Dijital Minimalizm: Teknoloji Yorgunluğu Çağında Verimlilik

Dijital Minimalizm Teknoloji Yorgunluğu çağında Verimlilik Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dijital Minimalizm: Teknoloji Yorgunluğu Çağında Verimlilik

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Konuşmacı

Dijital Minimalizm Teknoloji Yorgunluğu çağında Verimlilik Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHayatımız hiç olmadığı kadar dijitalleşti. Sabah gözümüzü açtığımızda elimizin ilk gittiği şey telefon. Bildirimler, mesajlar, e-postalar… Gün daha başlamadan beynimiz bilgi bombardımanına tutuluyor. İşin garip yanı, bu yoğunluğu yönetmek için de yine dijital araçlara başvuruyoruz. Bir noktada teknoloji bize yardımcı olmaktan çok yük olmaya başlıyor. İşte buna bugün artık net bir isim veriyoruz: “teknoloji yorgunluğu.”

McKinsey’in 2023 raporuna göre beyaz yaka çalışanların %60’ı günde 6 saatten fazla ekran başında kalıyor. Daha da çarpıcı olan, bu çalışanların %45’i gün sonunda “zihinsel olarak tükenmiş” hissediyor. Dünya Sağlık Örgütü ise ekran süresinin ve sürekli çoklu görevin anksiyeteyi %30 oranında artırdığını ortaya koyuyor. Yani teknoloji bize hız ve erişim sağlıyor ama beraberinde ciddi bir zihinsel bedel ödüyoruz.

Burada sorulması gereken asıl soru şu: Biz teknolojiyi mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji mi bizi kullanıyor?

Dijital Yorgunluğun Anatomisi

Teknoloji yorgunluğu aslında çok boyutlu bir mesele. Hepimizin hissettiği o bitkinlik sadece yoğun çalışmaktan kaynaklanmıyor. Yoğun çalışmanın dışında 3 temel alan bizlerin daha fazla yorulmasına sebep oluyor. Peki bunlar neler?

  • Sürekli Bildirimler: Stanford Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre, bir bildirim geldiğinde dikkatinizi yeniden toplamanız ortalama 23 dakika sürüyor. Günde onlarca bildirim aldığımızı düşünürsek, verimliliğin nasıl düştüğünü hayal edebilirsiniz.
  • Zoom Fatigue: Pandemi sonrası hayatımıza giren online toplantılar, iletişimi kolaylaştırdı ama aynı zamanda sürekli ekrana bakmanın getirdiği farklı bir tükenmişlik yarattı. Göz teması, beden dili ve ekran üzerinden enerji aktarımı… Hepsi farklı bir zihinsel yorgunluk yaratıyor.
  • Çoklu Görev Baskısı: “Aynı anda birden fazla iş yapabilirim” yanılgısı. Aslında beyin hiçbir zaman tam anlamıyla çoklu görev yapamaz. Bu sadece işler arasında çok hızlı geçiştir ve bu da enerji tüketimini artırır.

Burada çok kısa bir şekilde toparlama yaparsak; dijital yorgunluk, sadece teknolojiyi çok kullanmaktan değil; onu nasıl kullandığımızdan kaynaklanıyor.

Dijital Minimalizm Nedir?

İşte burada devreye “dijital minimalizm” giriyor. Kavramı ilk ortaya atanlardan biri Cal Newport. Cal Newport, Georgetown Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi profesörü olan ve aynı zamanda üretkenlik, odaklanma ve dijital minimalizm üzerine yazdığı kitaplarla tanınan bir yazar. Özellikle Deep Work ve Digital Minimalism adlı eserleri ile, teknoloji çağında dikkat yönetimi ve verimli çalışma kültürü konularında küresel çapta büyük etki yarat bir bilim insanı. Newport’un söylediği şey basit: Teknolojiyi reddetmek değil, bilinçli seçimlerle yönetmek.

Dijital minimalizm, hayatımıza şunu sorarak bakmamızı öneriyor: “Bu uygulama, bu toplantı, bu dijital araç benim hayatıma gerçekten değer katıyor mu?”

Eğer cevabınız hayırsa, o teknolojiyi ya hayatınızdan çıkarmalı ya da minimum seviyeye indirmelisiniz. Daha az ama daha anlamlı dijital etkileşim… İşte formül bu.

Bireyler için bana uygulaması daha kolay gibi gözüküyor. Ama asıl konu bence şirketleri ilgilendiriyor. Çünkü birey kendi ile ilgili kararlar alsa da şirket kurallarına uymaması ihtimalinde yapacağı birşey kalmıyor. Bu sebepte dolayı şirketler için dijital minimalizm artık bir lüks değil, bir zorunluluk haline geldi. Çünkü teknoloji yorgunluğu sadece bireyi değil, kurumsal verimliliği de tehdit ediyor. Bakın aşağıdaki 3 konu bile hayatımızdaki yorgunluğun belirleyicileri arasında.

  • Toplantı Kültürü: Harvard Business Review araştırması, yöneticilerin haftalık zamanlarının %72’sini toplantılarda geçirdiğini söylüyor. Ancak bu toplantıların %50’si çalışanlar tarafından “gereksiz” görülüyor. Dijital minimalizm burada devreye girip, toplantı sürelerini kısaltmayı, bazılarını tamamen iptal etmeyi öneriyor.
  • E-posta Diyeti: Ortalama bir çalışan günde 120 e-posta alıyor. Bunların sadece %40’ı gerçekten işine yarıyor. Bazı şirketler artık “e-posta orucu” günleri uyguluyor. Çalışanlar sadece belli saatlerde e-postalarını kontrol ediyor.
  • Kurumsal Dijital Detoks: Dünyada bazı şirketler haftada bir gün “no meeting day” ilan ediyor. Türkiye’de de bunu yapan firmalar var. Çalışanlar o gün tamamen odaklanıyor, derin çalışmaya zaman ayırıyor.

Yani kurumlar da şunu fark etti: Her şeyi dijitalleştirmek verimliliği artırmıyor. Aksine, bazen yavaşlamak ve sadeleşmek gerekiyor. Peki, biz bireyler bu işin neresindeyiz? Dijital minimalizm aslında kişisel disiplin gerektiriyor. İşte uygulanabilir birkaç yöntem:

  • Bildirim Yönetimi: Gereksiz tüm bildirimleri kapatın. Sadece gerçekten önemli olanları açık bırakın.
  • Ekran Süresi Kontrolü: Akıllı telefonlar artık günlük ekran süresini ölçüyor. Bu süreyi takip etmek ve bilinçli sınırlamalar koymak önemli.
  • Sosyal Medya Diyeti: Sosyal medya faydalı ama aynı zamanda büyük bir zaman tuzağı. Araştırmalar, sosyal medyada günde 2 saatten fazla vakit geçirenlerin mutluluk seviyelerinin %20 daha düşük olduğunu gösteriyor.
  • Deep Work Blokları: Günde en az 2 saatlik “kesintisiz odak zamanı” yaratın. Telefonu uzaklaştırın, e-posta bildirimlerini kapatın ve sadece tek bir işe odaklanın.
  • Mindfulness ve Nefes: Teknoloji molaları verin. Gözlerinizi kapatın, nefesinize odaklanın. Basit ama etkili.

Unutmayın, dijital minimalizm bir yasak listesi değil. Bir seçim listesi. Dijital minimalizm, kurumlar için “maliyet azaltma”dan öte bir stratejik değer üretir. Sadece bireylerin zihinsel yükünü hafifletmekle kalmaz; organizasyonel performansın temel göstergelerinde somut iyileşmeler yaratır. Bunu birkaç boyutta ele alalım.

Çalışan Bağlılığı ve Aidiyet:
Dijital detoks ve yapılandırılmış odak zamanları uygulayan şirketlerde çalışan bağlılığı artar; Gallup gibi araştırmalar bunu gösteriyor. Bunun arkasında yatan psikoloji basit: Çalışanlar, dikkatlerinin çalınmadığı ve işlerine anlamlı zaman ayırabildikleri ortamda daha memnun ve üretken olurlar. Yönetim bunu ölçmek için eNPS, çalışan memnuniyeti anketleri ve “deep work” saatleri doluluk oranlarını izleyebilir. Uygulama sonucu bağlılıkta %15–25 bandında artış beklenebilir; rekabetçi yetenek pazarı için bu somut bir kazanımdır.

Tükenmişliğin (burnout) Azalması ve Sağlık Maliyetleri:
Teknoloji yorgunluğunu önlemek doğrudan insan kaynağı maliyetlerini etkiler. Daha az tükenmişlik, işe devamsızlık ve işten ayrılma demektir. Örneğin dijital minimalizm odaklı programlar uygulayan şirketlerde izin kullanımında ve kısa vadeli raporlamada düşüş gözlemlenmektedir. İstihdam maliyeti ve yer değiştirme (replacement) maliyetleri dikkate alındığında, çalışan başına yıllık tasarrufları kolayca hesaplayabilirsiniz — küçülen turnover, doğrudan P&L’e yansır.

Net Karar Alma & Hız:
Daha az toplantı, daha az eş zamanlı bildirim, daha az e-posta gürültüsü demek; karar mekanizmasının daha hızlı işlemesi demektir. Kurumlarda uygulanan “saniye-kazancı” analizleri gösteriyor ki; gereksiz toplantıların kesilmesiyle haftalık karar alma süresi ve uygulama gecikmesi ciddi oranda düşüyor. Bu, özellikle pazara giriş hızı (time-to-market) ve kriz müdahalesinde ölçülebilir rekabet avantajı sağlar.

Sürdürülebilirlik ve ESG Etkisi:
Dijital sadeleşme, enerji tüketimini ve bulut kaynaklarının gereksiz kullanımını azaltır; bu da karbon ayak izinde düşüş demektir. Artan ESG standartları ışığında, “dijital verimlilik” artık finansal performans kadar kurumsal itibar için de önem taşıyor. IT spend ve cloud compute optimizasyonu, sürdürülebilirlik raporlarına doğrudan olumlu katkı yapar.

Ölçülebilir Geri Dönüş (ROI):
Dijital minimalizm yatırımı, kısa vadede eğitim, politika uygulama ve araç konfigürasyonu maliyeti gerektirir. Ancak ilk 12–18 ay içinde; azalan personel devri, artan üretkenlik, daha hızlı karar süreleri ve düşen enerji faturalarıyla yatırım geri dönebilir. Uygulama ölçümleri için önerilen KPI seti: eNPS, ortalama toplantı saati/hafta, derin çalışma saatleri/doluluk, turnover %, enerji tüketimi (kWh/ay).

Gelecek Perspektifi: Dijital Minimalizmin Evrimi — Nereye Gidiyoruz?

Dijital minimalizm gelecek için bir “moda” değil; adaptasyon stratejisidir. Teknoloji yoğunluğu artarken, seçicilik yeteneği örgütlerin ayakta kalmasını sağlayacak. İşte tam da bu noktada aşağıdaki eğilimler öne çıkacak:

AI & otomasyon dönemi, seleksiyoncu yaklaşımı gerektirir:
Yapay zekâ araçları çoğalacak; ama her otomasyon yatırımının değeri farklıdır. Geleceğin çabası, “hangi süreci otomatikleştirirsem insan yaratıcı kapasitesini en çok açığa çıkarırım?” sorusuna cevap bulmak olacak. Minimalizm, bu seçimi yapma disiplini sağlar.

Teknoloji portföy yönetimi (Tech Rationalization):
Kurullar ve CIO/CPO’lar artık teknoloji harcamasını portföy yönetimi mantığıyla görecek: her uygulama için toplam sahip olma maliyeti, kullanıcı değeri ve enerji tüketimi hesaplanacak. Çeyreklik “app rationalization” (uygulama rasyonelleştirme) süreçleri standart hale gelecek.

Etik, sürdürülebilirlik ve veri ayak izi:
Dijital minimalizm, ESG gündemi ile kesişecek. Veri merkezlerinin enerji verimliliği, gereksiz veri saklamamanın çevresel etkisi ve kullanıcı verisinin sadece gerekli ölçüde toplanması, yönetim raporlarının parçası olacak.

Liderlik yetkinlikleri evriliyor:
Geleceğin lideri, “daha fazla teknoloji” değil; “daha doğru teknoloji” diyen kişi olacak. Karar verip aynı anda vazgeçebilen, teknoloji yatırımını durdurma cesareti olan liderler öne çıkacak. Bu, klasik cesaretin yeni bir versiyonudur: vazgeçme cesareti.

İnsan–makine işbirliğinin optimizasyonu:
İnsanların derin yaratıcılık gerektiren alanlara odaklanması, rutin işlerin makineler tarafından üstlenmesi; ancak bunun ölçümlenmesi ve sürekli denetlenmesi gerekiyor. Minimalizm burada referans çerçevesi: “Bunu otomatikleştiriyorum, çünkü insana daha değerli işler bırakıyorum.”

Sevgili dostlar, teknoloji bize büyük kolaylıklar sunuyor. Ama şunu unutmamamız lazım: Teknoloji bizim hayatımızı yönetmemeli, biz teknolojiyi yönetmeliyiz. Ben kendi deneyimlerimde gördüm; bazı dönemlerde ekranı kapatıp sadece nefese, sadece insana odaklanmak inanılmaz bir fark yaratıyor. İşte dijital minimalizm, bize bu hatırlatmayı yapıyor: “Daha az, aslında daha çoktur.”

Dijital Minimalizm Teknoloji Yorgunluğu çağında Verimlilik Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBelki de bu çağda en büyük cesaret, her yeniliğe atlamak değil, hangisini seçmeyeceğimizi bilmek. Çünkü insanın tükenişi teknolojiyle değil, teknolojiyi bilinçsizce kullanmasıyla başlar.

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Konuşmacı

olgar.ataseven@profesia.com.tr

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde İşe Başlama Tarihlerinde Çelişki Bulunması?

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde İşe Başlama Tarihlerinde çelişki Bulunması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde İşe Başlama Tarihlerinde Çelişki Bulunması?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde İşe Başlama Tarihlerinde çelişki Bulunması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhale İlanı’nın 2’nci maddesinde işe başlama tarihi sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün olarak belirlenmesine rağmen 15.05.2025 tarihli zeyilnameyle Sözleşme Tasarısı’nın 10.2’nci ve Teknik Şartname’nin 8.23.1’inci maddesinde işe başlama tarihi sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 45 gün olarak değiştirildiği, ancak düzeltme ilanı yayımlanabilecek onbeş günlük süre dolduğundan tekliflerin hazırlanmasını ve ihaleye katılımı doğrudan etkileyecek işe başlama tarihine ilişkin ihale ilanı düzenlemesinin değiştirilemediği, ihale ilanı ile ihale dokümanı arasındaki işe başlama tarihine ilişkin farklı düzenlemelerin mevzuata aykırı olduğu iddialarına yer verilmiştir.

Güncel Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “İhale ilânlarında bulunması zorunlu hususlar” başlıklı 24’üncü maddesinde “İhale dokümanında belirtilmeyen hususlara ilânlarda yer verilemez.

İhale ilânlarında aşağıdaki hususların belirtilmesi zorunludur: … d) İhale konusu işe başlama ve işi bitirme tarihi.” hükmü,

“İlânın uygun olmaması” başlıklı 26’ncı maddesinde “13, 24 ve 25 inci maddelerdeki hükümlere uygun olmayan ilânlar geçersizdir. Bu durumda, ilân bu maddelere uygun bir şekilde yenilenmedikçe ihale veya ön yeterlik yapılamaz. Ancak, 13 üncü maddede belirtilen ilânın yapılmaması veya ilân sürelerine uyulmaması halleri hariç, yapılan ilânlarda 24 ve 25 inci madde hükümlerine uygun olmayan hatalar bulunması durumunda, 13 üncü maddeye göre yirmibeş ve kırk günlük ilan süresi bulunan ihalelerde ilânların yayımlanmasını takip eden onbeş gün diğer ihalelerde ise on gün içinde hatalı hususlar için düzeltme ilânı yapılmak suretiyle ihale veya ön yeterlik gerçekleştirilebilir.” hükmü,

“İdareye şikâyet başvurusu” başlıklı 55’inci maddesinde “… Şikâyet üzerine yapılan incelemede tekliflerin hazırlanmasını veya işin gerçekleştirilmesini etkileyebilecek maddi veya teknik hataların veya eksikliklerin bulunması ve idarece ihale dokümanında düzeltme yapılmasına karar verilmesi halinde, gerekli düzeltme yapılarak 29 uncu maddede belirtilen usule göre son başvuru veya ihale tarihi bir defaya mahsus olmak üzere ertelenir. Ancak belirlenen maddi veya teknik hataların veya eksikliklerin ilanda da bulunması halinde 26ncı maddeye göre işlem tesis edilir.” hükmü,

Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “İhale ve ön yeterlik dokümanının içeriği” başlıklı 12’nci maddesinde “(3) İhale veya ön yeterlik dokümanında yapılan düzenlemeler birbirine aykırı olamaz.” hükmü, “İhale ve ön yeterlik ilanı” başlıklı 21’inci maddesinde “(2) İhale veya ön yeterlik ilanlarında yer alan bilgilerin, ihale veya ön yeterlik dokümanını oluşturan belgelerdeki düzenlemelere uygun olması gerekir. İhale ve/veya ön yeterlik dokümanında belirtilmeyen hususlara, ihale ve ön yeterlik ilanında yer verilemez.” hükmü yer almaktadır.

İhale İlanı’nın “İhale konusu hizmet alımın” başlıklı 2’nci maddesinde “d) İşe başlama tarihi: Sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün içinde işe başlanacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır. İdare tarafından 15.05.2025 tarihli Zeyilname aracılıyla ihale dokümanında “Teknik Şartnamenin: Eski Hali: 8.23.1 İşe başlama süresi, cihaz kurulumu gerektiren hallerde sözleşme tarihinden itibaren en geç 30 (otuz) gündür. Bu süre sonunda sözleşme gereklerini yerine getirmeyen firmanın sözleşmesi iptal edilecektir. Yeni Hali: 8.23.1.İşe başlama süresi sözleşme tarihinden itibaren en geç 45 (kırkbeş) gündür. Bu süre sonunda sözleşme gereklerini yerine getirmeyen firmanın sözleşmesi iptal edilecektir. …

Sözleşme Tasarısının: Eski Hali: 10.2.İşyerinin teslimine ilişkin esaslar ve işe başlama tarihi: İşyeri teslimi yapılmayacak ve sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 (Otuz) gün içinde işe başlanacaktır. Yeni Hali: 10.2. İşyerinin teslimine ilişkin esaslar ve işe başlama tarihi: İşyeri teslimi yapılmayacak ve sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 45 (Kırkbeş) gün içinde işe başlanacaktır…

4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 29. maddesindeki hükümlere istinaden, yukarıdaki hususlarda zeyilname düzenlenmesine karar verilmiştir. Tekliflerin hazırlanması ve sunulmasında düzenlenen maddelerin esas alınması gerekmektedir.” değişiklikleri yapılmıştır.

İdare tarafından yapılan 15.05.2025 tarihli Zeyilname neticesinde; Teknik Şartname’nin “Genel Şartlar” başlıklı 8.23.1’inci maddesinin “İşe başlama süresi sözleşme tarihinden itibaren en geç 45 (kırkbeş) gündür. Bu süre sonunda sözleşme gereklerini yerine getirmeyen firmanın sözleşmesi iptal edilecektir.” şeklinde, Sözleşme Tasarısı’nın “İşin yapılma yeri, işyeri teslim ve işe başlama tarihi” başlıklı 10.2’nci maddesinin “10.2. İşyerinin teslimine ilişkin esaslar ve işe başlama tarihi: İşyeri teslimi yapılmayacak ve sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 45 (KırkBeş) gün içinde işe başlanacaktır.” şeklinde değiştirildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda aktarılan mevzuat alıntılarından; ihale ilanlarında işe başlama ve işi bitirme tarihlerinin belirtilmesinin zorunlu olduğu, ilanın yapılmaması veya ilan sürelerine uyulmaması halleri hariç ilanlarda hataların bulunması durumunda ihale ilanın süresine göre ilanların yayımlanmasını takip eden on beş veya on gün içerisinde hatalı hususlar için düzeltme ilanı yapılmak suretiyle ihalenin gerçekleştirilebileceği, ihale dokümanında yapılan düzenlemelerin birbirine aykırı olamayacağı, ihale ilanında yer alan bilgilerin ihale dokümanını oluşturan belgelerdeki düzenlemelere uygun olması gerektiği anlaşılmaktadır.

İncelemeye konu ihaleye ait ilanın 28.04.2025 tarihinde EKAP üzerinden yayımlandığı, idare tarafından ihale dokümanında yapılan değişiklikler için 15.05.2025 tarihinde zeyilname düzenlendiği, başvuru sahibi tarafından ihale dokümanının 10.06.2025 tarihinde EKAP üzerinden indirilerek istekli olabilecek sıfatı kazanıldığı ve Sözleşme Tasarısı’nın 10.2’nci maddesi ile Teknik Şartname’nin 8.23.1’inci maddesinde yer alan işe başlama tarihine ilişkin düzenlemelerinin ihale ilanında yer alan bilgilere uygun olmadığından bahisle ihale dokümanına yönelik başvuruda bulunulduğu değerlendirilmiştir.

İhale İlanı’nın 2’nci maddesinde işe başlama tarihine ilişkin sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün içinde işe başlanacağı düzenlemesi mevcutken idare tarafından yayımlanan 15.05.2025 tarihli zeyilname neticesinde Teknik Şartname’nin 8.23.1’inci maddesi ile Sözleşme Tasarısı’nın 10.2’nci maddesinde işe sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 45 gün içerisinde başlanacağı düzenlemesinin yer aldığı, tekliflerin hazırlamasını veya işin gerçekleştirmesini etkileyebilecek işe başlama tarihine ilişkin ihale ilanında yer alan bilgiler ile ihale dokümanını oluşturan belgelerdeki farklı düzenlemelerin mevzuata aykırılık teşkil ettiği anlaşıldığından başvuru sahibinin ikinci iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde İşe Başlama Tarihlerinde çelişki Bulunması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

Limak Çimento’nun Tedarik Zinciri Sürdürülebilirlik Adımları Ödüllendirildi

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Limak çimento’nun Tedarik Zinciri Sürdürülebilirlik Adımları ödüllendirildi

Limak Çimento’nun Tedarik Zinciri Sürdürülebilirlik Adımları Ödüllendirildi

Limak Çimento’nun tedarik zinciri yönetimi ve iklim risklerine karşı sorumlu yaklaşımındaki başarısı, küresel çevresel raporlama platformu CDP tarafından küresel düzeyde tescil edildi.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Limak çimento’nun Tedarik Zinciri Sürdürülebilirlik Adımları ödüllendirildiGenel sürdürülebilirlik politikalarını tüm birimlerde olduğu gibi sürdürülebilirlik faaliyetlerine de yansıtan Limak Çimento, küresel ölçekte çevresel raporlama kurumu CDP tarafından yürütülen Tedarikçi Etkileşimi değerlendirmesinde (SEA) A Listesi’ne girmeyi başardı.

Limak Çimento’nun yalnızca operasyonel verimliliğe değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal sorumluluklarına da önem verdiğini gösteren CDP SEA A Listesi’ne dünya genelinde değerlendirmeye alınan binlerce şirketten yalnızca seçkin bir grup girmeye hak kazanıyor. Türkiye’den bu listeye dahil olmayı başaran az sayıdaki şirketten biri olan Limak Çimento’nun elde ettiği başarının ardında Kapsam 3 emisyonlarının yönetiminde tedarikçilerle kurulan güçlü iş birlikleri, veri toplama, karbon ayak izi hesaplama ve emisyon azaltım taahhütlerindeki etkinliği öne çıkıyor.

2023 yılında tedarik zinciri sürdürülebilirliği alanında yapısal bir dönüşüm hareketine başlayan Limak Çimento, tedarik zinciri uygulamalarını sosyal standartlar, çevresel sürdürülebilirlik, yönetişim, şeffaflık ve dijitalleşme başlıkları altında yeniden tasarladı. Yapılan çalışmalar ve Dijital ESG değerlendirme sistemleri sayesinde tedarikçilerin ortalama performans skorunu %80,86’ya ulaştıran Limak Çimento, bu değere ulaşırken dijital satın alma süreçleri ile 124,7 ton karbondioksit emisyonunu da önledi.

Limak Çimento Global CEO’su Erkam Kocakerim, bu başarının uluslararası yatırımcılar, iş ortakları ve finans kuruluşları nezdinde şirketin güvenilirliğini ve itibarını artırdığına dikkat çekerek şunları söyledi:

Erkam Kocakerim“CDP SEA A Listesi’ne dahil olmamız, sürdürülebilirlik temelli iş modelimizin, şeffaflık yaklaşımımızın ve tedarik zincirinde kurduğumuz güçlü iş birliği modelinin global ölçekte kabul gördüğünü gösteriyor. Artık yalnızca bugünün değil, geleceğin iş dünyasının sürdürülebilirlik beklentilerini şekillendiren bir aktör konumundayız.”

Limak Çimento’nun sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimine verdiği önemi ve iklim değişikliğiyle mücadeledeki liderliğini pekiştiren bu başarıda, Limak Çimento’nun Üçüz Dönüşüm Projesi (TTP) kapsamındaki sürdürülebilirlik uygulamaları ve yeşil gelecek vizyonunun etkisi öne çıkıyor.

Sürdürülebilir bir gelecek için ESG ve CDP uyumlu politika üretimini destekleyen Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Merkezi (LCSG), iklimle mücadelede şeffaf ve veriye dayalı bir yönetime olanak tanırken elde edilen başarının ardındaki sistemli yapıyı da ortaya koyuyor.

2030’a Kadar Stratejik Tedarikçilerin %70’inin Raporlaması Tamamlanacak

Limak Çimento’nun tedarik zincirinde sürdürülebilirlik çalışmalarının yakın gelecekte daha da etkin olması hedefleniyor. Bu doğrultuda 2025 yılı itibariyle tedarikçiler için segmentasyon temelli ESG olgunluk değerlendirmesine başlanırken; 2030 yılına kadar stratejik tedarikçilerin %70’inin karbon ayak izi raporlamasını tamamlaması ve emisyon azaltım taahhüdü vermesinin sağlanması hedefleniyor.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Limak çimento’nun Tedarik Zinciri Sürdürülebilirlik Adımları ödüllendirildiTedarikçi yönetim sürecini dijitalleştirilmesi sayesinde operasyonel izlemenin yanı sıra, çevresel ve sosyal performansın takibi de mümkün hale geliyor. Limak Çimento bu yaklaşımı ile CDP, SBTi, GRI ve TCFD gibi uluslararası platformların ötesinde; sektöre yön veren, örnek gösterilebilecek bir model oluşturmayı hedefliyor.

 

 


SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ VE YEŞİL SATINALMA MAKALELERİ

Ecovadis Sürdürülebilir Satınalma Puanımızı Nasıl Yükseltiriz? Sürdürülebilir Satınalma Gelişim Planı Nasıl Yürütülmeli?

Sunum Klasörünü indirebilirsiniz:

Sürdürülebilir Kalkınma Raporu ve Türkiye Analizi 

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİMİ ve TESTLER

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satın Alma Eğitimi

Türk Şirketlerinin Stratejik Yönetiminde Üretken Yapay Zekanın Kullanımı

Türk şirketlerinin Stratejik Yönetiminde üretken Yapay Zekanın Kullanımı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Türk Şirketlerinin Stratejik Yönetiminde Üretken Yapay Zekanın Kullanımı

Dr. Umut KÖKSAL

Türk şirketlerinin Stratejik Yönetiminde üretken Yapay Zekanın Kullanımı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemÜretken yapay zeka, stratejik yönetim alanında giderek daha dönüştürücü bir güç haline geliyor ve liderlere karmaşık iş ortamlarını analiz etmek ve bilinçli kararlar almak için yenilikçi araçlar ortaya koymakta.

Son kitabım olan ve Ekim 2025’de yayınlanacak olan Üretken Yapay Zeka ve İnsan Kaynakları Pazarlaması kitabında da vurguladığım üzere, Türk şirketleri, gelişmiş modellerden yararlanarak senaryo analizleri tasarlayabilir, potansiyel pazar değişikliklerini simüle edebilir ve daha yüksek doğrulukla stratejik yol haritaları oluşturabilir.

Geleneksel Yapay Zeka Modellerinden farklı olarak, Üretken Yapay Zeka teknolojisi ile birlikte, yeni nesil içgörüler, üst düzey şirket yöneticilerinin, bir diğer ifade ile iş liderlerinin sektör, iş alanlarındaki fırsatları, riskleri daha etkin ve verimli şekilde değerlendirmelerine katkı sağlayabilir, hiper rekabetin olduğu, çevik, esnek ve dinamik iş dünyasında, iş liderlerinin daha veriye odaklanan, uyarlanabilir, güncellenebilir, ince ayar yapılabilir farklı fonksiyonel ve iş stratejileri tasarlamalarının yolunu açabilir.

Ülkemiz şirketlerinde yer alan her bir üst düzey yönetici açısından Üretken Yapay Zeka Teknolojilerinin şirketin stratejik yönetiminde kullanılmasının ortaya koyacağı en önemli fayda, çeşitlilik, hacim, karmaşıklık arz eden, yapılandırılmamış business verisini işlemek ve bunları aksiyona alınabilir yeni nesil bir iş zekasına transforme yeteneği kazandırmakta anlam bulmasıdır.

Üretken yapay Zeka ile:

  • Dış ticaret fırsatları
  • Dış ticaret riskleri
  • İç-dış Pazar eğilimleri
  • Müşteri davranışları
  • Rakip stratejileri
  • Proaktif Pazar analizleri
  • Proaktif Pazar gözlemleri
  • Mevzuat değişimlerinin, regülasyonların kapsamlı analiz edilerek daha etkin ve verimli içgörüler, öngörülerin oluşturulması güvence altına alınmış olur.

Bir başka örnek olarak şu verilebilir, ülkemizde yer alan bir holdingin üst düzey yöneticisisiniz, şirketin yeni dönemdeki stratejik planlaması konusunda çalışmalar yapıyorsunuz, bu planlama için gerekli olacak her türlü iç, dış faktörler ile ilgili verileri toplamak, analiz etmek, yorumlamak için büyük bir zaman kaybetmek yerine, Üretken Yapay Zeka teknolojileri yardımı ile tüm verileri toplamak, sentezlemek yerine, stratejik anlamda kritiklik arz eden verileri, içgörüleri sentezlemek, simüle etmek, sadece bir adet değil, birden fazla alternatifli hamle, koşulu test etme yoluna gidebilir.

Üretken Yapay Zeka, ülkemizde yer alan bir holding ya da şirket üst düzey yöneticisi için, diğer bir ifade ile stratejik iş liderleri için operasyonel veri işleme gibi yeknesak bir süreçten kurtulmak, daha stratejik, daha hamlesel karar verme süreçlerine fokuslanma anlamını taşır.

Aynı zamanda, Türk iş dünyası liderleri açısından, Üretken Yapay Zeka teknolojileri konusunda bilgi sahibi olmak, bu araçları bilinçli şekilde stratejik yönetim faaliyetlerinde kullanmak, stratejik yönetim açısından inovasyon ve yeniliği de teşvik eder.

Türki iş dünyasındaki iş liderleri, üretken yapay zeka teknolojilerine, uygulamalarına odaklanarak, stratejik planlamadan strateji geliştirmeye ve strateji kontrolüne yönelik daha çevik, daha proaktif bir anlayış, yaklaşım da tasarlayabilirler.

Burada sormamız gereken soru şu;

Türk şirketlerinin Stratejik Yönetiminde üretken Yapay Zekanın Kullanımı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemKuruluşunuz hem yerel hem de küresel pazarlarda rekabetçi kalabilmek için üretken yapay zekayı stratejik yönetim uygulamalarına entegre etmeye ne kadar hazır? Siz Türk iş dünyası liderleri olarak ne kadar hazırsınız?

Dr. Umut KÖKSAL

İşçi Talep Etmese de İşveren İş Arama İznini Kullandırmak Zorunda mıdır?

İşçi Talep Etmese De İşveren İş Arama İznini Kullandırmak Zorunda Mıdır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşçi Talep Etmese de İşveren İş Arama İznini Kul­landırmak Zorunda mıdır?

Lütfi İNCİROĞLU

İşçi Talep Etmese De İşveren İş Arama İznini Kullandırmak Zorunda Mıdır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem4857 sayılı İş Kanunu’nun 27 nci maddesine göre; Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatlerin içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır.

İşveren yeni iş arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye ilişkin ücret işçiye ödenir. İşveren, iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırır ise işçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder”.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 421 nci maddesinde de iş arama iznine ilişkin İş Kanunu ile paralel bir şekilde düzenleme yapılmıştır. İşverenin belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi halinde bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlü olduğu izin saatleri ve günlerinin belirlenmesinde işyerinin ve işçinin haklı menfaatlerinin göz önünde tutulacağı hükme bağlanmıştır.

Süreli fesih yoluyla yapılan fesihte bildirim süresi öngörülmesinin nedeni; işçinin bir anda işsiz ve ücretsiz kalmasını engellemek ve bu süre zarfında yeni bir iş aramasına fırsat vermek amacına yöneliktir. Bu amacın bir gereği olarak da İş Kanunu ve Borçlar Kanunu’nda işçiye yeni iş arama izni hakkı tanınmıştır. İş arama izni, sözleşmenin kim tarafından feshedildiğine bakılmaksızın belirsiz süreli iş sözleşmelerinde bildirim öneli içinde kullanılmak üzere işçiye tanınan bir hak olarak tanımlanabilir. Belirli süreli iş sözleşmelerinde veya belirsiz olmakla beraber peşin ücret ödenmek suretiyle fesih durumunda ya da sözleşmenin işçi tarafından haklı nedenle feshinde iş arama izni uygulanmaz zira bu hak süreli fesih beyanının bildirim süresine özgü bir hükmü olarak ancak bildirim süresinin uygulanmaya başlaması şartıyla doğar (Mollamahmutoğlu, H./ Astarlı, M. / Baysal, U.: İş Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2020, s. 289).

Bildirim öneli içinde işveren iş arama iznini kullandırmak zorundadır, işverenin bu yükümlülüğünü azaltacak ya da ortadan kaldıracak sözleşme hükümleri geçersizdir. İş Kanunda belirlenen iki saatlik süre de asgari nitelik arz etmekte olup işveren tarafından arttırılabileceği gibi sözleşme ile iş arama süresinin daha uzun bir süre olarak kararlaştırılabilmesi mümkündür.

İş arama izni işçinin talebi ile toplu olarak kullanılabilir. İşçi toplu izin kullanımını işten ayrılacağı günden önceki günlere rastlamak ve işverene bildirmekle yükümlüdür. Aksi halde işveren iş arama iznini her iş günü itibariyle kullandırma imkanına sahip olur. İşveren iş süresinin hangi zamanında iş arama iznini kullandıracağını yönetim hakkına dayanarak takdir eder.

Hemen belirtilmelidir ki, işveren tarafından iş arama izninin kullandırılmaması ya da eksik kullandırılması halinde işçinin iş sözleşmesini derhal fesih hakkı mevcuttur. Ayrıca yeni iş arama izni ihbar öneli içindeki çalışılan günler için söz konusu olur. Dolayısıyla hafta tatili, ulusal bayram genel tatil günleri gibi çalışılmayan günler için işverenin yeni iş arama izni vermesi ya da bu sürelerde dahil olacak şekilde iş arama izni alacağı hesaplaması söz konusu olmaz (Mollamahmutoğlu/Astarlı /Baysal; s.290).

Nitekim çalışılmayan tatil günleri için iş arama izin ücreti hesaplanmaması gerektiği hususu Hukuk Genel Kurulu’nun 27.01.2010 tarihli ve 2009/9-593 E.,2010/20 K. sayılı kararında da kabul edilmiştir. Buna göre, “İşçinin talebi olmaksızın işveren iş arama izni vermek ve kullandırmak zorundadır. İş arama iznine ilişkin düzenlemede işverenin talep koşulundan bahsetmeksizin işçiye iş arama izninin verilmesi gerektiği belirtilerek bu zorunluluk hükme bağlanmıştır. Aksi halde işçinin talebi bulunmadığında işverenin iş arama izni verme yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna varılır ki bu sonuç Kanun hükmüyle bağdaşmaz. Dolayısıyla bu borç bizzat Kanundan kaynaklanmakta olup işçinin işverenden iş arama izin isteğinde bulunması gerekmediği gibi izin istenmesi halinde de işverenin kabul edip etmeme yetkisi bulunmamaktadır. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlendiği gibi işçinin talebi sadece iznin kullanılma şekli ve zamanı yönünden dikkate alınması gereken bir şarttır.

Yukarıda yapılan anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı işveren tarafından ……, iş arama iznini toplu ya da kısmi olarak hangi tarihler arasında kullanabileceği de belirtilerek seçenekli şekilde kullanmasının mümkün olduğunun bildirilmesine rağmen davacı işçinin iş arama iznini kullanmadığı ihbar süresince davalı işyerinde tam gün mesai ile çalıştığı sabittir.

Gerçekten de İş Kanunu’ndaki amir hükme göre iş arama izninden yararlanma işçinin isteği koşuluna bağlı tutulmamıştır. Talep bulunmasa da işçiye iş arama izni verilmesi zorunlu olup işveren bu konuda bir taktir hakkına sahip değildir. Somut olayda olduğu gibi davalı işveren tarafından iş arama izninin kullanılması için yapılan bildirimler de işvereni bu yükümlülükten kurtarmaz. İşverenin izin verildiğini belirttiği gün ve saatlerde çalışılmak istenmesi durumunda işçiye iş verilmemesi gerekir. Ayrıca davacı işçi bildirimlere yaptığı itirazında feshin yasaya ve işyeri uygulamasına aykırı olduğunu belirtmiş olup iş arama iznini kullanmak istemediği yönünde bir beyan veya bir itiraz ileri sürmemiştir. Bu nedenle iznin kullandırılması gerekirken çalıştırılan davacıya izin kullanmaksızın alacağı ücrete ilaveten çalıştırıldığı sürenin ücreti de yüzde yüz zamlı ödenmelidir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı işverenin yaptığı hatırlatmalarla yükümlülüğünü yerine getirdiği, davacının serbest iradesiyle izin hakkını kullanmama yönünde tercihte bulunduğu bu nedenle bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir. O halde mahkemece yukarıda açılanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir[1].

Sonuç olarak, “İş Kanunu’ndaki amir hükme göre, iş arama izninden yararlanma işçinin isteği koşuluna bağlı tutulamaz. İşçi talep etmese dahi işçiye iş arama izni verilmesi zorunlu olup, işveren bu konuda bir takdir hakkına sahip değildir.

İşçi Talep Etmese De İşveren İş Arama İznini Kullandırmak Zorunda Mıdır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİşveren tarafından iş arama izninin kullanılması için işçiye yapılan bildirimler de işvereni bu yükümlülükten kurtarmaz. İş arama izninin belirlendiği gün ve saatlerde işçi çalışmak istese dahi işverenin işçiye iş vermemesi gerekir.

Lütfi İNCİROĞLU

 

Kaynakça:

[1] YHGK, 15/4/2021 T., E.2018/757, K.2021/488 Legalbank.

Sürdürülebilirlik Satışın Anahtarı mı?

Sürdürülebilirlik Satışın Anahtarı Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sürdürülebilirlik Satışın Anahtarı mı?

Selin ERDAL – Satınalma Dergisi Moda Editörü

Sürdürülebilirlik Satışın Anahtarı Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir dönem “geleceği düşünerek modada değişim yaratmanın zamanı” diyerek anlattığım sürdürülebilir moda, bugünlerde ne yazık ki biraz gölgede kalmış gibi görünüyor. Tüketiciler artık her yerde duydukları karbon ayak izi, geri dönüşüm, etik üretim gibi kelimelere karşı daha mesafeli. Çünkü markaların yaptığı “greenwashing” yani içi boş çevreci söylemler, güveni epey sarstı. Şu anda da zihnimizi kurcalayan soru şu: Sürdürülebilirlik artık gerçekten satmıyor mu, yoksa tüketici başka bir şey mi arıyor?

“Gezegeni düşünüyorum” diyen çok, ama kasadan geçiren az… Çoğu insan sürdürülebilirlikten yana olduğunu söylüyor fakat iş alışveriş yapmaya gelince tablo değişiyor. Görüyoruz ki öncelik hâlâ fiyat, kalite ve tasarımda. Böylece tüketici kalbine “yeşil” argümanlarla değil, öncelikli olarak güçlü bir ürünle girildiğini bir kez daha anlıyoruz.

Bunların yanında, çevre dostu üretim, çoğu zaman daha pahalı. Ucuz hammadde ve hızlı üretim zincirleriyle rekabet etmek ise oldukça zor. Bu yüzden geçtiğimiz yıllarda birçok sürdürülebilirlik odaklı marka piyasadan silinip gitmiş durumda. Fakat Shein gibi fast fashion devleri bütün eleştirilere rağmen büyümeye devam etti. Bu çelişki de aslında tüketicinin “ideal” tercihler ile “gerçek” alışkanlıkları arasındaki farkı gözler önüne sermiş oldu.

Tüketiciye Dokunmak

Sürdürülebilirlik mesajları son birkaç yılda markaların en güçlü iletişim araçlarından biri haline gelmiş halde, evet. Ancak bu kampanyaların tonu her zaman olumlu karşılanmıyor. Bazı markaların aşırı tüketime ve hızlı modanın çevresel maliyetine dikkat çeken kampanyaları, aslında haklı bir noktaya temas etse bile bazı tüketicilerde ters etki yaratabiliyor. İnsanlar, diğer markaları suçlayan ya da kendini fazla yücelten yaklaşımları samimiyetsiz bulabiliyor. Çünkü tüketiciler, mesajın içeriğine katılsalar bile, markaların bu söylemi bir pazarlama stratejisi gibi kullanmasından rahatsız oluyor.

Bu tür sert ve doğrudan kampanyalar, sektörde farkındalığı artırıp hızlı modayı sınırlamaya yönelik yasal düzenlemelerin hızlanmasına katkı sağlıyor olsa da tüketiciler için kimi zaman irite edici bir dil olarak karşılanıyor. Ancak büyük resimde sürdürülebilirlik adına önemli bir etki yarattığını söylemekte fayda var.

Tüketici baskıdan kaçıyor: Birçok kişi alışveriş yaparken “doğru olanı seçme baskısı” hissetmek istemiyor. Bu nedenle aşırıya kaçan seviyede öğretici, had bildirici kampanyalar geri tepebiliyor. Tüketici; alışverişten keyif almak istiyor, yük hissetmek değil. Ama bir noktada da sürdürülebilirliğin suçluluk duygusuyla ilişkilendirilmesine de karşı olduğumu söyleyemem.

Bugün öne çıkan markalar, sürdürülebilirliği bir pazarlama dersi gibi sunmak yerine, önce ürünün güzelliğine odaklanıyor. Kısacası, ürün ilham verici değilse sürdürülebilirlik mesajı tek başına asla yeterli değil, şeklinde özetleyebiliriz.

“Peki ilerleyen dönemde ne olacak?” diye sorarsanız, bugünlerde sürdürülebilirlik biraz geri planda olsa da, bu tamamen “out” olduğu anlamına gelmiyor elbette. İklim krizinin şiddetini artırdığı, afetlerin giderek daha yakıcı hale geldiği bir dünyada tüketici duyarlılığı yeniden yükselebilir, yükselmelidir.

Ama şimdilik markalar için geçerli olan denklem şu: ‘Harika’ bir ürün + güvenilir bir sürdürülebilirlik hikayesi = tüketicinin kalbinde yer.

Sürdürülebilirlik Satışın Anahtarı Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSelin ERDAL

Satınalma Dergisi Moda Editörü

Alım Talebi: 2. El Krom Tank

Alım Talebi 2. El Krom Tank

Alım Talebi: 2. El Krom Tank

Bir firmamız için 2. El Krom Tank alımı yapılacaktır. 25 ton kapasitede olması istenmektedir. + – olabilir. Serpantinli, 304 kalite ve krom tankın üstünde motor karıştırıcı olması talep edilmektedir.

Teslim yeri Balıkesir – Bandırma’dır.

Ödeme şekli ve istenilen ürünle ilgili diğer spekler için İlgili olan üretici ya da satıcıların, aşağıdaki adımların ardından, iletişime geçmesi rica olunur.

Alım Talebi 2. El Krom Tank

Teklif Vermek İçin;

  1. SATINALMA DERGİSİ’ne abone ol.
  2. Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
  3. Ödeme sonrasında FİRMA BAŞVURU FORMU’nu doldur.

https://satinalmadergisi.com/satici/

TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK (750 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup, bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.

Faizler Neden Yüksek Seyrediyor – Bölüm 7

Faizler Neden Yüksek Seyrediyor – Bölüm 7 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Faizler Neden Yüksek Seyrediyor – Bölüm 7

Reşat BAĞCIOĞLU

Faiz

Faizler Neden Yüksek Seyrediyor – Bölüm 7 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemFaiz nedir sorusu ile başlayalım dilerseniz.

Banka ve benzeri bir yere ya da bir kimseye belli bir süre işletilmek üzere ödünç verilen paranın kullanımına karşılık olarak alınan kâr; başkasının parasını belli bir süre kullanmak, işletmek için ödenen para.

Bankalara verdiğimiz paranın adı mevduat olup, bankalara verdiğimiz paranın bankalarca işletilmesi karşılığında bankalar mevduat sahibine faiz öder, bankalardan parayı alıp kullanan ihtiyaç sahipleri de bankalara faiz öder; bunun da adı kredidir.

Çok genel anlamda faizi iki şekilde adlandırabiliriz;

  • Bankaların mevduata verdikleri faizler,
  • Bankaların verdikleri kredi karşılığında aldıkları faizler

Faizsiz Finans Piyasası Olur mu?

Söylediklerimi hiçbir tarafa eğip, bükmeden ifade edecek olursam, faizsiz bir finans piyasası olmaz. Adına ne derseniz deyiniz, dünya finans piyasası faiz üzerine kuruludur.

Faiz Bilgi

Faiz KarikatürFaizin olmadığı bir finans piyasası zaten düşünülemez. Finans dünyasındaki kazanç faize dayalı kazançtır.

Mevduat ve krediye ödenen faizlerin dışında özel ve kamu alacaklarının zamanında ödenmemesi durumunda da “gecikme faizi”  işletilmektedir.

O halde bankaların dışında kamu ve özel sektör alacaklarının zamanında ödenmemesinden dolayısı da faiz ödenmektedir. Ve adı yine faizdir.

Faizin Yüksekliği veya Düşük Kalması

Faiz gerçeğinin varlığından sonra, faizlerin yüksekliği veya düşüklüğünün ülkemiz ekonomisine getirdikleri ve götürdüklerine bakalım.

Yüksek Faiz

Faiz Risk GörselYüksek faiz, ilk bakışta parası olan için yüksek kazanç ve yüksek getiri gibi görünse de, madalyonun öteki yüzüne bakıldığında yüksek faizin bir risk göstergesi olduğunu bilmekte yarar vardır. Ülke riski dediğimiz CDS (Credit Dafault Swap – bir borçlunun (genellikle bir hükümet veya şirket) borcunu ödeyememesi durumuna karşı koruma sağlayan bir tür finansal türev aracıdır)  puanının yüksek oluşu, o ülkenin piyasaya verdiği güven konusunda alacak epey yolu olduğunu gösterir).

Dünya Merkez Bankası Faiz Oranları
Kaynak: https://www.cbrates.com/

Faiz Oranlarıı

Yukarıdaki listede yer alan Türkiye ve İsviçre’nin verdiği faiz oranları mevcuttur. Ülkemiz yüksek faiz vermek sureti ile piyasaya güven vermeye, daha fazla likid yatırımı ülkemize çekmeye çalışmakta ise de İsviçre’nin aynı konuda tuzu kuru. Yüksek faiz vermeye ihtiyacı olmayan bir ülke konumundadır. İsviçre sıfır (0) faiz vermesine karşılık adeta dünyanın kasası konumundadır.

Yüksek Faiz Oranı ve Ekonomimiz

Yüksek faiz oranı vermek tasarruf sahipleri için bir fırsat gibi görünse de, ülkemizin gelişimi ve yatırımlar açısından kesinlikle bir dezavantajdır.

Yüksek faizin;

  • Ülkemiz gelirlerinin bir kısmını faiz ödemeleri için kullanıldığı,
  • Yatırım maliyetlerinin artmasına sebep olacağı,
  • Yeni yatırımların kısıtlı olması veya mevcut yatırımların daralmaya gitmesinden dolayı istihdamda azalma yaşanacağı
  • Yatırımların azalması, bazı projelerin iptaline sebep olur, bunun sonucunda da işletmeler küçülmeye giderek çalışan sayısını azaltma yoluna gider,
  • Üretim maliyetlerini olumsuz etkileyeceğinden dolayı üretici / ihracatçı firmaların yurt dışına verdikleri fiyatlamalardan olumlu sonuç alınması azalacak veya pazar kaybedilecek,
  • Tüketim harcamaları göreceli olarak azalır bu da ekonomide durgunluğa sebep olur,
  • Döviz kurlarının düşüşüne ve yerel para biriminin de değer kazanmasına sebep olur. Döviz kurlarının düşmesi özellikle ithalatı ucuz hale getireceğinden kısa vade de ekonomik olarak etkileri görülebilir. Yüksek faiz dolayısıyla düşük seyreden döviz kurları, ithalatçıya avantaj, ihracatçıya ise dezavantaj olarak görülür.
  • Yüksek faiz oranları tahvil ve hisse senetlerinin getirilerini azaltacağından dolayı, bu alanda paralarını değerlendiren yatırımcılar tahvil ve hisse senedi piyasasından çıkarak faiz piyasasına yönelir. Borsa düşer veya yerinde sayar.

Yükselen Döviz Piyasası

Dövizin AteşiGeçmiş yıllara göz attığınızda tansiyonu yükselen döviz piyasasının ateşini almak için yüksek faiz politikası ile birlikte diğer döviz politikaları uygulanır.

Faizin tanımından başlayıp, konuyu nerelere getirdim değil mi?

Faizler Neden Yüksek Seyrediyor – Bölüm 7 Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemReşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi 

Bakan Uraloğlu: Türkiye’de Yük Taşımalarının Yaklaşık Yüzde 85’i Kara Yolu ile Yapılıyor

Filo Yönetimi Eğitimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Bakan Uraloğlu Sürdürülebilir Ulaşım Zirvesi’nde Konuştu

Filo Yönetimi Eğitimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemUraloğlu, Yeşil Kalkınma Vakfı (YEKAV) tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Ulaşım Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, ulaşım ve iletişim politikalarını küresel trendler ve çevresel sorumluluklar doğrultusunda şekillendirmenin öncelikli görevlerinden biri olduğunu, iklim değişikliği, artan nüfus ve sanayileşme baskısının doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını her zamankinden daha kritik hale getirdiğini ifade etti. Son yıllardaki kuraklık, sel ve orman yangınları gibi doğal afetlerdeki artışın çevresel sorunların ekonomik ve sosyal boyutlarını gözler önüne serdiğini dile getiren Uraloğlu, “Türkiye, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2053 net sıfır emisyon hedefi ve Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak iklim değişikliğiyle mücadelede kararlılığını ortaya koymaktadır.” dedi…

Yekav LogoUraloğlu, özellikle ulaştırma sektöründe sıfır emisyona geçiş çalışmalarını hızlandırdıklarını aktararak, “Kurumsal karbon ayak izi hesaplamasını Türkiye’de ilk gerçekleştiren bakanlık olarak çevre bilinci hizmet anlayışına liderlik etmekten de gururluyuz. İklim kriziyle mücadelede öncü bir rol üstlenerek, çevreye duyarlı, karbon emisyonunu azaltan ulaşım sistemlerini hayata geçiren projeler geliştiriyoruz.” şeklinde konuştu. Yakın bir zaman önce başlatılan “Türkiye’nin Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Yol Haritası” projesini, Avrupa Birliği mali işbirliği çerçevesinde finanse ederek, sektördeki tüm ulaşım modlarını kapsayacak şekilde yürüttüklerini ifade eden Uraloğlu, şunları aktardı: “Bu proje, ulaşım faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını sıfıra indirmeye yönelik etkili bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. Proje kapsamında geliştirilen emisyon modeliyle kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve kent içi ulaşım modlarının mevcut durumunu analiz ederek, farklı gelecek senaryolarına göre aktivite tahminleri, araç sayısı, yakıt türü ve emisyon projeksiyonları oluşturacağız.” İfadelerini kullandı.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’de Yük Taşımalarının Yaklaşık Yüzde 85’i Kara Yolu ile Yapılıyor

Bakan Uraloğlu, Türkiye’de yük taşımalarının yaklaşık yüzde 85’inin kara yolu ile yapıldığına dikkati çekerek, bunun da sektörü karbon salınımı açısından öncelikli bir alan haline getirdiğini söyledi. Kara yolu taşımacılığında yeşil dönüşümü sürdürülebilirliğin merkezine yerleştirerek, elektrikli kamyon, otobüs, minibüs, çekici ve otomobillerin sektörde kullanımına imkan sağlayacak mevzuat düzenlemeleri yaptıklarına işaret eden Uraloğlu, kent içi ulaşımda da çevresel duyarlılıkla hareket ettiklerini anlattı. Uraloğlu, paylaşımlı elektrikli skuterleri, kısa mesafeli ulaşımda şahsi araç kullanımını azaltmak amacıyla hayata geçirdiklerini kaydederek, “2021’de yürürlüğe aldığımız Elektrikli Skuter Yönetmeliği kapsamında bugüne kadar 26 firma, yaklaşık 65 bin skuter ile Türkiye’nin birçok ilinde faaliyet göstermeye başladı.” diye konuştu. “Kombine Taşımacılık Yönetmeliği” ve “Yeşil Lojistik Belgesi” uygulamalarıyla da çevre dostu taşımacılığı teşvik ettiklerini aktaran Uraloğlu, “Yeşil Lojistik Belgesi alan firmalara, yetki belgesi başvurularında yüzde 50 indirim, taşıt kartı ücretlerinde ise yüzde 95’e varan destekler sağlıyoruz. 2025 yılı itibarıyla 42 Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yetki Belgesi sahibi işletmeci bu belgeye sahiptir. Bu uygulamalar, enerji ve kaynak tasarrufu sağlarken çevre dostu taşımacılığı da yaygınlaştırmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Fiber Optik Altyapımızı Kara Yolu Ağlarımızda 20 Bin Kilometreye Çıkaracağız

Bakan Uraloğlu, sürdürülebilir ulaşımın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal kalkınmanın da temel taşlarından biri olduğuna işaret ederek, son 23 yılda gerçekleştirdikleri yaklaşık 296,5 milyar dolarlık yatırımla, mobilite, lojistik ve dijitalleşme odaklı birçok projeyi hayata geçirdiklerini ifade etti. Uraloğlu, 6 bin 101 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 29 bin 832 kilometreye yükselterek, yıllık yaklaşık 2 milyar 453 milyon litre akaryakıt tasarrufu elde etiklerini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 5,27 milyon ton azaltarak doğanın korunmasına katkı sağladık. Demir yolu yatırımlarımızla da toplam 8,9 milyon ton daha az karbon emisyonu salındı. 2025’te 13 bin 919 kilometre olan demir yolu ağımızı 2028’de 17 bin 500 kilometreye, 2053’te ise 28 bin 600 kilometreye çıkararak çevre dostu ulaşım sistemlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Demir yolunda yük taşımacılığı payını yüzde 5’ten yüzde 22’ye yükseltmek için projemizle daha güvenli, dengeli ve çevre dostu çok modlu taşımacılığı destekliyoruz. Kent içi ulaşımda da çevre dostu çözümlerle fark oluşturuyoruz. Türkiye genelinde 434 kilometresi tamamlanan ve 122,1 kilometresi devam eden Kentiçi Raylı Sistem projelerimiz, Sirkeci-Kazlıçeşme Yeni Nesil Ulaşım Projesi gibi yenilikçi çalışmalarla şehirlerimizde emisyonları azaltıyor.”

Uraloğlu, Akıllı Ulaşım Sistemlerinin (AUS) de trafik akışının iyileştirilmesi yoluyla emisyonların azaltılmasına destek olduğunu belirterek, “Bu noktada Kooperatif AUS test ve Uygulama Koridoru ile dünyadaki yenilikçi teknolojilerin ülkemizde uygulanmasını sağlıyoruz. İstanbul ve Antalya’da Kooperatif Akıllı Ulaşım Sistemleri (K-AUS) pilot uygulamalarına başladık. Akıllı ulaşım sistemlerini yaygınlaştırmak için fiber optik altyapımızı kara yolu ağlarımızda 20 bin kilometreye çıkaracağız.” diye konuştu.

Haziran İtibariyle Ülkemizde 31 Bin 433 Elektrikli Araç Şarj Soketi Bulunmaktadır

Sürdürülebilir Ulaşım ZirvesiBakan Uraloğlu, milli elektrikli tren setleri, elektrikli araçlar için artan şarj istasyonları, bisiklet yolları, ekolojik köprüleri, sürdürülebilir havacılık politikaları ve yeşil denizcilik projelerinin de çevre dostu ulaşım anlayışlarının somut göstergeleri olduğunun altını çizdi. Fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişte elektrikli araçların da kritik bir rol oynadığını kaydeden Uraloğlu, “Türkiye genelindeki toplam elektrikli otomobil sayısı da 2025 haziran ayı itibarıyla 268 binin üzerine çıktı. Yine, haziran itibarıyla da ülkemizde 31 bin 433 elektrikli araç şarj soketi bulunmaktadır. Bunların yanında yenilenebilir enerji kaynaklarını ulaşım ve altyapı projelerimizde daha etkin kullanmak için de somut adımlar atıyoruz. Örneğin günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarının öneminin bilinciyle, kara yollarından demir yollarına, TÜRKSAT’tan TÜRASAŞ’a Bakanlığımıza bağlı birçok kurumumuzda güneş enerjisinden faydalanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, denizcilikte yeşil liman sertifikaları, yeni yatırımlar ve teşviklerle emisyonları azalttıklarını aktararak, “Eski gemilerin çevreci sistemlerle yenilenmesini desteklemek için hurdaya ayrılan gemilerin yerine inşa edilen yeni gemilere hurda bedelinin 1,5 katı, alternatif enerji sistemleriyle donatılanlara ise 2,5 katı teşvik veriyoruz.” dedi.

Havalimanlarında gerçekleşen faaliyetlerin çevresel etkilerini kontrol altına almak için de 2020 yılında “Karbonsuz Havalimanı Projesi”ni başlattıklarını anımsatan Uraloğlu, “Dünyada 88 ülkede toplam 587 havalimanının dahil olduğu programda, ülkemiz karbonsuz havalimanı sertifikasına sahip 50 havalimanıyla bu kapsamda en yüksek sayıda sertifikaya sahip 2’nci ülke konumundadır.” bilgisini verdi. “2026’da da sinyal almaya başlayarak birkaç yıl içerisinde bütün ülkemizin tamamına 5G’yi yaygınlaştırmış oluruz” Uraloğlu, bir gazetecinin etkinliğin açılışının ardından sorduğu 5G ihalesi sorusuna yönelik de “İletişim noktasında gerek telekomun imtiyaz hakkının yenilenmesi, uzatılması noktasında gerekse de 5G’ye geçiş noktasında bir irade ortaya koyduk. Tabi uzun zamandır yürüttüğümüz bir çalışmaydı.” diye konuştu.

Türkiye’de olan 3 operatörle defaatle ve uzun istişarelerde bulunduklarını aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:

“Yine başta Avrupa olmak üzere dünyadaki 5G uygulamalarına nasıl hangi şartlarda geçildiğiyle ilgili incelemelerde bulunduk ve bunun sonucunda da olması gerektiği gibi hem kamu faydasını düşünerek hem de bu operatörlerin yatırım yapma reflekslerini ya da yeteneklerini engellemeyecek şartları ortaya koyarak, Cumhurbaşkanımızın da onayını alarak artık bundan sonra şartnameyi oluşturuyoruz. Bu şartnameyle zaten aşağı yukarı oluşturduk da bu şartnameyle bu ay yetişir mi ilanını, ihale tarihini, 45 günlük bir süre gerekiyor. Bu ay onu ilan etmeye gayret edeceğiz. Eğer yetiştirirsek demek ki eylül-ekim ayında. Ekim ayında inşallah bunun ihalesini yapmış oluruz. 2026’da da ilk sinyalleri almaya başlarız. Zaten burada biliyorsunuz 4 büyüklerin stadyumunda yine İstanbul Havalimanı’nda ve 30 civarındaki tesiste de 5G’yi deneyimleyebiliyoruz, ondan faydalanabiliyoruz, eğer sizin cep telefonunuz uygunsa. Dolayısıyla dediğim gibi ekim ayında ihalesini yaparız. 2026’da da sinyal almaya başlayarak birkaç yıl içerisinde bütün ülkemizin tamamına 5G’yi yaygınlaştırmış oluruz.”

Elektrikli araçlara düşen şarj istasyonu sayısına ilişkin bir soru üzerine ise Uraloğlu, şu yanıtı verdi:

Filo Yönetimi Eğitimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem“268 bin civarında araç var. Bir kere onu kesinlikle daha da artırmalıyız. Dünyada artık daha ağır taşıtların yani enerjiyi daha çok sarf eden araçlara yönelik de çalışmalar var. Onlar geliştiriyor ama şimdilik otomobiller de çok daha yaygın bildiğiniz gibi. Dünyadaki ortalama çok bilmiyorum ama bir aracın günde en fazla herhalde bir defa şarj ihtiyacı olur, hadi iki defa olsun. Türkiye’de altı araca düşen bir tane soket var. Bence sayı olarak yeterli. Dolayısıyla belli lokasyonlarda birazcık daha mutlaka artırmamız gerekir. Bu konuda tabii Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla, belediyelerle ciddi işbirliği içerisindeyiz. Şarj istasyonu Türkiye’de genel anlamda bir problem değildir diyebilirim.”


Eğitim Kataloğu
Eğitim Kataloğunu indirebilirsiniz.

 

ŞİRKET EĞİTİM KATALOĞU

Şirket eğitimlerine büyük özen gösteriyoruz. Memnuniyetiniz ve referansınız bizim için çok değerli.
Eğitime sizlerle birlikte hazırlanıyoruz. Sizlerden gelen önerileri dikkate alıp özgünleştirmelerle ilerliyoruz.

Güvenilir eğitim hizmetleri ile yanınızdayız.  Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
 Prof. Dr. Murat Erdal

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi

-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

Satın Almada Sistem Körlüğü

Satın Almada Sistem Körlüğü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Satın Almada Sistem Körlüğü

M. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

Satın Almada Sistem Körlüğü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBirçok organizasyon, satın alma süreçlerini belirli kurallar, şemalar ve onay mekanizmaları ile tanımlar. Zaman içinde bu yapı oturur, işler rutinleşir, prosedürler ezberlenir. İşte tam da bu noktada tehlike başlar: Sistem körlüğü.

Sistem körlüğü, alışılmış süreçlerin zamanla sorgulanmaz hale gelmesi, verimliliğini kaybetmesine rağmen fark edilmemesi halidir. Satın alma ekipleri çoğu zaman işleyişin içinde o kadar meşguldür ki, sistemin neden tıkandığını fark edemez. Çünkü sistem görünürde hâlâ işlemektedir — fakat sessizce değer kaybetmektedir.

Bu yazıda, satın almada sistem körlüğünü tanıyor, sinyallerini okuyor ve verimliliği yeniden tasarlamak için hangi adımların atılması gerektiğini konuşuyoruz.

Sistem körlüğü, bir organizasyonun işlettiği sürecin artık amaca hizmet etmediğini görememesi durumudur. Süreç hâlâ uygulanır, raporlar oluşturulur, formlar doldurulur… fakat:

  • Fırsatlar kaçırılır
  • Tedarikçilerle ilişkiler zedelenir
  • İş yükü artar ama çıktı azalır
  • Çalışanlar prosedürlere uymak için yaratıcı düşünmekten uzaklaşır

Kısacası; süreç işler gibi görünür bununla birlikte değer üretmez.

Satın alma süreçlerinde sistem körlüğünün belirtilerine birlikte bakalım.

  • Sürekli Tekrar Eden İletişim Kopuklukları

Tedarikçiden gelen belgelerin eksikliği, fiyat onayının geç alınması, malzeme kodlarının yanlış girilmesi… Eğer aynı sorunlar tekrar tekrar yaşanıyorsa, sistem değil bireyler suçlanıyorsa, orada bir körlük vardır.

  • “Biz Hep Böyle Yapıyoruz” Cümlesi Artık Kural Haline Geldiyse

Bu cümle, sistem körlüğünün neredeyse mottosudur. Sorgulamayı engelleyen, alternatif düşünmeyi baskılayan bir otomatik savunma mekanizmasıdır.

  • Onay Mekanizmalarının Süreçten Çok Güvenlik Duvarına Dönüşmesi

3 kişilik ekipte bile 5 ayrı onay gerekiyorsa, süreç verimlilikten çok bürokrasiye hizmet etmeye başlamıştır.

  • Tedarikçilerin Sürekli Aynı Geri Bildirimleri Vermesi

“Cevap alamıyoruz, teslimat planı net değil, süreçler uzuyor” gibi geri bildirimler birikiyorsa, bu artık kişisel değil sistemsel bir sorundur.

  • Tüm Süreçlerin İnsanlara Bağlı Hale Gelmesi

“Onaylar Ayşe Hanım’daydı ama şu an izinde” demek, süreçten çok kişiye bağımlı bir yapının işaretidir.

Peki sistem körlüğü neden oluşur?

  • Başarıya Bağlı Körlük: Geçmişte başarı sağlamış bir sürece dokunmaktan çekinilir. “Bozulmasın” duygusu, gelişimin önünde bir engeldir.
  • Süreç Değil, Kişi Odaklı Yönetim: Kurumsal hafıza yerine bireysel alışkanlıklar öne çıkarsa, sistemin kendisi görünmez hale gelir.
  • Veri Yorgunluğu: Çok fazla rapor, bununla birlikte çok az içgörü varsa, ekip neyin neyi etkilediğini göremez.
  • Rol Belirsizliği: Süreçte kimin ne yapacağı net değilse, herkes bir şey yapar ama kimse sonuçtan sorumlu olmaz.

Tüm bunlarla birlikte çözümü de konuşmamız gerekir. Sistem körlüğünü aşmak için ne yapmalı?

  1. Haritalandır, Yeniden Oku

Süreci baştan sona bir akış diyagramına dökün. Hangi adımlar gerçekten gerekli? Hangi adımlar sadece alışkanlık? Nerede değer yaratılıyor, nerede sadece zaman kaybı var?

  1. Görünmeyeni Görmek İçin Dış Bakış Kullan

İçeriden bakınca görünmeyenler, dışarıdan bakan biri için çok nettir. Danışman bakışı, geçici görev rotasyonları veya çapraz ekip gözlemleri ile sistem dışı bir değerlendirme yapılabilir.

  1. “Neyi Neden Yaptığımızı” Yeniden Tanımla

Süreçlerdeki her adım için şu soruyu soralım: “Bu adımın iş çıktısına katkısı nedir?” Eğer katkısı yoksa, yeniden tasarım zamanı gelmiştir.

  1. Tedarikçileri Konuşmanın Parçası Yap

Onlardan sadece teklif almak yerine, süreci birlikte gözden geçirin. Onların gözünden süreç nasıl ilerliyor? Nerede takılıyor? Geri bildirimleri sistemin iyileştirilmesinde kullanın.

  1. Teknolojiyle Sadece Otomasyon Değil, Farkındalık da Yaratın

Yeni bir yazılım kurmak, eski bir alışkanlığı sadece daha hızlı yapmayı sağlar. Gerçek değişim için teknolojiye değil, bakış açısına yatırım yapılmalı.

Satın alma süreçlerinde sistem körlüğü fark edilmediğinde, büyük potansiyeller sessizce kaybedilir. Hatalar büyümeden “düzenli sarsıntı” yaratmak gerekir. Çünkü tıkanan her süreç, aslında akmayan bir fırsattır. Ve yeniden tasarlanan her adım, sadece verim değil; yeni bir bakış, yeni bir değer yaratır. Gelin, satın alma süreçlerimizi bir kez daha, sıfırdan, taze bir zihinle değerlendirelim. Sadece “ne yaptığımızı” değil, “neden yaptığımızı” da konuşalım. Çünkü bazen en büyük devrimler, küçük bir sorgulamayla başlar.

Satın Almada Sistem Körlüğü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun