Yenilenebilir Enerjiye Almanya Modeli Önerisi

Türk sanayi, yeni dönemde koronavirüsün yaralarını sarmak ve zararlarını telafi etmek için çalışıyor. Sanayide çarklar yeniden dönmeye başlarken yüksek enerji maliyetleri de sanayicinin gündeminde ilk sırada yer almayı sürdürüyor. PAGEV Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu, elektrik faturalarında astronomik artışa neden olan YEKDEM bedelinin sanayiciye yüklendiği sistemin sürdürülebilir olmadığına dikkat çekerek yenilenebilir enerjinin ihaleler ile desteklendiği Almanya modeline geçişi önerdi. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) teşviklerinin süresi 31Aralık 2020’de doluyor. Sürekli artan ve öngörülemeyen YEKDEM maliyeti ile rekabetçi bir üretimden uzaklaşıldığını belirten PAGEV Başkanı, “YEKDEM’de döviz bazında yüksek sabit fiyatlı teşvik uygulaması yerine Almanya gibi ihaleler ile yolumuza devam edelim, yenilenebilir enerji yatırımlarını rekabete açalım” dedi.

Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir kaynaklarla elektrik üretimi son yıllarda önemli bir artış kaydetti. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM), 2010 yılında yürürlüğe girdi ve yenilebilir enerji yatırımlarının desteklenmesi amacıyla 10 yıl döviz bazında yüksek fiyatlardan devlet alım garantisi verildi. YEKDEM teşviklerinin süresi 31 Aralık 2020’de sona eriyor. Sanayiciler ise elektrik faturalarına yansıyan ve Nisan ayından itibaren yüzde 100 artan YEKDEM bedelinin yükünü daha fazla taşımak istemiyor. Türkiye çapındaki tüm Sanayi Odaları Başkanları, Organize Sanayi Bölge Başkanları, çatı kuruluş TOBB dahil sanayiciler bu yükün artık kaldırılamaz olduğunu uzun süredir hep bir ağızdan dile getiriyorlar.

“Sabit fiyatlı teşvik uygulaması yerine Almanya gibi ihalelerle devam edelim”

Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, yenilenebilir enerjinin önemli olduğunu ve ülkemizin bu alanda yeni yatırımları teşvik edici stratejiler geliştirilmesini olumlu bulduklarını ancak teşvik bedelinin sanayicilere yüklendiği bir mekanizmanın bu haliyle sürdürülebilir olmadığını dile getirdi. YEKDEM’in uygulandığı 10 yılda teknolojinin gelişmesi ve ucuzlaması ile birlikte yenilenebilir enerji yatırımlarının maliyetinin de düştüğüne ancak döviz bazında teşvikli fiyatların sabit kaldığına dikkat çeken Yavuz Eroğlu, şunları söyledi: “Dünyada yüksek fiyattan devletin döviz bazında yıllar süren alım garantisi verdiği sistem sona eriyor. Ülkeler yenilebilir enerjiyi ihalelerle en uygun şartlarda teklif veren firmalara veriyorlar. Bu sayede sanayicinin üzerine düşen yük de azalıyor. Sanayide yüksek enerji maliyeti, ihracatı zorlaştırırken bu da işsizliğe sebep olmaktadır. YEKDEM maliyetinin yüksekliğinin sanayimizi ve ülke ekonomisini direkt etkilediğini hepimiz biliyoruz. Sanayimizin küresel pazarda rekabetçi olabilmesi için düşüşte olan bir YEKDEM maliyeti olması gerekir. Mevcut durumda ise bu rakam hep yukarıya çıkıyor ve öngörülemiyor. Almanya’nın 2015 yılında uygulamaya başladığı sistem ülkemize de güzel bir örnek olabilecektir. Bu teşvikler ilk verildiğinde yenilenebilir enerji teknolojileri pahalıydı. Yıllar içinde gelişen ve ucuzlayan teknoloji sayesinde yatırım maliyetleri kat be kat azaldı ama döviz bazında teşvikli fiyatlar sabit kaldı. Sabit fiyat alım garantisi yerine Hükümetler ihaleler açıp yine özel fiyatla ama yenilenebilir enerjiyi de rekabete açarak yol alıyorlar. Almanya 2015’te ihale bazlı enerji teşvikine başladı ve 2017 yılında tam geçişi sağladı. Dünya çapında enerji ihaleleri artık sabit alım garantili fiyatlamanın yerini alıyor ve teşvik dönemi bitiyor.”

İhale yöntemi test edildi, başarılı olduğu görüldü…

Yenilenebilir enerji çalışmaları ile çok önemli bir örnek oluşturan Almanya, uzun zamandır yenilenebilir enerjiyi sabit yüksek fiyatlı teşvikler yerine rekabete açık ihaleler ile veriyor. Eroğlu, Türkiye’de de bu sistemin uygulanabileceğine dikkat çekerek, “Devletimiz ihale ile alım yapmak konusunda denemeler yaptı ve başarılı da oldu. Örneğin; geçen yıl Mayıs ayının son gününde Türkiye’nin 4 bölgesinde yapılan RES YEKA-2 ihalesinde kilovatsaat başına (kWh) 3,53 ile 4,56 $ cent arası fiyatlar verildi. Bu gelişmelere bakarsak mevcutta YEK’de belirtilen Cetvel 1’de kilovatsaat başına Rüzgâr Enerjisi için verilen 7,3 $ cent iken ihaleyle neredeyse fiyatın yarıya indiği ve bu şekilde Yenilebilir Enerji Yatırımcıları yatırım yaparken sanayicinin elektrik faturasına eklenecek YEKDEM payının nasıl düşebileceği de test edilmiş oldu” dedi.

01 Ocak 2021’de yenilenebilir enerjide yeni bir sayfa açalım!

Sanayiciler, Türkiye ve dünya ekonomisinin içinde bulunduğu zor dönem dikkate alındığında YEKDEM’de sabit fiyatlarla döviz bazında ödemenin devam ettiği ve bu maliyetin de sanayiciden alındığı bir sistemin sürdürülebilir ve ülke ekonomisinin yararına bir uygulama olmadığı noktasında birleşiyorlar. Teşvik sisteminin dünyada da terkedildiği bir ortamda Almanya gibi fiyat rekabetine açık ihaleler yöntemi ile yenilenebilir enerjideki artışın devam ettirilebileceğinin altı çiziliyor.

PAGEV Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu, “Sabit döviz bazlı, yüksek fiyata dayanan teşvikli YEKDEM sisteminin defterini 31 Aralık 2020’de bir daha açılmamak üzere kapatmalı ve 01 Ocak 2021’de yenilenebilir enerjide TL bazlı fiyat rekabetine açık yeni bir sayfa açmalıyız” diyerek sözlerine son verdi.

Çin ile Yapılan Swap Anlaşması Ticareti Güçlendirecek

Pandemi herkesi bir araya getirdi;

Yen Tip Koronavirüs (Covid-19) Pandemisi sağlık, ekonomik ve sosyal anlamda tüm insanlığı etkilemektedir. Bu durum devletlerin ve milletlerin birlikte hareket etmesinin yolunu açmaktadır. Çünkü küresel bir salgını ancak ve ancak küresel birliktelikle savuşturulabileceği anlaşılmıştır. Bu bağlamda devletler ve şirketler ekonomik anlamda birbirleriyle swap anlaşmaları yapmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti pandemi sürecini daha az hasarla atlatabilmek amacıyla karşılıklı swap anlaşması yaptı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) yaptığı açıklamaya göre: “TCMB ile Çin Halk Cumhuriyeti Merkez Bankası arasında 2019 yılında yenilenen swap (para takası) anlaşması çerçevesinde Çin Yuanı (CNY) fonlamasının ilk kullandırımları 18 Haziran 2020 tarihinde yapılmıştır. Bu sayede ilgili bankalar aracılığı ile çeşitli sektörlerdeki Türk şirketleri, Çin’den ithalatlarını CNY cinsinden ödeme yaparak gerçekleştirmiştir” denilmektedir.

Swap, dalgalanma riskinden koruyor;
Swap anlaşması ile iki ülke faiz ödemelerini ve para birimlerini karşılıklı olarak değiştirdiler. 18 Haziran tarihi itibariyle Türk şirketleri CNY ile işlem yapabilecektir. Yine sabit faizle veya değişken faizle borçlanan iki taraf şirketler faiz ödemelerini birbirleriyle değiştirebileceklerdir. Böylece şirketler, döviz kurları ve faiz oranlarındaki dalgalanmaların yarattığı riskten kaçınmış olacaklardır.

Çin ile ticaret Türkiye’yi dünyanın üretim üssü yapıyor;

Türkiye’nin Çin ile yaptığı swap anlaşmasının, özellikle 2002 sonrası gelişen Türk-Çin dostluğunun bir sonucu olarak doğduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin coğrafi konumu ve barındırdığı genç nüfus ile bölgenin lider devleti olma özelliği, Çin’in Türkiye’ye yatırımlarını artırmaktadır. Türkiye dünyanın üretim üssü olma konumunu güçlendirirken, Çin’in büyüyen ekonomisinden yararlanmaya devam edecektir.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi swap anlaşması ile güçlenmiş olacak;

Türkiye ile Çin arasında yapılan swap anlaşması iki ülke arasındaki ilişkileri daha da geliştireceği aşikardır. Başlangıçtaki ekonomik ilişkiler ticari, turistik ve sosyal ilişkileri de güçlü bir şekilde etkileyecektir. Önümüzdeki yıllarda zaten başlamış olan Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifinde, Türkiye’nin konumu daha da belirgin hale gelecektir. Özellikle ihracat açısından avantajlar sağlayacak olan bu anlaşma Türk işadamları için önemli bir fırsat durumundadır.

Türk yatırımcıları her alanda Çin’e yatırım veya Çin’den yatırım kazanmak için birbirleriyle yarışacaklardır. Aynı şekilde Çinli iş insanları da Türkiye’de yatırıma öncelik vereceklerdir. Karşılıklı yapılan yatırımlar 2020 yılı başında nefesimizi kesen Covid-19 durgunluğunu kısa sürede sona erdirecektir.

Evde Çalışma Sırasında Alınması Gereken 15 Tedbir

Covid-19 Pandemisi her ne kadar dünya çapında etkisini azaltmaya başlamış ve ülkeler kontrollü şekilde normalleşme sürecine girmişse de pandeminin şimdiden sosyal hayat ve çalışma hayatında köklü değişikliler yapmış olduğu göz ardı edilemez bir gerçek olarak karşımıza çıkmıştır.

Uzaktan çalışma ve evde çalışma şekillerinin birçok şirket tarafından ilk defa tecrübe edilmesiyle birlikte işyeri maliyetlerinde azalma, işçi performansında yükselme ve benzeri avantajların fark edilmesiyle; ilerleyen zamanlarda birçok işyeri ve şirketin evde çalışma modeline devam etmesi muhtemeldir. Evde çalışma sırasında işçilerin uğrayacağı kazalar ve bu çalışmalar sırasında yakalanabilecek hastalıkların meslek hastalığı veya iş kazası olarak değerlendirileceği de sabittir. İlerleyen zamanlarda evde çalışma sırasında yaşanabilecek kazalarla ilgili olarak da işverenler ile işçiler arasında çok sayıda uyuşmazlığın ortaya çıkması da mümkün gözükmektedir. Evde çalışma sırasında meydana gelebilecek kazalardan işverenlerin hukuki hatta cezai sorumluluklarının doğabileceği göz önünde bulundurulduğunda işverenlerin evde çalışma sırasında işçilerin gözetilmesine ilişkin birtakım tedbirleri alması ve düzenli kontrolleri yapması gerektiği sabittir.

İŞVEREN SORUMLULUĞUNUN TEMELİ

Evde çalışma sırasında dahi işçinin korunması gerekliliği işverenin iş sözleşmesi uyarınca yüklenmiş olduğu gözetim borcu temeline dayanmaktadır. Gözetim borcu içerisinde, işçinin vücut bütünlüğünün korunması adına tüm önlemlerin alınması, 6031 S. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri, işçinin yaşam hakkı dahil olmak üzere birçok hususu kapsamaktadır.

Kanuni temeli ise 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 14/4 hükmü uyarınca “işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisi”  şeklinde temel bir şekilde tanımlanmış; ilgili maddenin altıncı fıkrasında işverenin  uzaktan çalışan işçi açısından “iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hususunda çalışanı bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla”  yükümlü olduğunun altı çizilerek atılmıştır.

İşverenin sorumluluğunun mevzuat hükümleri ile sınırlı olmadığı, işletmenin faaliyet alanı ve çalışma koşullarının gerektirdiği teknik olarak mevcut tüm tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğu da unutulmamalıdır. Yani işveren sadece ilgili kanunlarda yazılı olan tedbirleri almakla hukuki sorumluluktan kurtulmuş olamayacaktır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği Tedbirleri ile hukuki açıdan değerlendirilmesi yapılabilecek birtakım tedbirlerin de işyerlerinde alınması gerekmektedir.

EVDE ÇALIŞMA SIRASINDA ALINMASI GEREKEN BİRTAKIM TEDBİRLER

Sayılacak olan tedbirlerin tamamı işverenin ileride yaşanması muhtemel uyuşmazlıklarda kendisini koruyabilmesi için ispatlanabilecek şekilde belgelendirilmeli ve düzenli olarak takip edilmelidir. Bu tedbirlerin alınması sırasında işçinin özel yaşam alanının ihlal edilmemesi ve işçinin kişisel verilerinin korunması da ön planda tutularak hareket edilmeli bu konuda mevzuata uygun şekilde hareket edilmesi gerekmektedir.

  1. Evde çalışma yapacak olan işçilere; çalışma şekline ilişkin ve 6331 S. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca evde çalışmaya yönelik eğitim verilmelidir. (Mümkünse yüz yüze mümkün değilse online görüşme yoluyla verilmeli bu konuda işçinin aktif katılımı ispat edilebilmelidir.)
  2. Yapılan eğitimin içeriğinden oluşan, işçinin anlayabileceği nitelikte ve netlikte yazılı bilgilendirme yazısı da işçiye ayrıca gönderilmelidir. (İşçiden bu bilgilendirmeye ilişkin geri dönüş alınmalıdır.)
  3. İşçinin evde çalışma yapacağı ortamın belirlenmesi, farklı ihtimallere göre çalışma yapılacak sınırın çizilmesi gerekmekte olup bu alanda asgari nitelikte risk analizi yapılmalıdır. (Kablo düzenleri, duvara sabitlenmemiş raf ve dolaplar ile benzeri konularda değerlendirmeler yapılmalıdır. Şirket tarafından çalışma alanı dönemsel olarak kontrol edilmelidir.)
  4. İşçilerin çalışma saatleri belirlenmeli, çalışma saatleri içerisinde işçi üzerinde baskı niteliğinde olmayacak şekilde, işçilere e-posta veya mesaj atılarak iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelere uyulması hatırlatılmalıdır. (Bu çalışma tipinde çalışma süresi ve ara dinlenmeleri birbirine çok fazla karışıyor olduğundan bu konuda işçi ile karşılıklı bir mutabakata varılarak sınırların çizilmesi önem arz ediyor.)
  5. İşçinin sağlığının korunması için gerekli düzenli bilgilendirmeler yapılmalıdır. (Covid-19 açısından Sağlık Bakanlığı Tarafından yayınlanan korunma kuralların hatırlatılması, bilgilendirilmesi, maske, eldiven dezenfektan yardımı yapılması vb.)
  6. İşçiye iş ve çalışma koşullarıyla ilgili değişiklik için işverene bildirim yükümlülüğü olduğu hatırlatılmalıdır. (İşçinin kararlaştırılan alan dışında veya çalışma saatleri dışında çalışması gerekmiş ise veya işçinin sağlık ve güvenliğini tehdit eden bir risk doğdu ise işverene derhal bildirim yapması gerektiği)
  7. İşçinin işi görmesi için lazım olan ekipman ve her tür araç işveren tarafından sağlanmalıdır. (Örneğin: işçi kendi bilgisayarını kullandırmak için zorlanamayacaktır veya işçiye evine yazıcı alması yönünde bir zorlama yapılamayacaktır.)
  8. Çalışma koltuğu, masa, bilgisayar ekranı, ekran yüksekliği vb. şartlar çerçevesinde evde çalışan işçi için ergonomik düzenlemeler ile işçinin çalışma ortamının sağlıklı olarak aydınlatılması için gerekli şartlar işçiye bildirilmelidir.
  9. İşçinin evde çalışma sırasında vakit geçireceği alanda ergonomik düzen sağlanması için bel destek yastığı, boyun yastığı veya oturma simidi gibi ekipmanlar işveren tarafından sağlanabilir.
  10. İşyerinde normal şartlarda çalışırken diğer çalışanlarla iletişim halinde olan işçinin; evde çalışmaya geçmesi halinde psikolojik durumu göz önüne alınarak işçi online sosyal aktivitelere yönlendirilmelidir. (Hatta dinlenme süreleri uzatılarak işçinin hareket etmesi için zaman tanınabilir ve işçiye bu yönde hatırlatmalar yapılabilir.)
  11. İşçinin özel yaşam alanı ve özel yaşamına ayırması gereken saatlerin net bir şekilde sınırı çizilerek bu sürelerin işveren vekili veya işçinin üstü konumunda bulunan diğer işçiler tarafından ihlali engellenmelidir. (Örneğin geç saate gönderilen bir Whatsapp mesajı veya e-posta ile işçiye iş verilmemeli; işçiler arasındaki düzenin korunması adına mesai saatleri dışında çalışmanın önlenmesi sağlanmalıdır.)
  12. İşçinin sosyal gelişimimin sağlanması için dijital platformlara üyelik yardımı, işçi adına işçinin ilgi alanına göre bir dergiye üyelik veya işçinin hareket etmesini teşvik etmek için belirli dönemlerde spor malzemesi yardımı yapılabilir.
  13. İşçinin işyerinden ve dinamik yapıdan fiziken uzak kalması bazı durumlarda işçiyi psikolojik olarak işten uzaklaştırabilir, bu nedenle motivasyonun sağlanması için işçi ile olan pozitif iletişimin arttırılması gerekir.
  14. İşçinin evde çalışması sırasında, işin yapılmasını engelleyebilecek mesaisinin uzamasına sebep olabilecek nitelikte ihmallerden kaçınılmalıdır, çalışanların insan kaynakları ile IT uzmanlarına iletişimi kanalları açık olmalıdır.
  15. İşçi evde çalışma koşullarında veri ihlallerinin önüne geçmek adına gerekli şekilde bilgilendirilmelidir. (Özellikle işçiye bir kafede veya kütüphanede çalışması imkânı tanınmışsa gerekli önlemler alınmalıdır.)

Saymış olduğumuz önlemler sınırlı nitelikte değildir ancak yukarıda da belirtildiği üzere işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunu yerine getirdiğini ispat için temel nitelikte tavsiye olarak kabul edilmelidir. İşverenin sorumluluktan kurtulmak adına; kazanın veya hastalığın kaçınılmaz olduğunu, kanuni şartlarda hatta kanunun emrettiğinin ötesinde kazayı ve hastalığı engellemek adına çaba gösterdiğini, işçinin sağlını ve sosyal gelişimi korumak adına faaliyetlerde ve yardımlarda bulunduğunu gösteren ve ispatlayabilen işveren, mahkemeye taşınan bir uyuşmazlıkta hukuki açıdan önemli bir avantaj elde edecek hatta uyuşmazlığın mahkemeye taşınmasını dahi engelleyecektir.

Yapay Zeka Pazarlaması

Günümüz ekonomi ve ticari yapısı, 2020 yılı itibari ile değişmiş Yapay Zeka Pazarlaması hayatımızın merkezinde yerini almıştır.

Dünya toplumları, kullandıkları cihazlar ile manuel kullanım yapmadan kendi ses gücü ile her türlü işlemlerini ellerini kullanmadan yapacaklardır.

Yapay Zeka teknolojisi toplumlara sınırsız ihtiyaçlarını ve duygusal güdülerini tatmin imkanı verirken, dijital teknoloji insanların teknolojik kullanımlarını basitleştirmek için yapılandırılmıştır.

  • Chatbot ile konuşarak işlemleri yapabilme kolaylığı,
  • Eye Tracking ile mobil gazete dergi kitap okuma yapabilme ve video izleyebilme,
  • Fijital teknoloji ile alışverişlerde deneme odaları kullanmadan ayna karşısında ürün deneyebilme,
  • Hologram teknolojisi kullanarak ürün modelleri incelemeleri,
  • Arttırılmış Sanal Gerçeklik teknolojileri ile toplantılar daha verimli yapılacak,
  • Duygu Pazarlaması işletmelerin kişiye özel ürünlerin üretilmesinde kullanıma sunulacak,

Şirketlerde önemli kararlar toplantılar yapılarak verilmektedir. Günümüzde sosyalleşme ve para kazanma sıkıntılar yaşanmakta, tüm dünya milletleri sağlıklarını koruma peşine düşmüştür.

Bu durum tüm sektörleri sosyal ağlardan iletişime geçişi hızlandırmış, bütün sektörler online modele geçmiştir.

Sosyal mecraların kullanım alanı genişleyince, pazarlama stratejileri dijital mecralara kaymış ve çeşitlilik bakımından gelişmeler yaşanmıştır.

  • 5G teknolojisinin kullanıma sunumu,
  • Kullanıcı Deneyimi Yönetimi,
  • Web sayfalarında yaşanmış müşteri deneyimi uygulamaları,
  • Kod yazmaya verilen önemin çok fazla talep görmesi,
  • Yapay Zeka odaklı merkezi pazarlama,

Toplum olarak kullanacağımız bütün; ürün, hizmet ve duygusal güdüler yapay zeka odaklı hizmetimize girecektir.

  • X kuşağı, Y kuşağı bu teknolojilere uyum sağlamada zorlanırken,
  • Z kuşağı değişen teknoloji merkezli yapının içinde yer aldığından uyum ve uyumlaştırmayı kolaylaştıracaklardır,
  • Alpha, Alfa kuşağı teknolojileri son hızla kullanıp geliştireceklerdir,

Ticari işletmeler, Duyguların ön planda olacağı pazarlama stratejileri geliştirerek, müşteri guruplarına etki edeceklerdir.

Web sayfaları, e-ticaret siteleri ve sosyal mecralarda;

  • Renk,
  • İlgi alanı,
  • Konum,
  • Alışkanlıklar,
  • Kişiye uygun reklamlar,
  • Kişisel Markalama,
  • Takip edilen mecralar,
  • Geleneksel medya alışkanlıkları,
  • Zevk,
  • Tüketim,

gibi bir çok kişisel tüketim alışkanlıkları yapay zeka tarafında bizler çalışma yaparken önümüze bilgi olarak otomatik getirilecektir.

Kişiliğimize yönelik algılama, sosyal hayatımızın içinde yer alacağından kullanım alışkanlıklarımızla örtüşerek istek ve ihtiyaç odaklı olmaktan ziyada duygusal tatmine dayalı olarak gelişecektir.

Yapay Zeka, hayatımızın her alanında yer alarak bizlerin doğru seçimler yapabilmemize destek olacak ve alışkanlıklarımıza uygun önerileri bizlere sunacaktır.

İş & Kişisel Gelişim Kitapları Okuma Kulübü: İktidar – Robert Greene , Joost Elffers

Tarih: 20 Haziran 2020
Saat: 20.00
Yayın Linki: https://webinar.buyernetwork.net/schedule/is-ve-gelisim-kitaplari-okuma-kulubu-iktidar-robert-greene-joost-elffers/

Satınalma Dergisi yazarlar grubu olarak bir yolculuğa başlıyoruz.

Yarın saat 20:00’de sektör yöneticileri ile iş & kişisel gelişim kitapları üzerine samimi sohbetler yapacağız.

İlk mercek altına alacağımız kitap, İlker Canbulut hocamızın önerisi “İktidar” olacak.

Beğendiğimiz yönler, aklımızda kalanlar, altını çizdiğimiz satırlar, çıkardığımız dersler, keyif aldığımız yönler, tavsiye edip etmeyeceğimiz, verdiğimiz notlar… Hepsini değerlendireceğimiz bu sohbete sizleri de bekliyoruz.

Elektronik Veri Değişimi (EDI)

Elektronik veri değişimi (EDI), günümüzde yaygın kullanılan B2B E-ticaret teknolojilerinden biri olarak işletme belgelerinin standart bir formatta şirketler arası iletişimidir.  

EDI ile bilgiler bir işletmedeki bilgisayar uygulamasından bir başka işletmedeki uygulamaya doğrudan aktarılır.  Bu yöntem ile işletme zamandan tasarruf edebilir ve manuel işlemlerden kaynaklanan hataları ortadan kaldırabilir. 

Bir EDI belgesinde veya iletisinde hangi bilgilerin nereye gideceğini belirleyen EDI standartları, kabul edilebilmesi için bilgilerin manuel olarak yeniden girilmesi gereksinimini ortadan kaldırır. 

Bildiğimiz ERP sisteminden bağımsız olarak; 

İşletmeler, 

  • Satın alma siparişleri 
  • Faturalar 
  • Teklif istekleri 
  • Kredi başvuruları 
  • Ve çeşitli belge türlerini bütünleştirmek ve paylaşmak için EDI’yi kullanabilir. 

 EDI kullanarak belge paylaşmak isteyen işletmeler önce EDI standardından birini kabul etmelidir. Bu standartlar, belgedeki bilgiler için önceden belirlenmiş bir format sağlar. 

  • Büyük işletmeler genellikle standartları belirler ve EDI şartlarını değiştirmek istemez.  
  • Bu, kobi ve daha küçük işletmelerin iş yapabilmek için bu standartlara uyması gerektiği anlamına gelir. 

 EDI kullanımı alanında yapılmış çeşitli araştırmalara göre; 

  • EDI kullanıcılarının çoğunluğu, tedarik zinciri performansının gelişmesinden oldukça memnun. 
  • İşletmeler arası trafiğin yüzde 80-90’ının EDI üzerinden gerçekleştirildiği ve bu sayının yıllık yüzde 3 ila 5 arasında büyüdüğü tahmin edilmektedir. 
  • Uluslararası arenada yer alan birçok perakende devi düzenli olarak EDI kullanmaktadır. 
  • B2B alanında gelişmeler tüm hızıyla sürdürülüyor, EDI pazarının 2025 yılına kadar 5,9 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 

 EDI’nin Avantajları 

  • Maliyet: Elektronik bilgi alış-verişi geleneksel basılı belgelerden çok daha ucuzdur. 
  • Hız: EDI ile belgeler çok daha hızlı işlenir. 
  • Otomasyon: Sipariş sürecini otomatikleştirerek EDI, gerekli manuel insan gücünü büyük ölçüde azaltarak iş zamanından ve paradan tasarruf sağlar. 
  • Güvenilirlik: Bulut bilişim ve makine öğrenimi, insanlar arasında daha yaygın olacak hesaplama tekrarını, fazlalıkları ve hataları ortadan kaldırır. 
  • Hizmet: Daha hızlı işlem, her şeyden önce daha iyi müşteri hizmeti anlamına gelir ve müşteri hizmeti yönetiminde uzmanlaşmanıza yardımcı olur. 

EDI’nin uygulanmasının dezavantajlarından biri pahalı olması diğeri ise alanında uzman EDI danışmanı veya BT uzmanının çalıştırılma gerekliliğidir. Ancak bu maliyetler genellikle artan organizasyon verimliliği ile dengelenebilir. 

EDI’NİN GELECEĞİ 

API, blockchain ve AI teknolojilerinin gelişimiyle EDI’nin yakın gelecekte yok olacağı söylentileri uzun zamandır dolaşmakta ancak; 

EDI, işletmelerin gittikçe daha fazla iş sürecini geliştirmesini sağlayan API’ler, blockchain, AI ve diğer gelecek teknolojilerin yanı sıra, tedarik zinciri, perakende ve satın alma organizasyonları için önemli bir sorunu çözmeye devam ediyor ve bahsettiğim teknolojiler şu an yerini alamıyor bu nedenle yok olma ihtimali oldukça düşük. 

Peki bu teknolojiler EDI’yi geliştiremez mi? 

Ne yazık ki AI, bugün EDI süreçlerinde en çok zaman alan adımları düzenlemeye yardımcı olamıyor ancak sürekli gelişen AI yakın gelecekte, EDI sistemlerinin optimum düzeyde çalışmasını ve hataların daha hızlı yakalanmasını ve çözülmesini sağlamak için gereken çabayı potansiyel olarak azaltabilir. 

Lojistik Bölümü Neden Önemlidir?

Hayat bir aksiyon içinde durmadan devam etmektedir. İnsan ihtiyaçları katlanarak artmaktadır.İktisadın doğuş sebebi olan insan ve ihtiyaçları sınırsız olduğu müddetçe bu döngü kıyamete kadar bu şekilde artarak devam edecektir. Her ihtiyacın içinde o ihtiyaca ulaşmak için gerekli şartları ve bu şartların oluşması için yapılması gerekenleri vardır. Bu gereklilikler insanların o ihtiyaca ulaşana kadar ki yaptıkları ve o ihtiyacı olanlara ulaştıranların yaptıkları arasında devamlı hareket halindedir.Bu hareketliliğin bütününe bakıldığı zaman Lojistik kavramı ile karşı karşıya kalındığı görülecektir.

Lojistik; genel olarak ürünün, hizmetin veya bilginin müşteri ihtiyaçları doğrultusunda, hammaddenin temin edilmesinden son kullanıcıya ulaştırılmasına kadar olan süreçte depolama, taşıma, gümrükleme ve sigortalama vs. işlemlerinin uygulanması ve kontrol edilmesi faaliyetleri olarak değerlendirilmektedir.

Lojistik anne karnında oluşan,  9 ay depolanan insan serüveni ile başlar. Bu sebeple; “Lojistik Hayattır” ve hayatın tam içindedir.

Çünkü lojistik nefes almak gibidir, önemini kesildiğinde anlaşılır. Her ürün, her hizmet ve her bilgi tüketileceği noktaya tam ve zamanında taşındığında değerlidir.

Sınırların kalkması, dünyadaki mal hareketinin, ticaretin ve buna bağlı olarak üretimin çoğalması ve süratlenmesi ile oluşan  global rekabetin önemli bir silahıdır lojistik.

Eğer bir ülke veya firma lojistiğini iyi kurgulayamaz ve yönetemez ise onun için çok geç olmuştur artık. Tıpkı açlıktan ölmek üzere olan bir insanın zamanında yenemeyen yemeğin bıraktığı sonuç gibidir.

Günümüzün süratli ticareti; yıkıcı rekabeti karşısında durması mümkün olmayan bir hızla ilerlerken bu hıza ayak uyduramayanlar yenilgiyi de baştan kabul etmiş sayılırlar. Yetiştiklerinde ise iş işten çoktan geçmiş olabilir.

Bu açıdan bakıldığında Lojistik; üretimin, ticaretin ve rekabetin enerjisidir. Enerjiniz yok veya akımı zayıf ise, zaten kaybedenler sınıfına dahil olmuşsunuz demektir.

“Lojistik sadece, bir ürünü bir yerden alıp bir yere teslim etme işi değildir. Lojistik o ürünün, doğması, büyümesi, gelişmesi, üretilmesi, teslimi, kullanılması ve kullanım süresi bitip yok edilmesi sürecine kadar tüm aksiyonun bizzat içindedir. İçinde hayat olan bir işi kim istemez ki?”

Hayatın her alanında lojistik vardır. Evden çıktık, otobüse bindik, gideceğimiz yere vardık. Markete girdik, alışveriş yaptık. Aldığımız eşyaları taşıdık. Eve geldik aldığımız ürünleri poşetlerinden çıkardık. Yıkadık. Yerlerine yerleştirdik. Eski ve yıpranmış olanları çöpe attık.Atılan çöpler için ayrıca işlemler yapıldı. Yeni alınan eşyaların eksiklikleri tespit edilerek planlamaya alındı.Bir daha ki ihtiyaçlar çoktan tespit edilmeye başlandı bile.

Lojistik olarak düşünürsek; bir ürün kaynağından çıkarıldı, üretildi, sevk edildi, depoya ürünler geldi ve indirildi, içindeki ürünleri alındı, elleçleme işlemleri yapıldı, onlar için ayrılan raflara koyuldu, eski tarihli ürünler ayrıldı ve imha için sevk edildi, sırası gelen stokta bekleyen ürünler perakende alım yerlerine sevki sağlandı, tüketiciye aktarıldı, atıkların değerlendirilmesi işlemi yapılmak üzere yeniden kazanım ünitelerine gönderildi, tüm bu faaliyetler bilgisayar ortamında bilgi işlemden geçirilerek kontrolü sağlandı, bilançoya esas sayımlar yapıldı, ürün satış takip hızları gözlemlenerek yeni stratejiler belirlendi.

Zincirleme bu hareketlilikler gün, ay, yıllar boyu gelişerek ve artan bir hızla yayıldılar. O zaman Farkı var mı lojistiğin, hayattan? demek yanlış olmamaktadır.

Globalleşme sürecinin etkisi altında olan Uluslararası Ticaretin idamesi için gereklilik arz  eden en önemli güç, etkin ve hızlı kararlar alabilen bir lojistik sektörüne duyulan ihtiyaçtır.

Bu Globalleşme sürecinde Lojistik nedir? Diye sorabilirsek kendimize ,

  • Lojistik: Hesap kitap yapma bilimi, hesapta becerikliliktir.
  • Lojistik: Hareketliliğin yönetimi, matematik düşünme sanatıdır,
  • Lojistik: Sürekli hareketliliğin içinde bitmeyen bir eylemdir,
  • Lojistik: Bir sorgulama ve doğru plan program sanatıdır.

şeklinde karşımıza çıkacaktır. İşte bu kuralları istenilen yer, zaman, kalite, bilgi, uygun maliyetle karşılayabilenler yurt içi ve yurt dışı başarıyı yakalaya bilenler olacaklardır.

Son yirmi yılda yapılan yatırımlar sonucunda lojistik sektörü uluslararası alanda rekabet edilebilinecek bir konuma yükselmiştir. Sektörün gelişmesi sadece fiziksel olarak yapılan yatırımlar ile olmayıp en önemli yatırımın İnsan Kaynaklarına yapılacak olanı öne çıkmaktadır.

Her geçen gün lojistiğin öneminin artmasına paralel olarak profesyonel lojistik kadro ihtiyacı da beraberinde artacaktır. Ancak var olan ihtiyaca ülkemizin henüz yeterince cevap veremediği de dikkat çekmektedir.

Bugün lojistik ve tedarik zincirinin yönetim performansı, işletmelerin ve ülkelerin küresel rekabet ortamında varlığını belirleyen en önemli unsur haline gelmiştir. Ekonomik faaliyetin bu şekilde bir nitelik değiştirmesi, lojistik iş süreçlerinde yer alacak insanların, uluslararası ölçüt ve nitelikte bir eğitim almaları gereğini ortaya çıkarmıştır. Türkiye’nin de uluslararası alanda rekabet gücünün artırılması için lojistik sektöründe uzman, yaptığı işi bilen, nitelikli insan gücüne ihtiyaç vardır ve her zaman da olacaktır.

Lojistik Bölümünün önemi; ihtiyaçlara uygun ve sürekli yenilikleri izleyen ve öğrenmeyi kendisine misyon edinen eğitim anlayışı ile yeni alanlarında aranan personelin yetiştirilmesi vizyonuna sahip olmasıdır.

İşte bu hayata çalışmak, yön vermek, organize etmek, yönetmek, yeni aksiyonlar oluşturmak, modernize etmek, insanlara beklediklerini ulaştırmak, bir ürünün çıkarılması, üretilmesi, dağıtılmasında pay sahibi olmak kısacası hayatın lojistiğinde olmak  için, öncelikle içinde birçok bilim alanlarını kapsayan “Lojistik” bölümünün; kurulması, işletilmesi,sistemin oluşturulması,eğitilmesi,faydalı alanların yaratılması,yörenin ihtiyacının karşılanması ile mümkün olacaktır.

Malın ya da hizmetin hareketi büyük önem kazanarak lojistik anlayışın her geçen gün önemini daha da arttırması ve yayılması Dünya’da ve Türkiye’de bu hızı yakalama trendlerini ortaya koymuştur. Özellikle günümüz küresel ekonomisinde rekabet etme anlamında yükselen değer olan lojistik hareketlilik ve kavramları daha iyi irdelemek ihtiyacını ortaya koymaya da devam etmektedir. Lojistik yeni yüzyılda Dünyadaki gelişecek olan üç sektörden (Genetik, bilişim/elektronik, lojistik) biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu oluşum içinde lojistik sektörünün Türkiye’de de gelecekte dört misli artacak potansiyel bir güce ulaşacağı ise kesindir.

Özellikle de yeni teknolojilerin lojistik verimliliğinin artması, kayıpların azalması, şeffaflığın yaratılması ve doğru planlamayla maliyetleri de azaltması ancak teknolojiyi en iyi şekilde kullanan, takip eden, bilen profesyonel personelle mümkün olacaktır.

Uluslararası lojistik arenasındaki hizmet hızının daha bilimsel boyutlarda yerini alacağı da lojistik konusunda eğitilmiş personelle mümkün olacağı muhakkaktır. Ayrıca lojistik anlamda branşlaşmanın da gerçekleşmesiyle lojistik başarı şansı artacaktır. Üniversitemizde lojistik konusunun ele alınarak değerlendirilmesinin özellikle bölgemizdeki imkanlar açısından son derece yararlı olacağı izlenimi yaratmaktadır. Lojistik alanda eğitilmiş personel sayesinde, hizmet anlayışı, mevzuatı ve uygulamasıyla lojistiğin emin ellere teslimi yapılacak ve uluslararası lojistikte de kendini yarışabilecek düzeye getirecektir.

B2B Sektör Buluşmaları: Covid Sonrası İç Denetimden Beklenenler

Webinar: Covid Sonrası İç Denetimden Beklenenler
Tarih: 17 Haziran 2020 Çarşamba
Saat: 16.00
Yayın linki: webinar.buyernetwork.net

B2B Sektör Buluşmaları’nın yarınki bölümünde Prof. Dr. Serhat Yanık moderatörlüğünde Sn. Derya Acar’ı, Gökhan Polat’ı ve Seyhan Gençağ’ı konuk edeceğiz.

Bu webinarımızda Covid-19 pandemi döneminde iç denetimden beklenenleri ele alacağız.

Pandemi dönemi işletmeleri hiç beklemedikleri farklı riskler ile karşı karşıya bıraktı. Sağlam bir denetim kültürüne ve altyapısına sahip işletmelerin bu süreçten daha az etkilendiği görülmekte.
Pandemi döneminde ve sonrasında denetim ve risk yönetim süreçleri hızla değişmekte ve gelişmekte.

İç denetimden beklenenleri, pandemiden sonra değişen ve gelişen süreçleri tartışacağımız bu webinarımıza davetlisiniz.


Firmanızın kurumsal pazarda B2B satış geliştirme faaliyetlerinde yeni bir kanal açın.
Profesyonel destek alın. https://buyernetwork.net/business/

Kurumsal satış operasyonlarında “dış kaynak kullanımı” ekonomiktir.
Sektörel satış uzmanlığından yararlanırsınız.
Firma personel dağılımınızı faaliyetlerinize en uygun şekilde yapılandırırsınız. Size zaman ve maliyet tasarrufu sağlar.

Join 8.850+ B2B Professionals

İhracatın Finansmanı – II

İHRACATIN FİNANSMANI KREDİSİNİ HANGİ KURULUŞLAR KULLANDIRIR?

İhracat yapmak amacıyla kullandırılacak kredi;

  • Bankaların kendi kaynaklarından,
  • Türk Eximbank kaynağından
  • Yurt dışı kaynaklı (Prefinansman Kredileri)

temin edilir.

İHRACATIN FİNANSMANININ ÖZELLİKLERİ NEDİR?

Bankaların kullandırdıkları çeşitli amaçlı ihtiyaç kredilerinden farklı olarak, geçen haftaki yazımda da belirttiğim üzere;

  • Kredinin kullanım tarihinden sonra ihracat yapıldığı, krediyi kullandıran kuruluşa belgelendirilecektir.
  • Kredi KKDF ve BSMV muafiyeti sağlar. Oysa normal ihtiyaç kredilerinde söz konusu muafiyetler yoktur.
  • İhracatın finansmanı kredisini kullanan kredi borçlusu ihracatçının sadece ana para + faiz + masraflar kadar borç yükümlüğü olmayıp, aynı zamanda kullanılan kredi tutarı + faiz + masraflar toplamı kadar ihracat yaptığı belgelendirilmelidir. İhracatçının kredi borç ve masrafları kadar parayı kredi kullandıran kuruluşa geri ödeyeceği gibi, ihracat yaptığını belgeleyen taahhüt borcu da söz konusudur.
  • İhracatın finansmanı kredisini kullanan ihracatçının, diğer kredilerden farklı olarak iki farklı borcun altına girer.
  • İhracatın finansmanı olarak kullanılan kredinin vade sonunda krediyi kullandıran kuruluşa geri ödemesi borcun bir tanesidir. Diğer borç da ihracat taahhüt borcu olup devlete karşı yükümlülük içindedir. Krediyi kullandıran ilgili finans kuruluşları ihracat taahhüt borcunun tamamlanmadığının sonucunu T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bildirmekle yükümlüdür.
  • İhracat taahhüt yükümlülüklerinin neler olduklarını TCMB genelgeleri ile duyurmaktadır.

İHRACATIN FİNANSMANI OLARAK KULLANDIRILAN KREDİLERDE İHRACATÇININ RİSKLERİ

Yukarıdaki tablolardan da anlaşılacağı üzere ihracatın finansmanı olarak kullanılan kredilerde ihracatçının iki değişik borcu vardır. Ana para ve masraflar + faiz ile ihracat taahhüt borcu. Her iki borcun belirlenen vadelerde kapatılması zorunludur. Borcun birinin kapatılması, diğer borcun da kapatıldığı anlamına gelmez. Ana para, faiz ve masrafları anladık da, ihracat taahhüt borcu da ne demek oluyor dediğinizi duyar gibiyim.

Konular uzun, haftaya anlatmama izin verirsiniz değil mi?

Hazır Giyimde Tüketim Alışkanlıkları Değişecek

  • Hazır giyim sektöründeki paradigma değişikliği pandemiyle birlikte hızlandı. 
  • İnsan odaklı ve doğaya duyarlı üretim süreçleri ön plana çıkıyor. 
  • Hızlı moda ve sezonluk giyim trendleri yerini zamansız ve klasik ürünlere bırakacak. 

İSTANBUL, 15 Haziran 2020 /B2Press/ – Bordo Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fahri Şahin, “yeni normal” dönemde hazır giyim sektöründe ortaya çıkacak değişiklikleri değerlendirerek, “Hazır giyimde tüketim alışkanlıklarını değiştirecek.” dedi. İnsanların daha kaliteli, sağlıklı ve maliyeti yüksek ürünlere yöneleceğini belirten Şahin, “Artık sezonluk değil daha uzun süreli giyinecekler. Bu da kültürümüzdeki eski alışkanlıklarımıza geri döneceğimiz anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Dünyayı etkisi altına alan Covid-19, hazır giyim sektöründe de etkisini devam ettiriyor. Sektörün geleceği hakkında belirsizlik sürerken, sektörde söz sahibi markalar bazı çıkarımlar ve öngörülerle yeni bir yol haritası çizmeye çalışıyor. Tekstil sektörünün önde gelen markalarından Bordo Grubu’nun yöneticilerinden Fahri Şahin, koronavirüs (Covid-19) pandemisi sonrası başlayan “yeni normal” dönemde hazır giyim sektörünün son durumunu ve sektörle ilgili öngörüleri değerlendirdi.

“Hazır giyim sektöründe sürdürülebilir modaya yönelik çok ciddi bir paradigma değişiklikleri bekleniyor.” diyen Şahin, “Artık hızlı moda (fast fashion) ve hızlı tüketimin sonunun geldiği görülüyor. Çevreye duyarlı, insan odaklı ve doğayı düşünen üretim süreçlerine daha fazla tanık olacağız.” sözlerini kaydetti. Sektördeki paradigma değişikliğinin kendini pandemi öncesi göstermeye başladığını vurgulayan Şahin, pandeminin bu süreci hızlandırdığını ifade etti.

“On ürün alan artık iki ürün alacak”

Fahri Şahin, “Artık doğal elyaflara dönüş olacak gibi görünüyor. Üretim safhalarında çevreci ve insani yaklaşımlar öne çıkacak. Ayrıca, sektörün çalışma şartlarındaki sosyal uygunluk yönetimleri gibi konular da ön plana çıkmaya başlayacaktır.” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü; “Artık sadece ucuz üründen ziyade kaliteli ve doğal ürün tercihleri olacaktır. Bu da hazır giyimde tüketim alışkanlıklarını değiştirecek. Yani kadim geleneğimize geri dönüş sürecine tanık olabiliriz. Örneğin; bir kişi uygun fiyatlarla 10 tane ürün alıyorsa artık bunun yerine kaliteli ama çevre dostu ve sağlıklı 2 tane ürün alacak. Bunlar da maliyet getireceği için öyle modası hızlı geçen ürünlerden ziyade biraz daha zamansız ve klasik ürünlere rağbet olacaktır. Güvenli renkler, güvenli desenler, güvenli grafikler daha ön plana çıkacaktır. Fakat bu dediğimiz niş markette daha üst segmentte gerçekleşecektir. Alım gücünün etkisinden dolayı belki hızlı moda devam edebilir; ama genel olarak doğaya ve dönüştürülebilir modaya bir dönüş teması var.”

“Sektör yerel kaynaklara yönelecek”

Fahri Şahin, virüsten sonra dünyada tedarik zincirindeki yeni açılımın “düşük maliyet odaklı olmak yerine riski yönetmek” olduğunu belirterek, “Dolayısıyla yerel kaynaklara yönelim biraz daha fazla olacaktır. Nasıl mı? Mesela sadece Çin’den elyaf almak yerine Türkiye’deki yerel elyaflar tercih edilecek, yerel işçiler istihdam edilecek, yerel dikim olanakları değerlendirilecek. Yani sektördeki birçok marka yerel kaynaklara yönelecek ve yerel şartlarla üretim yapacaklardır. Bu durum iki şeyi beraberinde getirecektir. Birincisi kaliteyi ve ikincisi de doğal olarak maliyetleri yükseltecektir. Böylece insanların hızlı tüketim alışkanlıkları azaltacaktır. Yani artık sezonluk değil daha uzun süreli giyineceklerdir. Bu da yine kültürümüzdeki eski alışkanlıklarımıza geri döneceğimiz anlamına geliyor.” sözlerini kaydetti.

“Antibakteriyel ürünlere talep artıyor”

Şahin, yurt dışında hizmet verdikleri dünyaca ünlü tekstil markalarının normal kumaşlardan çok organik ve geri dönüştürülebilir kumaşlar sipariş vermeye başladığına da dikkat çekerek, “Antibakteriyel ürünlere taleplerin arttığını görüyoruz. Bir bütün olarak sürdürülebilir ve dönüştürülebilir modaya bir yöneliş var. Türkiye bu alanda önemli bir konumda. Organik, antibakteriyel, terletmez ve tutuşmaz gibi özelliklerdeki tekstil ürünleri konusunda yeni taleplere cevap verebilecek kapasite ve kaliteye sahibiz.” dedi.

Fahri Şahin, sözlerinin devamında şunları ifade etti; “Tarihsel olarak moda ve sürdürülebilirlik zor bir satış sürecidir. Bu sebeple pandemi sonrası yeni normal dönem, hazır giyim ve moda endüstrisi için bir test niteliğinde olacak. Moda sektörü hızlı bir dönüşümün tam ortasında. Sektörün iş alışkanlıkları hızlı bir dönüşüm yaşıyor. Müşterilerin tercihleri değişiyor. Böylece büyük ve küçük markaların talepleri, tasarımları ve iş süreçleri değişiyor. Tedarik zincirlerine yeni halkalar ekleniyor. Hazır giyim ve moda sektörü için dünyada en yaygın pazarlama alanı olan e-ticaret ve e-ihracat daha fazla konuşuluyor. Tüm bunları topyekun ele aldığımızda bizim için ortaya çıkan fırsatları değerlendirebilmeliyiz. Hem sektör hem de devlet otoritelerinin üzerine düşen görevleri var. Değişimin ve dönüşümün arkasında kalırsak, sektördeki ağrılığımızı başka ülkelere kaptırma riski ile karşı karşıya kalırız.”