İşveren nakdi yemek ve yol ücreti yerine, ikame olarak yemek ve otobüs bileti verebilir mi?

4857 sayılı İş Kanunu’nda işçilere yol ve yemek yardımı verilmesi gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yol ve yemek yardımları, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmelerinde veya sözleşme eki niteliğinde olan işyeri iç yönetmeliklerinde düzenlenmektedir. Yol ve yemek yardımı işçilere nakit olarak ödenebileceği gibi ayni olarak da verilebilir. Uygulamada genel olarak işçilere, işyerinde yemek verildiği ve işyerine gidiş gelişlerin ise servis sağlanarak yerine getirildiği görülmektedir.

Peki, işverenler işyerinde nakdî yemek ücreti ödemesi yapmakta iken, bu uygulamayı kaldırıp bunun yerine ikame olarak işyerinde yemek verebilirler mi? Ya da nakdî yol ücreti ödemesi yapmakta iken, bunun yerine ikame olarak otobüs bileti verebilirler mi? Bu uygulamayı yaparken işçinin onayının alınması gerekir mi? Bu durum işçi açısından esaslı neden oluşturabilir mi? İşte bu soruların cevabı Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesinin 2016 yılında verdiği bir karar ile açıklığa kavuşturulmuştur.

Yargıtay’a göre, “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır (AYM m.55)”.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 22 nci maddesine göre, “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir”.

İşçinin aldığı ücret miktarının düşürülmesi, ikramiyenin veya sosyal yardımın kaldırılması, işçinin işyeri organizasyonunda mevcut görevinden daha alt seviyedeki bir göreve atanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması gibi durumlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22 nci maddesi anlamında iş sözleşmesinin içeriğinin işçi aleyhine değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu tür değişiklikler, yukarıda sözü edilen kurallar doğrultusunda ancak işçinin yazılı onayı ile yapılabilir. İşçinin açıkça onay vermediği esaslı değişiklikler işçiyi bağlamaz[1].

Ancak, işverenin yönetim hakkı kapsamında işçinin sosyal hak ve menfaatlerine aykırılık teşkil etmeyecek uygulamalar yapabilir. Nitekim Yargıtay, “işçiye yapılan yemek ve servis gibi aynî yardımın kaldırılıp yerine ikamesi nakdî ödeme yapılması ya da tam tersi nakdî servis ve yemek ücretinin kaldırılıp ikame olarak işyerinde yemek verilmesi yahut otobüs bileti verilmesi, işverenin yönetim hakkı kapsamında olup, bu tür uygulamalar Medenî Kanun’un 2 nci maddesine aykırı olmamak koşuluyla esaslı değişiklik sayılmaz. Ancak yapılan sosyal yardımın, işverenin tek taraflı kararı ile niteliği değiştirilmeden miktarının düşürülmesi veya ödenmemesi, esaslı değişiklik sayılacağından buna yazılı onay vermeyen işçiye talep hakkı verecektir”[2].

Sonuç olarak, nakdî yemek ücreti ödemesinin kaldırılıp ikame olarak yemek verilmesi, nakdî yol ücreti ödemesinin kaldırılıp yerine ikame olarak otobüs bileti verilmesi, işverenin yönetim hakkı kapsamında olup, iş şartlarında esaslı değişiklik sayılmaz ve bu konuda işçinin yazılı muvafakatinin alınması gerekmez. Ancak nakdî yemek veya yol ücretinin niteliği değiştirilmeden miktarının azaltılması veya kaldırılması ise, iş şartlarında esaslı değişiklik mahiyetinde olup değişikliğin geçerli olabilmesi için işçinin açıkça yazılı onayı gerekir.

 

[1] Y9HD.25.04.2016 T., E.2016/12449, K.2016/10241 Legalbank.

[2] Y9HD.25.04.2016 T., E.2016/12449, K.2016/10241 Legalbank.

İthalatçının İmzaladığı Garantisiz Poliçeler ve Finansmanda Kullanılması

İTHALATÇININ İMZALADIĞI GARANTİSİZ POLİÇE

Poliçenin kambiyo mevzuatına göre bir borç senedi niteliğine dönüşmesi için bu poliçeye öncelikte borçlu olan ithalatçının borçlu sıfatı ile imza koyması gerekmektedir. İthalatçı tarafından imza konulan poliçe kambiyo senedi haline dönüşür ki bu poliçede ithalatçının borçlu konumda olduğu kesinleşmiştir. Ancak poliçenin sadece ithalatçının imzasının var olması demek poliçenin ödemesinin garantisi altına alınmadığı anlamına gelir. Garantisiz poliçe. İhracatçı firma, vadeli olarak satış yaptığı ihracat işleminden elde ettiği garantisiz poliçe ile neler yapabilecek? Poliçenin garantisiz olması, hiçbir banka avali ve kefaletin bulunmaması ihracatçının hareket alanını fazlasıyla daraltır. En basit mantıkla ihracatçı finansmana kavuşmak için poliçenin vade sonunu beklemek durumunda kalacaktır. Vade sonunu beklemeksizin ihracatçını bu poliçeyle ilgili finansmana kavuşma olanağı var mıdır acaba?

GARANTİSİZ POLİÇELER VE FİNANSMANDA KULLANILMASI 

Garantisiz poliçeler; diğer bir ifade ile müşteri kabullü poliçelerde ödenme garantisi olmadığından, bu poliçelerin iskontosu pek mümkün görünmemektedir. Bankalar bu tür poliçelerin iskontosuna sıcak bakmazlar. Bankalar bu garantisiz poliçelerle ilgili ilgili olarak en fazla şunu yapabilirler; poliçenin borçlusunun ve alacaklısının istihbaratını yaparak, elde edecekleri istihbarat sonucuna göre bu poliçeyi teminata alır, ciddi bir oranda marj koyarak karşılığında kredi kullandırır. Ancak kullandıracağı krediyle ilgili olarak teminata alacağı sadece istihbaratını yapmış olduğu garantisiz poliçe olmayıp, bu poliçenin yanında farklı değerli evraklarını (gerçek müşteri senet ve çekleri) da teminat havuzuna almayı tercih ederler.

GARANTİSİZ POLİÇELERİN FİNANSMANI VE FAKTORING

Garantisiz poliçelerle ilgili olarak faktoring kuruluşlarının yaklaşımı biraz daha farklıdır. Hem ihracatçının hem de garantisiz poliçenin borçlusu olan ithalatçının istihbaratını yapan faktöring kuruluşları, istihbarat sonucunda negatif risk kaydına rastlamaması halinde bir kredi limit çalışması oluşturur. Bu limit çerçevesinde faktöring kuruluşları kabili rücu olarak bu poliçeyle ilgili olarak belli bir marjı düşerek veya uygulayacağı faiz oranına risk primi kadar bir tutarı ilave ederek bu poliçeyi satın alır, karşılığında Türk Lirasını ihracatçıya öder. Bu işlemde unutulmaması gereken bir hususun altını çizmek gerekirse, kabili rücu olarak alınan bu garantisiz poliçenin karşılığı vade sonunda tahsil edildiği vakit sorun olmayacak, ancak vade sonunda poliçe bedeli borçlusu tarafından ödenmeyip protesto edildiği vakit, faktöring kuruluşu bu defa poliçeyle ilgili olarak ödemiş olduğu;

  • Ana para (kapital)
  • Poliçe bedelinin ödendiği gün ile poliçe bedelinin tahsil edilemediği gün arasında kalan gün sayısı kadar oluşan faiz,
  • Faktoring kuruluşunun tahsil masrafları
  • Kabili rücu olması dolayısıyla ihracatçıdan tüm bu masrafların faktöring kuruluşuna geri ödenmesi sırasında oluşan masraf & faizler

İhracatçıdan tahsil edilir.

Kabili rücu olarak işleme alınan bu garantisiz poliçe, vade sonunda borçlusu tarafından ödenmediği taktirde, tüm masraf  ana para ve faizlerin ihracatçıdan geri tahsilini öngörmektedir. Kabili rücu işlem kesin bir iskonto işlemi olmayıp, herhangi bir terslik,  ödenmeme anında ihracatçıdan tüm masraf ve faizlerin + ana paranın geri tahsil edileceği işlem anlamına gelir.

Garantisiz poliçelerin finansman işlemlerinde kullanılma olanağı oldukça kısıtlıdır. Ancak daralan yurt dışı piyasalarda ihracatçı malını satabilmek için, ithalatçısına vermiş olduğu çeşitli tavizlerden bir tanesi vadeyi uzatmak, karşılığında sadece ithalatçının imzalayacağı bir poliçeyi almaktır. En azından ihracatçının elinde bir poliçe var. Ya hiçbir poliçe almaksızın malını vadeli satan ihracatçılara ne demeli?

REŞAT BAĞCIOĞLU

Davranışsal Tedarik Zincirinin Dinamikleri

DAVRANIŞSAL TEDARİK ZİNCİRİNİN DİNAMİKLERİ

Kübra Tokatcı Şen

Karar verme süreci her zaman açık ve kesin şartlar altında gerçekleşmez, hatta pek çoğuna belirsizlik hakimdir. Belirsizlik ya da risk altında karar verirken de bilişsel kısayollar -literatürde “heuristics” olarak bilinen- tercih edilerek belirsizlik azaltılmaya çalışılır. Ancak bilişsel kısayollar çoğunlukla yanlış yönlendirme yapılmasına neden olur, bu da bilişsel kusurlar dediğimiz sistematik hataları doğurur.

Satın alma süreçlerinde satıcıların, alıcıların ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmalarının önündeki engellerden birisi, karar vericilerin bilişsel kusurların etkisi altında olmasıdır. Bu etkiyi azaltmak ise bilişsel kusurların varlığını ve karar süreçlerine etkilerini ortaya çıkarmakla mümkündür.

İnsanın tamamen rasyonel kabul edildiği dönemde, karar vermenin tamamen matematiksel doğrularla yapması beklenirdi. Ancak yapılan araştırmalar insanların farklı zamanlarda aynı koşullar altında iken bile aynı kararları vermediği, karar verirken birçok farklı etkenin etkisi altında olduğu sonucuna varıldı.

Samuelson 1938 yılında ilk kez fayda kavramını ortaya attı ve iktisat alanında konunun derinlerine inerek araştırmalarını sürdürdü. Bu çaba ise Neumann ve Morgenstern, Savage, Muth, Lucas ve Prescott gibi isimler sayesinde de beklenen fayda, oyun teorisi, subjektif beklenen fayda teorisi, rasyonel beklentiler teorisi gibi kavramların ortaya çıkmasını sağladı. Daniel Kahneman ve Amos Tversky ise 1973-1979 yılları arasında yaptığı yoğun çalışmalar ve deneyler sonucunda insanların belirsizlik altında iken hatalı kararlar verebileceğini, yani “bilişsel kusurları” ortaya koydu. Süregelen bu araştırmalar sonucunda da şu an bilinen bilişsel kusurların sayısı 200’e yaklaşmıştır.

Kaufmann ve Carter da birçok ortak çalışmasında bilişsel kusurların sınıflandırılması, önlenmesi ve önlemlerin sınıflandırılması üzerine çalışmalarını ortaya koymuşlardır. Özellikle tedarik zinciri alanında çalışmalarını sürdüren Kaufmann ve Carter , 2007 yılındaki araştırmaları ile bilişsel kusurların sınıflandırmasına yönelik çalışmalar yaparken, 2009 yılında tedarik zinciri alanında bilişsel kusurların etkisinde kalmadan nasıl karar verilir sorusuna yanıt aramaya başlamış ve bu hususta bazı önlemler geliştirmiştir. 2010 yılında ise tedarikçi seçim sürecinde bilişsel kusurların etkisini azaltmaya ilişkin önlemlerin tespit edilmesi ve sınıflandırılmasına yönelik araştırmalar yaparak gelecek araştırmalara yön verecek bazı öneriler geliştirdiler.

Kaufmann ve Carter (2010) ’in önerileri üzerine son zamanlarda yapılan araştırmalarla statüko eğilimi, doğrulama eğilimi, kolayına kaçma gibi bazı bilişsel kusurlar ile satın alma süreçlerinde sık karşılaşıldığı savunulmaktadır (Keleş, 2018). Kısaca bunların neler olduğundan bahsedelim.

Statüko eğilimi, marka bağımlılığında olduğu gibi, kişilerin mevcut durumun her zaman doğru olduğunu sanması ve bunu değiştirememesinden doğan yanılgıdır. Doğrulama eğilimi, Giles (2003)’in ortaya koyduğu gibi şirket yöneticilerinin karar verirken karşı kanıtları yok sayma eğiliminde olmasıdır. Kolayına kaçma ise kişilerin en kolay ulaşabildikleri bilgiyi doğru kabul etmesidir. Örnekle açıklamak gerekirse “kalp krizi geçiren erkek sayısının mı kadın sayısının mı fazla olduğu” sorusuna kişilerin çevresinde kalp krizi geçiren kişilere göre değerlendirme yapıp bunu doğru olarak değerlendirilmesi denilebilir . Kahneman (2015) yaptığı bir deneyde, deneklere Ortadoğu’ya seyahat edenlerin trafik kazası veya terör saldırısı arasından hangisi ile ölme ihtimalinin daha yüksek olduğunu sormuş ve çok büyük oranda terör saldırısı  olarak yanıt almıştır. Ancak gerçekte ise trafik kazasından ölüm olasılığı terör saldırısına göre çok daha yüksektir.

Bilişsel kusurlar hayatımızın her yerinde olduğu gibi satın alma aşamalarında da etkisini göstermektedir. Tedarikçi seçim süreci ise bu aşamalardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaufmann ve Carter (2010), tedarikçi seçim sürecinde etkisi altında kalınabilecek bilişsel kusurlarla ilgili olarak aşağıdaki sorulara yanıt bulmanın yollarını keşfetmiş ve bunları paylaşmıştır.

  1. Örgütsel satın alma yöneticileri üzerinde özellikle etkili olan bilişsel kusurlar nelerdir?
  2. Bu bilişsel kusurlar nasıl gruplanabilir?
  3. Söz konusu bilişsel kusurların giderilmeleri üzerine neler yapılabilir?

ARAŞTIRMAYA KATILIM

Bu 3 soru, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tedarik Zinciri Yönetimi yüksek lisans programında Prof. Dr. Enis Sınıksaran yönetiminde yazmakta olduğum yüksek lisans tezimin araştırma sorularını oluşturmaktadır. Araştırmamızın sonuçlarının gelecekte satın almacı – tedarikçi ilişkisinin verimliliğine katkıda bulunacağına inanmaktayız. Bu amaçla ölçme modelinde kullanılmak üzere bir anket de hazırladık. Siz değerli satın alma uzmanı ve/veya yöneticisi okurlarımızın aşağıda linki verilen ankete katılımına çok önem veriyoruz.

Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz.

https://forms.gle/PUQ3CGW9w2dT3Eo26

REFERANSLAR

Kahneman, D., (2015), Hızlı ve Yavaş Düşünme, Varlık Yayınları.

Kahneman, D., Tversky, A., (1973), “On the psychology of prediction”, Psychological Review, Vol. 80, No. 4, 237-251.

Kahneman, D., Tversky, A., (1979), “Prospect theory: an analysis of decision under risk”, Econometrica, Vol. 47, No. 2, 263-291.

Carter, C. R., Kaufmann, L., & Michel, A. (2007). Behavioral supply management: a taxonomy of judgment and decision‐making biases. International Journal of Physical Distribution & Logistics Management.

Kaufmann, L., Michel, A., Carter, C.R., (2009), Debiasing strategies in supply chain decision-making, Journal of Business Logistics, 20 (1), 85-106.

 

Kaufmann, L., Carter, C. R., & Buhrmann, C. (2010). Debiasing the supplier selection decision: a taxonomy and conceptualization. International Journal of Physical Distribution & Logistics Management.

Keleş, S. (2018). Bilişsel Kusurlar Ve Satın Alma Davranışları Üzerindeki Etkileri.

Giles, M.J., (2003), “Correcting for selectivity bias in the estimation of road crash costs”, Applied Economics, Vol. 35, No. 11, 1291-1301.

Yönetsel Yetkinlikler

Günümüz işletmeleri yöneticileri için başarı koşulları sürekli değişmekte ve yenilenmektedir. Bu nedenle bu değişime ve yenilenmeye uyum sağlayacak yetkinlikler geliştirmek gerekir. İşletme yöneticilerinin başarısını belirleyen yetkinliklere yönetsel yetkinlik denir. Yönetsel yetkinlikler aşağıda yer alan 9 maddede değerlendirilmektedir.

Yetkinlik 1-Geleneksel İşlevler: Kısa ve orta vadeli planlama, karar alma, amaç ve hedef belirleme ve takip etme, takım oluşturma ve takımların çalışmasını etkin kılma gibi geçmişten gelen işlevlerdir.

Yetkinlik 2-Görev Yönelimi: İvedilikle hareket etme, kararlı olma ve inisiyatif kullanma gibi unsurları içeren görev odaklı yetkinliklerdir.

Yetkinlik 3-Kişisel Yönelim: İnsanlara karşı şefkatli olma, girişkenlik, nezaketli davranma ve müşteri odaklılık içeren yetkinliklerdir.

Yetkinlik 4-Güvenilebilirlik: Bireysel sorumluluk alma, dürüst olma, sadakatlilik, profesyonellik gibi güven odaklı yetkinliklerdir.

Yetkinlik 5-Açık Görüşlülük: Hoşgörülü olma, astlarla ve üstlerle uyum içinde çalışma, yaratıcı ve yenilikçi düşünme gibi yetkinliklerdir.

Yetkinlik 6- Duygusal Kontrol: Esneklik, kriz anında kontrollü davranış ve stres yönetimini içine alan yetkinliklerdir.

Yetkinlik 7-İletişim: Dinleme, sözlü iletişim, hitap özelliğini geliştirme, sürekli pozitif yönlü iletişim kurma gibi özellikleri içeren yetkinliklerdir.

Yetkinlik 8-Kendini ve Diğerlerini Geliştirme: Performans değerlendirme, kendini geliştirme, eğitim ve geliştirme faaliyetlerini aktifleştirme ve zihinsel geri bildirim gibi yetkinliklerdir.

Yetkinlik 9-Mesleki Kavrayış ve İlgi: Mesleki anlamda sahip olunan teknik yeterlilik, kalite ile ilgili olmak, finansal ve hukuki ilgi gibi yetkinliklerdir.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • P. Tett, H. A. Guterman, A. Bleier ve P. J. Murphy. (2000). Development and Content Validation of a ‘Hyperdimensional’ Taxonomy of Managerial Competence. Human Performance. 13(3): 205-250.

İşletmelerde İçsel Bütünlüğün Sağlanması

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Kültürler arasındaki farklılıklar, farklı testilerdeki sulara benzer. Ahengi, farklılıklar yaratır. Bu, şarkının notaları gibidir. Aslolan şekil değil, özdür.”

İşletmelerin başarısı, çalışanlarının işletme amaçlarını benimsemesine bağlıdır. İşletmenin kültürü, çalışanların davranış, alışkanlık ve iş yapma tarzlarını etkilemektedir. Farklı kültüre sahip çalışanlar, farklı değer, inanış, davranış ve normlar göstermektedir. İşletmede farklı kültürlere sahip çalışanlar arasında bütünlük sağlanması, çalışanın görüş ve değerlerini işletmede paylaşmalarına uygun ortam yaratmalıdır.

İşletmeler, kültürel farklılıklardan fayda sağlamak için yeni stratejiler uygulamak, kültürler arasındaki iletişimin etkili ve verimli olması için yeni yönetim yaklaşımları geliştirmek durumundadır.

Sınırların net olarak belirlendiği işletmelerde çalışanlar, olaylar karşısında nasıl hareket edeceklerini, kendinden beklenen davranışların neler olduğunu anlamakta ve daha sonra bu konuda sıkıntı yaşamamaktadır. Sinerji yaklaşımı, işletme içindeki kültürel çeşitliliği görerek, farklı kültürlerin olumlu ve olumsuz yönlerini algılayarak birleştirici bir yaklaşım benimsemektedir. Kültürel mozaiğe dönüşmüş işletmelerde, farklı kültürler kendi kültürlerini korumaya yönelirler. Kültürel farklılıklar, dikkatli yönetilirse sinerjik kazançlar elde edilmektedir.

İşletmelerde içsel bütünlüğün sağlanması 5 ana aşamada gerçekleştirilebilir:

  • Güç ve statünün dağıtımı
  • Ortak bir dil ve sınıf yaratılması
  • Açıklanmaz ve tanımlanamaz olanın açıklanması (politikalar, gelecek belirsizliği vb.)
  • Ceza ve ödüllerin kapsamının tanımlanması
  • Dostluk, arkadaşlık, aşk gibi duygusal ilişkilere bir ölçü geliştirilmesi.

Farklı kültürleri başarılı bir şekilde yönetmek için aşağıdaki hususlara gereksinim duyulmaktadır:

  • Değişen şartlara uyum sağlama,
  • Bilinçli stratejiler oluşturma,
  • Farklı kültürlere duyarlılık,
  • Çok kültürlü ekiplerle çalışabilme,
  • Dil yeteneği,
  • Uluslararası pazarlamayı anlayabilme,
  • Uluslararası farklılıkları anlama.

Farklılığa değer veren bir yönetici, farklı görüşlerin ifade edilmesine izin veren bir yönetim anlayışı benimsemelidir. Farklı görüşler, örgütsel sorunların çözümü ve içsel bütünlüğün sağlanması için önemli bir fırsat olarak görülmelidir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki kitabı okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2019). Uluslararası İşletmecilik Teori, Kavram ve Örnek Olaylar, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.

 

Belediye Meclis Üyesi Görev Süresi İçinde Belediyesinin İhalelerine Katılabilir Mi?

Anahtar Kelimeler; Belediye meclis üyesi, Belediye Kanunu, yasaklama, İhalelere katılamayacak olanlar

İtirazen Şikayet Konusu; Belediye meclis üyesinin, ihale üzerinde bırakılan isteklinin  münferiden temsil ve ilzama yetkilisi olduğu, bu nedenle ihale üzerinde bırakılan isteklinin Kamu İhale Kanunu’nun 10. ve 11’inci maddeleri ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 28’inci maddesindeki hüküm gereği anılan belediyenin ihalelerine teklif sunamayacağından dolayı teklifinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiği ve Kamu İhale Kanunu’nun 58’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yaptırımın da ayrıca uygulanması gerektiği iddia edilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 10.02.2021 tarihli ve 2021/UH.II-378 sayılı kurul kararına göre; 4734 sayılı Kanunun 11’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ihaleyi yapan idarelerin ihale yetkilisi kişileri ile bu yetkiye sahip kurullarda görevli kişiler, ihaleyi yapan idarenin ihale konusu işle ilgili her türlü ihale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve onaylamakla görevli olanlar, (c) ve (d) bentlerinde belirtilen şahısların eşleri ve üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımları ile evlatlıkları ve evlat edinenler ve (c), (d) ve (e) bentlerinde belirtilenlerin ortakları ile şirketlerinin görev yaptıkları idarelerin ihalelerine katılamayacakları hükme bağlanmıştır.

Yapılan incelemede belediye meclis üyeliğinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci maddesinde sayılan ihaleye katılım yasakları arasında sayılmadığı görülmekle birlikte 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Başkan ve meclis üyelerinin yükümlülükleri” başlıklı 28’inci maddesinde yer alan “Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.” hükmü çerçevesinde Meclis üyeliğinin görevi süresince belediyelerce gerçekleştirilen ihalelere yalnızca doğrudan değil dolaylı katılımının da yasaklandığı anlaşılmaktadır.

İddiaya konu olan meclis üyesinin bahse konu ihaleye yönelik ihale onayı, ihale dokümanı hazırlanması, yaklaşık maliyet tespiti, ihale komisyonu oluşturulması ve ihale komisyonunda görev alması gibi işlemlerde görev almadığı, belediye şirketi statüsünde bulunan ihale üzerinde bırakılan isteklinin tüm ortaklarının belediyeler olduğu ve söz konusu kişinin anılan şirkette ortaklığının bulunmadığı, teklif mektubu ve birim fiyat teklif cetvelinin de bu kişi tarafından imzalanmadığı göz önüne alındığında, gerek 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci maddesi, gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 28’inci maddelerinde yer alan katılım yasaklarının ihlal edilmediği, anılan şahsın ihaleye doğrudan veya dolaylı olarak, kendisi veya başkası adına katılmadığı anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiası uygun bulunmamıştır.

Eş Yazar: Sinan Özesen

Sinan ÖZESEN, Özel sektörde çalışmasının ardından kamuda 2013 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamış, 2014 yılından beri Kamu İhale Kurumu’nda kamu ihale uzmanı olarak çalışmaktadır. Kamu ihale mevzuatı eğitimi vermektedir. Kamu İhale Dünyası dergisinde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

252 Numaralı Tebliğde Yapılan Değişiklik ile Vergi İadeleri Kolaylaşıyor mu?

252 Numaralı Tebliğde Yapılan Değişiklik ile Vergi İadeleri Kolaylaşıyor mu?

Şaban Küçük, Yeminli Mali Müşavir, Taxia Yeminli Mali Müşavirlik

YMM ile çalışmanız için Altın bir Fırsat!

Vergi Dairesinden alacağı bulunan birçok mükellef firma için İadeler bilançolarının aktifinde yer alan ve yöneticiler, bütçe & finans uzmanları tarafından nakit veya vergi borçlarına mahsuben en kısa sürede iade sürecinin tamamlanması beklenen kaynaklar olarak görülmektedir.

Bu kapsamda vergi dairesinde iade süreci devam eden veya hiç başlamamış durumda binlerce mükellef firma & kişi bulunuyor. Bunun yanı sıra vergi iade alacağının türüne göre mevzuat gereği bazı tutar sınırlandırmaları ve bu sınırlara bağlı olarak iadenin alınabilmesi için bazı şartlar bulunuyor.

Vergi iade süreçlerinin firmaların lehine daha kolay ve hızlı sonlandırılması elbette mevzuatta yapılacak birtakım değişiklikler ile mümkün olacak. Bu doğrultuda Gelir İdaresi Başkanlığı 29 Haziran 2021 tarihinde peşin ödenen vergilerin iade ve mahsubuna ilişkin önemli düzenlemeler öngörülen 252 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ Taslağını (Seri No:315) web sayfasında yayımladı.

Peki yapılan değişiklik ile vergi iadeleri kolaylaşıyor mu? sorusuna cevabı maddeler halinde öngörülen önemli değişiklikleri inceleyerek verebiliriz;

  • Taslak tebliğdeki düzenlemeler ile inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yapılacak nakden iadeye ilişkin daha önce 10binTL olan sınır 50binTL olarak, YMM raporuyla 100bin TL nakden iade sınırı ise 500binTL olarak güncellenmektedir. Öngörülen bu düzenleme ile;
  • Kesinti yoluyla alınan vergilere ilişkin nakden iade edilecek tutarın 50.000 Türk lirasına kadar olan kısım, iade talep dilekçesi (1A) ve eklerinin eksiksiz ibraz edilmesi koşuluyla teminat aranmaksızın ve inceleme raporu beklenmeksizin iade edilebilecektir.
  • Nakden iade talebinin 500.000 Türk lirasına kadar olan kısmı mükellefle süresinde tam tasdik sözleşmesi düzenlemiş yeminli mali müşavirce düzenlenecek tam tasdik raporu uyarınca iade edilebilecek olup, iade talebinin 500.000 Türk lirasını aşan kısmının iadesi ise vergi inceleme yetkisi bulunanlarca düzenlenen vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilecektir.
  • Bu rakam evvelden sadece 100.000TL idi. Bu sebeple YMM ile çalışmanız için altın bir fırsat var. Öngörülen bu değişiklik ile özellikle 500.000 TL’ye kadar vergi iadesi bulunan ve yeminli mali müşavirler ile Tam Tasdik sözleşmesi bulunan mükellefler için iade sürecinin önceki uygulamaya göre kolaylaştığını söyleyebiliriz.
  • Öngörülen değişiklik ile yazılı olarak başvurulması yerine 429 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan iade talep dilekçesi (1B)’nin verilmesi gerektiği düzenlenmiştir.
  • Uygulamada kullanılmakta olan ve internet vergi dairesi sistemi üzerinden (1B) iade talep dilekçesi tebliğin ilgili bölümünde belirtilmiş ve mevcut tebliğ de yer alan yazılı olarak başvurulması gerekliliği ibaresinin kaldırılması planlanmaktadır.
  • Nakden iade taleplerinin yerine getirilebilmesi için, tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ilgili vergi dairesine ödenmiş olması şartı düzenlenmiş ve nakden iade taleplerinin yerine getirebilmesi için bazı belgeleri hazır etmeniz gerekiyor;
  • Ücret geliri elde edenler için işveren tarafından vergi kesintisinin yapıldığını gösteren yazının onaylı örneği,
  • Gayrimenkul sermaye iradı elde edenler için kira kontratının onaylı örneği,
  • Menkul sermaye iradı elde edenler için vergi kesintisinin yapıldığını gösteren belgenin onaylı örneği,
  • Serbest meslek kazancı elde edenler için tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumlusu adına tahakkuk ettiğini gösteren belgenin onaylı örneği.
  • Bu belgelerin iade işlemini gerçekleştirecek olan vergi dairesine iade talep dilekçesi ile ibraz edilmesinin yeterli olacağı belirtilmiştir.
  • Öngörülen bu değişiklik ile tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ilgili vergi dairesine ödenmiş olması şartı aranıyor. Tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ödenmemiş olması durumunda vergi sorumlusu olmayan ve iade talebinde bulunacak mükellefler için iade sürecini bir miktar zorlaştıracağınızı söylememiz mümkündür.
  • Tebliğ taslağında ayrıca, gelir unsurları itibariyle aranılacak belgeler bölümü güncellenmiş ve 6183 sayılı Kanun’un geçici 8’inci maddesi kapsamında vergi borcunu sahip olduğu taşınmazı ayni olarak verip ödeyen mükellefler için nakdi ödeme şartının aranmayacağı hususu netleştirilmiştir.

Sonuç olarak yeni Tebliğ ile vergi iadesi alacağı bulunan mükellefler için özellikle inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yapılacak nakden iadeye ilişkin daha önce 10.000 TL olan sınırın 50.000 TL’ye yükseltilmesi ve Yeminli Mali Müşavir raporu ile 100.000 TL olan nakden iade sınırının 500.000TL’ye yükseltilmesi olumlu adımlar.

YMM firmalarından tam tasdik hizmeti alanlar için 500.000TL’ye kadar olan iade süreçlerinin hızlanacağı kesin. Ancak taslak tebliğ ile nakden iade taleplerinin yerine getirilebilmesi için, tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ilgili vergi dairesine ödenmiş olması şartı ise vergi iadesi alacağı bulunan ve bu şartı sağlayamayan mükellefler için ise süreci bir miktar zorlaştırabilecektir.

Kadın işçiler hangi işlerde gece yedi buçuk saatten fazla çalıştırılabilir?

Çalışma hayatında gece süresinde çalışmanın zorluğu dikkate alınarak iş mevzuatında gece çalışma süreleri sınırlandırılmıştır. Gece çalışma süresinin sınırlandırılması işçilerin sağlık ve güvenliklerinin sağlanmasına yönelik önemli bir düzenlemedir.

İş Kanunu’na göre, sanayiye ait işlerde onsekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması yasaktır. Onsekiz yaşını doldurmuş kadın işçilerin ise, gece postalarında çalıştırılmasına ilişkin usul ve esaslar Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelikte düzenlenmiştir (m.73). Buna göre, kadın çalışanlar gece postalarında yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamaz. Ayrıca, kadın çalışanların gece postalarında çalıştırılabilmeleri için, işe başlamadan önce, gece postalarında çalıştırılmalarında sakınca olmadığına ilişkin sağlık raporu işyerinde görevli işyeri hekiminden alınmalıdır. Diğer yandan işveren, işin devamı süresince, çalışanın özel durumunu, işyerinde maruz kalınan sağlık ve güvenlik risklerini de dikkate alarak işyeri hekimince belirlenen düzenli aralıklarla çalışanların sağlık muayenelerinin yapılmasını sağlamalıdır (m.7).

Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre, kadın çalışanlar, gebe olduklarının doktor raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar, emziren kadın çalışanlar ise doğum tarihinden başlamak üzere kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla bir yıl süre ile gece postalarında çalıştırılamazlar. Emziren kadın çalışanlarda bu süre, anne veya çocuğun sağlığı açısından gerekli olduğunun işyerinde görevli işyeri hekiminden alınan raporla belgelenmesi halinde altı ay daha uzatılır (m.9).

Kadın çalışanların gece postalarında yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamaması esas olmakla birlikte, İş Kanunu’nda yapılan değişiklik ile bazı sektörlerde kadın işçilerin onayının alınması kaydıyla gece yedibuçuk saatten fazla çalışmaları mümkün hale getirilmiştir. Bu kapsamda, “turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde işçinin yazılı onayının alınması şartıyla yedi buçuk saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir (İşK. m.69/3).

Sonuç olarak, Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre, kadın çalışanlar gece postalarında yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamaz. Ancak turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde ve bu işlerin yürütüldüğü işyerlerinde faaliyet gösteren alt işveren tarafından yürütülen işlerde kadın çalışanın yazılı onayının alınması şartıyla yedi buçuk saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir (İşK. m.69/3; Yön. m.5/1)[1].

 

[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4. Baskı, İstanbul 2020, s.323, 324.

Banka Avalli Poliçe Nedir?

POLİÇE NEDİR? (DRAFT – BILL OF EXCHANGE)

Parası peşin alınmayan ve belli bir vade içinde alınması öngörülen ihracat bedeli alacakları için ihracatçılar tarafından ithalatçının kabul etmesi için düzenlenen bir borç senedi niteliğinde olan poliçeye  (draft / bill of exchange) ithalatçının borçlu sıfatıyla imza atması durumunda bir alacağı temsil eder. İthalatçıya sunulan poliçe, ithalatçı tarafından imzalanması durumunda, ithalatçı için geri dönülemez bir borç yükümlülüğü başlar, ithalatçı imzası ile poliçedeki borcu zamanında ödeyeceğini kabul eder.   Poliçede alacaklı sıfatı ile ihracatçının, borçlu sıfatı ile ithalatçının imzalarının bulunması kambiyo mevzuatı açısından bu poliçe değerli evrak niteliğinde değerlendirilir.

POLİÇEYE BANKA AVALİNİN VERİLMESİNİN ANLAMI NEDİR?

Eğitim Katalogunu indirmek için tıklayınız. Tedarik Zinciri Yönetimi, Satınalma, Dış Ticaret, Lojistik, Pazarlama, İnsan Kaynakları ve Yönetim.

Garantör banka poliçeye aval vermekle, kendi gişelerine ilk ibrazda hiçbir itiraza mahal vermeden poliçe bedelini derhal ödeyeceğine dair banka yükümlülüğünü (asli bir borç yükümlülüğü) ifade eden aval kaşesini poliçenin ön yüzüne basarak, aynı zamanda müşterek borçlu, müteselsil kefil konumuna gelmiştir. Poliçeye aval kaşesi basmakla borç ve risk yükümlülüğünü üstlenmiştir. Aval kayıtsız şartsız verilmiş ve poliçenin vadesinde ödenmesi zorunludur. Avalli poliçe ciro ile bir başka şahsa devredilse de avalistin asli borç yükümlülüğü tartışmasız devam eder. Aval; poliçenin ön yüzüne yazılır ve geri dönülemez (gayrı kabili rücu) niteliği taşır.


AVAL

Poliçede bulunan banka avali geri dönülemez bir banka garantisidir.


İTHALATÇI VE İHRACATÇI ADINA AVALİN ÖNEMİ

İhracatçı hem malından, hem de parasından olmamak için, poliçenin belli bir vadede ödenmesinin garanti edilmesini istemesi doğaldır. İşte böyle durumlarda ihracatçı poliçesini hazırlar ve ithalatçının bankasına gönderir. Poliçenin kambiyo mevzuatına göre bir borç senedi niteliğine dönüşmesi için bu poliçeye öncelikte borçlu olan ithalatçının borçlu sıfatı ile imza koyması gerekmektedir. İthalatçı tarafından imza konulan poliçe kambiyo senedi haline dönüşür ki bu poliçede ithalatçının borçlu konumda olduğu kesinleşmiştir. Ancak poliçenin sadece ithalatçının imzasının var olması demek poliçenin ödemesinin kesin garanti altına alınmadığı anlamına gelir. Çünkü sadece ithalatçının imzası var olup, başkaca bir kefalet imzası bulunmamaktadır poliçe üzerinde. Poliçeyi daha garantili ve vade sonunda ödemesinin garanti altına alınabilmesini teminen farklı bir garanti gerekir. Bu   durumda ithalatçının bankası poliçeye garantör sıfatı ile aval verir. Poliçede avalin olması demek, banka tarafından poliçe bedelinin borçlu adına banka tarafından garanti edildiği anlamı ortaya çıkar.


BANKA AVALİ

Bankanın poliçeye aval vermesi; poliçe bedelinin, borçlu adına poliçe vadesinde banka tarafından ödeneceğinin garanti altına alındığını ifade edilir.


BANKA AVALİ VE ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Banka tarafından aval verilmiş poliçe bedelini bankalar vade sonunda ödemekle yükümlüdür. Çünkü poliçeye aval veren banka, aynı zamanda bir ödeme taahhüdü altına girmiş olduğundan bankanın taahhütleri (borçları) dahilinde yer alır. Diğer bir ifade ile poliçe borçlusunun, poliçeden doğan bu borcunun zamanında ödeneceğinin, borçludan bu para tahsil edilsin veya edilmesin bankalar bu ödemeyi kesin olarak yapacakları anlamına gelir.

REŞAT BAĞCIOĞLU