Gümrük Müşavirliği & Gümrük Müşavir Yardımcılığı Online Ön Hazırlık Kursu Başlıyor

ünsped Kurs Kapak

Ünsped Gelişim Akademimiz (UGA), Smart Inspector Eğitim ve Danışmanlık A.Ş. & PC Gümrük Danışmanlığı Dış Ticaret Ltd. Şti. iş birliğinde Gümrük Müşavirliği & Gümrük Müşavir Yardımcılığı Online Ön Hazırlık Kursu başlıyor.
 
Program Tarihi: 02.03.2024 – 09.06.2024
Son Başvuru Tarihi: 28.02.2024
 
Program Süresi: 14 hafta sonu / 75 Saat
 
Bilgi ve Başvuru için;
https://egitim.smartinspector.com.tr/Kurs-Detay
 
T: 444 99 81 (Dahili: 3770 / 9792)
T: 0530 954 84 16
 
Eğitim Programına İlave Olarak:

  • Gümrük Mevzuatı Kitabı
  • 4 Ay PC Gümrük Külliyatı Kullanımı
  • Online Soru Bankası
  • Gümrük Müşavirliği ve Görevde Yükselme Sınavlarına Hazırlık Soru Bankası Kitabı ücretsiz sunulacaktır.


Kurs Ücreti: 6.000 TL (5.000 TL + KDV) olup peşin tahsil edilecektir.

ünsped Kurs Kapak

Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi: Konsey ve Parlamento Geçici Anlaşma İmzaladı

7 Gündem Satınalma Dergisi Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi Konsey Ve Parlamento Geçici Anlaşma İmzaladı

Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi’nde Önemli Bir Adım Attı

7 Gündem Satınalma Dergisi Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi Konsey Ve Parlamento Geçici Anlaşma İmzaladıAvrupa Parlamentosu ve Konsey, 13 Aralık 2023 tarihinde, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifinde (Corporate Sustainability Due Diligence Directive- CSDDD) yaşanan tartışmalı konular üzerinde anlaşarak geçici bir anlaşma imzaladı. Bu gelişme, direktifin yürürlüğe girmesi açısından kritik bir adım olarak değerlendirilmektedir.

23 Şubat 2022’de Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD), şirketlerin değer zincirlerinden kaynaklanan olumsuz etkileri ele almayı, insan hakları ve çevresel riskleri ile etkilerini kurumsal stratejilere daha etkin bir şekilde entegre etmeyi amaçlamaktadır. Dergimizin Ocak 2023 sayısında detaylı bir şekilde ele aldığımız CS3D Direktifini geçici anlaşma çerçevesinde güncellemekteyiz.

Direktif, şirketlerin sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemeleri ve bu doğrultuda değer zincirlerinden sorumlu tutulmaları açısından önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Anlaşma kapsamına giren şirketler, değer zincirlerinden kaynaklanan olumsuz etkileri önlemek ve sorumluluk almak adına çevre ve insan hakları konularında durum tespiti yapmalarını zorunlu hale getiriyor. Yeni anlaşma ile birlikte, iş dünyasının çevre ve insan hakları konularında daha fazla şeffaflık ve sorumluluk beklenen bir döneme girildiğini işaret ediyor.

Yeşil Dönüşüm Arka Plan

Arka Plan ve Diğer AB Mevzuatları İle Etkileşim

AB, Paris İklim Anlaşması doğrultusunda sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen etkili AB standartları oluşturmak amacıyla hızla uyumlu yasaları hayata geçirerek ekonomileri bu dönüşüme yönlendirmektedir. Yatırımcılar, tüketiciler ve diğer paydaşlardan gelen artan şeffaflık baskıları ile uluslararası standartlara uyum konusundaki gönüllülük esasıyla ilerleme eksikliği ve şirketlerin sürdürülebilirlik çabalarının, özellikle insan hakları ve çevresel durum tespiti alanında kurumsal yönetim süreçlerine entegre edilmesinde beklenen ilerlemeyi göstermekte yetersiz kalması, bu konunun yasalaşma sürecine önemli bir katkı sağlamıştır.

AB Konseyi ve Parlamentosu, sırasıyla 2020 ve 2021 yıllarında AB Komisyonu’nu değer zinciri durum tespitini zorunlu kılmaya yönelik yasa önerisi yapmaya çağırdı. Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (Corporate Sustainability Due Diligence Directive- CSDDD) 23 Şubat 2022 tarihinde kabul edildi, bazı kaynaklara göre 2027 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanıyor. İnsan hakları konusuna değer veren AB içi ve dışı devletlerden bazıları, benzer tedarik zinciri yasalarını halihazırda uygulamaktadırlar. CSDDD’nin tamamen uygulanması durumunda, üye devletler 2 yıl içerisinde kendi yasalarıyla uyumlu hale getireceklerdir.

Direktif, aynı zamanda Yeşil Mutabakat ve 55’e Uyum Girişimlerinin önemli bir parçasıdır. Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), Sürdürülebilir Finans Açıklama Yönetmeliği ve Taksonomi Yönetmeliği gibi benzer düzenleyici girişimleri de tamamlar. Bunun yanında direktif, temel uluslararası durum tespiti çerçeveleri olarak; Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Haklarına Dair Rehber İlkeleri (UNGP’ler) ile Çok Uluslu Şirketler için OECD Kılavuz İlkeleri ve ILO’nun Çok Uluslu Şirketler ve Sosyal Politikaya İlişkin Üçlü İlkeler Bildirgesine atıfta bulunmanın yanı sıra, geçici anlaşma ile aynı zamanda Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Çocuk Haklarına İlişkin Sözleşme’ye de referansları eklemektedir. Bunun yanında kapsama giren etkiler arasında rehber ilkelerdekilerin yanı sıra, kölelik, emek sömürüsü, çocuk işçiliği, kirlilik, ormansızlaşma, aşırı su tüketimi ve ekosistemlere zarar verme gibi faktörler bulunmaktadır. Geçici anlaşma, direktifin kapsamında yer alan çevresel etkilerin doğasını şeffaf bir şekilde belirtir. Bu etkiler arasında zararlı toprak değişiklikleri, su veya hava kirliliği, zararlı emisyonlar, aşırı su tüketimi veya doğal kaynaklara yönelik diğer olumsuz etkiler gibi ölçülebilir çevresel bozulmalar bulunmaktadır.

Kapsam

Direktif, önemli büyüklükteki şirketleri kapsayarak, ciroya dayalı olarak iki ana gruba ayrılmıştır ve ciro hesabında AB dışı da dikkate alınır. Grup 1 ve 2 ile uyumlu ciroda olan AB dışı şirketler yani AB’de faaliyet gösteren ancak AB’ye üye olmayan üçüncü ülke şirketleri için de geçerli olmaktadır. Grup 2 belirlenen riskli sektörleri kapsar. KOBİ’ler doğrudan kapsama dahil değildir ancak kapsama giren şirketlerin değer zincirlerinde yer almaları halinde etkilenebilirler. Grup 2’nin yürürlük tarihi ise Grup1’den iki yıl sonra olacaktır.

AB Şirketleri & AB Dışı Şirketler:

  • Grup 1: Dünya çapında 150 milyon Euro’nun üzerinde net ciroya ve 500’den fazla çalışana sahip tüm AB limited şirketleri.
  • Grup 2: Dünya çapında 40 milyon Euro’nun üzerinde net ciroya ve 250’den fazla çalışana sahip; tekstil, tarım, maden çıkarma gibi belirlenmiş yüksek etkili sektörlerde faaliyet gösteren diğer AB limited şirketleri.

Finans sektörü

Anlaşmaya göre, finansal hizmetler sektörü, geçici olarak kapsam dışındadır. Ancak, gelecekte sektörün dahil edilme olasılığı göz önünde bulundurularak, yeterli bir etki değerlendirmesine dayanan bir gözden geçirme maddesi planlanmıştır.

CSDDD’nin Faydaları

CSDDD Vatandaşlar için; işçi hakları dahil olmak üzere insan haklarının daha iyi korunmasını, şimdiki ve gelecek nesiller için daha sağlıklı bir çevreyi, işletmelere olan güvenin artmasını, bilinçli seçimlere olanak tanıyan daha fazla şeffaflığı ve mağdurlar için adalete daha iyi erişimi sağlar.

CSDDD gelişmekte olan ülkeler için bir dizi avantaj sunar; insan haklarını ve çevreyi korur, temel sürdürülebilirlik konularında farkındalığı artırır, sürdürülebilir yatırımları teşvik eder, uygulamaların iyileştirilmesini sağlar ve uluslararası standartların benimsenmesini artırarak insanlar için yaşam koşullarını iyileştirir.

Direktifin kapsama giren şirketlere sağladığı faydalar ise şu şekildedir.

  1. Hukuki Kesinlik ve Eşit Koşullar:

– CSDDD, AB’de uyumlaştırılmış bir yasal çerçeve sağlayarak şirketlere hukuki kesinlik ve eşit rekabet koşulları sunar.

  1. Müşteri Güveni ve Çalışan Bağlılığı:

– Şirketler, CSDDD’ye uyum sağlayarak müşteri güvenini artırabilir ve çalışanların bağlılığını sağlamlaştırabilir.

  1. Çevresel ve İnsan Hakları Farkındalığı:

– CSDDD, şirketlere faaliyetlerinin çevresel ve insan hakları üzerindeki etkileri konusunda daha derin bir farkındalık kazandırır.

  1. Risk Yönetimi ve Uyarlanabilirlik:

– CSDDD, şirketlere daha iyi risk yönetimi ve değişen koşullara hızlı adaptasyon yeteneği kazandırarak iş sürekliliği sağlar.

  1. Çekicilikte Artış:

   – Sürdürülebilirlik odaklı yatırımcılar ve kamu ihale şirketleri için artan çekicilik, şirketlere geniş bir yatırım tabanına ulaşma fırsatı sunar.

  1. Yenilik Odaklı İş Modeli:

– CSDDD, şirketleri yeniliklere odaklanmaya teşvik eder, bu da rekabet avantajı elde etmelerine yardımcı olabilir.

  1. Finansal Erişim İmkanları:

– CSDDD’ye uyum, şirketlere finansmana daha iyi erişim imkanı tanıyarak sürdürülebilir projelerin finansmanını güçlendirir.

Durum Tespiti ve Yükümlülükler   

CSDDD, şirketlere insan hakları ve çevresel etkiler konularında durum tespiti yapma yükümlülüğü getirerek sürdürülebilirlikle ilgili sorumluluklarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, CSDDD, temel insan hakları ve çevre mevzuatlarına uyumlu bir yaklaşım benimsemektedir. İşletmeler, operasyonları, iştirakleri ve tedarik zincirlerindeki olumsuz etkileri belirleyip ortaya koymak, bu etkileri azaltma ve önleme stratejileri oluşturmak, sürekli izleme ve düzenli raporlama yapmak zorundadır. Çevre ve insan haklarına yönelik olumsuz etkileri tüm çabalara rağmen ortadan kaldıramayan bir şirketle olan iş ilişkisinin sonlandırılması ise, son çare olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, durum tespiti süreçlerini başlatma, uygulama ve denetleme sorumluluğu yöneticilere aittir ve büyük işletmelerin iş modelinin Paris Anlaşması’na (1.5 derece sınırlandırmasına) uygun olmasını sağlamak için bir iklim değişikliği geçiş planı benimsemeleri ve uygulamaları istenmektedir.

CSDDD, şirketlerin ve yöneticilerin sürdürülebilirlikle ilgili sorumluluklarını artırmayı amaçlamakta olup, aşağıdaki temel unsurları içermektedir

  1. Kurumsal Durum Tespiti:

– Şirketler, kendi faaliyetleri, iştirakleri ve tedarik zincirleri üzerinde mevcut ve potansiyel olumsuz insan hakları ve çevresel etkileri belirlemekle yükümlüdür.

– Bu belirlenen etkileri sona erdirmek, önlemek, hafifletmek ve muhasebeleştirmek için şirketlerin süreçler kurması gerekmektedir.

  1. İklim Değişikliği Hedefleri:

– Belirli büyük şirketler, iş stratejilerini küresel ısınmayı 1.5 °C ile sınırlamaya yönelik bir plana uygun hale getirmelidir.

  1. Yöneticilerin Görevleri:

– Yöneticiler, kurumsal durum tespiti süreçlerini başlatma, uygulama ve denetleme sorumluluğuna sahiptir.

– Durum tespitini şirketin genel kurumsal stratejisine etkili bir şekilde entegre etmek yöneticilerin görevleri arasında yer almaktadır.

  1. Sürdürülebilirlik ve İklim Hedeflerine Katkı:

– Yöneticiler, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği azaltma hedeflerine aktif bir şekilde katkıda bulunmaya teşvik edilmektedir.

  1. Karar Alma Süreçlerinde Dikkate Alınması Gereken Unsurlar:

– Yöneticiler, şirketin çıkarları doğrultusunda kararlar alırken, insan hakları, iklim değişikliği ve çevresel etkileri dikkate almak zorundadır.

Durum tespiti süreçleri arasında şu adımlar yer alabilir:

Durum Tespit Süreç

Uygulama  

Yeni kuralların kurumsal sürdürülebilirlik durum tespiti üzerindeki etkisini güvence altına almak için şu mekanizmalar devreye girecektir:

İdari Denetim

– Üye Devletler, kuralların denetlenmesi ve uygulanması için bir denetim makamı belirleyecektir. Bu makam, etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımları içerecek şekilde para cezaları ve uyum emirleri uygulama yetkisine sahip olacaktır.

– Avrupa düzeyinde, Komisyon tarafından bir Avrupa Denetleyici Otoriteler Ağı kurulacaktır. Bu ağ, ulusal kurumlar arasında uyumlu ve tutarlı bir yaklaşım sağlamak için koordinasyonu artıracaktır.

Hukuki SorumlulukHukuk Terazi Görsel

– Üye Devletler, yeni önerilen yükümlülüklere uyulmamasından kaynaklanan zararlara karşı mağdurların tazminat talep etme hakkını güvence altına almalıdır.

Yöneticilerin Görevleri

– Yöneticilerin görevleriyle ilgili kurallar, Üye Devletlerin mevcut yasal çerçevelerine dayanacaktır. Direktif, yöneticilerin bu kapsamda yerine getirmeleri gereken yükümlülükler için ayrı bir uygulama rejimi getirmemektedir.

Bu uygulama mekanizmaları, kurumsal sürdürülebilirlik durum tespiti uygulamalarını etkili bir şekilde yönetmek için idari denetimi ve hukuki sonuçları birleştiren sağlam bir çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir. Hem ulusal hem de Avrupa denetleyici organlarının katılımı, Avrupa Birliği genelinde uygulamanın tutarlılığını ve etkililiğini artıracağı düşünülmektedir.

Yaptırımlar

Geçici anlaşma, cezaların ödenmemesi durumunda çeşitli ihtiyati tedbirleri içermekte ve mali cezaların belirlenmesinde şirketin ciro büyüklüğü dikkate alınmıştır. Bu tutarın net cironun en az %5’i olması yönünde görüş birliği oluşmuştur.  Anlaşma aynı zamanda, durum tespiti sürecinin bir parçası olarak, şirketlere etkilenen paydaşlarla diyalog ve istişareleri içeren önemli bir işbirliği geliştirme yükümlülüğünü de içermektedir.

Kamu Alımları

Direktif kapsamındaki kurumsal sürdürülebilirlik yükümlülüklerinin, kamu ihaleleri ve devirlerinde dikkate alınabilecek bir değerlendirme kriteri olarak kabul edilebileceğini belirtmektedir. Yani, şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, kamu alımları ve ihale süreçlerinde önemli bir faktör olabilir. Bu durum, şirketlere sürdürülebilir uygulamalara odaklanarak kamu alımlarında rekabet avantajı elde etme ve sürdürülebilirlik ilkelerini benimseme konusunda teşvik edici bir etki yaratabilir.

Sonuç

AB, 2050’de net sıfır emisyon hedefine odaklanarak küresel sürdürülebilirlik düzenlemelerinde öncü bir rol üstlenmektedir. CSDDD Direktifi, şirketlerin faaliyetlerini insan hakları ve çevre boyutlarıyla ele almalarını zorunlu kılan ve hem mevcut hem de potansiyel olumsuz etkileri azaltmayı, sosyal performansları ise daha tutarlı temellere oturtmayı amaçlayan bir dizi düzenleme ile sürdürülebilirliği küresel çapta benimsemekte ve ekonomilerin dönüşümünü teşvik etmektedir.

Bu bağlamda CSDDD Direktifi, diğer benzer tedarik zinciri düzenlemelerinden ayrılan bir özellik taşımaktadır: Sadece insan haklarına değil, aynı zamanda büyük şirketleri 1.5 °C ile uyumlu ciddi çevresel hedeflere de odaklanmaya zorlamaktadır. Direktif, şirketlerden değer zinciri boyunca insan hakları ve çevresel durum tespiti yapmalarını, Paris Anlaşması ile uyumlu politikalar geliştirmelerini, bunları kurumsal yönetim süreçlerine entegre etmelerini, etkilerini azaltmak üzere aksiyonlar almalarını, bunları izlemelerini, açıklamalarını ve raporlamalarını istemektedir.

CSDDD, hukuki sorumluluk getirerek, şirketlerin gerekli özeni göstermemesi durumunda yaptırım yükümlülüğüne sahiptir. Ayrıca, değer zincirinde etkileri ortadan kaldırılamayan önemli seviyedeki risklerle ilgili olarak iş ilişkisinin sonlandırılması gibi ciddi sonuçları da içermektedir. Aynı zamanda değer zinciri vasıtasıyla AB dışı şirketleri de etkilemektedir. Dolayısıyla, AB ile işbirliğinde olan işletmelerin, bu yasanın gerekliliklerini iyi anlamaları ve getirdiği standartları benimseyerek sürdürülebilir bir iş modeli oluşturmaya odaklanmaları önemlidir. Bu süreçte, durum tespiti uygulamalarına hazırlıklı olmaları, şirket içi süreçleri etkin bir şekilde entegre etmeleri ve sürdürülebilirlik ilkelerine uyumlu bir şekilde hareket etmeleri, başarıya ulaşmaları açısından kritik öneme sahiptir.

7 Gündem Satınalma Dergisi Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi Konsey Ve Parlamento Geçici Anlaşma İmzaladıBu düzenlemelerle AB, yeni ekonomik düzenin standartlarını belirleyerek, sürdürülebilir kalkınmanın temelini insan haklarına saygı ve çevrenin korunması ilkesi üzerine inşa etmektedir. İşletmeleri, faaliyetlerini bu unsurları içererek yeniden yapılandırmaya çağırmakta ve tedarik zinciri boyunca sorumluluk almalarını talep etmektedir. Yasanın yürürlüğe girmesi, küresel düzeyde önemli bir dönemeç oluşturacaktır. İşletmeler, iş sürdürülebilirliklerinin devamı ve sürdürülebilir büyüme için sürdürülebilirlik standartlarıyla uyumlu bir şekilde çalışma zorunluluğundadırlar. Bu gelişmeleri daha iyi anlayabilmek adına kabul görmüş uluslararası rehber ilkeleri içselleştirmeleri önemlidir. Bu sayede küresel farkındalık artacak ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma ile refahın gelişimine katkı sağlanacaktır.

Gül SALDIRANER

Referanslar:

[1] European Commission  – Corporate sustainability due diligence 

 https://commission.europa.eu/business-economy-euro/doing-business-eu/corporate-sustainability-due-diligence_en#what-are-the-benefits-of-these-new-rules

[2]  European Parliament  – Corporate Sustainability Due Diligence 

https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/TA-9-2023-0209_EN.html

[3]  European Council – Directive on business due diligence on sustainability: Council and Parliament reach agreement to protect the environment and human rights

 https://www.consilium.europa.eu/es/press/press-releases/2023/12/14/corporate-sustainability-due-diligence-council-and-parliament-strike-deal-to-protect-environment-and-human-rights/

[4]    Neosfer  – 17-11-2022- A new approach to sustainable supply chains – driving forces and technological innovations  https://neosfer.de/en/a-new-approach-to-sustainable-supply-chains/

[5]    Ropes&Gray  – 15-12-2023- Provisional agreement reached on EU Corporate Sustainability Due Diligence Directive – Christmas gift or lump of coal for U.S.-based multinationals?

https://www.ropesgray.com/en/insights/viewpoints/102ivcx/provisional-agreement-reached-on-eu-corporate-sustainability-due-diligence-direct

 

Alım Talebi: Sipariş Listesi

Alım Talebi Sipariş Listesi

Bir firmamız için yüklü miktarda gıda kolisi alımı yapılacaktır. Koli içeriği sipariş listesi ve detayı aşağıdaki görseldeki gibidir.

Sipariş Listesi

İlgili olan üretici ya da satıcıların, detaylar için aşağıdaki adımların ardından, iletişime geçmesi rica olunur.

Alım Talebi Sipariş Listesi

Teklif Vermek İçin;

  1. SATINALMA DERGİSİ’ne abone ol.
  2. Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
  3. Ödeme sonrasında FİRMA BAŞVURU FORMU’nu doldur.

https://satinalmadergisi.com/satici/

TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK (600 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.

Ocak Hakedişlerinde İşçilik Fiyat Farkı ?

7 Gündem Satınalma Dergisi Ocak Hakedişlerinde İşçilik Fiyat Farkı

7 Gündem Satınalma Dergisi Ocak Hakedişlerinde İşçilik Fiyat FarkıBilindiği üzere 4734 sayılı kanuna göre ihale edilen birçok hizmet alım işinde idarede sürekli mesaisini geçirecek personellerin istihdamı istenmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak işçilik maliyetleri bu işlerde önemli bir maliyet bileşeni olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle belli süreyi kapsayan hizmet ihalelerindeki asgari ücret artışları yükleniciler için önemli bir yük oluşturmaktadır.  Aslında bu yükün finanse edilmesi açısından kamu ihale mevzuatı uygundur.  4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’na Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslar’a göre İhale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için asgari ücret artışının getirdiği işçilik maliyetlerinin idareler tarafından karşılanması gerekir. Dolayısıyla İhale makamı İdarelerin asgari ücret değişimlerini dikkate alarak ilgili ihale kapsamında idarelerde sürekli çalışan personel için fiyat farkı vermesi gerekir.

1 Ocak 2024 tarihinden itibaren geçerli olacak yeni asgari ücret tutarı bir önceki döneme göre yüzde 49 oranında yapılan zam ile 17 bin 2 TL olmuştur. Buna paralel olarak da asgari ücretin işverene maliyeti arttığından dolayı ihale dokümanında mesaisinin tamamını ihale makamı idarede geçirecek personel sayısının belirlendiği kamu ihalelerinde Şubat 2024 tarihinden itibaren işçilik fiyat farklarının ödenmesi gerekmektedir.

Mehmet ATASEVER

S.B. Strateji Geliştirme E. Bşk.

KİK E.  Üyesi

Girişimciler için Ödeme Yöntemleri

7 Gündem Satınalma Dergisi Girişimciler Için ödeme Yöntemleri

7 Gündem Satınalma Dergisi Girişimciler Için ödeme YöntemleriNakitle ödemeyi mi tercih edersiniz; kredi kartıyla mı? Yoksa son dönemin en popüleri online ödeme sistemleri ile ödemeyi mi? Elbette tüm girişimlere uygun tek en doğru ödeme yöntemi yok. Yapılan işin kapsamı, pazarın büyüklüğü, sektörün ihtiyaçları, piyasadaki arz-talep dengesi, belirsizlik ve risk gibi birçok faktör girişimcinin yapacağı ödemelerin yöntemini seçme kararını etkiliyor.

Ödeme yönteminin girişimlerin bulunduğu sektöre göre seçilmesi önemli çünkü girişimin finansal yönetimde başarıya ulaşması ödeme yönteminin sektör dinamiklerine uygun seçilmesiyle mümkün. Finansman kararlarını veren girişimci yönettiği finans ve muhasebe sistemlerini dahi sektörel ihtiyaçlara göre belirlemeli. Bunun nedeni sektör bilgilerinin girişimciye yeni fırsatlar keşfetmesinde yardımcı olması ve var olan ya da potansiyel tehditler hakkında girişimciyi uyarması.

Sektör analizini doğru yapan ve buna bağlı finansal stratejiler geliştirerek ödeme yöntemi belirleyen bir girişimci talep-arz durumu, rakiplerin durumu ve sektördeki rekabet derecesi, sektörler arası rekabet durumu, sektöre bağlı teknolojik ilerlemeler, finansal kredi ve teşvik sistemleri, destekleyici finansal mekanizmalar, kurum ve paydaşlar vb. doğru bilgi sahibi olur. Buna bağlı olarak ister, nakit ister kredi kartı, ister online ödeme sistemleri ya da mobil ödeme sistemlerini seçmiş olsun, yaptığı ödeme yöntemi tercihinde başarısızlığa kolay kolay uğramaz.

Nakit ödeme en pratik ödeme yöntemidir. Nakit ödeme sonuçlanır sonuçlanmaz muhasebesel işlemler azalır çünkü girişimin genel giderleri yapılan nakit ödemeyle anında azalır.  Kredi kartı ile ödemeye kıyasla nakit ödemede girişimci daha avantajlıdır. Çünkü girişimciler için kredi kartı ücretleri nakde kıyasla daha maliyetlidir. Örneğin, post cihazı kullanımı, vadeli ödeme kolaylığı gibi sağlanan kredi kartı ödeme yöntemi fırsatları, girişimcinin ekstra maliyetlere katlanma zorunluluğunu da beraberinde getirir.

Yalnızca nakitle ödeme yöntemi kullanan bir girişimci, kolay kolay iş planından sapmaz. Çünkü alacağı ve borcu net biçimde belli olan girişimcinin seçtiği nakit ödeme yöntemi ile kar zarar durum takibi kolaylaşır. Şirket içi nakit akışı daha sorunsuz gerçekleşir. Ancak ödeme yöntemi nakit olan girişimlerin belli miktarlarda nakit öz kaynağının her daim hazır bulundurma zorunluluğunun olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca nakit ödeme yöntemi tercih eden girişimcinin nakdi olmayan, yalnızca kredi kartına sahip müşterileri kaçırma ihtimali de vardır. Bu müşterileri kaçırmamak için satıcıların en az bir kredi kart türünü ödeme yöntemi olarak kullanması beklenir.

Unutmamak gerekir ki; müşteriler üründen memnun olmadıkları takdirde kredi kartı masraflarına itiraz etme hakkına sahiptir. Ters ibrazlar, herhangi bir uyarıda bulunmadan hesaptan borçlandırma yapabilir ve bu borçlandırmalar yeni başlayan girişimcileri başlangıç aşamasında finansal yönetimde sıkıntıya sokabilir. Ayrıca, bazı bankalar kredi kartı dolandırıcılığından dolayı girişimleri sorumlu tutar; bu da hem girişimcinin itibar kaybına hem de öngörülemeyen maddi ek giderlere neden olur.

Öte yandan Türkiye şartlarında nakit gibi işlem gören çekler hakkında da hukuki sorumlulukların farkında olmak önemlidir. Çekler, alıcıya ödeme yapılmasına yetki vermek için ödeme tutarını ve tarihini, ödeyenin hesap numarasını ve imzasını içeren nakdi ödeme yöntemleri arasında sınıflandırılan belgelerdir. Kâğıt çekler her ne kadar son yıllarda yerini elektronik çeklere bırakmış olsa da hala birçok küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ) çeklerin arkasını ciro ederek ödemelerini bu çeklerle gerçekleştirmektedir.

Nakit yerine geçen ancak nakit gibi anlık hak edilen tutara yapılan satış sonrası hemen erişilemeyen çek ödemeleri, ülkemizde birçok ülkeden farklı biçimlerde kullanılmaktadır. Birçok ülkede çekle ödeme yapıldığı anda ödemeyi alan kişi ödeme tutarına borçlunun ticari banka hesabındaki bakiyeden ulaşabilmekteyken; Türkiye’de süreç çok farklı ilerlemektedir. Türkiye’de çekle ödeme yapan kişi tutarı kendi banka mevduatında bulundurmak zorunda değildir. Ancak çekin tahsil edilebileceği çekin üstünde belirlenen ileri tarihte çekin eğer ki karşılığı varsa bankadan bu tutar “günü geldiğinde” tahsil edilebilmektedir. Türkiye’de uygulanan bu işleyiş ne yazık ki suistimale oldukça açıktır. Ülkemizde güvene dayalı bir ödeme yöntemi olarak kabul gören çek ile ödeme yönteminde tutarın karşılığı çek tahsil edileceği gün bankada hazır değilse, çeki alan alacaklı bu tutarı çeki daha önce ciro eden (çekin arkasında imzası olan) kişilerden talep edebilme hakkına sahiptir. Bu bakımdan Türkiye’de çek alınan kişinin yeterince güvenilir olup olmadığı kanaatine varıldıktan sonra, ödeme yöntemi olarak çek ile ödemenin seçilmesi önerilir. Aksi halde olumsuzluk yaşandığında hukuki sorunların doğması kuvvetle muhtemeldir.

Çevrimiçi Ödemeler

Çevrimiçi ödemeler elektronik olarak aktarılır. e-Çekler, kredi kartları ve otomatik ödemeler de dahil olmak üzere çeşitli ödeme türlerini kolaylaştırmak ve yetkilendirmek için çevrimiçi ödeme yöntemi bir ödeme ağ geçidi olarak kullanırlar. Çevrimiçi ödemeler çevrimiçi işletmelerle sınırlı değildir. Çevrimiçi satın alımlar, dijital cüzdanlar veya kredi ve banka kartı bilgilerini mobil bir cihazda saklayan uygulamalar kullanılarak fiziksel mağazalarda gerçekleştirilebilir.

Online ödemeler diğer ödeme yöntemlerine kıyasla girişimcilere maliyet avantajı ve kolaylık sağlar. Nakit ve kredi kartı satışlarında vergiler dahil toplam fiyat oldukça yüksek çıkar. Öte yandan online ödeme yöntemleri toplam fiyatı otomatik hesaplar ve böylece girişimcilere zaman kazandırır. Online ödeme yönteminde işlemde hata riski minimum düzeydedir. Online ödemeler için girişimcilerin belirli miktarda komisyon ücreti ödemesi gerekir. Ancak bu ücretler genellikle kredi kartı temin eden finansal aracıların talep ettiği ücretlere nazaran daha düşüktür.

Mobil Ödemeler

Dijital cüzdan uygulamaları ve yakın alan iletişim teknolojisi aracılığıyla yapılan ödemeler ve banka veya kredi kartlarını okutmak için mobil kart okuyucu kullanarak yapılan ödemelerdir. Mobil ödemeler, daha fazla müşteri kazanmaya, yüksek maliyetleri azaltmaya ve muhasebe süreçlerini basitleştirmeye yardımcı olabilecek mobil teknolojilerden faydalanarak yapılan ödemelerdir. Mobil ödemelerde kartlar veya elektronik para transferleri gibi bir ödeme yöntemleri kullanılarak mobil işlemler gerçekleştirilir. Apple Pay veya Google Pay gibi dijital cüzdanlar vb. aracılığıyla gerçekleşen mobil ödemelerde akıllı telefonlar kullanılır.

7 Gündem Satınalma Dergisi Girişimciler Için ödeme YöntemleriEn doğru ödeme yöntemini belirlemede dikkat edilmesi gereken beş özellik bulunmaktadır: Fiyat, Benzersiz Özellikler, Esneklik, İşlevsellik ve Güvenlik.

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

İş Hayatında Motivasyon

İş Hayatında Motivasyon

İŞ HAYATINDA MOTİVASYON
Nurten KILIÇPARLAR

Moti̇vasyon Satinalma Dergisi

“İmkansıza ulaşmanın tek yolu; onun mümkün olduğuna inanmaktır”.

Lewis Carrol

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan gelişmeler, iş hayatında da yeni gelişmeleri beraberinde getirmiş ve bu durum iş hayatında motive kalmayı dolayısıyla iş hayatına uyum sürecini zorlaştırmıştır. Oysa ki iş hayatında motive olmak ve bunu korumak kişinin kendisi yanında çalıştığı kuruma da önemli katkılar sağlayacak, daha üretken ve motive bir takım olmayı destekleyecek son derece etkili bir beceridir. Mutlu ve motive bir işgücüne sahip şirketlerin ise en iyi sonuçlar alma olasılığı çok daha yüksektir.

Motivasyon genel anlamda hedefe yönelik davranışlarımızı başlatan, sürdüren, bizi harekete geçmeye teşvik eden itici güçtür. Bir şeyi yapmak veya bir şeye sahip olmak için duyulan güçlü bir istektir. Hedeflerimiz ve hayallerimiz doğrultusunda harekete geçmemizi sağlayan en önemli araçtır.

Motivasyon hedeflerimize ulaşmamızı sağlar, karşılaştığımız sorunlara yapıcı çözümler üretir, alışkanlıklarımızı düzenler. Hem sosyal hem de profesyonel anlamda daha mutlu ve verimli olmamızın, kararlı kalmamızın en etkili yollarından biridir.  Motivasyon hayatın her alanında başarılı olmanın da önemli bir kriteridir. İnsan doğasının itici gücü olan bir eylemdir. Uzun soluklu bir çabadır.

İş motivasyonu ise yüksek bireysel motivasyonu iş yaşamına da yansıtarak çalışma hayatı içerisinde verimli ve yararlı işler yapabilme isteğidir. İş motivasyonu sayesinde mutlu bir çalışan olarak ve bunu koruyarak çalışma hayatımızdaki hedeflerimize ulaşabilir, başarılı ve mutlu bir kariyer yolculuğuna çıkabiliriz.

İş hayatı başta olmak üzere hayatın her alanında motive olmak ve motive kalmak sürdürülebilir bir eylem olmalıdır. Zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz iş hayatında işe ilk başladığımız zamanlardaki gibi tutkuyla, enerjiyle, coşkuyla motive kalabilmek, iş hedeflerine ulaşmak için diğer beceriler kadar önemlidir. Bu nedenle motive kalmanızı sağlayacak, enerjinizi yüksek tutacak uygun seçeneklerin neler olduğunu ve nelerin sizin için motive etmede işe yaradığını bulmak ayrıca bunu bir alışkanlık haline getirerek sürdürülebilir bir kişisel motivasyon sağlamak gerekir.

İş Hayatında MotivasyonHedeflerimize ulaşmak için karşımıza çıkan engellere ve zorluklara rağmen devam ederek yolda kalma cesaretini yüksek bir motivasyonla sağlarız. Aksi halde yaşayacağımız motivasyon eksikliği özgüvenimize zarar vererek hedeflerimizin şaşmasına, sık iş değiştirmeye, atalete, ertelemeye, başarı potansiyelimizin zarar görmesine ya da olumsuz psikolojik ve zihinsel durumlara neden olabilir.

Peki iş hayatında motivasyonumuzu sürdürülebilir kılmak için neler yapabiliriz ya da nasıl motive kalabiliriz ?

  1. Hedeflerinizi belirleyin ve bu hedeflere odaklanın
  2. Kendinizi bilin ve keşfedin
  3. Kendinizi önemseyin ve fark edin
  4. Kendinize düzenli olarak geri ve ileri bildirim verin
  5. Kendinizle doğru iletişim kurarak ne istediğinizden emin olun
  6. Kendinizi aşmayı deneyin ve cesaret edin
  7. Tutkunuzu işinizle birleştirin
  8. Motive olmanıza engel olacak etkenleri ortadan kaldırın
  9. Konfor alanınızın dışına çıkın
  10.  Günlük motivasyon hedeflerinizi belirleyin
  11.  Beyninizi ve ruhunuzu size ilham veren şeylerle besleyin
  12.  Başarılarınızı kutlayın ve kendinizi takdir edin
  13.  Hangi zamanlarda daha verimli olduğunuzu keşfederek kendinize uygun görev listesi hazırlayın
  14.  Beyninizi doğru kodlayarak olumlu kalmaya özen gösterin
  15.  İç motivasyonunuzu yükseltin
  16.  Profesyonel bir destek alın
  17.  Zorlukları fırsat olarak görün ve deneyimleyin
  18.  Duygusal çevikliğinizi geliştirin
  19.  Sadeliği iş hayatınıza da entegre edin
  20.  İş yaşam dengenizi mutlaka sağlayın
  21.  Dinlenmeyi unutmayın ve kendinize zaman ayırın
  22.  Çalışma alanınızı düzenleyin
  23.  Alışkanlıklarınızı gözden geçirerek motive olmanızı sağlayacak doğru kaynaklar edinin
  24.  Sürekli öğrenci kalın ve yenilikleri takip edin
  25.  Yeni beceriler edinin
  26.  Öz yönetim becerilerinizi geliştirerek kendi kendinizin yöneticisi olun (stres ve zaman yönetimi, disiplin)
  27.  Networking ağınızı genişletin

Peki işinizde motive kalmakta zorlanıyor musunuz ?
İş hayatınızdaki motivasyon kaynaklarınız nelerdir ?

Öncelikle bu soruları cevaplayarak yol almaya ne dersiniz ?

Motive dolu bir yıl dileklerimle,

Sevgilerimle.

Eğitmen ve Koç

Nurten KILIÇPARLAR

Sözleşme İmzalanmasına Rağmen İşe Alınmayan İşçi, Sözleşme Görüşmelerinden Doğan Sorumluluk Kapsamında Zararlarını Talep Edebilir mi ?

7 Gündem Satınalma Dergisi Sözleşme İmzalanmasına Rağmen İşe Alınmayan İşçi

7 Gündem Satınalma Dergisi Sözleşme İmzalanmasına Rağmen İşe Alınmayan İşçiİş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş gör­meyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir (İşK m.8).

İş sözleşmesi tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade bildiri­minde bulunmaları ile meydana gelir. Ancak, iş sözleşmesinin geçerli olabil­mesi için tarafların iş sözleşmesi yapma ehliyetine sahip olmaları ve sözleşme serbestisinin sınırlarına uymaları gerekir. Türk Borçlar Hukukuna göre de, hu­kuk kurallarına, kanuna, ahlak ve adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına ay­kırı olmadıkça ve yerine getirilmesi olanaksız bir borç niteliği taşımadıkça iş sözleşmesi şartları serbestçe kararlaştırılabilir (TBK m.27)[1].

İş sözleşmesinin kurulmasını müteakip iyi niyet kuralları çerçevesinde sözleşmenin tarafı olan işçinin işe başlatılması beklenir. Sözleşme imzalanmasına rağmen haklı bir sebep dışında işverenin sözleşmeden cayması sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, ilkesine aykırılık oluşturur. Çünkü sözleşmenin imzalanması aşamasında taraflar arasında hukuki bir ilişki oluşur. Sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere karşı aralarında dürüstlük kuralı (TMK. m. 2) gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlali sonucu meydana gelen sorumluluğu nazarı dikkate alması gerekir. Sözleşmeyi imzalayan işçi, uzun süre işsizlikten sonra sözleşmeyi güven temeline dayalı olarak imzalamış olabileceği gibi başka bir işyerinden ayrılarak imzalamış olması da mümkündür. Önceki işinden elde ettiği gelirden vazgeçerek ve yeni işverene güvenerek imzaladığı sözleşme sonrası işe başlatılmaması işçi aleyhine bir takım olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Her ne kadar imzalanan sözleşme işçinin işe başlatılmaması nedeniyle yürürlüğe konulmamış olsa bile sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk kapsamında konuyu değerlendirmek gerekecektir. Bu kapsamda sözleşmenin tarafı olan işçi, işverenle sözleşme görüşmelerinin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal edilmesi halinde, bundan doğan zararı işvereninden talep edebilecektir.

Nitekim Yargıtay’ın konuyla ilgili bir kararına göre, “Davacı ile davalı arasında belirli süreli iş sözleşmesi imzalanmış, bu iş sözleşmesinde sözleşmenin başlangıcı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çalışma izni verdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu izin için davalı şirket tarafından Bakanlığa başvurulmuş, Bakanlık tarafından yabancı işçinin çalışma izin başvurusu uygun bulunmuş, izin belgesinin düzenlenebilmesi için çalışma izni ve hizmet izni harcının yatırılması gerektiği davalı şirkete bildirilmiştir. Davalı şirket bu harcı yatırmamıştır. Bu durumda iş sözleşmesinin başlaması için taraflarca sözleşmede kararlaştırılan izin alınması şartı tamamlanmadığından iş sözleşmesi kurulmamış, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi oluşmamıştır. Ancak davacı işçi bu sözleşmeye güvenerek çalıştığı şirketten ayrılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak, öncelikle borç doğurucu sorumluluk kaynakları üzerinde durulmasında yarar vardır:

Toplumsal hayatın hızla gelişmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik olay ve problemlerin çözümünü, klasik borç doğurucu sorumluluk kaynakları olarak nitelendirilen, haksız fiil, sözleşme ve sebepsiz zenginleşme içerisinde bulabilme ve aynı unsurları bu yeni olay ve problemlere uygulayabilme hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Kanunların çözüm öngöremediği bu tip durumlara, 19. yüzyılın sonlarına doğru doktrin kayıtsız kalınamayacağını anlamış, özü ve niteliği farklı yeni hukuki müessese ve sorumluluk türlerini belirleme yoluna gitmiştir (Süleyman Yalman, Türk- İsviçre Hukukunda Sözleşme Görüşmelerinden Doğan Sorumluluk, Ankara 2006, s. 37).

Bu yeni belirlenen sorumluluk türlerinden olan sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, (culpa in contrahendo) genel bir ifadeyle belirtmek gerekirse, sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere karşı aralarında dürüstlük kuralı (MK. m. 2) gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlali sonucu meydana gelen sorumluluktur. (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt. III, Ankara 1990, s. 1083.; İlhan Ulusan, Culpa in Contrahendo Üstüne, Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay Anısına Armağan, İstanbul 1982, s. 287).

Bir kişinin davranışlarıyla, başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle bu kişiler arasında güvene dayalı bir ilişki oluşmuştur. Kendine özgü bir sorumluluk olan güven sorumluluğu, bu güven ilişkisinden kaynaklanmaktadır ve herhangi bir sözleşme ilişkisinin varlığını gerektirmediği için taraf iradesinden bağımsız yasal bir sorumluluk sebebidir. Güven sorumluluğunun pozitif hukuktaki dayanağı Türk – İsviçre Hukuku açısından Medeni Kanun’un 2. maddesi olan dürüst davranma ilkesidir.(Gürpınar, Damla Sözleşme Dışı Yanlış Tavsiyede Bulunma Öğüt Verme veya Bilgi Vermeden Doğan Sorumluluk, İzmir, 2006 s.214) Medeni Kanun’un 2. maddesinde, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uygun davranmak mecburiyetini getiren kanun koyucu, açık bir şekilde doğruluk ve güven kurallarına atıf yapmıştır. Ayrıca kanunun yorumlanmasında, tamamlanmasında, irade beyanlarının yorumunda, bu nedenle de hukuki işlemlerin kurulmasında ve yorumlanmasında, sözleşmelerin yeni şartlara uyarlanmasında, tamamlanmasında ve değiştirilmesinde de önemli işlevi olan doğruluk ve güven kuralları, sözleşme görüşmeleri esnasında meydana gelen culpa in contrahendo sorumluluğunun da temelini oluşturmaktadır. (Edis, Medeni s.308) Culpa in contrahendo sorumluluğunun varlığından söz edebilmek için sözleşmenin tüm unsurları ile  kurulmuş olmasının veya geçerli bir sözleşme  olup olmadığının da bir önemi   bulunmamaktadır. Bütün bu hukuki kurumların temelinde dürüstlük kuralı gereği korunması gereken ve bu yüzden yasal bir yükümlülük olarak da ortaya çıkan, kendine özgü bir sorumluluk vardır. Güven sorumluluğu edim yükümünden bağımsız yasal bir borç ilişkisine dayanır. Sorumluluğun doğması için zarar verenle zarar gören arasında asli edim yükümünün doğumunu sağlayacak bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olması gerekmez. Taraflardan birinin kendi davranışlarıyla diğer tarafta güven oluşturmasıyla, bu ikisi arasında var olan güven ilişkisinin zarar görmüş olmasından dolayı dürüstlük kuralı gereği bir sorumluluk meydana gelmektedir.(Gürpınar , s.217)

Yukarıda belirtildiği üzere, borç doğurucu sorumluluk kaynakları yönünden somut olay değerlendirildiğinde; olaya “sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk” kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.

Gerçekte de; sözleşme bir süreçtir. Bir anda kurulup meydana gelen hukuki bir işlem değildir. Sözleşme kurulmadan önce taraflar sözleşmenin muhtevası, şartları, içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yaparlar; bu görüşmeler kısa veya uzun sürebilir. Görüşmelerin başlamasıyla görüşmeciler arasında hukuki bir ilişki kurulur. Bu ilişki sözleşme benzeri bir güven ilişkisidir. Güven ilişkisi MK. m. 2/1’de düzenlenmiş bulunan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması gerekir. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar (Fikret Eren, a.g.e., s. 1084, 306 vd., İlhan Ulusan, a.g.e., s. 286).

Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında davacının davalı şirkette dış ticaret uzmanı olarak çalışması yönünde sözleşme imzalandığı, bu sözleşme çerçevesinde davalı şirket tarafından Bakanlığa izin için başvuru yapıldığı, izin belgesi düzenlenmesi için harç yatırılması gerektiğinin davalı şirkete bildirilmesinin ardından davalı şirketin bu harcı yatırmayarak iş sözleşmesinin kurulmasına engel olduğu anlaşılmaktadır. Davacı işçinin bu sözleşmeye güvenerek çalıştığı işyerinden ayrıldığı da sabittir. Bu durumda davalının davacıyı kusurlu olarak sözleşmenin kurulacağı yönünde yanılttığı ve güven ilişkisini ihlal ettiği açıktır. Taraflar arasında iş sözleşmesi kurulmadığından davacı tarafından bakiye ücret alacağı istenmesi mümkün değildir. Ancak sözleşmenin kurulmaması işçinin kusurundan kaynaklanmamaktadır. Davalı şirket çalışma izni için gerekli harçları yatırmayarak iş sözleşmesinin kurulamamasına neden olmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının davalı şirketten sözleşme öncesi zararlarını talep etmesi mümkündür. Davacı sözleşme öncesi doğan zararlarını isteyebilecektir ancak bu zararlara ilişkin davalara iş Mahkemelerinde değil, genel yetkili mahkemelerce bakılacaktır. Bu nedenle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi hatalıdır”[2].

7 Gündem Satınalma Dergisi Sözleşme İmzalanmasına Rağmen İşe Alınmayan İşçiSonuç olarak, işverenin işçisini kusurlu olarak sözleşmenin kurulacağı yönünde yanıltması ve güven ilişkisini ihlal etmesi halinde, işçinin sözleşme öncesi zararlarını talep etmesi mümkündür. Yargıtay, somut olaya “sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk” kurallarıyla bakılması gerektiğini belirtmektedir. Taraflar arasında kurulan sözleşmenin bir anda kurulup meydana gelen hukuki bir işlem olmadığını, sözleşmenin bir süreç olduğunu, sözleşme görüşmeleri esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması gerektiğini ve görüşmecilerin bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal etmeleri halinde ise, bundan doğan zarardan sorumlu olacaklarını kabul etmektedir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] ARASLAN ERTÜRK, Arzu, İş Sözleşmesinde Şekil, İstanbul 2017, s.95, SAVAŞ, F.Burcu, İş Sözleşmesinin İşveren Tarafından Haklı Nedenle Feshi, İstanbul 2012, s.5.

[2] Y9HD.17.09.2020 T., E.2016/20712, K.2020/8343 Legalbank.

 

Alım Talebi: Çimento

Alım Talebi çimento

Bir firmamız için dökme olarak ya da 50 kiloluk paketler halinde, çimento alımı yapılacaktır. Aylık 3.000 ton, yıllık olarak 36.000 ton alım yapılması planlanmaktadır. Teslim yeri Eskişehir’dir. Ödeme şekli sözleşme üzerinden günlük proforma fatura kesilerek olacaktır.

İlgili olan üretici ya da satıcıların, detaylar için aşağıdaki adımların ardından, iletişime geçmesi rica olunur.

Alım Talebi çimento

Teklif Vermek İçin;

  1. SATINALMA DERGİSİ’ne abone ol.
  2. Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
  3. Ödeme sonrasında FİRMA BAŞVURU FORMU’nu doldur.

https://satinalmadergisi.com/satici/

TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK (600 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.

Piyasanın Dengesi Emekli – Bölüm 2

7 Gün 7 Gündem Piyasanın Dengesi Emekli – Bölüm 2

Ülkemizde Emekli Algısı7 Gün 7 Gündem Piyasanın Dengesi Emekli – Bölüm 2

Ülkemizdeki emekli algısı denilince ilk akla gelen;

“Ununu elemiş, eleğini asmış”

kişi sıfatında, pek bir işe yaramayan, gücü ve kuvveti kalmamış, topluma iş gücü anlamında bir katkısı olmayan kişi olarak algılanır.

Emekli, aktif yaşamını sonlandırmış ve bundan sonraki hayatında tüketici pozisyonunda olan, para harcayan kişi gibi algılanır.

Toplumumuzda Çalışan Emekliler

Bana göre emeklinin tanımı ve algılanması kesinlikle yukarıdaki ifadelerle açıklanması hata olan cümle olur. Tüm emekliler için söyleyemesem de emekli denildiğinde, tecrübe yumağı, yanılgısı daha az, her işe büyük resimden bakmayı bilen kişidir.

Zaten toplumumuzda çalışan kesimlerin azımsanmayacak bir bölümü emekli değil mi ? Kendi adıma konuşacak olursam; bankacılık yıllarımda müdür olmam dolayısıyla yoğun müşteri ilişkilerim ve ziyaretlerim olurdu ve yolunda gitmeyen işler ise beni  gergin hale getirirdi. Emeklilik sonrası kendi işimdeki çalışmalarım ise bankacılık hayatımdaki çalışmalarımdan çok daha fazla oldu. Öyle ki okuyup, ders çalışmaz isem değişen mevzuat hükümlerinden uzak kalacağımdan dolayı kendimi güncel tutmak adına sürekli okuyor, çalışıyor, sunumlarımı güncelliyor, danışmanlığımı yaptığım firmaların dış ticaret işlemlerini ve akreditiflerini satır, satır okuyup gerektiğinde danışmanlığını yaptığım firmayı yönlendirip, toplantılar yapıyor ve eğitimlerimi de devam ediyorum.

Ben emekli olduktan sonra bu yüzden işim bir türlü bitmiyor. Her hafta bir yeni iş geliyor, yeni eğitim konularında eğitimler veriyorum.

Ve benim adım emekli.

Emekli olmama rağmen çok iş yaptığımın farkındayım.

Emekli; ununu elemiş, eleğini asmış sözünün bana göre söylenmediğini biliyorum.

Emeklilik Hayatın İkinci Baharıdır

İkinci defa çalışmak istemeyen veya o şansı bulamayan emekliler için çok doğru bir söz.

Balık Tutma GörselHayatının ikinci baharını yaşayan emekliler. Ya balık tutarlar, ya sosyal faaliyete katılırlar, ya seyahatlere giderler, ya evcil hayvan beslerler ki bunu da yaparken sanki çok büyük bir vazifeyi yerine getiriyormuşçasına üzerinde vazife olarak görürler, ya da emekli kesimin azımsanmayacak bir bölümü koroda şarkı söyler.

Koro GörselTavla veya iskambil oynayarak topluma hiçbir yararı olmayan aynı bankadan emekli olan arkadaşlarımı da söylemek sürpriz olmaz. Hatta eski bankacı arkadaşlarımdan da tavla partisi / yarışması düzenlediklerini bahisle beni de davet ettiler.

Tavla GörselYahu arkadaşım, senin işin gücün yok mu diyesim geldi ama zaten işsizlikten ve mesleki donanımsızlıktan kendini tavlaya ve kahvehane köşelerine atmadılar mı bu arkadaşlarım?

Benim İçin Hayatın İkinci Baharı

Kendimce, aktif çalışma hayatı içindeyken de, emekli olduğumda hayatımın ikinci baharını yaşayacağım dediğimde, çevremdeki pek az kişi aktif çalışma hayatımın yoğun olduğundan dolayı benim gezip tozacağımı düşünmüşler, ancak beni gerçek anlamda tanıyan kişiler ise; Reşat emekli olsa da çalışır diyenlerin sayısı oldukça yoğundu.

Hayatımın ikinci baharı benim emeklilik sonrası tekrar çalışma hayatıma atılmamla olmuştur.

Hani emekli acınacak haldedir diye toplumun kafasında bir imaj vardı ya, işte bu imaj benim için geçerli değildi.

Çalıştıkça mutlu oldum, çalıştıkça çok kazandım, zavallı emekli sıfatı benim semtime uğramadı.

Emekli Olarak Çalışmasaydım Ne Olurdu

Evim kira olsaydı, emeklilik sonrası çalışmasaydım ne mi olurdu ? İnanın düşünmek dahi içimi daraltıyor.

Dilenci GelirEmeklilikte çalışmasaydım, dilencilik gözde para kazanma yolu diye düşünüyorum.

Lütfen küçümsemeyin dilencileri, benim diyen bir genel müdür kadar para kazanmıyorsa bana ne derseniz deyin.

 Emekli Maaşı

Bu kadar tüyo verdim emeklilere. Sadece emekli maaşından medet beklerseniz yıllık enflasyon (!) artışı kadar elinize para geçer. Tabii enflasyon doğru ölçülürse.

Diğer Ülkelerdeki Emeklilerle Ülkemizdeki Emekliler

Kıyas kabul etmeyecek derecede gelir düzeyi ve refahı çok iyi olan diğer ülkelerdeki emeklileri ülkemizdeki emeklilerin refah ve gelir düzeyi ile karşılaştırdığımızda, ülkemizdeki emeklilerin olumsuzlukları için söyleyecek sözüm kalmadı. Sefalet.

7 Gün 7 Gündem Piyasanın Dengesi Emekli – Bölüm 2Reşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

“Depremleri, toplumsal ve ekonomik travmalara neden olan bir doğal afet olmaktan çıkartmalıyız”

E Satınalma çözümleri Haber Depremleri, Toplumsal Ve Ekonomik Travmalara Neden Olan Bir Doğal Afet Olmaktan çıkartmalıyız

E Satınalma çözümleri Haber Depremleri, Toplumsal Ve Ekonomik Travmalara Neden Olan Bir Doğal Afet Olmaktan çıkartmalıyız6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin yıl dönümü vesilesiyle açıklamada bulunan Türkiye Hazır Beton Birliği Başkanı Yavuz Işık, “Kahramanmaraş Depremleri sonrasında sadece riskli yapıların değil, üretimden tasarıma, uygulamadan denetime kadar tüm süreçlerdeki iş yapış şeklinin ve zihniyetin dönüşmesi gerektiğini gördük. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, bilimin ışığında, kültürel ve doğal mirasımızı koruyup geçmiş tecrübelerimizden faydalanarak yeni bir toparlanma ve kalkınma döneminin kapısını aralamalıyız. Artık depremleri, toplumsal ve ekonomik travmalara neden olan bir doğal afet olmaktan çıkartmalıyız.” dedi.

2023 yılının ilk günleri ile birlikte Cumhuriyetimizin 100. yaşını kutlayacak olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşarken, geçmişten aldığımız tecrübeler ve dersler ile geleceğe daha güçlü ve umutlu bakıyorduk ancak 6 Şubat günü tüm ülke olarak adeta bir kâbusa uyandık. Ne yazık ki o sabah deprem konusunda yeterince yol alamadığımızı apaçık gösterdi. 50 binden fazla can kaybı yaşanan Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri yaklaşık 14 milyon vatandaşımızı doğrudan etkilemiş ve tüm ulusumuzu yasa boğmuştur.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri sonrası yapılan değerlendirmelere değinen Türkiye Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinden etkilenen 11 ilimizde yıkılan binaların %97’si 1999 yılından önce inşa edilmiş ve mühendislik hizmeti almamış, denetime tabi olmamış yapılar olduğu belirtildi. Oysa 1999 yılı öncesinde de deprem yönetmelikleri, uygulama standartları, İmar Kanunu, fenni mesuliyet ‘TUS’ sistemi gibi birçok husus yürürlükteydi. 1999 Marmara Depremi ile tüm bunların depreme dayanıklı, can ve mal güvenliğini sağlayan yapıların inşasında etkili olmadığı görülmüş ve daha sonra önemli aksiyonlar alınmıştı. Bu aksiyonlara örnek olarak; hazır beton ve nervürlü çelik donatı kullanımının zorunlu hâle gelmesi, Yapı Denetimi Sisteminin (YDS) tüm ülke geneline yayılması, Deprem Yönetmeliklerinin güncellenmesi verilebilir. Bu aksiyonlar sonucunda 2000 yılı sonrasında ve özellikle 2011 yılında YDS’nin tüm Türkiye’de uygulamaya geçmesi sonucunda daha güvenilir ve depreme dayanıklı binaların inşası mümkün olmuştur. Buna rağmen günümüzde yapı stokumuzun yaklaşık yarısı 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş durumdadır

Kahramanmaraş ve Hatay Depremlerinde yıkılan binaların %2’si ise 2000 yılından sonra inşa edilmiştir ancak bunların büyük bir çoğunluğu yapı denetimine tabi tutulmamıştır. Depremin etkilediği 11 ilde yapı denetim sistemine geçilmesinden sonra hazır beton kullanılarak yapılan 151 bin 990 binadan 272’si yıkılmış olup, yıkılmayan bina oranı %99,8’dir.” dedi.

“kentsel dönüşüm büyük bir fırsattır”

Yavuz IşıkKentsel dönüşüm süreçlerine değinen Yavuz Işık, “2012 yılında yürürlüğe giren Kentsel Dönüşüm Kanunu’nda 2023 yılında yapılan değişiklikler ile sürecin daha hızlanması beklenmektedir. Kentsel dönüşümün ana teması riskli yapıların dönüştürülmesi olarak algılansa da dönüşüm sürecinin çok boyutlu bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Kent madenciliği prensipleri ile inşaat ve yıkıntı atıklarının sürdürülebilir bir şekilde değerlendirilmesi, doğal kaynakların sorumlu kullanılması, neredeyse sıfır enerjili binalara ağırlık verilmesi, olası afetler için tam donanımlı toplanma alanlarının yapılması, ulaşım akslarının yeniden planlanması, düşük karbonlu malzemelerin kullanılması gibi birçok boyutta süreç desteklenmelidir.” dedi.

“her beton hazır beton değildir”

Depreme dayanıklı yapıların özelliklerini vurgulayan Yavuz Işık, “1970’li yılların sonunda hazır beton ile tanışan Türkiye’de hazır betonun kullanımı kademeli olarak 2000’li yılların başında zorunlu hâle gelmiştir. Bu nedenle birçok eski yapıda ‘hazır beton’ yerine şu an için ‘ilkel’ olarak nitelendirilebilecek yöntemlerle beton üretilmiştir. Herhangi bir standarda ve mühendislik yaklaşımına tabi olmayan bu betonlar yine uygun olmayan inşaat demirleri ile birlikte kullanılmış ve mühendislikten uzak tasarım ve yöntemlerle bina yapımında kullanılmıştır. Günümüzde ise ‘hazır beton’ bilgisayar kontrollü otomasyon sistemlerine dayanan, tüm girdi kontrolleri yapılan, en çok denetime tabi tutulan ve denetimi RFID çiplerle gerçekleştirilen güvenilir bir yapı malzemesi ve tam anlamıyla mühendislik ürünüdür.” dedi.

Depreme dayanıklı yapıların tasarımının önemine dikkat çeken Yavuz Işık, “Önemli bir diğer husus da hiçbir yapı malzemesinin sadece kendi özellikleri ile ‘depreme dayanıklı’ olarak tanımlanmaması gerektiğidir. Doğru ve kaliteli malzeme, güvenilir yapıların olmazsa olmaz koşullarından sadece biridir. Esas olan, depreme dayanıklı yapı tasarımıdır.” diye konuştu.

“sorumluluğumuzun bilincindeyiz”

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) olarak inşaat sektörünün önemli bir paydaşı ve güvenli yapıların da en önemli bileşeninin sorumluluğunu taşıdıklarını belirten THBB Başkanı Yavuz Işık, “36 yıldır ülkemizin sağlam yapılar üzerinde gelişmesini ve büyümesini sağlamak için yoğun çaba sarf etmekteyiz. Hem sektörümüzün kalite bilincini ve yetkinliğini geliştirmek hem de hazır beton kullanıcılarını doğru uygulamalara teşvik etmek için birçok somut adım attık ve atmaya devam ediyoruz. Bunları yaparken ilgili kamu kurumları ve meslek örgütleri ile iş birliğini önemsiyoruz.

1995 yılında ülkemizde hazır beton üretimine yönelik herhangi bir denetim mekanizması yokken THBB üyeliğinin birinci şartı KGS Belgesi almaktı. Başka bir sektörde benzeri olmayan bu uygulama ile THBB, üyelerinin standartlara uygun üretim yapmasına liderlik ederken bir yandan da tüm sektörün bu yöne evrilmesini sağlamıştır. Daha sonra yürürlüğe giren G İşareti Yönetmeliği ile bu süreç tüm sektöre yayılmıştır. THBB olarak bütün hazır beton üreticilerini standartlara uygun üretim yapmak üzere KGS Sistemi’ne davet ediyoruz.” dedi.

E Satınalma çözümleri Haber Depremleri, Toplumsal Ve Ekonomik Travmalara Neden Olan Bir Doğal Afet Olmaktan çıkartmalıyızTürkiye Hazır Beton Birliği olarak olarak uzun yıllardır riskli yapı stokunun dönüştürülmesini sürekli gündeme getirdiklerini belirten THBB Başkanı Yavuz Işık, “Kahramanmaraş Depremleri sonrasında sadece riskli yapıların değil, üretimden tasarıma, uygulamadan denetime kadar tüm süreçlerdeki iş yapış şeklinin ve zihniyetin dönüşmesi gerektiğini gördük. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, bilimin ışığında, kültürel ve doğal mirasımızı koruyup geçmiş tecrübelerimizden faydalanarak yeni bir toparlanma ve kalkınma döneminin kapısını aralamalıyız. Artık depremleri, toplumsal ve ekonomik travmalara neden olan bir doğal afet olmaktan çıkartmalıyız. Bu konuda gerekli politikaların ve eylem planlarının oluşturulmasını destekliyor ve tüm paydaşları göreve çağırıyoruz.” dedi.