Satınalma Sürecinin Anahtar Dokümanı: Teknik Şartname

SATINALMA SÜRECİNİN ANAHTAR DOKÜMANI: TEKNİK ŞARTNAME

 

           GİRİŞ

Özel sektör işletmeleri büyüdükçe ya da gerçekleştirdikleri alımların tutarları artıkça, tedarik birimi kurma ve alım sürecine ilişkin dokümanlar oluşturmaya gereksinim duyulmaktadır. İnsanların kendilerine ait olmayan kaynaklarla yaptıkları harcamaları düzenleme isteği ve satınalma sürecinde kaynakları verimli kullanma arzusu, anılan gereksinim üzerinde etkisi bulunmaktadır. Bu yazımızda satınalma sürecinin en önemli dokümanlarından biri olan teknik şartnameleri değerlendireceğiz.

Alınacak malın ya da hizmetin teknik kriterleri ve özelliklerinin, teknik şartnamede düzenlenmesi esastır. Teknik kriterler ve özelliklerin, verimliliği ve fonksiyonelliği sağlaması gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Ayrıca teknik şartnamelerin, işletmelerin ihtiyacını karşılayacak mal ya da hizmeti temin etmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. İşletmelerce yapılacak büyük ihalelerde teknik şartnamenin rekabeti engelleyici hususlar içermemesi ve fırsat eşitliğini sağlaması da ihalelere katılımın artırılması için önemlidir.

İhalelere ve teknik şartnamelere ilişkin olarak hepimizin gördüğü bir karikatür vardır. Basit bir salıncak ihtiyacının farklı birimlerin müdahalesi ile nasıl temin edilemediği anlatır. Pek çok işletme de, böyle bir sonuçla karşılaşmamak için teknik şartname hazırlamadan güven duyulan bir marka ve modelin belirtilerek tekliflerin toplanmasına yönelik uygulamalar ya da eğilimler yaygındır. Bunun bir taraftan teknik şartname hazırlama ihtiyacını ortadan kaldırdığı diğer taraftan işletmenin güven duyduğu bir ürünün temin edilmesini sağladığı ve istenilmeyen sürprizlerle karşılaşılma olasılığını ortadan kaldırdığı kabul edilmektedir. Küçük ölçekli alımlarda bu görüşlerin kısmen doğru boyutu bulunmakla birlikte alımların miktarı artıkça bu yaklaşımın benimsenmesi alımlarda olumsuz gelişmelere neden olabilir.

Pek çok görüşüne ihtiyatla yaklaştığımız Drucker’ın Yeni Gerçekler kitabında yer alan “Siyasi sloganların, siyasi gerçeklikten daha uzun ömürlü olduğuna” ilişkin görüşünü bazı markalar içinde kabul edebiliriz. Son yıllarda pek çok yeni firma alanın köklü markaları kadar iyi ürünler üretmesine karşın “markalara güven duygusu” eski firmalara teknik yeterliliklerinden daha uzun süreli avantajlar sağlamaktadır.

          Teknik Şartnameye Yönelik Olarak Kamu İhale Mevzuatında Yer Alan Düzenlemeler

          Teknik şartname hazırlanmasına ilişkin temel düzenleme, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 12’nci maddesi ve uygulama yönetmeliklerinin “teknik şartname” başlıklı maddelerinde yer almaktadır. Teknik şartnamelerin idareler tarafından hazırlanması esastır. Ancak idare tarafından teknik şartnamenin hazırlanamaması durumunda, danışmanlık hizmet sunucularına teknik şartname hazırlattırılabilir. 4734 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde, “ihale konusu işin danışmanlık hizmetlerini yapan yüklenicilerin bu işin ihalesine katılamayacakları” hüküm altına alınmıştır. Teknik şartnameyi hazırlayan danışmanlık hizmet sunucusu hazırladıkları şartnamenin ihalesine teklif veremez.

Kamu ihale mevzuatında,  teknik şartnamede belli bir marka, model, patent, menşei, kaynak veya ürün belirtilemeyeceği ve belirli bir marka veya modele yönelik özellik ve tanımlamalara yer verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ancak ulusal ve/veya uluslararası teknik standartların bulunmadığı veya teknik özelliklerin belirlenmesinin mümkün olmadığı hallerde, “veya dengi” ifadesine yer verilmek şartıyla marka veya model belirtilebilir. Kamu İhale Kurulu 30/4/2007 tarihli ve 2007/UM.Z-1478 sayılı uyuşmazlık kararında, teknik şartnamedeki “Araç ve Üst Yapı İthal Menşeli olacaktır.” şeklindeki düzenlemenin mevzuata aykırı olduğuna karar vermiştir.Teknik şartnamede, ihale nesnel değerlendirme yapmayı zorlaştıracak “Teklif edilen mal, komisyonca beğenilmelidir.” ya da “Teklif edilen mal çok kaliteli olacaktır.” gibi ifadelerden kaçınılmalıdır.

          Teknik Şartnamenin Hazırlanmasında Dikkat Edilecek Hususlar

Teknik şartnamedeki düzenlemelerin, tekliflerin değerlendirilmesi ve sözleşmenin uygulanması aşamasında tereddüt oluşturmayacak şekilde açık olması gerekir. Teknik şartnamede birbiriyle çelişen düzenlemeler yapılmamalıdır. Satınalmanın birden çok mal/hizmet kalemini içermesi halinde teknik özelliklerinin bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde teknik şartnamenin hazırlanması gerekmektedir. Alım konusu malların/hizmetlerin her birinin teknik özelliklerinin teknik şartnamenin ayrı bir bölümünde düzenlenmesi uygun olacaktır.

          Teknik şartnamenin hazırlanması sırasında aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi sorunların azaltılmasına katkı sağlayacaktır:

  1. a) Teknik şartname anlaşılır bir Türkçe ile yazılmalı ve kısa cümleler kullanılmalıdır. Anlamayı güçleştirecek uzun cümlelerden kaçınılmalıdır. Noktalama kurallarına özen gösterilmelidir.
  2. b) Teknik şartnamedeki düzenlemeler maddeler halinde yapılmalı; numaralı maddeleme tercih edilmelidir.
  3. c) Teknik şartnamenin her sayfası numaralandırılmalı ve son sayfada şartnamenin kaç sayfadan oluştuğu belirtilmelidir.

ç) Teknik şartnamede, ihale nesnel değerlendirme yapmayı zorlaştıracak “Teklif edilen mal, komisyonca beğenilmelidir.” ya da “Teklif edilen mal çok kaliteli olacaktır.” gibi ifadelerden kaçınılmalıdır.

  1. d) Teknik şartnamede kısaltma ve semboller kullanılmış ise bu sembol ve kısaltmaların anlamları ve tanımlarının liste halinde verilmesi yararlı olacaktır.
  2. e) Teknik şartnamenin hazırlanması sırasında alım konusu mallar ya da hizmetlerle ilgili sektör incelenmeli ve işletmenin ihtiyacını karşılayacak şekilde doküman oluşturulmalıdır.
  3. f) Teknik şartnamede, alım konusu malın ambalajlanması ve etiketlenmesi ile kullanım kılavuzuna yönelik düzenleme yapılabilir. Teknik şartnameyi hazırlayan personel tarafından alım konusu malın ambalajlanması ve etiketlenmesine ilişkin bir düzenleme bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Konuya ilişkin bir mevzuat var ise bu düzenleme esas alınmalıdır.
  4. g) Teknik şartnamede, alım konusu malın montajına yönelik düzenleme yapılabilir. Teknik şartnamede montaj yapılacak cihazlar ve montaj yerine ilişkin bilgiler bulunmalıdır.

ğ) Alım konusu mal veya malların satış sonrası servisi ile yedek parçasının sağlanmasına yönelik düzenleme, teknik şartnamede yapılabilir. Satış sonrası servise yönelik düzenlemede konuya ilişkin mevzuat göz önünde bulundurulmalıdır.

  1. h) Teknik şartname tamamlandıktan sonra düzenlemeler ve ifadeler mutlaka kontrol edilmelidir. Şartnameyi hazırlayan personel dışında konuya ilişkin uzman personel var ise bu personel tarafından şartnamenin incelenmesi eksiklik veya hataların azaltılması açısından yararlı olabilir.

ı) Özel imalat süreci gerektiren mal alımı ihalelerinde, deney-analiz-kalibrasyon laboratuvarları veya muayene kuruluşları tarafından üretimin veya malın kontrolünün yapılması, sözleşmenin yürütülmesi aşamasında yerine getirilecek bir yükümlülük olarak teknik şartnamede düzenlenebilir.

  1. i) Özel imalat süreci gerektiren mal alımı ihalelerinde, sözleşmenin uygulanması aşamasında yüklenici tarafından öncelikle malın prototipinin idareye sunulması ve bu prototipin kabulünden sonra üretiminin yapılmasına yönelik teknik şartnamede düzenleme yapılabilir.

Sonuç

          Teknik şartname, satınalma sürecinin anahtar dokümanıdır. Bir işletmedeki birimlerin ya da çalışanların farklı taleplerini karşılayacak bir doküman oluşturma zorlu bir çalışma sürecini gerektirir. Teknik şartnamenin hazırlanması sürecinde farklı birimler arasında işbirliği ve eşgüdüm sağlanmalıdır. Çatışma çıkmaması için şartnamede birbiriyle çelişen düzenlemelere yer verilmemelidir. Teknik şartnameler, her şeyden önce işletmenin ihtiyacını karşılayacak ürünün temin edilmesini sağlamalıdır. Uzlaşma sonucunda herkesi mutsuz edecek ve ihtiyaçların verimli şekilde sağlanmasını engelleyecek bir doküman oluşturma yerine bazılarının taleplerini sağlamayan ancak kurumsal ihtiyaçları karşılayan bir dokümanla yola çıkılmalıdır.

İşletmenin ihtiyaçlarını doğru tespit etmek ve bu ihtiyacın karşılanması için ayrılan mali kaynağı da dikkate alarak ön yargılarımızdan sıyrılarak şartnameyi hazırlamaya başlamak çözüme atılacak en önemli ilk adımdır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanındaki bir cümlesiyle yazımızı bitirelim: “Hayatta uğradığımız bütün güçlükler az çok kafamıza gelen ilk fikirlerden bir türlü silkinip çıkamayışımız yüzünde değil midir?”

KAYNAKÇA

BÜBER, Bülent, Yerel Yönetimler İçin Mal Alımı İhaleleri Kılavuzu, TODAİE, Ankara, 2012.

BÜBER, Bülent, Sağlık Sektörü İhale Rehberi, TÜMDEF, Ankara, 2013.

Dr. Bülent Büber

Grup Başkanı Kamu İhale Kurumu

 

 

 

Endüstriyel Pazarlar-Mübadele

İkinci yazımın konusunu, pazarlamanın değişmez en önemli fonksiyonu olan “mübadele”ye pazarlama terminolojisinde adıyla “exchange”e ayırdım. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe sözlüğü mübadeleyi “değişim” olarak tanımlıyor. Biraz daha açık anlatımla değiş tokuş, değişme, değişim. Amerikan Pazarlama Derneği’nin yapmış olduğu tanımlardan birinde pazarlama şu şekilde ifade edilmektedir; “pazarlama, iki veya daha fazla taraf arasında gerçekleşen bir mübadele/değişim sürecidir”.

exchange

 

İnsanlık tarihi kadar eski olan bir kavram olan mübadele, pazarlamanın da yerinde getirdiği en önemli fonksiyon olarak karşımıza çıkıyor. Kavramın önemi ise tarafların değiş tokuş işlemini gerçekleştirirken ellerinde değişime konu olan değerin nasıl tanımlandığına dayanıyor.  Pazarlamadan söz edildiği durumlarda mübadelenin her iki taraf için de memnuniyet verici bir değişim olması gerekiyor. Tüketici bir ürün veya hizmeti satın aldığında beklentilerinin karşılanmasını beklerken, satıcı da satmış olduğu bu ürün veya hizmete ödenen bedelin tam karşılığını almak istiyor. Yani pazarlama bakış açısıyla tam bir kazan-kazan durumu gerekiyor. Aksi halde, örneğin satıcının kar ettiği ama tüketicinin kandırıldığı bir durum, pazarlama anlayışına uygun bir değişimden söz edilmesini engelliyor.

Mübadele nerede gerçekleşiyor? Klasik olarak vereceğimiz cevap “pazar”. Kısaca, iki tarafın karşı karşıya geldiği ve değişime konu olan değerleri birbirlerine önerdikleri yere “pazar” diyoruz. Daha profesyonel bir bakışla pazarları taraflarına göre de tanımlıyoruz. Üretici pazarları, aracı pazarları, vd. diye. Günümüzde pazar kavramı da bir hayli gelişti, durağan pazar yapılarından söz etmek mümkün değil;  7/24/365 alışveriş yapabileceğimiz, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimiz karşılayabileceğimiz pazarlar var. Evden veya ofisten çıkmaya gerek bile kalmadan en ucuz, en yeni, en taze, en gelişmiş, vb. ürünleri bizlere karşılaştırmalı olarak sunan çeşitli satıcılardan alışveriş yapabiliyoruz. Mübadelenin yeri, zamanı, atmosferi, tarafları da online pazara adapte oldu.

Endüstriyel pazarlar için online araştırma, online katalog, online sipariş, online tedarik gibi pek çok kavram değişimi kolaylaştırmak ve hızlandırmak adına hizmetimize sunuldu. Online verilen hizmetler yüzünden fuarlar bile eskisinden daha az rağbet görür durumda. Her gün her saat bu hizmeti alabilecekken/verebilecekken neden belirli günlere kendimizi sınırlandıralım anlayışı yayılmaya başlandı.  Fuar günleri ise “dostlarla buluşma”, “yeni arkadaşlarla tanışma”, “biz hala buradayız” demek için farklı bir frekansa geçti. Mübaledeye konu olan değer; ürün, hizmet, para olmaktan çıktı  “sosyal değerler” olmaya başladı fuarlarda.

Geçen yazımızda farklı pazar yapılarından bahsetmiştik. Bunlar arasında mübadeleye konu olan değerleri aşağıdaki şekilde görebilmek mümkün. Temelde her mübadelede en az iki tarafın olması gerektiği ve mübadele esnasında tarafların değişime konu olacak bir değere sahip olması gerektiğini, bunların serbest iradeleri ile bu değişimi gerçekleştireceklerini tekrar hatırlatarak farklı pazar yapıları arasında değişime konu olan değerlerin neler olduğuna kısaca bir bakalım.

Mübadele

 

Her şeyin başlangıç noktası tüketiciler pazarı. Tüketiciler yaşamlarını sürdürebilmek için pazardan çeşitli mal ve hizmetleri talep ederken, aynı zamanda bunların karşılığı olarak mübadele sürecinde sunacakları değeri elde etmek için kaynak pazarına işgücü arzında bulunuyorlar. İnsan kaynağı olmaksızın diğer pazar yapılarının da işlerini yapabilmesi mümkün olmadığından, temel girdilerden en önemlisi olan işgücü tüketiciler pazarından sağlanıyor. Tedarikçiler pazarı, üreticilerin ihtiyacı olan her türlü temel girdiyi üreticiler pazarına sunmakta. Sunuma konu olan ve üreticilerin ihtiyaç duyduğu girdiler arasında enerjiden insan gücüne, hammaddeden yarı mamule, çok çeşitli ürün ve hizmetlere kadar pek çok değer bulunmakta. Üreticiler pazarı da bunların karşılığını nakdi para veya nakdi olmayan bir takım karşılıklarla (countertrade-sonraki yazılarda üzerinde duracağımız bir konu)  tedarikçiler pazarına ödemekte.

Üreticiler pazarı aklımıza gelebilecek her türlü mal ve hizmetin üretimini gerçekleştirdikten sonra tüketicilere aktarılmak üzere bu mal ve hizmetleri aracılar pazarına aktarmaktadır. Karşılığında da aracılardan nakdi para almaktadır. Aracılar pazarı da üreticiler pazarından almış olduğu mal ve hizmetleri tüketiciler pazarına aktarmaktan sorumludur. Tüketicilere istedikleri yer ve zamanda istedikleri ürün çeşitlerini sağlarlar. Karşılığında tüketiciler pazarında, nakdi para almaktadır.

Tüm bu değişimin göbeğinde hükümet pazarları bulunmaktadır. Çeşitli pazar yapılarının güven içerisinde çalışabilmesi için gerekli hizmetleri üretmesinin yanı sıra, bazen bir üretici veya tedarikçi yerine geçerek kaynak tedariğinde, mal ve hizmetlerin üretimine birçok alanda rekabet edebilir. Serbest pazar ekonomilerinde devletin piyasaya müdahalesi istenen bir durum olmasa da, zaman zaman Türkiye’deki çeşitli örneklerde de görülebileceği gibi tek alıcı (monopson) yapısıyla satıcılar üzerinde belirli bir baskı oluşturabilir. (SGK’da olduğu gibi.)

Son söz;  pazarlama açısından yapılacak her mübadelenin tarafları için “fayda sağlama” amacı gütmesi gerekir.  Aksine bir durum mübadele değil metazori olur.

 

 

Prof.Dr.Emrah CENGİZ

İstanbul Üniversitesi

Uluslararası İşletmecilik Anabilim Dalı Başkanı

ecengiz@istanbul.edu.tr

BU YAZI SATINALMA DERGİSİ ŞUBAT 2013 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

 

 

 

 

 

EY Türkiye Gümrük işlemlerinde e-fatura / Değerlendirme

E-FATURA UYGULAMASINDA GÜMRÜK İŞLEMLERİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Ülkemizde, elektronik dönüşüm süreci kapsamında birçok alanda yenilikler ve gelişmeler devam ediyor. Şu anda e-fatura uygulamasına kayıtlı olan 62 binden fazla mükellef bulunuyor. Bu mükelleflerin birçoğunu etkileyecek olan elektronik vergi uygulamaları ile ilgili gündemdeki en sıcak gelişmelerden biri ise 15.12.2016 tarihli tebliğ ile e-fatura kullanan mükelleflerin, 01.07.2017 tarihi itibari ile ihracat faturalarını da e-fatura olarak düzenlemeleri zorunluluğunun getirilmesi oldu.

Tebliğ ve kılavuzlarda kapsam ve uygulamaların nasıl işleyeceği ile ilgili bilgiler detaylı bir şekilde anlatılmış durumda. Bunları özetlemek gerekirse; İhracat faturalarının e-fatura olarak düzenlenmesi zorunluluğu sadece Gümrük Beyannamesi ekinde yer alan mal ihracı faturalarını kapsarken; diğer belgelerin (Serbest Bölge İşlem Formu, transit ticaret formu vb.) ekinde yer alan ihracat faturaları ise e-fatura kapsamı dışında bırakıldı. İhracatta mükelleflerin karşılaşabileceği özellikli durumlar ve sorunlara hızlı bir şekilde aksiyon alınması gerekliliğinden dolayı da Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Portal (GİB Portal) uygulamasının bu ihtiyacı karşılayamadığı belirtildi. Ayrıca GİB Portal; manuel olarak ihracat ve yolcu beraberi eşya faturasına da ilk etapta destek veremeyeceğinden, kullanımının tavsiye edilmediği kılavuzlarda vurgulandı.

Elektronik vergi uygulamalarının yükümlülük kapsamlarının günden güne genişletilmesi ve E-Fatura Uygulamasında Gümrük İşlemleri gibi yeni fonksiyonların da hayata geçirilmesiyle beraber, mükelleflerin bu uygulamalara adapte olma aşamasında dikkat etmeleri gereken bazı önemli konular ortaya çıktı. Mükelleflerin erkenden aksiyon alabilmesi ve karşılaşabilecekleri sorunlarla ilgili farkındalık yaratmak için, dikkat edilmesi gereken olası bazı durumları değerlendirdik.

Gümrük komisyoncuları aracılığıyla ihracat faturası kesen mükellefler

Bilindiği gibi elektronik vergi uygulamaları kapsamındaki uygulamalara Özel entegrasyon, entegratör veya GİB Portal yolu ile dahil olunuyor. Buna göre; eğer mükellefler ihracat yaparken gümrük komisyoncuları aracılığı ile fatura kesiyor ise yeni sistemde dikkat etmeleri gereken bazı durumlar ortaya çıkıyor. Örneğin; hâlihazırda GİB Portal yöntemini kullanan mükellefler, gümrük komisyoncusunun fatura kesebilmesi için fazladan mali mühür temin etmek ve bu mali mührü gümrük komisyoncusuna teslim etmek durumunda kalacaklar, fakat mali mührü komisyoncuya vermek sakıncalı olabilir. Özel Entegrasyon yöntemi ile ERP sistemini entegre eden mükellefler ise kendi gümrük komisyoncularının uzaktan erişebileceği bir portal tasarlayarak ya da ERP’lerine uzaktan erişim imkanı sağlayarak bu sürece erkenden hazırlıklı olmalıdır. Son olarak; entegratör aracılığıyla sisteme dâhil olan mükellefler ise kendi gümrük komisyoncularının entegratörün web portalına erişimini sağlamak durumunda kalacaklardır. Bu durum için de, entegratör firmalarıyla önceden görüşüp, gerekli altyapıyı sağlamalarını istemenin, gümrük komisyoncuları tarafından faturaları kesilen mükellefler için, önceden alınması gereken bir önlem olduğu görüşündeyiz.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın (GTB) faturayı kabul etmemesi durumunda yapılması gerekenler

Çeşitli durumlarda GTB tarafından kabul edilmeyen veya kısmî kabul edilen bazı faturalar olabilir, dolayısıyla da bu faturaların ERP sistemlerinde iptali ve düzeltilmesi gerekliliği gibi durumlar söz konusu olacaktır. Fakat mükelleflerin birçoğunun kullandığı faturalama yazılımlarının buna olanak vermemesi genel bir durumdur. Bu gibi durumlara hazırlıklı olmak için mükelleflerin şimdiden ERP’lerindeki faturalama sürecini tekrar gözden geçirmesi ve yazılımcılarıyla görüşerek buna uygun aksiyon almaları yararlarına olacaktır.

Mal ihracatı faturasında hizmet kalemleri bulunması halinde

Gümrük işlemleri kılavuzunda da açıkça belirtildiği gibi; ihracat faturalarının e-fatura olarak düzenleme yalnızca Gümrük beyannamesi ekinde yer alan mal ihracı faturaları için geçerlidir; fakat bazı durumlarda navlun, sigorta vb. hizmet kalemleri de mal ihracı faturalarında ayrı bir satır olarak yer alabiliyor. E-fatura kapsamında oluşturulan ihracat faturalarında her kalem için GTİP kodunun girilmesi gerekliliğinden dolayı da bazı mükelleflerin GTİP kodu bulunmayan bu hizmet kalemlerini nasıl faturalayacakları konusunda sorun yaşayabileceklerini öngörüyoruz. Bu gibi durumlarda GTİP kodu bulunmayan hizmet kalemlerini, mal kalemlerinin satırlarına yedirip açıklama kısmında da yapılan bu işlemi detaylıca belirtmek gerekecektir. Ya da bu hizmet kalemlerini fatura altı toplamlar kısmında ek maliyet ya da iskonto olarak gösterebilirler. Bu gereksinimler mükelleflerin hazırladıkları e-fatura dosyasında değişikliğe sebep olabilir.

Dikkat edilmesi gereken diğer hususlar

Mükelleflerin dikkat etmesi gereken diğer bir önemli konu da; her ihracat faturasının yalnızca bir gümrük beyannamesine konu olması gerektiğidir. Bir fatura birden fazla gümrük beyannamesine konu olamaz fakat bir gümrük beyannamesinde birden fazla fatura olabilir. Standarda uygun şekilde e-fatura oluşturabilmek için bu gibi durumlara dikkat edilmelidir.

Bu bilgiler ışığında; e-fatura uygulamasını kullanan mükelleflerin, şu anda ihtiyari olsa da 01.07.2017 tarihinden itibaren zorunlu olacak olan e-faturada gümrük işlemleri uygulamasına geçmeden önce sistemsel altyapılarının hazırlıklarını tamamlamaları ve karşılaşmaları muhtemel sorunları önceden belirleyip bunlar için önlem almaları gerektiğini hatırlatmak isteriz.

 

Siyasal Kampanya Döneminde Satınalma: Seçmene Giden Yol

Seçim gününün yaklaşması ile birlikte, “seçim ekonomisi” canlanmaya başlıyor. Mikro ve makro düzeydeki tüm siyasal aktörler satın almaya hazırlanıyorlar (planı-programı evvelden belli olanlar ise çoktan başladılar). Aday adaylığı sürecindeki birey temelli harcamalardan, siyasal partilerin kampanya dönemlerindeki kurumsal satın alımlarına dek kocaman bir pasta, farklı sektördeki birçok işletmenin iştahını kabartıyor. Asıl varış noktası olan seçmen ise, vereceği oy ile gerçekleştireceği psikolojik satın almanın sonucunu kestirmeye çalışıyor. Bir diğer deyişle de, seçen de seçilmek isteyen de bir beklenti satın alıyor. Peki siyasal harcamaları farklılaştıran yegane özellik beklenti temelli satın alımlar mı?

Siyasal harcamaların nihai hedefi, seçmen tarafından satın alınma (seçilme) beklentisi olarak ifade edilebilir. Ancak mikro düzeyde öncelik, aday adaylarından oluşan havuzdan tercih edilmektir. Aday adayları, parti yönetimlerine “doğru aday” olduklarını anlatabilmek için imajdan yetkinliğe birçok başlıkta kendilerini göstermeye çalışıyorlar. Burada imaj yöneticilerinden promosyon materyalleri üreticilerine birçok ürün ve hizmet işletmesinden destek alan aday adaylarının harcamaları yüzbinlerce lira ile ifade edilebiliyor. Adaylık ile tamamlanan süreç, yeni bir süreci başlatırken; aday olunamaması yanlış bir siparişin olası hüzün ve maliyetinden daha fazlasına neden olabiliyor. İyi senaryoda “satın alınmayan” aday adayı, bir sonraki seçim için gerekli know-how’a ulaşmanın avuntusu ile yetinebilirken, kötü senaryoda siyasal hayatı sonlanabiliyor.

Özellikle başa güreşen partiler, adaylarına kurumsal kimlik çalışmaları ile (el ilanından internet sayfası tasarımına) destek olup yol gösterirken, üst yönetim kampanya ve araştırma bütçelerini organize ediyor. Burada sözü edilen bütçelerin milyonlarla ifade edilmesinin yanı sıra, 6 ila 8 aylık bir dönemde harcanması ise, siyasal harcamaların dikkat çekici bir özelliğidir. Siyasal pazarlama anlayışına sahip partiler, kampanyalarını kamuoyu araştırma bulgularına dayandırırken, kampanya içi strateji değişikliklerinde yine kamuoyu araştırmalarından destek alıyorlar. Kamuoyu araştırmaları ışığında rotalarını çizen partiler, seçimdeki başarı şanslarını  arttırabiliyorlar.

 

Yazar: Dr. İrfan AKYÜZ

İstanbul Üniversitesi

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Mart 2015 sayısında bulabilirsiniz.!

 

 

 

12. TÜSAP VİZYON TOPLANTISINDA SAĞLIK ENDÜSTRİSİNDE İHRACAT KAPASİTESİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE GLOBALLEŞME MASAYA YATIRILDI

USHAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cevat Şengül:

“Sağlık turizminde oyunu yeniden kuracağız”

12. TÜSAP Sağlık Teknolojileri Vizyon Toplantısı, “Sağlık Endüstrisinde İhracat Kapasitesinin Geliştirilmesi ve Globalleşme” teması ile Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapıldı. USHAŞ’ın global marka vizyonundan bahseden Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cevat Şengül, 22 ülkeye kurulması planlanan ve Türkiye’nin sağlık endüstrisinin tanıtımına katkı sağlayacak Outpatientklinikler ve tanıtım ofislerine ilişkin bilgi verdi.

12. TÜSAP Sağlık Teknolojileri Vizyon Toplantısı, 25 Ekim 2019’da “Sağlık Endüstrisinde İhracat Kapasitesinin Geliştirilmesi ve Globalleşme” teması ile Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşti. Sağlık sektörünün liderlerini buluşturan toplantıya Kamu, özel sektör ve STK yöneticilerinden 50 kişi katıldı.

Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliği ile gerçekleşen toplantıda Cumhurbaşkanlığı Bilim Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Osman Coşkun, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer, Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Semih Korkut, TİTCK Başkan Yardımcısı Recep Uslu, Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cevat Şengül, OHSAD Genel Başkanı Dr. Reşat Bahat, TÜSEB Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. İlhan Satman, TOBB Sağlık Sektör Meclis Başkanı Dr. Seyit Karaca, MÜSİAD Sağlık Ürünleri ve Hizmetleri İhracatı Komitesi Başkanı Levent Can, DEİK Sağlık İş Konseyi Başkan Yardımcısı Mücahit Yinanç, SEİS Başkanı Metin Demir, İSEK İstanbul Sağlık Endüstrisi Küme Başkanı Prof. Dr. Cengizhan Öztürk, SASDER Başkanı Sermet Gün Erdem, İVEK Vakfı İcra Kurulu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mahmut Tokaç, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan ve TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın gibi sağlık sektörünün geleceğine katkı sunan önemli isimler bir araya geldi.

“Ülkeler sahip oldukları global markalar kadar zengindir”

Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cevat Şengül

Toplantıda ana konuşmacı olarak yer alan Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cevat Şengül, sağlık endüstrisinin sağlık hizmeti sunumunu sağlayan hastaneler, poliklinikler, laboratuvarlar ile ilaçlar ve tıbbi cihazların oluşturduğu bir bütün olduğunu, sağlık turizmi ve sağlık ihracatına da bütünsel olarak bakmak gerektiğini söyledi.

Sağlık sektöründe marka oluşturma potansiyelinin Türkiye’nin elindeki en önemli imkanlarından biri olduğunu kaydeden Şengül, “Ülkeler sahip oldukları global markalar kadar zengindir. Şu an bir marka üzerinde çalışıyoruz. Tescil çalışmaları devam ediyor. Bir lansman ile tüm kamuoyu ile paylaşacağız ve bir müddet sonra USHAŞ’ın ismini daha az duyacaksınız. Tüm operasyonlar bu global sağlık markası altında yapılıyor olacak” dedi.

USHAŞ olarak 13’ü Faz 1 ülke olmak üzere Almanya, Sırbistan, İngiltere, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Cibuti, Irak, Cezayir gibi ülkelerin de yer aldığı 22 ülkenin belirlendiğini ifade eden Şengül, “Bu 13 ülkeden 5-6’sında Outpatientklinikler açacağız. Bir kısmında ise geniş tanıtım ofisleri kuracağız. Bu Outpatientklinikler ağırlıklı olarak diagnoz hedefi bulunan klinikler olacak. Teşhis amaçlı klinikler ama küçük cerrahi işlemleri de yapıyor olacak. Bu kliniklere koyulacak diagnostik tıbbi cihazlar en yüksek kalite ve teknolojide olacak” dedi. Bu kliniklerin sadece kamu hastanelerine hasta getirmek gibi bir amaçla kullanılmasının düşünülmediğini belirten Şengül, yurtdışında açılacak klinik ve ofislerden Türkiye’nin global markası altında kamu, üniversite ve özel hastanelerin birlikte yararlanacağını söyledi.

Türkiye tanıtımını öncelikli olarak ele alıp sağlık turizminde küresel anlamda oyunu yeniden kuracak hamleler yapacaklarını ifade eden Şengül, “Her ülkenin ayrı dinamiği var. Her ülke için ayrı stratejiler geliştirerek ayrı uygulamalar yapağız. Sonuçta oradaki hastaya dokunacağız. Prosesi ilgili ülkenin hastasından başlatacağız. Sağlıkta güvenilirlik için hastaya dokunarak birebir ilişki kurmak son derece önemli. Birçok ülkede özellikle büyük operasyonlardan sonra hasta ülkesine döndüğünde takip, komplikasyon ve malpraktis durumlarında ne yaparım diye tedirginlik taşıyor. Bu bağlamda da orada kurumsal olarak bulunuyor olmamız bir güven sağlayacak” diye konuştu.

2018 yılına ilişkin istatistiki verileri de paylaşan Şengül, 2018 yılında dünya ilaç pazarının 1,2 trilyon Dolar olduğunu, Türkiye ilaç pazarının ise Haziran 2019 itibarıyla son 12 ayda üretici fiyatları ile 35,5 milyar TL’ye ulaştığını ve Türkiye ilaç endüstrisi ihracatının ise Haziran 2019 itibarıyla son 12 ayda 1,2 milyar Dolar olduğunu kaydetti. Tıbbi cihaz pazarından da bahseden Şengül, dünyada tıbbi cihaz pazarı cirosunun 425,5 milyar Dolar, Türkiye’de 2,5 milyar Dolar olduğunu belirtti. Türkiye’nin ithalat ve ihracat oranını değerlendiren Şengül, tıbbi cihaz ihracatının 570 milyon Doları, ithalatının ise 1,9 milyar Dolar olduğunu söyledi. Sağlık hizmet sunumunda ise 2018 yılında dünyada medikal turizm cirosunun yaklaşık 100 milyar Dolar iken Türkiye’de ise bu rakamın 552 bin turist, kişi başı ortalama 2 bin ABD Doları ile toplamda yaklaşık 1.1 milyar ABD Doları olduğunu ifade etti.

“Türkiye olarak sağlıkta markayız”

OHSAD Genel Başkanı Dr. Reşat Bahat

Toplantıda söz alan OHSAD Genel Başkanı Dr. Reşat Bahat da sağlık alanında ihracat potansiyeli ve fırsatları bakımından en fazla ve hızlı gelişecek konunun sağlık turizmi olduğunu ifade etti. Bu konuda herkesin desteğine ihtiyaç olduğunu kaydeden Bahat, “Türkiye dışında bilinen çok fazla sağlık markamız yok ama Türkiye olarak sağlıkta markayız. Marka şehirlerimiz var ve ulaşımı çok kolay bir coğrafyadayız. Burada herkesin tahmin ettiğinin ötesinde bir Pazar var. Hastanecilikte marka olmamız tıbbi cihaz sektörünü de tetikleyecektir” diye konuştu.

“Sürdürülebilir ve uzun vadeli başarılar için sağlığın tüm alanları birlikte ele alınmalı”

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Sağlık alanında 2000’li yıllarda Türkiye’nin kendine güveninin artmaya başladığını özel hastanelerle birlikte sağlık turizmi gelişirken tıbbi cihaz, ilaç endüstrisi, sağlık bilişimi, sağlık hizmet sunumu gibi her biri ayrı alanlarda gelişmelerin devam ettiğini söyleyen TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, “Sağlık alanında tüm bu konularda gelişmeleri sürdürürken aslında her birini birbirinden kopuk olarak ele alıyoruz. Bu da başarıların sürdürülebilir ve uzun vadeli olmasına engel olabiliyor” dedi. Tüm paydaşları içine alan bir politika ile ortak noktanın bulunması gerektiğini ifade eden Aydın, artık sadece hizmet sunumu değil sağlık ile ilgili değerlerin dünya ile paylaşılması konusunda nasıl bir yol alınacağı konusunda kamu sahipliğinde ama özel sektör dinamizmi ile USHAŞ gibi bir yapılanmaya gidildiğini söyledi.

“Tersine beyin göçünde ilk adres: Boğaziçi Üniversitesi”

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan

TÜSAP Sağlık Teknolojileri Vizyon Toplantısına ev sahipliği yaptıklarından dolayı memnuniyetlerini dile getiren Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan, Boğaziçi Üniversitesi’nin Türkiye’ye yurtdışından gelen bilim insanları için bir çekim merkezi olduğundan bahsetti. Az sayıda öğretim üyesi ile bu iddialı başarının en büyük etkenlerinin başarılı araştırmacı kadrosu ve doğru kurulmuş ekosistem olduğunu vurgulayan Özkan, TÜBİTAK 2232 Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı kapsamında 15 akademisyeni üniversiteye çekmeye başardıklarını söyledi.

Boğaziçi Üniversitesi’nin tümörü hedefleyen akıllı ilaç taşıyıcısı molekül geliştirme, mikroyosun biyoteknolojileri, CERN standartlarında bir algıcı üretimi, soğuk zincirsiz aşı taşıyıcı teknolojileri gibi çalışmalarından bahseden Rektör Özkan, Üniversite’nin 2020 yılı U.S. News & World Report Best Global University Ranking – dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında 186. sırada olduğunu ifade etti.

Satınalmanın Gelişimi

Günümüzde şirketlerde en önemli bölümler arasında kendine yer bulan ‘’satınalma’’ bölümü üyelerinin geçmişte bazı işletmelerde ‘’mübayaacı’’ olarak anıldığını biliyor muydunuz ?

1990’larda ve öncesinde birçok meslektaşımız mübayaacı olarak adlandırılıyordu. İşletmelerin veya fabrikaların ihtiyaçlarını günlük olarak temin ederek sistemin devamını sağlıyorlardı. Sabahları işletme müdüründen aldığı ihtiyaç listesini genelde en yakın tedarikçilerden temin etmeye ve bunu yaparken de en ucuza almaya gayret ediyorlardı. Teknoloji de bu dönemde yeni yeni gelişim gösteriyor ve ne yazık ki bizler için çok faydalı olamıyordu. Kısa vadeli planların yapıldığı ve en ucuza alma stratejisinin hakim olduğu bu dönemde satınalma bölümü ne yazıkki günlük ihtiyaçları karşılayan bir bölümden öteye gidemiyordu. İşletmenin kritik hammadde ihtiyaçları ise genelde işletmenin ilk kurulduğu günlerde seçilen tedarikçilerden sağlanıyor ve rekabeti arttırıcı alternatif araştırma tercihine sıklıkla gidilmiyordu.mübayaa

Yazar: Murat AKSOY, PepsiCo Avrupa ve Türkiye Tatlandırıcılar Satınalma Müdürü

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Şubat 2015 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma Sürecinde Kalite ve Standart: Kavramlar, Kurumlar ve Genel Çerçeve

Bu ve gelecek sayıda yayımlanacak yazılarımızda, satınalmayı merkeze alarak, kalite ve standart konusunu değerlendireceğiz. Firmaların ya da ürünlerin sahip olduğu kalite ve standart belgeleri satınalma kararlarımızı etkiler. Ürün ya da satınalma sohbetlerinde ISO, TSE ve CE gibi kalite, standart ya da ürün güvenliğiyle ilgili kelimeler yaygın olarak kullanılır.

Satınalma örgütlenmesinde ve satınalma işlemlerinde, kalite ve standardın iki yönü olduğunu söylenebiliriz. İlki, alım konusu mal ve hizmetler ile yapım işlerinin belirli kalite ve standartlara uygun olması için bu alandaki düzenlemelerden yararlanılmasıdır. Bir başka ifadeyle satınalma konusu mal ya da hizmetin ya da imalatçısının/hizmet sunucusunun  belirli kalite ya da standart belgelerine sahip olması istenebilir. İkincisi ise son yıllarda gelişen tedarik kalite yöntemlerinden yararlanarak tedarik sürecimizde risklere karşı tedbirler alıp, satınalma sürecimizi belirli bir kalite seviyesine getirmektir.

İlk yazımızda, kalite ve standart konusundaki önemli kavramlar; bu konularda çalışmalar yapan kurumlar; kalite ve standart türlerine ilişkin kısa bilgiler vermeye çalışacağız. İkinci yazımızda ise uygulamaya yönelik görüş ve önerilerimiz yer alacak.

Kalite ve standart belgeleri birbirine karıştırılan bir konudur. Özellikle standartlar konusundaki bilgi eksikliği sebebiyle, yapılan düzenlemeler çelişkili ya da belirsiz olabilmektedir. Bazen alım konusu mal ya da hizmet için düzenlenmeyen standart/kalite belgeleri istenebilmektedir. Bu düzenlemelerin önüne geçebilmek için istenilen kalite ya da standardın alım konusu işe ilişkin olarak düzenlenip düzenlenmediği araştırılmalıdır.

Ülkemizdeki düzenlemeler dikkate alındığında, kalite, standart ve ürünlerin piyasaya arz ve satışlarına  lişkin belgeleri dört kategoride sınıflandırabiliriz:

a) Kalite belgeleri,

b) Standartlara ilişkin belgeler,

c) Ürünün piyasaya arzına ilişkin belgeler,

ç) Yetkili kurum veya kuruluş tarafından alım konusu malın, kamu kurum ve kuruluşlarına satışının gerçekleştirilebilmesi için ürünün, imalatçısının, satıcısının kaydına ilişkin belgeler.

…..

Yazar:

Dr. Bülent BÜBER

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Nisan 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

 

 

Endüstriyel Pazarlar

Satınalma Dergisi’nin ilk sayısının hayırlı olmasını diliyorum. Eminim ki; burada yayınlanan yazılar her sektörden çalışan profesyoneller için yalnızca satınalma konusunda değil; işletmeciliğin pek çok alanında, geniş bir bakış açısıyla ve örnek olayları ile yol gösterici, bilgi verici ve değer yaratıcı nitelikte olacaktır.

İlkyazı olduğu için satınalma dergisinin de adına uygun düşecek bir alanda başlık koymayı uygun gördüm; “endüstriyel pazarlar” yani bireysel ihtiyaçlar dışında ticari faaliyet ve sürdürülebilirlik sağlamak adına “exchange-mübadele” yapılan pazarlar. Aktörler ise, tüketici pazarlarından farklı olarak çok geniş bir yelpazeden oluşuyor. Akla ilk önce şirketler gelebilir. Ama bu kavram çok da tanımlayıcı değil. Kurum diyebiliriz ancak literatürde de uygulamada da bu kavrama farklı anlamlar yüklendiği görülebiliyor. Bu nedenle aktörlerin kim olduğu konusuna daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşmak istiyorum.

Prof. Dr. Emrah CENGİZ, İstanbul Üniversitesi, ecengiz@istanbul.edu.tr

Endüstriyel pazarlarda yer alan aktörler; tedarikçi pazarları, üretici pazarları, aracı pazarları, hükümet pazarları ve kurumsal pazarlardan (kar amacı gütmeyen kuruluşlar) oluşmakta. Yani bunların tamamını şirketlerin oluşturduğu pazar diye klasifiye etmek dar bir bakış açısı oluyor.  Tüketici pazarları dışında kalan hemen bütün yapılar – bunların içinde merkezi ve yerel yönetimlerin yer aldığı hükümet pazarları da endüstriyel pazar içinde yer alan aktörler olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, endüstriyel alıcılar kimdir? Kişisel ihtiyaçları dışında başkalarının gereksinimleri için ürün ya da hizmetleri talep eden, satın alan ve kullananlardır. Endüstriyel pazar içinde yer alan exchange yani mübadeleleri gerçekleştirirler ve ticari amaçla ürün ve hizmetleri satın alırlar. Dolayısıyla endüstriyel pazarlar da endüstriyel alıcı, kullanıcı ve satıcılardan oluşur.

Tedarikçi pazarları üretim sektörünün gereksinimi olan her türlü girdiyi sağlamakla mükellef sektör olarak karşımıza çıkıyor. Hammaddeden yarı mamule, enerjiden insan kaynağına pek çok konuda tedarik sağlıyor. Kapsam açısından üretici pazarları içerisine imalat sanayinin tümü girmekte. Örnek vermek gerekirse otomotiv, inşaat, tekstil, petrol, kimya, vb. sektörler. Bugün imalat sektörünün yaratmış olduğu katma değerli ürünler hem ithalatın hem de ihracatın lokomotifi niteliğinde. Ayrıca hizmet sektörünü de unutmamak lazım. Özellikle ulaştırma ve haberleşme hizmet alanlarında üretim son yılların en gözde sektörleri.

Aracı pazarları da malları kendi kullanımları dışında ticari amaçları doğrultusunda alıp satanların oluşturduğu yapının adı. Distribütörler, toptancılar, en büyük zincir marketlerden en küçük bakkallara kadar perakendeciler, acenteler vb.’nin tamamı bu pazarın aktörleri. Bir yönüyle finans, sigorta ve emlak sektörleri de aracılar pazarında yer alıyor.

Endüstriyel Pazar içerisinde en büyük yapıyı merkezi ve yerel yönetimlerin oluşturduğu hükümet pazarları oluşturuyor. Devletin eğitim, güvenlik, sağlık, adalet, vb. pek çok kamu hizmetini üretebilmesi için, her sektörden mal ve hizmet ile her düzeyde nitelikli insan gücüne, enerji vb. pek çok girdiye gereksinimi vardır. Dolaysıyla endüstriyel pazardaki bütün aktörler ile exchange-mübadele sürecine girmektedir. Endüstriyel pazarda yer alan bir diğer yapı da kurumsal pazarlar olarak tabir edilen kar amacı gütmeyen kuruluşların oluşturduğu yapı. Hemen hepsi amaçlarını gerçekleştirebilmek için kar amacı gütmeseler de; Exchange-mübadele sürecine girmek zorunda.  Örneğin Kızılay zor günlerde ihtiyacı olanlara çadır yardımı sağlayabilmek için önceden çadır tedariği yapmak zorunda.

Endüstriyel pazar içerisinde yer alan tüm pazar yapılarının ortak özelliği oluşturdukları talebin bir başkasının gereksinimlerini karşılamasına dayanması. Yani türetilmiş bir talep. Eğer nihai tüketicinin talebinde çeşitli nedenlerle bir düşüş yaşanırsa; endüstriyel aracılar bundan hemen etkileniyorlar. Çünkü tüketiciler geçmişte olduğundan daha az tüketim yapıyorlar. Bu da aracıların satışlarının düşmesine neden oluyor. Aracılar bekledikleri satış hacmine ulaşamadıkları zaman, arz yönlü bir yaklaşımla mal tedariği yaptıkları pazarların beklentilerini karşılayamıyorlar. Eğer verilmiş belirli taahhütler belirlenmiş kotalar ve planlanmış ödemeler varsa; bunlar bir zincir olarak tüm sektörü etkiliyor. Üreticiler de üretim kapasitesini yeniden planlamamak ve gerekirse üretimi düşürmek veya belirli dönemlerde durdurmak yollarına gidebiliyor. Öte yandan ekonominin yükseliş dönemlerinin tüketicilerin refah düzeyinin artmasına paralel olarak tüketimlerinin artması, aracılara daha fazla yönelme ve üretim artışını beraberinde getiriyor.

Endüstriyel pazarlarda yer alan aktörlerin bilgi seviyesinden de bahsetmeden olmaz. Her ne kadar tamamında alım satım işlerinin profesyonellerce yapıldığını söylemek mümkün değilse bile alım ve satım işlerinde sektörel muhatapların karşılıklı olarak birbirleri hakkında bilgi düzeylerinin yaptıkları işe uygun olarak yüksek olduğunu söylemek gerekir.

Hangi girdilerin hangi tedarikçilerden sağlanacağı, ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin üreticileri, bunların yurtiçi ve yurtdışı kaynaklarının kimler olduğu kadar, en uygun olana nasıl karar verileceği de önemlidir. Endüstriyel alımlarda rekabet ortamının nasıl oluşturulacağı, beklentilere uygun olanı alabilmek için teknik şartname hazırlama gibi profesyonellik gerektiren konularda yüksek bilgi gereksinimine ve bunu en iyi biçimde kullanabilecek yetkin insan kaynağına da ihtiyaç bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bir diğer ifadeyle, en çok fayda ve/veya kar, tasarruf sağlayacak olanın seçimi konusunda bilgi düzeyi yüksek profesyonellere ihtiyaç olduğudur. Bu alanda sadece durumsal fiyat değişikliklerinin etkisi altında kalarak karar veren değil; stratejik ve uzun dönemli bakış açısına sahip geniş görüşlü insanlara ihtiyaç vardır.

Sahip olunan bilgi düzeyine paralel olarak alım ve satım işlerinin etkinliği, verimliliği ve ekonomikliği de değişmektedir. Alım ve satımlarda doğru kararı vermek kadar işlerin usulüne uygun yapılmasını da göz ardı etmemek gerekir. Tüketim ürünlerinden farklı olarak sofistike bir yapı arz eden endüstriyel ürünlerin satışında da alımında olduğu gibi teknik kapasitesi yüksek satış profesyonelleri ile çalışma zorunluluğu vardır. Endüstriyel alıcıların kısa ve basit, reklam filmi gibi iletişim unsurlarının etkisi altında alım yapmalarının çok düşük bir olasılık olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu alıcıları ikna edebilecek bilgi seviyesinde profesyonel satışçılara gereksinim duyulmaktadır. Gerek ürün ve hizmetlerin en ince teknik detaylarına hakim, gerekse ekonomik ve sektörel gelişmeleri yakından takip eden bu tür satışçılar yoluyla endüstriyel satışların gerçekleşmesini sağlama gerekir.

Endüstriyel pazarlar ve pazarlama konusunda söyleyecek çok sözümüz var. Gerisi bundan sonraki sayılara…

 

 

 

 

 

Satınalma ve Tedarikçi İlişkileri

‘’Alıcı ve satıcıyı bir takımın oyuncuları gibi düşünürsek satıcılar takımın defansı görevini üstlenirken alıcılarda takımın orta saha ve forvetini oluştururlar’’

Satınalmada iki taraf vardır ’’Müşteriler (Alıcılar) ve Tedarikçiler (Satıcılar)’’.Müşteriler almak istediği ürünü özelliğine, kalitesine, servis ve maliyet avantajına  göre satan tedarikçilerle çalışmak ; tedarikçiler ise uzun vadeli çalışmayı düşünen, alım planları sağlıklı güvenilir ve zamanında ödeme aldıkları müşteriler ile çalışmak isterler.Özellikle endüstriyel satınalmalarda alıcı ve satıcı arasında mutlak surette güvene dayalı bir ilişki olmalıdır.Aksi halde kazan kazan ilkesine dayalı bir ilişki olmaktan çıkar ve güven ortamı sağlanamaz.Tedarikçilerimizle olan ilişkilerimiz mutlaka kuvvetli olmak zorundadır.Adeta bir makinenin dişlisi gibi hareket etmeli ve hep birbiri ile uyumlu olmalıdır.

Aynı zamanda bu ilişkiyi tıpkı bir futbol takımı gibide düşünebiliriz.Alıcı ve satıcıyı bir takımın oyuncuları gibi düşünürsek satıcılar takımın defansı görevini üstlenirken alıcılarda takımın orta saha ve forvetini oluştururlar.Defans ne kadar sağlam olursa özellikle üretime dayalı bir hammadde malzeme alımında sorun yaşamaz ve kesintisiz üretime devam ederiz.Zira üretimde devamlılık esastır ve bunu sağlayan satıcılarla çalışmak bir satınalmacıyı daima güvende hissettirir.Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi sadece maliyet avantajı elde etmek için sıklıkla tedarikçi değiştirmek son derece yanlış bir hareket tarzı olur satınalmacı için.Eğer sadece buna dayalı bir strateji geliştirirsek iki taraf arasındaki güven duygusunu kaybederiz.Unutmamak gerekir bir takımın oyuncuları birbirine mutlaka güvenmelidir ve bir sonraki hamlesinde ne yapacağını tahmin etmelidirki oyunda devamlılık olsun ve maç kazanılsın.Alıcılarda güvene dayalı bu işbirliğinde tam bir forvet gibi davranıp üzerine düşen görevi yerine getirmeli satışlarını arttırmaya yönelik stratejilerini harekete geçirmelidir.

Bu güvene dayalı işbirliğinde özellikle orta ve uzun vade’de bir çok tedarikçi artık alıcı’nın bir sonraki dönemde ne alabileceğini tahmin etmekte hazırlıklarını ona göre yapmaktadır.Özellikle hızlı tüketim mallarında sezonda satışa servis hızı oldukça yüksek olmak zorundadır.Bu durumu istediğiniz kadar bitmiş ürün stoğunuzu arttırarak karşılamaya çalışın ama en yüksek stok seviyelerinin bile birkaç günde tükendiğine şahit olacaksınız.İşte bu durumda güçlü tedarikçileriniz devreye girer ve size fazla mesai ile , haftasonu çalışma ile hatta resmi tatillerde bile çalışarak takım arkadaşına destek olmaya çalışır.

Bu yüzden tedarikçilerimiz bizlerin birer iş ortağıdır,mesai arkadaşıdır , yalnızca masaları farklı ofislerdedir.Çünkü koştuğumuz hedef her iki taraf içinde ortak hedeftir.Burada satış kaybında sadece alıcı kaybetmez aynı oranda belki daha fazlasını satıcı’da kaybeder.Bunu yaşamamak için aynı bir makinenin dişlisi gibi,aynı bir futbol takımının oyuncuları gibi hareket etmek zorundadırlar.Tedarikçilerimizin  problemlerini ve isteklerini mutlaka dinlemeli ve yardımcı olmalıyız .Çünkü o problem yeri geldiği zaman bize mutlaka yansıyacaktır.

İyi bir satınalmacı tedarikçilerini belirli periyotlarda ziyaret etmelidir.Bu ziyaretlerini mutlaka tedarikçilerinin üretim tesislerinde gerçekleştirmelidir.

Zira aldığı ürünün üretim hattını bilmeyen , tedarikçileri ile onların sorunlarını yerinde dinlemeyen bir satınalmacı o ürün ile ilgili fırsatları asla göremez. Bu ziyaretler sonrasında belki kendi tarafında yapacağı örneğin planlamaya yönelik bir iyileştirme hiç ummadığı bir tasarruf kapısını açacaktır ona .Tedarikçilerimizi  daima yenilikçi ve araştırmacı olmaya teşvik etmeliyiz.Yeri geldiğinde onları ödüllendirmeli ve takdir etmeliyiz.

Tedarikçilerimizle çalışırken etik kurallarına ve iş ahlakına mutlaka uymalı ve buna bağlı kalmalıyız.Unutmamak gerekir ticaretin birinci kuralı ahlaklı olmaktır.Biz satınalmacılar aslında tedarikçilere iş vermiyoruz biz sadece onlar tarafından verilen tekliflerin karşılaştırmasını yapıyor ve şirketlerimizin menfaatine en uygun olan tedarikçiyi seçmeye çalışıyoruz. Asıl işi alan veya kaybeden ‘’tedarikçilerdir’’ eğer sattığı ürün’ün kalitesi, servisi ve fiyat avantajı varsa mutlaka ihaleyi kazanır. Eğer kazanamamışsa dönüp verdiği teklifi bir kez daha gözden geçirmelidir. Çünkü alıcının istediği özelliklerden birine sahip değildir.

Ben her zaman piyasayı bir üzüm bahçesine benzetirim.Bu bahçeye giren alıcı ve satıcılar eşit oranda üzüm salkımı koparmalıdır. Eğer herhangi biri biraz daha fazla üzüm salkımı koparmaya çalışırlarsa bahçeyi hızlıca kurutur ve verimli olmasını engellerler. Bu kuşkusuz her iki tarafa da ciddi zarar verecektir.
Bu yüzden ortaklığın değeri etik kuralları çerçevesinde bilinmeli buna uygun hareket edilmelidir.

Murat Aksoy

PepsiCo Satınalma Müdürü                                                                                          

Avrupa HFCS ve Güneydoğu Avrupa Tatlandırıcılar

Murat Aksoy-Pepsico

 

  • – –  > Bu makale ilginizi çekebilir:  

Tedarikçi Günü Nasıl Planlanır? Organizasyon ve Yürütme için Yol Haritası 

Eğitim: TEDARİKÇİ PERFORMANS DEĞERLENDİRME ve TEDARİKÇİ İLİŞKİLERİ EĞİTİMİ
Teklif almak için: egitim@satinalmadergisi.com

Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi
Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi içeriğini incelemek için: https://satinalmadergisi.com/egitim-programlari/

 

 

Satınalma Yönetiminde Yazılı Sözleşmenin Önemi

Satınalma ilişkileri, bilindiği gibi, ekonomik hayatın lokomotif gücüdür. Üretim ve tüketim döngüsünü göz önüne getirdiğimizde, satınalma sözleşmelerinden oluşan, büyük bir ‘çark’ ve bu çarkla işleyen devasa bir ‘makine’ görürüz.

Bu ‘devasa makinenin’ işleyişi sırasında kurulan satınalma ilişkilerinde hukuk güvenliğinin sağlanması, işletmeler için hayati derecede önem taşıyan bir konudur. İşletmenin ekonomik varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşıyan satış ilişkilerinin, yazılı sözleşmelerle kurulmaması, ileride ortaya çıkacak uyuşmazlıkların hangi kurallara göre çözümleneceğinin belirli olmamasına sebep olmakta ve bu ihmal, büyük işletme risklerini beraberinde getirmektedir.

Ülkemizde satış işlemlerinin yazılı sözleşmeye bağlanması, çok küçük bir azınlık dışında, maalesef yaygın bir uygulama değildir. Bu gerçeği bilmeme rağmen, geçtiğimiz günlerde öğrendiğim bir istatistik bilgisi beni de şaşırttı. Buna göre, Ülkemizde yapılan ihracat işlerinde yazılı sözleşme kullanma oranı, yüzde iki bile değil! Buna karşılık, ithalat işlemlerinde bu oran yüzde doksanların üzerinde!

Sözleşme hukukunun şöyle bir yapısı vardır: İki taraf aralarında bir sözleşme kurdukları zaman, tarafların o sözleşmede belirledikleri kurallar, onlar için ‘kanun’ gibidir. Yani taraflar, aralarında sözleşme kurarak “bizim aramızdaki hukuki ilişkiye bu kurallar uygulanacak” şeklinde bir belirleme yapmış olurlar. Mesela, bir satış sözleşmesinde satıcı taraf, ‘satış bedeli gününde ödenmezse faiz oranı aylık yüzde …dır’ şeklinde kural koyarak, alacağını zamanında tahsil edememe riski karşısında kendi önlemini almış olacaktır. Ya da sözleşmeye ‘satış konusu otomobil alıcıya İstanbul’da teslim edilecektir’ şeklinde bir kural koyarak, teslim konusunun size sürpriz bir maliyet çıkarmasını engelleyebilirsiniz.

Peki, yazılı sözleşme yapılmazsa ne olur?

Satış işlemini yazılı sözleşmeye bağlayarak kuralları kendiniz (tabii karşı tarafla anlaşarak) belirleyebilecekken, bunu ihmal ederseniz, duruma göre, kanundaki yedek kurallara mecbur kalabilirsiniz. Hatta o konuda kanunda bir yedek (sözleşmedeki boşluğu tamamlayıcı) kural yoksa, bazen hâkimin takdiri bile devreye girebilir ki, bunun işletmenizin beklentilerini ne kadar karşılayacağı her zaman şüphelidir. Örneğin, yukarıda bahsettiğimiz otomobilin nerede teslim edileceği sözleşmede belirlenmemişse, kanundaki hükme göre, sözleşme kurulurken otomobil nerdeyse teslim de orada yapılacaktır. Bu sonuç bazen, tüm maliyet hesaplamalarınızı alt üst edebilir.

 

Bu basit örnekler, iş hayatımızda bazen çok can yakıcı gerçeklere dönüşebilir. Özellikle, yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde, sözleşmeden doğan uyuşmazlığa hangi ülke hukukunun uygulanacağının sözleşmeyle belirlenmesi, hukuki ve mali öngörülebilirlik bakımından oldukça önemli bir meseledir. Bu konu, aynı zamanda işletmenizin ticari geleceği ile ilgili olduğu için üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.

 

Bizim hukuk sistemimize göre, bugün itibariyle 2.500 Lira ve üzerindeki alacak iddialarının mutlaka yazılı belgeyle ispat edilmesi gerekir. Yani kırk kişinin önünde el sıkışsanız da, sattığınız malın bedeli 2.500 Liranın üzerindeyse, o kırk kişiyi mahkemeye taşımanız fayda etmez. Çünkü alacak miktarı 2.500 Liranın üzerinde olduğu için, hâkimin o konuda (elinizde yazılı belge yoksa) tanık dinleme yetkisi yoktur. İşte anlatmaya çalıştığımız meselenin önemi bu kadar açık ve nettir.

 

Sözleşme hukukunun en temel ilkesi, ‘sözleşme özgürlüğü’ ilkesidir. Bu ilkeye göre, bir kimse istediği kişiyle sözleşme kurabilir ve taraflar aralarında anlaşarak, sözleşmenin içeriğini istedikleri gibi belirleyebilirler. Ancak bu ilke, son dönemlerde yapılan kanun değişiklikleriyle önemli derecede erozyona uğramıştır. Kanunlar aracılığıyla sözleşme ilişkilerine müdahale edilmesi, günümüzde bir hukuk politikası olarak kanun koyucular (devletler ve diğer uluslararası otoriteler) tarafından yaygın şekilde kabul edilir hâle gelmiştir.

Yeni kanunlardaki bu değişikliklerin satınalma ilişkilerinin yönetimi açısından oldukça önemli sonuçları söz konusudur. Bu bakımdan, satınalma yöneticilerinin ve her düzeyde personelin satınalma sözleşmelerine ilişkin temel sözleşme hukuku eğitimi almaları, işletmeler için günümüzde stratejik bir öneme sahiptir.

Unutmayalım ki, sözleşme yönetimi sadece sözleşme metninin hazırlanmasından ibaret değildir. Müşteriyle müzakere aşamasından başlayarak sözleşmenin yürütülmesi ve sonlandırılmasına kadar geçen süreç bir bütün olarak, en azından temel seviyede sözleşme hukuku bilgisiyle yürütülmeye muhtaçtır.

Gerek yeni Borçlar Kanunu’nda gerekse yeni Ticaret Kanunu’nda ve ileride değineceğimiz diğer ulusal ve uluslararası mevzuatta, sözleşme özgürlüğüne müdahale anlamına gelen radikal değişiklikler, yenilikler göze çarpmaktadır. Önümüzdeki aylarda, yıllarda bu yeni mevzuat değişikliklerini çokça konuşup tartışacağız.

Satınalma Dergisi’nin, bu alandaki bilgi paylaşımı eksikliğini giderme bakımından çok önemli bir işlevi layığıyla yerine getireceğine inanıyor, Dergi’ye ve okuyucularına başarılar diliyorum.

umut yeniocak

 Av. Umut YENİOCAK,

www.yeniocak.av.tr