Disiplinsizlik nedeniyle kınama cezası verilen işçi, aynı eylem nedeniyle haklı nedenle işten çıkarılabilir mi?

İş hukukunda işverenlere belirli koşulların varlığı halinde, işçilere disiplin cezası verme yetkisi tanınmıştır. Bu konuda 4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda bazı düzenlemeler yer almakla birlikte genel bir düzenleme bulunmamaktadır. Örneğin İş Kanunu m.18/I, m.25/II, m.38,TBK m.20 gibi hükümler işverenin hukuki yaptırım-disiplin yaptırımı uygulamasına dayanak teşkil eden düzenlemeler olarak gösterilebilir. Ancak iş hukukunda disiplin cezalarının genel bir düzenlemesinin olmaması nedeniyle iş sözleşmeleri, toplu iş sözleşmeleri ve iç yönetmeliklere konulan hükümlerle disiplin hukukunun oluşturulduğu söylenebilir (Süzek, Sarper, İş Hukuku, 14. Baskı İstanbul 2017).

İşverenin işten çıkarma yaptırımı, hem hukuki yaptırım hem de bir disiplin cezası olarak her iki yaptırım türü içinde yer almaktadır. Örneğin İş Kanunu m.18/I ya da m.25/II’de sayılan nedenler ortaya çıktığında, işveren iş sözleşmesini süreli veya derhal fesih hakkını bir hukuki yaptırım olarak kullanabileceği gibi yasadan doğan bir disiplin cezası olarak da uygulayabilir. Başka bir deyişle işçinin haklı nedenle feshi yerine ona aylıktan kesme cezası vererek cezalandırabilir. Ancak işveren işçinin hukuka aykırı davranışı sonucunda uyguladığı disiplin cezasının akabinde aynı eylem için işten çıkarma cezası veremez. Çünkü bu durum aynı eyleme iki ayrı ceza verilemeyeceği ilkesine aykırılık oluşturur.

Nitekim Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin bir kararında, “Davacı ile iş arkadaşının tartıştığı ve sonrasında arkadaşının davacının üzerine yürüyerek boğazını sıktığı, davacının da elindeki bir aleti ona doğru fırlattığı ve birbirlerine girdikleri, diğer işçilerin davacı ile karşı tarafı ayırdığı, bir süre sonra davacının elinde falçata ile karşı tarafın olduğu bölüme doğru koşmaya başladığı ve yine diğer işçilerin davacıya engel olduğu, olay sonrası hem davacı hem de arkadaşına kınama cezası verildiği, sonrasında davacı için fesih ihbarı düzenlenerek davacının iş akdinin olay gerekçe yapılarak haklı nedenle feshedildiği anlaşılmaktadır. Böylece iş arkadaşı ile yaşadığı tartışma ve kavga olayı nedeniyle önce kınama cezası ile cezalandırılan davacının iş akdi sonrasında aynı nedenle feshedilmiştir. Aynı eyleme iki ayrı ceza verilemeyeceğinden davacının iş akdinin feshi haksız olup, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü gerekmektedir” denilmektedir. (Y9.HD.20.01.2020 T., E.2016/12229, K.2020/610).

‘Non bis in idem’ (Aynı fiil nedeniyle faile bir ceza verilmesi) olarak da söylenen ve Ceza Hukuku ile Ceza Yargılaması Hukukunda benimsenen bu prensip, aynı suç nedeniyle faile bir ceza verilmesi anlamına gelir. Herkes, bir suçtan ancak bir defa yargılanabilir ve bir defa cezalandırılabilir. Kişi, yargılandığı suçtan keyfi olarak tekrar yargılanıp cezalandırılamaz. Bu prensip, ‘bir koyundan iki post çıkmaz’ olarak da bilinir (YCGK.19.12.2019 T., E.2015/874., K.2019/710).

Aynı olay nedeniyle iki defa ceza verilemez ilkesinin disiplin hukukunda da geçerlidir. Bu kapsamda işçinin davranışlarından kaynaklanan olay nedeniyle fesih dışında bir disiplin cezası uygulandığı (örneğin uyarı veya yevmiye kesme cezası) takdirde, aynı davranışın devam ettiğinin kanıtlanmadığı sürece iş sözleşmesinin aynı olay nedeniyle feshi halinde bir eyleme ancak bir ceza uygulanacağından yapılan fesih haksız fesih sayılır ve işveren bunun sonuçlarıyla bağlı olur. Konuyla ilgili Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin 20.01.2020 tarihli kararına göre de, “Aynı eyleme iki ayrı ceza verilemeyeceğinden davacının iş akdinin feshi haksız olup, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü gerekmektedir”.

Sonuç itibariyle işçiye aynı eylem nedeniyle iki ayrı ceza uygulanamaz. Başka bir anlatımla aynı olay nedeniyle önce kınama cezası arkasından haklı fesih yapılamaz. Aksi halde yapılan fesih haksız fesih sayılır ve işveren bunun hukuki sonuçlarıyla bağlı olur.

Lojistikte Yapay Zeka Kullanımı

Yapay zeka, insan gibi düşünebilen, davranışları taklit edebilen, otomatikleştirebilen ve veri tabanlı etkinlikleri insanlardan daha iyi şekilde yapabilen sistemlerden oluşur.

Bu sistemlerin en önemli performansı hata oranını ciddi seviyelerde indirgemesidir. Dünyanın en büyük bilişim şirketlerinden birinin raporlarına göre Üst düzey yapay zeka destekli ses asistanları yaklaşık % 5’lik hata oranını göstermektedir.

Birçok sektörde olduğu gibi lojistik sektöründe hizmetlerin hata oranın en aza indirgenmesi müşterilere sunulacak deneyimi iyileştirmenin en kolay yoludur.

Küresel ölçekte lojistik hizmet kalitesini artıracak her fikir, proje veya ürüne önem verilmelidir. Müşterilerin beklentilerini karşılayacak lojistik hizmetlerde değer yaratmak, pazardaki rekabet gücünü sürdürmek için her zamankinden daha önemli hale geliyor.

Peki lojistik hizmet kalitesini artırmak için yapay zekayı nerelerde kullanacağız?

  1. Akıllı Depolar
  2. Otonom Araçlar
  3. Akıllı Yollar
  4. Müşteri Deneyimi

Akıllı Depolar

Depolardaki otomasyona baktığımızda tarihteki buhar motorlarından forklifte, günümüzün robotik paketleyicileri ve toplayıcılarına kadar uzanan bir süreçtir.

Depo otomasyon teknolojileri ürünlerin hareketlerine yardımcı olan ve taşınma sürecini iyileştiren araçlar olarak açıklanabilir.

Bu görevleri yerine getirmek adına farklı yetkinliğe sahip geliştirilmiş ve geliştirilmekte olan birçok cihaz mevcuttur. Yeni taşıma cihazları, malların toplanmasını, sınıflandırılmasını ve paletlenmesini otomatik hale getirir.

E-ticaretin dikkat çekmesiyle paket işlemlerinde doğru ayıklama daha önemli hale geldi. Gelişmiş konveyör sistemleri, uygun işlemi belirlemek için bir paketin üzerindeki barkodları alabilen tarayıcılar kullanır. Ve bu sayede ayıklama işlemleriniz daha az hatayla daha kısa zamanda gerçekleşmiş olur.

Depolarda insanları taklit edebilen makinelerin kullanılması insanların üretkenliğini artıracaktır.

Otomatik raf sistemleri, RFID okuyucular ve sensörler depo otomasyon sistemlerinin vazgeçilmezleridir.

Depo otomasyon sistemleri hem operasyonlarda zamandan tasarruf etmenize hem de iş gücünü doğru kullanmanıza yardımcı olarak hizmet kalitenizi artıracaktır.

Otonom Araçlar

Yapılan uluslararası bir araştırma sonuçları;

Şirketlerin dörtte üçünden fazlasının sürücüsüz tırların gelecek on yıl içerisinde gerçekçi bulunduğunu gösterdi. Üç şirketten neredeyse biri, otonom teknolojinin önümüzdeki beş yıl içinde yerleşmesini bekliyor.

Bunun yanı sıra uluslararası karayolu taşımacılığında önemli birliklerden biri otonom araçlar konusunda yeterli dijital altyapının olmadığını ve otonom araçların kullanılabilirliği açısından kurulması gerektiğini öneriyor.

Farklı bir araştırma hafif kamyonların sadece %10’unun 2030’dan itibaren otonom hale gelebileceğini belirtiyor.

Süre uzun olsa da otonom araçların taşımacılık ve lojistik sektörüne sağlayacağı birçok avantaj söz konusu;

  • Teslimat trafiğinin indirgenmesi
  • Teslimat süresinin en aza indirgenmesi
  • Operasyonların güvenliğinin artması
  • Operasyonların verimliliğinin artması
  • Yakıt tasarrufu
  • Şeffaf izlenebilirlik sağlanması

Gibi birçok konuda avantajlar sunacaktır.

Akıllı Yollar

Otonom araçların dikkat çekmeye başlamasıyla özel yol altyapısının öneminin arttığı gözlemleniyor.

Dünya çapında güneş enerjisiyle akıllı araçlara özel akıllı otoyollar oluşturmak üzere birçok proje sunulmakta ve geliştirilmektedir.  Akıllı yol projeleri çeşitli yazılımlarla programlanan akıllı sensörler ile kazaları azaltmak veya önlemek adına birçok çalışmadan oluşuyor.

Dünyada birkaç ülke güneş enerjisiyle oluşturulan güneş yollarına sahip, bu yollar sadece elektrikli araçların güç ihtiyacını karşılamak için değil aynı zamanda araçlara bağlı pilleri şarj etmek için de kullanılabiliyor.

Ayrıca trafik hacmini izleyebilir ve bir aracın yoldan ne zaman ayrıldığını veya bir kazaya karıştığını belirleyebilir ve ardından acil durum hizmetlerini uyarabilirler. Bu, daha güvenli yolculukların ve daha hızlı teslimatların kolaylaştırılmasına yardımcı olur.

Bu sayede lojistik hizmetlerin daha güvenli, daha hızlı ve daha verimli şekilde müşterilere sunulması sağlanabilir.

Lojistikte Yapay Zeka Kullanımı ile Müşteri Deneyimini İyileştirmek

E-ticaret alanında müşterilerinize sunduğunuz deneyimi web siteniz üzerinden iyileştirebilirsiniz.

Peki geleneksel lojistik hizmetlerde müşteri deneyimi nasıl iyileştirilir?

Bu soruya cevap vermek için öncesinde bir müşteri sizden ne bekliyor sorusuna cevap vermelisiniz.

  1. Her insan için zaman faktörü değerlidir, siparişlerinin hızlıca ulaşmasını ister,
  2. Doğru fiyatlandırma ister,
  3. Sürece dahil edilmek her an ürün hakkında bilgiye ulaşmak ister bu sebeple süreç şeffaf ve izlenebilir olmalıdır,
  4. Ürünün güvenliği hakkında şüpheye düşmemek ister,
  5. Karşılaştığı herhangi bir problemin kolaylıkla çözülmesini ister,
  6. Süreç öncesi, sırası ve sonrası aktif iletişim ister.

Bu sebeple müşterilerinize;

  1. Müşterinize sürekli iyileştirilmiş bir deneyim sunmalı,
  2. Müşterinize şeffaf ve izlenebilir bir süreç sunmalı,
  3. Hız faktörünün önemine dikkat etmeli,
  4. Doğru fiyatlandırma yapmalı,
  5. Süreç boyunca aktif iletişimde kalmalı,
  6. Ve tersine lojistik hizmetlerde müşteri tatminine yönelik hizmetler vermelisiniz.

Lojistik hizmetlerinizde yapay zekayı kullanarak birçok yönden hizmet kalitenizi artırabilir ve müşterilerinize paha biçilmez bir deneyim sunabilirsiniz.

Serbest Bölgelerde İthalat, İhracat ve Bankacılık

SERBEST BÖLGELERDE DIŞ TİCARET

Serbest bölgelerde dış ticaret faaliyetleri, serbest bölgelerde mukim kullanıcı firmalarca yapılabilir. Uluslararası kurallar serbest bölgelerden yapılacak dış ticaret işlemlerinde de uygulanır. Bilinenin tersine, serbest bölgede her şey serbest, dileyen, dilediği gibi davranır hükümleri söz konusu değildir. Serbest bölgelerdeki hukuki ve mevzuatsal faaliyetlerden serbest bölge müdürlüğü sorumludur. Serbest bölgelerdeki kullanıcı firmalar, bölge içinde ve bölge dışına yapmış oldukları satışlar ile bölgeye satın aldıkları malları serbest bölge müdürlüklerine bildirmekle yükümlüdür.

Serbest bölgeler gümrüksüz alanlardır. Serbest bölgeler gümrük hattı dışında sayıldığından, serbest bölgeler ile Türkiye’nin diğer yerleri arasında yapılan ticarette dış ticaret rejimi hükümleri uygulanır.

Diğer bir ifade ile Türkiye tarafından bakıldığında;

  • Türkiye’den serbest bölgeye satılan mallar ihracat rejimine,
  • Serbest bölgeden Türkiye’ye satılan mallar ise ithalat rejimine tabi

olur.

Serbest bölge kullanıcıları Türkiye’den ihraç fiyatına (KDV’siz) mal ve hizmet satın alabilirler. Diğer taraftan, serbest bölge ile diğer ülkeler ve diğer serbest bölgeler arasında dış ticaret rejimi hükümleri uygulanmaz.

Türkiye’de mevcut gümrük uygulamaların tersine, yurt dışından veya Türkiye’den serbest bölgeye ithal edilen mallar serbest bölgede süre sınırlaması olmaksızın depolanabilir, kalabilir. İthal edilen mallar, ne kadar süre ile serbest bölgede depolanmak istenirse istensin, gümrüğün belli bir süre sonunda mallara el koyup, ihale ile satışının yapılması ve elde edeceği parayı hazineye irad kaydedeceği söz konusu değildir.

Serbest bölgeye gerek yurt dışından,  gerekse Türkiye’den getirilen (ithal edilen) mallara ait herhangi bir gümrük vergisi, fonları ile vadeli işlemlerde KKDF – Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ödenmez. Çünkü serbest bölgeler gümrük hattı dışındadır.

SERBEST BÖLGEDEN İHRACAT

Serbest bölgelerden her yöne; yurt dışına ve Türkiye’ye mal satılması mümkündür. Serbest bölgede mukim bir firmanın gerek Türkiye’ye, gerekse dünyanın her hangi bir ülkesi olan yurt dışına mal satması mümkündür. Bölgeden yurt dışına veya Türkiye’ye mal satışı serbest bölge firması için ihracat hükmündedir. Türkiye’den yurt dışına mal ihracında olduğu gibi, Türkiye gümrüklerinde olduğu İhracat Gümrük Beyannamesi (GB) düzenlenmesi söz konusu değildir. Gümrük beyannameleri yapısı itibariyle gümrükten geçirilen mallarla ilgili bir resmi beyan olup Türkiye gümrüklerinde, gümrük sahası geçildiğinden dolayı bildiğimiz ihracat gümrük beyannamesi düzenlenir.

Ancak serbest bölgelerde durum böyle değildir. Serbest bölgeler yapısı itibariyle Türkiye sınırları içinde olmakla birlikte üstlendikleri misyon itibariyle gümrük hattı dışındadırlar. Bu yüzden ihracat gümrük beyannamesi düzenlenmeyip bunun yerine serbest bölgelerde malların hareket yönünü belirleyen bir form düzenlenir ki buna;

SBİF – SERBEST BÖLGE İŞLEM FORMU

denir.

Türkiye gümrüklerinden yurt dışına ihraç edilen mallarda kullanılan İhracat Gümrük Beyannamesi GB’ne benzer bir belge olup, serbest bölge işlem formunu ihracatçı serbest bölge kullanıcı firma tanzim ederek onay için serbest bölge müdürlüğüne ibraz eder. Firma tarafından ihracat amaçlı doldurulan SBİF – Serbest Bölge İşlem Formu’nun “3” nolu hanesinde;

Bölgeden yurt dışına mal ve hizmet çıkışı”

İfadesi yer alır ki bu da serbest bölgeden yapılan ihracat olduğunu göstermektedir.

Serbest bölge müdürlüğü, serbest bölgeden mal ihracatına yönelik olarak düzenlenen SBİF – Serbest Bölge İşlem Formu’nu onaylayarak, ihracat yapan firmaya mallarını yurt dışına göndermesi için izin vermekle birlikte SBİF’nun onaylanması ile birlikte, yurt dışına ihraç edilen malların firma stoklarından eksildiğini serbest bölge müdürlüğü kendi envanterinden de takip eder. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren firmalar depolarında veya antrepolarında stoklanan malların miktarlarını ve tüm alım, satım hareketlerini serbest bölge müdürlüklerine bildirmek ve serbest bölge kullanıcı firmanın fiziki stokları ile serbest bölge müdürlüğünün anılan firma için tutmuş olduğu mal envanterindeki malların miktarlarının aynı olması gerekmektedir.

SERBEST BÖLGEYE İTHALAT

Serbest bölgelere gerek yurt dışından, gerekse Türkiye’den mal ithal edilmesi mümkündür. Türkiye’nin serbest bölgeye satacağı mallar, Türkiye’deki firma için ihracat, serbest bölgedeki firma için ithalat niteliğindedir. Gerek yurt dışından, gerekse Türkiye’den serbest bölge kullanıcı firması tarafından ithal edilen mallar için serbest bölgede mukim firma tarafından tanzim edilen;

                             SBİF – SERBEST BÖLGE İŞLEM FORMU

Formunun serbest bölge müdürlüğüne ibraz edilmesi ve onaylanması ile mümkün olur.

Yukarıda resmi görülen SBİF – Serbest Bölge İşlem Formu’nun “3” nolu kısmında ithalat anlamına gelen;

                         “Bölgeye Yurt Dışından Mal ve Hizmet Girişi”

İfadesi yer alır ve serbest bölgede mukim kullanıcı firma bu formu serbest bölge müdürlüğüne onaylattığı takdirde, SBİF’de yazılı mal miktarı serbest bölgede mukim kullanıcı firmanın stoklarına girmiş, ithalat yapılmış anlamındadır. Aynı zamanda serbest bölge müdürlüğünün, serbest bölge kullanıcı firma için tutmuş olduğu envanterine de stok girişi şeklinde notlarını düşer.

SERBEST BÖLGELERDE FAALİYETTE BULUNAN BANKALARDAN İTHALAT BEDELİ TRANSFERİ

Serbest bölgelerde mukim firmalar gerek yurt dışından,  gerekse Türkiye’den serbest bölgeye mal ithal ettiklerinde, ithalat bedelini serbest bölgelerde mukim bankalar aracılığı ile transfer etmeleri mümkündür. Serbest bölgedeki bir bankadan para transfer ederken, transferin nedeni kısmına mutlaka satın alınan mallara ait bedelin transferi şeklinde not düşülmesi gerekir.

Bu bağlamda; ithalat bedeli transferleri:  

  • Mahiyetin mal bedeli olması halinde, firma talimatında yer alan «SBİF Serbest Bölge İşlem Form Numarası» veya «Gümrük Beyanname Numarası»  havale açıklamasında da bulunmalıdır.

Serbest bölgeler her ne kadar serbest bölge olarak anılsa da, serbest bölgelerde mukim bir bankadan para transferi yapmak sanıldığı kadar serbest değildir.

Her ne kadar Türkiye’de faaliyet gösteren bir bankadan mahiyeti belli olmayan ve mahiyeti kısmına “”diğer” yazılıp transferi mümkün olsa da, serbest bölgelerde mukim bankalardan mahiyeti belli olmayan para transferinin yapılması mümkün bulunmamaktadır. Yapılan transferlerin serbest bölgedeki bir alım işlemi ile ilgili olması ve SBİF- Serbest Bölge İşlem Formu, alış faturası ile kanıtlanması gerekir.

Serbest bölgede faaliyet gösteren bankalara gelen transfer taleplerinde, söz konusu transferin serbest bölgedeki bir işlemle ilgili olduğunun belgelerle ibraz edilmesi gereklidir.

İşçinin otomatik geçiş kartına el konulması ya da güvenlik görevlilerince işyerine alınmaması işveren feshi sayılır mı?

Fesih, iş sözleşmesini derhal ya da belirli bir sürenin geçmesi ile sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek yanlı irade açıklaması olarak tanımlanmaktadır. Fesih hakkı her iki tarafa da tanınmıştır ve diğer tarafın kabulüne gerek olmayan bir irade beyanıdır. Fesih açıklamasında yazılı bildirim şartı, daha önce sadece 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/2 (Mülga 1475 sayılı İşK. m.17/II) bendine göre, “haklı sebeple” yapılan fesihlerde aranırken, artık yeni 4857 sayılı İş Kanunu ile getirilen değişiklikte “ihbar önelli” fesihlerde de yazılı bildirim şartı aranmaktadır (İşK. m.19/1). Esasen, 4857 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesi uyarınca bildirimlerin yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gerekir. Fakat, bu bildirimler değişiklikten önce “ispat şartı” olarak kabul ediliyordu (DEMİR, Fevzi, İş Hukuku ve Uygulaması, 2. Baskı, İzmir, 2002; ÇELİK, Nuri, İş Hukuku Dersleri, İstanbul 2000) Bu defa getirilen değişiklikte fesih bildiriminin “yazılı” olarak yapılması ve fesih sebebinin “açık ve kesin” bir dille belirtilmesi hükme bağlandığından, “geçerlilik şartı” haline gelmiştir.

Fesih bildiriminin mutlaka taraflarca yapılacağı hususunda bir hüküm bulunmadığından temsil ile ilgili genel hükümler burada da uygulama alanı bulmaktadır. Buna göre, temsil yetkisi bir şekle tabi olarak verilmemektedir, zımni bir irade beyanıyla da verilebilir. Ne var ki genellikle mümessil ile temsile yetkili olduğunu ispat edebilmesi için bir “yetki belgesi” verilmektedir. Eğer kişinin Kanundan veya hukuki işlemden doğan bir temsil yetkisi yoksa ”yetkisiz temsil” söz konusu olacak, böyle bir durumda da bildirimin geçerli sayılabilmesi için temsil edilenin icazet vermesi gerekecektir (ODAMAN, Serkan, İşçinin haklı sebeple fesih hakkı, Aralık 2000 Ankara, YODÇEM, s.48).

Fesih bildirimine yetkili olanlar ise, iş sözleşmesinin taraflarıdır. Yani işçi, işveren ve bunların Yasal temsilcileridir. Türk Medeni Kanunu, çeşitli hükümleri ile sözleşme yapabilme özgürlüğüne bazı sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalardan en önemlileri, kişinin medeni haklardan yararlanma ve bunları kullanma yeterliliğine ilişkindir. Bu yeterlilik temyiz gücüne, yani makul surette hareket etme iktidarına sahip, reşit, 18 yaşını doldurmuş ve kısıtlı olmayan kişiler için söz konusudur (TMK. m.11). Temyiz yeteneğine sahip olmayan 18 yaşından küçük işçi, anne, baba ya da Yasal temsilcisinden izin veya onay almadan iş sözleşmesini feshetmeye yetkili değildir. Fakat, anne, baba veya vasi, küçüğün bir meslek ya da sanatla uğraşmasına izin vermişlerse, küçük ayrıca izin almaksızın iş sözleşmesi yapabilir. Aynı şekilde, 18 yaşından küçük işçi, anne ve babasının izin veya onayıyla aile dışında yaşıyorsa, iş sözleşmesini kendi iradesi ile yapabilir ya da feshedebilir. (İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4 Baskı, İstanbul 2019)

Sonuç olarak, Yargıtay’a göre, fesih bildirimi bir yenilik doğuran hak niteliğini taşıdığından ve karşı tarafın hukukî alanını etkilediğinden, açık ve belirgin biçimde yapılmalıdır. Yine aynı nedenle kural olarak şarta bağlı fesih bildirimi geçerli değildir. Fesih bildiriminde “fesih” sözcüğünün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Bazen fesih işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin işe alınmaması, otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir. Dairemizce, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde, bunu kabul etmeyen işçi yönünden “işverenin feshi” olarak değerlendirilmektedir. (Y22.HD.4.12.2017 T., E.2015/22637, K.2017/27735).

Uluslararası Çevre Kaynaklı Yönetim – Organizasyon Sorunları için Çözüm Önerileri

Uluslararası işletmelerde uluslararası çevre ile ilgili çözüm önerilerimi, uluslararası çevrelerin birbirlerini etkilemesi nedeniyle ayrım yapmadan sıralayacağım.

Çevre kaynaklı organizasyon sorunları için çözüm önerilerimi şöyle ifade edebilirim;

1-) Dil ile ilgili sorunlar, etkili yabancı dil kursları ve yurt dışı eğitimleri verilerek çözülmeye çalışılmalıdır.

2-) Yabancı ülkelerde görev alacak personel ve ailelerine gerektiğinde gidecekleri ülke ile ilgili, seminer niteliğinde eğitimler verilmelidir.

3-) Din ve inanç sistemleri ile kutsal değerlere saygı gösterilmeli ve herkesin kendi dininin gereklerini yerine getirmesi için kolaylık sağlanmalıdır.

4-) Faaliyet gösterilecek ülkenin örf, adet, gelenek, görenek ve inançlarına saygı gösterilmeli ve yapılabilecek etkinliklere kolaylık sağlanmalıdır.

5-) Görev alınacak ülkedeki bayram ve önemli günlerde personelin, muhatapların ve halkın bayramları ve önemli günleri kutlanıp hediyeler verilmelidir.

6-) Özellikle kültürüne yabancı olduğu bir ülkeye yeni atanan bir yöneticinin o ülkenin kültürüne ve koşullarına uyumu 2 yıl kadar sürdüğünden sık sık yönetici değiştirmemek gereklidir.

7-) Göze görünmeyen; çalışan bağlılığı, marka değeri, dürüstlük ve beceri gibi değerli kaynaklara önem verilmelidir.

😎 Yöneticiler tutarlı olmalıdır.

9-) İşletme liderlerinin çalışanların motivasyonunu, yeteneklerini ve becerilerini geliştiren tutum ve davranışları alt kültürlerin oluşmasına ve değişmesine yardımcı olur.

10-) Gerektiğinde kültürü, tüzel sorumluluğu, performans yönetimini, açık ve kesin yön duygusunu teşvik edecek şekilde yönlendirmeliyiz.

11-) Yöneticiler için en önemli eğitim ve beceriler; adil olmak, tasarımcı olmak, geliştirici olmak ve beklenmedik sorunlarla başa çıkabilmeyi bilmektir.

12-) Yetenek ve kültür stratejik açıdan bir iş süreçleri kümesidir ve merkezi olarak yönetilmesi gerekir.

13-) Yerel ülkedeki vergi kanunları, faiz oranları, ücretler ve gümrük uygulamaları vb. gibi konular yönetim-organizasyon yapısına yansımalıdır.

14-) Sürdürülebilir bir çevre oluşturma yolunda kamu politikalarının değiştirilmesine yardımcı olunmalıdır.

15-) Politik müdahaleler insanları ve yöneticileri sıksa da politik müdahalelere konu olan hususlar ciddiyetle ele alınmalı ve çözülmeye çalışılmasıdır.

16-) Faaliyet gösterilen ülkenin ekonomik bloklara üyelikleri ile diğer ülkelere yapmış olduğu fiili ekonomik anlaşmalar işletmenin yönetim-organizasyon anlayışına yansımalıdır.

17-) Dünya ekonomisi ile ilgili problemler ve konjonktürel sorunları dikkate alan bir yönetim-organizasyon anlayışı gereklidir.

18-) Özellikle gelişmekte olan ülkelerde devlet iş faaliyetlerine ve piyasaya daha çok müdahale ettiği için hükümet ve devlet organlarıyla iyi ilişkiler kurmak gereklidir.

19-) Yüksek becerikli kişileri istihdam etmeye çalışmalıyız.

20-) Kültürel etkiler nedeniyle uluslararası işletmelerin ürün markalarında isim değişikliğine gidilebilir veya yeni markalar oluşturulabilir.

21-) Uluslararası işletmelerdeki yöneticilerin, gittikleri ülkelerdeki kültürleri, sosyal ve siyasal yapıları öğrenmeleri önemli bir zorunluluktur.

Serbest Bölgelerde Şirket Faaliyeti

SERBEST BÖLGELER İÇİN FAALİYET RUHSATI ALMA

SERBEST BÖLGELERDE FİRMA KURMAK VE FAALİYETTE BULUNMAK

FAALİYET RUHSATININ GEÇERLİLİK SÜRESİ NE KADARDIR?

Serbest bölgelerde faaliyet gösterecek firma öncelikle Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’nden faaliyet ruhsatı almak durumundadır. Faaliyet ruhsatları firmanın nasıl faaliyette bulunacağına göre;

  • Üretim firmaları,
  • Kiracı kullanıcılar,
  • Diğer faaliyet konularında faaliyet gösterecek firmalar

Şeklinde kategorize edilir

  • Yatırımcı kullanıcıların faaliyet ruhsatı süresi; üretim faaliyetleri için 45 yıl,
  • Kiracı kullanıcıların faaliyet ruhsatı süresi ise üretim faaliyetleri için 20 yıl
  • Diğer faaliyet konuları için 15 yıldır.

FAALİYET RUHSAT SÜRESİNİN BİTİMİNDE FAALİYETİNE DEVAM ETMEK İSTEYEN KULLANICILAR NE YAPMALIDIR?

Faaliyet ruhsatının izin verdiği sürece firmalar serbest bölgelerde faaliyetlerine devam edebilirler. Faaliyet ruhsat süresi dolduktan sonra serbest bölgelerde faaliyetlerine devam etmeleri mümkün değildir.

Faaliyet ruhsatı süresi bitmek üzere olan ve ara vermeksizin faaliyetine devam etmek isteyen kullanıcılar, faaliyet ruhsatı süresi dolmadan önce, Serbest Bölgeler Uygulama Yönetmeliği’nde belirtilen esaslar çerçevesinde müracaatta bulunurlar.

Müracaatın uygun bulunması halinde, faaliyet ruhsatının sona erdiği tarihten itibaren

başlamak üzere aynı numarayla yeni bir faaliyet ruhsatı düzenlenir.

SERBEST BÖLGELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ FAALİYET RUHSATI MÜRACAATLARININ DEĞERLENDİRİLMESİNDE DİKKATE ALINAN KRİTERLER NELERDİR?

Faaliyet ruhsatı müracaatlarının değerlendirilmesinde dikkate alınan ana hususlara aşağıda yer verilmiştir:

Faaliyetin üretim faaliyeti niteliğinde ve çoğunlukla yurtdışına satışa yönelik olması esastır. Alım-satım faaliyetlerinde de yurtdışına satışı esas olup, hammadde, ara malı ve yatırım malları öncelikli olmak üzere yurtiçine satışla da belli oranlarda izin verilebilir.

Müracaat konusu faaliyetin insan sağlığı ve çevre açısından zarar verici mahiyette olmaması; Genel Müdürlükçe belirlenecek hassas ürünleri kapsamaması ve yurtiçi piyasada yıkıcı ve haksız rekabete ortam sağlayıcı vasıfta olmaması nitelikleri aranır  Faaliyetin; belli kapasitede istihdam yaratacak nitelikte  olması, doğrudan yabancı yatırım niteliğinde olması, yeni ve/veya yüksek teknoloji içermesi, uluslararası  ticareti destekleyecek bir hizmet mahiyetinde olması  ve serbest bölgedeki sektörel ihtisaslaşma ve kümelenmeyle uyumlu olması hususları göz önünde bulundurulur.

Bölgenin fiziki ve altyapı imkânlarının, yapılması planlanan faaliyet için uygun olması şartı aranır. Başvuru sahibi firma ile ortaklarının veya yeni kurulacak firma ortaklarının geçmiş performanslarının, müracaat formunda yer alan taahhüt niteliğindeki yatırım, üretim, ticaret ve sermaye büyüklüklerini doğrulayacak  mahiyette olması gerekmektedir. Bunlar dışında Türkiye ve dünyadaki genel ekonomik durum, iç ve dış piyasalardaki arz ve talep dengesindeki değişmeler ile rekabet gücünün korunması hususları  göz önüne alınarak gerektiğinde ilave kriterler aranabilir.

SERBEST BÖLGEYE GİRİŞ – ÇIKIŞ İÇİN GEREKLİ BELGELER

Bölgeye giriş ve çıkışlar Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Giriş İzin Belgesi”, “Görev Kartı” ve Bölge Müdürlüğünün uygun görüşüne istinaden İşletici veya B.K.İ. (B.K.İ.: Bölge Kurucu ve İşleticisi: Serbest bölgenin özel sektör tarafından kurulması

ve işletilmesi halinde, bölgeyi kuran ve işleten kuruluşu), tarafından düzenlenen “Araç Giriş Kartı” ile yapılır. “Giriş İzin Belgesi”, “Görev Kartı” ve “Araç Giriş Kartı” verilenlerin listesi müteakiben, Serbest Bölge ilgili emniyet ve gümrük birimlerine yazılı olarak bildirilir. Süreklilik arz etmeyen günlük giriş ve çıkışlarda ise yine Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Özel İzin Belgesi” ve “Ziyaretçi Araç Giriş Kartı” kullanılır. Söz konusu kısa süreli belgeler, bölge giriş ve çıkış kapılarında İşletici veya B.K.İ. görevlileri tarafından verilir. Bu belgelere ilişkin usul ve esaslar Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’nce çıkarılacak tebliğ / genelgelerle düzenlenir.

Webinar ve Sunum Kaydını İzleyin: Yeni Normalde Dijital Satınalma ve Kurumsal Dönüşüm

Yeni Normalde Dijital Satınalma ve Kurumsal Dönüşüm” konusu ile B2B Sektör Buluşmaları hız kesmeden devam ediyor.

Onnet-B2B CEO’su Sn. Enis KARSLIOĞLU ve ITG Yazılım İş Geliştirme Yöneticisi Sn. İsmail YILDIRIM, Buyer Network Kurucu Ortağı ve İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Bilim Dalı Başkanı Sn. Prof. Dr. Murat ERDAL moderatörlüğünde 27 Ekim Salı günü bir araya geldi. Birbirinden değerli sunumlar eşliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, katılımcıların soru ve görüşleri ile çok sayıda konuya değinildi.

Yayını ve sunum kaydını izlemek için Buyer Network Webinar platformunu ziyaret edebilirsiniz.⠀
Geçmiş Yayınları İzleyin: http://webinar.buyernetwork.net

İşçinin kendi kusurlu hareketi sonucu ölmesi halinde, mirasçıları kıdem tazminatı talep edebilir mi?

1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14 üncü maddesinde, kıdem tazminatına hak kazanabilmek için gerçekleşmesi gereken şartların başında, iş sözleşmesinin madde de açıkça belirlenen nedenlerle işveren ya da işçi tarafından feshedilmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması koşulu yer almaktadır. (İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4 Baskı, İstanbul 2019)

İşçinin ölümü halinde, diğer koşulları da varsa kıdem tazminatı işçinin kanuni mirasçılarına ödenir. Buradaki diğer koşullardan anlaşılması gereken kıdem tazminatına hak kazanılma koşullarıdır. Hemen ifade etmek gerekirse, İş Kanunu kapsamında sürekli bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan ve en az bir yıl hizmeti olan işçinin ölmesi halinde mirasçıları kıdem tazminatına hak kazanabileceklerdir. İş Kanuna göre, ölen işçinin mirasçılarına kıdem tazminatı hakkı doğabilmesi için ölüm olayının nedeninin ve nasıl meydana geldiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Kanun, koşul olarak sadece sözleşmenin ölümle sona ermesini aramaktadır. Ölüm nedeninin iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, herhangi bir kaza olup olmaması; ölümün, işçinin veya üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmaması, işyeri içinde veya dışında meydana gelmesi, intihar veya cinayet olması bu hükmün uygulanması bakımından etkili değildir (MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi, ASTARLI, Muhittin, BAYSAL, Ulaş, İş Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2014).

Ancak, işçinin devletin güvenlik güçleriyle girdiği çatışma sonucu ölmesi, işyerine bomba koyarken ölmesi ya da işverene, işveren vekiline veya işçisine saldırırken meşru müdafaa sınırları içinde kendisine engel olunmak istenirken ölmesi işçi bakımından; Türk Ceza Kanunu’na göre cürüm teşkil eden ve kendi eylemi ile gerçekleşen bir olay olduğu için mirasçılar kıdem tazminatına hak kazanamaz (MOLLAMAHMUTOĞLU/ASTARLI/BAYSAL İş Hukuku).

Nitekim Yargıtay bu konuda verdiği bir kararda, “ölümüne kusurlu davranışıyla yol açan işçinin davranışının 4857 sayılı Kanun m.25/II kapsamında haklı bir neden oluşturması halinde, işçinin kanuni mirasçılarına kıdem tazminatı ödenemeyeceğine” hükmetmiştir (Y.9HD.21.3.1978, E.16736/4008). Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun bir kararında da, “…ölüm başlı başına sözü edilen tazminatın ödenmesi için yeterli olmayıp…yasal koşulların gerçekleşmesi gerekir. Kanunun m.25/II’de sayılan nedenlerle işe son verilmesi halinde, işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Olayda davalının savunması Kanunun m.25/II bendine dayanmaktadır. Ancak işveren haklı nedene dayanan sözleşmeyi bozma hakkını aynı anda geçekleşen işçinin ölümü nedeniyle kullanamamıştır….”(YHGK.21.12.1979, E.1978/9-1041, K.1979/1634). Yargıtay bu kararında işçi sağ olsaydı, İş Kanunu m.25/II kapsamında haklı nedenle iş sözleşmesi feshedilecek ve kıdem tazminatına hak kazanamayacaktı varsayımıyla kanuni mirasçıların kıdem tazminatından yararlanamayacağı sonucuna varmıştır.

Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun bu kararı doktrinde eleştiriye uğramakla birlikte kararı destekleyenler de bulunmaktadır. Nitekim, ŞAHLANAN’a göre, “ölüme neden olan olay işçi ölmesiydi işverenin sözleşmeyi feshedeceğine muhakkak nazari ile bakılabilecek bir olay olarak nitelendirilebiliyorsa, bu taktirde işçinin kanuni mirasçılarının kıdem tazminatı talep hakkı bulunmamalıdır (Fevzi ŞAHLANAN, Yargıtay’ın 1985 Yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, Basisen, İstanbul 1987).

Sonuç olarak, bizim de katıldığımız görüşe göre, işçinin kendi ölümüne yol açan davranışı, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç niteliğinde ise, kıdem tazminatından söz edilmemelidir. Bununla birlikte, işçi öldüğünde hakkında suç işlediğine dair bir karar bulunmasa dahi ölümün meydana geldiği şartlara göre, davranışının suç niteliğinde olduğu sabit ise, örneğin işyerini kundaklarken patlayan bombadan öldüğü resmi raporlarla sabit ise, mirasçıların kıdem tazminatından yararlanmaması gerekir. Aynı yönde Yargıtay’ın verdiği karara göre de, işçinin kendi kusurlu hareketi sonuç ölmesi halinde, ölüme neden olan davranış işveren açısından iş sözleşmesini haklı nedenle fesih sebebi oluşturuyorsa, mirasçıları kıdem tazminatı talep edemeyeceklerdir.

Sanal Oyun Dünyası

Global sistemin en önemli sektörlerinden bir tanesi olan sanal oyun dünyası, girişimcilik ekosistemi başta olmak üzere, birçok sektöre damgasını vuruyor.

Sanal ekosistem 1900 yıllara dayanır. Bilim insanları birçok çalışmalar yapmış ve günümüzün son yıllarında kullanılabilirlik ivmesi yükseliş göstermiştir.

Sanal oyun, dünyanın en büyük ticari faaliyetlerindendir.

2019 yılı itibari ile dijital çağ son bulmuş, yapay zeka çağı başlamıştır. 2020 yılı itibari ile, ürün hizmet ve duygusal fırsatlar yapay zeka üzerine entegre olmuştur. 2020 yılı web 4.0 girişi, 2030 yılı itibari ile web 5.0 robotların duygusallık özelliği kazanma çağı olacaktır.

Sanal oyun dünyası yapay zeka çağının etkin olması ile birlikte kendisine yeni mecralar ve demografik alanlar bulmuştur.

Geleneksel mecralarda, tanıtımları hız kazanmış ve küçükten büyüğe bütün toplum bireyleri teşvik edilmektedir.

Değerlendirelim,

  • Sanal oyun ekonomisi dünyanın en büyük kazanç getiren sektörüdür.
  • Zeka oyunları, istatistik oyunları, görsel oyunlar ve strateji oyunları gibi birçok kategori sayabiliriz.
  • Oyunlarda çok fazla sanal para kullanılması, oyun oynayanları sanal para elde etmeye yönlendirmektedir.
  • Oyuncular (hak kazanma veya oyunda çeşitli materyalleri elde etmek) ellerindeki dövizleri oyuna yatırarak, oyunda devamlılıklarını sağlamaktadırlar.
  • Bu durum olumlu mudur, olumsuz mudur, taktir sizlerin.
  • Bazı zamanlarda, üretilen veya inovasyona uğrayan çeşitli hizmetler, toplum ve bireylerine nasıl yansıdığı titizlik ile araştırılmalıdır.
  • Oyunlar çok mu masum, araştırılması gerekiyor.

Geçmişte bildiğimiz birçok oyun, genç nesilde olumsuzluklar içermekte ve kullanılması bazı merciler tarafından denetlenmelidir.

Baby Boomers, X kuşağı ve Y kuşağı büyük şehirlerde bahçelerde ve oyun salonlarında sosyalleşerek, etkileşim kurarak büyümüşlerdir.

Z kuşağı ve Alfa kuşağı, teknoloji merkezli yetişerek, sosyalleşmekten uzaklaşarak sanal mecralarda (gerçek olmayan dünyada) yetişmektedir.

Sadece sanal mecralar ile yetinilmemekte, olumsuz alışkanlıklar kazanılmakta, subliminal mesajlara maruz kalınmakta ve elde etme güdüsü, duygusal tatmin arzusu ile elindeki dövizleri sanal oyunlara yatırım yaparak, oyundaki duygusal tatmini devam ettirip, sanal mecraları zengin etmekteyiz.

Sanal oyunlarda, kontrol hiçbir zaman sizde değil, kontrol oyunu yapan kişilerdedir. Kontrolün sizin elinizde olmaması demek, sizlerin duygusal tatmin düzeyini başka kişilerin kontrol etmesi anlamına gelir.

İsteğe bağlı reklamlar, sanal oyunlarda çok fazla kullanılır. Hak seviyeniz bittiğinde veya yeni bir hak istediğinizde sistemde bulunan reklamı izlemeniz durumunda sizlere yeni haklar tanımlanmaktadır.

Bizler toplum olarak, her an reklamlara ve mesajlara maruz kalmaktayız bu durum bizde rahatsızlık uyandırmaktadır. Bu durumlarda, isteğe bağlı reklamı izlerseniz hak kazanacağınız için, isteğe bağlı reklamları sizler isteyerek izlemek isteyeceksiniz.

Sanal oyunlar dünyanın her yerinde çok büyük bir sektördür. Gencinden yaşlısına bütün yaş gruplarına hitap etmektedir. Global firmalar ve yerel işletmeler bundan fayda çıkararak, birçok reklam türlerine başvurarak, satışlarını artırmak istiyorlar.

2019 yılının ilk çeyreğinde, dünya genelinde çıkan bazı sıkıntılar sonucu işletmeler ticaret akışında sıkıntılar yaşamış ve dünya ressesyon sürecine girmiştir. Dövizlerin piyasa ekosisteminde dönme hızı düşmüş, üretim ve hizmet sektörü düşüş yaşayarak dünya toplumları zor durumda kalmışlardır.

Bu süreç, sektörlere göre farklılık göstermesine karşın bazı sektörlere avantaj bazılarına dezavantaj olarak yansımaktadır.

Dünya toplumları, bu sıkıntılı süreci mecburiyetten eve kapalı olarak geçirmektedir. Yaşanılan gelişmeler evden çalışma modelini geliştirmiş ayrıca oyun sektörlerinin yükseliş ivmesine geçişlerini hızlandırmıştır.

Dünya toplumları evden her türlü ihtiyacını giderirken, sanal oyun tüm toplumlarda talebi arttırarak zirve yapmıştır.