İlaçta Dışa Bağımlılık Nasıl Azalır? TİSD 75. Yılında Yanıtlıyor

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber İlaçta Dışa Bağımlılık Nasıl Azalır Ti̇sd 75. Yılında Yanıtlıyor

İlaç İthalatı %24,6 Arttı, TİSD 75. Yılında Çözümü Yüksek Teknolojide Görüyor

Türkiye’nin ilaç ithalatı son bir yılda %24,6 artarak 8,31 milyar dolara ulaştı. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın ağustos 2025–temmuz 2026 verilerine göre ihracat aynı dönemde %1,9 büyüyerek 2,52 milyar dolarda kaldı ve ithalatın ancak %30,3’ünü karşılayabildi. İthalattaki artış 2026’da da sürüyor ve yılın ilk yedi ayında %25,6’yı buldu. Temmuz ayında yurt dışından alınan ilacın %58,7’si Avrupa’dan geldi ve ilk üç sırayı İtalya, ABD ve Almanya aldı. Tedarik başka ülkelere bağlı olduğunda gümrükte ya da sevkiyatta yaşanan bir aksama, eczane ve hastane stoklarına kısa sürede yansıyabiliyor. İlaçta dışa bağımlılık arttıkça gümrükte ya da sevkiyatta yaşanan bir aksamanın eczane ve hastane stoklarına yansıma riski de büyüyor.

İthal İlacın Satış Değerindeki Payı %44,2’ye Çıktı

Sağlık Bakanlığı’nın 2025 yılı istatistiklerine göre, satılan ilaç kutularının %92’si yurt içinde üretildi. Satış değerinde ise ithal ilacın payı, 2024’teki %42,4’ten, 2025’te %44,2’ye yükseldi. Dışa bağımlılık kutu sayısında küçük görünse de maliyeti pahalı tedavilerde yoğunlaşıyor. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’nın ekim 2025 tarihli raporuna göre, 2024’te ithal ilaçlarda en çok harcama yapılan 100 etken maddede biyoteknolojik ürünler tutarın yaklaşık üçte ikisine, kutuların ise yalnızca %7’sine denk geldi. Bu grupta ilk ona giren kalemlerin altısını monoklonal antikorlar, immünoglobulinler ve pıhtılaşma faktörleri oluşturuyor. Yurt içi üretimin satış değerindeki payını büyütmesi için yatırım kadar, kalite ve regülasyon beklentilerini karşılayan formülasyon ve ürün geliştirme süreçlerini yürütebilecek bilimsel birikim de gerekiyor.

Avrupa Birliği Kritik İlaç Alımında Tedarik Güvenliğini Şart Koşacak

İlacın hangi ülkede üretildiği, satınalma kararlarında fiyatın yanında belirleyici bir ölçüte dönüşüyor. Avrupa Birliği (AB) Konseyi ile Avrupa Parlamentosu, mayıs 2026’da Kritik İlaçlar Yasası (Critical Medicines Act) üzerinde siyasi uzlaşmaya vardı, resmi onay süreci devam ediyor. Yasa yürürlüğe girdiğinde üye devletlerin kamu alıcıları kritik ilaçlarda tedarik kaynaklarının çeşitliliğini ve güvenilirliğini gözetecek. AB dışındaki tek ya da az sayıda ülkeye yüksek bağımlılık bulunan durumlarda ise Birlik içinde üretilen ilaca öncelik tanınacak. Aynı ölçütleri Türkiye’de ilaç ya da ilaç girdisi alan kurumlara taşımak, yedek tedarikçiyi, güvenlik stokunu ve coğrafi riski fiyatla birlikte tartabilen bir satınalma yetkinliğine dayanıyor.

Fason üretim ve sözleşme yönetimi açısından ele alınan bir vaka, ambalaj tedarikindeki tek bir hatanın bütün serinin piyasadan toplatılmasına ve taraflar arasında tazminat davasına yol açabildiğini gösteriyor.

Türkiye İlaçta Alternatif Tedarik Merkezi Olabilir mi?

ABD’nin patentli ilaçlara ve bunların etken maddelerine getirdiği %100’e varan ek gümrük vergisi, 17 büyük ilaç şirketi için 31 Temmuz’dan, diğer tüm şirketler için 29 Eylül 2026’dan bu yana yürürlükte. Jenerik ilaçlar ve biyobenzerler şimdilik bu verginin kapsamı dışında kalıyor. AB kamu alımı kurallarına, ABD ise dış ticaret önlemlerine başvurarak ilaç üretimini kendi sınırları içinde güvenceye almayı hedefliyor. Bu eğilim, ithalatında Avrupa ve ABD’nin ağırlık taşıdığı Türkiye’nin, ilacı nereden alacağı kadar kime tedarik edebileceğini de gündeme getiriyor. Türkiye İlaç Sanayi Derneği (TİSD), ilaç şirketlerini yerli üretimi güçlendirme hedefiyle bir araya getiriyor. Dernek Başkanı Hasan Ulusoy, ülkenin ilaçta üstlenebileceği role ilişkin değerlendirmesini kuruluş yıl dönümünde paylaştı.

Türk İlaç Sanayisinin Dününe Tanıklık, Yarınına Rehberlik Eden TİSD 75 Yaşında!

Ti̇sd Logoİlaç sektörünün kolektif hafızası Türkiye İlaç Sanayi Derneği (TİSD) bu yıl 75 yaşında… Türkiye ilaç sektörünün ilk çatı örgütü TİSD, yerli ilaç sanayisinin gelişimine yön veren, ortak aklı güçlendiren, sürdürülebilir sağlık politikalarının şekillenmesine ve ilaca erişimde devamlılığın sağlanmasına katkı sağlayan çalışmalarıyla 75 yıldır sektörün referans noktası olmanın gururunu yaşıyor.

Türkiye İlaç Sanayi Derneği Başkanı Hasan Ulusoy, 75. yıl vesilesiyle yaptığı değerlendirmede “1,9 trilyon dolara ulaşan dünya ilaç pazarında 19. sırada yer alan Türkiye’nin küresel rekabette öne geçmesini sağlamak için ileri teknolojiye dayalı katma değerli üretimi, biyoteknoloji yetkinliğini ve bilimsel bilgi kapasitesini geliştirmeyi stratejik bir öncelik olarak görüyoruz” dedi.

İnsan ömrünün uzaması, kronik hastalıkların yaygınlaşması ve biyoteknolojideki gelişmeler, ilacı yalnızca bir tedavi aracı olmaktan çıkararak ülkelerin kalkınma politikalarının stratejik bir unsuru haline getiriyor. Yüksek Ar-Ge kapasitesi, ileri teknolojiye dayalı üretimi ve nitelikli insan kaynağıyla ilaç sektörü; sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğine, ekonomik dayanıklılığa ve toplumsal refaha önemli katkılar sunuyor. Küresel salgınlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar ise kesintisiz ilaç erişimi için güçlü üretim kapasitesi, bilimsel alt yapı, ileri teknoloji yatırımları ve sürdürülebilir bir ekosistemin gerekliliğini ortaya koyuyor.

İlaç sektörünün geçirdiği dönüşüm, bilgi birikiminin, iş birliği kültürünün ve ortak vizyonun güçlendirilmesini de beraberinde getiriyor. Türkiye ilaç sanayisinin ilk sektörel örgütlenmelerinden biri olarak 1951 yılında kurulan Türkiye Tıbbi Müstahzar Sanayii ve Laboratuvarları Cemiyeti’nin misyonunu sürdüren Türkiye İlaç Sanayicileri Derneği (TİSD), bu ortak zeminin oluşmasına katkı sağlayan köklü bir kurum olarak öne çıkıyor.

Türkiye İlaç Sanayi Derneği (TİSD) Başkanı Hasan Ulusoy, 75. yıl vesilesiyle yaptığı değerlendirmede halihazırda 1,9 trilyon dolara ulaşan dünya ilaç pazarında 19. sırada bulunan Türkiye’nin sürdürülebilir ilaç politikalarının oluşumuna katkı sağlayacak, biyoteknoloji ekosistemini güçlendirecek ve ilaç sanayisini küresel ölçekte daha rekabetçi bir konuma taşıyacak ortak bir vizyonun gelişmesine katkı sunmayı öncelikli vazifeleri olarak gördüklerini kaydetti.

Bugün yıllık 535 milyar TL ve 2,7 milyar kutu büyüklüğüne ulaşan Türkiye ilaç pazarının ancak ve ancak yüksek teknolojiye dayalı üretimle küresel ölçekte söz sahibi olabileceğine inandıklarının altını önemle çizen Hasan Ulusoy, TİSD’in çalışmalarının odak noktasının da ilaç sanayisinin yatırım iştahını artıran, üretim kapasitesini destekleyen sürdürülebilir bir finansal yapıya kavuşmasını sağlamak olduğunu belirtti.

“Yalnızca üretmek yeterli değil; küresel rekabette uzun soluklu değer yaratabilecek bir yapı da inşa etmek zorundayız”

İlaç sanayisinin bugün bilimsel gelişmenin, teknolojik ilerlemenin ve ekonomik rekabet gücünün de merkezinde yer aldığını belirten Hasan Ulusoy, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

Hasan Ulusoy“Türkiye, son 25 yılda sağlık hizmetlerine erişim, üretim altyapısı ve ilaç sanayisinin gelişimi açısından çok önemli bir aşama kaydetti. Bugün uluslararası kalite standartlarında üretim yapan tesislerimiz, yetişmiş insan kaynağımız ve köklü sanayi kültürümüz geleceğin rekabetinde bir adım öne geçmek için güçlü bir başlangıç zemini sunuyor. Yaklaşık 12 milyar doların üzerindeki iç pazara sahip olan Türkiye’nin ilaç ihracatının 2025’te %9,3 artışla 2,51 milyar dolara ulaşması ve 2015-2025 döneminde %128,7 büyümesi, sahip olduğumuz kapasitenin küresel pazarlardaki karşılığını ortaya koyuyor. 2025 yılı sonunda ilaç ithalatımızın yaklaşık %17,4 artışla 7,3 milyar dolara yükselmesi de katma değeri yüksek üretim kapasitesini büyütme noktasında daha gidecek daha çok yolumuz olduğunu gösteriyor.

Zira küresel sağlık ekosistemi yeni bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Biyoteknoloji, hücresel tedaviler, yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçleri ve dijital sağlık uygulamaları, sektörün geleceğini yeniden şekillendiriyor. Bu dönüşüm, yeni teknolojilere yatırım yapmanın yanı sıra araştırma altyapısını, insan kaynağını ve kurumlar arasındaki iş birliğini de aynı hedef doğrultusunda geliştirebilmeyi gerektiriyor. Türkiye bu değişimi doğru okuyabilecek bilgi birikimine ve üretim kültürüne sahip fakat bu süreçte öncü kimliğini koruyabilmesi için finansal sürdürülebilirlik de şart.

Halihazırda kutu bazında yalnızca yaklaşık %1,8’lik yüksek maliyetli ilaç grubu toplam ilaç bütçesinin yaklaşık %20’sini oluşturuyor ve bu ürünlerin yaklaşık %98’i ithal ediliyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde üretim kapasitemizi yalnızca miktar olarak değil, yüksek teknoloji ve yüksek katma değer açısından da büyütmemiz gerektiğini açık biçimde gösteriyor. Zira hepimiz biliyoruz ki kaynaklarımız sınırlı ve bu sınırlı kaynakları en etkin şekilde kullanmalıyız. Bunun için de stratejik planlamalarımızı bugünden oluşturmalı ve ivedilikle tüm paydaşları sürece dahil etmeliyiz.

Unutmamalıyız ki finansal sürdürülebilirlik, geleceğin tedavi yöntemlerini geliştirme yarışında öne geçebilmenin yanında mevcut ihracat kapasitemizi büyütebilmek açısından da hayati önem taşıyor. Hele ki dünyanın büyük çok uluslu şirketleriyle rekabet ettiğiniz bir ortamda güçlü bir finansal yapı; yeni pazarlara açılabilmenin, bu pazarlarda kalıcı bir varlık gösterebilmenin ve küresel ölçekte rekabet gücünü sürdürebilmenin temel koşullarından biri hâline geliyor. Bu nedenle yalnızca üretmek yeterli değil; küresel rekabette uzun soluklu değer üretebilecek bir yapı inşa etmek zorundayız.”

“Sektörün ileri teknolojilere yatırım yapabilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırabilmesi için öngörülebilir, istikrarlı ve bütüncül politikalara ihtiyaç var”

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bu dönemde Türkiye’nin üretim kabiliyeti ve jeostratejik konumuyla da global rekabette büyük bir avantaja sahip olduğunu dile getiren Hasan Ulusoy, “Türkiye; dünyanın en doğusundan en batısına kadar geniş bir coğrafyada güvenilir bir üretim merkezi olabilecek güçlü bir altyapıya, sanayi birikimine ve yüksek üretim kapasitesine sahip. İlaçta en güçlü alternatif tedarik merkezi olabilecek ülkelerden biriyiz. Bu potansiyelin etkin biçimde değerlendirilmesi, ihracatımızın sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlamanın ötesinde, ülkemizin küresel sağlık ekosistemindeki stratejik konumunu da güçlendirecektir.

Ancak sektörün üretim kapasitesinin sürdürülebilir biçimde geliştirmesi, ileri teknolojilere yatırım yapabilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırabilmesi için öngörülebilir, istikrarlı ve bütüncül politikalara ihtiyaç var. Çünkü ilaç sanayisi doğası gereği geliştirme süreçleri yıllara yayılan, yüksek Ar-Ge ve ileri teknoloji altyapısı yatırımları gerektiren ama her şeyden önemlisi uzun vadeli stratejik planlamalara ihtiyaç duyan bir sektör. Tam da bu nedenle, Türkiye İlaç Sanayi Derneği (TİSD) olarak, sektörümüzün uzun vadeli rekabet gücünü destekleyecek, yatırım ortamını güçlendirecek ve yenilikçi üretimi teşvik edecek iş birliklerinin ve bütüncül politikaların geliştirilmesini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber İlaçta Dışa Bağımlılık Nasıl Azalır Ti̇sd 75. Yılında Yanıtlıyor

Türkiye’nin ilaç alanındaki rekabet gücünün artırılmasının; kamu, akademi, özel sektör ve bilim dünyasının aynı vizyon doğrultusunda hareket ettiği güçlü bir ekosistemin varlığıyla mümkün olacağı gerçeğinden hareketle, TİSD olarak 75 yıldır üstlendiğimiz en önemli sorumluluklardan biri de sektörümüzün farklı paydaşları arasında ortak aklı geliştirmek oldu. Zira biliyoruz ki yapıcı bir iş birliği kültürünü geliştiren, sektörün tüm paydaşlarını ortak hedefler etrafında buluşturan, bilimsel bilgi üretimini teşvik eden ve yüksek katma değerli üretimi destekleyen her adım, ülkemizin sağlık alanındaki bağımsızlığını ve küresel rekabet gücünü daha da ileri taşıyacaktır.

Çünkü ilaç sektörü yalnızca bugünün sağlık ihtiyaçlarını karşılayan bir sanayi kolu değildir. Aynı zamanda ekonomik değer oluşturan ve toplumların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen stratejik bir kalkınma unsurudur. TİSD olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de 75 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle, bilgiyi, üretimi ve yenilikçiliği ortak bir vizyon etrafında buluşturan her girişimi desteklemeye; Türk ilaç sanayisinin sürdürülebilir gelişimine katkı sunmaya ve ülkemizin sağlık alanındaki geleceğine değer katmaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.

 


İLAÇ VE KOZMETİK SEKTÖRÜNDE BİLİMSEL DANIŞMANLIK HİZMETLERİ

Farmasötik ve kozmetik ürün geliştirme süreçlerinde bilimsel değerlendirme, çalışma tasarımı ve kanıta dayalı stratejik yönlendirme

İlaç Ve Kozmetik Sektöründe Danışmanlık
İlaç ve Kozmetik Sektöründe Danışmanlık Hizmetleri
1. Bilimsel Danışmanlık• Farmasötik ve kozmetik ürün konseptleri ile geliştirme stratejilerinin bilimsel değerlendirilmesi

• Olası formülasyon ve stabilite risklerinin öngörülmesi

• Mevcut verilerin bilimsel açıdan kritik analizi

• Ürün kalitesi ile ilişkili regülasyon beklentileri konusunda bilimsel yönlendirme

2. Kozmetik Ürünlerde Etki İddiası / Claim Destek Danışmanlığı• Kozmetik etki iddialarının bilimsel temellendirilmesi

• Etkinlik çalışmalarının tasarımı (hidrasyon, TEWL, sebum vb.)

• Kozmetik Klinik Araştırmalar Etik Kurulu başvurularına yönelik çalışma protokolü hazırlanması desteği

• Mevcut etki kanıtı verilerinin bilimsel değerlendirilmesi

Çalışma Yaklaşımımız• Bağımsız, bilimsel ve kanıta dayalı değerlendirme yaklaşımı

• Stratejik yönlendirme odaklı destek

• Ürün tipi ve geliştirme aşamasına özel, hedefe yönelik çözümler

Not: Sunulan hizmetler bilimsel danışmanlık kapsamında olup, ruhsat dosyası hazırlama veya ruhsat başvuru süreçlerine doğrudan katılım faaliyetlerini kapsamaz.

İletişim: egitim@satinalmadergisi.com 

İlaç Sektöründe Tedarik Zinciri Krizi: Fason Üretim, Tedarikçi Sorumluluğu ve Sözleşme Yönetimi | Satınalma Dergisi


SCIENTIFIC CONSULTING SERVICES
FOR THE PHARMACEUTICAL AND COSMETICS INDUSTRY

Scientific evaluation, study design, and evidence-based strategic guidance in pharmaceutical and cosmetic product development processes

E-Mail: egitim@satinalmadergisi.com

1. Scientific Consulting

• Scientific evaluation of pharmaceutical and cosmetic product concepts and development strategies

• Anticipation of potential formulation and stability risks

• Critical scientific analysis of existing data

• Scientific guidance on regulatory expectations related to product quality

2. Claim Support Consulting for Cosmetic Products

• Scientific substantiation of cosmetic product claims

• Design of efficacy studies, including hydration, TEWL – Transepidermal Water Loss , sebum, etc.

• Support in preparing study protocols for Cosmetic Clinical Research Ethics Committee applications

• Scientific evaluation of existing claim-support evidence

Our Working Approach

• Independent, scientific, and evidence-based evaluation approach

• Support focused on strategic guidance

• Targeted solutions tailored to the product type and development stage


Note: The services provided are within the scope of scientific consulting and do not include direct involvement in marketing authorization dossier preparation or marketing authorization application processes.

E-Mail: egitim@satinalmadergisi.com

Satın Alma Dünyasında Şansın Görünmeyen Rolü

Satın Alma Dünyasında şansın Görünmeyen Rolü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Satın Alma Dünyasında Şansın Görünmeyen Rolü

M. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Satın alma profesyonelleri çoğu zaman rakamlarla değerlendirilir.

  • Ne kadar tasarruf sağlandı?
  • Bütçe hedefi tutturuldu mu?
  • Teslimatlar zamanında gerçekleşti mi?
  • Alternatif tedarikçi geliştirildi mi?
  • Maliyet avantajı yaratıldı mı?

Bu göstergelerin tamamı son derece önemlidir. Ancak satın alma dünyasında başarıyı belirleyen görünmeyen bir değişken daha vardır. Üstelik çoğu zaman raporlara da yansımaz.

“Belirsizlik” ve onun ayrılmaz parçası olan “Şans”.

İlk bakışta iş dünyasında “şans” kelimesini kullanmak birçok yöneticiye rahatsız edici gelebilir. Çünkü başarıyı emekle ilişkilendirmeyi severiz. Planlama yaparız. Risk analizi gerçekleştiririz. Alternatif senaryolar oluştururuz. Veriyi inceleriz. Bütün bunlar profesyonel satın almanın vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak ne kadar iyi hazırlanırsak hazırlanalım, kontrol edemediğimiz değişkenler her zaman olacaktır.

Pandemi bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. 2019 yılında yapılan pek çok satın alma planı, o günün verileriyle son derece doğru görünüyordu. Kimse birkaç ay sonra küresel tedarik zincirlerinin duracağını öngöremedi. Konteyner maliyetlerinin katlanacağını, limanların kapanacağını, üretimin haftalarca duracağını…

Çünkü bunlar satın alma ekiplerinin kontrol alanında değildi. Benzer şekilde son yıllarda yaşanan enerji krizleri, savaşlar, jeopolitik gerilimler, döviz dalgalanmaları ve yeni regülasyonlar da aynı gerçeği bize tekrar hatırlattı. Başarılı satın alma yalnızca doğru tedarikçiyi seçmek değildir. Belirsizlik karşısında ayakta kalabilecek sistemler kurabilmektir.

İngiliz istatistikçi David Spiegelhalter, The Art of Uncertainty adlı kitabında çok önemli bir ayrım yapıyor. Hayatın birçok alanında olduğu gibi iş dünyasında da bazı sonuçlar yalnızca kararlarımızın değil, kontrol edemediğimiz olayların da ürünüdür. Bu bakış açısı satın alma profesyonelleri için son derece değerlidir. Çünkü iyi satın alma yöneticileri, bütün riskleri ortadan kaldırabileceklerine inanmazlar. Bunun mümkün olmadığını bilirler. Onun yerine riskleri görünür hâle getirirler. Alternatif senaryolar geliştirirler. Esneklik oluştururlar. Asıl başarı da burada başlar.

Bugün birçok kurum satın alma performansını yalnızca sonuçlarla ölçüyor. Oysa aynı sonuç bazen çok farklı süreçlerin ürünü olabilir. Bir satın alma kararı mükemmel analizlerle alınmış olabilir. Ancak beklenmedik küresel gelişmeler nedeniyle olumsuz sonuçlanabilir. Bir başka karar ise eksik analizlere rağmen olumlu sonuç verebilir. İşte burada yöneticilerin dikkat etmesi gereken önemli bir nokta ortaya çıkıyor.

Kararları yalnızca sonuçlarına göre değerlendirmek, organizasyonların öğrenme becerisini zayıflatır. Davranış biliminde buna Outcome Bias (Sonuç Yanlılığı) deniyor. Araştırmalar gösteriyor ki insanlar çoğu zaman bir kararın kalitesini, karar verildiği andaki bilgilerle değil, sonradan ortaya çıkan sonuçlarla değerlendiriyor. Bu yaklaşım özellikle satın alma gibi yüksek belirsizlik içeren fonksiyonlarda ciddi riskler doğurabiliyor. Çünkü ekipler zamanla doğru karar almaya değil, şanslı görünmeye odaklanabiliyor. Oysa güçlü satın alma organizasyonları farklı çalışıyor. Onlar tek bir tedarikçiye güvenmiyor. Tek bir senaryo üzerinden plan yapmıyor. Alternatif kaynaklar geliştiriyor. Erken uyarı mekanizmaları kuruyor. Veriyi sürekli güncelliyor. Çünkü biliyorlar ki geleceği tahmin etmek mümkün olmayabilir.

Ancak geleceğe hazırlanmak mümkündür. Belki de satın alma liderlerinin ekiplerine söylemesi gereken en önemli cümle şu: “Amacımız bütün riskleri ortadan kaldırmak değil. Beklenmeyen durumlara hazırlıklı olmaktır.” Bu bakış açısı yalnızca operasyonel dayanıklılığı artırmıyor. Aynı zamanda kurum kültürünü de dönüştürüyor. Çünkü insanlar hata yapmaktan değil belirsizlikten korkmaya başlıyor.

Belirsizliği doğal kabul eden ekipler ise daha hızlı öğreniyor. Daha hızlı uyum sağlıyor. Ve kriz dönemlerinde daha güçlü kalabiliyor. Bugün satın alma fonksiyonunun başarısı yalnızca maliyet avantajıyla ölçülmemeli. Dayanıklılık, uyum yeteneği, senaryo geliştirme kapasitesi, risk farkındalığı ve öğrenme hızı da performansın önemli göstergeleri arasında yer almalı.

Çünkü geleceğin başarılı satın alma organizasyonları, en doğru tahmini yapanlar olmayacak. Belirsizlik karşısında en hızlı öğrenen ve en hızlı uyum sağlayan organizasyonlar olacak. Belki de artık satın alma profesyonellerinin başarı tanımını yeniden gözden geçirme zamanı gelmiştir. Başarı, bütün riskleri ortadan kaldırmak değildir. Belirsizlik içinde doğru karar verebilecek sistemler kurabilmektir.

Satın Alma Dünyasında şansın Görünmeyen Rolü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Yapay (Süper) Zekayla Kabileden Ağ Devlete: Devletlerin Sonu mu, Yeni Bir Başlangıç mı?

Yapay (süper) Zekayla Kabileden Ağ Devlete Devletlerin Sonu Mu, Yeni Bir Başlangıç Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yapay (Süper) Zekayla Kabileden Ağ Devlete: Devletlerin Sonu mu, Yeni Bir Başlangıç mı?

Zafer URFALIOĞLU

İnsanlık tarihine biraz uzaktan bakınca aslında hep aynı problemi çözmeye çalıştığımızı görürüz: Kalabalık insan topluluklarını nasıl yöneteceğiz?

İlk cevap kabileydi: Kabilede herkes birbirini tanıyordu. Lideri seçmek için sandığa ihtiyaç yoktu. Kimin sözü geçiyor, kim güçlü, kim tecrübeli, kim savaşçı, kim güvenilir; herkes biliyordu.

Sonra insan sayısı arttı. Kabile yetmedi, Beylikler geldi.

Beylik yetmedi, Krallıklar geldi.

Topraklar büyüdü, nüfus arttı, farklı halklar aynı siyasi yapı içinde yaşamaya başladı. Bu kez İmparatorluklar çıktı.

Sonra sanayi devrimi geldi. İnsanlar artık yalnızca aynı topraklarda yaşayan topluluklar değil, aynı ekonomik sistemin parçalarıydı. Ticaret, üretim, eğitim, ulaşım ve iletişim büyüdü. Ve sonunda Ulus Devlet doğdu.

Ardından anayasa, parlamento, hükümet, seçim, siyasi partiler, bürokrasi…

Bugün bize çok doğal gelen bütün bu kurumlar aslında insanlığın geliştirdiği yönetim teknolojileridir. Evet, yanlış okumadınız. Parlamento da bir teknolojidir. Seçim de. Bürokrasi de. Anayasa da.

Hepsinin amacı aynıydı: Daha fazla insanı, daha düzenli bir sistem içinde yönetebilmek.

Şimdi ise yeni bir teknoloji geldi: Yapay zekâ.

Ve beraberinde yeni bir soru getirdi: Acaba bugünkü yönetim sistemi de artık eskiyor olabilir mi?

Devletin işlemcisi hâlâ insan. Bugün bir hükümet milyonlarca insan hakkında karar almak zorunda.

  • Ekonomiyi yönetiyor ama ekonominin tamamını gerçek zamanlı göremiyor.
  • Enerjiyi yönetiyor ama ülkenin bütün enerji hareketini saniye saniye anlamlandırmakta zorlanıyor.
  • Tarımı yönetiyor ama hava, su, toprak, fiyat, enerji ve dünya piyasalarını aynı anda hesaplamak kolay değil.
  • Trafiği yönetiyor ama yarın sabah milyonlarca insanın nereye gideceğini bilmiyor.
  • Sağlık sistemini yönetiyor ama toplumdaki bütün hareketleri anlık olarak takip edemiyor.

Kısacası devlet, devasa bir bilgisayar gibi çalışıyor. Ama işlemcisi hâlâ insan. Verisi parçalı, hafızası sınırlı, karar döngüsü yavaş. İşte yapay zekâ tam burada oyuna giriyor.

Hadi biraz ütopya kuralım. Yıl 2075 olsun.

  • Ülkelerin sınırları hâlâ var.
  • Bayraklar hâlâ var.
  • Şehirler hâlâ var.
  • İnsanlar hâlâ vatandaş.

Ama devlet artık 2026’daki devlet değil. Enerji, ulaşım, üretim, sağlık, eğitim, tarım, su, finans ve lojistik sistemleri birbirine bağlı. Bakanlıkların bugün binlerce memurla yaptığı rutin işlemlerin önemli bir bölümünü yapay zekâ sistemleri yürütüyor.

Fakat asıl değişiklik başka yerde: Devlet artık bir piramit değil, bir ağ. İşte buna Ağ Devlet diyoruz.

Ağ Devlet nasıl çalışıyor?

Mesela bir çiftçi sisteme soruyor: “Bu yıl ne ekmeliyim?”

Bugünkü devlet muhtemelen ona bir tarım danışmanı, bir broşür ve birkaç form verir.

Ağ Devlet ise toprağın durumuna, hava tahminlerine, su rezervlerine, enerji maliyetlerine, piyasa fiyatlarına, ihracat talebine ve bölgedeki üretime bakıyor. Sonra üç seçenek çıkarıyor: “Birinci seçenek daha düşük riskli. İkinci seçenek daha yüksek gelir potansiyeline sahip. Üçüncü seçenek ise su kaynakları açısından daha sürdürülebilir.” Ama son kararı çiftçi veriyor.

Çünkü Ağ Devlet’in temel kuralı şu: Yapay zekâ karar vermez. Seçenekleri görünür hale getirir.

Parlamento ölmez, şekil değiştirir.

Ağ Devlet’te parlamento da ortadan kalkmıyor. Hatta belki daha önemli hale geliyor. Milletvekili artık yüzlerce sayfalık raporla boğuşmak yerine sisteme soruyor: “Bu kanun önümüzdeki on yılda kimleri nasıl etkileyecek?”

Yapay zekâ farklı senaryolar çıkarıyor.

Birinde ekonomi büyüyor ama gelir dağılımı bozuluyor.

Birinde büyüme biraz düşüyor ama bölgesel eşitsizlik azalıyor.

Bir diğerinde bütçe açığı azalıyor ama başka bir maliyet ortaya çıkıyor. Parlamento bunları görüyor ve karar veriyor.

Çünkü: Veri ne olacağını söyleyebilir.

Ama: Ne olması gerektiğine toplum karar verir.

İşte Demokrasi burada yaşamaya devam ediyor.

Seçim sandığı cebimize mi girecek?

Ağ Devlet’te vatandaşın katılımı da değişiyor. Bugün dört veya beş yılda bir oy veriyoruz. Sonra seçtiklerimizin ne yaptığına bakıyoruz. Gelecekte vatandaş bütçenin bazı bölümlerinde, yerel yatırımlarda ve önemli kamu politikalarında dijital katılım araçlarıyla daha sürekli söz sahibi olabilir. Ama her sabah referandum da yapılmayacak. Çünkü vatandaşın her konuda oy kullanması demokrasi değil, vatandaşa ikinci bir mesai çıkarmaktır.

Demokrasi: “Herkes her kararı versin.” değildir. İnsanların kendi hayatlarını etkileyen temel kararlarda söz sahibi olmasıdır. Ağ Devlet’in amacı da bunu teknolojiyle güçlendirmek.

Ama ütopyanın bir de karanlık tarafı var

Ağ Devlet’in en büyük gücü aynı zamanda en büyük tehlikesi: Veri.

  • Devlet nerede olduğunuzu biliyor.
  • Ne tükettiğinizi biliyor.
  • Nereye gittiğinizi biliyor.
  • Hangi hizmete ihtiyaç duyduğunuzu biliyor.
  • Ekonomik davranışınızı biliyor.

Bütün bu bilgi tek bir otoritenin elinde toplanırsa Ağ Devlet, ütopyadan çıkıp dünyanın en gelişmiş gözetim sistemine dönüşebilir.

Bu nedenle Ağ Devlet’in anayasasında belki de en önemli madde şu olmalı: “Devlet vatandaş hakkında ne kadar bilgiye sahipse, vatandaş da devletin nasıl karar verdiğini o kadar görebilmelidir.”

Yani yalnızca vatandaş şeffaf olmayacak. Devlet de şeffaf olacak.

  • Algoritmanın hangi veriyi kullandığı bilinecek.
  • Neden o sonucu ürettiği açıklanacak.
  • Karar sorgulanabilecek.
  • Yanlış kararın sorumlusu bulunabilecek.

Ve en önemlisi: Hiçbir algoritma hukukun üzerinde olmayacak.

Devlet ortadan kalkmayacak, şekil değiştirecek

Böyle bir dünyada ulus devlet ortadan kalkar mı? Muhtemelen hayır ama şekli değişebilir.

Bugün devletin sınırı büyük ölçüde coğrafyadır. Gelecekte insan aynı anda kendi ülkesinin vatandaşı olurken başka ülkelerin dijital ekonomik ağlarında çalışabilir, uluslararası eğitim sistemlerine katılabilir ve dünyanın başka bir yerindeki şirketle üretim yapabilir.

Devlet yine vardır ama artık yalnızca toprak yöneten bir yapı değildir. İnsanları, şehirleri, şirketleri, kurumları ve diğer devletleri birbirine bağlayan ağların yöneticisidir.

Kabileden Ağ Devlete

Aslında insanlık yeniden başladığı yere dönüyor olabilir.

  • Kabilede insanları birbirine bağlayan şey ilişkilerdi.
  • Beylikte sadakat.
  • Krallıkta otorite.
  • İmparatorlukta merkezi yönetim.
  • Ulus devlette vatandaşlık.
  • Demokraside temsil.
  • Ağ Devlet’te ise belki bunların hepsi yeniden bir araya gelecek: Vatandaşlık + temsil + veri + ağ + yapay zekâ + insan iradesi.

Ama teknoloji tek başına bu sistemi kurtaramaz. Çünkü insanlık yine aynı eski soruyla karşı karşıya: Gücü kimin eline vereceğiz?

Eskiden cevap kraldı. Sonra hükümet oldu. Sonra parlamento. Sonra Başkan.

Gelecekte belki cevap: “Hiçbirine tamamen vermeyeceğiz.” olacak.

Yapay (süper) Zekayla Kabileden Ağ Devlete Devletlerin Sonu Mu, Yeni Bir Başlangıç Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

  • İnsan karar verecek.
  • Yapay zekâ hesaplayacak.
  • Devlet uygulayacak.
  • Hukuk sınır koyacak.
  • Vatandaş denetleyecek.

Belki de insanlık tarihinde ilk kez devletin amacı insanları yönetmek değil, insanların birlikte yaşayabilmesi için gerekli sistemi yönetmek olacak.

Zafer URFALIOĞLU

Turquality Desteği %50’den %25’e Nasıl Düşer?

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality Desteği 'den 'e Nasıl Düşer

Turquality’de Destek Kesintisi: Performans Puanı mı, Haziran Raporu mu?

Ticaret Bakanlığının Ağustos 2026’da, son 25 yılın dış ticaretini değerlendirdiği açıklamaya göre, Turquality kapsamında 411 firma ve 443 marka bulunuyor. Program, ihracatçı firmaların kendi markalarıyla dış pazarlarda kalıcı olmasını hedefliyor ve tanıtımdan yurt dışı mağaza kirasına uzanan geniş bir harcama yelpazesinin bir kısmını karşılıyor. Kapsamdaki her firma, yurt dışı marka tescili ve asgari ihracat tutarı gibi giriş şartlarını karşılamış, ardından Bakanlığın görevlendirdiği bir yönetim danışmanlığı firmasının ön incelemesinden geçmiş durumda. Programa girişin koşulları iş dünyasında sıkça konuşulurken girdikten sonra her yıl hangi yükümlülüklerle karşılaşıldığı çok daha az biliniyor. Oysa bir firmanın destekten yararlanmayı sürdürüp sürdüremeyeceğini bu yükümlülükler belirliyor.

Bu yükümlülükler, son hali 26 Haziran 2026’da yürürlüğe giren, Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelgede ayrıntılı biçimde düzenleniyor. Firmalar her yıl haziran sonuna kadar Bakanlığa rapor sunuyor, beşinci yılın sonunda ise markalarının ortalama performans puanı hesaplanıyor. Programa uygun harcamaların devletçe karşılanan kısmını gösteren destek oranı temelde %50. Performans puanı yetersiz kalırsa bu oran %40’a iniyor, yetersizlik sürerse %25’e düşüyor ve son basamakta marka destek kapsamından çıkarılıyor. Ara basamaklardan %50’ye dönüş de mümkün. Bu yazı mal ihracatındaki düzeni ele alıyor, hizmet ihracatındaki markalaşma desteği ise 10962 sayılı Kararla düzenlenen ayrı bir programda yürüyor ve orada da programdan çıkarma hükmü yer alıyor.

Haziran Sonu Teslim Tarihinin Bedeli

Programdaki firma, destek kapsamına alındığı yılın ardından her yıl en geç haziran sonuna kadar önceki takvim yılına ait mali verilerini sisteme giriyor. Bu verilerin bağımsız denetim kuruluşunca onaylanmış bir raporla sunulması şart. Kanunen bağımsız denetime tabi olmayan firmalar da bu şarttan muaf tutulmuyor. Firma ayrıca markanın gelişim yol haritasındaki projelerin ilerleme durumunu bir formla sisteme işliyor. Gelişim yol haritası, firmanın programa alındıktan sonra, bakanlıkça yetkilendirilmiş bir yönetim danışmanlığı firmasıyla hazırladığı, beş yıllık hedefleri, projeleri ve performans göstergelerini içeren plan. Bakanlık, firmanın performansını rapor ve formdan gelen verilerle her yıl takip ediyor.

Rapor süresinde ve eksiksiz olarak verilmezse sistem, veriler tamamlanana kadar firmadan destek başvurusu kabul etmiyor. Geç kalan bir rapor, performans puanı henüz konuşulmadan firmaya para kaybettirebiliyor. Programda her harcama için ödeme belgesinin tarihinden itibaren en geç altı ay içinde başvuru yapılması gerekiyor ve bu süre, sistemin başvuru almadığı dönemde de işliyor. Ocak ortasında ödenmiş bir yurt dışı kira bedeli için süre, temmuz ortasında doluyor. Haziran sonuna kadar verilmesi gereken rapor bu tarihi geçerse, o kira bedeli için destek alınamıyor. Sistemin başvuru almadığı dönemde süresi dolan fuar, tanıtım ve danışmanlık harcamaları için de aynı sonuç geçerli.

%50’den %25’e İnen Basamaklar

Genelgeye göre performans, firmanın sunduğu veriler ve bakanlığın belirlediği kriterlerle ölçülüyor. Bakanlık, firmaların geçmiş performansını tespit etmek için yetkilendirdiği yönetim danışmanlığı firmalarından hizmet de alabiliyor. Müdahale için beşinci yılın beklenmesi gerekmiyor. Yıllık verilerin incelenmesi sonucunda yol haritasındaki faaliyetlerin büyük bölümünün yapılmadığı, desteğin etkin kullanılmadığı ya da markalaşmada bir gelişme olmadığı tespit edilirse, marka destek kapsamından çıkarılabiliyor. Aynı tespitler destek oranında indirime ya da sistem üzerinden yapılacak başvuruların kısıtlanmasına da yol açabiliyor. Beşinci yılın sonunda ise ayrıca basamak basamak ilerleyen bir performans değerlendirmesi devreye giriyor.

Bu değerlendirmede beş yıllık ortalama performans puanı yeterli bulunan markanın yeni ortalaması beş yıl sonra tekrar hesaplanıyor. Aradaki dönemde bakanlık yıllık verileri takip etmeyi sürdürüyor. Ortalaması yetersiz kalan markada destek oranı, %50’den %40’a iniyor ve marka izlemeye alınıyor. Yani her yıl ayrıca değerlendiriliyor. İzlemedeki marka ertesi yıl da yeterli performans puanı alamazsa, oran %25’e düşüyor. Bir yıl daha yetersiz kalırsa marka destek kapsamından çıkarılıyor.

Bu iki basamaktan birindeki marka, yıllık performans puanı yeterli bulunduğu ilk değerlendirmede yeniden %50’ye dönüyor. Dönüşün tek yolu, düzelmenin bir sonraki yılın verilerinde görünmesi. İndirilen oran, değerlendirme tarihinde henüz sonuçlanmamış bütün başvurulara uygulanıyor. Bundan dolayı indirimden önce yapılmış harcamalar da düşük oranla ödenebiliyor.

Hedef ülkelerdeki harcamalarda kayıp daha da büyüyor. Bakanlığın her yıl ilan ettiği hedef ülkeler listesindeki pazarlarda destek oranı normalde, %50’den %70’e çıkıyor. Oranı %40’a inen markada bu pazarlardaki oran %50’ye, %25’e inen markada %30’a geriliyor (belirli sektörlere ayrıca tanınan ilave, bu hesabın dışında). Liste yıllık olarak güncellendiği için bir pazarın listede kalıp kalmaması da bu hesabı etkiliyor. Yeterli performans puanının alt sınırı ve kriterlerin ayrıntısı, ilgili genelgede yer almıyor. Destek kapsamından bugüne kadar kaç firmanın ya da markanın çıkarıldığına dair kamuoyuyla paylaşılmış bir resmi veriye de ulaşılamıyor.

Denetim Neden Bu Kadar Sıkı?

Bu sıkı düzenin gerekçesi, desteklerin kamu kaynağından karşılanmasında ve bu paranın belirli bir amaca bağlanmış olmasında yatıyor. İhracat Destekleri Hakkında 5973 sayılı Karar, bu kaynağı firmaların kurumsal kapasitesini güçlendirmeye ve markalaşmalarını desteklemeye ayırıyor. Karar, bakanlığa firmaların performansını değerlendirme ve gerektiğinde süre dolmadan destek kapsamından çıkarma yetkisi veriyor. Bütçe imkanlarına göre desteklenecek harcamaları ve ödeme tutarlarını sınırlama yetkisi de aynı şekilde bakanlığa ait. Bakanlığın denetimi danışmanlara da uzanıyor ve performansı yetersiz bulunan yönetim danışmanlığı firmalarının yetkisi iptal ediliyor. Sistemin dayandığı varsayım, desteğin markanın performansını artırdığı ve performansın da desteğin sürmesini haklı kıldığı yönünde.

İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliklerinden, Dr. Selahattin Armağan Vurdu’nun doktora tezinden türetilen ve 2022’de yayımlanan çalışması, bu varsayımı program kapsamındaki tek bir firmanın verisiyle sınıyor. Çalışma, firmanın 2011 ile 2016 arasında aldığı destek tutarıyla kapsamdaki markalarının ihracatını aylık verilerle karşılaştırıyor ve destek ile ihracatın birbirinin öncü göstergesi olduğu, yani ilişkinin iki yönlü işlediği sonucuna ulaşıyor. Destek ile performans birbirini besliyorsa, performans zayıfladığında desteğin daralması bu bağın doğal sonucu. Bulgu tek bir firmaya ait olduğu için genelleme yapılamıyor, veriler de programın önceki mevzuat döneminden geliyor. Vurdu ayrıca program verilerinin takip yazılımındaki kısıtlar yüzünden sağlıklı biçimde derlenmesinin zor olduğunu not ediyor. Çalışmaya göre destekler ancak doğru planlandığında ve firma stratejik davrandığında yüksek etki üretiyor.

Takvim ve Belgeden Doğan Riskler

Destek kapsamından çıkmanın performans puanıyla ilgisi olmayan yolları da var. Programa girdikten sonra firmanın çoğunluk hissesi satılırsa devralan taraf, markanın kurumsallaşma projelerini ve yurt dışı pazar faaliyetlerini sürdüreceğini iki ay içinde taahhüt etmek zorunda. Taahhüt süresinde verilmezse marka destek kapsamından çıkarılıyor ve markaya ait sonuçlanmamış başvurular reddediliyor. Yanıltıcı bilgi ya da belge sunan firmaya altı ay boyunca yaptığı harcamalar için başvuru yasağı getiriliyor, bu yolla ödeme almışsa yasak bir yıla uzuyor ve alınan tutar vergi borcu gibi kamu alacağı usulüyle geri tahsil ediliyor. Aynı durum tekrarlanırsa firmanın bütün başvuruları süresiz olarak geri çevriliyor ve firma destek kapsamından çıkarılıyor. Bir harcamanın başka bir programdan da desteklenmesi yanıltıcı belge sunmakla bir tutuluyor.

Takvime bağlı bazı yükümlülükler de doğrudan ödemelere dokunuyor. Destek kapsamındaki yurt dışı birimin, yani mağaza, ofis ya da deponun kapanması veya taşınması bir ay içinde bildirilmezse, haksız yapıldığı tespit edilen ödemeler geri alınıyor. Firma adına destek kapsamındaki harcamaları yapabilen grup şirketlerinin ortaklık yapısındaki değişiklik iki ay içinde bildirilmezse de aynı sonuç doğuyor.

Sistemde kayıtlı sermaye yapısının güncel olduğuna dair taahhütname, her yıl ocak sonuna kadar veriliyor. Verilmediğinde başvurular bu belge gelene kadar kısıtlanıyor. Satın alma birimlerini yakından ilgilendiren şartlara göre faturayı düzenleyen tarafın, harcamayı yapan firmayla ortaklık – yönetim ya da akrabalık yoluyla ilişkili olmaması gerekiyor ve piyasa fiyatlarına uygun bulunmayan harcamalar desteklenmiyor. Yurt dışı kira sözleşmesinden, fuar standı faturasına kadar her satınalma kararı, desteğin ödenip ödenmeyeceğini de etkiliyor.

Beş Yılın Sonunda Değişenler

Programdaki desteklerin her birinin kendi süresi var. Firmanın bakanlık onayıyla belirlediği her hedef pazarda, yani markayla faaliyet gösterilecek her ülkede destek, o pazardaki ilk ödeme belgesinin tarihinden itibaren beş yıl sürüyor. Kurumsal altyapıya yönelik danışmanlık ve istihdam giderlerinde destek ise programdaki ilk beş yıllık dönemle sınırlı.

Turquality çatısı altındaki Marka programı, Turquality destek programına hazırlık işlevi görüyor ve süresi dört yıl. Genelgenin güncel metnindeki bir hükümle, hedef pazar süresinin son yılında yapılan yurt dışı birim kurulumu ve dekorasyon harcamaları artık desteklenmiyor. Bir hedef pazardaki beşinci yılında yeni bir mağaza açmayı planlayan firma, kurulum ve dekorasyon masrafını kendi bütçesinden karşılayacağını hesaba katmak zorunda.

Gelişim yol haritası da beş yılda bir yenileniyor. Güncellenen belge, geride kalan dönemin değerlendirmesini ve sonraki beş yılın planını birlikte içeriyor. Bu çalışma için danışmanlık almak zorunlu tutulmuyor, alınırsa da gideri destek dışında kalıyor. Destek ödemeleri, güncellenen yol haritası Bakanlıkça onaylandıktan sonra devam ediyor. Güncelleme sunulmazsa markaya ilişkin başvurular sistemde engelleniyor. Programın başında bir danışmanlık firmasıyla hazırlanan belgenin beş yıl sonra kurum içinde değerlendirilip yeniden yazılabilmesi, firmanın bu sürede ne kadar öğrendiğinin de göstergesi. Yol haritasını kendi imkanıyla güncelleyemeyen firma, performans puanı ne olursa olsun destek başvurusu yapamıyor.

Bu Düzeni Firmada Kim Yönetecek?

Programın istediği her belge, firmanın içinde o belgeyi hazırlayabilecek birinin bulunduğunu varsayıyor. Haziran raporu finans biriminin bağımsız denetime hazır kayıt tutmasını, yol haritası ilerleme formu ise strateji ve planlama biriminin projeleri ölçülebilir göstergelerle takip etmesini gerektiriyor. Ortaklık değişikliklerinin süresinde bildirilmesi hukuk biriminin, faturaların ve sözleşmelerin destek şartlarına uygunluğu satınalma biriminin sorumluluğunda. Bu birimlerin yetkinliği ilk kez, programa girişte bakanlığın görevlendirdiği yönetim danışmanlığı firmasının yaptığı ön incelemede bir arada ölçülüyor.

Sürdürülebilirliğin de eklendiği güncel metinde bu inceleme, finansal performanstan tedarik zinciri yönetimine, insan kaynaklarından bilgi teknolojilerine uzanan on iki alanı kapsıyor. Girişte ölçülen bu alanlardaki gelişim, program süresince yıllık raporlarla takip ediliyor.

Genelge, tasarımcı ve mühendislerin yanında firmanın destek süreçlerini, yani programdaki başvuru ve takip işlerini yürüten bir uzmanın istihdam giderini de destekliyor. Bu destek aynı anda tek kişi için geçerli ve bu kişinin bakanlıkça düzenlenen bir sertifikaya sahip olması şart. Diğer istihdam giderleri gibi bu gider de programın ilk beş yılında karşılanıyor. Genelgenin 2023 tarihli ilk metninde yer almayan bu hükümle program, kurallarına uyumu yürütecek rolü kendisi tanımlamış oluyor.

Haziran raporunu, bildirim takvimini, fatura ile sözleşme şartlarını ve yol haritası güncellemesini birlikte takip eden bir uzman, geç kalan rapordan bildirilmeyen ortaklık değişikliğine kadar pek çok kaybı daha oluşmadan önleyebiliyor. Sertifika şartı ise bu takibin tanımlı bir bilgi birikimi gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Çıkışın Ardından Açık Kalan Yol

Performansa dayalı değerlendirme ve destek kapsamından çıkarma kararı marka bazında işliyor. Yani birden fazla markası kapsamda olan firmada her markanın durumu ayrı ele alınıyor. Yanıltıcı belge gibi yaptırım halleri dışında kapsamdan çıkarılan ya da kendi isteğiyle çıkan firma için ise programın kapısı tamamen kapanmıyor. Bu firmalar, çıkış tarihinden en az iki yıl sonra başvuru yapabiliyor ancak ön incelemeden bir kez daha geçmeleri ve programa alınacak yeterliliği göstermeleri gerekiyor. Programa yeniden alınan firmanın daha önce desteklendiği dönem hesaptan düşülüyor ve süre sayımı kaldığı yerden devam ediyor. Kapsamdan ayrılan firmanın diğer ihracat desteklerine başvurabilmesi, bakanlıktan son durumunu gösteren bir yazı almasına bağlı.

Desteğin azalması ya da kesilmesi, firmanın yurt dışında üstlendiği uzun vadeli yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor. Birkaç yıllığına imzalanmış bir mağaza ya da depo kira sözleşmesi, destek oranı düştüğünde de aynı tutarla sürüyor. Bu yüzden kira ve hizmet sözleşmelerinin süresini destek takvimine göre planlamak, satınalma ve finans birimlerinin birlikte yürütmesi gereken bir iş. Destek süresi biten firmanın hedef pazarlardaki birimleri için karardaki genel birim kira desteğine yaptığı başvurular, Turquality kapsamında desteklenen süre düşülerek değerlendiriliyor.

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality Desteği 'den 'e Nasıl Düşer

Şubat 2024 itibarıyla marka programını tamamlamış ve kapsam dışında kalmış markalar için ise yıl sonuna bağlı bir hak bulunuyor. Bu markaların, Bakanlığın uzak ve yüksek potansiyelli pazarlara yönelik Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamındaki ülkelerde ya da İslam İşbirliği Teşkilatı üyeleri arasından belirlediği ülkelerde hedef pazar süresi, marka 31 Aralık 2026’ya kadar Turquality destek programına kabul edilirse bir defaya mahsus sıfırlanıyor.

Turquality’nin yıllık takip düzeni, markalaşma gibi ölçülmesi zor bir hedefi her yıl raporlanan verilere bağlıyor. Destek oranının basamak basamak inmesi bu düzenin en çok dikkat çeken tarafı ama her basamak firmaya toparlanmak için bir yıl da tanıyor. Programdaki 411 firmanın her biri için beşinci yıldaki ortalamayı da belirleyen şey, her yıl haziranda hazırlanan rapor ve bu raporun arkasındaki kurum içi işleyiş. Bu işleyiş finans biriminden satınalmaya, hukuk biriminden yurt dışındaki mağazaya kadar uzanıyor ve iyi kurulduğunda markanın dış pazarlardaki gelişimini firmanın kendisine de gösteriyor. Kurulamadığı yerde ise desteğin kaybı, performans puanı düşmeden önce takvimde başlayabiliyor.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

Kategori Yönetimi Öldü mü ?

Kategori Yönetimi öldü Mü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Kategori Yönetimi Öldü mü ?

Dr. Ulduz AZAD

Dr. Brian Harris’in yaklaşık 35 yıl önce başlattığı kategori yönetimi disiplini, perakendeyi geleneksel satın almacı (buyer) anlayışından tüketici odaklı bir yapıya dönüştürmüştür.

Sektörün tarihsel evrimine bakıldığında geleneksel satın almacılar yalnızca tedarikçi ilişkilerine, ticari şartlara ve ürün akışına odaklanırken; kategori yönetimi ürün gruplarını bağımsız birer stratejik iş birimi olarak tanımlamış ve kararların tüketici içgörüleriyle alınmasını sağlamıştır. Günümüzde perakende satın alma profesyonellerinin benimsediği “kaleci” (muhafazakar) ve “forvet” (yenilikçi) yaklaşımları, bu stratejik çerçevenin iki tamamlayıcı yüzünü temsil etmektedir. Dr. Harris’ın yakın zamanda yaptığı paylaşımda perakende yönetiminde riskleri minimize eden operasyonel disiplin ile, pazardaki büyüme fırsatlarını yakalayan yenilikçi yaklaşım arasındaki denge incelenmiştir.

Satın Alma & Stratejik Denge: Kaleci Güvenliği mi, Forvet Yenilikçiliği mi?

“Kaleci” Yaklaşımı: Maliyet, Verimlilik ve Savunma Odaklı Yönetici, organizasyonun finansal dengesini ve operasyonel verimliliğini korumayı önceliklendirir. Bu yaklaşımın ana hedefi, kârlılığı korumak, riski azaltmak ve mevcut pazar pozisyonunu savunmaktır.

  • Maliyet Optimizasyonu ve Verimlilik: Harcama analizleri yürüterek toplam sahip olma maliyetini düşürmeye ve metrekare veya ürün başına düşen kâr marjını artırmaya odaklanır. Tedarik süreçlerinde riski azaltmak ve tedarikçi ilişkilerini dengeli yürütmek esastır.
  • 4P Çerçevesinde Rasyonelleştirme: Ürün (Product) yönetiminde yavaş satan (slow movers) ürünleri portföyden çıkararak, yüksek talep ve yüksek marj getiren kalemlere yoğunlaşır.
  • 8 Adımlı Süreçte Disiplin: Kategori değerlendirmesi (category assessment), skor kartı hedefleri (scorecard setup) ve kategorinin kâr üretici (profit generator) rolünün korunması kalecinin temel sorumluluk alanıdır.

Ancak korumacı anlayışıyla hareket etmek, değişen tüketici eğilimlerini ve pazardaki dönüşüm fırsatlarını kaçırma riski doğurur.

“Forvet” Yaklaşımı: Yenilik, Tüketici Deneyimi ve Hücum Odaklı Büyüme

Forvet rolündeki kategori yöneticisi ise rekabette öne geçmeyi, yeni müşteri kazanmayı ve pazar payını büyütmeyi hedefler. Tüketici ihtiyaçlarını ve pazar trendlerini doğru analiz ederek doğru ürünü doğru zamanda sunmaya odaklanır.

  • Trafik ve Deneyim Oluşturma: Kategoriye trafik çekici (traffic driver) roller biçer; dinamik fiyatlandırma, lansmanlar ve etkili promosyon kurgularıyla alışverişçinin dikkatini çeker.
  • Kategori Ötesine Geçiş (Alışveriş Misyonu): Dr. Brian Harris’in vurguladığı üzere, günümüzde rekabet birim bazlı kategorileri kazanmaktan ziyade alışveriş durumlarını ve vesilelerini (occasions) kazanmaya yönelmiştir. Tüketici “Bu akşam ne pişireceğim?” diye düşündüğünde et, sebze, içecek ve hazır yemeği ayrı kategoriler olarak değil, tek bir akşam yemeği çözümü (misyonu) olarak değerlendirir. Forvet yaklaşımı, geleneksel kategori sınırlarının dışına çıkarak tüketicinin bu bütünsel alışveriş misyonuna yenilikler ile şaşırtarak ve memnuniyet yaratarak yanıt verir.

Yenilikçi bir kategori yöneticisi 8 Adımlı Kategori Yönetimi Sürecini aşağıdaki şekilde yürütür:

  1. Kategori Tanımı: Ürünleri yalnızca fiziksel veya tedarikçi benzerliklerine göre değil, tüketicinin zihnindeki satın alma mantığına göre tanımlar. Kategoriyi dar sınırlar içine sıkıştırmaz; tüketicinin bütünsel alışveriş amaçlarını ve kullanım niyetlerini keşfetmeyi ve karşılamayı hedefler.
  2. Kategori Rolü: Kategoriye savunmacı bir rol vermek yerine, onu mağazaya veya dijital kanala yeni müşteri çeken güçlü bir trafik etmeni veya pazarda fark yaratan bir büyüme faktörü olarak konumlandırır.
  3. Kategori Değerlendirmesi: Sadece güncel satış rakamlarına bakmakla kalmaz; pazar trendlerini, tüketici içgörülerini ve gelecekteki büyüme fırsatlarını analiz eder. Tüketicinin kategorideki niyetini ve alışveriş davranışlarındaki ikameleri (örneğin ham maddeden hazır yemeğe geçiş gibi) tespit etmeye odaklanır.
  4. Skor Kart Takibi: Ölçülebilir hedefler koyarken sadece kâr marjı veya maliyet tasarrufu gibi hedeflere odaklanmaz. Pazar payı büyümesi, yeni müşteri kazanımı, rekabet, alışveriş sepeti büyüklüğü ve dönüşüm oranları gibi rekabet odaklı göstergeleri önceliklendirir.
  5. Strateji Geliştirme: Fiyatlandırma, ürün çeşitliliği ve tutundurma çalışmalarında yenilikçi kararlar alır. Pazara ilk giren inovatif ürünleri portföye katma, rekabetçi fiyatlandırma ve dikkat çekici kampanya kurguları geliştirme stratejilerini benimser.
  6. Taktik Uygulama: 4P (Ürün, Fiyat, Yerleşim, Promosyon) gibi kurguları, en yüksek etkiyi yaratacak şekilde sahaya yansıtır. Raflarda dikkat çeken görsel düzenlemeler, çapraz satış paketleri ve tüketiciyi heyecanlandıran promosyonel aksiyonlar planlar.
  7. Uygulama: Hazırlanan planı hem fiziksel mağazalarda hem de dijital kanallarda hırslı, hızlı ve kesintisiz bir biçimde yaygınlaştırır.
  8. Gözden Geçirme: Tüketici davranışları ve pazar koşullarındaki değişimleri anlık olarak izler. Reaksiyon vermek için dönemsel raporları beklemek yerine, değişen trendlere göre strateji ve taktiklerini hızla adapte ederek yeni pazar fırsatlarını yakalar.

Kategori Yönetimi öldü Mü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

 

Rekabette oyunun kurallarının yeniden yazıldığı günümüzde, yeniliğe açık olan ve sahiplenen yerel marketlerin sayısı gittikçe artmakta buna karşılık ulusal ve büyük zincirlerin ise daha korumacı ve bürokratik bir yaklaşım sergilediği görülmektedir. Kategori yönetiminin sağladığı sağlam temeli korurken aynı zamanda müşteri deneyimini tasarlayabilen Perakendeciler pazardaki rekabetin skoru belirleyebileceklerdir.

Dr. Ulduz AZAD

Tır Vizesi Sorununda Demir Yolu Seçeneği, Railport Kartepe’yi Duisburg’a Bağlıyor

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Tır Vizesi Sorununda Demir Yolu Seçeneği, Railport Kartepe'yi Duisburg'a Bağlıyor

Tır Vizesi Sorununda Demir Yolu Seçeneği, Railport Kartepe’yi Duisburg’a Bağlıyor

Avrupa’ya yük taşıyan Türk tır sürücüleri, Schengen bölgesindeki kalış sürelerini doldurdukları gerekçesiyle son aylarda İtalya’nın Trieste kentinde ve Kapıkule’den Bulgaristan’a geçişte geri çevriliyor. Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Şerafettin Aras’a göre yaklaşık 50 bin Türk tır sürücüsünün 25 bini bu kısıttan etkileniyor. Sorun, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın açıkladığı verilere göre 2025’te ihracatın %43’ünün yöneldiği Avrupa Birliği (AB) pazarında yaşanıyor. Aras, AB’ye yapılan ihracatın %42’sinin kara yoluyla taşındığını belirtiyor. Kapıdan dönen her tır, Türkiye’de üretim yapan sanayicinin sevkiyat planını ve Avrupa’daki alıcının stok hesabını aksatıyor. Yükün sürücünün vizesine takılabildiği bir ortamda taşıma modunu maliyet, süre ve teslim sürekliliğini birlikte gözeterek seçmek, satınalma biriminin de sorumluluk alanına giriyor.

Schengen’deki 90 Gün Kuralı Teslim Takvimlerini Sarsıyor

Türk tır sürücüleri Schengen bölgesine turistlerle aynı türden kısa süreli vizeyle giriyor ve bu vize, geriye dönük her 180 günlük dönemde en fazla 90 gün kalışa izin veriyor. AB’nin dijital Giriş/Çıkış Sistemi (Entry/Exit System, EES) 10 Nisan 2026’da tüm dış sınırlarda devreye girdi ve kalınan gün sayısını otomatik hesaplamaya başladı. Dijital kayıtla birlikte takibin sıkılaştığına dikkat çeken UND, grev, yol yasağı, sınır beklemesi ya da yükleme gecikmesi yüzünden aracın ilerleyemediği günlerin de 90 güne dahil edildiğini belirtiyor. Aras’ın aktardığına göre sipariş iptalleri başladı ve gecikme cezası içeren taşıma sözleşmelerinde mevcut durum mücbir sebep olarak değerlendiriliyor.

Teslim şartlarını ve risk paylaşımını bu tür kesintileri öngörerek kurmak, sözleşmeyi hazırlayan alıcı açısından ayrı bir uzmanlık gerektiriyor. UND, AB’den profesyonel sürücülere randevu beklemeden uzun süreli ve çok girişli vize verilmesini, kalış sınırının da taşımacılığın çalışma koşullarına göre yeniden düzenlenmesini istiyor.

Demir Yolu İhracat Taşımalarında %1’in Altında Kalıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kara yoluna alternatif olabilecek demir yolunun ihracat taşımalarındaki payı, 2026’nın ilk sekiz ayında bir önceki yılın aynı dönemindeki %0,73’ten %0,71’e indi. Bu sürede ağırlığını artıran tek ana taşıma modu kara yolu oldu, oranı %31,46’dan %32,12’ye yükseldi. Sınırdaki darboğaz derinleşirken yükün raya kayamaması, Avrupa’ya tırla mal gönderen sanayicinin seçeneklerini daraltıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı ise demir yolunun ton bazında yük taşımacılığındaki payını %5 düzeyinden 2053’e kadar %22’ye çıkarmayı hedefliyor.

Dünya Gazetesi’nin aktardığına göre, hedefle bugünkü durum arasındaki farkın ardında yaşlanan lokomotif ve vagon filosu ile şirketlerin yeni araç yatırımını kısıtlayan finansman sorunu bulunuyor. 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program, yükün aynı konteyner ya da treyler içinde bir taşıma modundan diğerine aktarıldığı intermodal taşımacılığın kapasitesini artırmayı ve sanayi bölgeleri ile limanların demir yolu bağlantısını güçlendirmeyi öngörüyor.

Yükü Fabrikadan Raya Taşıyacak Terminaller

Rayların ihracatta pay kazanabilmesi için üretim merkezlerine yakın intermodal terminallere ihtiyaç var. Kara yolu ile demir yolunu aynı sahada buluşturan bu tesisler, fabrikadan tırla gelen yükü vagona aktarıyor ve taşımanın uzun mesafeli kısmını trene bırakıyor. Arkas Holding ile Duisburg Limanı’nın işletmecisi Duisport ortaklığıyla, Kocaeli Kartepe’de faaliyete geçen Railport, bu işlevi üstlenen terminallerden biri. Tır vizesi sorunu sürdükçe bu tür bağlantı noktaları, Avrupa’ya sevkiyat planlayan üretici için yalnızca tıra bağlı kalmamanın bir yolunu sunuyor. Türkiye ile Avrupa arasındaki demir yolu bağlantılarının ticarete katkısı, İstanbul’da düzenlenen bir iş forumunda da gündemdeydi.

Railport, Türkiye ile Kuzey Ren-Vestfalya arasındaki lojistik bağlantılara güç katmaya devam ediyor

Railport Logo 1Almanya’nın en güçlü ekonomik merkezlerinden Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini amaçlayan Türkiye–Kuzey Ren-Vestfalya İş Forumu, Türkiye ve Almanya’dan kamu ve iş dünyasının üst düzey temsilcilerini İstanbul’da bir araya getirdi. Türkiye’nin ilk intermodal terminali Railport’un da destek verdiği forumda, Türkiye ile NRW arasındaki mevcut ticaret ve yatırım ilişkilerinin gelişiminde, intermodal bağlantıların ve güçlü ulaşım koridorlarının rolü ele alındı.

Türkiye ile Kuzey Ren-Vestfalya arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek ve yeni iş birliği alanlarını değerlendirmek amacıyla Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve NRW.Global Business iş birliğinde düzenlenen Türkiye–Kuzey Ren-Vestfalya İş Forumu; Türkiye ve Almanya’dan kamu ve iş dünyasının üst düzey temsilcilerini bir araya getirdi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst, Almanya Federal Dışişleri Bakanlığı Devlet Bakanı Serap Güler, DEİK Başkanı Nail Olpak ve NRW.Global Business CEO’su Felix Neugart’ın açılış konuşmalarıyla başlayan forumda, iki bölge arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği, ulaştırma bağlantıları, karşılıklı yatırımlar ve uzun vadeli iş birliği fırsatları değerlendirildi. Forum kapsamında ayrıca Türkiye ile Almanya arasındaki lojistik iş birliğini geliştirmeye yönelik mutabakat zaptı imzalandı. İmza töreninde Arkas Holding Liman ve Terminal İşletmeleri Grubu Başkanı Özgür Kalelioğlu ile Duisport CEO’su Markus Bangen de yer aldı.

Kalelioğlu: “Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki lojistik konumunu güçlendirmeyi hedefliyoruz”

Türkiye–Kuzey Ren-Vestfalya İş Forumu’nda Türkiye ile Almanya arasındaki ticari ve lojistik bağlantıları değerlendiren Arkas Holding Liman ve Terminal İşletmeleri Grubu Başkanı Özgür Kalelioğlu, “Kuzey Ren-Vestfalya, Avrupa’nın en önemli sanayi ve lojistik merkezlerinden biri. Duisburg ise güçlü demir yolu bağlantılarıyla Avrupa’ya uzanan yük akışında önemli bir merkez konumunda. Duisport ile kurduğumuz ortaklık ve Railport yatırımı da Türkiye ile Kuzey Ren-Vestfalya arasındaki bu lojistik bağlantıyı ön gören önemli adımlardan biri. Türkiye’de konteyner taşımacılığındaki büyümeyle birlikte artık yalnızca deniz limanlarına değil yükü ülkenin iç kesimlerine taşıyacak intermodal terminallere de ihtiyaç duyuyoruz. Railport da bu ihtiyaca cevap vermek üzere detaylı  bir hazırlık ve yatırım sürecinin ardından hayata geçti. Bugün Railport’un faaliyette olması, Türkiye’de intermodal altyapının geliştirilmesi açısından çok önemli. Uzak Doğu ile Avrupa arasındaki demir yolu bağlantılarının giderek güçlendiği bir dönemde Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında önemli bir lojistik merkez olmasını hedefliyoruz. Bunun için liman altyapımızı güçlendirmemiz ve Railport gibi intermodal terminallerin sayısını artırmamız gerekiyor” dedi.

Railport Duisburg Forum

Kartepe’den Duisburg’a Haftalık Demir Yolu Bağlantısı

Almanya’nın en büyük bölgesel ekonomisi ve Avrupa’nın önde gelen sanayi ve lojistik merkezlerinden biri olan Kuzey Ren-Vestfalya, güçlü ulaşım altyapısı ve Duisburg’un Avrupa lojistik ağındaki konumuyla Türkiye’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışında önemli bir merkez niteliği taşıyor. Arkas Holding ve Duisport ortaklığıyla Kocaeli Kartepe’de hayata geçirilen Türkiye’nin ilk intermodal terminali Railport ise Türkiye’nin üretim merkezlerini Avrupa demir yolu ağıyla buluşturan stratejik bir bağlantı noktası oluşturuyor. Batıda Avrupa demir yolu ağına, doğuda ise Orta Koridor’a entegre olan Railport; Kafkasya, Orta Asya ve Çin’e uzanan bağlantılarıyla Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki köprü görevini güçlendiriyor.

Bu konumuyla Railport, Türkiye–Almanya hattının ötesinde daha geniş bir Avrasya lojistik ağının parçası olarak konumlanıyor. 265 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren Railport, yıllık 360 bin TEU konteyner, 1,5 milyon ton genel kargo, 130 bin bitmiş araç ve 125 bin treyler elleçleme kapasitesiyle Türkiye’nin intermodal lojistik altyapısına katkı sağlıyor. 20 bin metrekarelik kapalı depolama alanı bulunan terminal; konteyner, treyler, swap body, bitmiş araç ve genel kargo olmak üzere farklı yük gruplarına yönelik hizmet sunuyor. Kartepe–Duisburg arasında kurulan demir yolu bağlantısı, Türkiye ile Avrupa arasındaki intermodal taşımacılığın geliştirilmesine katkı sağlarken Railport, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki yük akışında daha güçlü bir lojistik merkez haline gelmesi hedefinde önemli bir rol üstleniyor.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

->  Diğer Eğitim Başlıklarımız ve İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz:

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde TÜRKAK ISO 15189 Akreditasyon İstenmesi

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde Türkak Iso 15189 Akreditasyon İstenmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde TÜRKAK ISO 15189 Akreditasyon İstenmesi

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhale dokümanında düzenlenen TÜRKAK ISO 15189 akreditasyon belgesine en az 5 yıldır sahip olunması, en az 80 testten akredite olma ve istenilen yöntemlerden en az bir testten akredite olma şartlarının mevzuata uygun olmadığı rekabeti daraltıcı nitelikte olduğu, ayrıca “en az 80 testten akredite olma” şartının hangi testlerin, “istenilen yöntemlerden en az bir testten akredite olma” şartının da hangi yöntemlerin esas alınacağının açıkça belirlenmemesi nedeniyle belirsizlik oluştuğu, iddiasına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde;4734 sayılı Kanun’un “Temel İlkeler” başlıklı 5’inci maddesinde “İdareler, bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur…” hükmü,

Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Kalite ve standarda ilişkin belgeler” başlıklı 42’nci maddesinde “ (1) İşin niteliği göz önünde bulundurularak ön yeterlik şartnamesi ve idari şartnamede; kalite yönetim sistem belgesi, çevre yönetim sistem belgesi, hizmet yeterlilik belgesi ile deney-analiz-kalibrasyon laboratuvarlarının ve muayene kuruluşlarının kalite yeterliğine ilişkin düzenleme yapılabilir. … (4) Kalite ve standarda ilişkin belgelerin ihale veya son başvuru tarihinde geçerli olması yeterlidir.” hükmü, Kamu İhale Genel Tebliği’nin “Kalite ve standarda ilişkin belgeler” başlıklı 74’üncü maddesinde “74.1. İdareler, ihale konusu işin niteliğini ve uygulama yönetmeliklerinin bu konuyu düzenleyen maddelerini esas alarak, ihale dokümanında kalite ve standart belgelerine ilişkin düzenleme yapabilirler. İhale konusu ile ilgisi bulunmayan veya işin niteliğinin gerektirmediği kalite ve standarda ilişkin belgelerin istenilmesi, 4734 sayılı Kanunun temel ilkelerine ve Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliğine aykırılık teşkil edecektir.” açıklaması,

İdari Şartname’nin “İhale konusu işe/alıma ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesinde “2.1. İhale konusu işin/alımın; a) Adı: 5.200.000 Puan Karşılığı Laboratuvar Hizmeti Alımı … ç) Miktarı: 5.200.000 Puan Karşılığı Laboratuvar Hizmeti Ayrıntılı bilgi idari şartnamenin ekinde yer almaktadır. d) İşin yapılacağı/malın teslim edileceği yer: ……….. Üniversitesi Hastanesi Mikrobiyoloji Bölümü.” düzenlemesi,  “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.3.3. Bu maddede istenen kalite ve standarda ilişkin diğer belgeler: TÜRKAK ISO 15189 Laboratuvar Akreditasyon Belgesine sahip olmalı ve bu belgeyi yeterlik kriterleri tablosunda beyan edeceklerdir. düzenlemesi,

Teknik Şartname’nin “İhaleye girecek firmalarda olması gereken belge ve kriterler” başlıklı 3’üncü maddesinde “…e. Yüklenici firma TÜRKAK ISO 15189 Laboratuvar Akreditasyon Belgesine sahip olmalı ve bu belgenin aslını veya onaylı suretini ihale dosyasında sunmak zorundadır. En az 80 (Seksen) testten akredite olduğuna dair akreditasyon belgesini ihale dosyasında sunmalıdır. Akreditasyon belgesine, en az 5 (beş) yıldır sahip olduğunu belgelemelidir. Akreditasyon kapsamında, aşağıda yer alan yöntemlerde, en az 1 (bir) testten akredite olmalıdır; – Klinik Kimya (Kolorimetrik, türbidimetrik, nefelometrik, enzimatik kinetik, enzimatik fotometrik) – İmmunassay (Kemiluminesans veya Elektrokemiluminesans) – Koagülometrik -HPLC -ICP-MS -LC-MS/MS – Elektroforez – PCR – Bakteri tanımlaması (kültür) ve antibiyogram – Flow Sitometri – Immun Floresan Antikor (IFA) – ELISA” düzenlemesi yer almaktadır.

Başvuruya konu ihalenin 05.05.2026 tarihinde ……… Hastanesi tarafından gerçekleştirilen “5.200.000 Puan Karşılığı Laboratuvar Hizmeti” ihalesi olduğu, bahse konu ihalede 4 adet ihale dokümanı indirildiği ve ihaleye 1 isteklinin teklif sunduğu, rapor tanzim tarihi itibarıyla ihale komisyonu kararı alınmadığı tespit edilmiştir. İhale dokümanı incelendiğinde İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde TÜRKAK ISO 15189 Laboratuvar Akreditasyon Belgesine sahip olmalarının ve İhaleye Katılım Belgesi kapsamında beyan edilmesinin gerekli olduğu, bir başka ifadeyle ihaleye katılımda yeterlik kriteri olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Teknik Şartname’nin “İhaleye girecek firmalarda olması gereken belge ve kriterler” başlıklı 3’üncü maddesinde ise söz konusu belgenin en az 80 (seksen) testten akredite olduğuna dair akreditasyon belgesinin ihale dosyasında sunulması ve akreditasyon belgesine, en az 5 (beş) yıldır sahip olunduğunun belgelenmesi, ayrıca akreditasyon kapsamında, anılan Şartname’nin aynı maddesinde belirtilen yöntemlerde en az 1 (bir) testten akredite olunması gerektiği düzenlemelerine yer verildiği tespit edilmiştir.

İtirazen şikâyete konu “TÜRKAK ISO 15189 Laboratuvar Akreditasyon Belgesi”, Türk Akreditasyon Kurumu’nun resmi internet sitesinde “Kamu ve üniversite hastaneleri laboratuvarları, özel hastane ve klinik laboratuvarları, özel tıbbi tahlil laboratuvarları, genetik hastalıkları tanı merkezleri, IVF laboratuvarları, patoloji laboratuvarları, doku tipleme laboratuvarları gibi tıbbi laboratuvarların akreditasyonu için kullanılan temel doküman” olarak tanımlandığı görülmüş olup, belgenin hâlihazırdaki amacının hasta güvenliği, test doğruluğu ve kalitenin sürdürülebilirliğini teyit etmek olduğu dolayısıyla söz konusu belgeye belirli bir süre sahip olmanın belgenin esas amacına hizmet etmediği anlaşılmıştır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve ihale dokümanı düzenlemelerinden, idare tarafından isteklilerde aranılan şartlar, belgeler ve yeterlik kriterlerinin İdari Şartname’nin 7’nci maddesinde belirlenmiş olması gerektiği, anılan Şartname’nin 7’nci maddesi dışındaki maddeleri ile Teknik Şartname’de belirtilen belgelerin isteklinin teklifi kapsamında sunmasının ihaleye katılımda yeterlik kriteri olarak belirlenmesinin ön koşulunun söz konusu belgelere bahse konu Şartname’nin 7.4’üncü maddesinde yer verilmesi olduğu anlaşılmış, nitekim bu durumun anılan Şartname’nin 7.5.’inci maddesinde “Bu Şartnamenin 7 nci maddesinde sayılan belgeler dışındaki belgeler tekliflerin değerlendirilmesinde yeterlik kriteri olarak dikkate alınmaz” ifadeleriyle açıkça düzenlendiği görülmüştür.

Öte yandan başvuruya konu ihalede; şikâyete konu ilgili düzenleme incelendiğinde, sözleşme aşamasında yüklenici tarafından Teknik Şartname’de belirtilen yöntemlerden en az 1 (bir) test olmak üzere toplamda en az 80 (seksen) testten akredite olduğuna dair akreditasyon belgesinin sunulmasının ve söz konusu belgeye en az 5 (beş) yıldır sahip olunduğunun belgelendirilmesinin istenildiği, dolayısıyla söz konusu düzenlemenin ihaleye katılımda yeterlik kriteri niteliğine dönüştüğü, Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Kalite ve standarda ilişkin belgeler” başlıklı 42’nci maddesi kapsamında kalite ve standarda ilişkin belgelerin ihale tarihinde geçerli olmasının yeterli olduğu, ayrıca idarelerin yeterlik kriteri belirleme noktasında takdir yetkisinin bulunduğu, ancak söz konusu yetkinin sınırsız olmadığı ve objektif gerekçelere dayanması gerektiği, aranılan şartın ihale konusu hizmetin daha verimli ve fonksiyonel bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik katkısının da ortaya konulamaması nedeniyle ihaleye katılımı ve rekabeti daraltıcı bir düzenleme olduğu, bu hâliyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 5’inci maddesinde yer alan “Temel İlkelere” aykırılık teşkil ettiği,

Laboratuvar Hizmet Alımı İhalesinde Türkak Iso 15189 Akreditasyon İstenmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Diğer taraftan, İdari Şartname’nin 7’nci maddesinde isteklilerin TÜRKAK ISO 15189 Laboratuvar Akreditasyon Belgesine sahip olması ve bu belgeyi İhaleye Katılım Belgesinde beyan etmesi gerektiğinin düzenlendiği, dolayısıyla isteklilerin yeterlik kriterleri kapsamında sunması gereken akreditasyon belgesine ilişkin olarak herhangi bir test sayısına ilişkin belirlemenin yapılmadığı; ayrıca Teknik Şartname’nin 3’üncü maddesinde, söz konusu belgenin en az 80 (seksen) testten akredite olduğuna dair akreditasyon belgesinin ihale dosyasında sunulması, Teknik Şartname’nin aynı maddesinde akreditasyon belgesine, en az 5 (beş) yıldır sahip olduğunu belgelemeleri, ayrıca akreditasyon kapsamında, anılan Şartname’nin aynı maddesinde belirtilen yöntemlerde en az 1 (bir) testten akredite olmaları gerektiği hususunun istekliler arasında tereddüde yol açabileceği anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu ve ihalenin iptal edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

Yassı Çelikte Türkiye Kendine Yetebilir mi? Global Flat Steel 2026’da Gündem Bölgeselleşme

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Yassı çelikte Türkiye Kendine Yetebilir Mi Global Flat Steel 2026'da Gündem Bölgeselleşme

Yassı Çelikte Türkiye Kendine Yetebilir mi? Global Flat Steel 2026’da Gündem Bölgeselleşme

Otomobil kaportası, buzdolabı gövdesi, doğal gaz borusu ve iş makinesi şasisi büyük ölçüde yassı çelikten üretiliyor. Rulo, levha ya da sac halinde piyasaya çıkan bu malzeme, işlenme biçimine göre sıcak haddelenmiş, soğuk haddelenmiş, galvanizli ve boyalı türlere ayrılıyor. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) verilerine göre 2025 yılında yurt içi yassı çelik tüketiminin %66,8’i ithalatla karşılandı.

Yine 2025’in ilk yarısında, yassı çelik ithalatının %47,3’ü, ihracat için üretim yapan sanayicinin girdisini vergisiz almasını sağlayan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında gerçekleşti. Bu ölçüde ithalata dayanan bir malzemede satınalma birimi, fiyatın yanında tedarikin sürekliliğini de hesaba katmak durumunda.

Yassı Çelikte Koruma Tartışmasının İki Tarafı

Çelik üreticilerini temsil eden TÇÜD’ün 1 Ekim’de açıkladığı verilere göre 2026’nın ocak-ağustos döneminde Uzak Doğu’dan toplam 6,6 milyon ton çelik ürünü ithal edildi. Derneğin Genel Sekreteri Veysel Yayan bu hacmi sürdürülemez bularak Avrupa Birliği (AB), ABD, Meksika ve Kanada’dakilere benzer koruma mekanizmalarının Türkiye’de de etkin biçimde uygulanmasını istedi. Yassı çelikte bugün yürürlükte olan önlemler ise belirli ürün ve ülkeleri hedefliyor, sıcak haddelenmiş türde Çin, Hindistan, Japonya ve Rusya menşeli ürünlerden dampinge karşı vergi alınıyor.

Haziran 2026’da soğuk haddelenmiş, galvanizli ve boyalı türlerde Çin ve Güney Kore’ye yönelik dampinge karşı önlem de bunlara eklendi. Alıcı tarafında Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, bu yıl yaptığı açıklamalarda yassı çeliğin beyaz eşya sektörünün girdi maliyetlerinin yaklaşık %17’sini oluşturduğunu belirtti. Yavuz’a göre yüksek vergiyle sonuçlanan damping soruşturmaları da sektörün maliyet yapısını doğrudan etkiliyor.

AB’nin Yeni Kotası Türk Çeliğinin Pazar Haritasını Değiştiriyor

AB, 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni rejimle gümrük vergisiz çelik ithalatı kotasını yıllık 18,3 milyon tona, yani önceki seviyenin yaklaşık yarısına indirdi ve kotayı aşan miktarlara uygulanan vergiyi %25’ten %50’ye çıkardı. AB bu adımı dünya genelindeki çelik kapasite fazlasıyla gerekçelendiriyor. Türkiye’ye ayrılan üç aylık sıcak haddelenmiş rulo kotası yeni dönemin ilk gününde tükendi ve Türk ihracatçısının AB’ye satışı kota takvimine bağlı hale geldi. TÇÜD’ün aynı açıklamasına göre ocak-ağustos döneminde AB’ye yönelik çelik ihracatı %22 geriledi ve AB, ihracatın düştüğü tek pazar oldu. Yayan’a göre bu düşüş yeni kotanın etkisini henüz tam yansıtmıyor ve kotanın bu pazarda yaklaşık 4 milyon tonluk bir daralmaya yol açması bekleniyor. Buna karşılık Güney Amerika’ya yapılan ihracat bu dönemde %67 artışla 849 bin tona yükseldi.

Bölgeselleşen Çelik Pazarında Kendine Yetebilirlik Sorusu

Emtia piyasaları üzerine yayın yapan Kallanish Commodities’in küresel editörü Adam Smith, temmuzda yayımlanan değerlendirmesinde, çelik piyasasının alışılmış küreselleşme modelinden uzaklaşıp parçalı ve bölgesel bir ticaret düzenine geçtiğini belirtti. Bu düzende yassı çelik tüketiminin üçte ikisini ithalatla karşılayan Türkiye, çelik ihracatında da kotalar ve tarifelerle sınırlanıyor. Yassı çelikte iç talebin ne kadarının yerli üretimden sağlanabileceği, kısaca kendine yetebilirlik sorusu, bu yüzden hem üreticiyi hem kullanıcıyı ilgilendiriyor.

Kocaeli’de 2018’den bu yana faaliyet gösteren Yıldız Demir Çelik, sıcak haddelenmiş ruloyu asitleme, soğuk haddeleme, galvaniz ve boya hatlarında işleyerek beyaz eşya ve otomotiv sanayisine sunan yerli üreticilerden biri. Kendine yetebilirlik sorusu, sekizinci kez düzenlenen Global Flat Steel 2026 Konferansı’nın açılış panelinde de tartışıldı.

Global Flat Steel 2026, Yıldız Demir Çelik Sponsorluğunda Çelik Sektörünün Küresel Temsilcilerini İstanbul’da Buluşturdu

Yıldız Demir Çelik, Kallanish Commodities tarafından 23 Eylül 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Global Flat Steel 2026 Konferansı’na dördüncü kez Diamond Sponsor olarak destek verdi. Konferansta, Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz ve İhracat Müdürü Hakan Bozoğlu; küresel pazar dinamikleri, yassı çelik ticareti ve tedarik zincirlerindeki dönüşüme odaklanan oturumlarda konuşmacı olarak yer aldı. Global Flat Steel 2026, dünya çelik sektörünün karar vericilerini değişen rekabet koşullarını ve sektörün geleceğine ilişkin stratejik başlıkları değerlendirmek üzere bir araya getirdi.

Küresel demir-çelik, ham madde ve enerji piyasalarına odaklanan, sektörel haber ve analizler sunan Londra merkezli Kallanish Commodities tarafından İstanbul’daki Çırağan Palace Kempinski’de düzenlenen Global Flat Steel 2026 Konferansı, dünya çelik tedarik zincirinin uluslararası temsilcilerini, üreticilerini ve sektör uzmanlarını bir araya getirdi. Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren Yıldız Demir Çelik dört yıldır sürdürdüğü Diamond Sponsorluğunu bu yıl da devam ettirerek destek verdi.

Artan korumacılık önlemleri, küresel ticaret hareketliliği, Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler ve yükselen enerji maliyetlerinin çelik sektörü üzerindeki etkileri konferansın ana gündem maddeleri arasında yer aldı. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) uygulaması ve yeni çelik ticaret rejimlerinin küresel ticaret akışlarına etkileri; ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, alternatif pazar arayışları ve değişen rekabet koşullarıyla birlikte ele alındı.

Konferansın açılış oturumu olan “Küresel Pazarın Bölgeselleşmesi, Kendine Yetebilirlik, Siyah Kuğular” panelinde konuşmacı olarak yer alan Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, jeopolitik gelişmelerin küresel çelik talebi, üretim maliyetleri ve tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Panelde, küresel çelik pazarında güçlenen bölgeselleşme eğilimi, tedarik zinciri güvenliği ve değişen jeopolitik koşulların sektörün gelecek görünümüne etkileri ele alındı.

Etkinliğin “Yassı Çelik Ticareti ve Tedarik Zincirleri” başlıklı oturumunda ise Yıldız Demir Çelik İhracat Müdürü Hakan Bozoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, SKDM ve AB’nin yeni çelik ticaret rejiminin ihracat akışlarına etkileri, alternatif ihracat pazarları, artan ticaret önlemleri ve değişen koşullar karşısında küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi çok yönlü olarak değerlendirildi.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Yassı çelikte Türkiye Kendine Yetebilir Mi Global Flat Steel 2026'da Gündem Bölgeselleşme

Gerçekleştirilen organizasyonu ve Yıldız Demir Çelik’in sektörel vizyonunu değerlendiren Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, şunları söyledi:

Selçuk Yılmaz“Küresel çelik sektörü; jeopolitik risklerin, maliyet baskılarının ve yeşil dönüşüm odaklı yeni ticaret kurallarının sektör dengelerini yeniden şekillendirdiği bir dönemden geçiyor. Tedarik zincirlerinin bölgeselleştiği, pazara erişim koşullarının zorlaştığı ve karbon düzenlemelerinin rekabet üzerindeki etkisinin giderek arttığı bu yeni düzende, değişimi doğru okumak ve farklı koşullara hızla uyum sağlayabilmek her zamankinden daha önemli. Yıldız Demir Çelik olarak güçlü üretim kabiliyetimizi çevik bir yapıyla desteklerken, değişen rekabet koşullarında müşteri deneyimini farklılaşma alanlarımızdan biri olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlik yaklaşımımızı ise uzun vadeli rekabet gücümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz. Sektörün geleceğine ilişkin stratejik başlıkların ele alındığı böylesine uluslararası bir platforma dördüncü kez Diamond Sponsor olarak destek vermekten ve küresel çelik endüstrisinin karar vericilerini İstanbul’da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Önümüzdeki dönemde de değişen pazar koşullarını yakından takip ederek Türk çelik sektörünün küresel rekabet gücüne katkı sunmayı sürdüreceğiz.”


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 


Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3

Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ

Dergileri Neden Özlüyoruz?

Dergileri Neden özlüyoruz Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dergileri Neden Özlüyoruz?

Selin ERDAL

Bir derginin sayfalarını çevirmeyi en son ne zaman gerçekten hatırlıyorsunuz?

Kapağı açarken duyulan o hafif kağıt kokusu, sayfaların arasında karşımıza çıkan bir fotoğraf, bir röportajın altını çizme isteği ya da çok sevdiğimiz bir sayıyı yıllarca saklamak… Bugün bütün bunlar biraz nostaljik görünüyor çünkü artık aynı içeriğe ulaşmak için bir dergi satın almamıza gerek yok. Bir moda koleksiyonunun tamamını saniyeler içinde görebiliyor, defileleri canlı izleyebiliyor, markaların yeni kampanyalarına sosyal medyada anında ulaşabiliyoruz.

Peki buna rağmen nedGörselen hala dergi alıyoruz? Belki de dergileri özlememizin nedeni yalnızca içerikleri değildir.
Bir dergi, artık dijital dünyada kolayca kaybolan içeriklerin aksine dokunabildiğimiz, saklayabildiğimiz ve yıllar sonra yeniden açabildiğimiz bir nesnedir.
Tam da bu nedenle basılı derginin geleceği, aslında düşündüğümüz kadar geçmişte kalmış olmayabilir.

Bir Dergiyi Saklamak, Bir Dönemi Saklamak

Dijital içeriklerin en büyük avantajı hız. Bir haber yayınlandığı anda karşımızda, yeni bir koleksiyon birkaç dakika içinde telefonumuzda, bir moda çekimi ise sosyal medya akışımızda. Fakat bu hızın bir bedeli de var: İçerikler çok kolay kayboluyor.
Bir paylaşımı görüyor, beğeniyor ve birkaç saniye sonra başka bir içeriğe geçiyoruz. Ertesi gün aynı içeriği yeniden bulmak bile zorlaşabiliyor.
Dergi ise bunun tam tersini yapıyor. İçeriği bir yerde sabitliyor.

Yıllar önce alınmış bir moda dergisini bugün yeniden açtığımızda yalnızca eski bir koleksiyona bakmıyoruz. O dönemin estetik anlayışını, trendlerini ve hatta kendi hayatımızı da hatırlıyoruz. Bu nedenle fiziksel dergiler zamanla kişisel birer arşive dönüşebiliyor. Belki de bu yüzden dergi okumak bir süreliğine başka bir ritme geçmek anlamına geliyor.

Moda Evreninde Dergi Hala Neden Önemli?

Moda söz konusu olduğunda ise dergilerin önemini sadece nostaljiyle açıklamak mümkün değil çünkü moda yalnızca ürünlerden oluşan bir sektör hiçbir zaman olmadı. Görsel dil, hikaye, kültür, estetik ve marka algısı da en az ürünün kendisi kadar önemli. Bu nedenle bir moda markasının nasıl sunulduğu, nerede göründüğü ve hangi hikayenin içinde yer aldığı tüketici algısını etkileyebiliyor.
Dergiler tam olarak burada devreye giriyor.
Bir koleksiyonu Instagram’da birkaç saniyelik bir video ile görmek mümkün fakat aynı koleksiyonu bir moda dergisinde; tasarımcının yaklaşımı, fotoğraf çekimi, styling, röportaj ve sezonun genel estetik anlayışıyla birlikte görmek ürünü daha geniş bir hikayenin parçası haline getiriyor.
Yani moda dergileri modanın görsel hafızasını oluşturan mecralardır, yalnızca haber veren yayınlar değil.

Bugün geçmiş yıllara ait bir Vogue kapağına baktığımızda kapağındaki kişiyi veya kıyafetleri görmekle kalmıyoruz. O dönemin güzellik algısını, moda anlayışını, fotoğraf estetiğini ve toplumun kültürel atmosferini de okuyabiliyoruz. Derginin gücü biraz da burada yatıyor: İçeriği tüketmiyor, onu arşivliyor.

Dijital Çağda Basılı Derginin Değeri Neden Değişiyor?

İlginç olan şu ki moda yayıncılığında basılı derginin geleceği “ayakta kalmak” üzerinden tartışılmıyor.
2025’te Vogue’un moda yayıncılığının geleceğine ilişkin analizinde, daha az sayıda fakat daha büyük, kaliteli ve koleksiyonluk sayılara yönelim dikkat çekiyor. Yayıncılar, okuyucuların bu sayıları -okumanın yanında- saklanabilecek ve sergilenebilecek bir obje olarak gördüğünü belirtiyor.

Bu değişim aslında tüketici davranışındaki daha büyük bir dönüşümün parçası. Her şeyin dijitalleştiği bir dönemde fiziksel olan yeniden değer kazanıyor.

Belki de burada değişen yalnızca derginin değeri değil, okumanın kendisine ayırdığımız zaman. Günümüzde bir şeyi gerçekten okumak, özellikle de başından sonuna kadar bir metne odaklanmak, artık daha lüks görünüyor. Buradaki lüks, maddi bir karşılıktan çok zamana ve dikkate sahip olmakla ilgili. Gün içinde onlarca bildirim, kısa video, haber ve içerik arasında sürekli bir sonraki şeye geçerken uzun bir yazıyı okumak ya da bir derginin sayfalarını acele etmeden çevirmek bilinçli bir tercih gerektiriyor. Basılı dergi bu anlamda içeriği fiziksel bir forma taşımakla kalmayıp okuyucudan da belli bir zaman talep ediyor. Sayfalar arasında gezinmek, bir görselin üzerinde birkaç saniyeden daha uzun durmak, bir yazıyı bölmeden okumak… Bunların hepsi dijital dünyanın hızına kısa bir ara vermek anlamına geliyor. Belki de bugün dergileri değerli kılan şeylerden biri tam olarak bu: Bize bilgi vermesinin yanında, o bilgiyle geçirebileceğimiz zamanı da sunması.

Bugün bir moda dergisi satın almak, internette zaten ulaşabileceğimiz bir bilgiyi satın almak anlamına gelmiyor. Daha çok seçilmiş bir editoryal bakış açısını, görsel bir dünyayı ve fiziksel bir deneyimi satın almak anlamına geliyor.

Bu noktada konuyu markalar açısından da ele alalım. Özellikle lüks moda markaları için dergi hala markanın konumlandırılması ve hikayesinin aktarılması açısından değerli bir mecra çünkü lüksün iletişiminde erişim haricinde markanın içinde bulunduğu ortam da önem taşıyor.

Dolayısıyla mesele artık “print mi, digital mı?” sorusundan biraz daha farklı. Mesele, hangi içeriğin hangi ortamda daha anlamlı olduğu.
Sosyal medya hız için güçlü. Dijital yayıncılık erişim için güçlü. Basılı dergi ise seçicilik, görsel deneyim, fiziksel varlık ve kalıcılık konusunda farklı bir değer sunuyor.

Dergilerin hala hayatımızda olmasının tek bir nedeni yok. Bir kısmı nostalji. Bir kısmı estetik. Bir kısmı bilgiye daha sakin bir şekilde ulaşma isteği.
Moda dünyasında ise bunlara marka algısı, editoryal güven, hikaye anlatımı ve görsel hafıza da ekleniyor.

Belki de yıllar sonra eski bir dergiyi açtığımızda özlediğimiz şey aslında derginin kendisi olmayacak. O sayfaların arasında bıraktığımız dönem bizim için etkili olacak.

Dergileri Neden özlüyoruz Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Bugün her şeyin daha hızlı tüketildiği bir dünyada, bir derginin hala saklanmaya değer olması bu yüzden oldukça anlamlı çünkü bazı içerikler yalnızca görülmek için değil, hatırlanmak için var. Esasında belki de moda dergilerinin geleceği, fiziksel olmanın değerini yeniden keşfetmekte.

Dijital dünya bize her şeyi daha hızlı gösteriyor. Dergi ise bazı şeylere biraz daha uzun bakmamızı sağlıyor.
Belki de onu özlememizin nedeni tam olarak bu.

Selin ERDAL

İşverenin Hukuka Aykırı Emrini Yerine Getiren İşçinin Sorumluluğu Var mıdır?

İşverenin Hukuka Aykırı Emrini Yerine Getiren İşçinin Sorumluluğu Var Mıdır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşverenin Hukuka Aykırı Emrini Yerine Getiren İşçinin Sorumluluğu Var mıdır?

Lütfi İNCİROĞLU

Türk hukukunda verilen emrin yerine getirilmesi yetkili amir veya merci tarafından görevi gereği verilen emrin ast tarafından yerine getirilmesini ifade eder. 1982 Anayasası’nın 137 nci maddesinde göre, “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz”.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 24’üncü maddesinde de amirin emrinin yerine getirilmesine ilişkin şartlar düzenlemiştir. Buna göre, “Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur”(5237/m.24/3). Aynı hüküm 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 11 inci maddesinde de mevcuttur. Buna göre, “Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur”(657/m.11/3)

İşverenin talimatlar ile kanun ve sözleşmelere aykırı olmamak üzere, işin görülmesi, çalışma düzeni, işyeri düzeni ve işçilerin işyerindeki davranışlarını belirleme hakkına yönetim hakkı denir. İşverenin yönetim hakkının dayanağı doğrudan doğruya iş sözleşmesidir. İşçi, işverenin yönetim hakkına dayanarak verdiği özel talimatlara ve yaptığı genel düzenlemelere dürüstlük kuralının gerektiği ölçüde uymak zorundadır (TBK m.399). İşçinin bu borcu, iş sözleşmesinin bağımlı hukuki ilişki kurmasının bir sonucudur. Bağımlılık bu sözleşmenin özüdür. İş sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte işveren işçiye emir ve talimat verme hakkına sahip olmakla kalmaz; bu emir ve talimatın, kendisine en yararlı görülen şartlarda ifa edilip edilmediğini kontrol etme hakkına da sahip olur. İşçi, işverenin yanısıra, işveren adına hareket eden işveren vekilinin de talimatlarına uyma borcu altıdadır[1]

İşçinin düzenleme ve talimatlara uyma borcu, işçinin işveren tarafından denetlenmesine de imkan sağlar. İşçi, işveren tarafından bu amaçla yapılacak olan denetimlere katlanmak zorundadır. İşçinin talimatlara ve düzenlemelere uymaması halinde, işçi hakkında çeşitli disiplin cezaları uygulanabilir ve şartları oluştuğu taktirde iş sözleşmesi feshedilebilir (İş K m.25/II-h). İşçi, düzenleme ve talimatlara uymaması sonucu ortaya çıkan zararlardan da sorumludur (TBK m.400/1)[2].

İşverenin Hukuka Aykırı Emrini Yerine Getiren İşçinin Sorumluluğu Var Mıdır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sonuç olarak, işveren yönetim hakkını kullanırken sınırlı bir egemenliğe sahiptir. Çünkü işverenin, vereceği emir ve talimatlar kanun hükümleri, iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırılık teşkil edemez[3]. Nitekim işçinin, işveren veya işveren vekili tarafından verilen kanun, toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesine, dürüstlük kurallarına, kamu düzenine, ahlak ve kişilik haklarına aykırı olan, yerine getirilmesi imkânsız bulunan, işçinin yaşamı ve sağlığı için tehdit oluşturan, insan onuruna yakışmayan düzenleme ve talimatlara uyma yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla işverenin hukuka aykırı olan ve suç işlemeyi gerektiren bir emrini yerine getiren işçi, bu emri işverenin vermiş olması nedeniyle cezai ve hukuki sorumluluktan kurtulamaz.

Lütfi İNCİROĞLU

www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Kaynakça:

[1] SÜMER, Haluk Hadi, İş Hukuku, 24. Baskı, Ankara 2019; MOLAMAHMUTOĞLU, Hamdi, ASTARLI, Muhittin, BAYSAL, Ulaş, İş Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2014; İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 5. Baskı, İstanbul 2023.

[2] SÜMER, İş Hukuku.

[3] MOLAMAHMUTOĞLU/ASTARLI/BAYSAL, İş Hukuku.