Türk Makine Sektörü Globalde Büyümeye Devam Ediyor
Avrupa Takım Tezgâhları İmalatçıları Birliği (CECIMO) Genel Müdürü Filip Geerts Türkiye’yeTürk Makine Sektörü Globalde Büyümeye Devam Ediyor
Avrupa Takım Tezgâhları İmalatçıları Birliği (CECIMO) Genel Müdürü Filip Geerts Türkiye’ye
İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, Anılan istekli tarafından aşırı düşük teklif açıklaması kapsamında, araçların kiralama, araçların bakım onarım maliyetinin ve lastik giderlerinin tevsikine ilişkin sunulan fiyat teklifinde araçların teknik özelliklerinin dikkate alınmadığı,
Açıklama kapsamında sunulan fiyat tekliflerinin eki tespit tutanaklarının ihale tarihinden son veya bir önceki geçici vergi beyanname dönemine ilişkin düzenlenmediği, söz konusu tutanaklarda beyan edilen faturaların ilgili tutanağın düzenlendiği geçici vergi beyanname dönemine ait olmadığı ve/veya tutanaklarda fatura bilgileri tablosunun yer almadığı ve/veya fiyat teklifine konu mal veya hizmetin ortalama satış tutarına ilişkin beyan edilen toplam tutar ve miktar bilgileri ile fatura bilgileri tablosunda ilgili mal veya hizmete ilişkin elde edilen toplam tutar ve miktar bilgilerinin uyumlu olmadığı iddialarına yer verilmiştir.
07.02.2024 tarihli ve 2024/UH.II-267 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;
Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde;
Anılan istekli tarafından aşırı düşük teklif açıklaması kapsamında araçların kiralama maliyetine ilişkin sunulan fiyat tekliflerinin eki maliyet tespit tutanaklarında “Fatura bilgileri tablosu”nun boş bırakıldığı,
…………….
Anılan istekli tarafından aşırı düşük teklif açıklaması kapsamında araçların bakım onarım ve lastik giderlerinin tevsikine ilişkin sunulan fiyat tekliflerinin eki maliyet tespit tutanaklarındaki “Birim Mal/Mal maliyeti” ve “Birim işçilik maliyeti” başlıklı tablolarının boş bırakıldığı ve tutanağın “Diğer birim diğer maliyetler” başlıklı bölümünde “Harcama kaleminin niteliği” başlıklı sütun doldurulmadan birim harcama kalemi maliyetine yer verildiği, anılan tutanakta yer alan “Fatura bilgileri tablosu”nun boş bırakıldığı anlaşıldığından bahse konu isteklinin araçların kiralama, akaryakıt, bakım onarım ve lastik giderlerine ilişkin sunduğu açıklamaların mevzuat hükümlerine uygun olmadığı anlaşılmış olup, başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Mehmet ATASEVER
S.B. Strateji Geliştirme E. Bşk.
KİK E. Üyesi
TSB Başkanı Uğur Gülen: “2023’te ‘kusursuz fırtına’ yönettik; 2024’ten umutluyuz”
Sigorta ve emeklilik sektörünün çatı kuruluşu Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Uğur Gülen, sektördeki gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulundu. 2023’ün kur belirsizlikleri, ekonomik dalgalanmalar, depremin yol açtığı hasarlar, artan reasürans maliyetleriyle çok zor bir yıl olduğunu belirten TSB Başkanı, sektörün düşük mali gelir ve sigorta gelirleri nedeniyle toplam gelirinin yüzde 50’sinden fazlasından mahrum kaldığını hatırlattı. Sigorta sektörünün adeta ‘kusursuz fırtına’nın yaşandığı bir dönemi başarıyla yönettiğini belirten Gülen, 2024’ten daha da umutlu olduklarını ifade etti.
Tüm bu zorluklar “Sigorta kıymet bilmektir” anlayışına sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini bir kez daha gösterdi diyen TSB Başkanı şöyle devam etti:
“Mali kayıpları telafi etmede ‘sigortalı olmak’ kritik değerde. Gelişmiş ekonomilerdeki sigortacılıkta, bireysel ve kurumsal risk yönetimi geniş yer tutuyor ve yaşanan kayıpların önemli bir kısmı sigorta sistemi tarafından karşılanıyor. Türkiye’nin sigorta sektörü olarak, ülkemizin gelişmiş ekonomiler arasındaki hak ettiği yere ulaşması için ‘sigortalanma bilincinin’ tabana yayılmasının ne denli kıymetli olduğu biliyor, çalışmalarımızı bu hususta yoğunlaştırıyoruz.”
Sigortacılığın millî ekonomiye, böylece Türkiye’ye ve tüm vatandaşlara çok çeşitli şekillerde fayda sağladığını vurgulayan Gülen bu katkıları şöyle açıkladı:
“Türk sigorta ve emeklilik sektörünün, sağladığı doğrudan ve dolaylı istihdam yaklaşık 200 bin kişi ve bu rakam, sağlık sektörü ve taşıt onarım sektörü gibi yan sektörlerle katlanarak artıyor. Kurumlar vergisi ve dolaylı vergiler göz önüne alındığında devletimize yılda 48 milyar lira fayda sağlıyoruz. Yine sektör olarak sağladığımız teminat, Gayrisafi Millî Hasıla’nın 30 katını buluyor. Öte yandan sigorta ve emeklik fonları, spekülatif hareketlerden uzak nitelikte olduklarından ekonomide stabilizatör etkisi yapıyorlar. Vatandaşların varlıklarının ve geleceklerinin korunması kadar yatırım, üretim, ihracat, ticaret ve istihdamın millî ekonomiye sunduğu katma değerin sürdürülebilirliğinde de kritik önem arz eden bir sektörüz.”
“Sigorta sektörü büyürse Türkiye büyür”
Sigortacılığın, bankacılıktan sonra, ülkemiz finansal sistemine en fazla katkıyı sağlayan 2. sektör olduğunu belirten TSB Başkanı, bu katkıyı büyütmek ve yüzde 5 olan sistem içindeki payımızı katlayarak ülkemizin, vatandaşlarımızın geleceğine daha güçlü koruma sağlamak için çalıştıklarının altını çizdi.
Dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasındaki Türkiye’nin sigorta sektörünün bu doğrultuda gelişerek, bulunduğu 38. sıradan çok daha iyi yerlere gelmesi gerektiğini belirten Gülen, “Sigorta ve emeklilik sektörünün büyümesi sayesinde Türkiye de büyüyecek” dedi.
Sektörün sağladığı ve sağlayabileceği katkıların daha iyi anlaşılması için Kahramanmaraş depremlerinin doğru analiz edilmesi gerektiğini belirten TSB Başkanı, sektörün hızlı aksiyon alarak hasar ödemelerinde çok başarılı bir sınav verdiğini ifade etti. Gerek 6 Şubat depremlerinde gerekse de bundan sonra yaşanabilecek olası afetlerde çok daha fazlasını yapabilecek güce ve sağlamlığa sahip sektörün ihtiyacının sigortalı sayısının artması olduğunu vurguladı. Uğur Gülen sözlerini şöyle sürdürdü: “Kahramanmaraş depremleri için devletin bütçesinden ayrılan pay 105 milyar dolar. Sektörümüz bunun 5 milyar dolarlık kısmını üstlenmiş durumda. Sigortalanma bilincimiz ve sigortalı varlıklarımızı daha yüksek olsaydı, sektör olarak devletimizin üzerinden bu yükü alabilirdik. Bu da vatandaşlarımıza daha fazla yatırım, istihdam ve olanak olarak geri dönerdi. Burada bizi en çok üzen hususlardan biri sigortalanma davranışının ‘risk gerçekleştikten’ sonra ortaya çıkması, ardından ise sürdürülememesi. 6 Şubat depremleri ile sigortalanma talebinde çok hızlı bir artış olsa da bu durum 2 ay sonra sönümlenerek geçen yılın aynı döneminin bile altında kaldı. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu, ayrıca iklim krizi nedeniyle dünyanın pek çok ülkesi gibi yeni afet riskleriyle karşı karşıya olduğunu hiç unutmamalıyız.”
Bu bağlamda olası Marmara depremi için öngörülen hasarın 325 milyar dolar olduğunu belirten Gülen, bunun yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun sigortalı olduğunu hatırlattı. Sektörün ödediği ve üstlendiği tazminatlarla yalnızca 2023 yılında ‘günde 260 bin kişinin’ hayatına dokunduğunu ve günlük 1,2 milyar TL gibi bir tutarı ekonomiye döndürdüğünü ifade eden TSB Başkanı, “Farkındalığı ve buna bağlı olarak sigortalanma oranlarını artırarak çok daha iyi sonuçlar almamamız, ülkemizin ve vatandaşlarımızın geleceğini korumamız mümkün” dedi.
“Primlerin artmaması için alternatif yollar arıyoruz”
TSB Başkanı Uğur Gülen trafik sigortalarındaki prim artışları konusuna da açıklık getirdi. Prim hesaplamalarının; ilgili branştaki hasarın gerçekleşme sıklığı ve hasarın maliyeti dikkate alınarak ve önümüzdeki dönemde meydana gelebilecek maliyet artışlarına dair tahminlere dayanılarak yapıldığının altını çizen Gülen, araç ve yedek parça maliyetlerinden ve asgari ücrete kadar ilgili her kalemde yaşanan artışın primleri önemli ölçüde etkilediğini belirtti.
TSB Başkanı şöyle konuştu: “Sigorta sektörü olarak primleri belli düzeyde tutmayı dert ediniyoruz. Sağlık sigortalarıyla ilgili alternatif sağlık hizmet kuruluşlarının (üniversite hastaneleri) anlaşmalara dâhil edilmesi, motor branşında ise yerli yedek parça kullanımının artırılması, hasar ödemelerinin hızlandırılması vb. gibi birçok alanda çözüm arayışlarımızı sürdürüyoruz.”
Sigortalı sayısının artırmasının primler hususunda da son derece kritik olduğunu vurgulayan Gülen, trafik gibi zorunlu sigortaların mutlaka ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Trafik sigortaları için serbest tarife olmazsa olmaz. Fiyat kontrolü, sonrasında oluşan prim farkları ile kapatılmak zorunda kalıyor. Bu kaçınılmaz son hoşnutsuzluk yaratabiliyor” diye konuştu.
“Sigorta sektörü olarak millî bir sorumluluk üstleniyoruz”
TSB Başkanı, Sigorta ve emeklilik sektörünün büyümesinin millî ekonomimiz için ihtiyaç duyulan kısa, orta ve uzun vadeli kaynağı sağlayacağını, gerek vatandaşların gerekse de özel daha korunaklı hâle geleceğini, yurt içi kaynaklar artacağını ve banka dışı finansal piyasaların derinleşmesiyle ekonomideki dalgalanmalara karşı stabilizasyonun korunacağını belirtti.
Tüm bunların uluslararası yatırımın ve istihdamın artarak sürmesini sağlayacağını belirten Gülen, sigortacılar olarak üstlendikleri sorumluğun bilinciyle hareket ettiklerini söyledi. TSB Başkanı Uğur Gülen: “Bu millî bir sorumluluktur. Bir yandan vatandaşlarımızın varlıklarını korumak, diğer yandan ülkemize sağlanacak yatırımların önünü açmak ve devletimizin üzerindeki yükü alarak ‘Büyük ve Güçlü Türkiye’ için hizmet sağlıyoruz. Birliğimiz, tüm üye şirketleriyle birlikte bu koruma çemberini daha da büyütmek, ülkemizi hak ettiği yere getirmek için millî bir sorumluluk bilincine sahip. Ancak unutmayalım ki bu topyekûn bir mücadele. Sigorta şirketleri, acenteler, kamudaki paydaşlarımız ve artan sigortalılarımızla bu anlayışa sahip olmalı, güvenli ve refah dolu bir gelecek için omuz omuza vermeliyiz.”
Konutder Üretici Beklenti Anketine Göre Konut Satışlarında ve Üretiminde Düşüş Devam Edecek
Markalı Konut Yatırımcıları ve Geliştiricileri Derneği – Konutder’in Ekim – Aralık 2023 Üretici Beklenti Anketine göre, 1. El Konut Satışlarında ve Yabancıya Satışlarda yaşanan düşüşün devam edeceği, buna bağlı olarak konut üretiminde de azalma olacağı öngörülüyor.
Konutder’in NielsenIQ Türkiye ile birlikte markalı konut üreticisi firmaların en üst yöneticilerine yönelik 3 aylık periyodlarla uyguladığı beklenti anketi, gayrimenkul sektöründe yapılan ilk çalışma olma özelliği taşıyor. Anket, Birinci el konut satış adetleri, yabancıya satış adetleri, konut fiyatları, konut maliyetleri, işçilik ve malzeme maliyetleri, kredili konut satış adetleri, kentsel dönüşüm alanında üretilecek konut sayısı, konut kredisi faiz oranları ve kira fiyatlarına yönelik rakam ve öngörüleri ortaya koyuyor.
Konutder Başkanı Ramadan Kumova, başlattıkları bu çalışmaların gayrimenkul sektörü için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, geçtiğimiz aylarda yayınladıkları ‘İstanbul’un 10 Yıllık Konut Strateji Raporu’nun ardından, şimdi de açıkladıkları bu beklenti anketinin, Konutder’in veri odaklı stratejisinin devamı niteliğinde olduğunu söyledi. Kumova, başta İstanbul olmak üzere esasen tüm ülkenin konut ihtiyacını derli toplu bir biçimde ortaya koyan bir araştırma raporuna ihtiyaç olduğunu, başlattıkları araştırmalarla oldukça önemli veriler elde ettiklerini ve bu verileri şeffaf bir şekilde kamuoyu ile de paylaştıklarını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Şimdi de yine konut sektöründe bir ilk olarak 6 aylık beklentilerin yer aldığı bir rapor paylaşmaya başlıyoruz. Üçer aylık periyodlarla yenilenecek “KONUTDER Üyeleri Konut Sektörü Beklenti Anketi-6 Aylık Beklenti Göstergeleri” adlı raporumuz, markalı konut üreticilerinin öngörülerini yansıtacak. NielsenIQ Türkiye ile birlikte hazırladığımız rapor, bugünün verilerini geçmiş dönemlerle karşılaştırma imkânını da sunacak. Böylece sektörün değişen beklentileri öne çıkacak. Sektörün tüm gündemlerini başlıklar halinde içeren yeni çalışmamız yalnızca sektör temsilcilerine değil konut yatırımı yapacak vatandaşa, sektörümüzü besleyen alt sektörlere ve karar vericiler de ışık tutacak.”
Konutder’in Ekim – Aralık 2023 Üretici Beklenti Anketine göre, 2024’ün ilk 6 ayına ilişkin markalı konut üreticilerinin beklenti ve öngörüleri şöyle sıralanıyor:
Birinci El Satışlarda Düşüş Devam Edecek
Markalı konut üreticisi firmaların 4’te 3’ü, Birinci el konut satış adetlerinin önümüzdeki 6 ay içinde büyük oranda azalacağını düşünüyor.
Yabancıya Satışta Azalma Beklentisi Artıyor
Bir önceki ankette üyelerin %50’si yabancıya konut satışlarında gelecek 6 ayda herhangi bir değişim beklemiyorken, son ankete göre üyelerin yaklaşık yüzde 60’ı yabancıya konut satışlarında gelecek 6 ayda azalma olacağını düşünüyor.
Fiyatlarda Artıştan Stabile Doğru
Bir önceki ankette üyelerin % 73’ü konut fiyatlarının artacağını belirtirken, son ankette ise bu oran % 54.5’e düşmüş görünüyor.
Maliyetlerde Artış Sürecek
Konutder üyelerinin neredeyse tamamı maliyetlerin artacağı konusunda hemfikir. Maliyetlerle ilgili üyelerin öngörüsünde 3 ay içerisinde bir değişiklik olmadığı görülüyor.
İşçilik ve Malzemede Tüm Üyeler Hemfikir
Üyelerinin tamamı geçen dönemde olduğu gibi işçilik ve malzeme maliyetlerinin artacağı beklentisine sahip.
Üretimde Azalış Sinyalleri
Üyelerin %72.7’si konut üretiminin azalacağını düşünüyor.
Kentsel Dönüşümde Artış
Üyeler, kentsel dönüşüm alanındaki üretimde ise genel üretime göre daha umutlular. Üyelerin % 68.2’si bu alanda üretim artacak görüşünde.
Kredi Faizlerinde Zirveyi Gördü mü?
Önceki dönemde Konutder üyelerinin %73’ü konut kredi faiz oranlarının artacağını ön görürken, son ankete göre bu oran % 40.9’a gerilemiş bulunuyor.
Kredili Satışlarda Düşüş Sürecek
Konutder üyelerinin % 86.4’ü kredili konut satışlarının azalacağını öngörüyor. Kredili satışların azalacağını düşünenlerin oranı bir önceki dönemde % 72.7 iken bu dönemde yüzde 86.4’e yükselmiş görünüyor.
Kirada Düşüş Beklentisi Yok
Önceki dönemde hiçbir üye kira fiyatlarının azalacağını beklememekle birlikte, yüksek oranda kiraların artacağını öngörürken, son anket verilerine göre konut kiralarının artacağı yönündeki görüşler %50’lere gerilemiş bulunuyor.
TÜİK’in Açıkladığı 2023 Yılı Büyüme Rakamlarını Değerlendiren Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, “Başta işçilik olmak üzere, yüksek girdi maliyetleri sektörümüz için sınırlayıcı olsa da deprem bölgesinin yeniden imarı çalışmaları sektörümüz için büyüme anlamında itici güç olmaya devam etmiştir. İstihdam edecek ara eleman sıkıntısı, ayrıca fiyat farkı ve tasfiye ihtiyacı gibi sıkıntılar halen çözüm beklemektedir. Sektör olarak 2023 yılında olağanüstü şartlara bağlı olarak önemli bir büyüme yakalanmış olsa da 2024 yılı yatırım programına yeni proje alınmamasıyla yurt içi büyümenin 2023 yılı kadar olmayacağı öngörülmektedir. Bu nedenle 2024 yılında sektörümüzün rotasının ağırlıklı biçimde yurt dışı projeler olacağını düşünmekteyiz” dedi.
Türkiye’nin en köklü sivil toplum örgütlerinden biri olan Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2023 yılı büyüme rakamlarını yazılı bir açıklama ile değerlendirdi:
“Küresel ekonomik sorunlar ile siyasi ve jeopolitik gelişmelere rağmen Türkiye ekonomisinin 2023 yılında %4,5 büyümesi sevindiricidir. Ülkemizde istihdama en büyük katkıyı veren ve 200’ün üzerinde alt sektöre talep yaratarak ekonomide lokomotif görevi üstlenen inşaat sektörü de aynı dönemde %7,8 ile Türkiye ekonomisinin üstünde bir oranda büyümüştür. Başta işçilik olmak üzere, yüksek girdi maliyetleri sektörümüz için sınırlayıcı olsa da deprem bölgesinin yeniden imarı çalışmaları sektörümüz için büyüme anlamında itici güç olmaya devam etmiştir. İstihdam edecek ara eleman sıkıntısı, ayrıca fiyat farkı ve tasfiye ihtiyacı gibi sıkıntılar halen çözüm beklemektedir. Sektör olarak 2023 yılında olağanüstü şartlara bağlı olarak önemli bir büyüme yakalanmış olsa da 2024 yılı yatırım programına yeni proje alınmamasıyla yurt içi büyümenin 2023 yılı kadar olmayacağı öngörülmektedir. Bu nedenle 2024 yılında sektörümüzün rotasının ağırlıklı biçimde yurt dışı projeler olacağını düşünmekteyiz. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerimiz için en büyük potansiyeli taşıyan hedef ülke olarak da Suudi Arabistan öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra Irak, önümüzdeki süreçte Kalkınma Yolu projesi; ayrıca ülkede gerçekleştirilmesi planlanan enerji, sağlık, konut, okul, hastane gibi projelerle diğer bir hedef ülkemizdir.”
Piyasadan topladığımız sözleşme teklifleri arasında işletmemiz için en iyi koşullar sunan teklifi tercih eder el sıkışırız.
Ancak daha sonra bir sebeple anlaşmazlığa düşüp sözleşmeden dönme hakkını kullandığımızda işin başında topladığımız teklifler bir anda tazminat talebimizin önemli dayanaklarından biri hâline gelir.
Zira hukuk uygulamamızda yerleşik olan klasik yaklaşıma göre, sözleşmeden haklı olarak dönen tarafın muhataptan talep edebileceği sınırlı sayıdaki talep haklarından biri de kaçırılan alternatif sözleşme fırsatları ile dönme tarihindeki piyasa fiyatı arasındaki farktır.
Şöyle somutlaştıralım: Satın almak istediğimiz ürün ya da hizmetle ilgili; 100, 120 ve 130 TL olmak üzere üç teklif aldık. Daha elverişli olduğu için 100 TL’lik teklifi kabul ettik. Ancak daha sonra karşı taraf sözleşme koşullarına uymadığı için sözleşmeden döndük. Ürünü bu kişiden tedarik edemedik ve şimdi ürünü piyasadan tedarik edebilmek için örneğin 160 TL ödememiz gerekiyor.
Sözleşmeden dönmemizin sonucu olarak, muhataba güvendiğimiz için onun teklifine en yakın teklif olan 120 TL’lik teklifi reddettiğimiz ve şimdi aynı ürünü piyasadan alabilmek için 160 TL ödemek zorunda kaldığımız için bu iki fiyat arasındaki fark olan 40 TL’yi olumsuz zarar kalemi (kaçırılan sözleşme fırsatı) olarak muhataptan talep edebiliriz.
Peki sözleşmenin başında alternatif sözleşme tekliflerinin bulunduğunu ispat edemezsek ya da alternatif bir teklif almamışsak bu tazminatı talep edemez miyiz?
Somut olarak alternatif bir teklif alınmamış olsa da sözleşme konusu ürün ya da hizmetin objektif piyasa değeri tespit edilebiliyorsa, kaçırılan sözleşme fırsatı olarak olumsuz zararın tazmini yine de talep edilebilir.
Nitekim Yargıtay da, bir kamu ihalesine girip teklif vererek ihaleyi kazanan şirketin sözleşmeye aykırı davranışı sebebiyle idarenin sözleşmeyi sona erdirdiği bir olayda, idarenin kaçırılan sözleşme fırsatı olarak talepte bulunabilmesi için ihaleye başka şirketin katılmış olmasının şart olmadığını, ürünün objektif piyasa değerinin tespit edilmesinin yeterli olduğunu, ürünün sözleşme tarihindeki ortalama piyasa değeriyle sözleşmeden dönme tarihindeki değeri arasındaki farkın, kaçırılan sözleşme fırsatından kaynaklı olumsuz zarar kalemi olarak talep edilebileceğine hükmetmiştir.
Prof. Dr. Umut YENİOCAK
Yargıtay HGK, 17.01.1990, 1989/392 E. 1990/1 K.
Mandalina 577 Milyon Dolarlık İhracatla Şampiyon Oldu
Sonbahar ve Kış mevsimlerinde soğuk algınlıklarına karşı C vitamini deposu olan narenciye ürünlerinde Türkiye’nin 2023 yılı ihracatı yüzde 23’lük artışla 903 milyon dolardan, 1 milyar 112 milyon dolara yükseldi. Dünya’nın C vitamini ihtiyacını Türk narenciye sektörü karşıladı.
Türkiye Cumhuriyetimizin 100. yılında narenciye ürünleri ihracatında ilk kez 1 milyar doları aşma başarısı gösterdik.
Türkiye’nin narenciye ürünleri ihracatı miktar bazında 2022 yılında 1 milyon 940 bin ton iken, 2023 yılında dünyanın dört bir tarafına 1 milyon 950 bin ton narenciye ürünleri gönderdik.
Uçak: “Dünya’ya şifa dağıttık”
Gıda güvenliği ve kaliteyi esas alan bir yaklaşımla Türk ihracatçılarının 2023 yılında narenciye ürünlerimizi dünyanın dört bir tarafına ulaştırarak 1 milyar 112 milyon dolarlık ihracatla başarılı bir yılı geride bıraktıklarını anlatan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, C vitamini deposu ürünlerle dünyaya şifa dağıttıklarını ifade etti.
Mandalina Narenciye İhracatının Zirvesinde
Türkiye’nin 2023 yılında 3 milyar 491 milyon dolarlık taze meyve sebze ihracatına imza attığı bilgisini veren Uçak, “Narenciye ürünleri taze meyve sebze ihracatımızdan yüzde 32 pay aldı. Mandalina 577 milyon dolarlık tutarla narenciye ürünleri arasında ihracat liderliğini sürdürdü. Mandalina sadece narenciye ürünlerimiz arasında değil, yaş meyve sebze ürünlerimiz arasında da ihracat şampiyonu oldu. Limon ihracatımız yüzde 30’luk artışla 272 milyon dolardan 355 milyon dolara yükseldi. Portakal ihracatımız yüzde 15’lik ilerlemeyle 98 milyon dolardan 112 milyon dolara çıktı. Greyfurt ihracatımız ise; 68 milyon dolar olarak kayıtlara geçti” şeklinde konuştu.
Rusya, Irak ve Ukrayna İhracatımızda İlk Üç Ülke
Narenciye ihracatında Rusya Federasyonu’nun 428 milyon dolarlık taleple zirvedeki yerini koruduğunu dillendiren Başkan Uçak sözlerini şöyle sürdürdü; “Irak’a yaptığımız narenciye ürünleri ihracatı yüzde 165’lik rekor artışla 68 milyon dolardan 181,5 milyon dolara yükseldi ve ikinci basamağa yerleşti. Ukrayna’ya ihracatımız yüzde 20’lik artışla 84 milyon dolardan 101 milyon dolara çıktı. İlk üç ülkeyi 57 milyon dolarla Polonya, 49 milyon dolarla Romanya, 30 milyon dolarla Sırbistan, 26 milyon dolarla Bulgaristan, 19 milyon dolarla Suudi Arabistan, 15 milyon dolarla Beyaz Rusya ve 14 milyon dolarla Moldavya izledi. Narenciye ürünleri ihracatında Ege Bölgesi’nden yapılan ihracat 50 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ege Bölgesi’nden yapılan narenciye ihracatında Rusya 17 milyon dolarla zirvede yer alırken, Ukrayna’ya 10 milyon dolarlık, Polonya’ya 3 milyon dolarlık narenciye ürünleri ihraç ettik. İzmir, Muğla, Manisa, Aydın ve Denizli en çok narenciye ürünleri ihraç eden 20 ilimiz arasında yer aldı.”
Türkiye’nin Narenciye Ürünleri İhracatı Tablosu
| Ürün | 2022 İHRACATI (USD) | 2023 İHRACATI (USD) | Değişim (%) |
| MANDALİNA | 463.345.000 | 576.686.000 | 24 |
| LİMON | 272.414.000 | 354.819.000 | 30 |
| PORTAKAL | 98.331.000 | 112.718.000 | 15 |
| GREYFURT | 69.219.000 | 67.664.000 | -2 |
| TOPLAM | 903.561.000 | 1.112.213.000 | 23 |
Global enerji sektöründe, Amerika ve Avrupa gibi ticari derinliği bulunan piyasalarda başlayan ve Türkiye’nin de gündemine gelen bir dönüşüm yaşanıyor. Sanayi kuruluşları, büyük ticari işletmeler ve mesken kooperatifleri fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının daha hızlı ve verimli kullanılabilmesi için alternatiflerine göre çok daha ekonomik olan uzun dönemli elektrik alım anlaşmaları imzalıyorlar. Bu modelin, Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedefleri için de önemli bir araç olduğunu belirten Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akbay; “Sanayi kuruluşları ve büyük ticari işletmeler, elektrik fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklı maliyeti etkileyen unsurlardan ari kalacak ve dolayısıyla sermayelerini, elektrik üretimi yatırımlarına aktarmak yerine kendi iş alanlarında büyümeye yönlendirme imkânına sahip olacak. Diğer yandan enerji üreten tesis işletmecileri ise yeni yatırımlarının finansmanı konusunda, daha fazla sabit bir gelir beyan edebileceği için bankalardan kredi temin süreci kolaylaşacak, böylece enerji üretim projeleri daha hızlı ve daha uygun maliyetle hayata geçebilecek.” ifadelerine yer verdi.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de gün geçtikçe yükselmeye devam ediyor. Artan enerji maliyetlerinden etkilenmek istemeyen işletmeler, çareyi ihtiyaç duydukları enerjiyi kendi imkânlarıyla üretmekte buluyor. Tüm bunların yanında global çevrelerce kabul görmüş yeni yöntemler de gündemde kendine yer bulmayı sürdürüyor. Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeli, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümüne önemli katkılar sunmaya hazırlanıyor. Avrupa ve Amerika’da başarılı bir şekilde uygulanan bu model, şirketlerin yeşil enerji üretimine destek olma yöntemlerini yeniden şekillendiriyor. Bununla birlikte sanayi kuruluşlarının kendi fabrikalarına veya fabrikalardan farklı alanlara enerji santrali kurmak yerine, yeşil enerji üreten santrallerle uzun vadeli elektrik tedarik anlaşmaları yapmalarını, böylece yeşil dönüşüm yatırımlarına katkıda bulunmalarını teşvik ediyor. Bu yaklaşım işletmelerin enerji maliyetlerini sabitlemelerine imkân tanırken, yeşil enerji kullanımları ile kolaylıkla karbon sertifikası elde etmelerini sağlıyor. Böylelikle sanayi kuruluşlarının ve büyük ticari işletmelerin, sermayelerini enerji alanındaki yatırımlara kaynak ayırmak yerine, kendi iş alanlarında verim ve kapasite artışı yatırımlarına yönlendirmeleri öngörülüyor.
Enerji Arz Güvenliğine Katkı Sağlayan Ekonomik Bir Model
Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeline değinen Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay yaptığı açıklamada, “Yenilenebilir enerji santralinin önümüzdeki yıllarda hızla artış göstermesi bekleniyor. Ayrıca santrallerin kesintili üretimlerini dengeleyecek olan elektrik depolama sistemleri projeleri de artmaya devam ediyor. Diğer taraftan lisanssız üretim kaynaklarında depolama yükümlülüğünün olmaması nedeni ile toplam iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetlerinin artması bekleniyor.
Mevcut lisanslı üretimin, artan iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetini tek başına üstlenemeyecek oluşu nedeniyle öz tüketime yönelik yapılmakta olan yatırımlar için alınan teşviklerin azaltılması gündeme gelebilir. Bu sebeple, bugün yapılabilirliği yüksek görünen lisanssız üretim tesisleri, gelecekte ek sermayeye ihtiyaç duyabilir.” dedi.
Uzun vadeli alım anlaşmalarının işletmeler için sağladığı avantaja da değinen Akbay, “Lisanssız enerji santrallerindeki üretim, planlananın gerisinde kalabilir ve dolayısıyla fizibiliteler orijinal plandan sapabilir. Bu sebeple amortisman için işletme yıllarında risk sermayesi unsuru ortaya çıkabilir. Yenilenebilir enerji üretim tesislerinden uzun vadeli alım anlaşmaları hem arz güvenliğine katkı sağlayacak hem de iletim ve dağıtım bedelleri de hesaba katıldığında toplam maliyet açısından daha ekonomik olacak. Bu durum aynı zamanda sanayi kuruluşlarımızın ve ticari işletmelerin kendi iş alanlarında kazandıkları sermayeyi daha verimli kullanılmalarına imkân sağlayacak.” şeklinde konuştu.
“Sürdürülebilir enerji hedefleri için kritik rol oynayacak”
Uzun dönemli elektrik tedarik anlaşmaları modeline ilişkin açıklamalarını sürdüren Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, “Türkiye’de, Birinci YEKDEM döneminin 10 yıllık alım garantisi desteklerinin birçok projede sona ermesiyle, bu modelin yaygınlaşması; mevcut tesislerin yeniden güçlendirme ve hibrit tesis yatırımlarını finanse edebilmesine olanak tanıyacak. Dolayısıyla birim alanda daha düşük yatırım harcaması ile daha fazla üretim yapılması sağlanabilecek. Bu model, aynı zamanda ülkemizde yeşil enerji dönüşümünü hızlandırarak sürdürülebilir enerji kaynakları oluşturma ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynayacak.
Enerjinin üretildiği yere yakın tüketilmesinin en ekonomik çözüm olduğunu da belirten Akbay “Enerji tüketim noktasından uzak olunduğunda; enerji üretim, iletim ve dağıtım yatırımları da gerektiğinden toplam maliyet artırıyor ve bu maliyet tüm üretici ve tüketicilere yansıyor. Lisanslı yenilenebilir enerji yatırımı olan şirketlere, önerdiğimiz sistemle birlikte sanayi kuruluşlarına ve ticari işletmelere en uygun üretim tesisinden yeşil enerji kaynağını sunabilmesini hedefliyoruz. Bu kapsamda yeşil dönüşüm hedefleyen şirketlere odaklarını değiştirmelerini ve lisanslı yenilenebilir enerji kaynağından elektrik üretimi yapan tedarikçilerle ‘uzun vadeli elektrik tedarik sözleşmesine’ yönelmelerini tavsiye ediyoruz” dedi.
Kredi Temin Sürecini Kolaylaştıracak
Yenilenebilir enerji santrali işletmecileri açısından da modeli değerlendiren Akbay, “Bu model; rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yeşil enerji tesisleri için de çeşitli avantajlar sunabilecek. Sanayi kuruluşları ve büyük ticari işletmeler, elektrik fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklı maliyeti etkileyen unsurlardan ari kalacak ve dolayısıyla sermayelerini, elektrik üretimi yatırımlarına aktarmak yerine kendi iş alanlarında büyümeye yönlendirme imkânına sahip olacak. Diğer yandan enerji üreten tesis işletmecileri için de yeni yatırımların finansmanı konusunda, bankalardan kredi temin sürecini kolaylaştırarak enerji üretim projelerinin daha hızlı ve daha uygun maliyetle hayata geçmesine olanak sağlayabilecek.” dedi.
Finansal Kurumlar Birliği (FKB) Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman, Varlık Yönetim ve Tasarruf Finansman Şirketleri’nin 2023 yılına ilişkin konsolide verilerini açıkladı.
FKB’nin temsil ettiği beş sektörün 2023 yılı konsolide verilerine göre;
Finansal Kurumlar Birliği’nin temsil ettiği sektörlere yönelik değerlendirmelerde bulunan Finansal Kurumlar Birliği Başkanı Ali Emre Ballı; “Geride bıraktığımız dört yıl boyunca küresel çapta yaşanan salgın ekonomisinin zorlayıcı etkileriyle mücadele ettik. Ardından ülkemizi derinden sarsan deprem felaketiyle sarsıldık. Ancak, tüm bu zorluklara rağmen, Finansal Kurumlar Birliği çatısı altında bir araya gelen Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman Şirketleri, Varlık Yönetim Şirketleri ve Tasarruf Finansmanı Şirketleri olarak, ‘Birlikten Kuvvet Doğar’ mottomuzla hareket ettik ve büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerledik. Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünü kutladığımız 2023 yılını geride bırakırken, finansal veriler bize başarı dolu bir dönemi işaret ediyor. Bu başarı bizim için sadece geçmişin bir yansıması değil, aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir motivasyon kaynağı. Önümüzdeki dönemde de sektörlerimizin istikrarlı büyümesini sürdürmek ve ülkemizin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Çatımız altındaki 123 üye şirketimizle, Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında da reel sektörümüzün, ihracatçımızın, KOBİ’lerimizin, tüketicilerimizin yanında olmaya ve finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeye var gücümüzle devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
2023 verilerinde işlem hacmindeki artışlar dikkat çekti…
FKB’nin temsil ettiği sektörlerin finansal performanslarına da değinen Ali Emre Ballı, şu bilgileri paylaştı; “Öncelikle 2023 yılı verileri ışığında, FKB bünyesindeki sektörlerin mali verilerinde belirgin artışlar görüldüğüne dikkat çekmek isterim. Faktoring sektörü, alacakları yüzde 54,7 artışla 196,9 milyar TL’ye ulaştı. Yine sektörün aktif büyüklüğü yüzde 57,5 artış ile 213,6 milyar TL’ye yükseldi, işlem hacminde de yaklaşık yüzde 103 artış sağlanarak 820 milyar TL’ye ulaştı. Finansal Kiralama sektörünün alacakları yüzde 60 oranında artarak 189 milyar TL’ye ulaşırken aktif büyüklüğü yüzde 66 oranında büyüyerek 272 milyar TL seviyesine, işlem hacmi ise yüzde 90,3 artarak 128 milyar TL seviyesine yükseldi. Finansman şirketlerimizin de alacakları yüzde 89,6 oranında büyüyerek 116,5 milyar TL, aktif büyüklüğü yüzde 87,5 artışla 139,8 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Sektörün işlem hacmi artışı ise yüzde 121,4 artış ile 187,7 milyar TL oldu. Varlık yönetim şirketleri öz kaynakları yüzde 64,1 yükseliş ile 8,9 milyar TL’ye ve aktif büyüklüğü ise yüzde 87,8 artışla 16,7 milyar TL’ye çıktı. Tasarruf Finansman şirketlerimizin aktif büyüklüğü de yüzde 129,9 artışla 29 milyar TL’ye ulaştı. Öz kaynak büyüklüğü ise yüzde 283,9 yükselişle 10 milyar TL olarak kayda geçti.”