Sektörde Yaşanan Daralmaya Rağmen, Hattat %30 Büyüme Kaydetti, 2023 İhracat Hedefi: 1 Milyar Dolar

En yüksek yerli katma değer ile en fazla ihracat gerçekleştiren marka Hattat Traktör büyümeye devam ediyor. 2016 yılında dünyada ciddi daralmaların yaşandığı ticari araç, traktör ve iş makineleri sektöründe faaliyet gösteren Hattat Traktör yatırımlarına hız kesmeden devam etti. Bu sayede sektörün dünya pazarında yaşadığı daralmaya rağmen yüzde 30 büyüme kaydetti. Grubun ihracat hedefi ise 1 milyar dolar.

Hattat Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Hattat, “Atılım Yılı ilan edilen 2017 yılına ülke olarak rekorla başladık. Ocak ayı ihracatı yüzde 15 artışla 10 buçuk milyar dolar olarak gerçekleşti. Biz de grup olarak ülke ihracatımıza katkı sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz. Grubumuzun 2023 ihracat hedefini 1 milyar dolar olarak belirledik” açıklamasında bulundu.

Hattat Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Hattat ise, “Hattat Holding 4 bin 100 kişiyi, yönetim kurulu başkanı olduğum Hema Grubu ise 2 bin 400 kişiyi istihdam etmektedir. İSO’nun İlk 500 sıralamasına 2015 yılında 2 şirket ve İkinci 500 sıralamasına da 2 şirket ile giren grubumuzun hedefi ilk 50 sıralamasına girmektir. İhracat sıralamasında her yıl ilk 100 şirket sırlamasına giriyoruz. Hedefimiz ilk 30 şirket arasına girmektir. 2016 yılında dünyada tüm kıtalarda faaliyette olduğumuz ticari araç, traktör ve iş makineleri sektörlerinde daralmalar yaşanırken yüzde 10 büyüme kaydeden grubumuzun otomotiv ve tarım sektörü faaliyetleri de devreye giren yeni ürünler ve müşteriler ile genişlemektedir” şeklinde konuştu.

Hattat Grubu’nun traktör fabrikasının 80’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdiğinin bilgisini veren Hattat, Soner fabrikalara ziyaret düzenledi. Ardından Peru, Fransa, Fas, Macaristan ve Sırbistan’a gönderilecek traktörleri misafirlerle birlikte uğurladı. Hattat şöyle devam etti: “Bugün burada 5 farklı ülkeye ihraç ettiğimiz traktörleri sizlerle birlikte uğurlamanın gururunu yaşıyoruz. 80’den fazla ülkeye ihracata gerçekleştiriyoruz. Yerli katma değerimiz çok yüksek, burada ürettiğimizi dünyanın hemen her yerinde satıyor, ülke ekonomimize katkıda bulunuyoruz. Bulunmaya da devam edeceğiz. Bu doğrultuda Ar- Ge yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Yıllık ciromuzun minimum yüzde 2’sini Ar – Ge merkezimizde kullanıyoruz.”

Turizm, Holding gibi yönetilmeli

Turizm sektöründe geçen yıl yaşanan zorlu sınavın tekrar yaşanmaması için, krizin doğru tanımlanması ve yapısal değişiklikler yapılması gerektiğini söyleyen Er Yatırım Genel Müdürü Ferzan Çelikkanat, “Turizm, holding gibi yönetilmeli, başına da bir CEO getirilmeli. Şu dönemde yeni yatırımları bir süreliğine de olsa teşvik etmek yerine, faaliyetteki işletmelere odaklanarak hareket edilip mevcut işletmelerin ayakta kalması için destek verilmeli” dedi.

Turizm sektörü, 2016 yılında ciddi bir sınavdan geçti. Yaşanan olaylardan en çok etkilenen sektörlerden biri olarak, 2016 Ocak-Kasım döneminde Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı yüzde 30.85 azalışla 24.05 milyon kişi oldu. Net seyahat gelirleri de yıllık yüzde 33,7 azalarak 14,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Son yıllarda, turizm sektörüne yaptığı yatırımlarla dikkat çeken ve aynı zamanda Four Points by Sheraton markasının işletmecisi Er Yatırım firmasının Genel Müdürlüğünü yürüten Ferzan Çelikkanat, “Geçen yıl yaşanan zorlu sınavın tekrar edilmemesi için, krizin doğru tanımlanması ve yapısal değişiklikler yapılması sı gerekir. Turizm, holding gibi yönetilmeli, başına da bir CEO getirilmeli. Şu dönemde yeni yatırımları bir süreliğine de olsa teşvik etmek yerine, faaliyetteki işletmelere odaklanarak hareket edilip mevcut işletmelerin ayakta kalması için destek verilmeli” dedi.

Ferzan Çelikkanat, Turizm Bakanlığı’nın icracı bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, bürokratların yanı sıra kardan ve zarardan sorumlu tutulacak profesyoneller ile milyonlarca dolarlık yatırım yapan kişilerin de bu yapının içinde söz sahibi olması gerektiğini söyledi. Reel sektörün içinde olanların motivasyonunun çok daha yüksek olacağını ifade eden Çelikkanat, açıklanan ‘Turizm Acil Eylem Destek Paketi’ ve ‘Turizm Sektörü İstihdam Destek Paketi’nin kapsam ve içerik olarak genişletilerek modifiye edilmesi gerektiğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

Mevcutların yaşaması için, işletme odaklı hareket etmeli

“Turizm, holding gibi yönetilmeli. ‘Turizm Yatırım Teşvik ve Turizm Yatırımlarına Destek’ politikalarını, ‘Turizm Tesislerinin Desteklenmesi ve Turizm İştiraklerinin Desteklenmesi’ olarak bu süreçte dönüştürülmeli. Şu anda borçla mücadele eden çok sayıda tesis ve işletme var. Bunların kaybedilmeden, batırılmadan yaşatılması gerekli. Üzerlerindeki istihdam yüküne katkı sağlanmalı. Faaliyetteki işletmelere KDV kolaylıkları sağlanmalı. Devlet destekli işletme sermayesi kredileri paketleri oluşturulmalı. Tahsisli tesislerdeki, özellikle Akdeniz çanağında 2020-22 döneminde, büyük bir yığılma ile süreleri dolacak olan tesislere yeni koşulların iyileştirilmesi gibi yeni bir bakış açısı geliştirilmeli. Konaklama sektöründe SGK ve muhtasar ödemelerini en az 18 ay faizsiz olarak ertelemeli. 2017 sonuna kadar sosyal sigorta primlerinin, en azından yarısı merkezi bütçe tarafından karşılanmalı. İş ve iş kanundaki düzenlemelerle, özellikle esnek çalışma modeli en kısa sürede hayata geçirilmeli.”

İç pazar stratejisi yeniden belirlenmeli

Ferzan Çelikkanat, konjonktürel yaklaşımlar veya spesifik sorunlara özel kısa vadeli çözüm önerilerinin sağlıklı olmadığını ifade ederek, 2016 yılında turist sayısındaki düşüşün turizm gelirlerinde azalmaya neden olduğunu ve bunun sonucunda da istihdamın ve yatırımcı finansal dinamiklerinin olumsuz etkilendiğini hatırlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu süreç 2017 ve 2018 içinde devam edecek gibi gözükmekte. Ancak 2016 yılında gördük ki, başkaca yapısal eksiklerimiz ve kronik hatalarımız da var. Bu hataları tekrarlamamamız için; ‘Türkiye Turizm Stratejisi’ belirlenmeli, dinamik bir master plan hazırlanarak, Bakanlar Kurulu Kararı’yla yayınlanmalı. Ulusal boyutta bir turizm politikası oluşturulmalı ve iç pazar stratejisi yeniden belirlenmeli. Yerli turistin harcaması yabancı turistten daha yüksek. Geçen yıl yabancı turistin ortalama harcaması 635 dolarken, yerli turist 954 dolar harcadı. Tanıtım ve pazarlamada yeni metotlar belirlenmeli. Özel temalar, bölgesel ve destinasyon bazlı alt markalar yaratılmalı. Mesela Urfa Göbeklitepe, Nevşehir Kapadokya, Kastamonu Valla Kanyonu gibi. Tüm bunların yanı sıra turizm birlik yasası çıkarılmalı.”

Tur operatörlerinin güdümünden çıkmalıyız!

Özellikle satış stratejisinde ve satış kanallarındaki alışkanlıkların değiştirilmesi gerektiğine vurgu yapan Ferzan Çelikkanat; “Ülkeyi büyük tur operatörlerinin güdümünden kurtarmak gerekli. Her şey dahil sistemi kesinlikle ortak bir konsensüs ile yapısal olarak değiştirmeli ve ucuz ülke kavramından uzaklaşmalıyız. ‘Toptancı Pazarlama’ anlayışından ‘Perakende Pazarlama’ anlayışına geçmeliyiz. İspanya yüzde 70 oranında bunu perakendeci pazarlama olarak sağladı, başarılı oldu ve turizm sezonunu uzattı. Direkt uçuşları ve tarifeli seferleri açmamız gerekiyor. Rusya krizinde gördük ki, charterlar Rusya’da yasaklandığında, en büyük pazarımıza Antalya’dan direkt uçuşumuz yok. Gelmek isteyen Rus istese dahi gelemedi. IT altyapısına, online satış kanallarına ve dijital pazarlamaya yatırım yapılarak ülke olarak bu mecraya taşınmamız gerekiyor” dedi.

Turizm eksenimiz batıdan doğuya kaymalı

Ferzan Çelikkanat, turizm gelirlerini artırmak ve ülkeye döviz girdisi sağlamak için, ürün çeşitlendirmesi yapılması gereğinin üzerinde durarak şunları söyledi:

“Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; dünyanın ekseni Batı’dan Doğu’ya her anlamda kayıyor. Özellikle de (GDP) gayri safi milli hasıla ortalama değerleri açısından. Ülke stratejilerimizi, geliştireceğimiz ürünlerimizi hatta okullarda vereceğimiz dersleri bile planlarken, bu değişime göre hazırlanmalıyız. Politikalarımızı bu realiteye göre oluşturmalı, pazarlamada, destinasyon yönteminde ve planlarımızda bu geleceği okuyarak hareket etmeliyiz. Uzak Doğu, özellikle Çin pazarı dünyayı ciddi şekilde etkilemeye ve etkisi altına almaya başladı. 2016 yılının 3’üncü çeyreği itibarıyla, Türkiye’de yabancı sermayeli 185 anonim şirket 1005 limited şirket kurulmuş. Bunlar içinde sermaye yapılarına bakıldığında en fazla yabancı sermaye Çin Halk Cumhuriyeti’nden. Çinli sigorta şirketi Anbang ve HNA Group son zamanlarda dünya çapında çok büyük otel zincirlerini satın aldı. 2015 yılında Çinli turistler 295 milyar dolar harcadılar.”

Türk bankaları tüketici bağlılığında küresel ortalamanın üzerinde

EY’nin bankaların tüketici ihtiyaçlarıyla bağlılığını ölçmek amacıyla 32 ülkede 55 binden fazla banka müşterisinin görüşünü alarak oluşturduğu Küresel Bireysel Bankacılık Bağlılık 2016 Endeksi’ne göre; Türk bankaları 100 üzerinden 75.6 ile küresel ortalamanın üzerinde seyrediyor. Ancak finansal hizmetlerde kişiselleştirilmiş ürünlerin ortaya çıkması ile geleneksel bankacılıkta müşteri ilişkileri kırılganlaşırken, Türk bankalarının temel finansal hizmet sağlayıcı olarak payı azalıyor. Türk bankalarının temel finansal hizmet sağlayıcı olarak payı 2014’te %90 seviyesindeyken, 2016’da %79’a geriledi.

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin bankaların tüketici ihtiyaçları ile bağlılığını ölçmek amacıyla Ocak-Nisan 2016 tarihleri arasında dünya genelinde 32 ülkede 55 binden fazla banka müşterisinin görüşünü alarak oluşturduğu Küresel Bireysel Bankacılık Bağlılık Endeksi’ne göre; dünya genelinde finansal hizmet ihtiyaçlarının değişim göstermesi tüketiciyi farklı alternatif arayışlarına yöneltiyor. Tüketicilerin bankaları bugün hangi hizmet ve ürünler için kullandığı ve gelecekte nasıl kullanmak istediklerine dair hem mevcut hem de geleceğe yönelik göstergeleri içeren EY endeksi, bankaların temel finansal hizmet sağlayıcı rolüne ilişin çarpıcı bulgular içeriyor.

Son bir yılda tüketicilerin %42’si alternatifleri denedi
Finansal hizmetlerde kişişelleştirilmiş, kullanımı kolay ve güvenilir ürünler sunan yeni rakiplerin ortaya çıkması, müşterilerin geleneksel bankalarla olan bağlarını kırılganlaştırıyor. Endeks sonuçlarına göre; tüketicilerin %40’ı banka bağlılığında azalma olduğunu ifade ediyor. Bununla birlikte bankalara duyulan güven, yalnızca dijital kanallardan ürün ve hizmet sunan bankalar ve finansal teknoloji (FinTech) şirketlerinin sunduğu bankacılık hizmetleri karşısında geriliyor. Son 1 yılda küresel olarak tüketicilerin %42’si geleneksel olmayan finansal hizmet sağlayıcıları kullanırken, %21’i henüz kullanmadığını ancak yakın gelecekte kullanmayı düşündüğünü belirtiyor. Tüketicilerin %32’si finansal hizmet sağlayıcıları arasında ürün farkı olduğuna inanırken, yalnızca %14’ü günümüz bankacılık sektörüne bütünüyle güvendiğini dile getiriyor. Endeks sonuçlarına göre insan etkileşiminin tüketiciler için hala önemli olduğu dikkati çekiyor. Katılımcıların %59’u yeni bir hizmet veya danışmanlık almak için şubeye gitmeyi veya bir insanla görüşmeyi istediğini söylüyor.

Türk bankaları güvende de ortalamanın üzerinde
Müşteriler ile bankalar arasındaki bağın incelendiği endekste, bankalar 4 temel değişken özelinde mercek altına alınıyor ve en yüksek değerleme 100 rakamı ile ifade ediliyor. En yüksek değerleme; tüm finansal ürünlerin kullanılmaya devam edildiği, bankaların birincil finansal hizmet sağlayıcı olarak görüldüğü, bankalara bilgi güvenliği ve şeffaflık gibi konularda tümüyle güven duyulduğu ve finansal danışmanlık, yeni ürün ve hizmetler ile ilgili olarak özellikle başvurulduğuna işaret ediyor. Endekste 0 değeri ise müşterilerin tüm finansal işlemleri için sadece banka dışı kurumları kullandıklarını ifade ediyor.

Endekse göre bankaların tüketici ile bağlılığına dair küresel ortalama 75.1 seviyesinde gerçekleşti. Türk bankalarında ise tüketici bağlılığının 75.6 ile küresel ortalamanın üzerinde olduğu görüldü. Türk bankaları ile aynı değerlemeyi alan Birleşik Krallık bankalarını Yunanistan (76.9) ve İspanya (77.6) takip ediyor. Finlandiya, Almanya, Yeni Zelanda ve Norveç bankalarının sırasıyla 82.7, 81.1, 80.6 ve 80.5 ile tüketiciyle arasında en yüksek bağlılığı sağladığı görülürken, Suudi Arabistan, Endonezya, Çin ve Hindistan bankaları sırasıyla 59.7, 66.9, 69.5 ve 71.1 ile en düşük değerlemeleri aldı.

Endeks sonuçlarında Türkiye’de temel finansal hizmet sağlayıcılara duyulan güvenin küresel ortalamanın %10 üzerinde olduğu görüldü. Küresel olarak katılımcıların %40’ı temel finansal hizmet sağlayıcılara bütünüyle güven duyduğunu belirtirken,Türkiye’de bu oran %51 seviyesinde. Rusya’da ise %31 seviyesinde olduğu kaydedildi.

Bankalar tek finansal hizmet sağlayıcısı olmaktan çıkıyor
Endekse göre; dünya genelinde finansal hizmet ihtiyaçlarının değişim göstermesi tüketiciyi farklı alternatif arayışlarına yöneltiyor. Finansal teknoloji (FinTech) şirketleri gibi yeni hizmet sağlayıcıların son dönemdeki hızlı yükselişi, Türk banka müşterilerinin geleneksel olmayan finansal hizmet sağlayıcılara yönelmesine yol açıyor. Endeks sonuçlarına göre geleneksel bankacılığa göre farklı hizmet ve ürünler sunan bu yeni piyasa oyuncularının Türkiye’de temel finansal hizmet sağlayıcı olarak kullanılma oranı %13 seviyesinde. Gelişmekte olan ülkeler arasındaki Rusya’da farklı bankacılık hizmetleri sunan yeni şirketlerin temel finansal sağlıyıcı olarak kullanılma oranı %3 iken, Romanya’da %7 olduğu görülüyor. Küresel ortalamaya bakıldığında ise geleneksel olmayan bankacılık hizmetlerinin temel finansal sağlıyıcılar olarak kullanılma oranının %6 seviyesinde olduğu görülüyor. “Türk bankalarının tüketici taleplerini karşılamak için günümüzün şartlarına uygun adımlar attığını görmek Türk bankacılık sektörü temellerinin sağlam olduğuna dair güçlü bir kanıt teşkil ediyor” diyen EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı ve Yönetim Danışmanlığı Lideri Gökhan Gümüşlü, “Bundan otuz yıl önce bankalar, finansal danışmanlık ve hizmetlerde neredeyse rakipsizdi ve bankalara derin bir güven duyuluyordu. Araştırmamız; bankaların tüketici tercih ve beklentilerinin hızlı bir şekilde değişmesi ve kullanımı kolay FinTech ürünlerinin geleneksel bankacılığa bir alternatif olarak yükselişi gibi faktörlerin sonucu olarak tüketici ile bağının geçmişteki kadar güçlü olmadığını ortaya koyuyor. Bankaların dijital hizmetlerin gelişmesi, bilgiye erişimin kolaylaşması ve ürünlerin kişiselleştirilmesi gibi etmenler nedeniyle tüketici talebine uyum sağlamada doğru adımları atması gerekiyor. Tüketicilerin banka tanımını yeniden şekillendirdiğine şahit oluyoruz” dedi.

Gelişen pazarlarda mobil bankacılık ve geleneksel olmayan yükselişte
Tüketicilerin birincil finansal hizmet sağlayıcısı olarak gördükleri finansal kurumlar, geleneksel olmayan finansal hizmet sağlayıcıların ortaya çıkması ile birlikte değişiyor. EY endeksi, tüketicilerin finansal yaşamlarını yönetmede bankaları artık ilk ve tek seçenek olarak değerlendirmediklerine işaret ediyor. Ülkeler, banka bağlılığını belirleyen 4 temel değişken özelinde incelendiğinde gelişen pazarlarda mobil bankacılık ve geleneksel olmayan finansal hizmet sağlayıcılarının yükselişte olduğu görülüyor. Öte yandan Danimarka, Almanya, Kanada ve Birleşik Krallık gibi gelişmiş pazarlardaki tüketicilerin geleneksel bankaları birincil finansal hizmet sağlayıcı olarak kullanma eğiliminde olduğu görüldü. Hong Kong ve Singapur’da tüketicilerin sırasıyla %12 ve %6’sının geleneksel bankacılığı ilk finansal hizmet sağlayıcısı olarak görmediği ortaya çıktı. Öte yandan araştırmanın gerçekleştirildiği ülkeler içerisinde geleneksel bankalara duyulan güvenin Çin ve Hindistan’da en yüksek olduğu, Japonya’da ise en düşük olduğu ortaya çıktı.

PwC Türkiye, Opsago alımı ile danışmanlıkta iddiasını zirveye taşıyor

PwC Türkiye; tedarik zinciri, satış operasyonları ve dijitalleşme alanlarında uzman Opsago Yönetim Danışmanlığı’nı satın aldı. Bu adımı ile operasyonel mükemmellik uygulamaları konusunda Türkiye’deki en yetkin ekibi oluşturan PwC Türkiye, danışmanlık hizmetlerinde çok daha hızlı bir büyüme sürecine giriyor

Türkiye’deki faaliyetlerini 36 yıldır sürdüren PwC Türkiye, ilk defa lokal bir şirket satın alması yaparak, Opsago Yönetim Danışmanlığı’nı bünyesine kattı. Türkiye’nin de dahil olduğu PwC Europe Bölgesi’nin en hızlı büyüyen bölümü olan danışmanlık hizmetlerinde büyüme, şirketin gelecek dönem stratejisinin ana odakları arasında yer alıyor. Tedarik zinciri ve satış operasyonları alanında çok başarılı çözümleri olan Opsago Yönetim Danışmanlığı’nın PwC bünyesine katılması, bu stratejinin önemli adımlarından birini oluşturuyor. Bu alım ile 100’ü aşkın uzman bir ekibe ulaşan PwC Yönetim Danışmanlığı bölümünün operasyon tarafını daha da güçlendiren PwC Türkiye, stratejiden uygulamaya çok geniş bir yelpazede sunacağı hizmetleri ve operasyonel mükemmellik hedefi ile danışmanlık hizmetlerinde Türkiye’de kısa zamanda önemli bir büyüme hedefini yakalayacak.

Türkiye’nin en büyük Özel Sermaye Fonları ile çalışan Opsago Yönetim Danışmanlığı, bu fonlar tarafından satın alınan portföy şirketlerinin değerini artıran ve bu şirketlerin operasyonel birleşme süreçlerine destek veren bir kurum. Bu satın alma ile birlikte Opsago butik hizmet anlayışı, operasyonel uzmanlığı ve yetkin kadrosu ile PwC Türkiye’nin mükemmel ekibi ve global birikimi ile buluşuyor. Opsago Genel Müdürü Kıvanç Emiroğlu ise bugünden itibaren PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Lideri olarak danışmanlık bölümünde strateji, operasyon ve teknoloji yönetiminden sorumlu olacak.

PwC Türkiye Başkanı Halûk Yalçın “PwC Türkiye olarak her alanda liderliğimizi pekiştirecek şekilde hızla büyümeye ve ülkemizin iş yaşamına değer katmaya devam edeceğiz. Bu satın alma bizim ülkemize, PwC Europe ve PwC Global yapısının da bizlere ve Türkiye’ye olan güveninin çok önemli bir göstergesidir” dedi. PwC Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Lideri Hüsnü Dinçsoy ise “Danışmanlık Hizmetleri, PwC Europe’un önemli yatırımlar yaptığı, her sene çift haneli büyüme rakamları kaydettiği ve beklentilerin de bu ölçüde büyük olduğu bir alan. Opsago’nun bünyemize katılması tam da bu nedenle çok değerli bir adım. PwC Türkiye Danışmanlık Hizmetleri’nin merkezinde temel operasyonların etkinlik ve verimliliğinin artırılması ve kurumsal stratejilerin belirlenmesi yer alıyor. Bu satın alma ile stratejiden uygulamaya çok geniş bir yelpazede sunacağımız hizmetler ile operasyonel mükemmellik konusunda zirve yapacağız” dedi.

PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı’nın yeni lideri Kıvanç Emiroğlu “PwC Türkiye yıllardır yakından takip ettiğim, Türkiye pazarında çok başarılı çalışmalara imza atmış bir kurum. Lider kadrosunun yönetim danışmanlığı alanında sahip olduğu kararlılık ve Türkiye’nin geleceğine olan inancı çok etkileyici. Bu grubun bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum. PwC’nin Danışmanlık Hizmetleri’nde ortaya koyduğu stratejik yaklaşımlar ise sektör için rehber niteliğinde. Şimdi bu rehberliğe yeni ve güçlü bir sinerji ekliyoruz. Türkiye ağırlıklı olarak bir operasyon ülkesi. Opsago’nun operasyonel alandaki uzmanlığını PwC’nin gücüne katarak, operasyonel mükemmellik anlayışını kurumlar için bir prensip haline getirmek ana hedefimiz. Ve PwC’de hedeflere ulaşmak için her şey var” dedi.

Vaillant Group Türkiye’de bayrak değişimi

Vaillant Group Türkiye’de 2013 yılından beri CEO olarak görev yapan Dr. Axel Busch’un yerine, 15 yıldır grup içerisinde çeşitli görevlerde bulunan Alper Avdel geçecektir.

Vaillant Group Türkiye, CEO Dr. Axel Busch’un, 01 Nisan 2017 tarihinde görevinden ayrılacağını, yerine aynı tarih itibariyle halen Finans ve IT Direktörü olarak görev yapan Alper Avdel’in atanacağını açıkladı.

Alper Avdel, görevi devraldıktan sonra tüm grup aktivitelerinin gerçekleşmesinden sorumlu olacak; Vaillant Group Türkiye çatısı altındaki Vaillant, DemirDöküm ve Protherm markalarının gelişim çalışmalarını yürütecektir.

Alper Avdel kimdir?
1974 doğumlu olan Avdel, 1996 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Kariyerine, 1996 yılında İnterbank’da Yatırım Danışmanı olarak başlayan Avdel, ABD’de Western Illinois University’den aldığı MBA derecesinin ardından Türkiye’ye döndü ve 2001 yılında Vaillant Group Finans Departmanı’nda görev aldı. Sonraki yıllarda Vaillant Gruop’ta Finans ve IT Departman Direktörü olarak görev yaptı. Bu süre zarfında, Vaillant Group’ta, DemirDöküm entegrasyonunun dizayn edilmesinde ve finansal dönüşümde önemli katkılarda bulundu.
Vaillant Group Türkiye şirketleri Vaillant Türkiye, Türk Demirdöküm, Panel AŞ ve sektör dernekleri DOSİDER (Doğalgaz Sanayicileri Derneği), TURKBESD (Türk Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi olan Avdel, evli ve iki erkek çocuk babasıdır.

Schneider Electric, 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda enerji yönetimi çözümleriyle yer aldı

Schneider Electric, Türkiye’nin 2023 enerji verimliliği hedeflerine odaklanan 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda yeni nesil enerji yönetimi çözümlerini tanıttı.

Enerji yönetimi ve otomasyonda dünya çapında uzman olan Schneider Electric, 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda sürdürülebilir enerji yönetimine dair uzmanlığını kamu ve özel sektörden kuruluşlarla paylaştı. 36. Enerji Verimliliği Haftası çerçevesinde gerçekleştirilen 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı, 11-12 Ocak 2017 tarihlerinde, İstanbul WOW Convention Center’da düzenlendi.

Enerji verimliliğinde 2023 hedeflerine odaklanan 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda Schneider Electric, enerjinin sürdürülebilir bir şekilde kullanımı için geliştirdiği danışmanlık hizmetlerini katılımcılarla paylaştı.

Fuarın başlangıcında gerçekleştirilen açılış konuşmalarının ardından, Schneider Electric standını ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Sayın Fatih DÖNMEZ, Müsteşar Yardımcı Sayın Abdullah TANCAN ve Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Sayın Dr. Oğuz CAN’ın bulunduğu heyete Schneider Electric Enerji Verimliliği Departmanı olarak, Enerji Yönetimi alanında verilen hizmetler anlatıldı. Schneider Electric’in bir sosyal sorumluluk projesi olan “Enerji Üniversitesi” hakkında kapsamlı bilgi alan heyet ile çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından, standı ziyaret eden fuar katılımcılarına da Schneider Electric Türkiye’nin Enerji Verimliliği çalışmaları hakkında bilgiler verilmeye devam edildi.

Ayrıca Schneider Electric Türkiye, Enerji Bakanlığı tarafından hem bina hem de sanayi alanında yetkilendirilmiş ve sertifikalandırılmış bir Enerji Verimliliği Danışmanlık şirketidir. Bu yetkileri kapsamında Schneider Electric Türkiye, “daha az kaynakla daha çoğunu başarabilmeleri” için güvenilir, güvenli, verimli ve sürdürülebilir enerji konularında hem müşterilerine hem de Türkiye ve dünya çapında yardımcı görevi üstlenmektedir.

Schneider Electric, Enerji Etüdü çalışmaları ile sanayide %20-30, binalarda ise %30-40 oranlarında olan enerji verimliliği potansiyelinin ortaya çıkarılmasında destek sağlıyor. VAP (Verimlilik Artırıcı Proje) Danışmanlığı ile verimlilik projelerine %30’a varan hibe sağlanmasına aktif rol üstleniyor. ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemleri Danışmanlığı ile yaratılan iyileştirmelerin sürdürülebilir olması için çalışıyor. Aynı zamanda yerinde veya uzaktan izleme sistemleri ile sürdürülebilirliğe katkı sunuyor. Tüm bu çalışmalarını süreli Enerji Yönetimi Danışmanlığı ile güçlendiren Schneider Electric, Enerji Verimliliği Farkındalık Eğitimi ile de toplumsal bilincin artmasına ve bu sayede verimliliğin artırılmasına hizmet ediyor.

Schneider Electric, etkinlikte 6 basamaktan oluşan Enerji Yönetimi Yol Haritası’nı da katılımcılara tanıttı. Şirket ilk adımda mevcut iş süreçlerini inceleyerek enerji verilerini ve kullanım alanlarını değerlendiriyor. Buna bağlı olarak ulaşılabilir hedefler belirleyerek kolay uygulanabilir bir enerji yönetimi stratejisi oluşturuyor. Schneider Electric her adımda güncellenen akıllı hedefler için bir de takip sistemi oluşturuyor. Üçüncü adımda enerji yönetimi planlaması yapılıyor. Her birimi içeren teknik bir planlama olan bu süreçte etüt ve analizlerle iyileştirme potansiyelleri ve işletme kontrolleri belirlenerek enerji planlaması gerçekleştiriliyor. Ardından planın uygulama aşamasında iş birlikleri ve kaynak yönetimi konusunda danışmanlık sağlanıyor. Verimlilik Artırıcı Proje başvuruları da bu süreçte değerlendiriliyor. Son iki aşamada ise izleme sistemleri ile verimlilik sonuçları kontrol ediliyor ve iyileşmenin sürdürülebilir hale gelebilmesi için ISO 50001 süreçleri yürütülüyor.

Fuarın ilk gününde öğleden sonra gerçekleştirilen “Enerji Verimliliği Hizmetleri – EVD şirketleri Uygulamaları” oturumunda ise Schneider Electric Enerji Verimliliği Departmanı sorumlusu ve Enerji Verimliliği Danışmanı Sn. Enes AKGÜN, yapmış olduğu sunum ile Enerji Verimliliğinde başlangıç noktası olarak kabul edilen Enerji İzleme Sistemlerini anlattı. Schneider Electric hakkında kısa bilgiler verdikten sonra Akgün, Enerji İzleme Sistemlerinin tesisler için neden hayati bir önem taşıdığı hakkında bilgilere yer verirken, “ölçmediğiniz şeyi bilemezsiniz, bilmediğiniz şeyi yönetemezsiniz” kavramını günlük hayattan örneklerle açıkladı.
Bir Enerji İzleme Sisteminin nasıl olması gerektiğinin ve hangi parametreleri içermesi gerektiğinin anlatıldığı sunumda, Enerji İzleme Sistemi kurulması ile firmaların elde edebileceği kazanımlar anlatıldı. Saha çalışmalarından elde edilmiş olan birkaç iyi uygulama örneği vererek, düzgün yapılandırılmış bir Enerji İzleme Sisteminin firmalara kazandıracaklarını somutlaştıran Akgün, son olarak etkin bir Enerji İzleme Sistemi için olmazsa olmaz özellikleri ve parametreleri anlattı.

Günde 10 saat oturmak 8 yıl yaşlandırıyor

Hareketsiz yaşam genleri yaşlandırıyor. Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika aerobik egzersiz önerisini yerine getirmeyenlerin, biyolojik olarak 8 yıl daha yaşlandığına dikkat çeken uzmanlar, “Yaşamınızı sağlıklı geçirmek, genlerinizi genç tutabilmek için harekete geçin” önerisinde bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr.Defne Kaya, sağlık üzerinde çok önemli etkisi bulunan hareket ve egzersizin yaşlanmayı geciktirdiğini söyledi.

“Eskiden günde 6 saat oturan kadınların üç saat oturanlara göre % 10 daha fazla kansere yatkın olduğunu biliyorduk.  Ama yeni çalışmalar işin ciddiyetini biraz daha gözler önüne sermiş durumda” diyen Doç. Dr. Defne Kaya, “Kanserin ötesinde otura otura genlerimizi yaşlandırıyoruz. Günde 10 saat oturan ve haftalık 150 dakika aerobik egzersiz önerisini yerine getirmeyenler, biyolojik olarak 8 yıl daha yaşlanmaktadır. Gerçek yaşımız ile biyolojik yaşımız her zaman aynı oranda ilerlemez. Bazen çok daha yaşlı bazen çok daha genç bir bedene sahip olabiliriz. İşte yapılan çalışmalar, hareketsiz yaşamın aslında genleri yaşlandırdığını göstermiş vaziyette” diye konuştu.

Telomerler de kısalıyor

Her bir DNA sarmalının ucunda bulunan telomerlerin hücrelerimiz her bölündüğünde sürekli kısaldığını belirten Doç.Dr. Defne Kaya, hareketsiz yaşamın telomer kısalmasını hızlandırdığımı ifade ederek şunları söyledi:

“Telomer, her bir DNA sarmalının ucunda bulunan ve kromozomları koruyan parçalardır. Tıpkı ayakkabı bağcıklarının ucundaki plastik parçalara benzerler. Vücudumuzdaki tüm hücrelerdeki DNA sarmallarının ucunda bulunurlar. Her hücrede 23 kromozom çifti olduğundan, her hücrenin 92 telomeri vardır. Hücrelerimiz bizi genç ve sağlıklı tutabilmek için her bölündüğünde, telomerler sürekli kısalır. Ayrıca telomer uzunluğu stres, sigara, obezite, egzersiz eksikliği, kötü beslenme alışkanlıklarının da katkısı ile daha da kısalır. Embriyonun ilk başlangıçta telomer uzunluğu 15 bin BP’dir. (BP:base pair-baz çift) Anne rahminde o kadar hızlı bir hücre bölünmesi ve çoğalması yaşanır ki bebek doğduğunda telomer uzunluğu 10 bin BP’e kadar düşer. Genellikle yaşlandığımızda telomer uzunluğumuz 3 bin – 4 bin BP’e kadar kısaldığında artık hücrelerimiz görev yapmayı bırakırlar. Tüm yaşamımız boyunca yaklaşık her biri 7 bin BP uzunluğunda telomerimiz vardır ve yaşam şekline bağlı olarak telomerlerimiz her yıl 50-200 BP kısalır. Eğer hareketsiz bir yaşamımız varsa, günde 10 saat oturuyorsak telomerlerimiz yılda ortalama 170 BP kısalmaya başlıyor.”

Hareketsiz yaşamın telomer kısalmasını hızlandırdığını, bunu da yaşanmamış 8 yıla karşılık geldiğini belirten Doç.Dr. Defne Kaya, “Yapılan çalışmalar uzun süre oturan, gün içinde hareketsiz kalan, haftada en az üç gün kalp ritmini artıracak (tempolu yürüyüş, koşu, bisiklete binme gibi) aktiviteleri yapmayan kişilerde, telomer boyunun aktif kişilere oranla oldukça kısa olduğunu göstermiştir” dedi.

Doç.Dr. Defne Kaya, telomer kısalmasını tetikleyen diğer faktörlerin kalp hastalıkları, diyabet, kanser, sigara tüketimi ve obezite olduğunu sözlerine ekledi.

Egzersiz sadece sağlık değil gençlik de veriyor

Gün içinde uzun süre sabit oturmak zorunda kalsa da günde en az 30 dakika tempolu yürüyüş yapan ya da egzersiz yapanlarda telomer kısalmasının normal sınırlarda bulunduğunu belirten Doç.Dr. Defne Kaya, şöyle konuştu:

“Bu da bizlere aslında çok önemli bir ipucu veriyor: Genç ve enerjimiz yerinde iken başlayacağımız egzersiz bizi sadece sağlıklı değil genç de tutacaktır. Arabada, iş yerinde, masa başında, televizyon ve ekran karşısında geçirdiğimiz zamana baktığımızda, 24 saatin 7 saatini uyuyarak geçirdiğimizi düşünürsek, geriye kalan 17 saatin sadece 1-2 saatini ayaklarımızın üstünde geçiriyoruz. Bunun da ne kadarında kalbimizin ritmi değişiyordur, tartışmalı. Erişkin ve genç bireylerin günde en az 10 saat sabit pozisyonda kaldığı bilgisi, bizleri, uzun süre oturmayı “yeni sigara benzeri tehlike” olarak sınıflandırmaya itmiştir. Hareketsiz yaşam Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada ölüme yol açan dördüncü önlenebilir felaket olarak sayılıyor. Haftada bir kaç kez günlük 30-45 dakika egzersiz yapan bir kişi geri kalan tüm zamanını oturarak geçiriyorsa hala sedanter (fiziksel aktivitenin minimum seviyede olduğu, hareketsiz yaşam tarzı) sayılmaktadır. Sabit pozisyonda uzun süre çalışıyorsanız, her 30 dakikada bir “2-3 dakika” ayağa kalkıp yürüyün. Ayrıca hiçbir şeye vakit bulamıyorsanız bile haftada 2-3 kez 30-40 dakika tempolu yürüyüş yapın. Sadece yürümek için çıkın. Yaşamınızı sağlıklı geçirmek, genlerinizi genç tutabilmek için harekete geçin.”

Merkez Bankası Enflasyon Tahminlerini ve Varsayımlarını Güncelledi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 2017 yılı ilk enflasyon raporunda başkan Murat Çetinkaya’nın piyasalara önemli mesajlar verdiğini gördük. Döviz kurlarında yaşanan yüksek oynaklığı yakından takip edildiğini ifade eden Çetinkaya, gerekmesi halinde ek ilave sıkılaştırma tedbirleri almaya devam edeceklerine yönelik söylemler TCMB’nin para politikasında aktif şekilde yönlendirmelerini sürdüreceğini göstermektedir. Öte yandan TCMB, enflasyon oranı tahminlerini ve varsayımlarında güncellemeler gerçekleştirdi. Petrol fiyatları varsayımları 54 $ seviyesinden 57 $ ‘a revize edilirken gıda fiyatları tahminleri ise 2017 yılında % 9 seviyesine yükseltildi. Gıda fiyatları tahminin % 9 seviyesine revize edilmesi enflasyon oranının yaklaşık % 0,4 artış göstermesine neden olacaktır.

TCMB’den Para Politikasında “Sıkı Duruş” Vurgusu

Gıda, Enerji ve Döviz kurunun enflasyon geçiş etkisi nedeniyle 2017 yılı enflasyon tahminlerinde yukarı yönlü revize dikkat çekti. 2017 yılı enflasyon tahmini % 8 seviyesine yükseltildi. 2016 yılının Ekim ayında açıklanan enflasyon raporuna göre, enflasyon tahminin de yaklaşık % 1,5 puan yukarı yönlü revize yaşandığını görüyoruz. TCMB’nin, özellikle TL’nin yaşadığı değer kayıplarının enflasyona geçiş etkisini dikkate aldığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda, TCMB fiyat istikrarını sağlamak için para politikasına yönelik tüm araçları kullanmak isteyebilecektir. TCMB’nin yaklaşık üç haftadır repo ihalesi açmayarak bankaları geç likidite penceresi borç verme faiz oranıyla borçlandırması sonrası ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 30 Ocak itibariyle % 10.31 seviyesine yükseldi. Alınan bu önlemler TL’yi destekleyecek nitelikte olmaya devam edecektir. TCMB başkanı Murat Çetinkaya para politikasında duruşun önemine dikkat çektiğini gördük. Para politikasında duruşun sıkı olduğunu ve gerekmesi halinde yeni adımlar atılabileceğine yönelik söylemler, TCMB’nin proaktif davranmayı sürdüreceğini gösteriyor. Piyasalara baktığımızda ise, Dolar/TL kuru ise dün önemli destek bölgesi olan 3.8250 – 3.800 bölgesini kırması sonrası geri çekilme isteğini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. 3.8250 rol değişimine uğrayarak direnç olarak izlenebilir. Bu seviyenin aşağısındaki hareketlerde geri çekilmeler 3.7650 – 3.7500 bölgesi gündeme gelebilir. 3.7500 seviyesinin kırılması halinde düşüşlerin hız kazandığını görebiliriz.
Kutay Gözgör

Destek Yatırım Araştırma Uzmanı

Satınalma Müdürleri Endeksi Ocak ayı verileri açıklandı.

Ocak ayı SAMEKS verileri İstanbul’da açıklandı. SAMEKS Bileşik Endeksi 2017 yılı Ocak ayında, bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak 46,1 puana geriledi. SAMEKS, 2016 yılının son çeyreğine ait makroekonomik verilerin yılın 3. çeyreğinde yavaşlayan ekonomik aktivitenin toparlanma sürecinde olduğunu gösteriyor.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), üniversitelerle ve çeşitli akademik kesimlerle 1 yıllık ortak çalışmaların neticesinde ön raporlarını hazırladıkları SAMEKS verilerini 48 aydır kamuoyu ile paylaşıyor. Her ayın son iş gününde kamuoyuna sunulan Satın Alma Müdürleri Endeksi (SAMEKS) Ocak ayı verileri açıklandı.

SAMEKS Bileşik Endeksi 2017 yılı Ocak ayında, bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak 46,1 puana geriledi. Endekste gözlenen bu azalışta, hizmet sektörünün önceki aya göre 3,6 puan azalış kaydederek 45,6 seviyesine gerilemesi etkili olurken, sanayi sektörü ise önceki aya göre 5,7 puan artarak 51,6 puana yükseldi. SAMEKS Bileşik Endeksi’nin 46,1 puanlık değeri, 2017 yılı Ocak ayında ekonomik aktivitenin önceki aya göre yavaşladığına işaret ederken; 51,6 puana yükselen SAMEKS Sanayi Endeksi, Türkiye ekonomisinde sanayinin çarklarının dönmeye devam ettiğini gösterdi.

Yavaşlayan ekonomik aktivite toparlanma sürecinde

Kasım 2016 döneminde hizmetler sektöründe gözlenen durgunluğun 2017 yılı Ocak ayında devam etmesi, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi’nin 0,5 puan azalarak 46,1 seviyesine gerilemesinde etkili oldu. Sanayi sektörünün hız kazanarak 51,6 seviyesine yükselmesi ise Bileşik Endeks’te gözlenen düşüşü sınırlandırdı.

Sanayi sektöründe gözlenen bu artış; başta Aralık ayında açıklanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu kararları olmak üzere, son dönemde hükümet tarafından alınan ek tedbir ve sağlanan yeni teşviklerin piyasaya olumlu yansıdığına işaret ediyor. Buna ek olarak, girdi alımlarının 50 referans puanı üzerindeki seyri, hizmetler sektörünün de önümüzdeki aylarda toparlanacağına işaret ediyor.

MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak Ocak ayı SAMEKS verilerine ilişkin yaptığı açıklamada, 2016 yılının son çeyreğine ait makroekonomik verilerin de yılın 3. çeyreğinde yavaşlayan ekonomik aktivitenin toparlanma sürecinde olduğunu gösterdiğini belirtti ve “Ekim ve Kasım aylarında sırasıyla %2,0 ve %2,7 artış kaydeden sanayi üretimi ve Kasım ayında %9,7 artış kaydeden ihracat, yılın ilk 3 çeyreğinde %2,2 oranında büyüyen Türkiye ekonomisindeki pozitif görünümün sürdüğüne işaret ediyor” dedi.

Sanayi Endeksi yeniden 50 referans puanının üzerinde

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Sanayi Endeksi, 2017 yılı Ocak ayında, bir önceki aya göre 5,7 puan artarak 51,6 seviyesine yükseldi. Böylece Ocak ayında mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Sanayi Endeksi 2 ay aradan sonra yeniden 50 referans puanının üzerine yükseldi ve sektördeki toparlanmaya işaret etti. Sektöre ait girdi alımlarının artmaya devam etmesi, önümüzdeki dönemde de sanayi üretiminin artış kaydedeceğinin sinyalini verdi.

Hizmet Endeksi geriledi

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Hizmet Endeksi; 2017 yılı Ocak ayında, bir önceki aya göre 3,6 puan azalarak 45,6 değerine geriledi. Böylece SAMEKS Hizmet Endeksi son 7 ayda 6. kez sektördeki durgunluğa işaret etti. Hizmet sektöründeki durgunluğun sürmesi ve önceki aya göre gözlenen düşüşe rağmen 54,4 puanla artışını sürdüren girdi alımları, sektörün ekonomiye olan güveninin sürdüğüne işaret etti. Bununla birlikte 40,4 puana kadar gerileyen iş hacmi, istihdamı olumsuz etkileyerek sektördeki duraksamanın derinleştiğini gösterdi.

TÜRKİYE EKONOMİSİ

2016 yılının üçüncü çeyreğinde %1,8 oranında küçülen Türkiye ekonomisinde son açıklanan makroekonomik veriler, son çeyrekte ekonomik aktivitenin toparlandığına işaret ediyor. Ekim ayında önceki yılın aynı dönemine göre %2,0 artış kaydederek son çeyreğe pozitif bir giriş yapan sanayi üretimi, Kasım ayında da %2,7 artarak Türkiye ekonomisinde sanayinin çarklarının dönmeye devam ettiğini gösterdi.

İthalat ve ihracat arttı, dış ticaret açığı azaldı

2016 yılı Kasım ayında ihracat, önceki yılın aynı ayına göre %9,7 oranında artarak 12,8 milyar dolara yükselirken, ithalat da %6,0 artarak 16,9 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhracatta gözlenen bu genişleme 2016 yılının en hızlı artışı olarak kayıtlara geçerken, Kasım ayında dış ticaret açığı %4,1 azalarak 4,1 milyar dolara geriledi.

Cari açık arttı

2016 yılı Kasım ayına ait cari işlemler açığı, bir önceki yılın Kasım ayına göre 32 milyon dolar artarak 2,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde cari açığın beklentileri altında kalmasında, cari açık tablosundaki dış ticaret açığın azalması etkili olurken, parasal olmayan altın ticaretinde de net artış kaydedildi.

Sanayi üretimi 4. Çeyrek için olumlu bir tablo sundu

2016 yılı Kasım ayında sanayi üretimi, bir önceki aya göre yatay seyretti, yıllık bazda ise %2,7 oranında artış kaydetti. Ekim ayında sağlanan %2’lik artışlarla son çeyrekte ekonomik aktivitenin yeniden hızlandığına işaret eden sanayi üretimi, artışını Kasım ayında da sürdürmüş ve böylece 4. çeyrek büyüme verisi için olumlu bir tablo sundu.

İşsizlik 1,3 puan arttı

Eylül, Ekim ve Kasım dönemlerinin ortalaması alınarak hesaplanan Ekim 2016 dönemi işsizlik rakamları, geçtiğimiz aya göre 0,5, önceki yılın aynı ayına göre ise 1,3 puan artarak arındırılmamış veriye göre %11,8 seviyesinde gerçekleşti. %11,8’lik işsizlik oranı son 6,5 senenin (79 ay) en yüksek işsizlik oranı olarak kayıtlara geçti. İşsizlik en son Mart 2010 döneminde %12,8’le %11,8’lik Ekim 2016 işsizlik oranının üzerinde gerçekleşmişti.

Enflasyon beklentilerin üzerinde

2016 yılı Aralık ayı tüketici fiyatları aylık ve yıllık olarak beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Aylık olarak %1,64 artış kaydeden tüketici fiyatları (beklenti %0,90 artış olacağı yönündeydi), yıllık bazda da %8,53 (beklenti %7,60 artış olacağı yönündeydi) artış kaydetti. Böylece manşet enflasyonda Ağustos ayında başlayan düşüş Aralık ayında sona erdi, yılsonu enflasyonu %8,53 düzeyinde gerçekleşti.

DÜNYA EKONOMİSİ

2017 yılının ilk ayında küresel ekonominin başlıca gündemleri; 20 Ocak’taki yemin töreniyle başkanlık görevini resmi olarak devralan Donald Trump’ın izleyeceği muhtemel ekonomi politikaları, Çin ekonomisinde beklentilerle paralel gerçekleşen 2016 yılı büyüme verisi ve Avro Bölgesi’nde toparlanmaya işaret eden makroekonomik veriler oldu.

Trump ekonomik büyümeyi amaçlayan planlarını açıkladı

20 Ocak’ta ABD başkanlığı görevini devralan Donald Trump’ın, seçim kampanyası kapsamında verdiği ekonomik vaatlere yönelik hızlı bir başlangıç yaptığı gözlemlendi. Önce ABD’yi Trans Pasifik Ticaret Ortaklığı (TPP)’ndan çeken Trump, önümüzdeki 10 yılda 25 milyon kişiye istihdam yaratmayı ve yıllık %4,0 büyümeyi amaçlayan planlarını açıkladı. Bu kapsamda Amerikan iş alemi üzerindeki regülasyonların en az 3/4’ünün kaldırılması planlanırken, Amerika menşeili şirketlerin üretimlerini ABD’ye taşımaları için vergi kesintisi ve petrol üretiminin artırılması öngörülüyor. Bunlara ek olarak FED’in 2019 yılına kadar faiz artırım sürecini sürdürmesi ve politika faizinin %3 seviyesine kadar çekilmesi orta vadeli hedefler arasında yer alıyor.

Çin ekonomisi için 2017 zor geçebilir

Çin ekonomisinin, piyasa beklentilerine uygun şekilde 2016 yılında %6,7 büyüdüğü açıklandı. Bununla birlikte 2017 yılının Çin ekonomisi için önemli zorluklar içermesi bekleniyor. ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın Çin’e karşı takınacağı siyasi ve ekonomik tutumun sert olması durumunda, Çin’in ihracat gelirlerinde ciddi düşüşler olması beklenirken; ülkede özel sektör borçlarının yüksek seviyede seyretmesi nedeniyle ortaya çıkan riskler genişleyici para politikasının sürdürüleceğine işaret ediyor.

Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi beklentileri aştı

Avro Bölgesi’nde ise yılın son ayında %3,2 artış kaydederek beklentileri aşan sanayi üretiminin yanı sıra, yaklaşık 6 yılın en yüksek seviyesine ulaşan imalat sanayii PMI verisi; bölge ekonomisine dair pozitif sinyaller verdi. Bu gelişmelere ek olarak, %1,1 ile son 3,5 yılın en yüksek seviyesine çıkan enflasyon, deflasyon riskinden nispeten uzaklaşıldığına işaret etti.