baskıyla karşılaşacak. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın gündemindeki tek kullanımlık plastik düzenlemesi tartışılırken Avrupa’nın fiili yönelimi yasak değil geri dönüşüm, depozito sistemleri ve geri dönüştürülmüş içerik mantığı üzerinden ilerliyor. Bu durum Türkiye’deki tedarik kararlarının artık çift takvimli planlanması gerektiği anlamına geliyor.

Geri Dönüştürülmüş Hammadde ve Çok Şeritli Tedarik Mimarisi

Bu iki katmanlı baskının görünür sonucu şu. Tek hammadde, tek bölge ve tek tedarikçi mantığıyla kurulmuş klasik plastik tedarik stratejileri yapısal olarak savunmasız hale geldi. Sadece fiyat dalgalanmasına değil jeopolitik şoka, regülasyon değişikliğine, sigorta krizine, kapasite sıkışmasına ve döngüsel ekonomi yükümlülüğüne aynı anda maruz kalan bir model artık sürdürülebilir değil. Yerine geçen yaklaşım çok şeritli tedarik stratejisi. Bu yaklaşım virgin reçineden geri dönüştürülmüş hammaddeye, alternatif coğrafyalardan yerli kapasiteye kadar üç ve gerektiğinde dört farklı tedarik şeridini eş zamanlı işleten bir mantık üzerine kurulu. Tek şeritli modelden çok şeritli mimariye geçiş artık ertelenebilir bir tercih olmaktan çıktı.

İlk şerit virgin reçine (petrolden yeni üretilen, geri dönüştürülmemiş hammadde) üzerine kurulu. Teknik güvenlik, performans tutarlılığı ve özellikle gıda temaslı uygulamalardaki sertifikasyon zorunlulukları açısından virgin malzeme hala vazgeçilmez. Yeni denklemde virgin reçine artık tüm tedarik portföyünün omurgası değil, kritik nokta tedarikçisi konumunda.

İkinci şerit geri dönüştürülmüş hammadde üzerine inşa ediliyor. Geri dönüştürülmüş PET, polietilen ve polipropilen artık yalnızca sürdürülebilirlik gereği değil tedarik güvenliği aracı olarak konumlanıyor. Önemli bir nüans burada devreye giriyor. Geri dönüştürülmüş hammaddenin fiyat avantajı yapısal değil duruma bağlı bir özellik. Tarihsel veriler geri dönüştürülmüş PET’in çoğu zaman virgin malzemeye göre yüzde 15 ile yüzde 80 arasında değişen bir prim taşıdığını gösteriyor. Hürmüz benzeri arz şoklarında bu makas hızla daralıyor, hatta tersine dönüyor.

Bu nedenle geri dönüştürülmüş malzemeye yönelmenin gerekçesi salt fiyat değil. Tedarik güvenliği, AB pazar erişimi, marka itibarı, karbon ayak izi yönetimi ve sigorta primi gibi çok boyutlu kalemler birlikte değerlendirildiğinde tablo netleşiyor. Üçüncü şerit ise çift kalifikasyon kavramı üzerinden kuruluyor. Çift kalifikasyon, hem virgin hem geri dönüştürülmüş tedarikçilerin eş zamanlı olarak sertifikasyon altında tutulması ve üretim hatlarının her iki malzeme türüyle de çalışacak şekilde test edilmesi anlamına geliyor. Kriz anında bir şeritten diğerine geçişin haftalar değil günler içinde gerçekleşmesini mümkün kılan bu mimari, satınalma fonksiyonunun yeni stratejik kabiliyeti olarak öne çıkıyor. Çift kalifikasyon olmadan üretici tek bir şeride bağımlı kalır, krizde geçiş süresi uzar.

Satınalma fonksiyonunun envantere ekleyebileceği somut bir araç daha var. Tedarik zinciri stres testi. Banka sektöründen ödünç alınan bu kavram, tedarik portföyünün belirlenmiş kriz senaryolarına karşı dayanıklılığını sayısal olarak ölçüyor. Jeopolitik şok, kilit tedarikçi kaybı, lojistik koridor kapanması, hammadde mücbir sebep ilanı, regülasyon ani değişikliği gibi senaryolar test edildiğinde tedarik portföyünün hangi noktada kırılacağı net biçimde görünür hale geliyor. Stres testinden geçemeyen senaryolar tedarik mimarisinin yeniden tasarlanması gerektiğine işaret ediyor. Bu çalışma artık yıllık bütçe sürecinde değil, çeyrek bazlı veya kritik gelişme sonrası yapılmalı. Statik tedarik haritaları yerine dinamik kırılganlık haritaları yöneticilerin masasında durmalı.

Türkiye’nin bu denklemde dikkat çekici bir pozisyonu var. Son sekiz yılda yapılan yatırımlarla ülkemiz 1,5 milyon ton geri dönüşüm üretim kapasitesine ulaştı. 11 milyon tonluk toplam plastik üretim hacmiyle dünyada altıncı, Avrupa Birliği’nde ise Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. Dünyanın önde gelen plastik hammadde distribütörlerinden ALBIS’ın Türkiye Genel Müdürü Özgür Evlioğlu’nun değerlendirmesiyle Türkiye üretim altyapısı, lojistik avantajı ve teknik bilgi birikimiyle Avrupa’nın geri dönüştürülmüş plastik tedarik merkezi haline gelebilecek ülkelerden biri konumunda. PPWR ile birlikte AB’nin geri dönüştürülmüş hammadde talebi katlanarak artarken Türkiye’nin bu fırsatı değerlendirmesi hem ihracatçı için hem yerli üretici için stratejik bir kazanım anlamına geliyor. Mevzuat uyumu, yatırım teşviki ve sertifikasyon altyapısının hızla tamamlanması bu pozisyonun kalıcılığını belirleyecek.

Geri dönüştürülmüş hammaddenin tedarik portföyüne entegrasyonu basit bir tedarikçi değişimi meselesi değil. Özellikle gıda temaslı uygulamalarda Avrupa Komisyonu’nun 2022/1616 sayılı Tüzüğü kapsamında geri dönüşüm teknolojileri, geri dönüştürücüler ve süreçler için kayıt sistemi işletiliyor. Yeni geri dönüşüm teknolojilerinin Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi tarafından onaylanması, mass balance (kütle dengesi) yöntemiyle geri dönüştürülmüş içeriğin izlenebilir biçimde belgelenmesi ve sertifikasyon zincirinin sürdürülmesi gerekiyor. Bu teknik altyapı kurulmadan geri dönüştürülmüş malzeme ile üretilen ambalaj AB pazarına giremiyor. Türkiye’de PAGEV ve geri dönüşüm odaklı PAGÇEV gibi kuruluşlar bu sertifikasyon altyapısının geliştirilmesi için aktif çalışmalar yürütüyor, ancak süreç firma bazında ayrı ayrı planlama gerektiriyor. Tedarik fonksiyonu için bu, tedarikçi denetiminin sadece fiyat ve kalite üzerinden değil regülasyon uyumu üzerinden de yapılmasını şart koşan yeni bir katman.

Çok şeritli stratejinin dördüncü ayağı alternatif coğrafyalar üzerinden tasarlanıyor. ABD’nin etan bazlı petrokimya üretimi, nafta maruziyetini düşürdüğü için Orta Doğu kaynaklı şoklarda görece istikrarlı bir tedarik kaynağı sunuyor. Asya pazarında Hindistan’ın yerli kapasite artışı, Çin’in eski petrokimya tesislerini kapatma kararı sonrası dengelenecek arz tablosu ve Güneydoğu Asya’daki yeni yatırımlar önümüzdeki dönemde dikkate alınması gereken alternatifler arasında. Türkiye için ise yerli petrokimya yatırımlarının genişletilmesi, PETKİM benzeri stratejik tesislerin kapasite artışı uzun vadeli kırılganlığı azaltacak en güçlü kaldıraç. Coğrafi çeşitlendirme tek başına çözüm sunmuyor, ancak tek tedarikçiye veya tek bölgeye bağımlılığı kıran bir tampon işlevi görüyor.

Tedarikin Yeni Coğrafyası ve Çok Boyutlu Karar Eşiği

Yukarıda çizilen tablo bir gerçeği görünür kılıyor. Plastik hammadde satınalma artık sadece fiyat pazarlığı, sözleşme yönetimi ve tedarikçi ilişkileri değil. Aynı anda jeopolitik haritayı okuyabilen, AB regülasyon takvimini takip eden, geri dönüştürülmüş malzemenin teknik ve hukuki sertifikasyonunu değerlendirebilen, karbon ayak izi metriklerini tedarik kararına dahil edebilen, çok katmanlı senaryolar üzerinden stres testi yapabilen ve finansal hedging (riskten korunma) mantığını anlayabilen bir karar üreticisi olmak gerekiyor. Bu yetkinliklerden herhangi biri eksik kaldığında diğerlerinin çıktısı zayıflıyor. Tek başına fiyat odaklı satınalma, regülasyon riskini ıskalıyor. Yalnızca sürdürülebilirlik odaklı yaklaşım ise jeopolitik kırılganlığı görmüyor. Yeni denklem bu kabiliyetlerin bütünleşik şekilde işletilmesini şart koşuyor.

Tablonun üst yönetim için de bir okuması var. Plastik hammadde meselesi artık operasyonel bir satınalma kalemi değil, üretim sürekliliği, ihracat kapasitesi, marka uyumu ve sermaye verimliliğini doğrudan etkileyen stratejik bir kırılganlık. Tedarik fonksiyonunun bu çok cepheli denklemi yönetebilecek kabiliyet yelpazesine sahip olup olmadığı, önümüzdeki dönemde şirketin kar marjından ihracat pazarına erişimine kadar pek çok parametreyi belirleyecek. Üst yönetim açısından sorgulanması gereken soru fonksiyonun bugünkü performansı değil, üç yıl sonra yetersiz kalma ihtimali ve bu eksikliğin maliyetinin nasıl ölçüleceği.

Sektörü temsil eden çatı kuruluşların açıklamaları, sahadan gelen veriler ve mevzuat takvimi aynı yöne işaret ediyor. Plastik tedarikinde önümüzdeki üç yıl, klasik fonksiyon tanımlarının yeniden yazılacağı bir geçiş dönemi olarak öne çıkıyor. Bu geçişi erken okuyan, kabiliyet açığını zamanında kapatan ve çok şeritli tedarik mimarisini bugün kuran şirketler hem fiyat dalgalanmasından hem de regülasyon baskısından daha az yara alarak çıkacak. Henüz tek şeritli modelle çalışan, çift kalifikasyon yapılandırması bulunmayan ve stres testi süreci işletmeyen tedarik fonksiyonları ise önümüzdeki krizlerin maliyet yükünü ağır biçimde taşıyacak.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Plastik Hammaddede Fiyat Dalgalanması Ve Geri Dönüştürülmüş Plastiğin Değişen KonumuAsıl soru artık net. Tedarik fonksiyonu ve onunla iş yapan tüm paydaşlar yeni denklemin gerektirdiği kabiliyet yelpazesinin hangi noktasında duruyor? Jeopolitik okumadan regülasyon takibine, sürdürülebilirlik metriklerinden senaryo modellemeye uzanan bu yelpazenin tamamında donanım hisseden ne kadar yönetici var? Önümüzdeki dönemde bu sorunun cevabı rekabet edebilirliğin en belirleyici parametresi olacak.

 


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

 

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Tedarik Zincirinde Gri Alanlar: Offshore Yapılar, Kara Para Riski ve Küresel Vergi Reformları

Tedarik Zincirinde Gri Alanlar Offshore Yapılar, Kara Para Riski Ve Küresel Vergi Reformları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Tedarik Zincirinde Gri Alanlar: Offshore Yapılar, Kara Para Riski ve Küresel Vergi Reformları

Dr. YMM. Arif AYLUÇTARHAN

Tedarik Zincirinde Gri Alanlar Offshore Yapılar, Kara Para Riski Ve Küresel Vergi Reformları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSatınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, 19 Mayıs Atatürk’ün Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı en içten dileklerimle kutluyorum. Cumhuriyetimizin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, saygı, özlem ve rahmetle anıyorum.

Küresel ticaret ağlarının genişlemesi, şirketlere önemli operasyonel avantajlar sağlarken; vergi, uyum ve finansal suç risklerini de aynı ölçüde büyütüyor. Özellikle son yıllarda vergi otoriteleri, MASAK benzeri mali istihbarat kurumları ve uluslararası düzenleyiciler; ekonomik gerçekliği zayıf offshore yapılanmalar, kaynağı belirsiz para akımları ve yapay tedarik zinciri organizasyonları üzerinde yoğunlaşıyor.

Artık satınalma süreçleri yalnızca fiyat, iskonto ve teslim süresinden ibaret değil. Bir tedarikçinin gerçek faaliyet kapasitesini, finansal şeffaflığını ve hukuki altyapısını incelemek; doğrudan şirketin vergi güvenliğini, banka ilişkilerini ve kurumsal itibarını korumak anlamına geliyor.

Çünkü günümüz denetim yaklaşımında temel soru değişmiş durumda:

“Fatura var mı?” değil,
“Bu işlemin gerçek ekonomik karşılığı var mı?”

Özellikle offshore şirketler üzerinden gerçekleştirilen danışmanlık, aracılık, lisans, yazılım ve finansman işlemleri; artık yalnızca vergi incelemelerinin değil, kara para aklama ve suç gelirlerinin finansmanı denetimlerinin de odağında bulunuyor.

  1. Türkiye’de Offshore Yapılar ve Hukuki Gri Alan

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30/7 maddesi, vergi cenneti olarak değerlendirilen ülkelere yapılan ödemeler üzerinden %30 oranında vergi kesintisi öngörüyor. Ancak uygulamadaki temel sorun yıllardır aynı:

Vergi cenneti sayılacak ülkelere ilişkin resmi listenin yayımlanmamış olması.

Bu nedenle vergi idaresi çoğu zaman doğrudan bu hükme dayanmak yerine;

– Vergi Usul Kanunu Madde 3/B’deki “gerçek mahiyet” yaklaşımını,
– transfer fiyatlandırması hükümlerini,
– örtülü kazanç dağıtımı düzenlemelerini,
– sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge hükümlerini

kullanmaktadır.

Buradaki kritik nokta şudur:

Türkiye’de offshore yapıların varlığı tek başına hukuka aykırı kabul edilmemektedir. Ancak ekonomik gerçekliği zayıf, ticari amacı belirsiz ve fiili faaliyet üretmeyen organizasyonlar yüksek risk kategorisinde değerlendirilmektedir.

  1. Yargının Yaklaşımı: Şekil Değil Ekonomik Gerçeklik

Danıştay kararlarında son yıllarda öne çıkan temel yaklaşım; işlemin yalnızca şeklen değil, ekonomik özü itibarıyla incelenmesidir.

Özellikle yargı şu sorulara odaklanmaktadır:

– Hizmet gerçekten verilmiş mi?
– Şirketin fiili faaliyet kapasitesi var mı?
– Çalışanı, ofisi, teknik altyapısı mevcut mu?
– İşlem ticari hayatın olağan akışına uygun mu?
– Para hareketlerinin ekonomik açıklaması yapılabiliyor mu?

Danıştay 4. Dairesinin çeşitli kararlarında, yalnızca fatura düzenlenmiş olmasının gider kabulü için yeterli olmadığı; işlemin ekonomik gerçekliğinin somut delillerle desteklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Benzer şekilde transfer fiyatlandırması davalarında da yargı;

– emsallere uygunluk,
– karşılaştırılabilirlik analizi,
– ekonomik fayda,
– gerçek ticari ihtiyaç

unsurlarının birlikte değerlendirilmesini aramaktadır.

Dolayısıyla modern vergi denetimi artık “belge kontrolü” olmaktan çıkmış; ekonomik substance ve ticari mantık analizine dönüşmüş durumdadır.

  1. Offshore Yapılar ve Kara Para Riski

Uluslararası düzeyde offshore organizasyonlara yönelik yaklaşım artık yalnızca “vergi kaybı” ekseninde ilerlemiyor.

Bugün birçok soruşturmada;

– offshore şirket ağları,
– katmanlı para transferleri,
– faydalanıcısı gizlenen yapılar,
– fintech ve ödeme sistemleri üzerinden gerçekleştirilen uluslararası transferler

kara para aklama riskleri kapsamında değerlendiriliyor.

Özellikle FATF (Mali Eylem Görev Gücü) standartları çerçevesinde ülkeler artık şu konuya yoğunlaşıyor:

“Gerçek faydalanıcı kim?”

Nominal ortaklık yapıları artık yeterli görülmüyor. Vergi otoriteleri ve mali istihbarat kurumları, işlemin arkasındaki gerçek ekonomik kontrolü incelemeye çalışıyor.

Birçok ülkede “beneficial ownership” ve “economic substance” testleri nedeniyle;

– çalışanı bulunmayan,
– fiziksel operasyon üretmeyen,
– yalnızca fon aktarımı amacıyla kullanılan

offshore yapılar yüksek riskli kabul ediliyor.

Bu nedenle geçmişte “vergi planlaması” olarak değerlendirilen bazı organizasyonlar, bugün kara para aklama ve suç gelirlerinin gizlenmesi incelemeleriyle karşı karşıya kalabiliyor.

  1. OECD Dönemi: Offshore Modelinin Daralan Alanı

OECD’nin BEPS (Base Erosion and Profit Shifting) projesiyle birlikte klasik offshore modelinin hareket alanı ciddi ölçüde daralmış durumda.

Özellikle Pillar 1 ve Pillar 2 düzenlemeleri, çok uluslu şirketlerin vergi planlama modellerini köklü biçimde değiştiriyor.

Pillar 1

Şirketlerin fiziksel işyeri bulunmasa bile gelir elde ettikleri pazarlarda vergilendirilmesini hedefliyor.

Pillar 2 — Küresel Asgari Vergi

750 milyon Euro üzeri konsolide ciroya sahip çok uluslu şirketler için %15 oranında küresel asgari kurumlar vergisi sistemi getiriliyor.

Bu sistemin temel sonucu açık:

Bir şirket karını sıfır vergili offshore ülkeye taşısa bile, ana ülke aradaki farkı “tamamlayıcı vergi” olarak tahsil edebiliyor.

Yani klasik anlamdaki “vergi cenneti avantajı” giderek etkisini kaybediyor.

  1. Satınalma Yönetimi Açısından Kritik Risk Alanları

Bugün satınalma departmanlarının yalnızca maliyet değil, hukuki savunulabilirlik yönetmesi gerekiyor.

Özellikle sınır ötesi işlemlerde şu alanlar kritik hale gelmiş durumda:

  1. Tedarikçi Due Diligence Süreci

Şirketin;

– gerçek faaliyet kapasitesi,
– çalışan yapısı,
– vergi kaydı,
– fiziksel ofisi,
– operasyonel geçmişi

teknik olarak doğrulanmalıdır.

Özellikle danışmanlık, lisans, yazılım, aracılık ve komisyon faturaları yüksek risk alanı oluşturmaktadır.

  1. Emsallere Uygunluk Analizi

İlişkili kişilerle yapılan işlemlerde fiyatın piyasa koşullarına uygunluğu belgelenmelidir.

Aksi durumda transfer fiyatlandırması incelemeleri kaçınılmaz hale gelmektedir.

  1. Beneficial Ownership Kontrolü

Fatura düzenleyen şirket ile gerçek faydalanıcının aynı kişi olup olmadığı analiz edilmelidir.

Çünkü modern incelemelerde artık yalnızca şirket değil; şirketin arkasındaki ekonomik kontrol yapısı araştırılmaktadır.

  1. Sözleşmesel Koruma Mekanizmaları

Tedarik sözleşmelerine;

– vergi uyum taahhütleri,
– OECD/Pillar 2 uyum hükümleri,
– rücu maddeleri,
– denetim hakkı,
– beneficial ownership beyanları

eklenmesi giderek zorunlu hale gelmektedir.

Sonuç

Küresel mali sistem artık “gizlilik ekonomisi”nden “şeffaflık ekonomisi”ne geçiyor.

Bugün kısa vadeli maliyet avantajı sağlıyor gibi görünen birçok offshore organizasyon;

yarın:

– vergi incelemeleri,
– transfer fiyatlandırması cezaları,
– MASAK raporları,
– banka uyum problemleri,
– finansmana erişim zorlukları,
– bağımsız denetim bulguları,
– ciddi itibar kayıpları

olarak şirketlerin karşısına çıkabiliyor.

Yeni dönemde kritik soru artık şudur:

“Bu yapı vergi avantajı sağlıyor mu?” değil,
“Bu yapı ekonomik olarak gerçekten savunulabilir mi?”

Tedarik Zincirinde Gri Alanlar Offshore Yapılar, Kara Para Riski Ve Küresel Vergi Reformları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemÇünkü modern denetim dünyasında belge tek başına yeterli değildir.
Ekonomik gerçeklik, şeffaflık ve gerçek faaliyet kapasitesi artık en önemli güvenlik kalkanı haline gelmiştir.

Dr. YMM. Arif AYLUÇTARHAN

 

 


EĞİTİM PROGRAMI

Finansal Raporlama Perspektifiyle Kurumsal Suistimal Analizi ve Önlenmesi

1. EĞİTİMİN AMACI

Bu eğitimin amacı;

  • Suistimal kavramını muhasebe ve finansal raporlama bağlamında sistematik biçimde ele almak,
  • Finansal tablolar üzerinden suistimal sinyallerini analiz edebilme becerisi kazandırmak,
  • Muhasebe bilgi akışındaki kontrol zafiyetlerini tespit edebilme yetkinliği geliştirmek,
  • Kurumsal riskin hukuki, vergisel ve yönetsel sonuçlarını bütüncül bir çerçevede değerlendirebilmek,
  • Önleyici iç kontrol ve etik altyapının nasıl kurulacağını göstermek.

Bu eğitim teorik farkındalık değil; finansal veri üzerinden analitik düşünme pratiği kazandırmayı hedefler.

2. EĞİTİMİN İÇERİĞİ

2.1 Kavramsal Çerçeve

  • Fraud kavramı ve kapsamı
  • Fraud üçgeni (baskı – fırsat – rasyonelleştirme)
  • Suistimal türleri

2.2 Muhasebe ve Finansal Raporlama Altyapısı

  • Bilanço denklemi ve risk alanları
  • Gelir tablosu manipülasyon teknikleri
  • Muhasebe kayıt yapısı ve kontrol noktaları

2.3 Finansal Tablolarda Suistimal İzleri

  • Mizan tutarsızlıkları
  • Gider hesaplarında anormal artışlar
  • Kasa/banka hareketlerinde uyumsuzluk
  • Nakit akımı – kârlılık çelişkisi
  • Oran analizi ile risk tespiti

2.4 Vaka Analizleri

  • Mini uygulama vakaları
  • Uluslararası finansal skandalların analizi
  • RS Motor vaka çalışması üzerinden teknik değerlendirme

2.5 İç Kontrol ve Önleme Mekanizmaları

  • Görevler ayrılığı
  • Yetki ve onay sistemleri
  • İç denetim ve sürekli kontrol
  • COSO çerçevesi

2.6 Hukuki ve Vergisel Boyut

  • TCK, VUK ve TTK kapsamında sorumluluk
  • Yönetim kurulu ve üst yönetim yükümlülükleri
  • Suistimalin cezai ve mali sonuçları

3. EĞİTİM KAZANIMLARI

Eğitim sonunda katılımcılar:

Analitik Yetkinlik

  • Finansal tablolar üzerinden potansiyel suistimal sinyallerini ayırt edebilir.
  • Oran analizi ve karşılaştırmalı analiz yoluyla risk değerlendirmesi yapabilir.

Teknik Bilgi

  • Gelir ve gider manipülasyon tekniklerini tanımlar.
  • Kayıt düzeni üzerinden sistem zafiyetlerini tespit eder.
  • Nakit akımı ile kârlılık arasındaki tutarsızlıkları yorumlar.

Kontrol Perspektifi

  • İç kontrol mekanizmalarının hangi noktada kırıldığını analiz eder.
  • Görevler ayrılığı ve yetki dağılımının önemini kavrar.

Hukuki Farkındalık

  • Suistimalin cezai ve yönetsel sonuçlarını değerlendirir.
  • Yönetim sorumluluğu ile finansal raporlama arasındaki ilişkiyi açıklar.

Stratejik Bakış

  • Reaktif değil, önleyici risk yönetimi yaklaşımı geliştirir.
  • Kurumsal etik kültürünün finansal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini analiz eder.

TEKLİF ALMAK İÇİN:

arif.ayluctarhan@istanbul.edu.tr

Turquality’de Sürdürülebilirlik ve Karbon Disiplini Ağırlık Kazanıyor

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Sürdürülebilirlik Ve Karbon Disiplini Ağırlık Kazanıyor

Turquality’de Sürdürülebilirlik ve Karbon Disiplini Ağırlık Kazanıyor

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Sürdürülebilirlik Ve Karbon Disiplini Ağırlık Kazanıyor1 Ocak 2026, Türk ihracatçıları için sessiz ama belirleyici bir tarih oldu. Bu tarihte Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması yani CBAM, geçiş dönemini bitirip mali yükümlülük rejimine geçti. Demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde AB’ye ihracat yapan üreticiler artık ürünlerinin gömülü karbon emisyonları için somut bir maliyetle karşı karşıya. İlk sertifika teslimi 30 Eylül 2027’de yapılacak olsa da 2026 yılı boyunca üretilen veri ve hesaplamalar bu mali yükümlülüğün dayanağını oluşturuyor. TÜSİAD’ın analizleri, uyum sürecinde gecikme yaşanması durumunda Türk ihracatçılarının yıllık karbon maliyetinin yaklaşık 1,8 milyar euroya ulaşabileceğini gösteriyor.

Tablonun arka planı da bu rakamı sıradan bir uyum yükü olmaktan çıkarıyor. Türkiye 2025 yılını 273,4 milyar dolarlık ihracatla, Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinde kapattı. Aralık ayında AB ülkelerine yapılan tek aylık ihracat 10 milyar doları aştı. Yani CBAM’in dolaysız etki yarattığı pazar, Türkiye’nin en kalın ticaret damarı. AB Emisyon Ticaret Sistemi’nde karbon izinlerinin 2025 sonunda 80-85 euro/ton bandına yükselmesi ve CBAM sertifika fiyatının bu seviyeye eşitlenmesi, Türk ihracatçısının kar marjını doğrudan basınç altına alıyor.

Bu dış basıncın iç yansıması ise Turquality programının seyrinde okunuyor. Ticaret Bakanlığı 2026’da Turquality kapsamındaki şirketlerin sürdürülebilirlik altyapısını geliştirmek üzere yeni destek kalemleri açtı. Sürdürülebilirliğe yönelik danışmanlık alımları yıllık 27,9 milyon TL’ye kadar destekleniyor, pazara giriş belgeleri ve ruhsatlandırma harcamaları ise şirket başına yıllık 19,7 milyon TL’ye kadar geri ödeme alabiliyor. Rakamlar görünür yüzde duruyor. Görünmez yüzde ise programın ön inceleme kriterlerinin sürdürülebilirlik ağırlığını sessiz biçimde artırması bulunuyor.

Türk ihracatçıları için 2026, iki ayrı cepheden gelen baskıyı aynı masaya çekti. CBAM dışarıdan mali yük olarak dayatıyor, Turquality içeriden yapısal dönüşüm bekliyor. Bu iki cephenin kesişim noktası tek bir yetkinlikte buluşuyor o da karbon disiplini olarak karşımıza çıkıyor. Programa giriş kriterlerinden tedarikçi seçimine, raporlama altyapısından sözleşme dilinin yenilenmesine kadar şirketin tüm karar sistemleri bu disiplinin merceğine giriyor.

Sürdürülebilirlik Turquality’nin Sessiz Ağırlık Kazanan Kriteri

Turquality ön inceleme sürecinde firmalar on bir başlık altında değerlendiriliyor. Stratejik Planlama, Marka Yönetimi, Tedarik Zinciri Yönetimi, İnsan Kaynakları ve Kurumsal Yönetim gibi bu başlıklar arasında sürdürülebilirlik uzun süre dolaylı biçimde gündeme geliyordu. 2026 yılı bu durumu değiştiriyor. Bakanlığın yeni destek genelgesi sürdürülebilirliği müstakil bir performans alanı olarak konumlandırıyor ve buna yıllık 27,9 milyon TL’lik bir danışmanlık desteğini doğrudan bağlıyor. Bu hareket, programın puanlama mantığında sürdürülebilirlik kriterinin görünür biçimde ağırlık kazandığının sinyali.

Desteklenen kalemler hangi yetkinliğin aranacağını da gösteriyor. Sera gazı emisyon hesaplaması, karbon ayak izi doğrulaması, ESG raporlama altyapısı, TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) uyumu, tedarikçi sürdürülebilirlik verisi toplama sistemleri — bu kalemlerin hepsi danışmanlık desteği kapsamında. Bakanlık şirketlere bu yetkinliklerin gerekli olduğunu söylerken, harcamayı yıllık 28 milyon TL’ye kadar destekleyerek aciliyetin altını da çiziyor. Şirket içi karbon okuryazarlığı artık programa giriş ve programda kalış için bir lüks değil, asgari operasyonel zemini oluşturuyor.

Performans denetimi tarafı da bu yöne evriliyor. Programın beş yıllık süresinin sonunda yapılan performans denetiminde sürdürülebilirlik kriterleri puanlamaya daha güçlü biçimde dahil olmaya başladı. ESG raporlaması düzenli yapmayan, Scope 1-2-3 emisyon hesaplamasını sahada yürütemeyen, tedarikçi sürdürülebilirlik verisi toplama mekanizması kurmamış olan şirketler artık programda kalma şartlarını sağlamakta zorlanıyor. Yapısal hazırlığı olmayan şirket için Turquality programında kalmak, eskisinden çok daha pahalı bir çaba haline geliyor.

Bu yöneliş Turquality’nin sınırlarını da aşıyor. Bankalar kredi tahsisinde karbon ayak izini ve CBAM stres senaryolarını dikkate almaya başladı. Yeşil finansman ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler artık prim değil, erişim koşulu. Tedarikçi olarak yer aldığı büyük zincirlerde sürdürülebilirlik anketlerini geçmesi gereken şirket, müşterisinin satınalma kriterinden bankasının kredi kararına kadar uzanan bir koridorun içinde bulunuyor. Karbon disiplini bu koridordan geçişin tek anahtarı, ve şirket içi yetkinlik olmadan bu anahtar üretilemiyor.

Tedarikçi Karbon Disiplini ve Scope 3 Sorumluluğu

CBAM doğrudan altı sektörü kapsama alıyor — demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik. Dolaylı etki ise çok daha geniş bir yüzeye yayılıyor. Hazır giyim devleri Zara ve H&M gibi AB merkezli büyük alıcılar, otomotiv ana sanayi firmaları ve elektronik üreticileri kendi Scope 3 hesaplamalarını yapabilmek için Türk tedarikçilerinden ürün bazlı karbon ayak izi verisi istemeye başladı. Bu talep mevzuatla gelmiyor, müşterinin satınalma kriterinden geliyor. AB’deki alıcı, kendi karbon yükünü düşürmek için tedarik zincirinin her halkasını sorguluyor.

Veriyi sunamayan Türk tedarikçisinin önünde iki seçenek var. Ya AB Komisyonu’nun yayınladığı varsayılan değerlerle hesaplanıyor. Bu değerler genellikle AB’deki en kötü performans gösteren tesislerin ortalaması üzerine eklenen bir mark-up ile belirleniyor ya da tedarikçi listesinden çıkarılıyor. Bu durum satınalma yöneticisinin gündemini sessizce yeniden yazıyor. Tedarikçi seçim kriterleri arasına karbon performansı, sürdürülebilirlik raporlaması ve doğrulanmış emisyon verisi sunma kapasitesi giriyor. Eskiden fiyat ve teslim süresi belirleyiciyken artık üçüncü bir eksen olarak karbon disiplini masaya geliyor.

Tedarikçi denetiminin kapsamı da genişliyor. Denetim soruları teknik özelliklerden çevre yönetim sistemlerine, enerji tedariği sözleşmelerine ve atık yönetimi belgelerine kadar uzanıyor. Sözleşme dilinde karbon verisi paylaşımı, doğrulama yükümlülüğü, varsayılan değer riski ve sorumluluk paylaşımı gibi maddeler standart hale geliyor. Lojistik fonksiyonu da bu denklemin parçası, çünkü taşımacılık emisyonları Scope 3 hesaplamalarının önemli bir kalemini oluşturuyor. Karbon ayak izi düşük taşıma çözümleri, çoklu taşımacılık ağırlığının artırılması, deniz yolu tercihinin yeniden değerlendirilmesi artık operasyonel bir tercih olmaktan çıkıp rekabetçi konumlanmanın aracına dönüşüyor.

Sektörel yansıma da homojen değil. CBAM’in doğrudan kapsamındaki altı ürün grubu Türk sanayisinin kalbinde duran sektörler — örneğin demir-çeliğin AB’ye ihracatı tek başına milyarlarca dolarlık bir kalem. Dolaylı kapsamda ise hazır giyim, otomotiv yan sanayi, beyaz eşya, makine ve elektronik sektörleri yer alıyor. Bu sektörlerin AB’deki büyük müşterileri, kendi sürdürülebilirlik raporlamalarını doldurabilmek için Türk tedarikçilerinden detaylı karbon verisi istiyor. Bunu üretemeyen şirket düşük karbon sınıfı ile yüksek karbon sınıfı ayrımında dezavantajlı tarafa düşüyor ve fiyat pazarlığında bu konumdan çıkamıyor.

Tedarik zinciri haritalandırması bu noktada kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Şirketin doğrudan tedarikçisi (Tier 1) kadar onun tedarikçisi (Tier 2) ve hatta daha derin halkaların karbon verisi de takip edilmek zorunda. Karbon yönetimi bir departman işi olmaktan çıkıp tedarik, satınalma, lojistik ve üretim fonksiyonlarının ortak operasyonel diline dönüşüyor.

Veri ve Raporlama Disiplini

CBAM’in mali tarafı çoğunlukla konuşuluyor, ama programın asıl sertleştiği alan veri tarafı. 2024 sonu itibarıyla varsayılan değerler kullanımı sona erdi. Yani AB gümrüklerine sunulacak emisyon verisinin tesise özel ve doğrulanmış olması artık zorunlu. Doğrulanamayan veriler için CBAM mevzuatı varsayılan değerleri kullandırıyor ve bu değerler AB içindeki emisyon performansı en kötü tesislerin ortalamasının üzerine bir mark-up eklenerek hesaplanıyor. Veri sunamayan ihracatçı bilerek yüksek bir karbon maliyetinin altına imza atıyor. Çelikte 2,0-2,2 tCO₂/ton bandındaki tipik bir emisyon yoğunluğu, AB Emisyon Ticaret Sistemi fiyatına bağlı olarak ton başına 140-198 euro maliyet baskısı yaratabiliyor.

Bu durum şirket içi veri altyapısını sessiz bir öncelik haline getiriyor. Üretim tesisinden enerji tüketimine, tedarikçi faturalarından lojistik kayıtlarına kadar her veri kaynağının Sera Gazı Protokolü (GHG Protocol) standartlarına uygun derlenmesi ve denetlenebilir bir formatta saklanması gerekiyor. TSRS yani Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları 2024-2026 arasında kademeli yürürlüğe giriyor ve BIST’te işlem gören büyük şirketler için sürdürülebilirlik raporlaması finansal raporlama ile aynı titizlikte tutulması gereken bir disipline dönüşüyor. ERP sistemlerinin karbon takip modülleriyle entegrasyonu, faaliyet verilerinin emisyon faktörleriyle eşleştirilmesi, üçüncü taraf doğrulama süreçlerinin yönetimi — bunların hepsi yeni bir kurumsal yetkinlik kümesi oluşturuyor.

İnsan kaynağı bu sürecin kıt halkalarından biri. Karbon ayak izi hesaplaması yapan, ESG raporu yazan, doğrulama süreçlerini yöneten profesyonel Türkiye’de henüz arzı sınırlı bir yetkinlik. Sürdürülebilirlik birimlerinin organizasyon şemasında ayrı bir fonksiyon olarak konumlanması, mevcut çalışanların eğitim ve sertifikasyonla geliştirilmesi, üst yönetim seviyesinde karbon performansını izleyecek karar destek panellerinin kurulması gibi ihtiyaçlar masaya yığılıyor. Şirketin sürdürülebilirlik veri toplama, hesaplama ve raporlama kapasitesi yoksa CBAM tarafında varsayılan değer faturasını, Turquality tarafında ön inceleme puan kaybını birlikte ödüyor. İki cephe aynı anda baskı yapınca içeride okur-yazar bir ekibin yokluğu çok hızlı bir maliyete dönüşüyor.

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR ETS) 2026-2027’de pilot fazına girmesi, denklemin bir başka katmanını oluşturuyor. 7552 sayılı İklim Kanunu ile yasal zemini kurulan bu sistem AB tarafından tanındığı takdirde, Türk üreticilerin yurt içinde ödediği karbon bedeli CBAM sertifika yükünden mahsup edilebilecek. Yani veri ve raporlama kapasitesi olan şirket, TR ETS üzerinden CBAM yükünü düşürebilecek araca da sahip olacak. Bu kapasiteden yoksun şirket aynı karbonun bedelini iki kez ödeme riskiyle karşı karşıya. YEK-G yenilenebilir enerji garanti belgeleri, uzun vadeli yeşil elektrik tedarik sözleşmeleri ve fabrika çatısı GES yatırımları artık tesis emisyon profilini doğrudan etkileyen finansal kararlar olarak ön plana çıkıyor.

Karbon Disiplini İhracat Denkleminin Yeni Sabiti

2026 yılı Türk ihracatçısının iki ayrı dosyada aynı anda sınava girdiği bir yıl olarak okunabilir. CBAM dosyası dışarıdan mali yük olarak geliyor, ürünün gömülü karbon emisyonunu doğrudan bilançoya yansıtıyor. Turquality dosyası içeriden yapısal beklenti olarak duruyor, sürdürülebilirlik kriterini ön inceleme ve performans denetimi puanlamasının görünmez ağırlık merkezine yerleştiriyor. İki dosyanın ortak paydası tek bir şey — şirketin karbonu ölçme, yönetme ve raporlama disiplini. Bu disiplin bir yıldan diğerine, bir teslimattan diğerine, bir tedarikçi sözleşmesinden diğerine aktarılabilen kurumsal bir bilgi birikimi olmak zorunda.

Bu disiplinin kurumsal hafızaya yerleşmesi tek bir departmanın işi değil. Satınalma yöneticisi tedarikçi seçimini yeniden çerçeveliyor, tedarik zinciri uzmanı haritalandırma derinliğini artırıyor, lojistik birimi taşımacılık emisyonlarını ölçülebilir tutuyor, insan kaynakları sürdürülebilirlik yetkinliğini örgütlüyor, finans birimi karbon maliyetini bütçe modellerine entegre ediyor.

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Sürdürülebilirlik Ve Karbon Disiplini Ağırlık KazanıyorBu fonksiyonların hepsi aynı veri tabanına bakıp aynı standartla okuyabildiğinde şirket karbon disiplinini taşıyabiliyor. Aksi halde her bir cephe ayrı dilde konuşuyor ve raporlar birbirini tutmuyor. Şirket bu fonksiyonlarda okur-yazarlığı kuramazsa CBAM faturasını ve Turquality puan kaybının bedelini paralel ödüyor. Karbon disiplini bir uyum yükümlülüğü değil, 2026 yılı ve sonrası ihracat denkleminin matematik sabiti.


 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

 

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.