Küresel Borç Yükü Artıyor: Değişen Öncelikler, Artan Mali Baskılar
Kamu borcunun dünya genelinde yükselmesi, ülkelerin mevcut yükümlülüklerini karşılama ve gelecekteki ihtiyaçlarını finanse etme kapasitesini yeniden gündeme taşımaktadır. Borçlanma, ekonomik daralma dönemlerinde faaliyetlerin desteklenmesine ve kamu yatırımlarının sürdürülmesine olanak sağlamaktadır. Ancak borç birikiminin devam etmesi, faiz ödemelerinin bütçelerden aldığı pay ve vadesi gelen yükümlülüklerin yenilenme koşulları, bu kaynağın kullanımını giderek daha önemli bir mali politika meselesi haline getirmektedir. Artışın nedenlerini anlamak, borcun hangi amaçlarla oluştuğunu ve ülkelerin gelir yaratma kapasitesiyle nasıl bir ilişki içinde bulunduğunu incelemeyi gerektirmektedir.
Bugünkü borç görünümü, geçmişteki bütçe açıklarının ve krizlere verilen mali yanıtların üzerine yeni harcama baskılarının eklendiği bir ortamda şekillenmektedir. Nüfusun yaşlanması ve kamu hizmetlerine yönelik talepler sürerken, değişen güvenlik koşulları savunma ve enerji güvenliğine ilişkin öncelikleri güçlendirmektedir. Jeopolitik gerilimler ve ticaret ilişkilerindeki belirsizlikler de ekonomik faaliyetleri ve devletlerin politika tercihlerini etkileyebilmektedir. Bu gelişmelerin bütçelere yansıması; ülkelerin ekonomik yapısına, uyguladıkları önlemlere ve harcamaların finansman biçimine göre farklılaşmaktadır.
Bu makalede küresel borç yükü, kamu borcu odağında ele alınarak artışın arkasındaki gelişmeler, değişen harcama öncelikleri ve borcun yönetimini güçleştiren koşullar incelenmektedir. Borç artışının bir kriz göstergesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; ödeme yükü, yeniden finansman ihtiyacı ve finansal piyasalardaki kırılganlıklar çerçevesinde tartışılmaktadır. Kamu maliyesindeki baskıların büyüme, kamu yatırımları ve şirketlerin finansman kararlarına yansımaları da değerlendirmeye dahil edilmektedir.
Küresel Kamu Borcunun Görünümü
UNCTAD’ın A World of Debt 2026 özet raporunda, IMF verileri üzerinden yapılan hesaplamalara göre, küresel kamu borcu 2010 yılındaki yaklaşık 49 trilyon dolardan 2025 yılında yaklaşık 111 trilyon dolara yükselmiştir. Kamu borcu, cari dolar cinsinden yaklaşık 2,3 katına çıkarak raporda gösterilen 2010–2025 döneminin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu karşılaştırma nominal borç stokundaki büyümeyi göstermekte; borcun ekonomiler üzerindeki yükünün aynı oranda arttığı anlamına gelmemektedir. Toplamın 75,5 trilyon doları gelişmiş ülkelere, 35,1 trilyon doları ise gelişmekte olan ülkelere aittir.
Borcun ekonomik büyüklükle ilişkisi de artışın değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. IMF’nin Nisan 2026 tarihli Fiscal Monitor raporuna göre, küresel brüt kamu borcu 2025 yılında dünya GSYH’sinin yaklaşık %94’üne ulaşmıştır. Raporun projeksiyonunda bu oranın 2029 yılında %100’e yükselmesi beklenmektedir. Bu değer gerçekleşmiş bir sonuç değil, raporun yayımlandığı dönemdeki bilgi ve politika varsayımlarına dayanan bir öngörüdür. IMF, küresel borç birikiminde büyük ekonomilerin belirleyici rolüne dikkat çekmektedir. Dolayısıyla küresel toplamın yükselmesi, bütün ülkelerde borcun aynı hızda arttığını göstermemektedir.
Borç görünümünün bir diğer boyutu faiz ödemeleridir. UNCTAD’a göre, gelişmekte olan ülkelerin toplam kamu borcu üzerindeki yıllık net faiz ödemeleri 2010 yılında 363 milyar dolar iken, 2025 yılında 995 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tutar, iç ve dış borca ilişkin faiz giderlerinden faiz gelirlerinin çıkarılmasıyla hesaplanmakta ve anapara geri ödemelerini içermemektedir. Borç stokunun büyümesiyle birlikte faiz yükünün de yükselmesi, borçlanmanın bütçeler üzerindeki etkisini daha belirgin hale getirmektedir.
Bu göstergeler, küresel borç birikiminin ölçeğini ortaya koymaktadır. Artışın bütçelere nasıl yansıdığını anlamak için ise borcu biriktiren açıkların ve finansman maliyetlerinin birlikte incelenmesi gerekmektedir.
Kamu Borcu Neden Artıyor?
Kamu borcundaki artışın temelinde, kamu gelirleri ile harcamaları arasındaki açığın zaman içinde birikmesi bulunmaktadır. Faiz dışı harcamaların gelirleri aşması, mevcut borcun faiz ödemelerine ek bir finansman ihtiyacı yaratmaktadır. Ancak bugünkü borç görünümünü yalnızca bir yılın bütçe dengesiyle açıklamak mümkün değildir. Geçmiş dönemlerden devralınan yükümlülükler, ekonomik koşullar ve hükümetlerin gelir ve harcama tercihleri birlikte değerlendirilmelidir.
Son yıllarda yaşanan krizler, bu birikimin önemli bir bölümünü açıklamaktadır. IMF’nin Nisan 2026 tarihli raporu, kamu maliyesinin salgının ve 2022 enerji krizinin sonuçlarıyla uğraşırken yeni ticaret ve jeopolitik baskılarla karşılaştığını belirtmektedir. Kriz dönemlerinde ekonomik faaliyeti, hane halklarını ve şirketleri desteklemek amacıyla alınan mali önlemler bütçelere yük getirmiştir. Geçici desteklerin sona ermesi ise bunların finansmanı için oluşan borcu ortadan kaldırmamaktadır. Ülkeler, önceki krizlerin doğurduğu borçları taşımaya devam ederken yeni harcamalar için de kaynak bulmak durumundadır.
Bütçeler üzerindeki baskıların bir bölümü de uzun vadeli yükümlülüklerden kaynaklanmaktadır. Avrupa Merkez Bankasının 2024 tarihli, euro alanını inceleyen çalışması, nüfusun yaşlanmasının emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım harcamaları üzerindeki etkisini ele almaktadır. Euro alanına ilişkin bu değerlendirme, yaşlanmaya bağlı harcama ihtiyaçlarının uzun vadeli bütçe planlamasındaki önemini göstermektedir. Bu ihtiyaçların borçlanmaya ne ölçüde dönüşeceği, kamu gelirlerinin seyrine ve uygulanan politikalara bağlıdır.
Faiz ödemeleri ise birikmiş borcun bütçe üzerindeki etkisini büyütmektedir. IMF, vadesi gelen uzun vadeli borçların daha yüksek piyasa faizleriyle yenilenmesinin finansman maliyetlerini artırdığına dikkat çekmektedir. Bu etki bütün borç stokuna aynı anda yansımamaktadır; sabit faizli borçlarda maliyet artışı, yeni borçlanmalar ve vade yenilemeleriyle zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla geçmişte daha düşük maliyetle taşınabilen bir borç stoku, yenilendikçe bütçeden daha fazla kaynak gerektirebilmektedir.
Ekonomik büyüme de borç yükünün seyrini belirlemektedir. Nominal büyüme, borcun milli gelire oranını sınırlamaya yardımcı olsa da devam eden bütçe açıklarının etkisini her koşulda telafi edememektedir. IMF’nin değerlendirmesinde, küresel ölçekte faiz ile büyüme arasındaki farkın halen elverişli olduğu, ancak süregelen faiz dışı açıkların bu avantajı aştığı belirtilmektedir. Bu nedenle borç artışını yalnızca yüksek faizlere bağlamak eksik kalmaktadır. Borcun seyri; bütçe dengesi, finansman maliyeti ve büyümenin birlikte oluşturduğu sonuç üzerinden anlaşılabilmektedir.
Değişen Önceliklerin Mali Bedeli
Jeopolitik gerilimler ve ticaret politikalarındaki değişimler, devletlerin harcama önceliklerini yeniden şekillendirmektedir. IMF’nin Nisan 2026 tarihli raporu, korumacılığın ve politika belirsizliğinin kamu maliyesi üzerindeki baskılarına dikkat çekmektedir. Bu ortamda güvenlik ihtiyaçları, mevcut kamu hizmetlerinin ve geçmiş borçların finansmanına eklenmektedir. Dolayısıyla değişen uluslararası koşulların borçlanmaya etkisi, ülkelerin hangi önlemleri aldığı ve bunları nasıl finanse ettiği üzerinden incelenmelidir.
Savunma harcamaları, bu değişimin somut olarak izlenebildiği alanlardan biridir. IMF’nin Nisan 2026 tarihli World Economic Outlook raporunda, 164 ülkenin 1946–2024 dönemindeki verileri üzerinden büyük savunma harcaması artışları incelenmektedir. Araştırmada, bu dönemlerdeki ilave harcamaların ortalama yaklaşık üçte ikisinin bütçe açıklarıyla finanse edildiği görülmektedir. Ancak sonuçlar savaş ve barış dönemlerinde farklılaşmaktadır. Savaşla bağlantılı artışları borç oranındaki belirgin yükselişler izlerken, barış dönemindeki artışların ardından ortalamada aynı sonuç görülmemektedir. Bu ayrım, savunma harcamalarından borç artışına uzanan ilişkinin koşullara bağlı olduğunu göstermektedir.
OECD’nin Haziran 2026 tarihli Economic Outlook raporu da savunma harcamalarının ekonomik etkisini harcamanın bileşimi, üretim kapasitesi ve finansman yöntemiyle birlikte değerlendirmektedir. Yerli üretimin ek talebi karşılayabildiği ülkelerde ekonomik faaliyet üzerindeki etki daha güçlü olabilmektedir. Ekipmanın ithalat yoluyla temin edilmesi, savunma harcamalarının ülke içindeki üretimi destekleme etkisini sınırlayabilmektedir. Artan uluslararası talep, uzmanlaşmış işgücü ve üretim girdileri üzerindeki baskıyı da artırabilmektedir. Araştırma, geliştirme ve üretim kapasitesine yönelik yatırımların uzun vadeli katkıları mümkün olmakla birlikte, bunların her harcama artışında kendiliğinden oluşacağı varsayılamamaktadır.
Finansmana erişimi kolaylaştıran mekanizmalar da mali yükü ortadan kaldırmamaktadır. OECD, Avrupa Birliğinin SAFE aracı kapsamında sağlanan kredilerin yüksek borçlanma maliyetleriyle karşılaşan ülkelere daha uygun finansman sunabildiğini, ancak kamu borcuna eklenmeye devam ettiğini belirtmektedir. Kredi koşullarının iyileşmesi borçlanmanın maliyetini düşürebilmekte, ancak borçlunun anaparayı geri ödeme ve faiz giderlerini karşılama yükümlülüğü sürmektedir. Bu nedenle yeni güvenlik taahhütleri, gelecek yıllarda bütçelerde oluşturacakları ödeme yüküyle birlikte değerlendirilmelidir.
Enerji şokları ise güvenlik gerilimlerinin bütçelere yansıdığı başka bir kanalı oluşturmaktadır. IMF’nin Haziran 2026 tarihli değerlendirmesi, Orta Doğu’daki savaşın ardından uygulanan enerji desteklerinin mali risklerine dikkat çekmektedir. Enerji sübvansiyonları harcamaları artırırken, akaryakıt vergilerindeki indirimler gelirleri azaltabilmektedir. Kapsamı geniş ve sona erme tarihi belirsiz önlemler, başlangıçta geçici olarak tasarlanan desteğin kalıcılaşması riskini taşımaktadır. Ayrıca kamuya ait enerji şirketlerinde fiyat baskılaması nedeniyle oluşan zararlar, daha sonra kamu bütçesinin üstlenmesi gereken yükümlülüklere dönüşebilmektedir. Güvenlik gerilimleri, askeri harcamaların yanında enerji fiyatlarına karşı alınan önlemler üzerinden de bütçelerde ek yük oluşturabilmektedir.
Borç Baskısı Hangi Koşullarda Krize Dönüşebilir?
Kamu borcunun yükselmesi, bütün ülkelerin aynı anda bir borç krizine yaklaşmakta olduğu anlamına gelmemektedir. Uluslararası Ödemeler Bankasının (BIS) 2026 tarihli Annual Economic Report değerlendirmesi, borcun güvenli kabul edilebileceği tek bir eşik belirlemenin güçlüğüne dikkat çekmektedir. Aynı borç oranı, farklı ekonomik ve finansal yapılarda farklı riskler taşıyabilmektedir. Bu nedenle toplam borcun yanında, ödeme takvimi ve finansmana erişim koşulları da incelenmelidir.

Ülkelerin kaynak ihtiyacı incelenirken faiz giderleri, vadesi gelen anapara ödemelerini de kapsayan toplam finansman gereksiniminden ayrı ele alınmalıdır. Faiz giderlerine ek olarak, ödeme zamanı gelen borçların anaparası için de kaynak bulunması gerekmektedir; bu tutarlar mevcut kaynaklarla ödenebilmekte veya yeni borçlanmayla karşılanabilmektedir. Dolayısıyla bütçe açığı sınırlı olan bir ülke bile, belirli bir dönemde yoğunlaşan borç vadeleri nedeniyle yüksek miktarda finansmana ihtiyaç duyabilmektedir. IMF’nin Nisan 2026 tarihli raporu, kamu borcunun vade yapısındaki kısalmanın kırılganlıkları artırdığına dikkat çekmektedir. Borcun daha sık yenilenmesi, ülkeyi piyasa koşullarındaki değişimlere daha fazla maruz bırakabilmektedir.
Borcun para birimi ve faiz yapısı da bu riskin boyutunu değiştirmektedir. BIS, yabancı para cinsinden borcun yanı sıra enflasyona veya kısa vadeli faizlere bağlı yükümlülüklerin, kur ve faiz şoklarına duyarlılığı artırabildiğini belirtmektedir. Yerel para cinsinden borçlanma kur riskini azaltabilse de küresel finansal koşullardan tam bir koruma sağlamamaktadır. Özellikle yatırımcıların risk değerlendirmesindeki değişimler, borçlanma maliyetlerini ve yeniden finansmana erişimi etkileyebilmektedir.
Finansal piyasalardaki yapı da bütçeden kaynaklanan baskıları büyütebilmektedir. BIS’in değerlendirmesinde, bazı yatırım fonlarının yüksek borçlanmayla ve kısa vadeli finansmanla taşıdığı devlet tahvili pozisyonları bir kırılganlık kaynağı olarak ele alınmaktadır. Ek teminat talepleri veya finansmana erişimdeki güçlükler, tahvil satışlarını hızlandırarak piyasa işleyişini bozabilmektedir. Bu durumda devletin uzun vadeli ödeme kapasitesine ilişkin kaygılar ile piyasadaki geçici likidite sıkışıklığı birbirini güçlendirebilmektedir.
Mali politikaların uygulanabilirliği ise risk değerlendirmesinin kurumsal boyutunu oluşturmaktadır. IMF, siyasi kutuplaşmanın kapsamlı reformları güçleştirebildiğine dikkat çekmektedir. Kamu gelirlerini artırmaya veya harcama yapısını değiştirmeye yönelik programların sonuçları, duyurulan önlemlerin ne ölçüde hayata geçirildiğine bağlıdır. Alınan kararların sürekliliği, idari kapasite ve toplumsal kabul, mali uyumun gerçekleşmesinde önem taşımaktadır. Bu nedenle borcun yönetimi, ekonomik göstergelerle birlikte politika uygulama kapasitesinin de değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Yüksek ödeme yükü, kısa vadeler ve şoklara duyarlı borç yapısı, finansmana erişimin zayıflamasıyla birleştiğinde kriz riski ağırlaşmaktadır. Bu baskının finansman koşulları üzerinden şirketlere ve ekonomik faaliyetlere yansıması da borç yönetiminin önemini artırmaktadır.
Ekonomiye ve Şirketlere Yansımalar
Kamu borcunun seyri, bütçe hesaplarının yanında ekonomideki yatırım ve finansman koşulları üzerinde de etkili olabilmektedir. Faiz ödemelerinin artması, diğer kamu harcamalarına ayrılabilecek kaynakları daraltabilmektedir. Bu baskının hizmetlere ve yatırımlara nasıl yansıyacağı ise hükümetlerin gelir ve harcama tercihlerine bağlıdır. Mali uyumun ağırlıklı olarak yatırım harcamalarının azaltılmasıyla sağlanması, kısa vadeli bütçe dengesini iyileştirirken gelecekteki üretim kapasitesini destekleyen projeleri sınırlandırabilmektedir. Bu nedenle borcun yönetiminde, toplam harcama tutarı kadar hangi faaliyetlere kaynak ayrıldığı da önem taşımaktadır.
Şirketler açısından önemli bir aktarım kanalı finansman maliyetidir. BIS’in 2026 tarihli değerlendirmesine göre, kamu borcuna ilişkin risk algısının yükselmesi, yatırımcıların devlet tahvillerinden daha yüksek getiri talep etmesine neden olabilmektedir. Bu yükseliş, devlet tahvili getirileri esas alınarak fiyatlanan şirket kredileri ve tahvillerinde de finansman maliyetini artırabilmektedir. Böyle bir ortamda, şirketin kendi mali durumunda belirgin bir bozulma olmasa bile dış finansmanın maliyeti yükselebilmektedir. Sermayenin ülke dışına yönelmesi finansmana erişimi zorlaştırabilirken, yerel paranın değer kaybetmesi döviz cinsinden borçların ve ithal girdilerin yerel para karşılığını yükseltebilmektedir.
Kamu harcamalarındaki değişimler ise şirketleri talep üzerinden etkilemektedir. IMF’nin savunma harcamalarını inceleyen çalışması, artan kamu talebinin özellikle ilgili sektörlerde yatırımları destekleyebildiğini göstermektedir. Ancak çalışmada, savunma harcamalarıyla birlikte kamu borcunun da yükseldiği dönemlerde, şirket yatırımlarının işletmelerin kendi nakit kaynaklarına daha fazla bağımlı hale geldiği görülmektedir. Bu bulgu, dış finansmana erişimdeki kısıtların güçlenmesine işaret etmektedir. Dolayısıyla yeni kamu harcamaları bazı işletmelere sipariş ve yatırım fırsatı sunarken, finansman koşullarındaki sıkılaşma diğer işletmelerin yatırımlarını sınırlandırabilmektedir.
Mali uyum önlemleri de benzer bir denge gerektirmektedir. BIS, piyasa güvenini yeniden tesis eden önlemlerin risk primlerindeki yükselişi sınırlayabildiğini, ancak aynı zamanda ekonomik talebi baskılayabildiğini belirtmektedir. Bu çerçevede kamu maliyesindeki iyileşmenin şirketlere etkisi, uygulanan önlemlerin bileşimine ve zamana yayılmasına göre değişebilmektedir. Finansman koşullarının istikrar kazanması ile satışların ve siparişlerin seyri birlikte değerlendirilmelidir.
Bu bulgular, şirketlerin kamu borcu görünümünü finansman ve yatırım planlamasının bir parçası olarak izlemesini gerekli kılmaktadır. Borçlanma maliyetlerinin yükseldiği, talebin zayıfladığı veya kamu harcamalarının yön değiştirdiği koşulların nakit akışlarına etkisi ayrı ayrı incelenmelidir. Böylece yatırımın beklenen getirisiyle birlikte, finansmana erişimin sürdürülmesi ve ödeme yükümlülüklerinin karşılanması da karar sürecine dahil edilebilecektir.
Sonuç ve Değerlendirme
Küresel kamu borcundaki artış, geçmiş bütçe açıklarının ve krizlere verilen mali yanıtların üzerine yeni harcama ihtiyaçlarının eklendiği bir ortamda gerçekleşmektedir. Ülkeler, güvenlik alanındaki yeni ihtiyaçları ve enerji şoklarının mali sonuçlarını karşılarken uzun vadeli kamu yükümlülükleri için de kaynak ayırmak zorundadır. Bununla birlikte, bu gelişmelerin borç üzerindeki etkisi her ülkede aynı değildir. Gelir yaratma kapasitesi, harcamaların bileşimi ve finansman koşulları, borcun seyrini ve taşınabilirliğini birlikte belirlemektedir.
Küresel borç yükünün artması, tek başına kaçınılmaz bir borç krizinin göstergesi olarak değerlendirilemez. Ancak ödeme yükünün ağırlaşması, vadelerin kısalması ve finansmana erişimin zayıflaması, ülkelerin yeni şoklara karşı dayanıklılığını azaltabilmektedir. Bu nedenle değerlendirmelerin yalnızca borç tutarına dayanması yeterli değildir. Bütçelerin mevcut yükümlülükleri karşılama, temel hizmetleri sürdürme ve gelecekteki ihtiyaçlara kaynak ayırma kapasitesi birlikte izlenmelidir.
Mali politikaların başarısı, borcun azaltılmasına yönelik hedeflerle birlikte, uygulanan önlemlerin ekonomik sonuçlarına bağlıdır. Bütçe dengesini iyileştirmeye yönelik önlemler, kamu kaynaklarının verimli kullanımını ve ekonominin üretim kapasitesini destekleyen yatırımların sürdürülmesini birlikte gözetmelidir.

Artan borç ve faiz yükü, iklim risklerine karşı gerekli yatırımlara ayrılabilecek kamu kaynaklarını da sınırlayabilmektedir. OECD’nin 2026 tarihli Climate Finance Provided and Mobilised by Developed Countries in 2013–2024 raporuna göre, 2024 yılında gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladığı kamu iklim finansmanının yaklaşık %67’si kredi biçimindedir. Bu desteklerin değerlendirilmesinde, finanse edilen yatırımların katkısının yanında geri ödeme yükümlülükleri de dikkate alınmalıdır. COP31 öncesindeki Pre-COP toplantısında finansmana erişimin hızlandırılması ve basitleştirilmesi üzerinde durulması, uygulamadaki engellerin de gündemde olduğunu göstermektedir. Borç baskısı altındaki ülkeler açısından belirleyici olan, gerekli iklim yatırımlarını ödeme kapasiteleriyle uyumlu finansman koşullarında gerçekleştirebilmektir. Bu nedenle iklim finansmanı, ülkelerin mevcut borç yükünü ve gelecekteki yatırım ihtiyaçlarını birlikte gözeten bir kamu maliyesi yaklaşımı içinde ele alınmalıdır.
Gül SALDIRANER
EG Partner
SMMM
Bağımsız Denetçi
Sürdürülebilirlik Denetçisi
www.eg-econsulting.com
![]()
KAYNAKLAR/ REFERENCES
- UNCTAD (2026). A World of Debt 2026: Rising Debt Costs and Stalling Development. – https://unctad.org/publication/world-of-debt
- International Monetary Fund — IMF (2026, April). Fiscal Monitor: Fiscal Policy under Pressure: High Debt, Rising Risks.- https://www.imf.org/en/publications/fm/issues/2026/04/15/fiscal-monitor-april-2026
- Moshammer, E. (2024). “Longer-term challenges for fiscal policy in the euro area.” ECB Economic Bulletin, 4/2024. European Central Bank. – https://www.ecb.europa.eu/press/economic-bulletin/articles/2024/html/ecb.ebart202404_02~d8159a215d.en.html
- International Monetary Fund — IMF (2026, April). “Defense Spending: Macroeconomic Consequences and Trade-Offs.” World Economic Outlook, Chapter 2. – https://www.imf.org/-/media/files/publications/weo/2026/april/english/ch2.pdf
- OECD (2026, June). “The fiscal and economic impacts of higher defence spending.” OECD Economic Outlook, Volume 2026, Issue 1, Chapter 3. – https://www.oecd.org/en/publications/oecd-economic-outlook-volume-2026-issue-1_2d1956f0-en/full-report/the-fiscal-and-economic-impacts-of-higher-defence-spending_838a4081.html
- Dabla-Norris, E., Mumssen, C., Valdés, R. ve Zakharova, D. (2026, 18 June). “The Energy Shock Is Testing Government Budgets.” IMF Blog. – https://www.imf.org/en/blogs/articles/2026/06/18/the-energy-shock-is-testing-government-budgets
- Bank for International Settlements — BIS (2026). “High public debt and shifting financial markets: challenges for central banks.” Annual Economic Report 2026. Chapter II. – https://www.bis.org/publications/aer-2026/high-public-debt-shifting-financial-markets
- OECD (2026). Climate Finance Provided and Mobilised by Developed Countries in 2013–2024. OECD Publishing, Paris. – https://www.oecd.org/en/publications/climate-finance-provided-and-mobilised-by-developed-countries-in-2013-2024_ab5eb9ad-en.html
- UNFCCC (2026, 8 October). “Pre-COP closing day wrap.” External press release: Government of Australia. – https://unfccc.int/news/pre-cop-closing-day-wrap








