4 Haziran’da Covid -19 Sonrası Gümrük ve Dış Ticaret Uygulamaları’nı Konuşuyoruz.

4 Haziran Perşembe günü Saat 14.00’te Covid -19 Sonrası Gümrük ve Dış Ticaret Uygulamaları konusunu konuşmak üzere Ünsped Gümrük Müşavirliği Genel Müdürü Sn. Rıza Mehmet Korkmaz ile birlikteyiz.


Bağlantı Linki: https://webinar.buyernetwork.net/schedule/covid-19-sonrasi-gumruk-ve-dis-ticaret-uygulamalari/

Erişim Kodu: https://buyernetwork.net/erisim-kodum

(Erişim kodunuzu görüntülemek için BuyerNetwork.net’e üye olmanız yeterlidir.)


Buyer Network Pro Kurucu Ortağı Prof. Dr. Murat Erdal moderatörlüğünde gerçekleştireceğimiz webinarda Sn. Rıza Mehmet Korkmaz ile aşağıdaki konulara değineceğiz.

  • COVİD-19 Dünya Ekonomisini, Ticaretini nasıl etkiledi?
  • Covid sonrası dünya ticareti nasıl şekillenecek?
  • Türkiye dış ticareti Covid-19’dan nasıl etkilendi?
  • Ülkemizde pandemi sonrasında dış ticaret politikalarında alınan tedbirler ve uygulamalar ile bunların olası etkileri.
  • Gümrük uygulamalarında alınan tedbirler.
  • E-gümrük uygulamaları, yeni çalışma modelleri(temassız ticaret)
  • Dijitalleşmenin gümrük ve dış ticaret uygulamalarına yansımaları.
  • Gümrük uygulamalarında gelecekte bizi neler bekliyor?
  • Dış ticaret firmalarımız için bu yeni dönemde fırsatlar ve tehditler.
  • Nerelerde hata yaptık, yapıyoruz? Hangi tedbirlere ihtiyaç var?

4 Haziran Perşembe günü Saat 14:00 – 15.00 için ajandanızda yer ayırın.

Canlı yayına webinar.buyernetwork.net adresinden ulaşabilirsiniz.

İletişim Sektörünü Önce Kriz Sonra Covid-19 Vurdu

Faselis’in açıkladığı verilere göre Nisan ayında basın bülteni gönderim sayıları bu yılın Ocak ayına göre %13, geçtiğimiz yılın Nisan ayına göreyse %40 düştü.

Piyasalarda son bir yılda artan durgunluğun üzerine gelen global çaptaki Covid-19 salgını, tüm sektörleri olduğu gibi iletişim sektörünü de olumsuz etkiledi. Medya veritabanı ve basın bülteni dağıtım konusunda Türkiye iletişim sektörünün en önemli hizmet sağlayıcısı Faselis’in açıkladığı verilere göre Nisan ayında basın bülteni dağıtımı geçtiğimiz yıla göre %40 düştü. Basın bülteni gönderimi yapan firma sayısındaki düşüş ise %28 oldu.

Covid-19 Halkla İlişkiler

Son bir yılda ekonomideki gelişmelere bağlı olarak sektörde bir daralma yaşandığını gözlemlediklerini belirten Faselis CEO’su Aydın Sün, yaptığı açıklamada “Covid-19 salgınıyla birlikte insanların evlerine kapanmasının halkla ilişkiler sektörüne de etkisi büyük oldu. Bu süreçte fiilen faaliyetlerini yürütemeyen Turizm, etkinlik ve yeme/içme gibi sektörler aşırı şekilde etkilendi. Öte yandan bu salgın kamu ve belediyelerin sorumluluklarını arttırdığı için kamu kaynaklı basın bülteni gönderimlerinde geçen yılın aynı ayına göre yüzde ikiyüzkırkaltılara ulaşan bir artış gözlemledik” dedi.

Turizm çökerken Kamu/Belediye tavan yaptı

Yaşanan küresel çaptaki salgından en çok etkilenen sektörler ise tahmin edileceği gibi Turizm, Fuar/Kongre, Sergi/Müzecilik ve yeme içme sektörleri oldu. Turizm sektörünün gönderdiği basın bülteni sayısı Nisan ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre %90 azalırken onu %89 ile

Covid-19 Faselis

Fuar/Kongre, %72 ile Sergi/Müzecilik ve %70 ile Yeme İçme takip etti. Aynı dönemde Türk ekonomisinin itici sektörleri olan Otomotiv sektöründeki firmalar önceki yıla göre %63, Emlak/Gayri Menkul firmaları ise %59 daha az basın bülteni gönderimi yaptı.

Basın bülteninin gönderildiği kategoriler dikkate alındığında ise Turizm %44 ile en fazla düşüş yaşanan kategori olurken Otomotiv ve Moda kategorilerindeki %35’lik ve Yaşam kategorisindeki %36’lık düşüş dikkat çekti.

Faselis olarak Türkiye dışında ABD, Hollanda ve Güney Afrika’da faaliyet gösterdiklerini, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi ile Türkçe konuşan ülkelere yönelik de basın bülteni dağıtım hizmeti sunduklarını belirten Aydın Sün, Türkiye’de yaşanan düşüşün tüm bu bölgelerde de görüldüğünü söyledi.

 

Sosyal İletişimin Dinamiklerini Değiştiren Sosyal Medya Platformları Evrimini Sürdürüyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İNGEV (İnsani Gelişme Vakfı) iş birliğiyle hazırlanan “İnsani Gelişme Monitörü Araştırması”nın sonuçları dikkat çekici bulguları ortaya koydu. Araştırmaya göre teknolojide ve erişim yöntemlerinde yaşanan dönüşüm, sosyal medya platformlarının evrimine neden oluyor. Bu süreçte metinsel içeriklerin yerini görsel ve video bazlı içerikler alıyor. “Özgür haber alma kaynağı” olarak tanımlanan sosyal medyanın güvenilirliği ise tartışılıyor. Bununla birlikte yüksek sosyo-ekonomik gruplar ile erkek kullanıcılar sosyal medyada fikirlerini paylaşmakta daha fazla özgür hissediyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İNGEV (İnsani Gelişme Vakfı) iş birliğiyle hazırlanan “İnsani Gelişme Monitörü Araştırması”nın sonuçları açıklandı. Ülke çapında 26 ilde 18 yaş üstü katılımcılarla yapılan ve vatandaşların sosyal medyaya yaklaşımını irdeleyen araştırma, sosyal medyayı özgür hesaplarla dolu bir alan olarak algıladığını gösteriyor. Toplumun yüzde 56’sı sosyal medyayı “özgür haber alma kaynağı” olarak tanımlıyor. Türkiye’nin yüzde 88’i sosyal medyayı “ülkedeki değişik konular hakkında haber almak” ve “edinilen bilgilerin doğruluğunu araştırmak” için kullanıyor. Her 5 kişiden 3’ü sosyal medyayı “kendi hayatındaki gelişmeleri paylaşmak” için tercih ediyor. 55 yaş ve üstü kesim, sosyal medyayı “tanıdıklarının hayatıyla ilgili bilgi almak” için kullanırken, 18-34 yaş grubu, sosyal medyayı “kendi hayatındaki gelişmeleri paylaşmak” için kullanmaya daha yatkın görünüyor.

Türkiye’deki hanelerin yarısından fazlasında yüzde 57’lik bir payla bilgisayar bulunuyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonu olanların oranı ise yüzde 80. Yine araştırmaya göre erişim ve sosyal medya kullanım oranları yaş bareminin yükselmesiyle azalıyor. Araştırma erkeklerin ve yüksek sosyo-ekonomik grupların sosyal medyada fikirlerini daha fazla paylaştığını ve bu platformlarda daha fazla katılımcı olduklarını gösteriyor.

“Yeni iletişim araçları geleneksel mecraları yok etmiyor, dönüştürüyor”

Yeni medya araçlarında yazılı içerik azalırken görsel ve video bazlı içeriğin yoğunluk artıyor. Görselin 20. yüzyıl ortalarından itibaren egemen olmaya başladığını belirten İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Halil Nalçaoğlu, içinde bulunduğumuz dönemde yazılı içerik kullanımının görsel kullanımının gerisinde kaldığını sözlerine ekledi. 2000’li yıllarla birlikte kullanıcıların aynı zamanda içerik sağlayıcı haline geldiğini ve bu yolla şimdiye kadar görülmedik hacimde içeriğin paylaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Nalçaoğlu; “Araştırmanın ortaya koyduğu önemli bir bulgu, özellikle belli bir yaşın üzerindeki nüfusun geleneksel olarak adlandırılan radyo ve basılı yayınlara olan bağının sürmesi.Bu anlamda görsel egemenliğinin de alt kırılmalarından söz etmek mümkün. Bu bulgu kuramsal olarak yapılan bir tespiti de doğrulamaktadır: Yeni iletişim araçları ve platformları kendilerinden önce gelen mecraları yok etmiyor, ama onları dönüştürerek kendine bir yer ediniyor” dedi.

Sosyal medyanın toplumun standart iletişim aracı haline geldiğini söyleyen Nalçaoğlu, bilgi paylaşımı, kimlik oluşturma, fikir yayma, başkalarını ikna etme, topluluk oluşturma gibi temel toplumsal işlevlerin gelecekte sosyal medya üzerinden süreceğini belirtti. Nalçaoğlu “Yazılım alanındaki gelişmeler, üretimin görece kolaylığı, donanım geliştirme ve üretimindeki yetkinlik ve nihayet pazarlama alanının bu yeni oluşumlara adaptasyonu sayesinde sosyal medyayı son derece dinamik bir gelişim ve çeşitlenme sürecine sokuyor. Sosyal medya internet teknolojisinin sunduğu altyapı sayesinde çok geniş bir içerik transferi olanağına sahip. İnternet aracılığı ile şekillenen hayatlarımız yeni normalimiz olmuş durumda” dedi.

Mobil erişim dijital uçurumu azaltıyor

Mobil internet kullanımı dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de iletişim ve etkileşim teknolojilerinin lokomotifi haline geldiğini vurgulayan Prof.Dr. Halil Nalçaoğlu, “Teknoloji gelişirken insanların fizikî hareketliliği artıyor. Temel toplumsal işlevler internet üzerinden gerçekleştiği için internete erişimin mekân-bağımlı olmaktan çıkması gerekiyordu, çıktı da. Dijital uçurum teknolojinin ötesinde toplumsal eşitsizliklerle sosyo-ekonomik, cinsiyete ve yaşa dayalı, coğrafî katmanlaşmanın bir sonucudur. Ülkemiz de de bu tablo tüm dünyada olduğu gibi kendini gösteriyor. Hayat dijitalleşirken dijital araçlara ve internete erişimin eşitsizliği mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Mobil teknolojiler kısmen bu uçurumu dengeleyen bir işlev görüyor” dedi.

Araştırmada yer alan diğer bazı çıktılar ise şöyle:

  • Bilgisayar sahipliği, evden internet erişimi ve interneti olan akıllı telefon sahipliği oranlarının en yüksek olduğu sosyo-ekonomik grup beklendiği üzere A ve B grubu (Sırasıyla %84, %89 ve %97).
  • C1, C2, D ve E gruplarına ilerledikçe, bu oranların düştüğünü gözlemliyoruz. Örneğin D ve E grubunun sadece %35’inin evinde bilgisayar bulunuyor, %43’ü internet erişimine ve %61’i akıllı telefona sahip.
  • Türkiye’de WhatsApp %77 ile sosyal medya uygulamaları arasında lider durumunda. Onu %63 ile YouTube ve %61 ile Instagram takip ediyor. (WhatsApp-%77; YouTube-%63; Instagram-%61; Facebook-%5; Twitter-%33). Bununla birlikte, SnapChat, Telegram ve Tik Tok %11 ya da daha düşük kullanım oranlarına sahip.
  • Cinsiyet, yaş ve sosyo-eko gruplarını incelediğimiz zaman, en büyük farklılıklar 55 yaş ve üstünde ortaya çıkıyor. Bu grupta kullanım oranı %53 olan WhatsApp hariç diğer sosyal medya araçlarına rağbet azalıyor. Aynı gözlem D ve E sosyo-eko grup için de geçerli. Bu grubun %57’si WhatsApp kullanıyor. Bu grupta YouTube ve Instagram kullanım oranları her biri için %40. Facebook ve Twitter oranları ise çok daha düşük. En yüksek WhatsApp ve YouTube kullanım oranları 35-54 yaş aralığının yanı sıra A ve B sosyo-eko grupta gözleniyor (sırasıyla %76 ve %86). 18-34 yaş grubunun %54’ü Snapchat’i sık olarak kullanıyor.
  • “İyi haber kaynağı olma” algısı ve “özgür olma” algısı önemli oranda paralellik gösteriyor. Sosyal medyayı özgür bulanların yarısı sosyal medyanın “iyi bir haber kaynağı” olduğunu düşünüyor. Sosyal medyayı özgür bulmayanların bu mecrayı “iyi bir bilgi kaynağı” olarak algılama oranı ise %15’e kadar düşüyor.
  • Sosyal medya toplum arasında ağırlıklı olarak pasif eylem olarak adlandırılabilecek bilgi almak ve bilgiyi teyit etmek amacıyla kullanılıyor. Türkiye’nin %88’i sosyal medyayı “ülkedeki değişik konular hakkında haber/yorum almak” ve “edinilen bilgilerin doğruluğunu araştırmak” için kullanıyor. D ve E sosyo-ekonomik statü grubu, sosyal medyayı “edinilen bilginin doğruluğunu araştırmak” için diğer sosyo-ekonomik statü gruplarına göre daha az kullanıyor.
  • Etkileşim içeren aktiviteler ise pasif eylemlere göre daha geri planda kalıyor. Her 5 kişiden 3’ü sosyal medyayı “kendi hayatındaki gelişmeleri paylaşmak” için kullanırken toplumun yarısı “ülkedeki değişik konular hakkında kendi görüşünü paylaşmak” gibi amaçlar için kullandığını belirtiyor.
  • 55 yaş ve üstü kesim, sosyal medyayı “tanıdıklarının hayatıyla ilgili bilgi almak” için kullanmaya ve 18-34 yaş grubu, sosyal medyayı “kendi hayatındaki gelişmeleri paylaşmak” için kullanmaya daha yatkın görünüyor.
  • Sahte hesaplar sosyal medyanın iyi bir bilgi kaynağı olmasına engel olmasa da bireylerin pasif kalmasında etkili. Sosyal medyanın “sahte hesaplarla dolu” olduğunu düşünenlerin yarısı aynı zamanda kendini “genel olarak pasif” olarak tanımlıyor.
  • Toplumun genelinde her 5 kişiden sadece 1’isi kendini “sosyal medyada aktif” olarak tanımlıyor. Yine aynı oranda birey ise sosyal medyada inanmadığı paylaşımlara yorum ya da cevap yazarak tepkisini gösterdiğini ve bu mecranın diğer kullanıcılarıyla etkileşime girdiğini belirtiyor.
  • Kadınlar “inanmadıkları paylaşımlara tepki vermek” konusunda erkeklere göre daha çekimser davranıyor. Her 5 kadından 3’ü inanmadığı paylaşımlara tepki vermezken erkeklerin yarısı tepki vermiyor. Yaş ilerledikçe “inanılmayan paylaşımlara tepki verme” davranışı da artıyor. 18-34 yaş grubundaki her 5 kişiden 3’ü “inanmadığı paylaşımlara tepki vermeyeceğini” söylerken 55 yaş üstü grubun ancak yarısı “inanmadığı paylaşımlara” tepkisiz kalabiliyor.
  • Toplumda sadece her 4 kişiden 1’i sosyal medyada bir gruba üye olduğunu belirtiyor. A ve B sosyo-ekonomik grupta yer alanlar ve erkekler sosyal medya gruplarına üye olmaya daha yatkın görünüyor. Sosyo-ekonomik statü grubu geriledikçe sosyal medyada bir gruba üye olma oranı da geriliyor.
  • Toplumsal ve siyasal içerikli gruplara 55 yaş ve üstü kesim ilgi gösterirken, 18-55 yaş arası mesleki gruplara/işyeri gruplarına daha fazla ilgi gösteriyor.

Finansal Kurumlar Birliği, Bankacılık Dışı Finans Sektörü ’nün 2020 İlk Çeyrek Sonuçlarını Açıkladı

Finansal Kurumlar Birliği (FKB), Faktoring, Finansal Kiralama ve Finansman Şirketlerinin 2020 yılına ilişkin ilk çeyrek konsolide verilerini açıkladı.

FKB’nin temsil ettiği üç sektörün 2020 yılı ilk çeyrek konsolide verilerine göre;

Aktif toplamı 125 milyar TL,

Öz kaynak büyüklüğü 24 milyar TL,

Müşteri sayısı 3 milyon 272 bin olarak gerçekleşti.

Finansal Kurumlar Birliği’nin temsil ettiği üç sektöre yönelik değerlendirmelerde bulunan Finansal Kurumlar Birliği Başkanı Aynur Eke, “Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 pandemisi tüm sektörleri etkilediği gibi bankacılık dışı finans sektörünü de etkilemiştir. Bir yandan pandeminin etkilerini azaltmak üzere çalışmalarımız devam ederken, kur ataklarına maruz kalan ekonomimiz güçlü bir duruş sergileyerek “birlikte” hareket etmeyi başarmıştır. Yeni ve verimli iş modelleri oluşturulmasına olanak sağlaması nedeniyle uzun süredir gündemimizin başında, taleplerimizin de en ön sıralarında yer bulan, dijital dönüşüm konusu, korona virüs salgını ile ortaya çıkan yeni koşullara uyum sağlanabilmesi için artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle bireylerle ya da tacirlerle yapılacak teminat sözleşmeleri dahil tüm sözleşmelerin, temliklerin, müşterinin tanınması prosedürü, tapu işlerinin yapılabilmesi, sipariş, teslim ve ödemeye ilişkin tüm belgelerin elektronik ortamda yapılması gibi tüm katmanları ile elektronik ortamda yapılabilmesini sağlayacak, tüm bunların ispat hukuku açısından geçerliliği konusunda şüpheye yer vermeyecek şekilde, hukuk güvenliği tam olarak sağlanmış olarak yapılmasını temin edecek yasal düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.”

Yaşanan olağanüstü günlerde Finansal Kurumlar Birliği olarak KOBİ’lere destek olmak için üzerilerine düşen görevleri yerine getirdiklerini aktaran Finansal Kurumlar Birliği Başkanı Aynur Eke,müşterilerimizin her türlü ihtiyacına cevap vermek için azami gayreti gösteriyoruz diyerek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Cumhurbaşkanımız önderliğinde ekonomi yönetimimiz bir dizi önlem alarak ekonomik istikrarın sağlanmasına büyük bir katkı sundular. Ekonomik İstikrar Kalkanı paketi ile birlikte içinde bulunduğumuz sürece yönelik açıklanan adımların piyasayı rahatlatması bekleniyor. Alınan her önlem ve açıklanan her paket KOBİ’lerimize can suyu niteliğindedir. Nakit akışı bozulan firmalarla ilgili bankaların üç ay ertelemeli kredi finansmanı ve özel paketler sağlayacak olması, SGK primlerinin ertelenmesi, kamu ve özel kurumların açıkladığı finansman destek paketleri üretim, istihdam ve ticaretin yara almadan devam etmesine olanak sağlayacaktır.”

Yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuyoruz…

Yeni Ekonomi Programı ile gelen istikrarın sektörlerimizde iyileştirmeler getirdiğini görmek bizleri mutlu ediyor. Ancak, Kovid-19 pandemisi ile ilgili bir takım yasal düzenlemelerde sektörlerimizin ayrıştırılmış olduğunu gördük. Hükümetimizin aldığı tedbirlerle, sektörlerde 2018 yılına benzer bir tahsilat sorunu yaşanmamakta ve alınan ilave tedbirlerle piyasalarda pozitif bir sürece girileceği görülmektedir. Buna rağmen; BDDK’nın “Aktif Rasyosu” düzenlemesinde hesaplamaya bankalar tarafından finansal kiralama şirketleri dışındaki bankacılık dışı finans şirketlerine kullandırılan krediler ile bu şirketlerin ihraç ettiği menkul kıymetlerin dahil edilmemesi ve benzer şekilde TCMB “Zorunlu Karşılıklar” düzenlemesinde finansal kuruluşlara kullandırılan kredilerin kredi büyümesi hesaplamasına dahil edilmemesinin, sektörlerimizin kaynak maliyetine olumsuz yansımaları olmuştur.Bankaların bu kararlar nedeniyle sektörümüzü oluşturan şirketlere kullandırdığı kredilerde belirgin bir azalma, var olan limitlerin kullandırılmaması ya da yüksek oranların teklif edilmesi sonucu doğmaktadır. Bu süreçte Kovid-19 nedeniyle reel sektörden gelen erteleme ve yapılandırma taleplerini karşılayan sektör firmalarının, kaynak tarafında ortaya çıkan bu gelişme nedeniyle müşterilerinin yapılandırma taleplerini karşılamakta zorlanmaya başlaması kaçınılmaz olacaktır. FKB olarak, son beş yılda çoğunluğunu KOBİ’lerin oluşturduğu Türkiye ekonomisinin can damarı olan sektörlere katma değer sunuyoruz. Bu bakımdan, hükümetimizin aldığı tedbirler kapsamında bankacılık dışı finans kesiminin de düzenlemelerde yer almasının, piyasada tedarik zincirinin kesintisiz devamı ve istihdamın artırılması için önemini vurgulamak istiyorum. Sektörümüzün finansal piyasaların vazgeçilmez ve olmazsa olmazı olarak görüyor , Sektörümüzle ilgilipozitif düzenlemeler bekliyoruz.”

FKB olarak, KOBİ’leri finanse etmeyi sürdürüyoruz…

FKB çatısı altında temsil edilen üç sektörün finansal performansına ilişkin bilgi veren Eke: “Finansal Kurumlar Birliği olarak en büyük önceliğimiz Ticaret Zinciri Finansmanı’nı KOBİ’lerimizin aktif şekilde kullanması. Her platformda bunu anlatarak sistemin yayılımını sağlamaya büyük önem veriyoruz. Türkiye’nin geleceği adına atılmış en önemli dijital sistemlerden biri olarak bu platformu görüyoruz.

Sektörlerimizin rakamlarına baktığımızda ise, 2020 yılının ilk çeyreğinde Finansal Kiralama sektörümüzün alacaklarının 50 milyar TL seviyelerine ulaştığını görüyoruz. Sektörün aktif büyüklüğü de 61 milyar TL’yi geçmiş durumda. Faktoring sektörünebaktığımızda; işlem hacminin 33 milyar TL seviyelerinde, alacakları ise 34 milyar TL olduğunu görüyoruz. Sektörün aktif büyüklüğü 37 milyar TL olup; öz kaynakları ise 8,3 milyar TL seviyelerinde gerçekleşti. Finansman Şirketleri’mizin işlem hacmi 5 milyar TL seviyesinde. Aktif büyüklüğü 27 milyar TL seviyelerinde, mikro kredilerde pazara giren yeni üyelerimizle müşteri sayısı 3 milyon 147 bin, sektörün alacak büyüklüğü ise 22 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.”

Pandemi Döneminde Faktoring

Son zamanlarda Dünya’nın alacak sigortası devlerinin teminat azaltımlarına gittiği bilgileri gelmeye başladı. Bunun hakkında bir çok haber okuduk ve okumaya devam ediyoruz. Sektörün içinden bu devler ile aramızdaki bağı ve işleyişin aslında olması gerektiği gibi ilerlediğini özellikle sizlerle paylaşmak istedim.

11 Mart 2020’den itibaren yüzyılda bir karşılaşılan bir pandemi dönemi içerisindeyiz. Biliyorum ki hem sosyal, hem de ticari, hatta ekonomi alanında webinarlar izlediniz, podcastler dinlediniz ve makaleler okudunuz. Bu dönemin bizi tarif edilemeyen bir sürece doğru yönlendirdiğini ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı konusunda herkesin mutabık olduğunu düşünüyor ve normalleşme döneminin devreye girdiğini izliyoruz.

Dış Ticaret hacminin arttırılması için bir dizi yenilikler getirilmeye devam etmekte ve özellikle ihracatçılarımız, ithalat gümrük vergileri ile de savaş verirken bir yandan da yeniden siparişlerini toplamaya yani satışlarına devam etmeye çalışmaktadır.

Bu sürecin finansmanı ve alıcıların ödememe riskini üstlenen taraflardan biri ise faktöring şirketleridir. Sigorta şirketi devlerinin çıkan haberlerine hitaben belirtmek isterim ki; pandemi döneminde bir çok sektör acı bir şekilde bu durumdan etkilendi, evet. Lakin gerek bu sektördeki mali durumu iyi olan alıcılar için gerekse diğer sektörlerdeki alıcılar için limit almaya devam ediyoruz. Alıcı limitlerinin revizyonları yapılıyor, bu revizyon sürecinde ihracatçıların mevcut siparişlerinin etkilenmediğini ve sipariş bazlı talepler ile limitler alınarak ilerlendiğini yürekten belirtmek isterim.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise mal mukabili satışlardaki artış. GTS – Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ne göre Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına kıyasla % 41,38 oranında azalan ihracat 8 milyar 993 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Nisan ayında ihracatta tercih edilen ödeme şekilleri;

Mal Mukabili Ödeme -> (5 milyar 424 milyon dolar)

Peşin Ödeme -> (1 milyar 536 milyon dolar)

Vesaik Mukabili Ödeme -> (736 milyon dolar)

Diğer -> (1 milyar 297 milyon dolar)

Mal mukabili satışlardaki risklerin neler olduğunu daha önceki yazılarda da paylaşmıştık. Satılan malın vadesinde ödenmemesi riskinin üstlenilmesinin şüphesiz ki en iyi iki yolu İhracat Garantisi ve Türk Eximbank İhracat Kredi Sigortası’dır.

Operasyonel yük taşımak istemediğiniz durumda hem finansman hem de garanti için en doğru yolun faktöring olacağı kesin..

Sevdiklerinizle birlikte Sağlıklı Günler dilerim..

B2B Ticarette Satış ve Satınalma Webinarı Katılımcı Tespit ve Soruları

B2B Ticarette Satış ve Satınalma Webinarı Katılımcı Tespit ve Soruları, 30 Mayıs Cumartesi günü gerçekleşen B2B Sektör Buluşması’nda kurumsal pazarda satış ve satınalma ilişkileri ele alındı.

İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Murat Erdal ve Prof. Dr. Emrah Cengiz’in konuşmacı olarak yer aldıkları webinarda B2B ticaretin çok yönlü yapısı tartışıldı. Profesyonel katılımcıların webinarla eş zamanlı olarak sohbet kısmındaki paylaşımlarını sizler için derledik.

Genel tespit, soru ve problemleri içeren çarpıcı başlıklar meydana geldi. Bugünün kurumsal pazar yapısını anlama ve geleceği değerlendirme açısından sizlere ışık tutacağına inanıyoruz.

Sorulara ve içeriğin tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız.

 

Çevik Satınalma Modeli

Değişimin Kaçınılmazlığı

Değişim, basit tanımıyla mevcuttan farklı bir düzene veya duruma evirilme halidir. İnsanlık, çökmez denilen büyük imparatorlukları sona erdiren savaşlar, İstanbul’un fethi gibi çağ kapatıp yeni çağ açmaya sebebiyet veren tarihe damga vurmuş olaylar, kıta keşifleri, Rönesans ve Reform gibi toplum düzeni ve bireyin özgürlük anlayışını kökten değiştiren yenilik hareketleri, icatlar, siyasi ve endüstriyel devrimler gibi daha sayılabilecek birçok değişim sürecine şahit olmuştur. Her biri tarih sahnesinde silinmez izler bırakan bu süreçlerin insanlığa miras bıraktığı en önemli öğretiler;

  • Değişmeyen yegâne gerçeğin değişimin ta kendisi olduğu,
  • Değişim sonrası süreç koşullarının bir daha geriye dönülmeksizin değişim öncesi koşullarla aynı olmayacağı,
  • Değişim sürecinin insanlığın ömrü boyunca süreceğidir.

Bu nedenledir ki, tüm canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri için değişime uyum sağlamaları önemli bir gerekliliktir. Bu koşulu sağlayamayan ve değişime direnen türlerin ise varlıklarını sürdüremedikleri dünya tarihi boyunca gözlenmiştir.

Tarihte yaşanılan bu dönüşüm süreçlerinin benzeri, belirsizliğin normalleştiği günümüz koşullarında şirketler için de geçerlidir. Bu açıdan bakıldığında değişimin özellikle teknoloji ve müşteri beklentileri boyutlarına uyum sağlayabilmek, günümüz işletmelerinin en güçlü özellikleri haline gelirken, bu boyutlara uyum sağlayamamak ise doğal seleksiyona teslim olma sebebi olarak gösterilmektedir (Reisoğlu ve Bolelli, 2020). Değişimin hızlı seyrettiği günümüzde, benzer hızla değişen müşteri beklentilerini, belirsizliğin ve rekabetin daha da arttığı çevresel faktörlerin etkisi altında karşılayabilmek, kimi şirketler için çözülmesi gereken önemli bir sorun, kimileri içinse müşteri gözünde farkındalık oluşturacak paha biçilmez bir fırsat olarak kabul edilmektedir. Bu duruma fırsat olarak bakan şirketlerin, rakiplerine oranla daha başarılı olmalarının altında yatan en önemli etkeni, değişime açık olmaları ve değişikliklere hızlı yanıt verebilmeleri olarak açıklayabiliriz. İşte bu noktada karşımıza çeviklik kavramı çıkmaktadır.

Çeviklik ve Örgütsel Çeviklik Modeli

Çeviklik (agility) kavramı, üretim organizasyonlarının değişen müşteri ihtiyaçlarına hızlı bir şekilde cevap verebilme kabiliyetlerini ve değişime uyum sağlama düzeylerini ifade etmek amacıyla 1990’lı yıllarda ortaya atılmıştır (Bakan vd., 2017). ABD’de Lehigh Üniversitesinde Goldman vd., (1991)’nin çevik üretim terimini ortaya atmasından sonra, işletmeler rekabet avantajı sağlamak için çevik üretim felsefesinden yararlanmışlardır (Sharp vd., 1999). El sanatları üretimi, kitlesel üretim ve yalın üretimden sonra ortaya çıkmış olan örgütsel çeviklik kavramı, araştırmacılar tarafından üretim yönetimi düşüncesinin gelişimindeki yeni evre olarak görülmekte ve imalat işletmeleri için devrim niteliğinde bir yaklaşım olduğu belirtilmektedir (Hormozi, 2001).  Örgütsel çeviklik, özellikle tedarik zinciri yönetiminin kritik olduğu durumlarda, çevresel belirsizlikleri ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan önemli bir unsur haline gelmiştir (Şahin vd., 2017).

Literatürde örgütsel çeviklik kavramının bileşenlerinin belirlenmesi konusunda çok sayıda araştırma bulunduğu görülmektedir. Bunlardan Sharifi ve Zhang tarafından 1999 yılında geliştirilen Örgütsel Çeviklik Modeli’nde, örgütsel çevikliğin bileşenleri; “cevap verme, yetkinlik, esneklik, hız” şeklinde belirlenmiştir.

  • Cevap Verme: İşletmelerin çevresel değişiklikleri önceden tespit edip, değişikliklere proaktif olarak hızlı cevap vermesi ve bu değişim sürecinden rakiplerine nazaran üstünlük sağlayarak çıkması olarak tanımlanabilmektedir.
  • Yetkinlik: İşletmenin tüm operasyonlarını vizyoner bakış açısına sahip uzman çalışanları ile verimli ve etkin şekilde sürdürürken, aynı zamanda etkin maliyet yönetimi ve kaynak kullanımı ile de müşteri beklentilerini karşılayacak uygun hizmet veya ürün kalitesini elde edebilme becerisi olarak tanımlanabilmektedir.
  • Esneklik: İşletmenin değişen çevresel koşullara uyum sağlama yeteneği olup, müşteri beklentilerini karşılayabilmek için farklı süreç ve alternatifleri kullanabilme becerisi olarak tanımlanabilmektedir.
  • Hız: İşletmenin iç ve dış müşteri ihtiyaçlarını giderme sürecinde, ürün üretimi için hammadde girişinden, satış sonrası hizmet süreci de dahil olmak üzere müşteri memnuniyetini etkileyen tüm operasyonlarında hızlı olması olarak tanımlanabilmektedir.

Çevik Satınalma Gerekliliği

Günümüzde özellikle yazılım projelerinde kullanımı revaçta olan çeviklik kavramı, son yıllarda şirketlerin yönetim ve üretim fonksiyonları için de gündeme gelmeye başlamıştır. Öyle ki çevik çalışma kültürü, artık şirketlerin organizasyonlarındaki her fonksiyonda uygulama sahası bulur hale gelmiştir. Elbette yoğun rekabetin yaşandığı günümüz çalışma koşullarında, şirketlerin rekabet kapasitesinin belirleyicisi konumunda olan tedarik zinciri ve satınalma ekiplerinin de bu kavramdan nasibini alması kaçınılmaz olmuştur.

Satınalma birimi, görevi gereği işletmenin müşteri için ürettiği değerin bir parçası olan etkin ve verimli girdi tedarik sürecinin garantörü konumundadır. Bu operasyonu yönetirken, aynı zamanda sürecin diğer ucunda sürdürülebilir tedarik hizmeti almayı hedeflediği tedarikçilerinin de varlıklarını sürdürmelerine destek verecek politikalara sahip olması gerekmektedir. Bir başka deyişle satınalma birimi, dış müşteri için değer üreten işletmesi ile, sağladığı girdi sayesinde oluşan değerde pay sahibi olan tedarikçilerinin/paydaşlarının oluşturduğu iki yaka arasındaki belirsizlik denizinde günlük sefer yapan Tedarik Vapuru’nun kaptanıdır. Oysa etki alanımızın dışındaki çevre koşullarından beslenen yeni krizlerle, her geçen gün belirsizlik denizindeki dalgalanma frekansının arttığı ve dalga boyunun daha da yükseldiği gözlemlenmektedir. Belirsizlik denizini dalgalandıran ve daha da bulandıran günümüz VUCA koşullarında, vapurun belirsizlik denizindeki değişim dalgalarına dayanıklı hale gelmesini sağlamak, yani Yeni Normal’e uyum sağlamak satınalma biriminin asli görevi haline gelmiştir. Satınalma birimi kaptanı olarak değişim sürecini iyi yönetemediği takdirde, dümeni başında olduğu Tedarik Vapuru, bu dalgalarda hasar görerek ve/veya rotasını şaşırarak her iki yakadaki limanlara ulaşamayacaktır. Diğer taraftan tedarikçileri destekleyecek politikaların eyleme geçirilmediği kriz durumlarında ise, Tedarik Yakası’ndaki sahile yakın tedarikçilerin, belirsizlik denizinde oluşan “tsunami”lerden nasibini alarak sürdürülebilir tedarik zincirini aksatacakları aşikardır.

Bu bağlamda çevresel şartların etkisi altındaki belirsizlik denizini ve denizin her iki yakasını, satınalmanın deniz fenerinden gözlem altında tutarak ve değişim dalgalarının tedarik süreci boyunca olası etkilerini önceden tespit ederek, en hızlı ve etkin şekilde cevap verilmesini sağlamak ve böylece işletmesini, rakip işletmelere göre avantajlı duruma geçirmek satınalmanın stratejik seyir defterinin ana rotası olmalıdır. Bu rotaya ulaştıracak pusula ise, satınalma biriminin görevi gereği doğasında var olması gereken çevik satınalma modelidir.

Çevik Satınalma Modeli

Çevik Satınalma Modeli, satınalma biriminin amaçlarını ve amaçları doğrultusunda etkileşimde olduğu ve yönettiği süreçleri bütünsel bir çerçevede ortaya koyan ve mevzu bahis amaçlarına verimli ve etkin biçimde ulaşabilmek için görevi gereği sahip olması tavsiye edilen çeviklik bileşenlerini içeren bir yaklaşımdır. Söz konusu modelde kriter olarak alınan ve belirsizlik altında değişikliklere hızlı yanıt verebilme kabiliyeti olarak tanımlanan çeviklik bileşenleri, Sharifi ve Zhang (1999) tarafından yayınlanan Örgütsel Çeviklik Modeli’den referans alınmıştır.

Modelin İnsan boyutu, satınalma birimi çalışanını, bu bireyin görevini ihtiva ederken etkileşim halinde olduğu tedarikçi/paydaş yönetici ve çalışanlarını, kendi şirket içi yönetim ve iç müşteri mensuplarını ve direkt temasta olmasa da aktif ve potansiyel dış müşterilerinin ve rakip işletme çalışanlarının da içinde bulunduğu çalışma evrenini oluşturan tüm toplum bireylerini kapsamaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında satınalma birimi, kendi birim ve şirket içi çalışanlarından, iletişiminin olmadığı dış çevre bireylerine kadar uzanan geniş bir kitle ile etkileşim halindedir. Satınalma biriminin söz konusu etkileşimden edindiği faydayı maksimize eden iki kritik unsur bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Etkileşim halinde olunan tüm bireylerle etkili bir iletişim kurmak ve iletişim kanallarını sürekli açık tutmak,
  2. Karşımızdaki kişi en az bir konuyu bizden daha iyi biliyordur” felsefesi ile öğrenmeye sürekli açık olmak ve karşımızdaki bireye ve bilgisine saygı duymaktır.

Unutulmamalıdır ki, satınalma öncelikle ilişki yönetimidir. İcra edilen görevin başarıya ulaşması, söz konusu ilişkinin ne derece iyi yönetildiği ve karşı tarafın ne kadar iyi dinlenildiği ile bağlantılıdır. Özellikle ülkemiz gibi duygusal yönü daha ağır basan Akdeniz toplumlarında sadece iyi bir ilişki yönetimi ile herhangi bir teknik ve analize gerek dahi duyulmadan bazı sınırlı başarılı sonuçlar elde edilebildiği görülmektedir. Bu nedenle iş hayatına yeni başlayan satınalma profesyonellerine yöneticileri tarafından verilmesi gereken ilk ve en önemli dersler, etkili iletişim kurma tekniklerine hâkim olma, iyi dinleme becerileri geliştirme ve karşısındaki bireye ve tecrübesine önyargısız saygı duymayı öğrenebilme olmalıdır.

Modelin Değer boyutu, satınalma biriminin ana amacını betimlemekte olup bu amaç, satınalma birimi, birimin bağlı olduğu şirket, malzeme ve/veya hizmet aldığı tedarikçiler/paydaşlar ve nihayetinde toplum için değer üretmektir. Yalın üretimdeki tanımı ile değer, müşterinin parasını ödemeye razı olduğu şeydir. Yalın üretimin başlangıç noktası olan değeri, üretici oluşturur ve ancak müşteri tanımlar. Satınalma biriminin görevlerini ifa ederken gerçekleştirmeyi hedefleyebileceği bazı değer tanımları örnek olarak aşağıda sıralanmıştır.

  1. Satınalma biriminin kendi çalışanı için üreteceği değeri, çalışanın kendini geliştirmesi için fırsat tanınması, inisiyatif alması için kendisine çalışma alanı bırakılması, yükselme ve kendini ifade edebilme olanaklarının verilmesi ve zamanında takdir edilmesi gibi tanımlayabiliriz.
  2. Satınalma biriminin birim için üreteceği değeri, bir aile gibi birbirine bağlı ve güvenen iyi bir satınalma takımı oluşturulması, dinamik ama huzurlu bir çalışma ortamının sağlanması, bir önceki günden daha iyi konumda olacak şekilde birimi her geçen gün daha çok geliştirecek fırsatlar oluşturulması ve ekip olarak şirket içinde kariyer basamaklarını tırmanmayı sağlayacak başarılı sonuçların elde edilmesi gibi tanımlayabiliriz.
  3. Satınalma biriminin tedarikçiler/paydaşlar için üreteceği değeri, anlaşılan ödeme vadesi geçmeden ödemelerinin zamanında yapılması, düzenli tedarikçi performans ölçümü yapılarak sonuçlarının paylaşılması ve geliştirmeye açık yönlerinin tedarikçilere iletilmesi, şirket içi teknik bilgi ve belgelerin süreçlerinin iyileştirilmesi için tedarikçilerle paylaşılması, uygun maliyette hammadde temin edebilmeleri için tedarikçilere destek verilmesi, tedarikçi çalışanlarına eğitim verilmesi gibi tanımlayabiliriz.
  4. Satınalma biriminin çalıştığı işletme için üreteceği değeri, işletmenin stratejik hedeflerini gerçekleştirmede araç olması ve bununla paralel birim hedeflerini tutturması, iç müşteri ve yönetim beklentilerini karşılaması, sürdürülebilir tedarik zincirini sağlaması (doğru malın, doğru kalitede, doğru zamanda, doğru miktarda ve uygun maliyette tedariği), etkin maliyet yönetimi ve kaynak kullanımını sağlaması, tedarikçilerin şirketin ürün geliştirme, kalite ve maliyet düşürme vb. proje ve süreçlerine tecrübelerini katacak şekilde katılımlarını sağlaması gibi tanımlayabiliriz.
  5. Satınalma biriminin toplum ve çevre için üreteceği değeri, etkin kaynak kullanımı ve verimli çalışma ile işletme içinde ve tedarikçilerde israfın elimine edilmesi, yeşil satınalma fırsatlarının değerlendirilmesi, araç doluluk oranlarının artırılarak lojistik operasyonlarında karbon ayak izlerinin azaltılması, işletme içinde ve tedarikçilerde geri dönüşümün teşvik edilmesi, atık ve enerji politikası yönetiminin sağlanarak çevreye olan zararın önlenmesi ve enerji verimliliğinin sağlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının sağlanması, işletme faaliyetlerinin sürdürülebilirliğine kaynak sağlanıp, işletme ve tedarikçi çalışanlarının istihdam ve refahına katkıda bulunulması gibi tanımlayabiliriz.

Modelin İşletme boyutu, satınalma birimi ile birimin müşterileri konumunda olan işletmenin diğer birimleri ve yönettiği tedarik zincirine girdi sağlayan tedarikçileri arasındaki mutualist ilişkiyi tanımlamaktadır. Modelde tedarikçiler/paydaşlar, işletme içi birimlerle aynı boyutta yani işletme içi sürecin dışında değil, içinde yer bulmuştur. Çıktıları ile satınalma birimi üzerinden dolaylı olarak şirket içi birimlere etkide bulunan tedarikçilerin/paydaşların, oluşturdukları değer itibariyle işletme çıktılarına katkı sağladıkları aşikardır. Bu nedenle de satınalma haricindeki şirket içi birimlerin de tedarikçilere/paydaşlara işletmenin bir parçası olduklarına dair yaklaşım göstermeleri, tarafların aidiyet bilincinin güçlenmesine ve karşılıklı güven esaslı ilişki tahsis edilmesine katkı sağlayacaktır.

Satınalma biriminin etki alanındaki süreçleri kapsayan modelin bu boyutunda, satınalma biriminin diğer birimlerle koordinasyonu sonucunda elde edilen çıktılar, işletmenin dış müşteri için değer oluşturmasına doğrudan katkı sağlamaktadır. Bu nedenle, mevzu bahis süreçlerin yönetimi ve koordinasyonu satınalma görev tanımında önemli bir yer tutmaktadır. Bu kapsamda satınalma biriminin müşterilerinden ve kendisinin müşteri konumunda olduğu süreçlerden bazı örnekleri aşağıda belirtebiliriz.

  • Yönetim
  • Tedarik Zinciri
  • Tedarikçiler (Tier-1, Tier-2…)
  • Kardeş Firma Satınalma Organizasyonları
  • Üretim Planlama
  • Üretim
  • Parça Lojistiği
  • Depo / 3PL Hizmet Sağlayıcılar
  • Nakliye Hizmet Sağlayıcıları
  • Kalite
  • Ürün Geliştirme – Mühendislik
  • İthalat
  • Muhasebe – Finans
  • Satış – Satış Sonrası Hizmetler ve Yedek Parça
  • İdari İşler vb…

Modelin Çevre boyutu, satınalma biriminin etki alanı dışında fakat ilgi alanında olan ve faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı yoldan etkisi bulunan çevresel faktörleri tanımlamaktadır. Çin’de ortaya çıkan Covid-19 hastalığının 3 ay içinde tüm dünyada hayatı ve ekonomiyi durduracak hızda yayılması, artık dünyanın bir ucunda bir kelebeğin kanat çırpmasının diğer ucunda fırtınalar oluşturması metaforunu (kelebek etkisi) ya da farklı bir bakış açısıyla olasılıksız gibi görünen, alışılmışın dışında fakat yıkıcı derecede büyük etkisi görülen Siyah Kuğu etkisini en iyi şekilde açıklayan güncel bir örnek olmuştur.  Gelişen teknolojiler ve küresel ticaretin etkisiyle artık dünyamızın çok daha küçüldüğünü hissettiğimiz günümüzde, belirsizlikler, savaşlar, salgınlar, ekonomik göstergeler, çevresel duyarlılık, demografik değişimler, teknolojik yenilikler, emtia fiyat değişimleri, müşteri satınalma alışkanlıklarının değişimi ve en önemlisi de müşteri için değerin yeniden tanımlanması gibi dış etkenlerin satınalma ekosistemi üzerinde etkisi tartışılmazdır. Satınalma biriminin bu etkenlerin sürüklediği krizlerden rakiplerine göre avantaj sağlayarak ve barındırdığı fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek çıkması, bu krizleri ve olası etkilerini ne kadar iyi öngörebildiği, bu krizlere ne kadar hazır olduğu ve ne kadar hızlı cevap verebildiği ile bağlantılıdır. İşte Yeni Normal olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde, bu etkenlerle ve onların oluşturdukları krizlerin sonuçları ile başa çıkabilme seviyesi, şirketlerin ne derece çevik olduğunun göstergesi olacaktır.

Dış etkenler başlığı altında toplanan bu faktörlerden örnekler aşağıda sıralanmaktadır.

  • Değişim ve Değişimin Hızındaki Artış
  • VUCA
  • Belirsizlik-Kamçı Etkisi
  • Siyah Kuğu Etkisi
  • Yeni Normal ve Belirsizliğin Normalleşmesi
  • Küreselleşme ve Kelebek Etkisi
  • Sürdürülebilir Rekabet
  • Siyasi Belirsizlikler ve Bölgesel Politikalar
  • Terörizm ve Savaş
  • Küresel Salgınlar
  • Ticaret Savaşları
  • Sıfır Büyüme
  • Regülasyon Değişiklikleri
  • Sera Etkisi ve Küresel Isınma
  • Yenilebilir Enerji ve Enerji Verimliliği
  • Yeşil Tedarik Zincirleri
  • Sürdürülebilir Tedarik ve Tedarik Kısıtları
  • Artan Nüfus ve Ortalama Ömrün Uzaması
  • Kaynak Kısıtları (besin, su, enerji vs.)
  • Teknoloji ve Endüstri 4.0
  • İnovasyon
  • Dijitalleşme/Dijital Tedarik Zinciri Ağları
  • Bilginin Kendini Yenileme Hızında Artış
  • Jenerasyon ve Kuşak Farklılıkları
  • Demografik Değişiklikler/Bireyselleşme
  • Müşteri Bilinci
  • Değişen Müşteri Beklentisi ve Değeri Tanımı
  • Satınalma Yöntemi Değişiklikleri/E-Ticaret
  • Azalan Ürün Ömürleri ve Sipariş Miktarları
  • Kişiselleştirilmiş Ürünlere Yönelim
  • Emtia Fiyat Değişimi
  • Ekonomik Gösterge ve Döviz Değişiklikleri
  • Yerlileştirme Eğiliminin Artması ve Önemi
  • Toplam Maliyet Optimizasyonu-TCO

Modelin, satınalma biriminin dışını çevreleyen kabuğundan özüne doğru ilerlediğimizde, birimin tüm etkileşim ve süreç yönetiminde kullanabileceği ve de dış etken kaynaklı krizlerle başa çıkabilme yöntemini ihtiva eden çeviklik bileşenleri karşımıza çıkmaktadır. Modele göre satınalma birimi;

  1. Cevap verebilir olmalı,
  2. Yetkin olmalı,
  3. Esnek olmalı,
  4. Hızlı olmalıdır.

Satınalma Birimi Cevap Verebilir Olmalı!

CV1. Satınalma birimi, çevresel etkenlerden kaynaklanan değişimlerin yönünü hissedebilmeli, algılayabilmeli ve bu değişimlere parçası olduğu işletmesi ve tedarikçileri için hazırlıklı olmalı ve aynı zamanda tedarikçilerini de hazırlamalıdır.

CV2. Satınalma birimi, müşterisinin ihtiyaçlarındaki ve tercihlerindeki değişikliklere hızlı cevap verme yeteneğine sahip olmalıdır.

CV3. Satınalma birimi, çevre ve teknoloji kaynaklı değişimlerin hızlı ve zamanında üstesinden gelerek ve işletme ve tedarikçilerini bu değişimlere uyumlu hale getirerek, kriz dönemlerinden rakiplerine nazaran avantaj sağlayarak çıkabilmelidir.

Satınalma Birimi Yetkin Olmalı!

Y1. Satınalma birimi, uzun vadeli hedefleri koyabilecek ve bu hedefleri gerçekleştirebilecek stratejik vizyona sahip olmalıdır. Aynı stratejik vizyonu tedarikçilerine de aşılayabilmelidir.

Y2a. Satınalma birimi, süreç yönetimi ve operasyonları için kullandığı araçlarda çağın gereklerine uygun ve yeterli teknolojiye sahip olmalıdır.

Y2b. Satınalma birimi, tedarikçi tarafında maliyet minimizasyonu koşulunu ve fayda-maliyet analizini dikkate alarak çağın gerektirdiği teknolojiye sahip olmaları için tedarikçilerini yönlendirme kapasitesine sahip olmalıdır.

Y3a. Satınalma biriminin, ürettiği değer ve çıkardığı iş sonuçları açısından müşterilerine ve yönetime sunduğu hizmet kalitesi yüksek olmalıdır.

Y3b. Satınalma birimi, tedarikçilerinden temin ettiği ürün ve hizmetlerin kalitesinin yüksek olması için tedarikçi gelişimine öncülük yapabilecek kapasiteye ve takip sistemine sahip olmalıdır.

Y4a. Satınalma birimi, hedeflerine ulaşmak için tüm süreçlerde en az girdi ile en fazla çıktıyı elde etmeyi amaçlamalı, etkin ve dinamik maliyet yönetimi becerisine sahip olmalıdır.

Y4b. Satınalma birimi, tedarikçilerine hedeflerini tutturabilmeleri için tüm süreçlerinde en az girdi ile en fazla çıktıyı elde etme kültürünü aşılamalıdır.

Y5a. Satınalma birimi, işletmenin yeni ürün geliştirme ve pazara sunma faaliyetlerine hızlı reaksiyon gösterebilme ve bu sürece tedarikçilerini katabileceği organizasyon yönetim becerisine sahip olmalıdır.

Y5b. Satınalma birimi, değişen koşullara göre süreç içerisinde hedeflerini yenileme, yeni hedefler belirleme ve yeni KPI parametreleri koyma becerisine ve proaktif anlayışına sahip olabilmeli, kolay anlaşılabilir ve görsel süreç raporlamaları yapabilmelidir.

Y6. Satınalma birimi, amaç ve hedeflerinin gerçekleşme düzeyini düzenli olarak takip etmeli, hedeflerine ulaşamadığı durumlarda gerektiğinde organizasyon değişikliğine ve rotasyona ve hatta tedarikçi değişikliğine gidebilecek farkındalığa ve inisiyatife sahip olmalıdır.

Y7. Satınalma birimi, konusunda uzman, yetkilendirilmiş, öğrenmeye ve değişime açık, meraklı, analizi ve sorgulamayı seven insan kaynağına ve konusuna hâkim, aidiyet bilinci yüksek ve katma değer üretmeye odaklı tedarikçi portföyüne sahip olmalıdır.

Y8a. Satınalma birimi, tüm iş süreçlerini basit, açık ve net şekilde tanımlamış olmalıdır. Birim içi operasyonlarında ve tedarikçi tarafında koordine ettiği aksiyonlarda verimliliği ve etkinliği esas almalı, yalın üretimde Muda olarak tarif edilen katma değer oluşturmayan faaliyetlerden kaçınmayı bilmelidir.

Y8b. Satınalma birimi, tedarikçi tarafında koordine ettiği iş süreçlerinin basit, açık ve net şekilde tanımlanması için tedarikçilerine destek verecek tecrübe ve donanıma sahip olmalıdır.

Y9. Satınalma birimi, işletme içi müşterileri ve tedarikçileri arasında her daim iş birliği ortamı sağlamaya ve geliştirmeye önem vermeli ve teşvik etmelidir.

Y10a. Satınalma birimi, bağlı olduğu işletmenin kendi faaliyet alanı ile ilgili dış çevrede meydana gelen yeniliklerin farkında olup, bu yeniliklerin işletmeye uyarlanabilmesi için gerekli işletme içi birimlere ve yönetime öneri vererek katma değer üretme amacında olmalıdır.

Y10b. Satınalma biriminin, kendi faaliyet alanında dış çevrede meydana gelen yeniliklere tepki verme ve bu yenilikleri birimine uyarlama kapasitesi yüksek olmalıdır.

Y10c. Satınalma birimi, tedarikçilerinin faaliyet alanı ile ilgili dış çevrede meydana gelen yenilikleri analiz ederek, tedarikçinin rekabet kapasitesini artıracak uygulama alanı açılmasında inisiyatif alabilmeli ve bu konuda tedarikçilerini yönlendirebilecek kapasiteye sahip olmalıdır.

Satınalma Birimi Esnek Olmalı!

E1. Satınalma birimi, iç müşteri taleplerindeki değişimlere göre tedarikçilerine farklı miktarda ürün ve hizmet ürettirme esnekliğine ve bu süreci koordine edebilme kapasitesine sahip olmalıdır.

E2. Satınalma birimi, iç müşteri taleplerindeki değişimlerine göre farklı model ürün üretimi için tedarikçilerinin üretim planını değiştirme ve hat dönüşümü yaptırabilme esnekliğine sahip olmalıdır.

E3a. Satınalma birimi, iç müşteri taleplerindeki değişimlerine göre vereceği üretim öngörüleri kapsamında, tedarikçilerine ilave vardiya kurdurup, insan kaynağını artırabilme esnekliğine sahip olmalıdır.

E3b. Satınalma birimi, işletme içi üretim temposu değişikliklerine göre kendi insan kaynağını düzenli olarak gözden geçirmelidir.

E4a. Satınalma birimi çalışanları bireysel anlamda çevresel değişime olumlu tepki vermeli, değişikliklerin barındırdığı fırsatlara açık olmalıdır. Sıkıntılı olarak görülen işleri yeni öğrenme fırsatı olarak görüp, aksiyonlarını ertelemekten kaçınmalıdır.

E4b. Satınalma birimi, çevresel değişime olumlu tepki verecek tedarikçi portföyü oluşturmalı, mevcut tedarikçilerini de bu yönde geliştirebilecek kapasiteye sahip olmalıdır.

Satınalma Birimi Hızlı Olmalı!

H1a. Satınalma birimi, işletmenin öncü olacağı yeni ürünlerin pazara çıkarılması için alınan aksiyonlarda hızlı olmalı ve bu konuda tedarikçilerinin katkısı olduğu süreçlerde aynı hızda aksiyon aldırabilmelidir.

H1b. Satınalma birimi, çevresel değişimler sonucu ortaya çıkan fırsatları değerlendirebilecek kararları hızlı alabilmelidir. Kriterleri sağlayan yeni potansiyel tedarikçileri işletme faydasına göre belirleyeceği öncelik sırasında ve hızlıca devreye alabilmelidir.

H2. Satınalma birimi, iç müşterilerine hızlı ve zamanında hizmet vermeli ve proje takvimlerinde birimden beklenen aksiyonların zamanında tamamlanması için birimi ve tedarikçileri koordine etme kapasitesine sahip olmalıdır.

H3a. Satınalma birimi, işletmesine değer katacak operasyonlarında rakip işletmelerin satınalma ekiplerine oranla daha hızlı olmalı ve bu durumu sağlayacak uygun yatay hiyerarşi ve matriks organizasyon yapısını benimsemelidir.

H3b. Satınalma birimi, tedarikçilerinin kendi iç süreçlerinde yalın ve hızlı olmasını sağlayacak kültür ve organizasyon yapısı oluşumuna destek vermelidir.

Çevikliğin satınalma fonksiyonuna uyarlandığı bu model, değişimin kaçınılmaz ve değişim sonrası şartların geriye dönülmez olduğu günümüz VUCA koşullarında, satınalma biriminin belirsizlikler altında ağır rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi ve bu koşullardan rakiplerine nazaran daha başarılı sonuçlar çıkarabilmesi için kılavuz olarak kaleme alınmıştır. İşletmenin dış etkenler altında yaşanacak her kriz sonrasında yeniden değişecek olan Yeni Normal’e uyum sağlayabilmesinde, satınalma biriminin belirsizlik denizi üzerinde kurduğu ve çeviklik bileşenlerinin (cevap verme, yetkinlik, esneklik, hız) ayaklarını oluşturduğu, tedarikçileri ve kendi işletmesini birbirine bağlayan tedarik ve iletişim köprüsünün önemli katkısı olacaktır. Bu köprü sadece işletme için gerekli girdi malzemelerinin ve hizmetin akış rotası değil, modelde belirtilen değer akışının en yalın güzergahı ve satınalma biriminin etkileşimde bulunduğu tüm süreçler arasındaki iletişimin transit geçiş noktasıdır.

İşletmelerin, tedarikçilere ve dış çevreye açık yönü olan satınalma birimlerinin, gördüğü köprü görevi ile işletmelerdeki jeopolitik öneminin yanında, günümüz koşullarında işletmelerin rekabet kapasitesinin, tedarik zincirlerinin rekabet düzeyi ile belirlenmesinden kaynaklanan stratejik önemi de her geçen gün artmaktadır. Satınalma birimi bu öneminin farkında olarak değişimlere kendini hazırlayabilmeli ve değişimlerin barındırdığı fırsatları iyi değerlendirebilmelidir. İşletmenin bilançosunda oluşacak değerleri, dış etkenlerin ve fırsatları değerlendiren rakiplerin oluşturduğu sonuçlara terk etmemek ve şansa bırakmamak için çevik satınalma gerekliliğinin bilincinde olmak ve çeviklik bileşenlerini satınalma operasyonlarının özüne yaymak önemli bir farkındalık olacaktır.

Unutmayınız ki şans dediğimiz faktör ancak krizlerdeki fırsatları görebilen ve onlara hazır olanlar için geçerlidir.

Her geçen gün daha da büyüyen değişimin dalgaları ile mücadele ettiğiniz belirsizlik denizindeki seyrinizde hedeflediğiniz limanlara varmanız dileğiyle, iyi seyirler ve iyi şanslar dilerim.

Çevre vs Hijyen

Yeni dünya düzeninde satınalma stratejilerimizde köklü değişiklikler yapmaya çalıştığımız bu dönemde acaba paketleme kategorisinde bizleri neler bekliyor?

Müşterilerin özellikle gıda sektöründe marketlerdeki alışverişleri  yaparken gösterdiği satın alma davranışlarında ciddi değişiklikler olacak. Uzun süredir çevreci ve sürdürülebilir yaklaşımlarla yönettiğimiz paketleme malzemeleri artık hijyenin çok daha fazla öncelikli olacağı paketleme malzemeleri ile yer değiştirecek.

Örneğin paketleme malzemelerinin üzerinde bulunan selefon/jelatin koruyuculardan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlayan sektör, müşterilerin hijyen beklentisine hizmet edebilmek için tekrar selefon/jelatin kullanımını arttırmaya başlayacak.

Büyük resme baktığımızda yaşadığımız gezegenin ömrünü uzatmak için önceliklendirdiğimiz “mümkün olduğunca plastikten uzaklaş” yaklaşımımız bizleri mecburi olarak bir çok alanda plastik kullanımına itecek.

Peki bu ne kadar devam edecek? Bizler ne zaman eskisi gibi birincil önceliğimizin çevre olduğu paketleme methodlarına odaklanabileceğiz? Covid öncesine kıyasla artan hijyen beklentisi bizlerin daha hangi köklü değişikler yapmasını gerektirecek?

Buyer Network B2B Webinar Serisi Devam Ediyor – Satış vs. Satınalma

Bu Cumartesi saat 15:00’te Buyer Network B2B Webinarlar Serisi‘nde buluşuyoruz.

Kurumsal pazarlarda ticaretin tarafları buluşuyor. Satış ve satınalma…
İki farklı dünya, iki farklı çalışma kültürü. B2B ticaretin doğası hızla değişiyor. B2B webinarimizde, alıcı ve satıcı firma yöneticilerinin bir araya gelip “ortak çözüm” arayışlarındaki yenilikleri/farklılaşmaları yakından inceliyoruz.

Prof. Dr. Emrah Cengiz ve Prof. Dr. Murat Erdal kurumsal pazarda (B2B) ticaret çevresini yakından ilgilendiren soruları analiz ediyor.

o Kurumsal pazarda iş yapmanın zorlukları nelerdir ?
o Alıcı ve satıcı firmalar ne ister ?
o Satış ne zaman başlar ve nerede biter?
o Tedarik ne zaman başlar ve nerede biter?
o Müzakere ve pazarlık süreci nasıl işler ?
o Satıcı ve alıcı arasındaki iletişim nasıl olmalı ?
o Satış yöneticisinin nitelikleri nelerdir ?
o Satınalma yöneticisinin nitelikleri nelerdir ?
o Pandemi dönemi kurumsal pazarda ticareti nasıl etkiliyor ?
o Satış ve satınalma departmanları ve yeni çalışma düzenleri ?
o Network üzerinden ilişki geliştirme ve satış adımları ?

Tarih: 30 Mayıs 2020 Cumartesi
Saat: 15.00
Bağlantı linki: https://webinar.buyernetwork.net/

BuyerNetwork.net B2B İş & Ticaret Platformu

8.760 yönetici ve firma üyesi ile “Güçlü Bağlantılar, Güvenilir Ticaret”

COVID-19 Salgını Sonrasında Müşteri Deneyimi Yeniden Şekillenecek

Tüketici alışkanlıklarını ve beklentilerini en iyi anlayan, tüketicilerle en doğru iletişimi kuran ve müşteri deneyimini en üst düzeye çıkaran işletmeler salgın sonrasında da başarısını sürdürecek.

Çin’de başlayarak tüm dünyaya yayılan COVID-19 salgınının önlenmesi için dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde çok katı önlemler alınmaya ancak bir yandan da normalleşme planları yapılmaya devam ediyor. Bazı ülkelerde sokağa çıkmak tamamen yasaklanırken bazı ülkelerde ise belirli yaş gruplarının sokağa çıkmasına kısıtlama getiriliyor, hayati önem taşıyan sağlık kuruluşları, eczaneler, marketler ve benzeri yerler haricinde işyerlerinin kısmi olarak açılmasına izin veriliyor. Dünyayı tamamen hazırlıksız bir şekilde yakalayan salgın, şirketlerin iş yapış şekillerinden tüketicilerin alışkanlıklarına, ihtiyaç ve beklentilerine kadar birçok değişikliğe neden oluyor. Bu değişikliklerde insanların yaşadıkları endişeler, alınan önlemler ya da sokağa çıkma yasağı gibi kısıtlamalar çok büyük rol oynuyor.

Salgınla birlikte tüketici ihtiyaçlarında ve tercihlerinde büyük değişimler gözlemlendiğini belirten Teleperformance Türkiye CEO’su Tülay Doğrular, “Daha önce hız, kalite, fiyat ve inovasyon gibi kavramlar ön plana çıkarken artık bunlarla birlikte hijyen ve sosyal mesafe de hayatımızda. Yemek ve market siparişlerini eve teslim eden işletmeler tüketicilerin talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda artık siparişleri kapıya bırakıyor. Daha önce hiç kullanmayan insanlar bile artık temassız ödemeyi tercih ediyor, bankalar da bu doğrultuda temassız ödeme limitlerini artırıyor. Tüketiciler marketlere gittiklerinde ilk olarak çalışanların maske ya da eldiven takıp takmadıklarına dikkat ediyor. Online alışverişlerde de büyük bir artış gözlemleniyor. Tüketici alışkanlıkları ve davranışlarında meydana gelen bu değişikliklerin büyük bölümünün salgın sonrasında da devam etmesi bekleniyor” dedi.

Müşteri deneyiminde dijital kanallar daha büyük rol oynayacak

Önce evde kal çağrılarıyla ve getirilen kısıtlamalar nedeniyle insanların büyük oranda evde kalmaları, bazı işyerlerinin salgın boyunca kapatılması ve sağlık endişeleriyle fiziksel mağazalar ve marketler yerine online alışverişi tercih etmeleri e-ticarette büyük bir artışa neden oldu. Diğer taraftan birçok kamu kuruluşu, banka ve işletme de daha önce fiziksel olarak verdikleri hizmetleri İnternet üzerine taşımaya başladı. Okulların salgınla birlikte kapanmasıyla uzaktan eğitim ön plana çıktı. Yine birçok işletme uygun olan çalışanlarına evden çalışma olanağı tanıdı. Dijital kanallara hızla geçiş yapan ve daha iyi deneyim sunan işletmeler müşterileriyle daha iyi ilişkiler kurarak müşteri deneyimini ve sadakatini artırma şansı elde ettiler. Salgın sonrasında müşteri deneyimini şekillendirecek en önemli etkenlerden biri bu iletişimin korunması ve daha da geliştirilmesi olacak. Bu nedenle dijital kanalların ve bütünleşik çok kanallı stratejilerin önemi daha da artacak. Tüketicilerin tercihlerini en iyi deneyimi yaşadıkları yerlerden yana kullandıklarını ifade eden Doğrular, “Sağlık nedeniyle sokağa çıkmaktan kaçınılan bu günlerde daha önce dijital hizmetleri hiç kullanmamış birçok kişi dijital hizmetlerle tanıştı. Dijital hizmetlerin sağladığı kolaylığa ve esnekliğe alışan tüketiciler salgın sonrasında da bu hizmetlerin devamını hatta daha da fazlasını bekleyecek. Son birkaç senedir hep dijitalleşmeden bahsederdik, COVID-19 salgını sonrasında ise bu kavram eskisinden çok daha önemli bir hale gelecek. Çok kanallı pazarlama ve e-ticaret alanlarına yatırım yaparak iş modellerini değişen müşteri ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre yenileyen işletmeler başarılı olacak” dedi.

Salgının etkileri yıl sonuna kadar devam edecek

Deloitte tarafından çeşitli alışveriş kategorilerinde yapılan araştırmaya göre, etkileşim oranları 42 alışveriş kategorisinin yarısından fazlasında azalmış durumda. Etkileşimleri artan kategorilerin toparlanma hızları ise daha yüksek. Bu, salgının etkileri azaldıktan sonra etkileşimi yükselen kategorilerin hızla eski ortalamalarına döneceklerini, etkileşimi azalan kategorilerde ise düzelmenin daha yavaş olacağını ve salgının ekonomik etkilerinin yılın geri kalanında da hissedilmeye devam edeceğini gösteriyor.

Diğer taraftan evden çalışma ve sokağa çıkma kısıtlamaları gibi önlemler nedeniyle tüketiciler ofis ve iş hayatından uzaklaşarak hobilerine daha fazla vakit ayırmaya, evcil hayvanları ve çocukları için daha fazla alışveriş yapmaya, oyun oynamaya ve kitap okumaya yönelmiş. Özellikle hızlı tüketim ürünlerinde büyük bir talep patlaması yaşanmış. Yurtdışı ürün alışverişleri, otomobil, ev, mobilya, mücevher ve takı gibi alışverişlerde gözlemlenen sert düşüş bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Risk algısının yükseldiği ve sosyal etkileşimin azaldığı bu dönemde elektronik gibi dayanıklı tüketim ürünleri ile kıyafet-ayakkabı gibi kategorilerdeki başarılı kampanyaların ardından yaşanan etkileşim artışının Nisan ayından itibaren yüksek ihtimalle negatife dönmesi bekleniyor.

İletişim ve erişim müşteri deneyimini şekillendirecek

Tüketicilerin en büyük beklentilerinden biri ihtiyaç duydukları her anda istedikleri kanal üzerinden markaya ulaşabilmek ve daha da önemlisi iletişimi kesintisiz bir şekilde sürdürebilmektir. COVID-19 salgını sırasında bu daha da önemli bir hale geldi. Salgın sırasında ve sonrasında tüketicilerle en iyi iletişimi kuran ve onları en iyi anlayan işletmeler müşteri deneyimini en üst düzeye çıkararak rekabette öne çıkma fırsatı elde edecek.

Salgın sürecinde ticari sektörden son tüketiciye dönen, ev içi tüketime odaklanan, daha büyük hacimli ürünleri hızlı ve hijyenik bir şekilde teslim eden şirketler pozitif bir şekilde ayrıştı. Ayrıca özellikle dijital dönüşüme daha erken yatırım yapmış olan şirketler salgın sırasında ve sonrasında öne çıkıyor.

Salgın sürecinde gözlemlenen en iyi uygulamalar

Salgın süreci boyunca özellikle müşteri desteği ve erken dijitalleşme yatırımları ön plana çıktı. Müşteri desteğinde, hızla yükselen e-ticarete hazırlıksız yakalanan şirketler, sipariş takip ve teslimat süreçlerinde yaşadıkları yoğunluk nedeniyle müşteri kaybettiler. Sipariş ve teslimat süreçlerini tamamen dijital hale getirmiş ya da bu konuda iyi bir üçüncü taraf desteği alan şirketler süreçten başarıyla çıktı. Özellikle “Black Friday” gibi alışveriş yoğunluğunun arttığı dönemlerde yaşanan kapasite sıkıntılarını ve müşteri memnuniyetsizliklerini çözmek için kendi dağıtım ağına ve müşteri deneyimi ekiplerine yatırım yapan şirketler yatırımlarının karşılığını aldılar. Ayrıca, altyapısı ve finansal gücü kuvvetli olup hızlı ve doğru yatırım kararları alabilen şirketler iş sürekliliğini sağlamak adına evden çalışma modeline geçiş sürecini en sorunsuz şekilde tamamladı.

Teleperformance kriz dönemine ve sonrasına hazır

Şu an içinde bulunulan COVID-19 salgını gibi kriz durumları farklı ihtiyaçların ve beklentilerin ortaya çıkmasına neden oluyor ve pazara yeni ürün ve hizmetlerin sunulmasını gerektiriyor. Tüketici alışkanlıkları ve beklentilerini çok yakından takip ettiklerini belirten Doğrular, “İnsanların günlük yaşamını ve iş hayatını derinden etkileyen ve büyük değişikliklere yol açan bir dönem yaşıyoruz. Bu dönemde ve sonrasında müşteri deneyimini en üst düzeyde tutmak büyük önem taşıyor. Tüketicilerin alışkanlıklarında ve beklentilerinde meydana gelen değişiklikleri yakından takip ediyor ve uyum sağlıyoruz. Teleperformance olarak son yıllarda kendi içimizde odaklandığımız yapılanma sayesinde yönetim kadrolarımız, altyapımız, teknolojimiz, finansal gücümüzle birlikte durgunluk ve krizlere dayanıklı, gerektiğinde son derece hızlı hareket edebilecek hale getirdik. Birlikte çalıştığımız işletmelerin müşteri deneyimini en üst düzeyde tutabilmelerini sağlayabilmek için tüm önlemleri aldık ve kesintisiz bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Biz ilk günden itibaren bu salgınla mücadelede “hep birlikteyiz” dedik ve daha da fazlasını yapmak için hem müşterilerimize hem de sektöre ışık tutabilmek adına araştırmalarımıza devam ediyor, çok değerli panelistlerin yer aldığı “Yeni Normal’e Giden Yol”a odaklanan bir dizi Lider Görüşler sohbetleri düzenliyoruz. Salgın kontrol altına alınıp işler düzeldiğinde, yani COVID-19 sonrası dünyada benzersiz müşteri deneyimi sunmak adına biliyoruz ki evden çalışan temsilciler ile lokasyonlarda çalışan temsilciler arasındaki en iyi dengeyi sağlayan ve iş sürekliliği planında evden çalışma modelini konumlandırmaya devam eden, ileri teknoloji ile insan dokunuşu arasında en iyi dengeyi sağlayan ve en doğru bütünleşik çok kanallı stratejiyi kuran markalar rekabette öne geçecek.” dedi.

Normalleşme sürecinin yavaş yavaş başladığı bu dönemde Teleperformance, kampüslere dönüş planlarını hazırlamaya başladı. Müşterilerle birebir yapılan yakın görüşmelerle “Yeni Normal”e geçiş stratejileri hızla şekillendiriliyor