Emlak satışlarında düşüş sürüyor

Türkiye genelinde konut satışları Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,6 azalarak 81 bin 222 oldu.
‘Konut kredileri yüksek’
Yaşanan düşüş hakkında bilgi veren Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Başkanı Hakan Akdoğan “Geçtiğimiz ay yüzde 37,9 azalarak 70 bin 587 olan konut satışlarında Şubat ayında da yüzde 31,6 düşüş yaşandı. Özellikle konut kredilerinin yüksek olması nedeniyle ipotekli konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 66,5 azalış gösterdi. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı sadece yüzde 18,1 olarak gerçekleşti. Konut satışlarında 2. el satışların payı ise yüzde 70’e yaklaştı” dedi.
‘Yatırımcı için cazip değil’
Konut kredilerindeki faiz oranlarının aylık yüzde 1.40 seviyesine kadar yükseldiğine dikkat çeken Akdoğan “Bankalar arasında farklılık göstermekle birlikte, 100 bin TL konut kredisi için aylık ödemeler 10 yıllık vadede 1.725 TL, 5 yıllık vadede ise 2.474 TL seviyesinde. Özellikle faiz oranlarının yüksek olması şu anda gayrimenkulü yatırımcı için cazip kılmıyor” dedi.

Türkiye’nin gelirini artıracak 10 öneri

araştırma

Sürdürülebilir ekonomik kalkınma için Türkiye’nin her bölgesinin, her ilinin, ilçesinin potansiyellerini tespit etmeli, planlamalı ve bir program oluşturarak bunları hayata geçirmeliyiz. Bu noktada Ulusal İktisadi Düşünce Kuruluşu (ULİKAD) Başkanı Ömer Niziplioğlu’nun, Türkiye’nin gelirini artıracak 10 önerisi şöyle:

1- Sanayi

Kalkınma hamlesini istenilen düzeyde gerçekleştiremedik bunun en büyük nedeni planlamanın eksikliğidir. Hangi bölgede, hangi şehir ve ilçede, hangi sanayi kurulmalı araştırılıp ona göre sanayi imar izni verilmeli. Kişi başına okul, hastane,düşünülürken kişi başına iş de düşünülmelidir. İnsanlar geçinebilmek için memleketini terk etmek zorunda kalmamalı. Her bölgenin kendi has özelliği göz önünde bulundurularak sanayi alanları yaratılmalıdır.

Planlama yapılmadan sanayi imar izni verilmeden nasıl fabrika yapılacak anlamak mümkün değildir. Bu devletin en önemli görevidir. İzinleri devlet verir şu an planlamaya başlansayasal izinlerin bitirilmesi seneleri alabilir. Bu yasal izinler konusunda da hızlanmak için bürokrasiyi hızlandırmak gerekir. Şu an sanayi var denilen illerin o sanayisinde araba tamircisi veya buna benzer atölyeler bulunmaktadır,uluslararası ihracat yapılacak türde çok az sanayi bölgemiz var. Her ilde organize sanayi olduğu iddia ediliyor, bunların yetersiz olduğunu bilinmeli hatta illere endüstriler kurulmalı her ilçenin organize sanayisi olmalı.

Almanya’da nerdeyse her köyde bir fabrika varken bizim ilçelerimizde hatta çoğu ilimizde dahi organize sanayi yok. Sanayisiz kalkınma modeli mümkün değildir. Devletin buradagörevi sanayi imar iznini verip yatırımcılara sunmaktır. Bu arazileri istimlak edip imarını çıkardıktan sonra bedelli veya bedelsiz dağıtabilir hatta geri kalmış bölgeler için fabrikasının binasını dahi yapıp çok uygun bütçelerle kiraya verebilir.

Üretimi kırsal bölgelere götürmeliyiz.  Bir iplik üretmek için dolar milyoneri olmaya gerek olmamalı sanayi imarlı arsaların tarlaya göre 10-20 kat daha değerli. Bunun önüne geçmek için daha çok sanayi imarlı araziler üretmeli ve yatırımcılara sunmalıyız. Üretim yapabilmek daha kolay olmalı örneklemek gerekirse pamuk ağırlıkla Çukurova’da, Amik Ovası’nda ve Harran Ovası’nda yetişir. Şanlıurfa’ya tekstil organize sanayi kurulsa burada çıkan pamuk burada ipliğe dönüşüp daha sonra kumaş olsa hatta konfeksiyon ürünleri yapılıp İskenderun Limanı’ndan dünyaya dağılsa güzel olmaz mıydı? Tekstil üretiminin büyük bölümünü Çin aldı büyük bir organize sanayi kurarak bu üretimi buraya alabilir, işsizliği bitirebilir milyarlarca dolarlık ihracat yapabilirdik. Bunun için sadece planlayıp gerekli izinlerin verilmesi yeterlidir eminim ki bu alt yapı oluştuğunda birçok yatırımcı buraya yatırım için sıraya girecektir.

Her il nüfusuna göre ihracat hedefi konmalıdır. Şu an sanayisi yeterli olmadığı için üretim yapamayan 30 milyon insanımız senede 2 bin dolarlık üretim yapabilse senelik ekstra 60 milyar dolarlık ihracat gerçekleşirdi.

2- Ormancılık  

Petrolden sonra en büyük ithal kalemimiz orman ürünleridir. Halbuki ülkemizin 3’te 1’i resmiyette orman gözükürken nerdeyse ihtiyacımız olan tüme yakın orman ürünlerini neden ithal ediyoruz? Çünkü özel ve endüstriyel ormancılığı yeterince kullanmıyoruz, ağırlıkla ormanlarımıza çam ağacı dikiyoruz. Bu da sadece odun olarak kullanılıyor. Kendi ihtiyacımız olan ağaçlar dikip kendi ihtiyacımızı karşılamalıyız. Aynı şekilde ormanlık alanlarımızda zeytin ve meyve ağaçlarını orman ağacı olarak kabul edilse ve bu ormanlık alanlar çiftçilere verilse kırsaldaki birçok insanın geçimi sağlanmış olur ve ülke ekonomisine katkı sağlarız. Hatta Toros dağlarındaki maki bitki örtüsüyle kaplı olan alanatıl bir durumda duruyor. Tropikal meyve olan muz, kivi ve ananas yetişicilerine sunulsa, teraslama sistemiyle saksı gibi düşünülerek yetiştirme yapılsa alan toprak olarak zenginleşiperozyonun da önüne geçilerek daha yeşil bir ülke konumunagelebiliriz.

Ormancılığı da hayvan besiciliği gibi görmeli ihtiyacımız olanorman ürünleri üretmeliyiz. Birçok ülke kendi ihtiyacı olan ürünleri üretirken biz her ihtiyaç duyduğumuz ürünleri neden ithal ediyoruz anlamak mümkün değil. Eğer endüstriyelormancığı daha yaygın kullanabilirsek yüzbinlerce insana iş bulunmuş olup ve milyarca dolarlık ithal ürünleri biz üretmiş oluruz. Ormancılık ülkemizde yok sınıfındadır. Meslek olarak dahi görülmemektedir. Bunu değiştirmeli her toprak parçasını ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Ayrıca devlette bütçe ve yeterlipersonel olmadığı için resmiyette orman olarak gözüken alanlar boş olarak duruyor. Sizce bu çorak duran alanlar orman mı?Eğer ormancılığı geliştirsek ülke ekonomisine senede 5 milyar dolardan daha fazla katkı sağlayacaktır.

3- Gemi üretimi ve taşımacılığı

Dünyanın en ucuz taşımacılığı deniz taşımacılığı olduğu düşünüldüğünde ülkemiz bu alanda liderliğe oynamalıdır. 3 tarafı denizlerle çevrili, 3 kıtanın ortasında Ortadoğu, Avrupa, balkanlar, Kafkasların deniz taşımacılığını biz üstlenmeliyiz. Bu konumumuzda daha başka bir ülke olmadığı bilmeliyiz.

Karadeniz kıyıları denizi soğuk ve dalgalı olduğu için turizme çok uygun değildir. Buradaki denizi tersaneler bölgesi ilan edip her ile irili ufaklı tersane izinleri çıkarıp yatırımcılara sunmalıyız. Böylelikle şu an atılı durumdaki Karadeniz sahili uluslararası gemi üretimi yapan bölge durumuna ulaşacaktır. Ülke ekonomisine katkı sağlayacak binlerce insana iş sağlayacaktır. Dünyanın en büyük gemilerinin yapıldığı 3 tersane yapılsa yaklaşık 3 milyar dolarlık ekonomi yaratılmış olur.

4- Deniz ürünleri

3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizin denizlerinden yeterince yararlanabiliyor muyuz?     Norveç’in sadece somon balığından senelik 6 milyar dolar geliri var. Marmara Karadeniz balık ve deniz ürünleri yetiştirmek için ruhsatlar düzenlenmeli. Midye,kalamar, karides ve balık türlerinin birçoğunu üretmeli ihtiyacımızı karşılamalı ve ihracat yapmayız. Denizleri ekonomik getirisi olduğunu hatırlamayız çok yetersiz ruhsat verilmesine rağmen levrek ve çupra da dünya rekorunu kırıyorken daha çok çeşit ve yasal izinle denizlerimizden daha çok fayda sağlamalıyız. Denizleri, deniz ürünleri yetiştirme tarlası gibi düşündüğümüzde ne kadar avantajlı olduğumuzu daha net anlarız. Gerekli deniz ürünleri yetiştirme ruhsatları düzenlendiğinde şu an 1 milyar dolar olan ihracatımızı 4-5 milyar dolara çıkarabiliriz.

5- Kırsal bölge

Kırsal bölgede yaşayan vatandaşlarımızı üretime katılmasını sağlamalıyız hediyelik eşya, oyuncak, süs ürünleri, bijuteri,cam,  tekstil montaj gibi evde, köyde basit atölye içinde yapılabilecek ürünleri kırsal bölgede ürettirmeye çalışılmalıyız. Örnek olarak yılbaşı süslerini çam ağacı, kapı süsü tahta oyuncak gibi ürünleri kadınlar evde rahatlıkla yapabilir ve bunların özellikle Avrupa’ya ihracatı ile önemli kazanç sağlayabiliriz. Bunun için yasal engeller kaldırılmalı,ürün imalatı yaptırmak isteyen firmalar istediği ürünü ilan etmeli üretim yapmak isteyen kişilerle temasa geçilmeli işin nasıl yapılacağını öğretilmelidir. Böylelikle kırsaldaki iş gücünü değerlendirmeliyiz. Köydeki kasabadaki atıl durumdaki istihdamımızı kazanmalı, kırsalda yaşayan insanları gelirini arttırmalıyız.

6- Yazılım 

Yazılımın bir makinesi yoktur, insan eliyle yapılır. Ücretlerin yüksek olduğu ülkeler bu maliyeti düşürmek için başta Hindistan gibi ülkelere yaptırmaktadır. Yazılımdaki kodları yazmak için bilgisayar mühendisi olmaya gerek yoktur. Kodların nasıl ve hangi düzende yapılacağı öğretildiği takdirde çoğu kimse rahatlıkla yazılım yapabilir. Genç nüfusumuzu bu şekilde iş sahibi yapabilir, evinde yazılım yaparak geçimini sağlattırabiliriz. Hindistan’ın bu yolla 100 milyar dolar kazandığını unutulmamalıdır. Dünyada yazılımcıya çok büyük ihtiyaç duyulduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkemizin yazılım konusunda ilerletirsek dünyaya daha çok entegre olur bu sektörünü genç insanlarımıza yaptırmayı başarabilirsek 3-5 milyar dolarlık ek gelirimiz olur.

7- Sinema

Türk dizilerinin dünyada satış rekorları kırdığını biliyoruz. Bunun en büyük nedeni oyuncu maliyetinin düşük olması. Bunu göz önünde bulundurarak İstanbul’a Hollywood tarzında film, dizi ve program çekim platformu yapılmalı bu sayede hem çekimlerin maliyeti düşürülmeli hem de istihdam sağlanmalıdır. Ayrıca özellikle Avrupa’da maliyetli çekimlerin burada çekilmesi sağlanmalı. Birçok Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin yetersizliklerinden dolayı çekemediği çekimleri de buraya çekme imkânı sağlanmalıdır. Hollywood’un senelik 100 milyar dolar geliri olduğunu göz önünde bulundurulduğunda şu an 500 milyon olan dizi satışımız 3 milyar dolara rahatlıkla çıkarabiliriz. Çünkü çekimler için dekor teknik eleman ve oyuncuya sahibiz.

8- Turizm

Ülkemiz dini geçişlerin aynı zamanda da tarih, kültürler beşiğidir. Bunun yanında deniz, dağ, doğa için mükemmel durumdadır. Turizmde dünya birincisi olabilme imkânı vardır. Akdeniz turizm havzasıyken biz sadece Antalya ilimizden yararlanıyoruz. Oysa Hatay Mersin ve Adana da aynı potansiyel vardır. Buralar da turizm bölgesi ilan edilirse Antalya gibi işsizlik biter ekonomik olarak kalkınma sağlanır. Aynı şekilde Avrupa’da birçok ülke kayak turizmiyle geçimini sağlarken özellikle Avusturya ülke ekonomisinin yüzde 60’ını turizm ve kayaktan karşılıyorken bizim dağlarımız da kayak turizmi istenilen düzeyde değildir. Bunun nedeni dağlarımızı planlayıp kayak turizmine açmamamızdır. Yine aynı şekilde doğa harikası yaylalarımızı da turizm planlaması yapılmadığından bu şekilde atılı olarak kalıyor. İsviçre’nin Alpleri örnek alınmalıdır.Kültür şehirleri olan Mardin, Şanlıurfa’yı da turizme kazandırmalıyız.

9- Tarım 

Ülkemiz tarım ülkesi olarak bilinse de çiftçi başına düşen toprak alanı 4 dekardır.  Bu kadar parçalanmış tarım arazisiyle kârlı tarım yapmak mümkün değildir. En büyük sorunumuz parçalanmış toprak meselesidir. Bunları birleştirerek daha verimli ve daha az maliyetli üretimin yollarını bulmalıyız bireysel üretimle uluslararası ihracat düşünülemez. Ayrıca tarım borsaları kurularak üreticinin eline hak ettiği para geçmesi sağlanmalıdır çiftçilerin gelir düzeyi yükseldikçe tarıma olan ilgi ve yatırımda artacaktır. Hollanda’da çiftçiler bağlı bulunduğu kurumdan toprağın türüne ülke ve ihracat ihtiyacına göre ekim izin verilir. Ülkemizde ne yazık ki herkes kendi bilgisi ve öngörüsüyle hareket etmektedir. Tüm çiftçilerimiz bir platformda üreteceği ürünü deklare etmeli böylelikle çoğu zaman yetersiz bazen de ihtiyaç fazlası üretim yapılmasının, mağduriyetlerin önüne geçilmesisağlanmalıdır.

Tarımı ülkemizin ihtiyaçlarının karşılanması yeterli olarak görülüyor oysa ülkemizi ayağa kaldıracak olan ihracattır. Bunun için stratejiler geliştirilmeliyiz. Örnek olarak Fransa’daki üzüm bağlarının alanı 850 bin hektarken ülkemiz de 650 bin hektardır. Ekili asma alanlarımız bu kadar yakınken Fransa üzümden şarap yaparak sadece şarap ihracatından 12 milyar Euro kazanırken bizim üzüm olarak ihracatımızdan 150 milyon dolar kazanç elde edebiliyoruz. Eğer biz de üzümü şarap veya kuru üzüm yapabilseydik şu an Fransa’ya yakın gelirimiz olurdu. Aynı şekilde zeytini, zeytinyağı olarak satabilseydik veya kaysıyı kuru kayısı olarak Çin gibi kalabalık ülkelere pazarlayabilseydik durum daha farklı olabilirdi. Aynı şeyler sebzelerde de geçerli. Gelişmiş ülkeler çalışanın maliyeti düşürmek için soyulmuş donuk ürünler alıyor. Nerdeyse her sofrada patates bulunuyor.  Avrupa, Ortadoğu, Rusya veya dünyanın donmuş patates ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda nasıl bir pazardan bahsettiğimiz daha net anlaşılır. Aynı şekilde ürettiğimiz ürünü paketleyip dondurulmuş veya kurutulmuş hale getiremezsek yaş sebze ve meyveci olarak bu kadar gelirde kalırız. Bu yolla senelik 20-30 milyar dolar kazancı organize olamadığımız için kaçırıyoruz. Konya kadar alanı olan Hollanda’nın senelik 150 milyar dolar tarımdan geliri olduğunu unutmamak gerekir. Başta Avrupa’nın süt ve süt ürünlerini büyük bölümünü kendi karşılayabiliyorken süt ve süt ürünleri olarak Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin baş tedarikçisi olmalıyız. Tüm tarımı planlamalı, üretimden önce ve sonrasını bilgilendirmeli,  borsalardan ürünler alınmalı, sağlıklı depolanmalı paketlenmeli ve uluslar arası pazarda profesyonel pazarlanmanın yolu bulunmalıdır. Ham haliyle satışın ülkemize kazancı yok kadar azdır.

10- Maden

ülkemiz maden çeşitliliği bakımından dünyada ilk 10’dadır. Yine dünya metalik madeninin yüzde 40’ını içinde barındıran tetis kuşağının üstünde en büyük alana sahip ülkelerden biridir. Dünya mermer rezervinin yüzde 40’ına bor madeninin yüzde 78’ine sahipken gelirimiz buna paralel bu kadar yüksek değildir. Dünya mermer pazarının büyüklüğü 40 milyar dolarken yüzde 40 rezervimiz varken 16 milyar dolar gelirimiz olması gerekirken 2 milyar dolardır. Bunun nedeni başta mermer olarak birçok madeni ham halinde veya blok olarak satıyoruz. Katma değerli ürün haline getiremiyoruz.

Çin mermeri ülkemizde alıp okyanusu geçip dünyaya satarken bizim yeterli mermer işleye fabrikalarımız olmadığı için 140 milyon yılda oluşan mermeri çok komik fiyata satıyoruz. Oysa Burdur, Denizli, Isparta’da mermer organize sanayileri kurulsa bu illerin işsizliği bitebilirdi şu anki mermer sanayilerinin çok yetersiz olduğu mermer ihracatından anlayabiliyoruz. Aynı zamanda bu mermeri alan firmalar, bu taşların en güzeli olan yüzde 5’lik kısmını alırlarken yüzde 90 atık malzeme olarak çevre felaketi olarak bize bırakıyorlar. Bu taşları işleyip ebatlı hale getirip satabilseydik 2 milyar dolarlık ihracatımızı İtalya gibi 20 milyar dolar olurdu. Yine kromun tonunu 200-300 dolara satıyoruz ama bir paslanmaz çelik için 3000-4000 dolar ödüyoruz. Dünya krom üretiminde 5. sıradayken aldığımız pay çok yetersizdir. Bordan senede 500 milyon dolarlık ihracat yaparken Kanadalı bir firma bu aldığı boru işleyerek birçok ürünün ham maddesi olarak senelik 12 milyar dolara satıyor.

Tarım ürünlerimizi ve madenlerimizi işlemediğimiz için katma değersiz sattığımız için gelirimiz düşük kalıyor kırsal kesimde yaşayan insanlarımızı üretime katamadığımız için gelişemiyoruz, denizimizi, dağımızı, sahilimizi,planlayamadığımız için kişi başına milli gelirimizi arttıramıyoruz.

Saydığım sektörleri gerektiği gibi kullanabilseydik 150-200 milyar dolar artı gelirimiz olurdu. Yarattığımız her bir dolar ekonomiye 4 kat etki ettiği düşünüldüğünde 800 milyar dolarlık ilave bir ekonomimiz olurdu. Bu da ülkemizin kişi başına gelirinin 2 katına çıkması anlamına gelir.

Online alışverişte hızlı ödeme sayesinde satışlar katlanıyor

Pandeminin de etkisiyle tüketim alışkanlıkları ve beklentiler değişiyor. Online alışverişte güvenlik, kolaylık ve hız öncelikli kriterler halini alırken ödeme adımlarını hızlandıran satıcılar bir adım öne geçiyor. Ödeme süreçlerinin hızlı gerçekleşmesi online alışveriş deneyimini ciddi anlamda iyileştiriyor.

Özellikle pandemi dönemiyle birlikte yükselişe geçen online alışveriş, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu süreçte geleneksel yolla satış yapan mağaza sahipleri e-ticarete yöneliyor, e-ticaret sitesi sahipleri ise müşterilerine sundukları deneyimi iyileştirerek satışlarını artırmayı hedefliyor.

Online alışveriş sektörü ödeme deneyimindeki iyileşmeye bağlı olarak hızla büyüyor. Son 1 yıldaki pandemi dönemi online alışveriş davranışları üzerinde yapılan araştırmalar, iyzico ile Öde sayesinde ödeme adımının %37 hızlandığını ortaya koydu.

Vakit müşteri için en değerli nakit

Araştırmalara göre kullanıcıların %27’si, uzun ve zorlu ödeme sayfaları sebebiyle ödemeyi tamamlamadan sayfayı terk ediyor. Bu kayıp toplam hacim içinde önemli bir yer tutuyor. Ödeme adımına kadar gelen bir müşteriyi kaybetmek, işletmeler için de ciddi bir problem haline geliyor. Bu sebeple markalar, online alışverişte müşterilerinin ödeme adımını en kolay ve kısa sürede tamamlamasını mümkün kılacak yollar aramaya devam ediyor.

Her ödemede 120 karakter

Bir ödeme deneyimi sırasında tüketicilerin ödeme ekranına ortalama 120 karakter girmesi gerekiyor. Bu da ciddi bir vakit kaybı anlamına geliyor ve ödeme adımında satış kaybı ihtimalini artırıyor. Saklı kart veya dijital cüzdan üzerinden ödeme kabul eden markalar, satış kaybı ihtimalini minimuma indiriyor.

Tüketicilerin %40’ı mutsuz

Ödemesini tamamlayan tüketicilerin %40’ı, ürünle ilgili herhangi bir problem yaşadıklarında uzun ve karmaşık iade süreçleri nedeniyle mutsuz oluyor. Bu yüksek oran, markaların müşteri memnuniyeti için de ciddi bir tehlike anlamına geliyor. Müşterilerine sorunsuz bir iptal/iade deneyimi sunan markalar, rakiplerinin önüne geçmeyi başarıyor.

İptal ve iade süreçlerinde destek

Tüketiciler ödemeden teslimata tüm süreçlerde güvenliğin üst seviyede olmasını bekliyor. Alışveriş sürecinde 7/24 destek sunan satıcılar, satışlarını artırabiliyor ve müşterileriyle bir güven ilişkisi kurabiliyor. Müşterisine her adımda cevap verebilen, garantili ve pratik online alışveriş denemi sunabilen satıcılar için finans teknolojileri pek çok imkanı bir arada sunuyor.

Konut Fiyatları En Çok Hangi İl ve İlçelerde Arttı?

Hürriyet Emlak, Şubat 2021 Emlak Endeksi’ni Açıkladı

Gayrimenkul piyasasının nabzını tutan Hürriyet Emlak Şubat 2021 Emlak Endeksi’ni açıkladı. Verilere göre; son bir ay içerisinde satılık konutlarda ortalama metrekare fiyatlarının en çok artış gösterdiği illerin başında %15 ile Edirne, %6 ile Bartın, Afyonkarahisar ve Tekirdağ, %5 ile Van geldi. Endeks verilerine göre son 1 yıl içerisinde il ve ilçelerdeki satılık konut fiyatlarının yükseliş oranları da gözlerden kaçmadı.

Türkiye’nin uzman emlak platformu Hürriyet Emlak’ın ülke genelindeki verilerden oluşturduğu Şubat 2021 Emlak Endeksi verileri açıklandı. Emlak sektörünün son 1 ayda sergilediği performansı masaya yatıran Hürriyet Emlak’ın açıkladığı verilere göre; satılık konut fiyatlarının en çok artış gösterdiği illerin başında %5 ila 15 arasındaki artış oranlarıyla Edirne, Bartın, Afyonkarahisar, Tekirdağ ve Van geldi.  Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise; %55 ile %70 arasındaki oranlarla Muğla, Sakarya, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Diyarbakır başı çekti.

Türkiye genelinde satılık konut fiyatı en çok artan 5 il

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Edirne 2.611 TL 3.000 TL %14,91
2. Bartın 3.005 TL 3.199 TL %6,47
3. Afyonkarahisar 2.160 TL 2.296 TL %6,31
4. Tekirdağ 2.183 TL 2.305 TL %5,60
5. Van 2.250 TL 2.371 TL %5,40

 

Şubat ayı içerisinde metrekare fiyatı en yüksek illerde ilk sırayı 7.015 TL ile Muğla aldı. Muğla’yı, 5.725 TL ile İstanbul, 4.385 TL ile İzmir ve 4.320 TL ile Antalya izledi.

5 büyük ilde yatırımcısına en çok Antalya kazandırdı

Hürriyet Emlak Şubat 2021 Endeksi verileri 5 büyük ildeki devam eden hareketliliği de ortaya koydu. Son 1 ayda 5 büyük il içinde yatırımcısına en çok kazandıran il Antalya oldu. Antalya’yı, İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa izledi.

5 büyük ilde satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Antalya 4.171 TL 4.320 TL %3,58
2. İstanbul 5.575 TL 5.725 TL %2,69
3. İzmir 4.300 TL 4.385 TL %1,97
4. Ankara 2.692 TL 2.741 TL %1,83
5. Bursa 2.608 TL 2.644 TL %1,40

 

Türkiye’nin yükselişe geçen ilçeleri

Emlak fiyatlarında yaşanan yükselişi gösteren endeks verileri, ilçelerdeki satılık konut fiyatlarındaki hareketliliği de ortaya koydu. Türkiye genelinde alıcısına son 1 ay içerisinde en çok kazandıran ilçelerin başında; %13 ila 22 arasındaki değişimlerle İstanbul-Başakşehir, Giresun-Merkez, Antalya-Serik, İstanbul-Arnavutköy ve Osmaniye-Merkez geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise en yüksek artışlar %92 ila 123 arasındaki oranlarla İstanbul-Avcılar ve Sarıyer, Muğla-Fethiye ve Bodrum’da ve de İzmir-Foça’da dikkat çekti.

Türkiye genelinde satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. İstanbul – Başakşehir 6.232 TL 7.620 TL %22,29
2. Giresun – Merkez 1.481 TL 1.750 TL %18,12
3. Antalya – Serik 4.324 TL 4.963 TL %14,79
4. İstanbul – Arnavutköy 3.235 TL 3.684 TL %13,88
5. Osmaniye – Merkez 1.863 TL 2.115 TL %13,58

 

İstanbul’da satılık konutlarda Başakşehir rekora koşuyor

Hürriyet Emlak, Şubat 2021 Endeksi verilerine göre İstanbul satılık konut piyasası son 1 ayda yükselişe geçti. İstanbul satılık konut piyasasında dikkat çeken ve son 1 ayda %8 ila 22 oranındaki yükselişin yaşandığı ilçeler ise Başakşehir, Arnavutköy, Avcılar, Beykoz ve Ümraniye oldu. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise %79 ila 123 arasındaki oranlarla Avcılar, Sarıyer, Beykoz, Beşiktaş ve Üsküdar başı çekti.

İstanbul satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Başakşehir 6.232 TL 7.620 TL %22,29
2. Arnavutköy 3.235 TL 3.684 TL %13,88
3. Avcılar 3.949 TL 4.439 TL %12,42
4. Beykoz 11.563 TL 12.671 TL %9,58
5. Ümraniye 4.459 TL 4.846 TL %8,69

 

Ankara’da satılık konutlardaki metrekare fiyat artışlarında Polatlı ilk sırada geliyor

Ankara, il genelinde yatırımcısına kazandırırken Ankara’nın ilçelerinde de son 1 ayda fiyatlar yükselmeye devam etti. Polatlı liste başında yer alırken Polatlı’yı Keçiören, Etimesgut, Mamak ve Altındağ takip etti. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise %34 ile 90 arasındaki artışlarla Gölbaşı, Çankaya, Pursaklar, Sincan ve Keçiören dikkat çekti.

Ankara satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Polatlı 1.350 TL 1.423 TL %5,41
2. Keçiören 2.207 TL 2.297 TL %4,10
3. Etimesgut 2.758 TL 2.831 TL %2,64
4. Mamak 1.854 TL 1.901 TL %2,53
5. Altındağ 2.051 TL 2.085 TL %1,69

 

İzmir’de Güzelbahçe, satılık konut fiyatlarındaki yükselişle dikkat çekti

İzmir, her dönem olduğu gibi satılık konut piyasasındaki hareketliliğini geçtiğimiz 1 ay içinde de korumaya devam etti. Fiyatı en çok artan ilçelerin başında Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Kemalpaşa ve Çeşme geldi.  Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise Foça, Urla, Çiğli, Seferihisar ve Menderes %55 ile 93 arasındaki yükseliş oranlarıyla dikkat çekti.

İzmir satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Güzelbahçe 7.834 TL 8.426 TL %7,54
2. Seferihisar 4.649 TL 4.991 TL %7,37
3. Urla 8.422 TL 9.018 TL %7,07
4. Kemalpaşa 2.727 TL 2.909 TL %6,67
5. Çeşme 13.504 TL 14.306 TL %5,94

 

Antalya’nın Serik ilçesinde satılık konuta olan yatırım artıyor

Antalya satılık konut piyasasında son 1 ayda yaşanan yükselişle dikkat çeken ilk ilçe fiyatların %15 arttığı Serik oldu. Devamında yüzde 4 ile 8 arasındaki artışlarla Finike, Döşemealtı, Kaş ve Konyaaltı geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise %50 ile 85 arasındaki artışlarla dikkat çeken ilçeler Konyaaltı, Serik, Alanya, Muratpaşa ve Kepez oldu.

Antalya satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Serik 4.324 TL 4.963 TL %14,79
2. Finike 2.871 TL 3.105 TL %8,14
3. Döşemealtı 4.455 TL 4.722 TL %6,01
4. Kaş 8.353 TL 8.800 TL %5,36
5. Konyaaltı 6.524 TL 6.815 TL %4,46

 

Bursa’nın şubat şampiyonu Mudanya oldu

Bursa’nın son 1 ayda fiyatı en çok artan ilçeleri yüzde 2 ile 8 arasındaki oranlarla Mudanya, Nilüfer, Orhangazi, Yıldırım ve Gemlik oldu. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise %18 ile 55 oranındaki artışlarla Gemlik, Mudanya, Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım sıralandı.

Bursa satılık konut fiyatları değişim oranları

  Ocak 2021 

Ort. m2 Fiyat

Şubat 2021 

Ort. m2 Fiyat

Aylık Değişim
1. Mudanya 3.161 TL 3.409 TL %7,84
2. Nilüfer 3.215 TL 3.352 TL %4,25
3. Orhangazi 2.053 TL 2.121 TL %3,34
4. Yıldırım 2.273 TL 2.346 TL %3,23
5. Gemlik 2.556 TL 2.611 TL %2,17

 

Hürriyet Emlak Eş Genel Müdürü Zeynep Tandoğan, şubat ayı verilerini şu şekilde değerlendirdi: “2021 yılının ilk çeyreğini tamamlamak üzereyiz. TÜİK’in açıkladığı şubat ayına ilişkin konut istatistiklerine göre satışlar bir önceki aya kıyasla yükseliş içerisinde. Ocak ayında gerçekleşen konut satış rakamları 70 bin 587 iken bu rakamın şubat ayında %15 oranında artarak 81 bin 222’ye yükseldiğini görüyoruz. Geçtiğimiz senenin ocak-şubat ayları arasındaki oran %4’tü. Bu bağlamda her ne kadar konut satışları 2020 yılının şubat ayına kıyasla %31,6 düşmüş olsa bile ilk iki aydaki makasın bu sene daha açık olması sektör için umut verici. Yüksek faizlerin etkisiyle ev alımına olan ilgi hâlâ düşük seviyede. Ancak yılın ikinci yarısında beklentiler faizlerin düşmesi üzerinde toplanıyor. Böyle bir durumda piyasanın hızlanması kaçınılmaz. Biz de Hürriyet Emlak olarak hazırladığımız Şubat 2021 Endeksi’nde satılık konutların hem son 1 ayda hem de son 1 yılda il ve ilçe bazındaki yükselişini gözler önüne serdik. Satılık konutların ortalama metrekare fiyatlarında son 1 ayda en yüksek artış Edirne ilinde ve Başakşehir ilçesinde gerçekleşti. Yıllık bazda değerlendirdiğimizde ise Muğla’da %70’e yakın bir fiyat artışı oldu. İlçe olarak baktığımızda ise gayrimenkule olan yatırımda ciddi bir yükselişin olduğu göze çarpıyor. İstanbul’un Avcılar ve Sarıyer ilçeleri değerlenirken, Muğla’nın Fethiye ve Bodrum ilçelerinde %100’ün üzerindeki fiyat artışı Ege’nin de değerlenmeye devam ettiğinin önemli bir göstergesi… Önümüzdeki dönemde de hem Ege bölgesinde hem de Türkiye genelinde gayrimenkulün önemli bir yatırım aracı olmaya devam edeceğini öngörüyoruz.”

Finans şirketlerinin siber güvenlik sorunu yaşamasının beş nedeni  

Finansal hizmetler sunan şirketler, uzun süredir siber suçlular için popüler bir hedef konumunda bulunuyor. Siber güvenlikte dünya lideri olan ESET, uluslararası kurumların raporlarını ve siber güvenlik risklerini inceleyerek finans şirketlerinin siber güvenlik sorunu yaşamalarının nedenlerini inceledi.

Finans şirketlerini siber suçlular için cazip kılan iki temel unsur yer alıyor. Bunlardan ilki finans şirketlerinin odak noktalarının para olması diğeri ise hassas müşteri verilerine sahip olmaları. Müşteri verileri siber suçluların çeşitli dolandırıcılık yöntemlerinde kullanabileceği ve karanlık ağda satabileceği bilgiler içerdiği için en az para kadar değerli. Verizon’un 2020 Veri İhlali İncelemeleri Raporu’na göre finans sektörü yalnızca geçtiğimiz yıl bin 500’den fazla olayla ve verilerin yanlış kişilerin eline geçtiği 448 onaylanmış durumla karşılaştı.

Uzun süredir devam eden tehditlerin yanı sıra şirketler uzaktan çalışmaya hızlı bir şekilde geçiş yaptığı için bir çok tehditle karşı karşıya kaldı. Oldukça kısa bir sürede uzaktan çalışmaya geçmek zorunda kaldıklarından, şirketlerin uygun siber güvenlik önlemlerini almak veya çalışanlarını siber tehditlere karşı hazırlamak üzere çok az zamanları oldu. ESET şirketlerin, çeşitli etkenlerden ötürü sıklıkla karşılaştıkları zorlukları beş başlık altına topladı.

Yetenekli ve deneyimli çalışan sayısının azlığı

Birçok şirket çeşitli tehditlere karşı savunmalarını güçlendirmek üzere deneyimli veya yetenekli siber güvenlik uzmanlarına kadrolarında yer vermek adına yarış halinde olsa da bu özelliklere sahip yeterli sayıda kişi bulunmuyor. Uzun yıllardır ilk defa siber güvenlik alanındaki iş gücü farkı azalmasına karşın yine de dünya genelinde 3,12 milyon çalışan ihtiyacı bulunuyor. Dünya çapındaki bu uzman açığını gidermek için istihdam seviyesinin Amerika‘da yüzde 41, dünya genelinde ise yüzde 89 oranında  artması gerekiyor.

Yetersiz bütçe

Siber güvenliğe yeterince bütçe ayırmamaları, şirketlerin karşılaştıkları tehditlerle mücadele etmesini engelleyen temel nedenler arasında yer alıyor. Ernst & Young tarafından yürütülen bir ankete göre, ankete katılan kuruluşlardan yüzde 87’si hedefledikleri siber güvenlik seviyesine ve dayanıklılığına ulaşmak için yeterli bütçeye sahip olmadığını belirtmiş. Yeterince kaynağa sahip olmayan şirketler, yeterli siber güvenlik uzmanı çalıştıramıyor veya çeşitli siber tehditlere karşı dayanıklı olmak için ihtiyaç duydukları teknik önlemleri alamıyor.

Kendi siber güvenliğine fazla güvenme

ESET’in tespitlerine göre yapılan en yaygın hatalardan biri, şirketlerin kendi siber güvenlik önlemlerini olduğundan daha iyi görmesi. Şirketler her alanda en iyi olanaklara sahip olduklarını düşünse de, ihlallere karşı yama yönetimi konusunda en iyi politikalara sahip olmayabilir. Bu duruma iyi ama aynı zamanda da talihsiz bir örnek ise Windows’taki BlueKeep zafiyeti. Yama 2019 Mayıs ayında yayımlandı ve Microsoft herkesin derhal yamayı yüklemesini istedi. Bir ay sonra Ulusal Güvenlik Ajansı da bu konuda uyarı yayımladı, ancak Temmuz ayına gelindiğinde güvenlik açığına sahip, saldırıya açık 805,000’den fazla makine bulunuyordu. Bu durum Kasım ayında ilk BlueKeep saldırıları ortaya çıktığında en kötü noktaya ulaştı.

Farkındalıkla ilgili eğitim eksikliği

Bir şirketin siber güvenliğini tehlikeye atan konulardan birisi de çalışanların yeterli siber güvenlik farkındalığı eğitimi görmemesidir. Çalışanların kötü amaçlı yazılım indirerek veya şirket kimlik bilgilerini farklı platformlarda kullanarak dolandırılmaları gibi riskler, COVID-19 dolayısıyla uzaktan çalışmaya geçişle birlikte oldukça arttı. Ponemon Institute tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, şirketlerin pandemi esnasında siber saldırılarda ciddi bir artış olduğunu belirtmesine rağmen, katılımcıların yüzde 24’ü kuruluşlarının uzaktan çalışmayla ilgili risklere karşı yeterli eğitimi sağlamadığını ifade ediyor. Ayrıca aynı çalışma, şirketlerin yarısından fazlasının uzaktan çalışanlar için tüm gereksinimleri karşılayan güvenlik politikalarına sahip olmadığını da belirtiyor.

Siber güvenliği yeterince önemsememe

Bazı kuruluşlar işletmeleri açısından siber güvenliğin öneminin farkında değiller. Finansal genişleme veya yeni ürünler geliştirme gibi daha önemli gördükleri diğer alanlara yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Siber güvenlik önlemlerinin, bir veri ihlali sonucu olası kayıplardan daha yüksek maliyetli olması gibi nedenlerden ötürü siber güvenliğin yararına oranla yüksek maliyetli olduğunu düşünebilirler. Ancak olası cezalar ve kayıplar kısa vadede çok yüksek maddi kayıplara neden olmasa da, şirketin ününü göz önünde bulundurduğumuzda müşteri güveninin kaybolması gibi daha büyük çapta zarar verecek uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Buna ek olarak, başarılı olmaları durumunda siber suçlular, karanlık ağda satabilecekleri müşteri verilerinin yanı sıra fikri mülkiyet haklarına erişim sağlayabilir. Bu nedenle siber güvenlik, şirketi ve şirket müşterilerini koruduğundan göz ardı edilmemelidir.

Bir iş sözleşmesi ile birden çok işverenin birlikte istihdam ettiği işçinin haklarından hangi işveren sorumludur?

“Özellikle gurup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimi olan birlikte istihdam şeklindeki çalışmada, işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir”. (Y9HD.22.11.2017 T., E.2016/28027., K.2017/18860) Legalbank.

Başka bir anlatımla, işçi yönetim organizasyonu kapsamında iş görme edimini birden fazla işverene sunmaktadır. İşçinin işçilik haklarından hangi işverenin sorumlu olacağı uygulamada bazı sorunlara yol açmaktadır. İşverenler arasında organik bağın var olup olmadığı önem kazanmaktadır. Şayet organik bağ varsa işçilik haklarından tüm işverenlerin birlikte sorumluluğu söz konusu olmaktadır.

Yargıtay’a göre, “Organik bağ ilişkisinde işveren sıfatı olan tüzel kişinin, işçinin iş sözleşmesinden veya iş kanunundan doğan haklarını kullanmasının engellenmesi için temsilde farklı kişiliklere yer vermesi söz konusudur. Bu durumda tüzel kişinin bağımsızlığı sınırlanır ve organik bağ içinde olunan kişi ile özdeş kabul edilir. Bu anlamda; tüzel kişilik hakkının kötüye kullanılması, kanuna karşı hile, işçiye zarar verme (haklarının alınmasını engelleme), tarafta muvazaa (hizmeti kendisine verdiği halde başka bir kişiyi kayıtta işveren olarak gösterme) ve namı müstear yaklaşımı nedeni ile dolaylı temsil söz konusudur.

Bu durumların söz konusu olduğu halde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek işveren veya organik bağ içinde olan tüm işverenler sorumlu tutulmaktadır. Organik bağ ise şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşılır. Davalı şirketlerin aynı adreste faaliyet gösterdiği, aynı alanda faaliyet gösteren bu şirketlerin yetkilisi ve müdürünün aynı olduğu, davacının bütünlük teşkil eden çalışmasını çalıştığı yer, yaptığı iş ve pozisyonunda herhangi bir değişiklik olmadan sürdürdüğü ve neticede şirketler arasında organik bağ bulunduğu, bu nedenle talep edilen işçilik alacaklarından her iki şirketin de müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece talep konusu alacaklardan davalı şirketlerin müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile iş yeri devri kurallarına göre sonuca gidilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir” (Y9HD.02.12.2019 T., E.2016/10785., K.2019/21385) Legalbank.

Yargıtay’ın bir çok kararında da belirtildiği gibi işçinin tek bir iş sözleşmesi ile birden fazla işveren tarafından istihdamı halinde, çalışma bütün olarak değerlendirilmekte ve burada tek bir iş ilişkisinin varlığı kabul edilerek tüm işverenlerin işçilik haklarından birlikte sorumlu oldukları sonucuna varılmaktadır.

“Emlakta Veri Bankası kurulmalı”

Gayrimenkul verileri konusunda Türkiye’de çeşitli projeler hayata geçirilmeye başlanmış olsa da henüz yurtdışındaki zenginliğe ulaşılmış değil. Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Kanada Temsilcisi Seyfi Tomar “Emlak sektöründeki mevcut dağınıklık mesleki paydaşlarlarla yapılacak iş birliği sayesine rahatlıkla aşılabilir ve böylesi bir ortak çalışma ile büyük bir veri bankası sahibi olabiliriz” önerisinde bulundu.
‘Adımlar yeterli değil’
Gayrimenkule yatırım yapacak insanların hangi gayrimenkule veya projeye yatırım yapacağını kararlaştırma sürecinin önemine dikkat çeken Tomar, “Karar almayı kolaylaştıracak ortamı hazırlamak ilk başta kamuya ve devamında kamunun sağlayacağı alt yapıyla sektör paydaşlarına düşer. Türkiye’de bu alanlarda hissedilen iyi niyet ve bazı adımların atılıyor olması sektörün geleceği açısından önem arz ediyor. TAKBIS, WebTapu gibi projelerin geliştirilmiş olması, coğrafi bilgi sistemlerinde sağlanan ilerleme, numarataj gibi temel hizmetlerin geldiği noktalar, başta İstanbul olmak üzere özellikle büyükşehir belediyelerine ait otomasyon sistemlerinden sağlanabilen veri tabanları sektör için önemlidir. Farklı oyuncuların sahip oldukları veri tabanlarının birleştirilmesi ya da kamu tarafından tüm paydaşlara hizmet verecek veri tabanı hizmetinin gelecekte sunulabilmesi sektör için önemli adım olacaktır” dedi.
Yurt dışında örnekleri var
Dijital çağda emlak sektörü büyük atılımlara gebe olduğuna dikkat çeken Tomar, yurt dışından ise şu örnekleri verdi: “Ulusal Emlakçılar Birliği (NAR) ve Kanada Emlakçılar Birliği (CREA) gibi kurumlar, Türkiye ve Avrupa’daki meslektaşlara kıyasla yeni sürece daha hazırlıklı ve avantajlı konumda bulunuyorlar. Türkiye’deki sektörel dernek ve kurumlar, CEPI ve FIABCI gibi uluslararası kuruluşlar bu yeni treni yakalamak için hızlı ve doğru adımlar atmak zorunda. Kuzey Amerika coğrafyasındaki emlakçılar, Çoklu Listeleme Servisi (Multiple Listing Service –MLS) MLS ve MLS bünyesindeki “kamuya ait 50 yıllık veri” tabanına erişim sayesinde çok daha sağlıklı kararlar alabiliyor.”
NAR ve CREA bünyesindeki emlakçılar bu verilere erişim sayesinde mesleklerini somut verilere dayanarak çok daha doğru ve etkili şekilde sürdürebildiklerini ifade eden Tomar, “Elbette şunun altını çizmem gerekiyor. Kuzey Amerika coğrafyasındaki bu sistem tek başına emlakçıların başardığı bir sistem değil. Bu 50 yıllık veri tabanı emlakçılar, encümenler, değerleme ve ipotek uzmanı gibi birçok meslek gurubunun ortak çalışması sonucu ortaya çıkmıştır” diye konuştu.
‘Türkiye’de de benzeri yapılabilir’
Türkiye’de de belediyeler, değerleme uzmanları, ipotek uzmanları ve emlakçıların ortak kuracağı bir çatı örgütün Kuzey Amerika’daki benzer veri deposunu rahatlıkla oluşturabileceğine inandığını dile getiren Tomar, “Ortak paydaşlarımız sadece emlak teşkilatları değildir, gayrimenkul işlemleri ile alakalı bütün meslek gruplarıdır. Böyle bir veri tabanı kamu kurumları ve özel sektörün birbirini tamamlamasının yanı sıra, dijital veride zenginliği, bu verilere erişim kolaylığı sağlayacak. İnternette mevcut dolaşımda bulunan ya da silinmiş veriler, belediyelerin son 50 yıldaki bilgilerin senkronize edilmesi önemli bir veri bankasının oluşturulması için yeterli olacaktır” dedi.
‘Kaliteyi artıracak’
Tomar, yapılacak çalışmalarla verinin merkezileşmesi karar mekanizmasını da merkezileştireceğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu da, meslek grubu teşkilatlara üyeler üzerinde sertifikasyon, zorunlu eğitim, aidat toplama, mesleki etik kuralların hayata geçirilmesi ve bunların düzenlenmesi yetkisini artıracaktır. Emlak sektöründeki mevcut dağınıklık mesleki paydaşlarlarla yapılacak iş birliği sayesine rahatlıkla aşılabilir ve böylesi bir ortak çalışma ile büyük bir veri bankası sahibi olabiliriz. İlgili meslek gruplarından bir çalıştayın kurulması zaruridir. Geleceğe sahip çıkmak büyük veri deposuna (BIG DATA) hükmetmektir.”

Influencer Marketing’de Başarı İçin Üç Kural: Hedef Kitle Analizi, Doğru Influencer ve Bütçe Yönetimi

Influencer marketing sektörünün dünyadaki büyüklüğünün 10 milyar doları bulduğunu belirten SEM Genel Müdürü İhsan Ceyhan Solak, sektörün 2021’de 15 milyar dolara ulaşacağını belirtti. Solak, markaların influencer marketing yaparken mikro influencer’ları daha çok tercih ettiğini belirterek, başarının hedef kitleye odaklanmakla geldiğini anlattı. Solak “Influencer marketing yaparken doğru seçimler ve detaylı analiz ile bütçe kullanımı en önemli konulardır, markalar ‘bu aralar’ moda oldu diye influencer marketing yaparlarsa, istenen sonuçları alamazlar” dedi.

Influencer Marketing sektörü, Covid-19 ile beraber dünyanın eve kapanması sürecinde sosyal medyaya olan ilgilinin yüzde 70 oranında artması ve kişilerin dünya genelinde ortalama 6 saatini internette geçirmesiyle beraber hızlı bir yükseliş kaydetti. Verilere göre; influencer marketing sektörü dünya genelinde son 5 yılda 6 kat büyüdü ve 10 milyar dolarlık hacme ulaştı. Uzman değerlendirmelerinde ise, sektörün online hayatın hızlanarak devam ettiği 2021 yılında da yükselişini sürdürerek, 15 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacağı belirtildi. SEM Genel Müdürü İhsan Ceyhan Solak, influencer marketing alanında fenomen sayısının dünya genelinde 38 milyona ulaştığını ifade etti. Her geçen gün influencer sayısının arttığını kaydeden Solak, şu bilgileri verdi:

10 Yıldır Influencer Marketing Var

“Influencer marketing hayatımıza gireli 10 yıl oldu. Bugün ulaştığımız noktada bilgilerimizi yeniden ele almak, sektörü doğru değerlendirmenin en önemli kaynağını oluşturuyor: Influencer marketing; özel takipçi kitlesine sahip ve kendi alanında uzman olan kişilerin onayını alan ürünü takipçilerine anlatmalarıyla meydana gelen bir pazarlama çeşidi. Peki, bu çalışma nasıl gerçekleşiyor? Öncelikle influencer marketing yaparken şunları sormak lazım: Nasıl bir strateji uygulayacağım? Medya planlama süreci, benim pazarlama alanımda nasıl bir rol oynayacak. Bu sürece ne kadarlık bir bütçe ayıracağım? Hangi hedefleri koyacağım? En önemlisi de hangi fenomen ile çalışacağım ve kampanyayı nasıl kurgulayacağım? Bu sorular, influencer marketing yapmak isteyen tüm markaların aklını meşgul ediyor. Ama yanıtlarını bulmak o kadar zor değil. Önemli olan, influencer marketing yapmanın alfabesini bilen kuruluşlardan destek almaktır. Bu da, beraberinde başarıyı getirecek.”

Planlama Yapmak Çok Önemli

Influencer marketing yaparken stratejiyi doğru belirlemenin çok önemli olduğunun altını çizen SEM Genel Müdürü İhsan Ceyhan Solak, “Influencer marketing yaparken dijital etkileşim kanalına uygun strateji, bütçe uygulaması ve bu çalışmanın sonuçlarının ölçümlenmesi oldukça önemli. Bu çalışmayı yaparken, dijital kanallar hem kendi içinde bağımsız olmalı, hem de diğer pazarlama kanalları ile uyumlu şekilde hareket etmeli. Doğru yapılmış bir medya planı da bu influencer marketing çalışmasına değer katacaktır. O nedenle en önemli şey güçlü bir strateji oluşturmaktır. Günün sonunda ulaşmak istediğiniz amaç net ve tanımlı olmalı. Sadece ‘bu aralar’ moda oldu diye influencer marketing yapmak, istenen sonuçları vermez” dedi.

Ürün ile ilgili farkındalık yaratmanın önemine değinen Solak, “Bunu influencer marketing sisteminin tüm birleşenlerini yerine getirerek yapabilirsiniz. Önemli olan lansman sürecinizi desteklemek, kampanya döneminizi duyurmak, özel gün satışlarınızı arttırmak, satışları iyi giden bir ürününüzü daha fazla desteklemek, rekabete açık olan ürününüzün değerlerini hedef kitleye hatırlatmaktır. Bu alanda da influencer marketing’i kullanmak geriyor. Bugün iyi bir medya planlaması yapılarak başarıya ulaşmak mümkün” diye konuştu.

Hedefi Doğru Belirleyin

Global çapta yapılan influencer marketing çalışmasını incelemek, bu işi yapan ekiplerden görüş almak ve tahminlere dayalı çalışmalar yapmanın başarıyı yakalamak için yeterli olmayacağını anlatan İhsan Ceylan Solak, başarılı bir influencer marketing kampanyası için şu önerilerde bulundu:

“Influencer marketing çalışmasını tek başına yani profesyonel yardım almadan yapmaya çalışan markalar görecekler ki, bu alanda ulaşmaya çalışacakları sonuç verileri oldukça kısıtlı. Önemli olan işin profesyonelleriyle çalışmaktır. Türkiye’de influencer marketing bütçeleri, markaların tanıtım bütçelerinin yüzde 20’sine ulaşmış durumda. Özel gün ve dönemlerde bu oran yüzde 35’lere ulaşıyor. Birçok farklı kanalda influencer marketing çalışması yapılıyor. Önemli olan başarılı bir influencer marketing çalışması için, hedefi doğru belirlemektir. Markalar hedeflerine giden yolun uzun olduğunu bilmeli; sabırlı davranmalı. Ürün lansmanı için erişim hedefi koyarken, stoğu fazla olan ürünler için satış hedefi belirlenmeli, dijital mecralarının öne çıkarılması için de etkileşim hedefi koyulmalı. Bütçeleme bunlara göre doğru yapılmalı.”

Mikro Fenomenler Tercih Sebebi

Influencer marketing çalışmalarında fenomen seçiminde markaların kafasının karışık olduğunu anlatan Solak, “Markalar ‘Kimi seçmeliyim, takipçi sayısı çok olanı mı yani makro denilen 500 bin ile 1 milyon takipçisi olan influencer’ı mı, yoksa mikro denilen 15 binden küçük ama belli bir kitleye seslenen influencer’ı mı’ diye düşünüyorlar. Bu sorular bitmiyor. Önemli olan markanıza ve kendinize uygun influencer seçiminden önce, hedef kitlenin marketing çalışmasını yapacağınız zaman o çalışmaya uygun olup olmadığını bilmektir. Sonuçta, hedef kitlenizi onlar oluşturuyor. Takipçi sayısı gibi veriler kampanyanızla ilgili sorulara ışık tutabilir ama hedef kitlenin davranışlarını bilmek, makro ya da mikro fenomenden mi etkilendiklerini anlamak başarıyı getirecektir” diye konuştu.

Markaların mikro fenomenleri daha fazla tercih ettiğini anlatan SEM Genel Müdürü İhsan Ceyhan Solak “Çünkü markalar tanıtacakları özel ürünün değerinin korunmasını istiyor. Araştırmalar da mikro fenomenlerin makro fenomenlere göre Instagram’da 3, Youtube’da 4 kat daha fazla etkileşim aldığını ortaya koyuyor. Ayrıca birden fazla platformda yer alan bir fenomen ile influencer marketing yapıldığında ise TikTok Youtube’dan 10 kat, Instagram’dan ise 5 kat daha fazla etkileşim alıyor” dedi. Kampanyaların konusunda uzman ekiplerce yapılmasının markanın kazandığı bir marketing çalışması olduğunu anlatan Solak “Fenomen kendi kitlesini en iyi bilen, o kitle ile günden güne geliştirdiği iletişimin alt yapısına sahip tek kişi. O kişi, kitlesine uygun bir kurguyu ‘doğal’ yollardan üretebilmeli. Üretebiliyorsa siz de onunla çalışmalısınız. Bırakın işini yapsın. Marka renkleri ile onları giydirmek, marka söylemleri ile konuşturmak, marka imajına sokmak bu işi sıradan bir reklamdan bir adım öteye geçiremez. Influencer marketing’de veri analizi yaparak arama ağı reklamları çıkmak, video reklamları yayına almak, yeniden pazarlama faaliyetlerini planlamak markaları daha başarılı kılacaktır. Araştırmalarımız influencer marketing faaliyetlerinin sadece kampanya dönemlerinde değil, sürekli iletişim ile devam etmesi, kitlelerin söylemlerinizi içselleştirmesinde önemli rol oynadığını gösteriyor. Henüz markaların sadece üçte biri sürekli iletişim planını hayata geçirebiliyor” ifadelerini kullandı.

Profesyonel Destek Alınmalı

Influencer marketing hizmeti veren ajanslar ve platformların sayısının dünya genelinde 5 yıl önce 190 olduğunu ama bugün 1.500 oyunculu bir sektöre dönüştüğünü anlatan Solak, Türkiye’de de bağımsız ajansların sayılarının her geçen gün arttığını belirtti. Solak “Influencer marketing çalışmasını markalar kendi ekipleriyle yapmak yerine bu işin uzmanı ekiplerle yaparlarsa daha yüksek başarıya ulaşabilirler. Bu sayede markalar kampanyalarını ‘tecrübe’, ‘analiz kabiliyeti’ ve ‘dijital olgunluk’ incelemeleriyle yapmış olurlar. Başarı ile teslim edilen ve analizlerinin doğru kaydedildiği her kampanya bir sonraki için altın değerinde iç görü sunar. Daha da önemlisi influencer marketing kampanyalarını, diğer dijital pazarlama kanallarına entegre edebilme yetisi markaların rekabetteki en önemli sırrını ortaya koyuyor. SEM olarak tüm bu konularda müşterilerimize en iyi deneyimi sunmak için çalışıyoruz” dedi.

Girişim yatırımları rekor üstüne rekor kırıyor

Young business team watching for new presentation
Young business team watching for new presentation, teamwork. Project start up, adherents cooperation

KPMG Türkiye, 212 iş birliği ile hazırladığı ‘Türkiye Start-up Yatırımları Raporu’nu açıkladı. Rapora göre 2020 yılında girişimlerin aldığı yatırımlar bir önceki yıla göre yüzde 35 artarak 143 milyon dolar işlem hacmiyle, Türkiye girişim ekosisteminin tarihi rekoruna imza attı. Start-up’ların hisse satışları da dahil edildiğinde ise 2020 yılında toplam işlem hacmi 2,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. 

KPMG Türkiye, 212 iş birliği ile ‘Türkiye Start-up Yatırımları Raporu’nun ikincisini açıkladı. Girişim ekosisteminin 2020 yılındaki performansını değerlendiren rapor, pandemi sonrası yükselen dijital platformlara ilginin devam ettiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Türkiye girişim ekosistemi tarihinin en yüksek yatırım faaliyetine tanık oldu. 2020 yılındaki toplam 143 milyon dolarlık start-up yatırımları, 2019 yılındaki yatırım tutarının yüzde 35 fazlası. 2020’de Türkiye’de yatırım ve hisse satışları dikkate alındığında yıldızı en çok parlayan girişimler oyun alanındaki start-up’lar oldu.

KPMG Türkiye Birleşme ve Satın Alma Danışmanlığı Lideri Gökhan Kaçmaz, Türkiye girişim ekosisteminde 2020’deki faaliyetlerin tarihi bir rakama ulaştığını belirterek, “VC yatırımcıları ve melek yatırımcılar tarafından 155 start-up’a yapılan toplam 143 milyon dolarlık yatırım ile 2019’a göre yüzde 35 artışla daha önce görülmemiş seviyede yatırım faaliyetine tanık olduk” dedi.

Kaçmaz, yatırımlarla ilgili şu bilgileri verdi:

“2020’de Türkiye yatırım ve start-up ekosistemi tarihinin en yüksek geç dönem VC yatırımları gerçekleşti. 2020’de Geç Dönem VC yatırımları 42 milyon dolar seviyesine ulaştı. Yatırım seviyesi 2019’da 7 milyon dolar, 2018’de ise 15 milyon dolar seviyesinde kalmıştı. Bu durum girişimcilere ekosistemin belli bir olgunluğa ulaştığı mesajını veriyor. Önümüzdeki yıllarda yeni girişimlerin de etkisiyle hem büyümeye devam eden, hem de olgunlaşan bir girişim ekosistemi ile Türkiye, ekosisteme değen tüm paydaşları umutlandırmaya devam ediyor. Güncel trendler, Türk start-up’larının geç dönem yatırımlarını öncelikle küresel yatırımcılardan aldıklarını gösterirken, yerli yatırımcılarının büyük bir kısmı erken dönem start up’lara yöneliyor.”

212’nin kurucu ortağı Ali Karabey ise 2020 yılını şu şekilde değerlendirdi:

“Türkiye’de girişimlere yapılan yatırımlar 2020’de tüm zamanların rekorunu kırdı. 2020’de 155 girişim 143 milyon dolar yatırım aldı. Bu girişimler arasında en çok yatırım alan dikeyler Yazılım, Finans, Sağlık ve Yapay Zeka Teknolojileri oldu. Türkiye, pandemi döneminde ilk unicorn’unu çıkararak zor zamanlarda bile başarılara imza atabileceğini kanıtladı.”

Türkiye Start-up Yatırımları Raporu’na göre yıl içindeki önemli hareketler şöyle:

Getir, Ocak 2020’de tamamladığı yatırım turu ile 25 milyon doları Silikon Vadisi yatırımcısı Michael Moritz’den olmak üzere toplam 38 milyon dolarlık yatırım topladı.

212’nin portföy şirketlerinden Insider, 2020’de Sequoia Capital, Riverwood Capital, Endeavor Catalyst ve Wamda Capital’den almış olduğu 32 milyon dolarlık yatırım ile hem tüm girişimler içerisinde öne çıktı, hem de SaaS (hizmet olarak yazılım) sektöründeki toplam yatırım tutarının büyük çoğunluğunu oluşturdu.

ABD’de en çok indirilen 10 meditasyon uygulamasından biri olmayı başaran sağlık teknolojisi girişimi Meditopia, 60 milyon dolarlık değerleme ile kurumsal ve bireysel yatırımcılardan toplam 15 milyon dolarlık yatırım aldı.

Oyunlar zirvede

2020 yılında en fazla yatırım çeken ana dikeyler Oyun, Retailtech (perakende teknolojileri) ve Fintech olurken işlem adeti bakımından ise en çok işlemin gerçekleştiği dikeyler SaaS, Fintech ve Healthtech (sağlık teknolojileri) oldu. Bununla birlikte hem 2019 hem de 2020’de yeni kurulan start-up’lar arasında en büyük payı oyun alanındaki start-up’lar aldı. Bunda sene içerisinde Amerika kökenli oyun şirketi Zynga’nın sırasıyla yaptığı Peak Games (1,8 milyar dolar) ve Rollic Games (168 milyon dolar) satın alımların potansiyel etkisi bulunuyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, GİGDER’in uluslararası dijital dergisi ‘Explore Turkish Realty’nin 3. sayısına konuştu

Kurum: “Şehircilik anlayışımızla dünyaya ev sahipliği yapmaya hazırız”

GİGDER, Türkiye gayrimenkul sektörünün yurt dışındaki tanınırlığını artırmak amacıyla Türkçe ve İngilizce olarak üç aylık periyotlarla hazırladığı uluslararası dijital dergisi Explore Turkish Realty’nin 3. sayısını yayınladı. Derginin bu yeni sayısında Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, konutların, sosyal ve kamusal alanların ‘geleceğe hitap eden şehircilik anlayışıyla’ nasıl tasarlandığını anlattı

Konut çevresine serpiştirilmiş donatı anlayışı yerine donatı merkezli bir konut anlayışını benimsediklerini kaydeden Kurum, “Ekolojik koridorlarıyla, millet bahçeleriyle, afetlere dayanıklı sosyal donatı merkezli konut ve akıllı şehir projeleriyle dünyada örnek bir şehircilik çalışması yürütüyoruz. Pandemi sonrası süreçte Türkiye, istikrarlı kalkınmanın üssü olmaya devam edecek. Geleceğe hitap eden şehircilik anlayışıyla dünyaya ev sahipliği yapmaya hazırız” dedi

Gayrimenkul Yurt Dışı Tanıtım Derneği (GİGDER), Türkiye gayrimenkul sektörünün yurt dışındaki tanınırlığını artırmak amacıyla Türkçe ve İngilizce olarak üç aylık periyotlarla hazırladığı uluslararası dijital dergisi Explore Turkish Realty’nin 3. sayısını yayınladı. GİGDER, Türkiye gayrimenkul sektörüyle ilgili en doğru ve güncel verileri paylaşmanın yanı sıra sektörle ilişkili olan inşaat, sağlık, turizm gibi pek çok alandaki yenilikleri ve güncel haberleri okurlarıyla buluşturan derginin bu yeni sayısının kapağına Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’u taşıdı.

Türkiye’nin 81 ilinde ‘yaşanabilir, güvenli ve sağlıklı’ şehirler kurmak için bir dizi adım atan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çevreye duyarlı ve insan odaklı stratejilerle 2021 yılına girdiğini kaydeden Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, meydanların, konutların, sosyal ve kamusal alanların ‘geleceğe hitap eden şehircilik anlayışıyla’ nasıl tasarlandığını Explore Turkish Realty’ye anlattı.

25 milyar liralık kentsel dönüşüm planı

Ekolojik koridorlarıyla, millet bahçeleriyle, bisiklet ve yürüyüş yollarıyla, yatay mimarisiyle; afetlere dayanıklı sosyal donatı merkezli konut ve akıllı şehir projeleriyle dünyada örnek bir şehircilik çalışması yürüttüklerini kaydeden Kurum, “2012 yılından bu yana 1.5 milyon konutun dönüşümünü tamamladık. Yine her yıl 300 bin riskli binanın dönüşümünü gerçekleştiriyoruz. Şu anda Türkiye genelinde, sahada yatırım değeri 81 milyar lira olan 272 bin dönüşüm konutumuzun inşası devam ediyor. Bu yıl ise toplam bedeli 25 milyar lira olan 80 bin konutluk kentsel dönüşüm ve sosyal konut projemize başladık” dedi.

Akıllı Şehirler Eylem Planı ile hareket ediyoruz

Geleceğin ‘akıllı şehirleri’ni inşa ettiklerini belirten Kurum, “Covid-19 salgını gibi şehir yaşamını olumsuz etkileyen salgın hastalık ve diğer muhtemel sorunları sistematik ve sürdürülebilir bir şekilde öngörüyor ve çözümler üretiyoruz. 2019 yılında kamuoyu ile paylaştığımız Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planımızla; trafik kontrol sistemlerinden enerji ve atık yönetimine, hava kirliliğinden gürültü kirliliğine, su israfından ulaşım sistemlerine kadar şehir yaşamına dair her şeyi akıllı sistemlerle donatıyoruz. İstanbul’un dönüşümü için çok önemli olan ve Esenler ilçemizde başlattığımız 60 bin konutluk dev kentsel dönüşüm projemizi de akıllı şehir konseptinde tasarladık” diye konuştu.

Millet bahçeleri, ekolojik koridorlarla entegre olacak

Türkiye’nin 81 iline 81 milyon metrekare millet bahçesi projesini 2023 yılında bitirmeyi planladıklarını açıklayan Kurum, “Şu anda 78 ilimizde 50 milyon metrekare büyüklüğünde 278 millet bahçesi yapıyoruz. Bu millet bahçelerinden 42’sinin yapımını tamamladık. Yine ilk etapta 22 ilimizi kapsayacak şekilde içerisinde bisiklet ve doğal yürüyüş yollarının olduğu, insanların doğayla iç içe olacağı ekolojik koridorlar projemiz hızla devam ediyor. Bu projemiz kapsamında Ankara’dan; Karadeniz’de Kızılırmak Deltasına, Ege’de Foça’ya, Akdeniz’de Patara’ya ve Doğu Anadolu’da Van Gölüne kadar gidecek 4 ekolojik hat oluşturacak ve ülkemizi başta başa yeşil ağlarla öreceğiz. Yerelde de millet bahçelerini ekolojik koridorlarla entegre hale getireceğiz” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlık olarak konut çevresine serpiştirilmiş donatı anlayışı yerine donatı merkezli bir konut anlayışını hakim kılmak için çaba gösterdiklerini kaydeden Kurum şöyle devam etti: “Türkiye, gayrimenkulde gerek yerli gerekse yabancı yatırımcıların pandemi koşullarına rağmen güven duyduğu bir ülke olmuştur. Pandemi sonrası süreçte de Türkiye her zaman olduğu gibi istikrarlı kalkınmanın üssü olmaya devam edecektir. Yeniden şekillenen dünya ticaretinin finans, lojistik ve ulaşım gibi alanlardaki en önemli merkezi olarak yabancı yatırımcının da gözdesi olacaktır. Tarihinde her zaman birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kadim şehirlerimiz, bugün de tarihi ve kültürel dokusuyla, geleceğe hitap eden şehircilik anlayışıyla tüm dünyaya ev sahipliği yapmaya hazırdır.”

Explore Turkish Realty’de hangi konular ele alındı?

Türkiye gayrimenkul sektöründeki gelişmelerin yanı sıra Türkiye ekonomisi, uluslararası yatırımcı davranışları, Türkiye’deki yaşam koşulları ve ülkemizde yaşamanın avantajları hakkında bilgilere de yer verilen Explore Turkish Realty’nin 3. sayısında Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanı sıra İNDER, KONUTDER, GİSP ve GİGDER başkanları ile TDUB, Re-Pie, Servotel ve GİGDER üyesi gayrimenkul şirketlerinin önde gelen temsilcileri, röportaj ve köşe yazılarıyla sektörün 2021 vizyonuna ışık tuttu. Dergide gayrimenkul yatırım fonları, yabancı gayrimenkul yatırımcılarının eğilimleri ve İstanbul’da mülk edinme aşamaları gibi önemli konular, hem GİGDER araştırmaları hem de İstanbul Üniversitesi ve TSKB Gayrimenkul Değerleme gibi kurumların akademik ve uzman kadrolarının değerlendirmeleriyle ele alındı. Ayrıca Türkiye’den ekonomik gelişmeler ile GİGDER’den kurumsal haberlerin de yer aldığı dergide İzmir, tüm detaylarıyla yabancı yatırımcılara tanıtılan bir rota oldu.

Sektörü ve Türkiye’yi uluslararası arenada tanıtarak farklı bölgelerden yatırımcıları ülkemize çekmeyi misyon edinen Explore Turkish Realty dergisinin sayılarına https://www.exploreturkishrealty.com/dergiler/ linkinden ulaşılabiliyor.