Erkport ve Noatum Maritime, Global Ro-Ro ve Bitmiş Araç Taşımacılığı için Ortaklık Kurdu

Kurumsal Satış Eğitimleri Oyun Tabanlıi̇nteraktif Haber Erkport Ve Noatum Maritime, Global Ro Ro Ve Bitmiş Araç Taşımacılığı Için Ortaklık Kurdu

Erkport ve Noatum Maritime, Global Ro-Ro ve Bitmiş Araç Taşımacılığı için Ortaklık Kurdu

Kurumsal Satış Eğitimleri Oyun Tabanlıi̇nteraktif Haber Erkport Ve Noatum Maritime, Global Ro Ro Ve Bitmiş Araç Taşımacılığı Için Ortaklık Kurdu“United Global Ro-Ro”, bitmiş araç, ağır ve hacimli yük taşımacılığında en önemli küresel operatörler arasında yerini almaya hazırlanıyor.

Roll-on/Roll-off (Ro-Ro) taşımacılığında yıllara dayanan deneyimi ve operasyonel gücü ile öne çıkan Türkiye merkezli Erkport, AD Ports Group’un bir kolu olan Noatum Maritime ile yeni bir ortak marka (JV) kurarak otomotiv, hacimli yük ve Ro-Ro taşımacılığı alanında entegre bir hizmet modeli oluşturuyor. Bu ortaklık, Erkport’un sektördeki derin bilgi birikimi ve operasyonel uzmanlığını, Noatum Maritime’ın uluslararası ağıyla birleştirerek Ro-Ro lojistiğinde yeni bir çağı başlatmayı hedefliyor.

Anlaşma kapsamında Erkport, ortak girişimde %40 paya sahip olacak ve mevcut filosu, operasyonel kapasitesi ve lojistik ağı ile yeni yapının temel taşlarından birini oluşturacak. Noatum Maritime ise %60’lık hisse ile küresel bağlantıları ve lojistik altyapısıyla bu iş birliğine katkı sağlayacak.

Otomotiv endüstrisinin kritik limanlarını birbirine bağlayarak şekillenecek olan “United Global Ro-Ro”, hem otomotiv sektörü için özel çözümler sunacak hem de ağır ve hacimli yüklerin etkili bir şekilde taşınmasını sağlayacak. Bu yeni yapı, Avrupa, Akdeniz, Güney Afrika, Arap Körfezi ve Asya’da Ro-Ro hat hizmetlerinin etkinliğini ve erişimini genişleterek sektörde dönüşüme öncülük edecek.

Erkport, Ro-Ro taşımacılığındaki pazar deneyimi ve operasyonel kabiliyetleri ile ortaklıkta anahtar bir rol oynuyor. Erkport’un mevcut filosu, Noatum Maritime’ın Container Ro-Ro (ConRo), Pure Car and Truck Carrier (PCTC) ve Ro-Ro gemileriyle tamamlanarak optimize edilmiş bir filo yapısı oluşturulacak. Toplamda 11 geminin beş farklı hizmet hattında faaliyete başlaması planlanıyor.

Erkport Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Emrah Gezgin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada: “Bu ortaklık, Ro-Ro taşımacılığı ve bitmiş araç lojistiği alanında yeni bir sayfa açıyor. Erkport olarak yıllar içinde kazandığımız uzmanlığı ve sektördeki güvenilirliğimizi, Noatum Maritime’ın küresel ağı ve lojistik yetenekleriyle birleştirerek büyük bir sinerji yaratacağımıza inanıyoruz. Bu ortaklık, güvenlik, kalite ve deneyimi bir araya getirirken, rekabetin önemli unsurlarından biri olan hız faktörünü de göz ardı etmiyor. Birlikte, sektörde yeni bir standart oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.

Noatum Maritime tarafından yapılan açıklamada ise, AD Ports Group Denizcilik ve Taşımacılık Kolu CEO’su Kaptan Ammar Al Shaiba, “Bu ortaklık sayesinde Ro-Ro denizcilik endüstrisinde büyük bir ilerleme kaydedeceğiz. Erkport’un Ro-Ro operasyonlarındaki deneyimi ve sektördeki etkin varlığı, bu iş birliği için kritik bir unsur. Güçlerimizi birleştirerek hem bölgesel hem de küresel anlamda daha etkili ve verimli taşımacılık hizmetleri sunacağımıza inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kurumsal Satış Eğitimleri Oyun Tabanlıi̇nteraktif Haber Erkport Ve Noatum Maritime, Global Ro Ro Ve Bitmiş Araç Taşımacılığı Için Ortaklık KurduErkport ve Noatum Maritime’ın bu ortaklık ile, Ro-Ro hat hizmetlerinin küresel ayak izini genişletirken, sektörde sürdürülebilir ve yenilikçi bir iş modelini hayata geçirmeyi amaçlıyor.

 

 

 

  • – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –
İnteraktif Satış Eğitimi Yöneticiler Için Ileri Seviye Kurumsal Satış Eğitimi
Yöneticiler için ileri seviye Kurumsal Satış Eğitimi

SATIŞ EĞİTİMİ UYGULAMA ÇALIŞMALARI

SATIŞ MAKALELERİ

2025 Vizyonu: Yapay Zeka ile Geleceğe Yatırımın Gücü

2025 Vizyonu Yapay Zeka Ile Geleceğe Yatırımın Gücü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

2025 Vizyonu: Yapay Zeka ile Geleceğe Yatırımın Gücü

Sirius AI Tech

2025 Vizyonu Yapay Zeka Ile Geleceğe Yatırımın Gücü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemTeknolojinin her geçen gün hızla geliştiği, dijital dünyanın sınırlarını zorlayan bu çağda, yapay zeka (AI) artık sadece bir gelecek hayali değil, iş hayatımızın tam kalbinde yer alan güçlü bir yardımcı haline geldi. Bu yazıda, 2025 vizyonunu temel alarak yapay zekanın işletmeler için neden bu kadar önemli olduğunu ve neden hemen harekete geçmemiz gerektiğini, üç ana başlık altında anlatacağız. Hem iş süreçlerindeki verimliliği artıran, hem de uzun vadede şirketlerin büyümesine katkı sağlayan bu teknolojinin geleceğine birlikte bakalım.

Rekabet Gücü ve Pazar Payı Artışı

Günümüz iş dünyasında, rakiplerinizin bir adım önünde olmak için yenilikçi adımlar atmak kaçınılmaz. İşte burada yapay zeka devreye giriyor ve şirketlere adeta süper güç sağlıyor. AI sayesinde, müşterilerinizin beklentilerini daha iyi anlayıp onlara özel çözümler sunabiliyor, pazardaki trendleri önceden görebiliyorsunuz. Bu da rakiplerinizden farklılaşmanızı ve pazar payınızı artırmanızı sağlıyor.

Örneğin, 2023 yılında yaklaşık 200 milyar dolar olan yapay zeka pazarının, 2030’a kadar 1,8 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu devasa büyüme, yapay zekanın ne kadar önemli bir araç olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Amazon gibi dev şirketler, AI ve makine öğrenimi alanına yaptıkları yatırımlarla, e-ticaret, bulut bilişim ve teknoloji dünyasında adeta fark yaratıyor. Amazon Web Services (AWS) sayesinde, veri analizi ve iş süreçlerinin otomatikleştirilmesiyle müşterilere hızlı, kesintisiz hizmetler sunuluyor.

Sirius Ai Tech LogoŞirketiniz, AI teknolojilerini benimseyerek, pazardaki fırsatları daha net görebilir, ürün ve hizmetlerinizi müşterilerin beklentilerine göre şekillendirebilir. Bu sayede, müşterilerinizle daha sağlam bağlar kurar, onların sadakatini kazanır ve rekabet ortamında bir adım öne geçersiniz. Yapay zeka, işletmenize adeta bir yol arkadaşı olarak, geleceğin belirsizliklerine karşı sizi güçlü kılıyor.

Verimlilik ve Maliyet Azaltma

Hepimiz iş hayatımızda zamanın ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Günlük iş akışlarında karşılaştığımız tekrarlayan, zaman alan ve bazen de hataya açık görevler, verimliliğimizi düşürebiliyor. İşte yapay zeka burada devreye girerek, bu zorlukları ortadan kaldırıyor ve size daha verimli bir çalışma ortamı sunuyor.

KPMG raporları, üretken yapay zeka modellerinin içerik oluşturma, bilgi çıkarma ve dil çevirisi gibi rutin işlerde ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Bu tür teknolojiler, çalışanlarınızın daha yaratıcı, stratejik işlere odaklanmasını sağlıyor. Sonuç mu? Hem zaman hem de maliyet tasarrufu sağlarken, hata payı da önemli ölçüde azalıyor.

Finans departmanlarında ise yapay zeka destekli çözümler, raporlama sürecini hızlandırıyor. Oracle’ın araştırmalarına göre, AI ile desteklenen analizler sayesinde, veriler daha hızlı işleniyor ve anlamlı içgörülere dönüştürülüyor. Bu da şirketinizin finansal süreçlerinde şeffaflık ve verimlilik sağlıyor.

Müşteri hizmetlerinde de yapay zekanın etkisi göz ardı edilemez. Chatbotlar ve otomatik çağrı merkezleri, müşterilerinizin sorularına anında yanıt vererek, onların memnuniyetini artırıyor. Böylece, müşterilerinizle olan iletişiminiz daha da güçleniyor ve markanıza olan güven tazeleniyor. Kısacası, yapay zeka sayesinde iş süreçleriniz hem daha akıcı hale geliyor hem de gereksiz maliyetlerden kurtuluyorsunuz.

Geleceğe Yatırım ve Uzun Vadeli Büyüme

Bugün attığınız adımlar, yarının iş dünyasını şekillendiriyor. Teknolojik dönüşüm hız kesmeden devam ederken, yapay zekaya yapılan yatırımlar sadece mevcut iş süreçlerinizi iyileştirmekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekte de size büyük avantajlar sağlıyor. Alibaba gibi küresel devler, yapay zeka ve bulut bilişim alanlarına yaptıkları büyük yatırımlarla, uzun vadeli büyüme stratejilerini sağlam temeller üzerine inşa ediyor.

PwC Küresel CEO Araştırması, CEO’ların %69’unun yapay zekanın iş gücünü dönüştüreceğini öngördüğünü ortaya koyuyor. Bu da gösteriyor ki, yapay zeka teknolojileri sadece bugünün değil, yarının da iş dünyasında kritik bir rol oynayacak. İnsan kaynaklarının yeniden yapılandırılması, yeni becerilerin kazanılması ve iş süreçlerinin sürekli olarak yenilenmesi, AI’nın sunduğu büyük fırsatlardan sadece birkaçıdır.

Sirius AI Tech gibi yenilikçi teknoloji şirketleri, işletmelere özel yapay zeka çözümleri sunarak, bu dönüşüm sürecinde yanınızda yer alıyor. İster içerik üretimi, ister müşteri hizmetleri ya da veri analitiği olsun; AI tabanlı çözümler, iş süreçlerinizde verimliliği artırırken, gelecekte karşılaşabileceğiniz zorluklara da hazırlıklı olmanızı sağlıyor. Yani, yapay zeka ile bugün attığınız adımlar, yarının belirsizlikleri karşısında size güçlü bir savunma ve rekabet avantajı sunuyor.

Teknoloji sadece iş yapış biçimlerimizi değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda hayatımıza da dokunuyor. Yapay zeka, günlük yaşantımızdaki küçük detaylardan tutun da büyük stratejik kararlara kadar pek çok alanda bize destek oluyor. İş dünyasında rekabetin hızla arttığı bu dönemde, yapay zeka yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda geleceğe dair umutlarımızı ve vizyonumuzu da güçlendiriyor.

Hep birlikte, iş süreçlerimizi daha akıllı, daha verimli ve daha etkili hale getirmek için yapay zekanın sunduğu fırsatlardan yararlanabiliriz. Şirketinizin büyüme hedeflerine ulaşması ve rekabet gücünü artırması için yapay zeka, güvenilir bir yol arkadaşı olarak yanınızda olacak. Unutmayın, geleceğe yatırım yapmanın en doğru zamanı şimdi! Gelin, bu dönüşümde birlikte yer alalım ve yarının iş dünyasını şekillendirelim.

Yapay Zeka ile Geleceğe Emin Adımlarla

2025 vizyonu, yapay zekanın iş dünyasında ne kadar kritik bir rol oynayacağını ve şirketlerin bu teknolojiyi benimseyerek nasıl büyük adımlar atabileceğini gözler önüne seriyor. Rekabet gücü, operasyonel verimlilik ve uzun vadeli büyüme gibi alanlarda sunduğu avantajlar, yapay zekayı sadece bir trend olmaktan çıkarıp, iş dünyasının geleceğini şekillendiren vazgeçilmez bir araç haline getiriyor.

İster küçük bir işletme, ister büyük bir şirket olun; yapay zeka, iş yapış biçimlerinizi daha verimli ve etkili hale getirmenin yanı sıra, gelecekte karşılaşacağınız belirsizliklere karşı da güçlü bir kalkan oluşturuyor. Samimi bir dille söylemek gerekirse, bugün atacağınız yapay zeka temelli adımlar, yarının başarılı iş modellerini inşa etmenize yardımcı olacak.

Sirius AI Tech olarak, işletmelere özel yapay zeka çözümleri sunuyoruz. İş süreçlerinizi otomatikleştirmek, müşteri deneyimlerinizi zenginleştirmek ve verimliliğinizi artırmak için yanınızdayız. Eğer geleceğe güvenle bakmak, rekabet gücünüzü artırmak ve işinizi bir üst seviyeye taşımak istiyorsanız, yapay zeka teknolojileri ile tanışmanın tam zamanı.

2025 Vizyonu Yapay Zeka Ile Geleceğe Yatırımın Gücü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGelin, teknolojinin sunduğu bu büyük fırsatı birlikte değerlendirelim ve geleceği birlikte şekillendirelim. Yapay zeka ile yarının iş dünyasına emin adımlarla ilerleyin; çünkü unutmamalısınız ki, geleceğin liderleri bugünün teknolojik dönüşümünü yönlendirenler olacaktır.

Sirius AI Tech

İhracat Stratejisi ve Kültürel Farklılıklar

İhracat Stratejisi Ve Kültürel Farklılıklar
İhracat Stratejisi ve Kültürel Farklılıklar

İhracat Stratejisi ve Kültürel Farklılıklar

Göktürk ALTINBAŞ

Uzun yıllardır yabancılarla iş görüşmelerine giriyorum ya da birlikte iş yapıyorum ve şunu gördüm ki; eğer global ölçekte bir iş ya da ticaret yapacaksanız ilk olarak yapmanız gereken şey; iş ya da ticaret yapacağınız kişinin ya da ülkenin kültürel çözümlemesi olmalı. Bu nedenle bu yazımda biraz bu konuya değinmek istedim.

İhracat Stratejisi Ve Kültürel Farklılıklar
İhracat Stratejisi ve Kültürel Farklılıklar

Öncelikle kültürün tanımına bir bakalım; TDK’nun sitesinde kültür şu şekilde tanımlanıyor; Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü. Bu tanımda; özellikle dikkat çekici kısım, “maddi ve manevi değerler yaratıp sonraki nesillere aktarma” kısmı diye düşünüyorum. Bu ifade bize gösteriyor ki; aslında kültür dediğimiz olgu sadece sizin işi nasıl yaptığınızı tanımlamıyor, aynı zamanda yeni nesillere de işlerin nasıl yapılacağını öğretiyor ve bilgi aktarımını da sağlıyor. Türkiye’de iş insanları olarak konuya biraz fazla “para” odaklı baktığımızdan, uluslararası ticarette ya da iş birliklerinde eğer ortada “anlamlı” bir gelir elde etme şansı varsa bunun herkes tarafından kullanılacağına inanıyoruz ve Türk şirketlerinin ihracat ve uluslararası işbirliği serüvenlerinde en fazla yanıldığı nokta da bu oluyor.

Oysa ki, ortada ne kadar karlı bir işbirliği potansiyeli olursa olsun, kültürel farklılıklar, doğru bir şekilde yönetilmezse, işbirliği olanakları oldukça kısıtlı kalıyor çünkü işbirliğinin en önemli ve ilk ayağı olan “karşılıklı güven” ortamını oluşturamıyorsunuz. İhtiyaç duyulan güven ortamının yaratılmasının yanı sıra farklı kültürlerden öğrenilen bilgiler, yenilikçi ve yaratıcı çözümler geliştirmeye de yardımcı oluyor. Bu nedenle, kültürel çeşitliliğin bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerekiyor. O zaman gelin biraz kültürel farklılıklarla ilgili odaklanılması gereken temel konuları kısaca ele alalım;

Kültürel Zeka ve İhracat

Kültürel zeka, farklı kültürlere ait insanlarla etkili bir şekilde iletişim kurma ve iş yapma yeteneği olarak tariflenebilir. Yüksek düzeyde kültürel zekaya sahip yöneticiler, ihracat pazarlarında daha başarılı olma eğiliminde oluyorlar. Bu nedenle, şirketlerin kültürel zeka geliştirme programlarına yatırım yapmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

İletişim Farklılıkları ve Yerel Partnerler

İhracat yaparken, dil engelleri ve iletişim tarzları önemli bir rol oynuyor. Hedef pazardaki dilin ve iletişim tarzının anlaşılması, yanlış anlamaların önüne geçiyor ve daha etkili bir iş ilişkisi kurulmasını sağlıyor. Bu nedenle, yerel partnerler ve iş birliklerinin çok önemli olduğuna inanıyorum çünkü yerel dil ve iletişim alışkanlıklarına hakim olmak büyük bir avantaj sağlıyor. Kültürel farklılıklara saygı gösteren ve uyum sağlayan iş ilişkileri, uzun vadeli başarıyı destekliyor, yerel partnerlerle etkin iletişim, pazara giriş sürecini oldukça hızlandırıyor ve yeni fırsatları da önünüze çıkarıyor.

Müzakere Teknikleri

Farklı kültürlerde müzakere teknikleri büyük farklılık gösterebilir. Örneğin, bazı kültürlerde doğrudan ve açık müzakereler tercih edilirken, diğerlerinde dolaylı ve diplomatik yaklaşımlar daha yaygındır. Bu nedenle, ihracat stratejilerinde kültürel farklılıklara uygun müzakere teknikleri kullanmak gerekiyor ve bu konuda farklı stratejiler geliştirilmesi ihracatçı firmalar adına her zaman büyük avantaj sağlıyor.

Ürün ve Hizmet Uyumlaştırması

Bir diğer önemli konuysa ürün ve hizmetlerin hedef pazarlardaki kültür çerçevesinde tekrar ele alınması ve şekillenmesi. Çoğu zaman, hedef pazardaki kültürel tercihlerin ve ihtiyaçların anlaşılması, ürün ve hizmetlerin uyumlaştırılmasını gerektiriyor. Örneğin, gıda ürünleri ihracatında, hedef pazarın tat ve beslenme alışkanlıklarına uygun ürünler sunmak, müşteri memnuniyetini artırabilir ve satışları destekler.

Pazarlama ve Reklam Stratejileri

Kültürel farklılıklar, pazarlama ve reklam stratejilerini de etkiler. Reklam mesajlarının ve pazarlama kampanyalarının hedef pazarın kültürel değerlerine uygun olarak tasarlanması, markanın güvenilirliğini artırır ve tüketici ilgisini çeker. Bu nedenle, kültürel duyarlılık gözetilerek pazarlama stratejileri geliştirilmelidir.

Hukuki ve Etik Farklılıklar

Farklı ülkelerdeki hukuki ve etik standartlar, ihracat stratejilerini etkileyebilir. Hedef pazardaki yasal düzenlemeler ve etik normlar hakkında bilgi sahibi olmak, uyum sağlama sürecini kolaylaştırır ve yasal sorunların önüne geçer.

Eğitim ve Gelişim Programları

Eğer kültür ile ilgili konuşuyorsak sadece ihracat yaptığımız ya da ihracata açılmayı planladığımız pazarlardaki kültür değil, aynı zamanda ihracat yapan firmaların şirket içi kültürlerinden de bahsetmek gerekiyor. Bu nedenle, şirket çalışanlarına kültürel farkındalık ve uluslararası ticaret konularında eğitimler verilmesinin oldukça önemli olduğuna inanıyorum. Bu tür eğitim programları, çalışanların küresel pazarlarda daha etkili ve başarılı olmalarını sağlar. Eğer siz kendi şirketinizde “Müşteri Odaklı” bir kültürü henüz yerleştiremediyseniz, farklı kültürlerdeki müşterilerin memnuniyetini sağlamalarını nasıl bekleyebilirsiniz ki?

Pazar Araştırması ve Analiz

Kültürel farklılıkları anlamak için kapsamlı pazar araştırmaları yapılmalı. Hedef pazarın tüketici davranışları, alışkanlıkları ve tercihlerine dair veriler toplamak, stratejilerin daha isabetli olmasını sağlıyor. Pazar analizleri, kültürel faktörleri göz önünde bulundurarak uyumlu stratejiler geliştirilmesinde kilit öneme sahip.

Özetle;

İhracat stratejilerinin başarısı, kültürel farklılıkların anlaşılması ve bu farklılıklara uygun stratejiler geliştirilmesine bağlı diyebiliriz. Türkiye’de ihracat yapmak isteyen firmaların bir çoğunun odaklandığı temel konu “Müşteri Bulmak”, çoğu firma müşteri bulabilirse ürünlerini satabileceklerine inanıyor ancak kültürel çözümlemelere odaklanmayan sağlam bir ihracat stratejisi olmadan çalışılmaya başlanan müşterilerde bir süre sonra mutlaka sıkıntılar yaşanmaya başlanıyor. Kültürel zeka ve farkındalığın, uluslararası pazarlarda rekabet avantajı sağlamanın ve başarının en önemli girdisi olduğunu düşünüyorum.

Global arenada başarılı olmak isteyen şirketler mutlaka, kültürel farklılıklara duyarlı ve esnek ihracat stratejileri oluşturmalılar. Aksi halde, yurtiçi pazarda hangi tıkanma noktalarında sorunlar yaşıyorlarsa aynılarını global ölçekte ve “daha büyük risklerle” yaşamaya başlıyorlar ya da ihracattaki asıl potansiyeli ıskalıyorlar.

Haftaya görüşmek dileğiyle.

 

Bilgisayarlı Otomobiller Out Otomobilli Bilgisayarlar In

Bilgisayarlı Otomobiller Out Otomobilli Bilgisayarlar In

Bilgisayarlı Otomobiller Out Otomobilli Bilgisayarlar In

Zafer URFALIOĞLUBilgisayarlı Otomobiller Out Otomobilli Bilgisayarlar In

Otomobil sözcüğü Türkçeye, Fransızca Automobile sözcüğünden geçtiğini ve Fransa’da bu sözcüğün ilk kez 1865 dolayında “Elektrikli Motorlar” için kullanılmış olduğunu biliyor muydunuz.

Yaklaşık 29 yıl sonra da yani 1894 dolayında ise Daimler-Benz ve Peugeot’nun imal ettiği benzin motorlu araçlara söylenir olmuş.

– Ne, şaka mı?! (Burayı lütfen Z Kuşağı gibi okuyun. Daha güzel oluyor.)

Yok valla doğru.

Neredeyse 150 yıl sonra Otomobil kelimesinin ifade ettiği şey artık tekrar orjinal kökenine dönmeye başladı. Otomobil, Elektrikli Bir Araç demek oluyor.

Aslında araç diyorum ama onlar araç da değil: Bir Bilgisayar.

Bildiğimiz bilgisayarlar gibi verileri işliyor, depoluyor, transfer ediyor, iletişim kuruyor, kurdurtuyor, kontrol ediyor, ettiriyor vs vs vs.

Normal bir bilgisayarla, hatta günümüz akıllı telefonu veya  tabletleri ile yapılan herşeyi bu otomobillerle yapmak mümkün.

Para harcamaya başlayan Z Kuşağıyla bu dönüşüm zorunlu oldu. Zaten internet içine doğan bu Kuşak başka türlü yaşayamazdı ki.

X ve kısmen de olsa Y Kuşağı hala gürültülü ve tüm dikkatinizi vererek sürüş keyfi aldığınız dizel yada benzinli otomobilleri seviyor olabilir ama Z Kuşağı için uzun bir otomobil yolculuğu, cızırtılı bir radyo ve motor sesiyle camdan dışarıya boş boş bakarak yapılan gereksiz bir faaliyet.

– Boş ya?! (Burayı lütfen Z Kuşağı gibi okuyun. Daha güzel oluyor.)

Ne yaptılar;

  1. Daha çocukken MP3 ile şu cızırtılı radyoyu ve kulaklıklarıyla da motor sesini çözdüler. (Kulaklık ayrıca hiç hoşlanmadıkları ilkel bir iletişim aracı olan Konuşmayı da engelleyen bir bonus oldu.)
  2. Sonra laptop ve tabletle oyun, film ve sosyal medyaya otomobil içinden ulaşmayı hallettiler.
  3. Akıllı telefon sahibi olunca zaten hepsi ceplerine giriverdi

Ama artık büyüdü onlar amcası, otomobil kullanmak istiyorlar ama öyle direksiyon sallamak, yola bakmak, dur kalk, adres ara falan filan uğraşamazlar. Dünya kadar bildirim var, mesaj var bakmaları gereken.

– Ne alaka ya?! (Burayı lütfen Z Kuşağı gibi okuyun. Daha güzel oluyor.)

Ve bir gün, hop!

O çok sevdikleri tabletlere teker, koltuk ve bir direksiyon koyan birileri çıktı ve oldu bitti. Şimdi biniyorlar tabletlerine, şarj edip, haydi gidelim diye komut veriyorlar ve salonda oturur gibi oturup Otomobilli Bilgisayarlarında gidecekleri yere götürülüyorlar.

– Oha! Otonom sürüş var!? (Burayı lütfen Z Kuşağı gibi okuyun. Daha güzel oluyor.)

Asırlık dev otomobil şirketleri de hala otomobillerine bilgisayar takmaya çalışsınlar… Ön panele tablet koyarak, telefon bağlayarak bu işi kotaracaklarını sanıyorlar ama maalesef artık; Bilgisayarlı Otomobiller Out, Otomobilli Bilgisayarlar In

  • Sizin sürüş keyfi dediğiniz o şey anlamsız bir iş Amca!
  • Sizin iç gıcıklayan o motor sesleriniz sadece gürültü!
  • Sizin otomobil dediğiniz şey petrol türevleri sızdıran ve kokan ilkel bir taşıt!
  • Petrol yakıp duman çıkararak bir yerden bir yere gitmek nedir ya!

Günümüzde insanlar seyahat için at yada eşek kullanmıyorsa ya da at arabasına binmiyorsa bundan çok değil 10-15 sene sonra da her an tansiyonu çıkabilecek, sinirlenip hata yapabilecek, şekeri düşüp uykusu gelip dalacak bir insanın kullanacağı otomobile kimse binmek istemeyecek.

Otonom sürüş özelliği de olan Otomobilli Bilgisayarı ile mecburen yapması gereken yolculuğu yapacak. Muhtemelen de tek başına. Çünkü Z Kuşağı çoluk çocuk sesi de çekemez.

Zaten işe, okula ve markete gidip gelmek gibi şeyler hali hazırda sorgulanıyor. Market pazar alışverişi de on-line. Bilgisayarlar tüm bunları oturma odanıza getirdi bile.

Dışarıda devrim var ey halkım! Kalkıp kapıları açın.

Ya açın kapıları, bırakın içeriye girsin bu yeni akım.

Ya da yıkılmaya mahkum olan duvarlarınızın altında kalın.

Bilgisayarlı Otomobiller Out Otomobilli Bilgisayarlar InUmarım ilerde bizim için de; ‘O iyi insanlar o güzel otomobillere binip çekip gittiler.” derler.

Saygılarımla,

Zafer URFALIOĞLU

Yöneticiyi Yönetmek

Yöneticiyi Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yöneticiyi Yönetmek

M. Efsun Yüksel TUNÇ

Yöneticiyi Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBizler, iş dünyasında yalnızca kendi rollerimizi başarıyla yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda yöneticilerimizle kurduğumuz sağlıklı ve yapıcı ilişkilerle organizasyonumuzun genel başarısına katkıda bulunuyoruz. Geleneksel hiyerarşik yapının ötesine geçerek, karşılıklı güven, saygı ve açık iletişim temelli bir diyalog geliştirmek hem kendi gelişimimize hem de yöneticilerimizin liderlik becerilerinin güçlenmesine zemin hazırlıyor. Hadi gelin yöneticiyi yönetmenin inceliklerini ve biz çalışanların, yöneticilerimize koçluk yapabilme fırsatlarını detaylandırarak, ortak hedeflere ulaşmanın yolunu birlikte keşfedelim.

Yöneticiyi yönetmek, yöneticinin beklentilerini, stratejik hedeflerini ve iletişim tarzını derinlemesine analiz ederek, proaktif ve veri odaklı bir etkileşim kurma sürecidir. Bu süreç, organizasyonel davranış teorileri ve etkili iletişim modelleri ışığında; karşılıklı güven, şeffaflık ve yapıcı geri bildirim temelleri üzerine inşa edilmiş çift yönlü bir bilgi akışını içerir. Böylece, çalışanlar, yöneticilerinin liderlik yaklaşımlarını, karar alma mekanizmalarını ve iş yapış biçimlerini anlamaya çalışarak, kendi öneri ve katkılarıyla yöneticilerinin stratejik hedeflere ulaşmasında aktif bir rol oynarlar. Bizler, yöneticilerimizin belirlediği stratejik hedefleri ve vizyonu anlamaya çalışırken, kendi saha deneyimlerimizi, gözlemlerimizi ve yenilikçi önerilerimizi de içtenlikle paylaşırız. Harvard Business Review’da yer alan araştırmalar, açık iletişimin ve düzenli geri bildirimin çalışan performansı ile iş yerindeki memnuniyeti artırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle, düzenli birebir görüşmeler ve yapılandırılmış geri bildirim seansları, karşılıklı anlayışın ve güvenin inşasında kritik öneme sahiptir.

Yöneticimizi yönetirken yalnızca kendimizi ifade etmekle kalmıyor; aynı zamanda kurumun genel stratejik hedeflerine de katkıda bulunacak öneriler geliştiriyoruz. Peter F. Drucker’ın “Yönetim Prensipleri”’nde belirttiği gibi, stratejinin detaylara odaklanarak ve esnek bir yaklaşımla oluşturulması, uzun vadeli başarının anahtar unsurlarındandır. Bizler, her bir projemizde, yöneticilerimizin büyük resmi görme becerisine destek olmak amacıyla, kendi alanımızdaki analiz ve verilerle somut örnekler sunuyoruz. Bu yaklaşım, bireysel çabalarımızın ötesinde, ekip olarak uyum içinde ilerlememize ve organizasyonun genel başarısına katkıda bulunmamıza yardımcı olur.

Günümüz iş dünyasında, yalnızca emir alıp uygulamak yeterli değil; aynı zamanda yöneticilerimizle karşılıklı koçluk ilişkisi kurarak, onların da liderlik becerilerini geliştirmelerine katkıda bulunmak kritik bir rol oynuyor. Koçluk, yöneticilerimizin güçlü yanlarını ortaya çıkarmak, gelişim alanlarını nazikçe işaret etmek ve stratejik bakış açılarını genişletmelerine destek olmak anlamına gelir. Marshall Goldsmith ve Simon Sinek’in çalışmalarında da vurgulandığı gibi, yapıcı geri bildirim ve destekleyici koçluk yaklaşımları, liderlik kalitesini artırır ve ekip sinerjisini güçlendirir. Biz çalışanlar olarak, saha deneyimlerimiz ve farklı bakış açılarımızla yöneticilerimize sunduğumuz öneriler, onların daha yenilikçi ve esnek kararlar almasına olanak tanır.

Yöneticilerimizle olan koçluk sürecimizin temelinde dürüst ve açık bir iletişim yatar. Geri bildirimlerimizi sunarken, karşılıklı beklentileri netleştirmek ve önerilerimizi somut verilerle desteklemek, sürecin yapıcı bir biçimde ilerlemesini sağlar. Bu sayede, eleştirilerimiz yargılayıcı olmaktan çıkar, ortak bir gelişim hedefi doğrultusunda şekillenir.

Her iki tarafın da insan olduğunu, hata yapabileceğini ve sürekli öğrenme sürecinde olduğunu kabul etmek, empati temelli bir yaklaşımı zorunlu kılar. Yöneticilerimizin de baskı altında ve zorlu süreçlerden geçebileceğini göz önünde bulundurarak, onların bakış açısını anlamaya çalışırız. Bu anlayış, koçluk sürecimizi daha yumuşak ve etkili kılar.

Güven hem yöneticimizi yönetme sürecinde hem de koçluk ilişkimizde temel yapı taşıdır. Bizler, sözlerimizi eyleme dökerek, her adımda tutarlılık gösteririz. Güven ortamı oluşturulduğunda, yöneticilerimiz de önerilerimizi daha samimi ve değerli bulur; bu da ortak hedeflere ulaşmada önemli bir ivme sağlar.

Eleştiri yaparken “ne” sorusundan ziyade “nasıl” sorusuna odaklanmak, koçluk sürecimizin yapıcı yönünü ön plana çıkarır. Geri bildirimlerimizi somut örnekler, analizler ve verilerle destekleyerek sunmak; yöneticilerimizin, önerilerimizi daha objektif bir şekilde değerlendirmesine yardımcı olur.

Yöneticilerimizle düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz birebir görüşmeler, güncel gelişmeleri, zorlukları ve başarıları paylaşmamız için önemli bir platform sunar. Bu görüşmelerde, açık uçlu sorular sorarak yöneticilerimizin beklentilerini, stratejik hedeflerini ve karşılaştığı engelleri anlamaya çalışırız.

Geri bildirim sürecinde, somut veriler ve örnek olaylar üzerinden ilerlemek, önerilerimizin inandırıcılığını artırır. Analitik veriler ve sektörel karşılaştırmalar, yöneticilerimizin stratejik karar alma süreçlerini destekler.

İş yerinde karşılaştığımız sorunlara yenilikçi çözümler önererek, yöneticilerimizin risk alarak yeni fikirleri değerlendirmesine katkı sağlarız. Bu süreç hem bireysel hem de ekip başarısını olumlu yönde etkiler.

Yöneticilerimizle birlikte katıldığımız seminerler, eğitim programları ve konferanslar, ortak bilgi havuzumuzu güçlendirir. Böylece, koçluk süreci karşılıklı bir öğrenme ve gelişim yolculuğuna dönüşür.

Elbette, yöneticiyi yönetme ve koçluk sürecinde zaman zaman iletişim kopuklukları, beklentilerde uyuşmazlıklar ve yanlış anlaşılmalar yaşanabilir. Bu durumlarda, empati, sabır ve netlik ön planda tutulmalıdır.

Yöneticilerimizin de bu sürecin zorluklarını yaşadığını kabul ederek, duygusal tepkileri en aza indirir ve yapıcı çözümler aramalıyız. Geri bildirimlerimizi açık, net ve veri destekli şekilde sunarak, belirsizlikleri ortadan kaldırmalıyız. Sorunları büyümeden, ortak hedeflerimiz doğrultusunda çözüm önerileriyle ele almalıyız.

Sonuç olarak, yöneticiyi yönetmek ve onlara koçluk yapma sürecimiz karşılıklı anlayış, empati ve veri destekli iletişimin temelinde inşa edilen uzun soluklu bir gelişim yolculuğudur. Bu süreç, yöneticilerimizin stratejik hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda biz çalışanların kendi profesyonel ve kişisel gelişimine de büyük katkı sağlar. Edindiğimiz deneyimler ve samimi diyaloglarımız sayesinde, kurumumuzun başarısını ortaklaşa inşa ettiğimizin bilinciyle hareket ederiz.

Yöneticiyi yönetmek, sürekli öğrenme, uyum sağlama ve yapıcı geri bildirim kültürünü benimseme sürecidir. Karşılıklı güvenin ve empatiyle desteklenen iletişimin, iş yerindeki verimliliği ve motivasyonu artırdığını biliyoruz. Gelin, hep birlikte bu dinamik yapıyı güçlendirerek, daha uyumlu, esnek ve inovatif bir çalışma ortamı oluşturmanın gururunu birlikte yaşayalım.

Yöneticiyi Yönetmek Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel TUNÇ

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

#yöneticiyi yönetmek #koçluk #liderlik #iletişim #gelişim #işyeri başarı #profesyonelgelişim #güven #işbirliği #yönetim #koçluk #iletişim #organizasyon #gelişim #empati #açıkiletişim #veridestekliiletişim #yapıcıgeribildirim

Notu İyileşen Ülke Sayısı 2 Kattan Fazla, Türkiye Büyümeye Devam Edecek

Iso 20400 Sürdürülebilir Tedarik Eğitimi Haber Notu İyileşen ülke Sayısı 2 Kattan Fazla, Türkiye Büyümeye Devam Edecek

Notu İyileşen Ülke Sayısı 2 Kattan Fazla, Türkiye Büyümeye Devam Edecek

Iso 20400 Sürdürülebilir Tedarik Eğitimi Haber Notu İyileşen ülke Sayısı 2 Kattan Fazla, Türkiye Büyümeye Devam EdecekAllianz Trade, 2024 yılında 48 ülkenin risk derecelendirmesini yukarı yönde güncelledi. 2023 yılına göre risk notu iyileşen ülke sayısı iki kattan fazla.

Ticari alacak sigortasında dünya lideri Allianz Trade‘in en çok beklenen yayınlarından biri olan, yıllardır geliştirmeye devam ettiği, ‘ülke riski’ değerlendirmelerinin özetini içeren Ülke Risk Atlası’nın ikincisi yayınlandı. Ülke Risk Atlası her çeyrekte, son ekonomik gelişmeler ve Allianz Trade’in özel verileriyle güncellenen tescilli bir risk derecelendirme modeline dayanıyor. Raporda, şirketler için ‘makroekonomik düzeyde’ ödeme alamama risklerini etkileyen; ekonomik, politik, iş ortamı ve sürdürülebilirlik faktörlerine ilişkin kapsamlı analiz ve içgörülere yer veriliyor.

Ülke Risk Atlası’na göre Allianz Trade, 2024 yılında 48 ülkenin risk notunu yükseltti ve sadece 5 ülkenin notunu düşürdü. Rapora göre; jeoekonomik çatlakların iş dünyasında güveni sarsması ve küresel ticareti olumsuz etkilemesi nedeniyle bu olumlu eğilimin 2025-2026 yıllarında kolaylıkla tersine dönebileceğine yer veriliyor. Ülke Risk Atlası’nda ülke risklerinin, önümüzdeki aylarda beklenen jeopolitik ve finansal gerilimlere yüksek oranda maruz kalmaya devam edeceği ve aşağı yönlü risklerin fazlaca somutlaşması ile daha da kötüleşebileceği belirtiliyor.

Türkiye Büyümeye Devam Edecek

Ülke Risk Atlası raporunda Türkiye’ye de yer veriliyor. Türkiye’de büyümenin potansiyel eğilimlere paralel olarak devam edeceği ancak; dış zorlukların artacağı, mali teşviklerin azalacağı ve para politikasının bağımsızlığını koruyacağı varsayımları göz önüne alındığında, büyümenin potansiyel tarihi ortalamanın altında kalacağı öngörülüyor. Rapora göre; ekonomi politikalarına ilişkin ülke profili iyileşmiş olsa da satın alma gücünün kademeli olarak erozyona uğraması, reel döviz kurunun değerlenmesi ve rekabet gücünün azalması Türkiye’de 2025-2026 yıllarında kurumsal iflaslar üzerinde baskı oluşturabilir.

Ülke Riski Önemli Ölçüde İyileşti, Ancak Önümüzde Zorluklar Var

Allianz Trade’de Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Ekonomisti olan Luca Moneta, notları yükseltilen ekonomilerin küresel GSYH’nin yaklaşık yüzde 17’sini temsil ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Not artışlarının çoğunlukla gelişmekte olan piyasalar arasında olduğunu görüyoruz: En fazla not artışı 13 ile Latin Amerika’da gerçekleşirken, onu 10 ile Gelişmekte Olan Avrupa ve 9 ile Asya-Pasifik takip ediyor. Bu arada, not indirimlerinin çoğu Estonya ve Vanuatu ile Bahreyn, İsrail, Kuveyt’in de dahil olduğu Orta Doğu bölgesinde görüldü; bu durum uzun süren tedarik-zinciri gerilimlerinin ve mali başa baş seviyesinin altında seyreden ham petrol fiyatlarının bir sonucu.

Allianz Trade CEO’su Aylin Somersan Coqui de yavaşlayan enflasyon, iyileşen kredi akışları ve likidite koşulları sayesinde küresel ekonomik görünüm iyileşmiş olsa da düşük gelirli birçok ülkede iş koşullarının hala daha az elverişli olduğunu söyledi. Coqui, “Yüksek gelirli ekonomiler de uzun süreli siyasi belirsizlikle karşı karşıya. Ayrıca, geçen yıl yaptığımız ülke riski iyileştirmelerinin üçte ikisinin kısa vadeli göstergelere dayandığı, bu iyileşmelerin konjonktürel olduğu ve potansiyel olarak tersine çevrilebilir olduğu unutulmamalı. Bu çerçevede, işletmeler jeopolitik gerilimler ve yükselen korumacılık dalgası bağlamında büyüme stratejilerinde dikkatli olmalı. Tedarik zincirlerinin daha da karmaşık hale gelmesi muhtemel. Bu da ülke risklerini takip etmeyi daha da önemli hale getiriyor” diye konuştu.

Toparlanmanın Kırılganlığı: Şirketleri Neler Bekliyor?

Bunlara ek olarak Allianz Trade’e göre, 2025-2026 yıllarında olumlu ivmeyi bozabilecek çeşitli unsurlar var. Bunlardan öne çıkanlar:

  • Jeopolitik gerilimler: 2024’ün sonlarında yoğunlaşan sosyal, siyasi ve kurumsal çatışmalar
  • Ticari savaşı riskleri: Yükselen korumacılık ve tam kapsamlı ticari çatışmalara yönelik potansiyel riskler
  • Sivil huzursuzluk ve kutuplaşma: gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalarda artan kutuplaşma

Allianz Trade Ekonomik Araştırmalar Başkanı Ana Boata ise şunları ekliyor: “Tam anlamıyla bir ticari savaş büyük bir endişe kaynağı. Bunun sonucunda ortaya çıkan ekonomik faaliyet kaybı ve enflasyonist baskıların geri dönüşü, yatırımcı güvenini muhtemelen zayıflatır ve uzun süreli bir ‘bekle ve gör’ moduna yol açar. Diğer tedirgin edici bir gelişme de birçok ülkede halihazırda belirgin olan ve sosyal bölünmeleri yoğunlaştırırken önemli ekonomik maliyetler doğuran artan kutuplaşma. Enflasyon, mali ayarlamalar ve geciken verimlilik artışı gibi faktörlerin etkisiyle sivil huzursuzlukların sıklığı ve şiddeti artıyor. Bu bağlamda, politika yapıcıların artan güven açığını kapatmaları ve kutuplaşma risklerini azaltmaları gerekiyor.”

  • – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –
İnteraktif Satış Eğitimi Yöneticiler Için Ileri Seviye Kurumsal Satış Eğitimi
Yöneticiler için ileri seviye Kurumsal Satış Eğitimi

SATIŞ EĞİTİMİ UYGULAMA ÇALIŞMALARI

SATIŞ MAKALELERİ

Pazarlama ve İhracat: İhracat Nasıl Değer Bazlı Olur?

Pazarlama Ve İhracat İhracat Nasıl Değer Bazlı Olur Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Pazarlama ve İhracat: İhracat Nasıl Değer Bazlı Olur?

Gülderen SOMAR BA. BSC. MBA.

Pazarlama Ve İhracat İhracat Nasıl Değer Bazlı Olur Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEkonomimizin daha da güçlenmemizi sağlayan İhracatımızın En Zayıf Noktası!

Pazarlama!

Etkileyici bir değer önerisi yalnızca sunduğunuz ürün veya hizmetle ilgili değildir; Bu, değerini müşterilerinize nasıl ilettiğinizle ilgilidir. Sizi rakiplerinizden ayıran, müşterilerin elde edeceği benzersiz faydaların vaadidir. Bu vaat, hedef kitlenizde derinden yankı uyandırmalı, ihtiyaçlarını ele almalı ve sorunlarını beklentilerini aşacak şekilde çözmelidir.

İyi tanımlanmış bir değer önerisinin gücü, müşterilerinizle duygusal bir bağ kurma yeteneğinde yatmaktadır. Markanızı neden diğerlerine tercih etmeleri gerektiğini anlamalarına yardımcı olur ve zaman içinde güven ve sadakat oluşturur. Ayrıca, güçlü bir değer önerisi, tüm organizasyonu ortak bir amaç ve vizyon etrafında hizalayarak tüm pazarlama çabalarını netlik ve amaç ile yönlendirir.

Ürünler ister B2B olsun ister B2C, değer teklifinin son kullanıcıya erişmesi gerekir.

Ürünlerin ihracatını yaparken aracılarla çalışıyoruz. Dünya markalarımız da çok diyemeyiz. Bir ürünü distribütörlere satarken bunun sorumlusu SATIŞ’ dır. İletişimi direkt onlarla sağlar.

Ama aracılarla dağıtılan ürünler sonuçta son kullanıcıya gittiği zaman eğer marka bilinirliğiniz küresel olmuş ise bir değer duygusu zaten yaratılmıştır. Bu işlem Markanız ve değerleriniz olarak tamamen PAZARLAMANIN en önemli rolüdür ve sürdürülebilirliği kazandırır.

Aradaki fark çok derindir! “İlk etapta satış yapılır ve satışın sorumluluğudur. Pazarlama da ürünün son kullanıcı olduğu sektörde bilinirlik kazandırmaktan sorumludur.”

O nedenle de Satış ve Pazarlama rütbesi antik çağlarda kalmıştır. Çünkü bugünkü dünyada her müşteri bilgi sahibidir. Pazarlama, farklılık yapacak, rekabetin ötesinde değerleri iletişime geçirdiği zaman markanın temeli atılır.

Bu yol sattığınız ürünlerin karını yükseltir… Sürdürülebilirliği sağlar!

Bu ayrı sorumluluklar kesinlikle tek unvan olarak inşa edilmemelidir. Hiç bir etkinliği olmadığı gibi işin de gücünü ve etkisini azaltır.

Değer teklifleri araştırma ister ve iletişim de etkin ve size özel olmalıdır. Yalnızca teklifinizin işlevsel faydalarını vurgulamakla kalmayıp aynı zamanda müşterilerinizin yaşamlarının duygusal ve sosyal boyutlarından da yararlanan bir değer teklifinin etkisini göz önünde bulundurun. Pazarlama stratejinizin temel taşı haline gelir ve katılımı ve memnuniyeti teşvik eden ilgi çekici mesajların ve müşteri deneyimlerinin oluşturulmasına rehberlik eder.

Bu uyum, markanızla olan her temas noktasının, hedef kitlenizi büyüleyen tutarlı ve ikna edici bir anlatı yaratarak, sunmayı vaat ettiğiniz değeri pekiştirmesini sağlar. İşlevsel faydalarını vurgulamakla kalmayıp aynı zamanda müşterilerinizin yaşamlarının duygusal ve sosyal boyutlarından da yararlanan bir değer teklifinin etkisini göz önünde bulundurun. Pazarlama stratejinizin temel taşı haline gelir ve katılımı ve memnuniyeti teşvik eden ilgi çekici mesajların ve müşteri deneyimlerinin oluşturulmasına rehberlik eder.

Bu uyum, markanızla olan her temas noktasının, hedef kitlenizi büyüleyen tutarlı ve ikna edici bir anlatı yaratarak, sunmayı vaat ettiğiniz değeri pekiştirmesini sağlar.

Yoksa ihracatta yabancı markalara servis etmenin ötesine geçmemizin imkanı yoktur!

Pazarlama Ve İhracat İhracat Nasıl Değer Bazlı Olur Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSürdürülebilir olmak, karları yükseltme imkanı yaratmak, şirketi marka haline getirmek için çok zengin ürün kaynaklarımız var. Ama sadece fiyat ve satış bazlı hareket ettikçe maalesef bir adım bile atamıyoruz.

Gülderen SOMAR BA. BSC. MBA.

Sanayinin Yeşil Yolculuğu – Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği Bize Ne Anlatıyor?

Sanayinin Yeşil Yolculuğu Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği Bize Ne Anlatıyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sanayinin Yeşil Yolculuğu- Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği Bize Ne Anlatıyor?

Asuman GÜNORTANÇ

Sanayinin Yeşil Yolculuğu Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği Bize Ne Anlatıyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSanayi, dönüşmek zorunda. Çünkü dünya artık eskisi gibi değil. Peki, Türkiye bu değişime nasıl ayak uyduracak?

14 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan ve 1 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girecek olan “Endüstriyel Emisyonların Yönetimi Yönetmeliği”, sanayicilere çevresel performanslarını iyileştirmeleri amacıyla belirli yükümlülükler getirmektedir. Bu yönetmelik, Türkiye’nin çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında önemli bir adımı temsil etmekte ve sanayi sektöründe yeşil dönüşümü teşvik etmektedir.

Yönetmelik eklerinde belirtilen sektörlerde faaliyet gösteren tesislerin, çevre izin ve lisans süreçlerini tamamlayabilmeleri için Sanayide Yeşil Dönüşüm (SYD) belgesi almaları gerekmektedir.

SYD belgesi alınabilmesi için sanayi tesisleri, çevresel performanslarını artırmak amacıyla uluslararası kabul görmüş mevcut en iyi teknikleri (BAT) uygulamakla yükümlüdür. Sanayiciler, teknolojiyi yakından takip edip en iyi teknikleri üretim süreçlerine dahil etmek zorunda. Ancak bunu yaparken çevreye verdikleri zararı da en aza indirmeliler. Yönetmelikle gelen bu yükümlülükler, sanayicilerin çevreye duyarlı üretim yapmalarını teşvik etmek ve sürdürülebilir bir sanayi dönüşümünü desteklemek amacıyla belirlenmiştir.

Tesislerin BAT uygulama durumlarına göre çevresel performansları değerlendirilecek ve A’dan F’ye kadar sınıflandırılacaktır. Mevcut tesislerin, 31 Aralık 2028 tarihine kadar en az F seviyesinde, 31 Aralık 2030 tarihine kadar ise en az D seviyesinde SYD belgesi almaları zorunludur. Yeni tesisler ise, faaliyete geçtikleri tarihten itibaren en az D seviyesinde SYD belgesi almakla yükümlüdür. A sınıfı belgeye sahip tesisler, en yüksek çevresel standartları karşılayarak uluslararası pazarda rekabet avantajı elde edebileceklerdir.

Bu yönetmelik entegre kirlilik önleme ve kontrol yaklaşımı ile çevreyi kirletmemek için neler yapmalıyım bakış açısını sanayiciye kazandırmayı hedeflemektedir. Şirketler yeşil dönüşümün bir maliyet değil, rekabet avantajı sağladığını fark ettikçe dönüşüm süreci hızlanacaktır. AB Yeşil Mutabakatı ile birlikte zaten çevreci üretim yapmayan firmaların ihracat kapıları kapanma riski taşıyor. Bu yüzden yönetmelik, sadece bir zorunluluk değil, aslında sanayinin geleceğini şekillendiren bir fırsat olarak da görülmelidir.

Sonuç olarak, Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği, Türkiye’nin çevre koruma konusundaki kararlılığını ve sanayide sürdürülebilirlik hedeflerini açıkça ortaya koymaktadır. Yönetmelik, sanayi kuruluşlarının çevreye olan etkilerini minimize etmeyi amaçlamakta ve bu doğrultuda önemli düzenlemeler getirmektedir. Sanayi kuruluşlarının bu yönetmeliğe uygun olarak faaliyet göstermeleri, çevresel sürdürülebilirlik ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma açısından büyük önem taşımaktadır.

Sanayinin Yeşil Yolculuğu Endüstriyel Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği Bize Ne Anlatıyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSanayide yeşil dönüşümün sağlanması, hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük faydalar sağlayacak ve Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Asuman GÜNORTANÇ

Enerji ve Madencilik Sektörü: Savaş, Barış ve Kaynakların Gölgesinde Küresel Satranç

Satış Yöneticilerine özel Kurumsal Satış Eğitimi Haber Enerji Ve Madencilik Sektörü Savaş, Barış Ve Kaynakların Gölgesinde Küresel Satranç

Enerji ve Madencilik Sektörü: Savaş, Barış ve Kaynakların Gölgesinde Küresel Satranç

Satış Yöneticilerine özel Kurumsal Satış Eğitimi Haber Enerji Ve Madencilik Sektörü Savaş, Barış Ve Kaynakların Gölgesinde Küresel SatrançTürkiye’nin önünde, küresel dengeleri değiştirebilecek bir fırsat olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, Maden Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ali Kahriman madencilik ve çevre arasındaki ilişkinin, doğru yönetildiğinde bir çatışma değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biri olduğunu anlatıyor. “Türkiye’nin jeopolitik konumu, yer altı zenginlikleri ve bilimsel potansiyeli, ona bu oyunda güçlü bir konum kazanma fırsatı sunuyor” diyor.

Prof. Dr. Kahriman güç dengelerinde madenciliğin yerinden, Türkiye’nin madencilik politikasının nasıl olması gerektiğine kadar detaylı tespitlerde bulunuyor:

Dünya ekonomisi, yerin derinliklerinden çıkarılan stratejik hammaddelere bağımlı halde yol alıyor. Nadir elementler, modern teknolojinin ve sanayinin temel taşları olmasının yanı sıra, küresel güç mücadelelerinin de yeni silahı haline geldi. Ancak bu süreç, bir paradoksu da beraberinde getiriyor: Yeşil enerji dönüşümüne öncülük eden ülkeler, madenciliğin çevresel etkilerini gerekçe göstererek kendi rezervlerini kullanmaktan kaçınırken, dış kaynaklara yöneliyor ve gelişmekte olan ülkeleri hammadde sağlayıcısı olarak konumlandırıyor.

Madencilik ve çevre arasındaki ilişki bir çatışma değil, bilim ve mühendislikle dengelenebilecek bir süreçtir. Ancak popülist çevreci söylemler, madenciliği şeytanlaştırarak, sürdürülebilir kalkınmanın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Türkiye, bu küresel baskıların ötesine geçerek kendi madencilik politikalarını bilimsel bir perspektifle yeniden ele almak zorunda.

Güç dengeleri ve kaynak mücadelesi

Günümüzde dünya, yalnızca ideolojilerin değil, enerji ve maden kaynaklarının da savaş alanına döndüğü yeni bir jeopolitik döneme girmiş durumda. Ukrayna-Rusya savaşı, klasik bir toprak mücadelesinin ötesinde, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir enerji ve hammadde rekabetinin sahnesi haline geldi.

Ali KahrimanBu savaşın perde arkasında nadir elementler, enerji güvenliği ve sanayi üretimi yatıyor. ABD ve Avrupa Birliği, Çin’in nadir elementler üzerindeki tekelini kırmak isterken, Rusya da yaptırımlara rağmen elindeki doğal kaynakları stratejik bir silah olarak kullanıyor. Tam da bu noktada, Trump ve Putin ekseninde şekillenen olası barış görüşmeleri, yalnızca Ukrayna’nın geleceğini değil, aynı zamanda küresel enerji ve madencilik politikalarını da belirleyecek. Bu bağlamda yakın gelecekte aşağıdaki olasılıklar söz konusu olacaktır.

  • ABD, Ukrayna’ya olan desteğini azaltarak barış görüşmelerine ağırlık verebilir.
  • Avrupa, Rusya ile ekonomik ilişkilerini yeniden yapılandırmak zorunda kalabilir.
  • Çin’in maden tedarik zinciri üzerindeki gücüne karşı yeni ortaklıklar kurulabilir.

Peki, Türkiye bu satranç tahtasında nasıl bir hamle yapmalı? Bu noktada Türkiye, sadece bir arabulucu değil, aynı zamanda bu krizden stratejik kazançlar elde edebilecek bir aktör olmak zorundadır.

Türkiye için stratejik bir yol haritası: Atatürk’ün madencilik, çevre ve kalkınma vizyonu

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, sanayileşmenin ve ekonomik bağımsızlığın en temel unsurlarından biri olarak madenciliği görmüştür. 1935 yılında kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), ülkenin yer altı kaynaklarını bilimsel yöntemlerle keşfetmek ve değerlendirmek amacıyla kurulmuştur. Aynı dönemde Etibank’ın teşkili, Türkiye’nin kendi madenlerini çıkarıp işlemesi gerektiğine dair güçlü bir vizyonun ürünüdür.

Ancak Atatürk’ün kalkınma yaklaşımı sadece ekonomik büyümeye değil, aynı zamanda çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliğe de dayanıyordu. Ağaçlandırma seferberlikleri, erozyonla mücadele ve tarımsal planlamalar, doğal kaynakların korunmasını da içeren geniş bir perspektifin yansımasıdır. Bugün bu miras, çevre ve madencilik dengesinin bilimsel yöntemlerle sağlanabileceğini gösteren bir pusuladır.

Türkiye, Atatürk’ün çizdiği bu vizyon doğrultusunda madencilikte bağımsızlığını artırmalı, çevresel kaygıları bilimsel verilerle yönetmeli ve kalkınma ile doğa arasındaki dengeyi sağlamalıdır.

 Türkiye’nin Madencilik Politikası Nasıl Olmalı?

Uzun yıllara dayanan mühendislik ve saha deneyimi, madenciliğin doğru politikalarla sürdürülebilir hale getirilebileceğini gösteriyor. Türkiye’nin izlemesi gereken madencilik politikası şu başlıklar altında ele alınmalıdır:

  1. Kaynak Bağımsızlığı ve Teknoloji Gelişimi
    1. Türkiye, sadece nadir elementleri çıkarmakla kalmamalı, bunları işleyebilecek ve ileri teknolojiye dönüştürebilecek sanayi altyapısını geliştirmelidir.
    2. Kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesi için kamu-özel sektör iş birlikleri artırılmalıdır.
  2. Çevre Popülizmi Yerine Bilimsel Madencilik Politikaları
    1. Madencilik ile çevre arasındaki ilişki, bilimsel yöntemlerle yönetildiğinde çatışma değil, bir uyum sürecidir.
    2. Çevresel duyarlılığı artırırken, madenciliği tamamen yasaklamaya yönelik popülist söylemlerden kaçınılmalıdır.
  3. Uluslararası Dengeler ve Enerji Politikaları
    1. Türkiye, Rusya ve Batı arasındaki dengeleri iyi yöneterek enerji ve hammadde bağımsızlığını korumalıdır.
    2. Avrupa’nın enerji ve maden bağımlılığı konusunda Türkiye’yi bir köprü olarak görmesi sağlanmalıdır.
  4. Akılcı ve Stratejik Bir Madencilik Politikası
  • Hammadde tedarikinde Çin’e olan bağımlılığı azaltarak, yerli kaynakların işlenmesine öncelik verilmeli.
  • Nadir elementler konusunda AR-GE yatırımları artırılmalı ve Türkiye, madencilikte hammadde ihracatçısı değil, teknoloji üreticisi konumuna yükselmelidir.
  • Batı’nın Ukrayna’daki madencilik hamlelerine karşı Türkiye, kendi rezervlerini nasıl değerlendireceğini stratejik bir çerçevede belirlemeli.
  1. Popülizmden Uzak, Gerçekçi Bir Madencilik Perspektifi

Çevreci söylemler üzerinden madenciliğe karşı çıkmak yerine, sürdürülebilir madenciliğin nasıl yapılacağını ortaya koyan bir yaklaşım benimsenmeli.

  1. Madenlerin işlenmesiyle birlikte, yerli teknoloji üretimi desteklenmeli ve Türkiye, nadir elementler konusunda sadece tedarikçi değil, aynı zamanda işleyen ve satan bir ülke konumuna yükselmelidir.

Türkiye’nin Atması Gereken Somut Adımlar

  1. Stratejik Maden Politikası ve Kamusal Bilinçlendirme
    • Türkiye, stratejik minerallerini belirleyerek, bu alanlarda özel teşvik programları oluşturmalıdır.
    • Kamuoyundaki madencilik algısını değiştirmek için, bilimsel verilerle desteklenmiş bilgilendirme kampanyaları yürütülmelidir.
  2. Sürdürülebilir Madencilik ve Yeşil Teknolojiler
    • Türkiye, çevre ile uyumlu madencilik süreçleri geliştirmeli ve geri dönüşüm teknolojilerine yatırım yapmalıdır.
    • Nadir elementler, yalnızca çıkarılarak değil, atık yönetimi ve geri dönüşüm yoluyla da kazanılmalıdır.
  3. Enerji ve Madencilik Entegrasyonu
    • Nadir element madenciliği, enerji politikalarıyla entegre edilerek Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedefleriyle uyumlu hale getirilmelidir.
    • Batarya üretimi, elektrikli araçlar ve yüksek teknoloji sektörleri için Türkiye’de üretim tesisleri kurulmalıdır.

Sonuç: Türkiye, Küresel Madencilik Sahnesinde Oyuncu mu, Seyirci mi Olacak?

Madencilik, sanayi devrimlerinin ve küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin bu yeni çağda pasif bir hammadde tedarikçisi mi yoksa ileri teknoloji üreten bir güç mü olacağı, bugün alınacak kararlarla şekillenecek. Madencilik ve çevre arasındaki ilişki, doğru yönetildiğinde bir çatışma değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biridir. Türkiye’nin jeopolitik konumu, yer altı zenginlikleri ve bilimsel potansiyeli, ona bu oyunda güçlü bir konum kazanma fırsatı sunuyor. Ancak bu fırsatın değerlendirilmesi için popülist söylemlerin bir kenara bırakılıp, uzun vadeli bir madencilik ve enerji stratejisinin geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin geleceği, yer altındaki zenginlikleri nasıl yönettiğine bağlı olacak.

Satış Yöneticilerine özel Kurumsal Satış Eğitimi Haber Enerji Ve Madencilik Sektörü Savaş, Barış Ve Kaynakların Gölgesinde Küresel SatrançBugün Türkiye’nin önünde, küresel dengeleri değiştirebilecek bir fırsat var. Soru şu: Türkiye bu fırsatı değerlendirecek mi, yoksa küresel aktörlerin oyununu dışarıdan mı izleyecek? Özetle, savaşın ve barışın gölgesinde, Türkiye ya stratejik bir aktör olacak ya da küresel güçlerin madencilik sahası olarak kalmaya devam edecek. Seçim bizim…

 

  • – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –
İnteraktif Satış Eğitimi Yöneticiler Için Ileri Seviye Kurumsal Satış Eğitimi
Yöneticiler için ileri seviye Kurumsal Satış Eğitimi

SATIŞ EĞİTİMİ UYGULAMA ÇALIŞMALARI

SATIŞ MAKALELERİ

Kayıt Formu

Kayıt için Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) Usul ve Esasları Uyarınca Kişisel Verilerinizin Korunması Hakkında Müşteri Aydınlatma Metnin okunması ve kabul edilmesi gereklidir.