Satın Alma Projeksiyonlarında PMI ve GSYİH
Müge TÜRKKAN
Ekonomik büyüme verileri, şirketlerin bütçe planlaması ve satın almaya yön verecek olan yakın dönem talep tahminlerini oluşturmada kullanılır. Makro koşulları izlemek için en yaygın kullanılan ekonomik büyüme göstergesi Gayri Safi Yurt İçi Hasıla veya GSYİH’dir. GSYİH bir ülkede veya bölgede belirli bir zaman dilimi içerisinde (genellikle çeyrek veya yıllık olarak) üretilen tüm mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. Enflasyondan arındırılmış reel GSYİH’de iki ardışık dönem arasında oluşan fark o ülke veya bölgedeki ekonomik büyümenin ölçümlenmesinde kullanılır. Ekonominin reel anlamda büyümesi ise o ülkedeki üretimin ve istihdamın arttığı anlamına gelir. Reel GSYİH farkında yaşanan düşüş ise ekonomide durgunlaşma işareti olarak yorumlanmaktadır.

Peki bu makro ekonomik veriyi şirket satın alma birimlerinin gözünden nasıl yorumlayabiliriz? Reel GSYİH farkı şirketin satış yaptığı ülkede orta ve uzun vadede gerçekleşebilecek talep değişimlerinin öngörülmesinde kullanılabilir. Reel GSYİH artışı bir ülkede ekonominin ısınması, üretimin, talebin ve buna bağlı olarak tedarikçi siparişlerinin artacağı şeklinde yorumlanır. Çok uluslu şirketlerde, gelecek dönem talebine ilişkin öngörüler oluştururken yalnızca ulusal ekonomik büyüme trendlerini değil aynı zamanda küresel ekonomiye ilişkin gelişmeler de dikkate alınır. İhracatçı şirketler ihracat yaptıkları ülke ve bölgelerin büyüme rakamlarını takip ederek ve aynı döneme ilişkin olası siyasi, jeopolitik gelişmeleri de değerlendirerek projeksiyonlarını oluştururlar.
Satın Alma Yöneticileri tarafından GSYİH kadar yaygın olarak kullanılan alternatif bir veri de Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) iş anketleridir. PMI verileri, dünya genelinde Satın Alma Yöneticilerine sunulan aylık anketlerinden üretilir ve ekonomisi gelişmiş ve gelişmekte olan 40’dan fazla ülkeyi kapsamaktadır. Dünya’da S&P, ISM, Markit ve Türkiye’de İSO gibi akreditasyonu olan kurumlar tarafından yapılan PMI anketlerinden imalat, hizmet ve inşaat sektörü için ayrı ayrı endeksler oluşturulur. Ayrıca tüm sektörleri içeren bileşik PMI endeksi de o bölgedeki tüm özel şirketlerin verimliliğindeki genel artış beklentisini ölçümleyebilmek için hesaplanmaktadır.
PMI anketi Satın Alma Yöneticisi katılımcılarına gelecek dönem talep durumlarına ilişkin değişimin nasıl olacağını sorar. Talepte olumlu bir artış bekleyen katılımcıların sayısı 1 katsayısı ile, değişim beklemediği için “nötr” seçeneğini işaretleyen katılımcıların sayısı 0,5 katsayısı ile ve düşüş bekleyen katılımcıların sayısı da sıfır ile çarpılıp birbirine eklenir. Toplamda çıkan rakamın 50’nin üzerinde olması o sektörde ekonomik büyüme beklendiğine, altında olması ise durgunluk yaşanabileceğine işaret olarak yorumlanır. Çıkan sonuçlar 50’den ne kadar uzaksa büyüme veya durgunluğun etkisinin o kadar belirgin olması beklenir.
Kısaca hem GSYİH hem de PMI verilerinde ölçümlenmesi amaçlanan kavram ekonomik büyüme ve satın alma yöneticileri açısından bu veri ile öngörülmek istenen ise gelecek dönemde oluşacak talep diyebiliriz. Satın alma yöneticilerinin gerçekleşen siparişleri GSYİH’ye gerçekleştirmeyi bekledikleri siparişleri ise ilgili ülke ve sektörün PMI verilerine yansıyor.
Bu durumda satın alma projeksiyonlarını kullanırken bu iki veriden hangisini öncelikli olarak kullanmak daha doğru olur?
GSYİH verilerini değerlendirirken Satın Alma Yöneticilerinin göz önünde bulundurması gereken faktörler aşağıdaki gibidir:
- GSYİH verileri özel sektör talebini birincil derece etkilemeyen devlet harcamalarını da kapsamaktadır. Bunlara örnek olarak sadece kamu kaynakları kullanılarak yapılan tüm yatırım ve harcamaları gösterebiliriz.
- GSYİH verileri her çeyrek için yayınlanır ve ilk yayınlanan rakamlar genellikle ilk iki ayı kapsayan tahmini dönem sonu rakamlarıdır. Yayınlanan tahmini rakamlar daha sonra revize edilir. Bu da satın alma yöneticileri açısından net öngörülerin yapılmasını geciktirir.
- GSYİH verilerinin hesaplanmasında dünya genelinde farklı metodolojiler kullanılabilmektedir. Örneğin: Amerika’da GSYİH harcamalarına ilişkin tahminler iş dünyası, hane halkı ve devlet harcamalarına öncelik verirken Avrupa’daki verilerde imalat sanayi önceliklidir.
Satın alma projeksiyonunu oluştururken PMI verilerini dikkate alan bir yönetici ise yukarıda belirtmiş olduğumuz PMI endeks hesaplama metodolojisinin “olumlu”, “olumsuz” ve “nötr” ifadeleriyle yorumlanan dar alanında ilerlemek zorundadır. PMI anketi, yakın geleceğe ilişkin beklentiyi gösterdiği ve GSYİH’deki gibi net bir yüzdesel artış veya düşüş içermediği için yüzdesel büyüme beklentileri bu veriler üzerinden ancak yine gerçekleşen reel GSYİH rakamlarını referans alan varsayımlar yoluyla oluşturulabilir.
Buna karşın PMI verilerinin GSYİH verilerinin aksine kamu harcamalarını kasıtlı olarak dışlaması kamu sektörü ile ilgili faaliyeti hiç olmayan veya kısıtlı olan şirketler için daha arınmış bir görüntü sağlar. Ayrıca PMI verilerinin aylık olarak yayınlanması verilerin revize ve tahmini GSYİH rakamlarına göre daha güncel olduğu anlamına gelir. Son olarak PMI verilerinin hesaplanmasının tüm dünyada ve tüm veri sağlayıcılar için aynı olması ülkeler arası karşılaştırmaları GSYİH’ya nazaran daha mümkün hale getirir.
Sonuç olarak satın alma projeksiyonlarını oluşturan yöneticilerin bu öngörülerini kısa vadede Nakit Akış Projeksiyonu için kullanacakları zamanlarda PMI verilerini, Bütçe Planlama ve Stratejik Planlama için kullanacakları zamanlarda ise reel GSYİH verilerini öncelikli alarak kullanmaları verimlilikte avantaj yaratacaktır.
Geçmiş karşılaştırmalar reel GSYİH değişimlerinin bileşik PMI verileri ile arasında doğrusal bir neden sonuç bağlantısı, bir başka deyişle “pozitif korelasyon” olduğunu göstermektedir. Buna ilaveten bu iki veri arasındaki pozitif korelasyonun bağımlı değişkeninin GSYİH ve bağımsız değişkenin de onun öncül göstergesi olan PMI verileri olduğunu hesaba katmak gerekmektedir. Buna karşın Pandemi dönemi gibi beklenmedik arz/talep kesintileri ve devlet destekleri olan dönemler bu korelasyonda istisnalar yaratabilir.









Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, 2024 yılında gıdanın adil paylaşımı ve gıda israfının önlenmesine yönelik öncü çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Küresel iklim değişikliği 2024 yılında da verimliliği etkilemeye devam etti. Gıda Etiği Semineri, Sürdürülebilir Gıda Zirvesi ve webinarlarımız aracılığıyla gıda ekosistemi temsilcilerini bir araya getirerek sektördeki sorunlara çözüm aradık. Yeni nesil aktif işveren sendikacılığının önde gelen temsilcilerinden biri olarak 18 toplu iş sözleşmesinde üyelerimizi temsilen müzakere süreçlerini yürüttük” dedi. Sidar, iklim krizi, dünya genelindeki yüksek faiz oranları ve jeopolitik gerilimlere rağmen Türkiye gıda sanayinin 2024 yılında yaklaşık 160 milyar dolar hacme ulaştığını da kaydetti.
Türkiye’nin küresel zorluklara rağmen sahip olduğu geniş ürün yelpazesi ve stratejik konumuyla ihracat potansiyelini koruduğunu kaydeden Kaan Sidar, yerelden globale markalaşma çalışmalarının da gıda sektörünün rekabet gücüne katkı sağladığının altını çizdi. Sidar, “2024 yılını 25 milyar dolara yakın bir ihracatla kapatan gıda sektörü, Türkiye ekonomisinin başat aktörlerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki süreçte gıda sektörünün; teknolojik yenilikleri yakalayabilmesi, mevcut üretim kapasitesini büyütebilmesi ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü daha da artırabilmesi için yatırım teşviklerine ihtiyaç var. Elbette uygun koşullu finansman desteği de gerekiyor. Bu noktada merkezi yönetimimizin teşvik edici destekleri sürdürmesinin önemini de bir kez daha vurgulamış olalım” dedi.




Daha önce tecrübelerimi bireysel, firma ve ülke ölçeğinde paylaşmıştım.
Küresel dünyada Trump’ın Meksika’dan ithalata 25 puan ek vergi koyması Türkiye’de hiçbir anlam taşımıyorken, Mısır’da ilave kapasite için yarışma başlıyor.

Eylül 1964’te İsveçli bir iç tasarım dergisinde yayınlanan makalede 33 kron (3,30 Avro) fiyatındaki IKEA sandalyenin, beş katı fiyata satılan bir sandalyeden daha iyi olduğu iddia edildi. IKEA yönetimi çok memnun oldu ancak mobilya sektörünün geri kalanı dergiyi boykot etmekle tehdit ettiler.
Big Mac endeksi, Eylül 1986’da Pam Woodall tarafından The Economist’te satın alma gücünün yarı-mizahi bir örneği olarak tanıtıldı ve halen yayınlanıyor. Big Mac endeksinin temelindeki teori, iki para birimi arasındaki döviz kurunun aynı mal sepeti için alınan fiyatları eşitlemesi kavramından kaynaklanmaktadır.
1969’da Fransa’nın Limoges kentinde kurulduğundan beri Sephora, bugün, herkesin güzelliğini kutlayabileceği ilham ve kapsayıcılık dolu bir dünyayı destekleme misyonunu sürdürmek ve üyelerine daha fazla duygusal ayrıcalık sunmak için sadakat programını sürekli geliştiriyor.
Trendlerin hızla değiştiği bir endüstride, arzu edilen bir statüyü sürdürebilme yeteneği stratejik bir pazarlama gerektiriyor. Louis Vuitton’un kökleri, 16 yaşındayken lüksü yeniden tanımlayacak bir mirasın temellerini atan Louis Vuitton adlı genç bir vizyonere kadar uzanıyor.











İki panel, bir chat talk ve iki keynote konuşmacı içeren bu özel zirvede, sektörün önde gelen temsilcileri ile uluslararası konuşmacılar; dijital dönüşümdeki deneyimlerini bizlerle paylaştılar. Geleceğin fırsatlarını ve sektörün yol haritasını tartıştılar. Paneller arası verilen kahve & networking araları ile değerli yöneticiler ve temsilciler ile tanışma fırsatı buldum. Etkinliğin düzenlendiği kapsam ve konuşmacıları, katılımcılar için, uluslararası bir gözle bakma olanağı sunulmuş oldu.