2021’de Güneş Enerjisine 40 Milyon Dolarlık Proje Hedefi

Dünya’daki ve Türkiye’deki enerji ihtiyacı gün geçtikçe artış göstermeye devam ediyor. Son yıllardaki teknolojik gelişmelerle beraber, güneş enerjisi sistemlerinin evlerde kullanımı da yaygınlaşıyor. Bu kapsamda, TEİAŞ’ın açıkladığı verilere göre 2021 yılı şubat ayı itibariyle güneş enerjisinin, üretilen toplam elektrik enerjisi içindeki payı yüzde 3,39 oldu. Kurulu gücün, toplam elektrik enerjisi içindeki payı ise yüzde 7,03 olarak gerçekleşti. Ayrıca veriler, 2021 şubat ayında üretilen enerjinin toplam elektrik enerjisi içindeki payının 2020’nin aynı ayına oranla yüzde 2,44’ten yüzde 4,09’a yükseldiğini ortaya koydu. Bu kapsamda, 2020’de güneş enerjisine 3 milyon euroluk yatırım yapan Evcil Solar’ın, 2021 yılında 40 milyon dolarlık proje hedefi bulunuyor.

Konuyla ilgili, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verileri de, güneş enerjisinin 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarında yüzde 7, 6’lık oran ile en hızlı büyümeye sahip enerji kaynağı olacağını öngörüyor.

Türkiye’de, enerji ithalatı için 2018’de 43 milyar dolar, 2019’da 41.1 milyar dolar ödenirken, 2020’de enerji ithalatı faturası 30 milyar doların altına düştü. Ayrıca, son 2 yılda 262 milyar kWh mertebesindeki yenilenebilir kaynaklı elektrik üretiminde yaklaşık 12 milyar dolarlık enerji ithalatının önüne geçildi.

ELEKTRİK FATURASINDAN YÜZDE YÜZ KAR 

Güneş enerjisine yatırım yapmanın hem karlı hem de Türkiye’nin enerji politikaları için çok önemli olduğuna dikkat Evcil Group bünyesinde bulunan EVCİL Solar Enerji şirketinin Genel Müdür’ü Mustafa Evcil, “Güneş enerjisi, sınırsız ve tükenmeyen bir enerji türü olup, yenilenebilir enerji kaynakları içinde de en düşük işletme maliyeti olması sebebi ile en büyük potansiyele sahip kaynaktır. Güneş enerjisinin kullanım alanları arasında doğrudan elektrik üretimi vardır. Türkiye’nin coğrafi koşulları dikkate alındığında diğer santrallerden farklı olarak güneş sistemlerinin küçük ya da büyük kapasiteler olarak her yere kurulabilme şansı vardır. Firmalarınızın çatısı, yüzde 100 elektrik tasarrufunun yanında sizlere ek kazanç da sağlayabilir. Bir başka deyişle, firma hem elektrik faturası ödemiyor hem de nakit akışı sağlıyor. Finansman tarafında ise leasing firmaları ve bankalar, firmanın durumuna göre bütçeye öz sermaye ve kredi sağlayabiliyor. Biz de, bu sistemi bankalar aracılığıyla her firmaya yüzde yüz leasing sağlayacak bir modele getirdik. Yani müşterinin cebinden hiç para çıkmadan, biz ekstra olarak firmanın çatısına güneş enerjisi sistemini yapabiliyoruz. Günümüzde enerjide bağımsızlık ekonomik bağımsızlık için en önemli adımdır.” diye konuştu.

Yerli Yatırımcıların Hisse Senedi Varlıkları Bir Yılda Yüzde 120 Büyüdü

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından açıklanan 2021 yılı Şubat ayı verileri; yerli yatırımcıların finansal varlıklarının son bir yılda yüzde 35,3 büyüyerek 5,2 trilyon liranın üzerine çıktığını ortaya koydu. TSPB verilerine göre, son bir yılda yerli yatırımcıların hisse senedi varlıkları ise yüzde 120 büyüyerek 2021 yılı Şubat ayı sonunda 414,6 milyar liraya çıktı.

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB), 2021 yılı Şubat ayı özet finansal piyasa verilerini açıkladı. TSPB tarafından açıklanan veriler, son üç ayda yaşanan gerilemeye rağmen yurtiçi yerleşiklerin (yerli yatırımcılar) finansal varlıklarında son bir yılda önemli bir artış yaşandığını ortaya koydu. TSPB verilerine göre, 2020 Şubat ayında 3,8 trilyon lira olan yerli yatırımcıların finansal varlıkları, yüzde 35,3 oranında artarak 2021 Şubat ayında 5,2 trilyon lira oldu. TSPB’nin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kaynaklarından derleyerek hazırladığı 2021 yılı Şubat ayı özet finansal piyasa verileri, son bir yılda yerli yatırımcıların finansal varlıklarında en yüksek artışın ise sermaye piyasası varlıklarında yaşandığını gösteriyor.

Faizlerdeki düşüş, artan dijital olanakların etkisiyle yerli yatırımcıların tarihi rekor seviyelerde artan ilgisi ve Borsa İstanbul’da yaşanan yükselişle, son bir yılda yurtiçi yerleşiklerin finansal varlıkları içerisinde en hızlı büyüme, hisse senedi piyasasında yaşandı. TSPB verilerine göre, geçen yıl Şubat ayı sonunda 188.7 milyar lira olan yerli yatırımcıların hisse senedi varlıkları, yüzde 120 oranında artarak 2021 yılı Şubat ayı sonunda 414,6 milyar liraya çıktı. Bu tutarın 118 milyar lirası kurumsal, 232 milyar lirası ise bireysel yatırımcılara ait. Yaşanan bu artışla bir yılda yerli yatırımcıların hisse senedi varlıklarının, toplam varlıkları içerisindeki payı da yüzde 5’ten, yüzde 8’e yükseldi. 2020 yılı Şubat ayı sonunda 1,3 milyon olan Borsa İstanbul hisse senedi piyasasında bakiyeli yatırımcı sayısı, 2021 yılı Şubat ayı sonunda 2,1 milyona çıktı. TSPB verilerine göre, 2020 yılı Şubat ayında 593 bin olan hisse senedi piyasasında aktif işlem yapan yatırımcı sayısı ise bu yılın Ocak ayında 1,6 milyonun üzerine çıktı.

Sermaye piyasası varlıklarının payı yüzde 39’a çıktı 

TSPB tarafından açıklanan verilere göre, son bir yılda hisse senedi varlıklarının ardından en hızlı artış, varlığa dayalı menkul kıymet ve varlık teminatlı menkul kıymetlerde yaşandı. Geçen yıl Şubat ayında 20,3 milyar lira olan yerli yatırımcıların varlığa dayalı menkul kıymet ve varlık teminatlı menkul kıymet varlıkları, yüzde 65,4 oranında artarak 33,6 milyar liraya çıktı.

TSPB verileri, son bir yılda hisse senedi, varlığa dayalı menkul kıymet, varlık teminatlı menkul kıymet, özel sektör borçlanma aracı, devlet iç borçlanma senetleri, varant ve sertifikadan oluşan sermaye piyasası varlıklarının, diğer finansal varlıklara göre daha hızlı arttığını gösteriyor. Bu artışla geçen yıl şubat ayında yüzde 35,6 olan yurtiçi yerleşiklere ait sermaye piyasası ürünlerinin yurtiçi yerleşiklere ait toplam finansal varlıkları içerisindeki payı, 2021 yılı Şubat ayı itibariyle yüzde 39,1’e yükseldi.

Yurtiçi yerleşiklerin varlıkları DTH’larla geriledi

Yıllık bazda yaşanan artışa karşın TSPB verileri, Türkiye’de yerleşik kurumsal ve bireysel yatırımcıların finansal varlıklarında 2020 yılı Aralık ayında başlayan düşüşün 2021 yılı Şubat ayında da devam ettiğini ortaya koyuyor. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği verilerine göre, 2020 Kasım ayı sonu itibariyle 5,3 trilyon liraya ulaşan yurtiçi yerleşiklerin finansal varlıkları, üç aylık dönemde yaklaşık 97 milyar lira değer kaybederek 2021 yılı Şubat ayında 5,2 trilyon liraya geriledi. TSPB verilerine göre, yurtiçi yerleşiklerin finansal varlıklarında yaşanan gerilemeye, 2020 Kasım sonundan itibaren dövizin hızla gerilemesinin de etkisiyle değer kaybeden döviz tevdiat hesaplarında (DTH) yaşanan düşüşün neden olduğu görülüyor. Geçen yıl Kasım sonu itibariyle yaklaşık 1.8 trilyon lira olan yurtiçi yerleşiklerin döviz tevdiat hesaplarındaki varlıkları, 2021 Şubat sonu itibariyle 1.6 trilyon liraya geriledi.

Yabancı yatırımcıların varlıklarında sınırlı artış

Öte yandan Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından açıklanan 2021 yılı Şubat ayı özet finansal piyasa verileri, yurtdışı yerleşiklerin (yabancı yatırımcılar) finansal varlıklarında, yerli yatırımcıların varlıklarına kıyasla daha düşük düzeyde büyüdüğünü gösteriyor. Geçen yıl Şubat ayı sonunda 498.7 milyar olan yurtdışı yerleşiklerin finansal varlıkları, yüzde 18.8 oranında artarak 592.6 milyar liraya çıktı. TSPB verileri, söz konusu dönemde yabancı yatırımcıların hisse senedi varlıkları, yüzde 31,7 büyüyerek 259 milyar liradan, 340 milyar liraya çıktığını gösteriyor. Yabancı yatırımcıların 2020 yılı Şubat ayı sonunda 77 milyar lira olan devlet iç borçlanma senetleri varlığının değeri, pandeminin başladığı 2020 Mart ayından itibaren düşüşe geçerek Eylül ayı sonunda 41 milyar liraya gerilemişti. Ancak Ekim ayında az da olsa artışa geçen ve Merkez Bankası’nın faizleri artırdığı Kasım ayından itibaren hızlanan yabancı yatırımcıların devlet iç borçlanma senetleri varlığı, 2021 yılı Şubat ayı sonunda 74 milyar liraya yaklaştı.

Finansal Varlıklar (Milyon TL) 2020/2   2021/2
Yurtiçi Yerleşikler Toplam 3.837.578 5.192.545
TL Mevduat* 1.239.529 1.525.233
Döviz Tevdiat Hesabı* 1.230.230 1.632.038
Devlet İç Borçlanma Senedi 832.400 1.162.515
Eurobond (Kamu) 179.825 253.027
Eurobond (Özel) 49.253 74.783
Pay (Hisse) Senedi 188.713 414.559
Özel Sektör Borçlanma Aracı 97.038 96.626
VDMK+VTMK 20.283 33.563
Varant + Sertifika 306 201

*Katılma hesapları dâhildir.

Ayrıntılı bilgi için:

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin özet finansal piyasa verilerine https://www.tspb.org.tr/tr/veriler/ Sermaye Piyasası Özet Verileri (2011-) adresinden ulaşabilirsiniz.

Telefonunuzu Satarken Kişisel Verilerinizden Olmayın

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte akıllı telefonlara eklenen yeni özellikler, tüketicilerin her geçen gün bir üst modeli talep etmesine neden oluyor. Ancak yeni özelliklerin ve artan döviz kurlarının, akıllı telefon fiyatlarını etkilemesi sebebiyle tüketicilerin ikinci el telefon alım ve satımına yönlendiğine dikkat çeken Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, kullanıcıların telefonlarını satışa çıkarmadan önce dikkat etmeleri gereken 5 noktayı sıralıyor.

Teknolojinin günden güne gelişmesiyle birlikte akıllı telefonlara eklenen yeni özellikler, tüketicilerin halihazırda kullandığı akıllı cihazlar yerine bir üst modeli talep etmesine neden olurken akıllı telefon fiyatlarını da etkiliyor. Geliştirilen yeni teknolojik özelliklerin ve artan döviz kurlarının etkisinde kalan telefon fiyatlarındaki artış nedeniyle ise tüketiciler, daha yeni ve daha teknolojik cihazlar satın almak için eski cihazlarını ikinci el olarak satmayı tercih ediyor. Kişisel verilerin satılabilen, satın alınabilen ve bunlardan kar elde edilebilen bir olgu haline geldiği bir çağda kullanıcıların, gizlilik ve veri ihlali konusunda daha bilinçli hale gelmesi gerektiğini belirten Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, veri ihlali yaşamak istemeyen kullanıcılara telefonlarını satışa çıkarmadan önce dikkat etmeleri gereken 5 önemli ipucu veriyor.

1. Telefonunuzu yedekleyin. Telefonu satmadan önce tüm verilerinin yedeklenmesi, kullanıcılara ait verilerin yeni cihaza aktarılmasını kolaylaştırıyor. Iphone kullanıcıları telefonunun ayarlar kısmından iCloud’a gelerek depolama ve yedekleme seçeneğine tıklayıp, yedekle işlemi ile verilerini bulut sistemine aktarabilirken Android kullanıcıları ise verilerini bilgisayara aktarmak için bir USB kablosu kullanabilir ya da Android cihazlar için tasarlanan yedekleme uygulamalarından faydalanabilir.

2. Hesaplarınızı devre dışı bırakın. Tüm verilerin yedeklenmesinden sonraki adımda ise telefonunuzdaki hesapları devre dışı bırakmak yer alıyor. Bu şekilde satılan mobil cihazın yeni sahibi, telefonu kendi kişisel bilgileriyle etkinleştirme konusunda herhangi bir problem yaşamıyor. Bu adımın kullanılmış bir iPhone için çok önemli olduğunu belirten Serap Günal, iOS 12 veya üstü bir iPhone satmayı veya takas etmeyi planlayan kullanıcıların, iPhone’da bulunan etkinleştirme kilidinin kapalı olduğundan emin olmaları gerektiğini hatırlatıyor. iPhone kullanıcılarının, verilerini yedekledikten sonra cihazlarını hem iCloud’a hem de iTunes’a kaydetmeleri gerekiyor. Cihazı iCloud ve iTunes’a başarıyla kaydeden kullanıcıların, sonrasında telefonun tüm içeriğini silmesi gerekiyor. Android kullanıcıları ise telefonu sıfırlamadan önce Google hesabı altında yer alan hesabı kaldır seçeneğini tıklayarak süreci çözebiliyor.

3. Verileri silmeden önce şifreleyin. Verilerin şifreleme anahtarı olmadan erişilemez bir hale gelmesi için mobil cihazlardaki verileri silmeden önce güvenli bir şekilde şifrelenmesi gerekiyor. iPhone verileri varsayılan, Android verileri ise manuel olarak şifrelenebiliyor. Kullanıcılar bu özelliği ayarlar – güvenlik başlığı altında bulunan cihazı şifrele seçeneğine dokunarak yapabiliyor. Cihazı şifreledikten sonra verilere erişim engelleniyor.

4. Cihazınızdan SIM veya SD kartları çıkarın. Telefonlarda bulunan numaralar, e-posta adresleri, fotoğraflar ve isimler gibi kişisel bilgileri saklamak için kullanılan SIM ve SD kartlarını çıkarmak kişisel verilerinizi paylaşmamak için basit ama önemli adımlardan biridir. Kullanıcıların telefonlarını satmadan önce SIM kartı yuvasından çıkarmaları gerekiyor.

5. Telefonunuzu fabrika ayarlarına sıfırlayın. Telefonlardaki tüm verileri güvenli bir şekilde silmenin en kolay yollarından biri fabrika ayarlarına sıfırlamaktır. iPhone için ayarların altında yer alan genel seçeneğini bularak sıfırla ve ardından tüm içeriği sil adımlarını takip etmek, Android cihazlarda ise ayarlar ve gizlilik özelliğini seçerek telefonu sıfırlamak yeterli oluyor.

Ancak, şirketler için binlerce mobil cihazda bu tarz sıfırlama yapmanın mümkün olmadığını belirten Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, yöneticilerin bu konu hakkında profesyonel hizmet alması gerektiğinin altını çiziyor.

McKinsey, 2021 ve sonrasına yön verecek trendleri paylaştı

McKinsey & Company, 2021 yılına ve daha da ötesine yön verecek trendleri, ‘küresel ekonomi’,‘iş dünyası’ ve ‘toplumsal yapı’ ana başlıkları altında topladı.

Pandemi şartları tamamen geride kaldığında, oluşacak yeni normalin 2019’un hâkim koşullarına geri dönmek anlamına gelemeyeceğine vurgu yapan McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi, 2021 ve sonrasına yönelik trendlerle ilgili yaptığı açıklamada; “McKinsey olarak, COVID-19 salgınının, Nisan 2020’de ‘ekonomik ve sosyal düzende ciddi bir yeniden yapılanma’ getirebileceğini belirtmiştik. Bugün aşılama çalışmaları hızla sürüyor. Pandemi bir günde geride kalmasa da yeni normalin bu sene ya da önümüzdeki sene oluşacağı konusunda, dikkatli bir şekilde iyimser olmak mümkün. Bu çerçevede, 2021’in dönüşüm yılı olması bekleniyor. 20’nci yüzyıldan bahsederken kullanılan ‘savaş öncesi’ ve savaş sonrası’ terimleri gibi pandemi de muhtemelen bu yüzyıl için önemli bir mihenk taşı olacak. Gelecek nesiller, tanımlamalarında, ‘COVID-19 öncesi’ ve ‘COVID-19 sonrası’ dönemlerden bahsedecek. Kurumlarda, iyi liderlik, dijital üretkenlik, sürdürülebilirlik, inovasyon, işimizin geleceği ve paydaş kapitalizmi trendleriyle açıkladığımız değişimlerin uzun vadede kalıcı bir temel oluşturması mümkün. Gelecek planlarımızı yaparken 2021’in ve ötesinin şekillenmesinde etkili olacağını öngördüğümüz 13 trendi dikkate almamızın önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Küresel Ekonomi Trendleri

1. Güvenin geri dönüşü

Tüketicilerin de geri dönmesini sağlayan bu trendle, harcamaların artması bekleniyor. Biriken talebin açığa çıkışı, daha önceki bütün ekonomik krizlerde olduğu gibi, bir ‘intikam alışverişi’ hareketine neden oluyor. Pandemiden en çok etkilenen hizmet sektörü; özellikle restoranlar ve eğlence mekanlarının, bu geri dönüşte, diğer sektörlere göre öne çıkacağı tahmin ediliyor. McKinsey uzmanları, tüketicilerin geri dönüş sürecinin, ülkeden ülkeye de farklılıklar göstereceğini ortaya koyuyor.

2. Tatil amaçlı seyahatlerin yeniden başlaması

Uluslararası seyahatte, pandemiye bağlı sınır kısıtlamaları nedeniyle kriz sürse de Çin’de otel doluluğu ve yurt içi uçuşlardaki yolcu sayısı, Ağustos sonunda geçen seneki seviyelerinin yüzde 90’ını geçti. Ekim’deki Altın Hafta tatili sırasında, 2019’a oranla yüzde 20 düşüşle, 600 milyondan fazla Çinli seyahat etti. Lüks yurtiçi seyahat ise eski düzeyini geçti. Tatil amaçlı seyahatler hızla geri dönerken, makalede; iş seyahatlerinde toparlanma sürecinin, daha önceki kriz dönemlerinde de olduğu gibi farklı olacağı belirtiliyor. Pandemi sırasında teknolojinin etkin bir şekilde kullanımı ve çoğu şirketin önümüzdeki yıllarda yüzleşeceği ekonomik kısıtlamalar, McKinsey uzmanlarına göre; iş seyahatlerinde uzun dönemli yapısal bir değişimin başlangıç işareti olabilir.

3. İnovasyon dalgası ve başlattığı yeni girişimciler nesli 

İhtiyaçlar, icatları doğuruyor ve kaos girişimciler için alan açıyor. Daha önce yaşanan ekonomik krizlerin tersine, bu sefer yeni açılan küçük işletmelerin sayısında önemli oranda artış görülüyor. Örneğin ABD’de, sadece 2020’nin üçüncü çeyreğinde, 1,5 milyon yeni işletme başvurusu yapıldı. Bu sayı, 2019’un aynı döneminin iki katıydı. Bunların yanı sıra girişim sermayesi aktivitesi de 2020’nin ilk yarısında çok az gerileme gösterdi.

4. Dördüncü endüstri devriminin hızlanması

Bu hızlanmanın temelinde, dijital destekli verimlilik artışının yer aldığı vurgulanıyor. Makalede; ABD’de verimliliğin, 2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 10,6 ve takiben üçüncü çeyreğinde de yüzde 4,6 arttığına dikkat çekiliyor. Geçmişte çığır açan teknolojilerin, verimliliği artırmaya başlaması 10 yıldan uzun sürüyordu. COVID-19 krizi yapay zekâ ve dijitalleşme gibi alanlarda, bu geçişi birkaç yıla indirdi. Şirketlerin yoğun baskı altında aceleyle yeni teknolojilere uyum sağlamaya çalışırken hatalar da yaptığını belirten McKinsey uzmanları, liderlere; şu ana kadar yapılan iyi şeyleri yapılandırmalarını ve kurumsallaştırmalarını öneriyor.

İş Dünyası Trendleri

McKinsey, iş dünyasında yaşanan değişimde belirleyici rol oynayan tüketici davranış ve tercihlerini anlamak için yaptığı küresel bir anketin sonuçlarını makalede paylaşıyor. Bu anketin uygulandığı 13 büyük ülkeden dokuzunda, tüketicilerin en az üçte ikisi yeni alışveriş şekilleri denediklerini söylüyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 65’inden fazlası buna devam etmeyi düşündüklerini belirtiyor.

1. Online Perakende

‘Online perakendeye geçiş’in hızla devam edeceği ve kalıcı olacağını vurgulanıyor. Makalede; ABD’de 2019 senesinde, e-ticaretin 2024’e gelindiğinde yüzde 24’lük bir yaygınlığa ulaşacağı öngörüsü hatırlatılıyor ve bu tahminlerin ötesindeki gerçekleşmeye dikkate çekiliyor. ABD’de e-ticaret, Temmuz 2020’de toplam perakende satışlarının yüzde 33’üne ulaşmıştı.

Küresel olarak değerlendirildiğinde de 2020’nin ilk yarısında görülen e-ticaret artışı, önceki on seneye eşitti. Bu gelişmenin detaylarına inildiğinde bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Online alışveriş yapan tüketicilerde, marka sadakatinin az olması, bu noktaların başında geliyor. Diğer bir nokta da yakın zamanlı bir McKinsey anketinde tüketim malları şirketlerinin sadece yüzde 60’ının, e-ticaret büyüme fırsatlarını yakalamaya kısmen dahi olsa hazırlıklı olduğunu söylemesi. Şirketlerin bu yönde hareket etmesi ve hazırlıklarını hızla tamamlamaya çalışması büyük önem taşıyor.  Zira yönelim açık, çoğu tüketici online alışverişe kayıyor ve şirketlerin hazırlıklı olması tüketicinin marka sadakatinde rol oynayabiliyor.

2. Tedarik zincirinde yeniden dengelenme

COVID-19, çoğu şirketin, uzun ve karmaşık tedarik zincirlerindeki zayıf noktalarını açığa çıkardı. Tek bir ülke, hatta tek bir fabrikanın kapanması, şirketlerin küresel üretimini durma noktasına getirince, ‘tedarik zincirindeki yeniden dengelenme’ başladı. McKinsey uzmanları bu trend sonucunda; küresel mal ihracatının dörtte birinin, 2025’e kadar yön değiştirebileceğini öngörüyor. Bu, yaklaşık 4,5 trilyon dolarlık bir ihracat hacmi anlamına geliyor. Makaleye göre; bu dönemde şirketler, tedarik zincirlerini incelemeye başladıklarında, üç şey fark etti. Bunlar; aksamaların normal olması, endüstri 4.0 sayesinde üretimde ülkelere bağlı maliyet farklarının daralması ve tedarik zincirindeki şirketlere üretim yapan alt tedarikçilerle ilgili bilgi eksikliğiydi. Şirketler, bunları dikkate alarak hem otomasyon hem de yapay zekâ, veri analitiği alanlarındaki gelişmelerden faydalanarak tedarik zincirlerini yeniden dengeliyor.

3. ‘İşimizin Geleceği’ beklenenden önce geliyor

Pandemi, farklı endüstrilerdeki on milyonlarca insanı, bir günde evden çalışmaya geçmek zorunda bıraktı. Böylece, önündeki kültürel ve teknolojik bariyerler yıkılan uzaktan çalışma modelinin, kısıtları ve faydaları geçen kısa zaman içinde daha da netleşti. Bu konuda McKinsey Global Institute (MGI) tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre; çalışanların yüzde 20’si, haftanın 3 ila 5 günü uzaktan çalışarak verimliliklerini koruyabiliyor. Bu trend, sadece COVID-19 salgınından dolayı değil, otomasyon ve dijitalleşmedeki ilerlemeler de bunu mümkün kıldığı için gerçekleşiyor. Makalede, ofisten uzakta çalışmaya geçişle ilgili iki önemli zorluğa dikkat çekiliyor. Bu süreçte hem ofisin organizasyona tam olarak ne getirdiğinin sistematik değerlendirilmesi hem de iş gücünün otomasyon, dijitalleşme ve diğer teknolojilere uyum sağlaması için desteklenmesi gerekiyor. McKinsey uzmanları, çalışanlara, eğitimlerle yeni beceriler kazandırmanın, maliyetlerin üstünde fayda sağladığını belirtiyor. Ayrıca, bu yatırımın; çalışan bağlılığı, müşteri memnuniyeti ve olumlu marka algısı üzerindeki etkileri de hatırlatılıyor.

4. Biyofarma devriminin güçlenmesi 

Pandemi, genel olarak iş dünyasında süreçleri hızlandırdığı gibi, medikal inovasyona da ciddi bir ivme kazandırabilir. Zorunluluk söz konusu olunca bunun mümkün olduğu görüldü. COVID-19 genom sekanslaması birkaç haftada gerçekleşmekle kalmadı, aşılar da bir yıldan kısa sürede geliştirildi. McKinsey uzmanları, daha büyük bir değişim potansiyelinin; biyomühendislik, genetik dizileme, programlama, veri analitiği, otomasyon, makine öğrenimi ve yapay zekâ gibi çeşitli becerilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkacağını belirtiyor. McKinsey Global Enstitüsü (MGI), bu gelişmeyi ‘Biyo-Devrim’ olarak adlandırıyor. Mayıs 2020’de yayınlanan bir raporda MGI, ‘küresel hastalık yükünün yüzde 45’inin, bugün bilimsel olarak mümkün olan becerilerle çözülebileceğini’ açıkladı. Örneğin; genom düzenleme teknolojileri senede 250 bin kişiyi öldüren sıtmaya çare bulabilir. Hücresel terapiler, zarar görmüş hücre ve dokuları onarabilir ve hatta yenileyebilir. Yeni çeşit aşılar kanser ve kalp hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklara da uygulanabilir. Biyo-devrimin potansiyeli, sağlığın ötesine de uzanıyor. MGI raporlarına göre; küresel ekonominin fiziksel girdilerinin yüzde 60’ını biyolojik olarak üretmek, teoride mümkün. Biyo-devrim, önümüzdeki on yılda trilyonlarca dolarlık ekonomik etki yaratabilir.

5. Portföylerin yeniden yapılanması hızlanıyor

Pandemiyle birlikte bazı endüstriler yükselişe geçerken bazıları da ciddi şekilde düştü. Ekonomi yeni normaline oturunca, yaşanan sektörel farklılıkların daralması ve endüstrilerin kriz öncesine yakın pozisyonlarına dönmeleri beklenebilir. Bununla birlikte, sektörler içindeki dinamiklerin nasıl değişeceğini öngörmek daha zor olabilir. Bundan önceki krizlerden, kuvvetliler daha kuvvetli çıktı. Zayıflarsa daha da zayıfladı, tümden kapandı ya da satın alındı. McKinsey uzmanları, pandemi döneminde de dayanıklılığı yüksek, sağlıklı bilançolara sahip şirketlerin; yeni fırsatlar arayışında olacağını ve ciddi boyutlu portföy değişimi görmeyi beklediklerini belirtiyor. Bu duruma ek olarak, küresel özel sermayenin elinde bulunan yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık yatırıma hazır kaynağın da portföy değişiminde belirleyici rol oynaması bekleniyor. Küresel krizlerde yapılan özel sermaye yatırımlarının geri dönüşlerinin, iyi dönemlerde yapılanlara göre daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle makalede, özel sermaye endüstrisinin önümüzdeki dönemde yeni yatırım imkanlarını takip edeceği tahmini yer alıyor.

6. Yeşil İyileşme 

2008-2009 finansal kriziyle başa çıkmak için çok sayıda devlet, teşvik programı uygulanmıştı ama bunların çok azı iklimsel ya da çevresel hareketleri içeriyordu. Pandeminin ekonomik etkileriyle mücadelede, durumun farklı olduğu görülüyor. Tüm ülkeler değilse de büyük çoğunluğu toparlanma planlarını var olan çevresel politika önceliklerini ilerletmek için kullanıyor. Avrupa Birliği 880 milyar dolarlık COVID-19 kriz planının yüzde 30’unu iklim değişikliği ile ilgili tedbirlerde kullanmayı planlıyor. Kanada toparlanmayı iklim hedefleriyle birleştiriyor. Kolombiya 180 milyon ağaç ekiyor. Japonya ve Güney Kore 2050’de, Çin ise 2060 yılında, net karbon emisyonunu sıfıra indirme sözü verdi. Bütün bunlar, sürdürülebilirliğin hükümetler düzeyinde yeni normal’in öncelikli konusu olduğunu gösteriyor.

Şirketler tarafına bakıldığında da sürdürülebilirlik konusunda tüketici beklentilerinin arttığı görülüyor. McKinsey uzmanları, tüketici beklentilerinin yanı sıra yeşil ekonominin sunduğu büyüme imkanlarını öne çıkarıyor.

Toplumsal Yapı Trendleri

1. Sağlık sisteminin yenilenmesi

COVID-19 salgınıyla mücadele sürecinden alınan dersler, daha kuvvetli sağlık sistemleri inşa etmeye yol açabilir. Halk sağlığı altyapısının iyileştirilmesi ve sağlık sisteminin dijital dönüşümün sunduğu imkanlar kullanılarak modernleştirilmesi, bu konuda, üzerinde çalışılması gereken iki alanı oluşturuyor. İşletmeler açısından bakıldığında da iş verenlerin yeni normalin sağlıklı iş ortamını tasarlamaya odaklanmaları ve çalışanlarının sağlığına yatırım yapmaları bekleniyor.

2. Ülkelerin normalleşme süreci  

Pandemi etkileri azaldıkça, ülkelerin mali sıkıntılarıyla nasıl başa çıkacaklarını düşünmeleri gerekecek. McKinsey uzmanları, uzun vadeli ve etkili cevabın büyüme ve verimlilik olduğunu belirtiyor.

3. Paydaş kapitalizmi 

İşletmeler ve parçası oldukları toplum arasında bir köprü görevi üstlenen paydaş kapitalizmi, pandemide daha da önemli hale geldi. Paydaş kapitalizminin; şirketlerde kâr amacı güdülmemesi olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan McKinsey uzmanları, önemli olanın, zaten değerlendirilebilen bir ölçüt olan kâra bir ‘amaç’ kazandırmak olduğunu söylüyor.

Raporun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

The next normal arrives: Trends that will define 2021—and beyond

Su stresi 2030’dan itibaren su krizine dönüşecek

Temiz su temini teknolojileriyle sürdürülebilir gelecek için çalışan Wilo, Dünya Su Günü’nde dünyanın ve ülkemizin su sorununa dikkat çekti

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak gelişen kuraklık, tüm dünyada etkisini artırıyor. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan rapora göre, dünyada 50’den fazla ülkede 500 kent 2050 yılında su kıtlığı yaşayacak. Türkiye de gelecek 30 yıl içerisinde dünya su krizinden etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Raporda 2016 yılından itibaren İstanbul’un kişi başına düşen su miktarının 1.700 metreküpün altına düşmesi nedeniyle su stresi yaşadığı belirtilirken, 2030 yılından itibaren su stresinin su krizine dönüşeceği uyarısı yapılıyor. 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında suyun ve enerjinin verimli kullanımı için acil tasarruf önlemlerine başlanması gerektiğini vurgulayan Wilo Türkiye Genel Müdürü Mehmet Ürek, ülkemiz için tek sorunun barajlardaki yetersiz su olmadığını belirterek NASA tarafından açıklanan Türkiye’nin yer altı suları haritasındaki endişe verici sonuçlara dikkat çekti. Wilo Grup olarak dünya genelinde 100 milyon insanın temiz suya erişimini sağlama hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Ürek, su teminine yönelik yeni kaynaklar ve yöntemler kullanmaya olanak veren ve optimize edilebilen akıllı pompalar ve yüksek verimli sistemler geliştirdiklerini açıkladı. 

Tüm dünya ve Türkiye küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ile mücadele ediyor. İklim değişikliğinin yol açtığı en büyük sorunlardan biri olan kuraklık ise ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan rapora göre; dünyada 50’den fazla ülkede 500 kent 2050 yılında su kıtlığı yaşayacak. Türkiye de gelecek 30 yıl içerisinde dünya su krizinden etkilenecek ülkeler içerisinde yer alıyor. 2016 yılından itibaren İstanbul’un kişi başına düşen su miktarının 1.700 metreküpün altına düşmesi nedeniyle su stresi yaşadığını ortaya koyan BM raporu, 2030 yılından itibaren su stresinin su krizine dönüşeceği uyarısıyla dikkat çekiyor.

Su kaynaklarının azalması gerek günlük hayatta gerekse sanayide tasarruflu olmayı artık bir zorunluluk haline getiriyor. 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında açıklamada bulunan Wilo Türkiye Genel Müdürü Mehmet Ürek, “Geçtiğimiz günlerde NASA, resmi internet sitesi üzerinden Türkiye’nin yer altı sularının durumuyla ilgili bir harita paylaştı ve durumu değerlendirdi. Yayınlanan haritaya göre Türkiye’deki yer altı suları ortalama seviyenin ciddi derecede altına inmiş durumda. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’deki tek sorun barajlardaki yetersiz su oranı değil aynı zamanda yer altı sularımız da hızla azalıyor. Bu sonuçlar 7’den 70’e herkese su tasarrufu konusunda daha dikkatli ve bilinçli olmak gibi bir sorumluluk yüklüyor. Suyu ve enerjiyi verimli kullanmak için acilen tasarruf önlemlerine başlamamız gerekiyor. İçme suyu miktarının da her geçen gün azalması su teminine yönelik çözümleri daha da önemli hale getiriyor. Wilo olarak su teminine yönelik yeni kaynaklar ve yöntemler kullanmaya olanak veren ve optimize edilebilen pompalar ve sistemler geliştiriyoruz. Amacımız dünya genelinde 100 milyon insanın temiz suya erişimini sağlamak ve bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

Akıllı pompalarla yüksek verimlilik sağlıyor

Ürek, “Günümüzde içme suyunun elde edilmesi için pek çok yeni yöntem geliştiriliyor ve su artık önceden olduğundan çok daha fazla kaynaktan, örneğin deniz suyu tuzsuzlaştırma ve akiferler gibi alanlardan da sağlanıyor. Bunun içinse her sistemde gerekli akışkanı en verimli şekilde ve uzun süre basabilen pompa ve ekipmanlar gerekiyor. Wilo olarak çok haneli konutlardan, okullara veya endüstri komplekslerine kadar birçok farklı özellikte binaya esnek çözümlerimizle hizmet veriyoruz. Koşullara özel bireysel konseptler ve yüksek verimli teknolojiler ile akıllı şebekelerin oluşturulması ve merkezi olmayan su şartlandırma sistemlerinin genişletilmesi alanında öncü çalışmalar yürütüyoruz.  Sirkülasyon pompaları, hidrofor setleri, su tedariki ve basınç yükseltme, ham su temini, temiz su arıtımı, profesyonel sulama/tarım, endüstri/offshore alanlarında kullanılan derin kuyu dalgıç pompalarımızla tüm bu ihtiyaçlara çözüm sağlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İklim dostu su temini için çalışıyor

Yüksek teknolojiye ve enerji verimliliğine sahip akıllı pompaların yaygınlaşması için aralıksız çalıştıklarını belirten Ürek, Ar-Ge çalışmalarının temelinde çevre ve kullanıcı dostu ürünler geliştirmek yattığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti; “İklim değişikliği karşısında su yönetim sistemlerinin verimliliğini artırarak dünya çapında insanların daha iyi yaşam standartlarına ulaşmasına destek oluyoruz. Ürünlerimiz, sistemlerimiz ve çözümlerimiz dünyanın her yerinde insanlara akıllı, verimli ve iklim dostu bir şekilde su sağlamaya katkıda bulunuyor. Bu katkımız ve geleceğe yönelik eylem planlarımız sayesinde Wilo olarak 2020 yılında dünya çapında faaliyet gösteren 49 diğer şirketle birlikte Birleşmiş Milletler ve Bloomberg’in “50 Sürdürülebilirlik ve İklim Lideri” adlı küresel sürdürülebilirlik ve iklim koruma girişimine seçildik. Yanı sıra kriz zamanlarına rağmen değişimi yönlendiren ve sürdürülebilirliği iş modellerinin bir parçası haline getirebilen şirketlere verilen Alman Sürdürülebilirlik Ödülü’nün sahibi olduk. Bu girişimlerin bir parçası olmak bize büyük mutluluk veriyor ve doğru yolda olduğumuzu gösteriyor”

Sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda belirlenen altı mega trendden biri kuraklık

Wilo, temiz su temini alanında yeni ürün geliştirme çalışmalarına artan bir ivmeyle devam ederek önümüzdeki yıllarda yenilikçi su çözümlerinin büyüme hızını yüzde 7,5 artırmayı amaçlıyor. Sürdürülebilirlik stratejilerinin bir parçası olarak, insanların hayatlarını derinden etkileyecek altı küresel mega trend tanımladıklarını belirten Ürek, “Globalleşme, akıllı şehirler, enerji sorunu, iklim değişikliği, kuraklık ve dijital dönüşüm olarak belirlediğimiz bu mega trendlere karşı nasıl bir çözüm geliştirebileceği üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tüm yatırımlarımızı dünyaya hızla yön verecek bu trendler ışığında gerçekleştiriyoruz. Bu yolda kat ettiğimiz mesafe ve elde ettiğimiz veriler, doğru ve tarafsız bir şekilde analiz edilebilmesi adına yılda iki defa Sürdürülebilirlik Konseyi tarafından kontrol edilecek” diyerek sözlerini tamamladı.

Yeni kuşak bağımsız çalışacağı iş modelleri istiyor

Yeni teknolojinin bağımsız girişimleri çok daha kolay hale getirmesiyle birlikte dünyada ve kendi işini yapmak isteyen arayan sayısı artıyor. Esnek çalışma ömrü, esneklik ve kendi işinde taşınabilir kişiyi farklı iş modellerine yönlendiriyor.

Pandemi yolla iş olası değişimlerinin hızlanması bir süreçte artık iş dünyasının kavramları da değişiyor. Gig ekonomi, freelancer gibi adını sıkça duyduğumuz bu kavramlara bir yenisi daha ekleniyor “Marka Elçileri”. Yeni çalışma modellerinin gelişmesiyle işini ‘patron’ gibi yapan profesyonelleri bir araya getirerek  Türkiye’de tüketici destek hizmetleri alanında ilk olan yeni çalışma platformunu hizmete açık Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün,  Teknoloji alt yapılı müşteri hizmetleri sektöründe kendi işinin patronu olma sanatını gördüğünü  belirtti.  Tüzün,  Gig iş modeli ile uzaktan patron gibi çalışan profesyonellerin müşteri temsilciliği kavramının yetkin marka elçisi unvanına evrilme geliyor ise hızlandığını vurguladı. 

Yeni kuşak, kendi işinin patronu olmak istiyor

Dünyadaki dinamiklere bağlı olarak bireysel girişimcilik hareketlerinin gelişmesinin arttığını ifade eden  Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün; “Teknoloji, iş yapma biçimimizde devrim yaratmaya devam ediyor. Artık hepimiz daha esnek, iş / özel yaşam dengesinin sağlandığı çalışma koşullarının ve çalışılacak proje tarafından seçilebildiği bir iş yaş istiyoruz Bunun yanı sıra artık işletmeler de hem fikren hem de teknolojik olarak belli başlı hizmetleri işin uzmanlarına “uzaktan” yaptırmayı amaçlıyor. Y ve Z kuşaklarının özellikle de iş dünyasındaki hakimiyeti ciddi oranda tıslıyor.  Bağımsız çalışma, kendi sınırlarını kendi belirleme, fiziksel sınırlara bağlı kalmama gibi kuşak özellikleri, kendi işinin patronu olmak isteyen kişi popülasyonunu arttırıyor ” dedi.

Küresel Girişimcilik Monitörü’nün (GEM) 2016/17 raporuna göre katılımcıların yüzde 81’inin girişimciliği iyi bir kariyer seçimi olarak almakını belirten  Mahir Tüzün; Güncel Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) baş bakıldığında, öğrenciler ve gençler kendi işinin patronu olmak için oldukça basitleşiyor ve davranıyor diyor. 

Pandemi süreci iş yapma biçimlerinin dijitale evrilmesini 10 yıl hızlandırdı 

Kendi işinin patronu olma fikrinin temelini tehdidi Gig (bağımsız çalışma) modelinin pandemiyle birlikte daha da yaygınlaştığına çeken Tüzün ; Bugünlerde teknolojinin yükselen değer olduğu bugünlerde teknoloji tesislerinde halihazırda bir kurum ya da şirkette yaptığımız işi, koşullarını belirlediğinizde kendi işinizin patronu olarak yapabilir hale gelmiş durumdayız. De pandemi süreci iş yapma biçimlerinin dijitale evrilmesini en az 10 yıl hızlandırdı. Pandemi koşullarının hızlandırdığı dönüşümlerden biri de iletişim merkezlerinin can damarı olan müşteri temsilcilerinin iş yapma biçimlerinde ve çalışma koşullarında oldu. Gig bu ciddi ciddi bir rüzgar yarattı diyebiliriz ”dedi.

Tüzün  Sözlerine şu şekilde devam etti; ”Kendi işinin patronu olma deneyimiyle hayat bulan Şampiyonlar, tüm çalışanların kendi yetkinliklerine ve tercihlerine göre projelerde görev alabilmesini, çalışma saatlerini ve koşullarını özgürce belirleyebilmesini ve en önemlisi de ürettiklerinin tam karşılığını alabilmelerini sağlıyor. Bu fırsat Champs olarak kendi işinin patronu olma motivasyonuyla kolektif bir çalışma anlayışı yaratıyoruz” dedi.

Gig iş modeli, bağımsız çalışan marka elçileri yaratıyor

Dünyada ve Türkiye’de yükselen bir trend olan Gig modelinin, tartışmasız geleceğin iş modeli söyleyen   Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün; “Gig iş modeli ilk önce serbest çalışan dahil olduğu daha sonra profesyonellerin iş ilerine bir alan yarattı. Gig ile iletişim merkezi uzmanlığı “Marka Elçisi” olarak gerçek anlamda bir mesleğe dönüştü. Bu yeni iş modeli sayesinde onun bir müşteri temsilcisi artık bir “Marka Elçisi” yetkinliğinde işini için sözler yürütüyor. İşini patron gibi yapan marka elçileri, Gig iş modeli sayesinde yatırım yapma anlaşması yakalıyor.  Ayrıca  Türkiye ve dünyanın neresinde olursanız olun, Champs’da çalışabilir ve para kazanabilirsiniz. Bu mesaj gönderiyoruz gönderme ve kadınlar için önemli bir kaynak yaratıyoruz. Hedefimiz kadınlar ve öğrenciler olmak üzere marka elçilerimiz ile 2021 yılı içinde  10 bin   üye ulaşmak ”dedi. 

Incoterms 2020, EXW – Ex Works İşlemde Yaptığımız Hatalar

EX WORKS NEDİR?

ICC – International Chamber and Commerce’nin her 10 yılda bir gerekli gördüğü değişiklik ve revizyonları yaparak yayımladığı;

INCOTERMS 2020

ULUSLARARASI TİCARETTE TESLİM ŞEKİLLERİ 2020 VERSİYONU

Broşüründe yayımlanan kurallardan bir tanesi ve ilk sıradaki

                                                     EXW – EX WORK

İş yeri, fabrika veya antrepoda teslim anlamına gelmektedir. İhracatçı malını fabrika veya antrepoda teslime hazır bir halde ithalatçıya teslim etmek üzere hazırladığında, ihracatçının sorumluluğu sona erer. İhracatçının sorumluluğunun bittiği yerde ithalatçının sorumluluğu ve riskleri başlayacaktır doğal olarak.

EXW | Ex Works

EXW (insert named place of delivery) Incoterms® 2020

EXPLANATORY NOTES FOR USERS

  1. Delivery and risk—“Ex Works” means that the seller delivers the goods to the buyer
  • when it places the goods at the disposal of the buyer at a named place (like a factory or warehouse),

Yukarıdaki açıklama INCOTERMS 2020’den kopyala yapıştır şeklinde sizinle paylaşılmıştır.

İhracatçının riski          : Sözleşmeye konu olan malları ithalatçının emrine

hazırladığını  ithalatçıya bildirdiği ve teslim ettiği yere

kadardır

İhracatçının masrafları  :İhracatçı malını hazırladığında navlun, sigorta, taşıma gibi

mal bedelinin dışında diğer masrafların muhatabı

olmayacaktır.

Ex Works teslim şeklinde ihracatçının riskinin minimum, ithalatçının riskinin ve maliyetinin ise en fazla olduğu bir teslim şeklidir.Yukarıdaki şekilde de görüleceği üzere EXW teslim şekli satıcı için yok denecek kadar azami düşük risk, ithalatçı için ise oldukça yüksek maliyet ve risk anlamına gelir. İhracatçının yapması gereken; malını sözleşmede belirtilen fabrika sahasında ithalatçının emrine hazır bulundurmaktır.

Yukarıdaki şekilde de ihracatçının ve ithalatçının risklerinin, maliyetlerinin neler olduğunun anlatılmaktadır.

EXW – EX WORKS TELİM ŞEKLİNDE YAPTIĞIMIZ HATALAR

Ülkemizde çeşitli ihracatçı birliklerinde verdiğim eğitim, seminer ve / veya konferanslarda çeşitli sorular soruldu. Bilhassa Uludağ İhracatçı Birlikleri konferansında 250 civarı dinleyici vardı ve bu konferansı sınıf yerine sahneye çıkıp, tüm katılımcılara görsel slaytlarımla konferans salonunda anlatmaya çalıştım. Çok sorular sorulmasına karşın ben bir tanesini cımbızlayıp sizinle paylaşmak istiyorum;

Soru şöyleydi;

“Biz Bursa’da Nilüfer Organize Sanayii Bölgesinde konumlanmış üretim ve ihracat yapan bir firmayız. Almanya’ya satışımızı EXW Factory Bursa olarak yapmaktayız. Demem o ki malımızı fabrika sahasında teslim etmekle yükümlüyüz. Ancak küresel piyasalarda oluşan rekabetten dolayı, ithalatçıya destek olması açısından, fabrika sahasında bulunan malımızı biz Gemlik Limanı’na kadar TIR ile taşımasını yapıyor, GB-Gümrük beyannamesini de açtırıyor, gümrüklemesini de yapıyoruz. Bu maliyetleri ve riskleri de bizim firmamız üstleniyor. Bu arada Nilüfer Organize Sanayii Bölgesi ile Gemlik Limanı arasındaki mesafe 35 km civarındadır. Ama Alman firmamız Hans GmbH gerçekten çok iyi niyetli olduğundan dolayı bunları yapıyoruz.“

Sizce yaptığımız doğru mu?

Ben söyleyecek söz bulamadım. EXW teslim şekline göre satış yapıp, ithalatçının üstleneceği sorumlulukların ihracatçı tarafından yerine getirilmesi ve bu süreçte bir risk meydana geldiğinde muhtemel ihracatçının sorumluluğunda kalacaktır. İhracatçı ağırmayan başını ağırtma yoluna girmiştir. Sırf Pazar kaybetmemek, sırt ithalatçıyı memnun edebilmek adına ihracatçının almayacağı riskleri ve maliyetleri alması kabul edilemez.

Özel markalı ürünlerin cirosu 2020’de yüzde 23 arttı

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği, sektörün önemli aktörleri ve firmalarını PLAT 2020 Almanak çalışmasında bir araya getirdi. Her yıl sektörün büyük bir heyecanla beklediği PLAT Private Label Zirvesi’nin COVID-19 salgını nedeniyle yapılamadığı 2020 yılında özel markalı ürünler sektöründe yaşanan gelişmeleri yansıtmak amacıyla hazırlanan PLAT 2020 Almanak’ta 8 market zincirinin tepe yöneticisi de bir arada ilk kez röportajları ile yer aldı. Bu özel çalışmada ayrıca Nielsen’in sektöre yönelik 2020 yılı araştırmasının sonuçları yayınlandı. Nielsen verilerine göre tüketicinin tercihi olmaya devam eden özel markalı ürünlerin cirosu 2020 yılında yüzde 23 artarak sigara ve alkol hariç toplam Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) pazarındaki yüzde 21,5’lik ciro payını korudu. 

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği, sektörün tüm oyuncularını düzenlediği Private Label Zirvesi’nde bir araya getiriyor. 2019 yılında 5.’si gerçekleştirilen Zirve, COVID-19 salgını nedeniyle 2020 yılında yapılamadı ancak PLAT Derneği, market zincirlerinden özel markalı üretim yapan firmalara, Sivil Toplum Örgütlerinden gazeteci, yazar ve ekonomistlere kadar birbirinden değerli isimleri PLAT 2020 Almanak’ta buluşturdu. Perakende sektörünün güçlü oyuncuları Migros, CarrefourSA, BİM, A101, ŞOK, Bizim Toptan, SEÇ Marketçilik ve Çağrı Market üst düzey yöneticileri ilk kez PLAT Almanak’ta bir araya gelerek 2020 yılına yönelik değerlendirmeleri ve 2021 yılı beklentilerini aktardılar.

Gıdadan kozmetiğe, temizlik ürünlerinden kişisel bakıma farklı alanlarda özel markalı üretim gerçekleştiren ve sektöre hizmet veren 28 firma, PLAT Almanak’ta gerek sektörleri gerekse şirketleri açısından pandemi nedeniyle önemli değişimlerin yaşandığı 2020 yılının bir fotoğrafını çekerken 2021’e ilişkin hedeflerini de paylaştılar.

TİM Başkanı İsmail Gülle, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, GEBKİM Vakfı Başkanı Vefa İbrahim Aracı, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Okutur, Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF) Yönetim Kurulu Başkanı Alp Önder Özpamukçu, Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Altaş, Ege Perakendeciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı M. Feyzi Başdaş gibi isimler de PLAT 2020 Almanak’ta değerlendirmeleri ile yer aldılar.

PLAT Almanak, özel markalı ürünler sektörünün pandemi etkisiyle geçen 2020 yılındaki gelişmelerini yansıtırken Gazeteci-Yazar Vahap Munyar, Ekonomi Gazetecisi Emin Çapa, Perakende Uzmanı Ercüment Tunçalp, Trend Danışmanı ve Bigumigu Eş-kurucusu Yalçın Pembecioğlu, Sinirbilimci Serkan Karaismailoğlu, Uzm. Klinik Psikolog Hilal Doymuş, Gebze Fatih Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. İlyas Sarı, Future Bright ve Davranış Enstitüsü Kurucusu Akan Abdula’nın yazılarını sayfalarına taşıdı.

Private Label cirosu 2020’de yüzde 23 arttı

Nielsen tarafından hazırlanan Private Label sektörünün Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) pazarındaki 2020 performansı ve gelişmeleri de PLAT Almanak’ta yayınlandı. Nielsen Perakende Paneli verilerine göre sigara ve alkol hariç toplam Hızlı Tüketim Ürünleri pazarında Private Label cirosu, 2020 yılında 2019’a kıyasla yüzde 23 artarken pazardaki yüzde 21,5’lik pay seviyesini korudu. Private Label ürünlerin ana kategorilere göre büyüme performanslarına bakıldığında 2020’de en yüksek ciro büyümesi yüzde 25 ile Gıda’dan gelirken, bunu yüzde 22 ile Ev Temizlik&Diğer ve yüzde 11 ile Kişisel Bakım ürün grupları takip etti.

Private Label ürünlerin gıdada en yüksek ciro performansını yüzde 33 ile Yağlar kategorisinde kaydettiği ve bu kategorideki payını yüzde 27,7’den yüzde 28,3’e çıkardığı görüldü. Private Label ürünlerin gıdada en yüksek ciro payına sahip olduğu kategori yüzde 44,3 ile Süt Ürünleri olmaya devam etti.

PLAT Beklenti Anketi sonuçları da açıklandı

PLAT Derneği’nin üyeleri arasında gerçekleştirdiği Beklenti Anketinin sonuçları ise çarpıcı veriler ortaya koydu. Buna göre sektör 2021 yılında Dünya ve Türkiye ekonomisi için pandeminin temel belirleyen olduğunu düşünüyor. Ankete katılanların tamamı “pandemi sürecinin devam etmesi”nin dünya ekonomisini etkileyeceğine inanıyor. Katılımcılara hangi 3 faktörün Türkiye ekonomisini en fazla etkileyeceği sorulduğunda da yüzde 86,2’si “pandemi sürecinin devam etmesi”ni cevapları arasına ekledi. Enflasyonun çift haneli rakamlarda seyretmesinin Türkiye ekonomisini etkileyen faktörler arasında yer alacağını düşünenler yüzde 41,4 iken ABD ile ilişkilerin bu faktörler arasında yer alacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 34,5 oldu.

PLAT üyeleri verdikleri yanıtlarla, ihracatın 2021 yılında da önemli olacağını teyit etti. 2021 yılında şirketlerindeki büyümenin ana kaynağının dış pazarlar olacağını belirtenlerin oranı yüzde 62,1 gibi yüksek bir oranda gerçekleşti. Katılımcılara kendi sektörleri açısından gördükleri en önemli 3 risk faktörü de soruldu. Buna göre yüzde 62,1 ile “girdi maliyetlerinin artışı” öne çıktı. Pandemi sürecinin uzaması ve döviz kurlarının dalgalanması yüzde 51,7 oranla aynı ağırlıkta ikinci ve üçüncü unsurlar olarak yer aldılar.

Katılımcıların yüzde 44,8’si perakende sektöründeki büyümenin ise 2021 yılında yüzde 5-10 aralığında olmasını bekliyor.

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı M. İmer Özer, 2020’de yaşanan hikayeleri gelecek yıllara bırakmak adına hazırladıkları Almanak ile ilgili olarak şunları söyledi: “2020 yılı hepimize çok şey öğretti. Kendi kendine yeten bir ülke olmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Kolonyanın neden ezelden beri misafire yapılan ilk ikram olduğu ya da çamaşır suyunun dezenfektan gücünün ne olduğunu çok daha iyi anladık. Birçok marka ve sanayici için üç yılda gerçekleşmeyecek birçok olay üç ayda gerçekleşti. PLAT Derneği olarak her yıl perakende sektöründe sabırsızlıkla beklenen Private Label Zirvemizde bu yıl pandemi nedeniyle bir araya gelemesek de hazırladığımız Almanak çalışmasında sektörün önemli isimlerini buluşturmayı başardık. Özel markalı ürünler sektörümüzdeki büyümenin devam ettiğini gösteren verilerin yer aldığı Nielsen raporu sonuçlarımız ve üyelerimizin beklentilerini içeren anket sonuçlarımız da ilk kez PLAT Almanak’ta yayınlandı. Değerli görüşleri ve yazıları ile katkı veren herkese teşekkürlerimizi sunuyorum.”

PLAT Derneği’nin web sitesinde de yayınlanan PLAT 2020 Almanak’ı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. 

https://plturkey.org/pl-almanak-2020

İlave adımlarla istihdamı yurtdışında artırmaya hazırız

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün Ekonomi Reformu Paketi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Yenigün şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ‘Ekonomi Reformu’ paketi ekonominin tüm alanlarını kapsamaktadır.  Mevcut sorunları ortadan kaldırmayı ve ekonominin çarklarını hızlandırmayı hedefleyen paket, bütüncül bir kalkınmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmalarında vurguladıkları kamu ve özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ekonomi konuları üzerinde istişarede bulunmaları ve işbirliği halinde çalışmış olmaları önemlidir ve geliştirilerek sürdürülmelidir Ayrıca, israfın engelleneceğinin özellikle altını çizmiş olmaları kıymetlidir.  Açıklanan maddelerde istihdamı artırmaya yönelik vurgular dikkat çekmektedir. İstihdamın artırılması çabalarına, atılacak ilave adımlarla yurtdışı müteahhitlik hizmetleri kapsamında katkı sağlamaya hazırız. Bu anlamda sektörümüzde büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Kamu alımlarında istisnaların azaltılması, ayrıca şeffaflık ve öngörülebilirliğin artırılması hususlarına yer verilmesi önemlidir. KÖİ uygulamalarında etkinliği daha artıracak adımlar da olumlu değerlendirilmektedir. Gerek geçtiğimiz hafta açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’nın gerekse Ekonomi reformu paketinin ivedilikle hayata geçmesi için TMB olarak her türlü desteği vermeye hazırız. İstişare mekanizmalarının en iyi şekilde işletildiği bir süreç sonunda açıklanan paketlerdeki her bir adım hayata geçtikçe, Türkiye ve Türkiye ekonomisi hak ettiği konuma doğru ilerleyecektir.”

Binlerce e-posta sunucusu tehlike altında 

Siber güvenlik kuruluşu ESET, sayısı ondan fazla gelişmiş kalıcı tehdit grubunun (APT) e-posta sunucularına sızmak için Microsoft Exchange güvenlik açıklarını suistimal ettiğini fark etti. Microsoft, Exchange Server güvenlik açıkları için yamalar yayınladı. Yamaların en kısa sürede yüklenmesi öneriliyor.

ESET Araştırma ekibi, 5 binden fazla e-posta sunucusunun saldırılardan etkilendiğini belirledi. Sunucuların, dünya genelinde aralarında yüksek profile sahip şirketlerin de yer aldığı birçok kuruluşa ve devlet kurumuna ait olduğu belirtildi.

Saldırı nasıl gerçekleştirildi

Mart ayının başlarında Microsoft; 2013, 2016 ve 2019 sürümüne sahip Microsoft Exchange Server’ları için önceden kimlik doğrulama uzaktan kod yönetimi (RCE) güvenlik açıkları dizisini onaran yamalar yayımladı. Güvenlik açıkları, saldırganların geçerli bir hesabın kimlik bilgilerini bilmesine gerek kalmadan, erişim sağlanabilen Exchange sunucularını ele geçirmesine olanak tanıyor. Bu durum internete bağlı Exhange sunucularının ihlallere açık hale gelmesine neden oluyor.

10‘dan fazla tehdit grubu

ESET’in en son Exchange güvenlik açığı zinciriyle ilgili araştırmasına başkanlık eden Matthieu Faou bu konudaki görüşlerini şöyle ifade etti: “Yamaların yayımlandığı günün ertesinde Exchange sunucularını toplu halde tarayan ve ihlal eden saldırılarda artış gözlemlemeye başladık. Ayrıca bu APT gruplarından biri hariç hepsi casusluk alanına odaklanan gruplar. Bir tanesinin ise bilinen bir kriptopara madenciliği ile ilişkili olduğu gözlendi. Ancak fidye yazılım operatörleri de dahil olmak üzere gittikçe daha fazla sayıda saldırgan, bu güvenlik açıklarına er ya da geç erişim sağlayacaktır. ”ESET araştırmacıları, bazı APT gruplarının güvenlik açıklarını yamalar yayımlanmadan çok daha önce suistimal ettiğini fark etti.

ESET telemetrisi, 115’ten fazla ülkede 5 binden fazla benzersiz sunucuda web kabukları (bir internet tarayıcı yoluyla sunucunun uzaktan kontrol edilmesini sağlayan kötü amaçlı programlar veya dizinler) bulunduğunu tespit etti.

Tüm Exchange sunucularına mümkün olan en kısa sürede yama yüklenmeli

ESET, kurbanlarının e-posta sunucularına web kabuğu veya arka kapı gibi kötü amaçlı yazılım kurmak üzere en son Microsoft Exchange RCE güvenlik açıklarını kullanan ondan fazla farklı tehdit düzenleyen grup tespit etti. Bazı durumlarda ise farklı tehdit düzenleyenler aynı kuruluşu hedef aldı.

Matthieu Faou şu tavsiyede bulundu: “Tüm Exchange sunucularına mümkün olan en kısa sürede yama yüklenmelidir. İnternete doğrudan maruz kalmayan sunuculara bile yama yüklenmelidir. İhlal durumunda yöneticiler web kabuklarını kaldırmalı, giriş bilgilerini değiştirmeli ve başka bir kötü amaçlı yazılım olup olmadığını araştırmalıdır. Bu durum, Microsoft Exchange veya SharePoint gibi karmaşık uygulamaların internete açık olmaması gerektiğine dair bir hatırlatmadır.”

ESET güvenlik ürünleri, özellikle saldırganlar tarafından yüklenen web kabukları ve arka kapılar gibi kötü amaçlı yazılımları tespit ederek, istismarın ardından saldırıların daha fazla ilerlemesine karşı koruma sağlıyor. Ek olarak, ESET Enterprise Inspector, müşterileri herhangi bir şüpheli güvenlik ihlali sonrası etkinliğe karşı uyarmada yararlı bir rol oynayabilir.

Exchange sunucularınızı mutlaka kontrol edin

Internete açık ve yamalanmamış sunucuların tehlikeye girme olasılığı yüksektir. Bu nedenle, internete açık sunucuların güvenlik değerlendirilmesini bir an önce gerçekleştirin. Güvenlik ihlali durumunda, yöneticiler web kabuklarını kaldırmalı, kimlik bilgilerini değiştirmeli ve herhangi bir ek kötü amaçlı etkinlik olup olmadığı araştırmalıdır.

Microsoft tarafından yayınlanan yamaları mümkün olan en kısa sürede uygulamak en iyi tavsiye olsa da, yamaların uygulanması halihazırda virüs bulaşmış bir sunucuyu otomatik olarak temizlemediğinden, Exchange sunucularınızda kötü amaçlı web kabuklarının olup olmadığını kesinlikle kontrol edilmelidir. Bu sürecin sonunda, denetime devam edin ve kalan tüm sunucuları inceleyin.

Tespit edilen tehdit grupları ve davranış kümeleri 

  • Tick – BT hizmetleri sağlayan ve Doğu Asya’da bulunan bir şirketin internet sunucusuna sızmış. LuckyMouse ve Calypso’da olduğu gibi grubun yamalar yayımlanmadan önce sunucuya sızarak erişim sağladığı düşünülüyor.
  • LuckyMouse – Orta Doğu’daki bir devlet kurumunun e-posta sunucusuna sızmış. Bu APT grubunun yamalar yayımlanmadan en az bir gün önce ve hala sıfır günken sızıntıyı gerçekleştirmiş olması büyük bir olasılık.
  • Calypso – Orta Doğu’daki ve Güney Amerika’daki devlet kurumlarının e-posta sunucularına sızmış. Grubun, sıfır gün olarak sunucuya erişim sağladığı düşünülüyor. Daha sonraki günlerde Calypso operatörleri Afrika, Asya ve Avrupa’daki devlet kurumlarının ve özel şirketlerin diğer sunucularını da hedef aldı.
  • Websiic – Asya’da özel şirketlere (BT, iletişim ve mühendislik alanında) ait yedi e-posta sunucusunu ve Doğu Avrupa’daki bir devlet kurumunu hedef aldı. ESET, bu yeni etkinlik kümesine Websiic adını verdi.
  • Winnti Grup – Asya’da bir petrol şirketinin ve bir yapı malzemeleri şirketinin e-posta sunucularına sızmış. Grubun yamalar yayımlanmadan önce sunucuya sızarak erişim sağladığı düşünülüyor.
  • Tonto Ekibi – Doğu Avrupa’da bir tedarik şirketinin ve yazılım geliştirme ve siber güvenlik alanında uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketinin e-posta sunucularına sızmış.
  • ShadowPad etkinliği – Asya’daki bir yazılım geliştirme şirketinin ve Orta Doğu’daki bir emlak şirketinin e-posta sunucularına sızmış. ESET, ShadowPad arkakapının bir varyasyonunun bilinmeyen bir grup tarafından bırakıldığını tespit etti.
  • “Opera” Cobalt Hareketi – Yamalar yayımlandıktan yalnızca birkaç saat sonra çoğunlukla Amerika, Almanya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki 650 civarı sunucuyu hedef almış.
  • IIS arka kapılar – ESET, bu ihlallerde dört e-posta sürücüsüne ihlallerde kullanılan web kabukları yoluyla yüklenen IIS arka kapıların Asya ve Güney Amerika’da yer aldığını gözlemlemiştir. Arka kapılardan biri yaygın olarak Owlproxy olarak bilinir.
  • Mikroceen – Orta Asya’daki bir kamu hizmet kuruluşunun exchange sunucusuna sızmıştır. Bu grup genellikle bu bölgeyi hedef alır.
  • DLTMiner – ESET, daha önce Exchange güvenlik açıkları kullanılarak hedef alınan birçok e-posta sunucusunda PowerShell indirme yazılımı dağıtıldığını tespit etti. Bu saldırıda kullanılan ağ altyapısı, daha önce bildiren bir kriptopara madenciliği kampanyasıyla bağlantılıdır.