İade Ettiğiniz Ürün Nereye Gidiyor? Ücretsiz İade Gerçekten Ücretsiz mi?

Depo Ve Stok Yönetimi Eğitimi Haber İade Ettiğiniz ürün Nereye Gidiyor ücretsiz İade Gerçekten ücretsiz Mi

İade Ettiğiniz Ürün Nereye Gidiyor? Ücretsiz İade Gerçekten Ücretsiz mi?

İade Talebi Oluşturmak On Saniye Sürüyor

E-ticaret sitelerinden alınan bir çift ayakkabı ayağa olmadığında, tüketicinin yapması gereken tek şey satıcının uygulamasından iade talebi oluşturmak. Talep onaylandıktan sonra kargo görevlisi ertesi gün adrese geliyor, paketi teslim alıyor ve ödenen tutar birkaç gün içinde karta dönüyor. İşlem, tüketici tarafında burada kapanıyor ve geriye ödenmiş herhangi bir bedel kalmıyor. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren düzenleme bu tabloyu yasal zemine de oturttu. Cayma hakkını kullanan tüketiciye iade kargo bedeli artık yansıtılamıyor ve bedeli satıcı ya da sağlayıcı karşılıyor. Ticaret Bakanlığı’nın son dönemde devreye aldığı e-ticaret mevzuatındaki değişiklikler tüketici lehine bir hat izliyor ve bu düzenleme o hattın son halkası.

İade tüketici için gerçekten ücretsiz ve bedava, faturası ise satıcıya çıkıyor. Paket kapıdan çıktığı anda taşıma – muayene – yeniden paketleme ve çoğu zaman değer kaybı kalemlerinden oluşan bir zincir başlıyor. Bu zincirin adı tersine lojistik. Satınalma ve tedarik zinciri yönetiminde son yılların en hızlı büyüyen maliyet başlıklarından biri sayılıyor. Türkiye’de çevrim içi alınan her beş giyim ve ayakkabı siparişinden biri bu zincire giriyor.

Tersine Lojistik Kısaca Ne Demek?

Tersine lojistik, bir ürünün nihai varış noktasından değer kazanımı ya da uygun bertaraf amacıyla geriye doğru hareket ettirilmesini kapsıyor. İleri lojistikte ürün tek bir üretim ya da dağıtım merkezinden çok sayıda adrese yayılıyor. Tersine lojistikte akış yön değiştiriyor ve çok sayıda adresten tek bir merkeze doğru toplanıyor. UTİKAD’ın sektöre yönelik rehberi bu farkı öngörülebilirlik üzerinden anlatıyor. İleri lojistikte paketleme düzgün, rota belli ve stok tutarlıyken, tersine akışta bunların hiçbiri baştan bilinmiyor. Depoya kaç ürünün, hangi durumda ve hangi sebeple geleceği önceden hesaplanamıyor.

Alanın kapsamı, e-ticaret iadesiyle de sınırlı kalmıyor. Depozito iade sistemi bunun en görünür örneği. Tüketici içeceğini tükettikten sonra ambalajı satış noktasına geri getiriyor ve depozito bedelini geri alıyor. Kullanım ömrü dolan elektronik cihazların üreticiye ya da yetkili toplama noktalarına aktarılması da aynı mantıkla işliyor. Her iki örnekte de ürün tüketiciden üreticiye doğru yol alıyor ve bu yolculuk ileri yöndeki kadar standart bir düzen taşımıyor. Fiyatlama çok sayıda değişkene bağlı kalıyor. Dolayısıyla süreçte rol alan birimler arasındaki bilgi paylaşımı da tek bir kalıba oturmuyor.

Her Beş Siparişten Biri Geri Dönüyor

Ticaret Bakanlığı’nın 12 Mayıs 2026’da yayımladığı Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu 2025’te sektörleri iptal ve iade oranına göre sıralıyor. Listenin başında %21,6 ile giyim, ayakkabı ve aksesuar yer alıyor. En altta %3,2 ile medikal, kişisel bakım ve kozmetik duruyor. Aradaki yedi kata yakın fark ürünün doğasından geliyor. Bedene oturması gereken ürün grubu listenin en üstünde toplanıyor. Aynı sektör 428,7 milyar TL ile e-ticaret hacminde de birinci sırada yer alıyor. En yüksek iade oranının böylece en büyük hacmin üzerine bindiğini görüyoruz.

Bu oranın tek bir işletmede nasıl göründüğünü, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde 2025 yılında Melih Özbek tarafından hazırlanan tez ortaya koyuyor. Çalışma, Konya merkezli bir e-ticaret işletmesinin 2024 yılına ait gerçek sipariş kayıtlarını inceliyor. İşletmenin yıllık sipariş sayısı 258.286, iade sayısı 37.385, iptal sayısı 16.870. İptal ve iade birlikte alındığında oran %19,7’ye çıkıyor. Tek bir işletmenin kaydı ile ulusal ölçekteki toplulaştırılmış veri neredeyse aynı yere düşüyor ve bu da %20 bandının sektör için gerçek bir eşik olduğunu gösteriyor.

Ürün grubu kırılımı beklentiyi doğruluyor. Aksesuarda iade oranı %20,8, ayakkabıda %16,8, giyimde %13,8, çantada %9,9 seviyesinde. Bedene oturması gereken ürünler listenin üst sıralarında, oturması gerekmeyen ürünler alt sıralarında toplanıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın ölçümü de aynı sıralamayı veriyor. Birlik genelinde çevrim içi alınan giyimin yaklaşık %20’si, ayakkabının yaklaşık %30’u tüketici tarafından geri gönderiliyor.

Beden ve Numara Uyumsuzluğu İadenin Ana Sebebi

Özbek’in incelediği işletmede iade sebeplerinin %48’i tek bir başlıkta toplanıyor, beden ya da numara büyük veya küçük geliyor. Geriye kalan dokuz sebebin hiçbiri %10’u aşmıyor. Avrupa Çevre Ajansı Birlik genelinde daha yüksek bir pay veriyor ve iadelerin yaklaşık %70’ini beden uyumsuzluğuna ya da stil beğenisine bağlıyor. İki ölçüm farklı coğrafyalarda ve farklı yöntemlerle yapılmasına rağmen aynı mekanizmayı işaret ediyor. İade, ürünün kusurlu çıkmasından çok tüketicinin satın alma anında ürünü deneyememesinden doğuyor.

Bu belirsizlik tüketici tarafında yerleşik bir davranış üretiyor. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, Prof. Dr. İbrahim Kırçova ve Belma Kırvanoğlu Altın’ın 2024 tarihli çalışması bu davranışı bracketing olarak adlandırıyor. Tüketici aynı ürünün iki ya da üç bedenini birden sipariş ediyor, ayağına ya da bedenine uyanı alıkoyuyor, kalanını geri gönderiyor. Fiziksel mağazada bu denemeyi kabin karşılıyor, çevrim içi alışverişte kabinin işini kargo görüyor. Aynı çalışma kısa süreli kullanım amacıyla satın alınıp sonra iade edilen ürünleri wardrobing başlığında ayrıca ele alıyor. Her iki davranış da işletme tarafında stok belirsizliği yaratıyor.

Depoya Ulaşan Pakette Ne Var?

Özbek’in incelediği işletmede e-ticaret bünyesine bağlı ayrı bir iade birimi bulunuyor. Bu birime günde yaklaşık 100 iade paketi ulaşıyor. Gelen her ürün tek tek açılıyor ve müşterinin bildirdiği sebeple birlikte inceleniyor. İnceleme sırasında müşteri kaynaklı ya da kargo kaynaklı bir kusur tespit edilirse tutanak tutuluyor ve ilgili tarafa tanzim faturası kesiliyor. Bu adımda iade bir muhasebe işlemine dönüşüyor.

İnceleme her zaman ürünü rafa döndürmüyor. Kayda zayi ya da hasarlı olarak geçen ürünler, ilk kalitede yeniden satışa çıkarılamıyor. İşletme bu ürünleri indirimli satış kanalı olan outlete aktardığını ya da bedelsiz paylaşıma sunduğunu belirtiyor. Tüketicinin geri gönderdiği bir çift ayakkabı böylece üç ayrı sona ulaşabiliyor, ilk kalitede rafa dönüyor, outlete düşüyor ya da satış dışı kalıyor. Hangi sona ulaşacağını muayenenin sonucu ve ürünün rafa dönebilmesi için sezondan kalan süre belirliyor.

Sürenin kendisi de bir değişken olarak devreye giriyor. Aynı işletmede ortalama iade süresi 9,4 gün, en uzun kabul edilen iade ise 283 gün. Yasal cayma süresi 14 gün olmasına rağmen işletme kendi tercihiyle bu sınırın çok ötesine geçiyor. Sekiz ay sonra geri dönen bir ürünün ilk kalitede rafa dönme ihtimali düşük kalıyor, çünkü hem sezonu hem çoğu durumda etiket fiyatı geçmiş oluyor. Bu rakamlar tek bir işletmeye ait ve sektörü temsil eden bir ölçüm sayılmıyor.

 İade Zincirinin Dört Maliyet Kalemi

Zincirin maliyeti sırayla birikiyor. İlk kalem iade kargo bedeli ve bu bedel 1 Ocak 2026’dan bu yana tamamen satıcının üzerinde duruyor. İkinci kalem iade biriminin işçiliği, yani ürünü açan, inceleyen, sınıflandıran ve yeniden paketleyen personelin zamanı. Üçüncü kalem ambalaj, çünkü ürün tüketiciye giderken bir kez, geri dönerken ikinci kez paketleniyor. Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması ambalajın bu çift yönlü yükünü ayrıca vurguluyor ve kullanılan malzemenin büyük bölümünün geri dönüşüme giremediğini aktarıyor.

Dördüncü kalem en sessiz olanı, ürünün değer kaybı. Özbek’in verisinde başarılı satışlarda ortalama sepet tutarı 954,95 TL iken iade edilen tutarların ortalaması 1.313,23 TL. Pahalı ürün daha sık geri dönüyor, dolayısıyla tersine lojistik zinciri işletmenin en yüksek marjlı stoğunu dolaşıma sokuyor. Aynı çalışmadaki benzetim, iade oranındaki 5 puanlık hareketin net kar üzerinde yaklaşık 1 puanlık karşılığı olduğunu gösteriyor. Perakendede 1 puanlık net kar farkı sezonun kazanılması ya da kaybedilmesi anlamına gelebiliyor.

Faturayı Sonunda Kim Ödüyor?

Bu maliyetin nihai olarak kimin cebinden çıktığını Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması doğrudan yanıtlıyor. Araştırmacılara göre iade süreçlerinin işletmeye yüklediği maliyetler, ürün fiyatlarına yansıyor ve tüketiciyi dolaylı yoldan etkiliyor. Türkiye’de bu yansımanın önündeki alternatif yollar, 1 Ocak 2026’dan sonra daraldı. Çünkü iade kargo bedelini tüketiciye ödetme seçeneği mevzuatla kapandı. Satıcının elinde kalan tek denge noktası etiket fiyatı oluyor. Bir satıcının iade oranı %20 ise o satıcıdan alışveriş yapan herkes, hiç iade etmeyenler dahil, bu oranın maliyetini etiket fiyatında paylaşıyor.

Avrupa ve Amerika pazarlarında satıcıların bir bölümü, aralarında büyük hazır giyim zincirleri de bulunmak üzere, iade başına sabit bir ücret keserek bu yükü açıkça tüketiciye aktarıyor. Tüketicinin bu uygulamayı nasıl karşıladığını ZigZag ve YouGov’un 2024 tarihli ortak araştırması gösteriyor, katılımcıların %71’i ürün fiyatlarının yükselmesi yerine iade başına sabit bir ücret ödemeyi tercih edeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu seçenek bulunmadığı için maliyet tüketicinin görüş alanına hiç girmiyor. Fiyata ne kadarının bindiği ise ölçülmüş bir oran taşımıyor. Rekabetin sıkı olduğu kategorilerde satıcı bu maliyetin bir bölümünü kendi marjından karşılamak zorunda kalıyor.

Firmalar Ücretsiz İadeden Neden Vazgeçmiyor?

Fiyata yansıtmak yükün bir bölümünü karşılıyor. Dolayısıyla satıcıların ücretsiz iadeyi sürdürmesinin ardında bunun dışında ticari bir hesap da duruyor. Özbek’in verisinde iade gönderen müşteriler ortalama 37,2 gün sonra yeniden sipariş veriyor, iade göndermeyen müşteriler ise 148,8 gün sonra. Aradaki dört kata yakın fark, iade deneyiminin müşteriyi işletmeye yaklaştırdığını gösteriyor. Amerikan Perakende Federasyonu’nun, Happy Returns ile hazırladığı 2025 tarihli iade raporunda tüketicilerin %82’si ücretsiz iadeyi satın alma kararında önemli bir unsur olarak işaretliyor, bir önceki yıl bu oran %76’ydı. İade politikası bir maliyet kalemi olduğu kadar satıcının kendi ürününe duyduğu güvenin ilanı ve tüketici bunu böyle okuyor.

Aynı rapor tablonun öbür yüzünü de veriyor, iadelerin %9’u sahte çıkıyor. Rapor bu işlemlerin biçimlerini de sıralıyor, iade edilen adedi olduğundan fazla bildirmek, boş kutu göndermek ve gerçek ürün yerine taklidini yollamak en sık görülenler arasında yer alıyor. Perakendecilerin %85’i bu işlemleri ayıklamak için yapay zeka kullanıyor. Sahte iadenin maliyeti de dürüst alışveriş yapanın etiket fiyatına biniyor. Ücretsiz iade böylece hem satışı büyüten hem de kötüye kullanıma açık bir araç olarak duruyor.

Karbon Yükü Nerede Ortaya Çıkıyor?

İadenin çevresel maliyeti çoğu zaman fazladan katedilen kilometre üzerinden anlatılıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın verisi bu anlatıyı bir yerinden düzeltiyor. Ajansın hesabına göre tekstil ürünlerinin yol açtığı çevresel emisyonların yaklaşık %3’ü dağıtım ve perakende aşamasından geliyor. Uzun ve karmaşık bir iade süreci bile ürün sonunda yeniden satılıp kullanılıyorsa çevre açısından savunulabilir kalıyor. Asıl zarar, geri dönen ürünün rafa hiç dönememesinde birikiyor.

Aynı ajansın brifingine göre Avrupa pazarına sürülen tekstil ürünlerinin %4 ile %9 arasındaki bölümü amaçlanan biçimde hiç kullanılmadan imha ediliyor. Bu hacmin işlenmesi ve imhası 5,6 milyon tona kadar karbon eşdeğeri sera gazına karşılık geliyor. Marka tarafında karbon disiplini raporlanabilir bir başlık haline geliyor. İmha edilen stok ise bu tablonun en zor açıklanan kalemi olarak duruyor. Tüketicinin geri gönderdiği ürünün nereye gittiği sorusu böylece çevresel bir merak olmaktan çıkıp bir hesap verme başlığına dönüşüyor.

Avrupa İmhanın Kapısını Kapattı

19 Temmuz 2026, bu tartışmayı hukuki bir yükümlülüğe çeviriyor. Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir Ürünler için Eko-tasarım Tüzüğü kapsamında büyük şirketler satılmayan giyim, giyim aksesuarı ve ayakkabıyı artık imha edemiyor. Orta ölçekli işletmeler için aynı yasak 2030’da devreye giriyor. Düzenlemenin en çok gözden kaçan yanı geri dönüşümün de imha sayılması, dolayısıyla eldeki stoğu geri dönüşümcüye göndermek kendiliğinden uyumlu bir çözüm oluşturmuyor. Şirketlerden önce indirimli satış, farklı pazarlara yönlendirme, bağış, onarım ve yenileme yollarını denemeleri bekleniyor.

İmha ancak güvenlik gerekçesi ya da ürün hasarı gibi dar ve belgelenebilir durumlarda mümkün oluyor ve uyumu ulusal makamlar denetliyor. Şubat 2027’den itibaren şirketler için imha ettikleri satılmayan tüketici ürünlerinin miktarını standart bir formatta bildirme yükümlülüğü başlıyor. Bu ikinci yükümlülük, satılmayan ve iade edilen stoğu, firma içi bir operasyon kararı olmaktan çıkararak, denetlenebilir bir veri kalemine dönüştürüyor. Türkiye tarafında konu doğrudan hazır giyim ihracatçısının masasında duruyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, tüzüğe ilişkin bilgilendirmeleri üyeleriyle bir süredir paylaşıyor.

Depo Ve Stok Yönetimi Eğitimi Haber İade Ettiğiniz ürün Nereye Gidiyor ücretsiz İade Gerçekten ücretsiz Mi

Geriye Doğru Akan Zincir

Satınalma ve tedarik zinciri tarafında bu tablonun karşılığı üç başlıkta toplanıyor:

  • Birincisi veri, iade sebebinin ürün, beden ve tedarikçi kırılımında kayıt altına alınması. Beden uyumsuzluğunun %48’lik payı, tedarikçi seçiminde ve beden tablosu tasarımında doğrudan bir girdi oluşturuyor.
  • İkincisi sınıflandırma disiplini, gelen ürünün hangi kanala gideceğine kaç günde karar verildiği ürünün kalan değerini belirliyor.
  • Üçüncüsü yeniden değerlendirme yollarının önceden kurulmuş olması, outleti, bağış programını ve yenileme hattını iade geldikten sonra aramak hem zaman hem değer kaybettiriyor.

Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması tüketicinin bu zincirin varlığından büyük ölçüde habersiz olduğunu aktarıyor. Tüketici tarafında ise iade hala “sadece bir tıklama ile iade etme” işlemi olarak görünüyor. Zincirin geri kalanı görünmez kalıyor, oysa faturası herkesin ödediği etiket fiyatının içinde duruyor. Satıcının uygulamasında iade talebi oluşturmak on saniye sürüyor. Geri dönen paketin yolculuğu ise ortalama dokuz günden uzun ve bazı durumlarda altı aydan fazla.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

İnsan Kaynaklarının Ötanazisi: Sessiz İstifa

İnsan Kaynaklarının ötanazisi Sessiz İstifa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İnsan Kaynaklarının Ötanazisi: Sessiz İstifa

Doç. Dr. Mehmet KAPLAN

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Sessiz istifa, çalışanların işyerinde yalnızca asgari düzeyde sorumluluk üstlenerek işte ilerleme fikrinden uzaklaşmalarını ve huzursuzluğunu yansıtan pasif bir direniş biçimi olarak ifade edilmektedir (Güler, 2023: 249). Bu olgu, artan iş yükü ve sürekli yükselen beklentiler nedeniyle tükenmişlik yaşayan veya takdir edilmediklerini düşünen çalışanların, iş görevlerini minimum düzeye indirgemesiyle ortaya çıkmakta ve gelişmektedir (Johnson, 2023: 2). Sessiz istifa kavramının, ilk olarak 2009 yılında Ekonomist Mark Boldger tarafından “Texas A&M Ekonomi Sempozyumu’nda” ifade edilmiştir (Çimen ve Yılmaz, 2023: 28). Ancak kavramın popülerleşmesi, 2022 yılında Zaid Khan adlı bir TikTok kullanıcısının “iş senin hayatın değil” mesajını içeren videosu ile gerçekleşmiştir. Hızlı yaşam ve koşuşturma kültürüne karşı bir eleştiri niteliğindeki bu video, iş-yaşam dengesi üzerine yeniden düşünmeyi teşvik etmiş ve kavramın TikTok’ta yayılmasına öncülük etmiştir (Güler, 2023: 249). Ağustos 2022 itibarıyla pek çok TikTok kullanıcısı, sessiz istifa üzerine tartışmalar başlatmıştır (Hamilton vd., 2023: 3).

Sessiz istifa, çalışanların temel görevlerini yerine getirirken, ekstra çaba gerektiren eylemlerden kaçınmasını anlatmaktadır. Bu kapsamda çalışanlar erken işe gelme, zorunlu olmayan toplantılara katılma, iş tanımının ötesinde sorumluluk alma veya fazla mesai yapma gibi davranışları ihmal etmektedir. Bu eğilimin temelinde ruh sağlığını koruma, tükenmişliği önleme ve iş-yaşam dengesini sağlama arzusu yatmaktadır (Güler, 2023: 249).

Sessiz istifaya yönelik Kaplan (2022) tarafından geliştirilen basamaksal bir model olan “sessiz istifa piramidi” çalışanların işletmede yaşadıkları durumu açıkça ortaya koyan bir süreç olarak anlam bulmaktadır. Şekilde de ifade edildiği gibi sürecin basamakları bu şekilde özetlenebilir.

Güven Eksikliği Basamağı: Bu basamak en geniş olan alt tabanı oluşturur. Burada çalışan kişi ile yönetim ve kurum bağlamında olan temel inancı sarsılmıştır.

Tutarlılık Eksikliği Basamağı: Bu basamakta ise sözler ile eylemler veya verilen kararlar arasındaki çelişkiler görülmekte ve sessizlik yeni bir boyut kazanmaktadır.

Değersiz Hissetme Basamağı: Çalışan bu aşamada işletme ve işi için harcadığı emeğin ve uzmanlığın takdir edilmediğini fark etmekte ve bu farkındalık onu geri durmaya itmeye başlamaktadır.

Aidiyet Eksikliği Basamağı: Çalışan artık kendini kurumun bir parçası olarak görmemekte ve kurumu ile bir bağ kuramamaktadır.

İletişim Eksikliği Basamağı: Piramidin tepesindeki dar noktadır; bilgi akışının ve sağlıklı diyalogun kopmasını ifade etmektedir.

Sessiz Istifa

Sessiz istifanın işletmede çalışanlar için uzun süreli bir çözüm olmadığı ve sessizlik yerine işletme yöneticileri ile açık iletişime geçilmesi gerekliliği ifade edilmektedir. Böylelikle daha etkin sonuçlar alınabilmektedir. Bunun da ötesinde böyle bir durumda işletmeninde açık bir eylem içinde olması çalışanları düşünmesi gerekliliği önemli olacaktır (Atalay ve Dağıstan, 2023: 1070).

Kaynakça ve Öncelikli Okuma Listesi

Atalay, M. ve Dağıstan, U. (2024). Quiet quitting: a new wine in an old bottle?. Personnel Review, 53(4), 1059-1074.

Çimen, A. İ. ve Yılmaz, T. (2023). Sessiz istifa ne kadar sessiz. Sakarya Üniversitesi İşletme Enstitüsü Dergisi, 5(1), 27-33.

Güler, M. (2023). Çalışma kültüründe yeni bir kavram: Sessiz istifa. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 32(1), 247-261.

Hamilton, O. S., Jolles, D., ve Lordan, G. (2023). Does the tendency for ‘quiet quitting’ differ across generations? Evidence from the UK. IZA Discussion Papers, 16240, 1–22.

Johnson, J. R. (2023). What’s new about quiet quitting (and what’s not). The Transdisciplinary Journal of Management, 1(1), 1-14.

Kaplan, J. (2022). Pyramid of quiet quitting. Linkedin. https://www.linkedin.com/posts/jason-kaplan67b52610_leadership-personaldevelopment-management-activity-6971789378721345536-b8jn/

Küresel Birleşme ve Satın Alma Pazarı 2,4 Trilyon Dolar

Küresel Birleşme Ve Satın Alma Pazarı

Küresel Birleşme ve Satın Alma Pazarı 2,4 Trilyon Dolar

Bain & Company tarafından yayımlanan ‘2026 Yıl Ortası Birleşme ve Satın Alma (M&A) 2026’ raporuna göre, 2026’nın ilk beş ayında küresel birleşme ve satın alma hacmi yüzde 41 artışla 2,4 trilyon dolara ulaştı. Mevcut ivmenin korunması halinde yıl sonunda 5,3 trilyon doları aşması beklenen pazar, yalnızca 2020’deki 5,6 trilyon dolarlık rekorun gerisinde kalabilir.

Bain & Company’nin ‘2026 Yıl Ortası Birleşme ve Satın Alma (M&A) 2026’ raporuna göre şirketlerin stratejik dönüşüm ihtiyacı ve mega satın almalardaki sıçrama, M&A piyasasını tarihinin en güçlü dönemlerinden birine taşıyor. 10 milyar doların üzerindeki işlemlerin sayısı yüzde 52, toplam değeri ise yüzde 53 yükselerek küresel M&A piyasasında yeni bir büyüme dönemine işaret ediyor.

Küresel birleşme ve satın alma (M&A) pazarında geçtiğimiz yıl başlayan güçlü toparlanma, kalıcı bir yükseliş trendine dönüşüyor. Rapora göre, 2025’te yüzde 40 artışla 4,9 trilyon dolara ulaşarak tarihindeki en yüksek ikinci seviyeyi gören pazar, 2026’nın ilk beş ayında da ivmesini korudu. İşlem hacmi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 41 artarak 2,4 trilyon dolara yükseldi. Mevcut hızın sürmesi halinde yıl sonunda toplam hacmin 5,3 trilyon doları aşması ve 2026’nın, 2020 rekorunun ardından tarihin en güçlü ikinci yılı olarak kayda geçmesi bekleniyor.

Bain & Company’ye göre bu büyümenin arkasında, farklı sektörlere ve bölgelere yayılan güçlü bir stratejik dönüşüm dalgası bulunuyor. Hızla değişen rekabet ortamında şirketler, büyüme, dayanıklılık ve rekabet güçlerini artırabilmek için birleşme ve satın almaları yeniden temel stratejik araçlardan biri olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ odaklı ekonomiye geçişin hız kazanması, ekonomik büyümedeki yavaşlama, enflasyonist baskılar ve küresel ticarette artan jeopolitik belirsizlikler de şirketleri ölçek ekonomisi sağlayacak ve operasyonel verimliliklerini artıracak stratejik satın almalara yönlendiriyor. Ancak Bain, sermaye kullanımında önceliklerin giderek daha fazla rekabet ettiği bu dönemde, şirketlerin gündemine giren her satın alma işleminin ölçülebilir değer yaratması ve iş performansına somut katkı sunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Bain, özellikle büyük ölçekli satın almalara imza atan şirketlerin yeni bir “kazanan paradoksu” ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Şirketler bir yandan daha büyük ölçek ve dayanıklılık kazanmak amacıyla satın almalar gerçekleştirirken, diğer yandan yapay zekâ dönüşümünü de eş zamanlı yürütmek zorunda kalıyor. Bu durum yöneticileri, iki büyük dönüşüm programını aynı anda nasıl yönetecekleri sorusuna yanıt aramaya zorlarken, bu dönüşümleri ertelemenin de artık mümkün olmadığını gösteriyor.

Bain & Company Türkiye Yönetici Ortağı Onur Candar, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “2025 yılında başlayan güçlü M&A toparlanması geçici bir yükseliş değildi. Bu eğilimi besleyen stratejik gerekçeler bugün daha da güçlenmiş durumda. Şirketler hızla değişen dünyada ihtiyaç duydukları ölçeği ve yetkinlikleri kazanabilmek için cesur satın almalara yöneliyor. Ancak yapay zekâ yatırımlarının hızlanması yeni bir paradoks yaratıyor. Büyük ve karmaşık işlemleri başarıyla tamamlamak hiç olmadığı kadar zorlaştı; buna karşın doğru yönetildiğinde en büyük değer yaratma fırsatını da yine bu işlemler sunuyor.”

Sektörler ve bölgeler genelinde güçlü büyüme

Rapora göre stratejik birleşme ve satın alma işlemlerinin toplam değeri yılın ilk bölümünde yüzde 36 artarken, şirket değerleme çarpanları medyan bazda 11,6 FAVÖK seviyesinde yatay seyretti. İşlem sayısı ise yalnızca yüzde 2 yükseldi. Enerji ve doğal kaynaklar, sanayi ile sağlık ve yaşam bilimleri sektörleri işlem hacmindeki büyümeye en yüksek katkıyı sağladı. Finansal yatırımcıların gerçekleştirdiği işlemler yüzde 9 gerilerken, girişim sermayesi ve kurumsal girişim sermayesi yatırımlarının toplam değeri yüzde 206 artış gösterdi. Bu artışta OpenAI’ın 122 milyar dolarlık yatırım turu önemli rol oynadı.

Mega satın almalar da büyümenin ana itici gücü olmayı sürdürdü. 10 milyar doların üzerindeki işlemlerin sayısı yüzde 52, toplam değeri ise yüzde 53 arttı. İşlemlerde hisse ve nakit kombinasyonunun payı tarihi zirve olan yüzde 35’e yükselirken, tamamen nakit finansmanlı işlemlerin payı döngüsel olarak en düşük seviyelerden biri olan yüzde 55’e geriledi.

Bölgesel bazda ise Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesi küresel M&A faaliyetlerinin en hareketli merkezlerinden biri haline geldi. Bölgedeki mega satın almalar sayesinde işlem hacmi mayıs sonu itibarıyla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 77 arttı. Avrupa şirketleri hem kendi ülkelerinde konsolidasyonu güçlendirecek hem de bölgesel ve küresel ölçekte rekabet avantajı sağlayacak işlemlere imza attı.

Yapay zekâ M&A stratejilerini yeniden şekillendiriyor

Rapora göre yapay zekânın birleşme ve satın alma süreçlerine etkisi artık teknoloji sektörünün çok ötesine taşınmış durumda. ABD’li enerji şirketleri NextEra Energy ile Dominion Energy arasında planlanan 119 milyar dolarlık birleşme bunun önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Artan veri merkezi yatırımları nedeniyle yükselen enerji talebi, şirketleri daha büyük ölçekli enerji altyapıları oluşturmaya yönlendiriyor.

Bain’e göre CFO’lar ve üst düzey yöneticiler için asıl soru, büyük ölçekli entegrasyon süreçlerini yürütürken yapay zekâ dönüşümünü de aynı anda nasıl gerçekleştirecekleri. Raporda, başarılı şirketlerin uzun vadeli sermaye planlarını hem M&A odaklı büyüme stratejilerini hem de yapay zekâ destekli iş süreçleri ve iş gücü dönüşümü yatırımlarını kapsayacak şekilde birlikte planlamaları gerektiği belirtiliyor.

Rapor ayrıca beklemenin artık bir seçenek olmadığını vurguluyor. Bain verilerine göre büyük ölçekli birleşmelerde iki şirketin tam entegrasyonu çoğu zaman 36 ayı aşarken, 10 milyar doların üzerindeki işlemlerde anlaşmanın duyurulmasından kapanışına kadar yaklaşık yedi ay, beklenen maliyet sinerjilerinin büyük bölümünün hayata geçirilmesi ise ilave 24-36 ay sürüyor. Bu nedenle entegrasyon süreçlerinin aynı zamanda yapay zekâ dönüşümünü hızlandıracak kritik fırsatlar olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Küresel Birleşme Ve Satın Alma Pazarı

Bain’e göre bu yeni “kazanan paradoksu”, aynı zamanda önemli bir değer yaratma fırsatı da sunuyor. Yapay zekâ kullanan entegrasyon ekipleri, maliyet sinerjisi fırsatlarını geleneksel yöntemlere kıyasla iki ila üç kat daha hızlı tespit edebiliyor ve çok daha iddialı hedefler belirleyebiliyor.

Raporla ilgili değerlendirmesinde, Bain & Company Türkiye Ortaklarından Armando Guastella ise şöyle konuştu: “Entegrasyon süreçleri her zaman hem risk hem fırsat barındırıyordu. Yapay zekâ ise bu iki unsuru da çok daha kritik hale getiriyor. Başarılı şirketler, satın alma işlemlerini yapay zekâ dönüşümlerini hızlandıracak stratejik bir fırsat olarak değerlendirenler olacak.”

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu?

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle;  İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından cihaz ve kitlerin tamamı için teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüs vb. sunulmadığı,  İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların tamamı için menşei bilgisine yer verilmediği, İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların tamamı için marka/model bilgisi sunulmadığı, Teknik Şartname’de yer alan antikor listesinden CMV (CYTOMEGALOVİRUS), CK-8, HpV_Ab3, AMiLOiD P, HBSAG, HBCAG, HCV, HLA, LAMINiN, NEUROBLASTOM, HPV16, VEGF, BF1, TIA1, COLLOGEN, EMERiN, MEROSIN, CALPAiN, SİKLİN D2, SMAD-4, FMC-7, K27 M ürünlerin kapsam dışı olduğu, ancak ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından belirtilen kapsam dışı ürünler için üretici veya ithalatçı tarafından düzenlenen kapsam dışı beyanın sunulmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde;  Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 3’üncü maddesinde “(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında 4734 sayılı Kanunun 4 üncü maddesindeki tanımlar (Ek ibare: 18/05/2024-32550 R.G./2.md.; yürürlük: 01/08/2025) ile Kamu Alımlarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliğinin 3 üncü maddesindeki tanım ve kısaltmaların yanında;

i) (Ek bent: 18/05/2024-32550 R.G./2.md.; yürürlük: 01/08/2025) EKAP Yönetmeliği: 18/5/2024 tarihli ve 32550 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Alımlarının Elektronik

Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliğini, …ifade eder.” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “Tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 58’inci maddesinde “(1) Teklifler; Kanun, bu Yönetmelik, (Ek ibare: 16/03/2019-30716 R.G/11.md.; yürürlük: 26/03/2019; Değişik ibare: 18/05/2024-32550 R.G./26.md.; yürürlük: 01/08/2025) EKAP Yönetmeliği ve tip şartnamelerde belirtilen esaslar çerçevesinde (Değişik ibare: 18/05/2024-32550 R.G./26.md.; yürürlük: 01/08/2025) e-formlar kullanılarak değerlendirilir…” hükmü,

Kamu Alımlarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliği”nin “Başvuru ve/veya tekliflerin değerlendirilmesi ile ihalenin karara bağlanması” başlıklı maddenin 7’nci fıkrasında “…(7) Tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin şartları sağlamadığı anlaşılan istekliler ile numune/demonstrasyon değerlendirmesi başarısız sonuçlanan isteklilerin teklifleri değerlendirme dışı bırakılır ve bu tekliflerin değerlendirme dışı bırakılma gerekçeleri kaydedilerek EKAP üzerinden ihale komisyonu kararı oluşturulur…” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “Başvuru ve/veya tekliflerin hazırlanması ve gönderilmesi” başlıklı 10’uncu maddesinde “(1) Başvuru veya tekliflerin gönderilmesinde e-teklif kullanılır. E-teklifler; başvuru/teklif mektubu ile idari şartname düzenlemeleri esas alınarak oluşturulan ihaleye katılım belgesi ve diğer ekler kullanılarak hazırlanır ve e-imza ile imzalanarak ihale tarih ve saatine kadar gönderilir.

(2) İhaleye katılım belgesinin hazırlanmasında;

a) Doğrudan EKAP’ta oluşturulan,

b) Entegrasyonlar aracılığıyla erişilen,

c) (a) veya (b) bendi kapsamı dışındakilere ilişkin EKAP’a yüklenen, bilgi ve belgeler kullanılır. Entegrasyonlardan kaynaklanan teknik sorunlar nedeniyle gerekli bilgi ve belgelere ulaşılamaması durumunda bunlara ilişkin belgeler de (c) bendi kapsamında EKAP’a yüklenir. (c) bendi kapsamında yüklenecek belgelerde, ilgili uygulama yönetmeliğinin belgelerin sunuluş şekline ilişkin hükümleri esas alınır.

(3) Aday ve istekliler, ikinci fıkra kapsamındaki bilgi ve belgelerin tam, doğru ve güncel olmasını sağlamakla yükümlüdür.

(6) Tekliflerin gönderilebilmesi için ihaleye katılım belgesindeki zorunlu alanların doldurulması ve geçici teminat tutarının yeterli olması gerekir.

(7) Başvuru ve teklifler EKAP tarafından güvenli şifreleme yöntemleri ile saklanır.” düzenlemesi,

İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.4. İsteklinin teklifi kapsamında ihaleye katılım belgesine aktarılarak sunması ve/veya sağlanması gerektiği bu şartnamenin 7 nci maddesi dışındaki maddeleri ile teknik şartnamede belirtilen belgeler ve/veya yeterlik kriterleri:

Belge Adı Açıklama İş Ortaklıklarında
Cihaz ve kit ile ilgili teknik dokümanlar Cihaz ve kit ile ilgili teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüs vb. Tek ortağın sunması yeterlidir.
Menşei Bilgisi

 

Teklif edilen Cihaz/Cihazlar menşei bilgisi Tek ortağın sunması yeterlidir.
Cihaz Marka/Model

 

Teklif edilen Cihaz Marka/Model bilgileri Tek ortağın sunması yeterlidir.

7.5. Bu Şartnamenin 7 nci maddesi dışında ihale dokümanında sayılan diğer belgeler ve/veya düzenlenen diğer yeterlik kriterleri tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaz…”

düzenlemesi,

Aynı Şartname’nin “Tekliflerin açılması ve değerlendirilmesi” başlıklı 29’uncu maddesinde “…29.5. 29.3 üncü ve 29.4 üncü maddelere göre uygun olduğu anlaşılan tekliflerden, ekonomik açıdan en avantajlı birinci ve ikinci teklif olması öngörülenlerin değerlendirilmesine geçilir. Aşırı düşük teklif açıklaması istenen ihalelerde, aşırı düşük tekliflerin tamamı değerlendirilir.

29.6. Değerlendirme işlemi, bu Şartname düzenlemeleri çerçevesinde ihaleye katılım belgesine aktarılan bilgi ve belgeler esas alınarak yapılır. İhaleye katılım belgesine aktarılan  bilgi ve belgelerden; entegrasyonlar aracılığıyla veya EKAP ya da diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden erişilebilenlerin teyit işlemi gerçekleştirilir. İhaleye katılım belgesine aktarılan belgelerden belirtilen yöntemlerle teyit edilemeyenler bu haliyle değerlendirmeye esas alınır ve ihtiyaç duyulması hali hariç bu belgelerin fiziki olarak sunulması istenmez.

29.11. Tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin şartları sağlamadığı anlaşılan istekliler ile numune/demonstrasyon değerlendirmesi başarısız sonuçlanan isteklilerin teklifleri değerlendirme dışı bırakılır ve bu tekliflerin değerlendirme dışı bırakılma gerekçeleri tutanağa bağlanır.” düzenlemesi,

Tam Otomatik İmmunohistokimyasal Testler ve İn Sıtu Hibridizasyon Sistemi Sonuç Karşılığı Hizmet Alımı Teknik Şartnamesi’nin “Genel Şartlar” başlıklı B maddesinde “1.Kurulacak sistem, immünohistokimya ve in-situ hibridizasyon uygulamasını kesitin deparafinizasyon aşamasından başlayıp, enzim, antijen retrieval (ısı ve solüsyon etkisi ile epitop geri kazanımı) işlemi dahil olmak üzere, peroksit blok, primer antikor, detection kit aşamaları ve zıt boyaması da tamamlanmış şekilde, aynı platform üzerinde, kullanıcı müdahalesine gerek kalmadan tam otomatik olarak yapabilmelidir. İlk aşamada cihazlardan Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kurulacak olan cihaz hariç olmak üzere diğer kurumlara kurulacak olan cihazlarda ve kitlerde in-situ hibridizasyon çalışma şartı aranmayacaktır. Ayrıca firma hizmet alım süresince oluşabilecek ihtiyaçlar kapsamında (toplam test sayısı içinde kalmak kaydı ile) idarece bildirilmek koşuluyla, tüm hastaneler için hastanelerce ihtiyaç duyulabilecek test kapasitesini (ihtiyaç duyulan günlük test sayısı) ve hastanenin test yapabilme kabiliyetini (immümohistokimya ve/veya insituhibridizasyon) karşılayacak şekilde cihaz, kit, antikor sağlama/kurmayı kabul ve taahhüt eder…”  düzenlemesi yer almaktadır.

İhale üzerinde bırakılan …….. Diagnostics Turkey Anonim Şirketi tarafından ihaleye katılım belgesinin “İdari Şartnamenin 7.4. maddesinde Belirtilen Belge/Kriterler” başlıklı bölümünün; “Cihaz ve kit ile ilgili teknik dokümanlar” kısmına “4531-9999-00147_Benchmark Ultra Cihaz Broşürü.pdf, 4531-9999-00283_Benchmark GX Cihaz Broşürü.pdf, 4531-9999- 00755_2025-1445640 Kit Prospektüsleri.pdf, 4531-9999-00792_2025-1445640 NordiQC Belgeleri.pdf, 4531-9999-00764_2025-1445640 Teknik Şartname Taahhütnamesi.pdf” uzantılı belgelerin, “Menşei Bilgisi” kısmına “4531-9999-00756_2025-1445640 Menşei Belgesi.pdf” uzantılı belgenin, “Cihaz Marka/Model” kısmına “4531-9999-00757_2025-1445640 Cihaz Marka Model Tablosu.pdf” uzantılı belgenin yüklendiği görülmüştür. Söz konusu belgeler indirildiğinde; Benchmark Ultra ve Benchmark GX cihazına ait broşürler ile ultraView Universal DAB Detection Kit Prospektüsleri, Benchmark GX ile Benchmark Ultra cihazlarına ilişkin menşei taahhütnamesi ile cihaz marka ve model bilgisinin yer aldığı Cihaz tablosu başlıklı belge ile karşılaşılmıştır.

Yukarıda aktarılan doküman düzenlemelerinden, idarece başvuruya konu Puan Karşılığı Patoloji Grubu Laboratuvar Cihazları Hizmeti Alımı ihalesinde, testlerin; İmmünohistokimyasal Testler ile In Sıtu Hibridizasyon Testleri olmak üzere 2 başlık altında toplandığı, söz konusu testler için kullanılacak cihazların özeliklerine Teknik Şartnamede yer  verildiği, cihaz ve kit ile ilgili teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüsün, teklif edilen cihaz/cihazlar menşei bilgisinin ve cihaz marka/model bilgilerini gösteren belgelerin yeterlik kriteri olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından Amerika menşeli Ventana marka Benchmark Ultra ve Benchmark GX model cihazların teklif edildiği, yukarıda aktarıldığı üzere teklif edilen cihazlara ilişkin broşür ve ultraView Universal DAB Detection Kiti için prospektüsün teknik bilgileri içeren belgeler, menşei belgesi ve marka/model belgesinin ihaleye katılım belgesine yüklendiği görüldüğünden, iddia uygun bulunmamıştır.

İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.4. İsteklinin teklifi kapsamında ihaleye katılım belgesine aktarılarak sunması ve/veya sağlanması gerektiği bu şartnamenin 7 nci maddesi dışındaki maddeleri ile teknik şartnamede belirtilen belgeler ve/veya yeterlik kriterleri:

Belge Adı Açıklama İş Ortaklıklarında
Kapsam Dışı Beyanı Tıbbi Cihaz Yönetmeliği, Vücuda Yerleştirilebilir  aktif Tıbbi Cihazlar  yönetmeliği ve Vücut dışında kullanılan (invitro) Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmayan teklif verilenler için üretici / ithalatçı  kapsam  dışı beyanı Tek ortağın sunması yeterlidir.

7.5. Bu Şartnamenin 7 nci maddesi dışında ihale dokümanında sayılan diğer belgeler ve/veya düzenlenen diğer yeterlik kriterleri tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaz…” düzenlemesi,

Teknik Şartname’nin “İmmunohistokimyasal Test Kiti Özellikleri” başlıklı C maddesinde “…18- Aşağıdaki antikor listesine uyumlu antikor ve In-Sıtu Hibridizasyon kitleri verilecektir. Bu listede yer almayan ancak bilimsel olarak uygulanması gereken antikor ve In- Sıtu Hibridizasyon kitleri gerektiğinde listedenmiş gibi sayılıp firmadan istenebilecektir.  DETECTİON KİTLERLE BİRLİKTE VERİLECEK ANTİKOR LİSTESİ yer almaktadır.

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İhale üzerinde bırakılan …… Diagnostics Turkey Anonim Şirketi tarafından ihaleye katılım belgesinin “İdari Şartnamenin 7.4. maddesinde Belirtilen Belge/Kriterler” başlıklı bölümünün, “Kapsam Dışı Beyanı” kısmının boş bırakıldığı görülmüştür. Yukarıda aktarılan İdari Şartname düzenlemesinden, idarece; Tıbbi Cihaz Yönetmeliği, Vücuda Yerleştirilebilir Aktif Tıbbi Cihazlar Yönetmeliği ve Vücut Dışında Kullanılan (İnvitro) Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmayan üretici / ithalatçı için kapsam dışı beyanının, yeterlik kriteri olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu yeterlik kriterinden, Teknik Şartname’de sayılan 171 adet detection kitlerle birlikte verilecek antikordan, anılan yönetmelikler kapsamında olmayanlara ilişkin de kapsam dışı beyanı verilmesi gerektiği hususunun anlaşılmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla yeterlik kriteri olarak belirlenmeyen bir hususa ilişkin ihale üzerinde bırakılan isteklinin kapsam dışı beyanında bulunmasının zaruri olmadığı anlaşılmış, iddia yerinde bulunmamıştır.

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

0 312 963 13 63

 

Borusan Türk Çeliğinin Belgelendirme Sınavını Geçiyor

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Borusan Türk çeliğinin Belgelendirme Sınavını Geçiyor

Borusan Türk Çeliğinin Belgelendirme Sınavını Geçiyor

2027 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir altyapı projesinin büyük çaplı boruları Alabama’daki bir fabrikada üretilecek. O boruları üretecek şirketin kökeni, 1958’de İstanbul’da kurulan bir boru fabrikasına dayanıyor. Aradan geçen yıllarda şirket kıta değiştirdi, fabrika satın aldı, adını değiştirdi. Satınalma açısından asıl ilginç olan büyüme öyküsü değil, o siparişin nasıl alındığı. Bir üreticinin herhangi bir pazarda iş alabilmesi için birbirinden bağımsız iki koşulu aynı anda karşılaması gerekiyor ve bu koşullardan ikincisi çoğu zaman gözden kaçıyor. Üretim kabiliyeti tek başına sipariş getirmiyor, üreticinin ayrıca kabul edilmiş olması gerekiyor.

Şirketin Bugünkü Tablosu

Borusan Boru (BRSAN), 7 Ağustos 2026’da 2026 yılının ilk yarısına ilişkin sonuçlarını açıkladı. Satış geliri %26,1 artışla 976,9 milyon dolara, satış hacmi %3,1 artışla 602.800 tona yükseldi. Aynı dönemde şirketin AVFÖK değeri %68,9 artışla 90,3 milyon dolara ulaştı, AVFÖK marjı 2,3 puan artarak %9,2 oldu, net karı ise 39,8 milyon dolar olarak gerçekleşti. Şirket bu sonuçların ardından 2026 yılı konsolide satış geliri beklentisini 2,2-2,4 milyar dolar aralığına, AVFÖK marjı beklentisini de %9-11 aralığına yükseltti.

Gelirin nereden geldiği tablonun asıl anlamlı kısmı. Altyapı ve Proje segmenti %93 artışla 520 milyon dolara ulaşarak şirketin en büyük faaliyet alanı olmayı sürdürdü. Enerji segmenti %2 artışla 198 milyon dolar, Otomotiv segmenti yine %2 artışla 102 milyon dolar oldu. Endüstri ve İnşaat segmenti ise Avrupa ve Türkiye’deki zayıf talep koşulları nedeniyle %26 gerileyerek 157 milyon dolara indi. Altyapı ve Proje kaleminin bu ölçüde büyümesinin arkasında, önceki dönemlerde alınan büyük çaplı siparişlerin teslimat takvimine girmesi bulunuyor.

O siparişler üst üste geldi. Aralık 2025’te ABD’deki bağlı ortaklık Borusan Berg Pipe üzerinden 553 milyon dolarlık hat borusu (line pipe) siparişi alındı ve üretimin Alabama’daki Mobile tesisinde yapılacağı bildirildi. Nisan 2026’da yaklaşık 100 milyon dolarlık bir sipariş geldi. 1 Haziran 2026’da ise şirket, Borusan Berg Pipe’ın ABD’de yürütülen ticari görüşmeler sonucunda yaklaşık 742 milyon dolar tutarında yeni satış siparişleri aldığını Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bildirdi. Bu siparişlerdeki büyük çaplı hat borularının çoğunluğunun 2027 içinde üretilip sevk edilmesi, kalan bölümün ise 2028’in ilk çeyreğinde tamamlanması planlanıyor.

Buradaki ayrımın altını çizmek gerekiyor. Haziran siparişi, ABD’de faaliyet gösteren bağlı ortaklık tarafından, ABD’de yürütülen görüşmeler sonucunda alınmış bir satış. Şirketin ilk yarı sonuçlarına göre küresel faaliyetlerden elde edilen gelir toplam gelirin %89’unu oluşturuyor, ABD operasyonlarının payı ise yaklaşık %79 seviyesinde bulunuyor. Şirketin kendi dipnotu bu rakamın nasıl okunması gerektiğini de söylüyor, çünkü Türkiye’den ABD ve AB operasyonlarına yapılan ihracatlar ilgili operasyonlar altında konsolide ediliyor. Yani bu pay tümüyle Amerika’da üretilmiş ürünlerden oluşmuyor, içinde Türkiye çıkışlı sevkiyat da yer alıyor. Bu tablo bir tercihin değil, uzun bir yer değiştirmenin sonucu.

Birinci Koşul Yer Değiştirmek

ABD pazarında çelik ürünlerine yönelik düzenleme çerçevesi son yıllarda belirginleşti. Amerikan yönetiminin ulusal güvenlik gerekçesiyle uyguladığı Section 232 tarifesi Haziran 2025’ten bu yana çelikte %50 seviyesinde bulunuyor ve mevcut çerçeve 2027 sonuna kadar geçerli. Bunun yanında, Türkiye ve Güney Kore menşeli kaynaklı çelik boru ürünlerine yönelik anti-damping ve telafi edici vergi kararları 2021’de uzatıldı, bu kararların gözden geçirme süreci 2026 boyunca sürdü. ABD Ticaret Bakanlığı ayrıca Borusan Boru’yu Borusan Mannesmann Boru’nun hukuki halefi olarak kabul ettiğini bildirdi, dolayısıyla önceki unvana uygulanan önlemler yeni unvan için de geçerli sayıldı. Bunlar yorum gerektirmeyen, pazarın mevcut koşullarını tarif eden idari tespitler.

Bu koşulların ticaret akışına yansıması rakamlarda görülüyor. Türkiye’nin çelik boru ihracatı 2025’te %0,6 artışla 2,2 milyon ton olarak gerçekleşti ve öne çıkan pazarlar Romanya, Birleşik Krallık ve Fas oldu. Listede ABD’nin bulunmaması, üretimin pazara taşınması yönündeki eğilimin hangi zemine oturduğunu gösteriyor. Aynı tabloyu Türk çelik sektörünün diğer oyuncuları da okuyor ve benzer kararlar alıyor. Bu kararların nasıl şekillendiğini Kocaer Çelik’in ABD hamlesini ele aldığımız yazıda ayrıntılı biçimde incelemiştik.

Borusan Boru’nun bu yöndeki adımları bir anda atılmadı. Şirket 2001’de İtalya’daki Vobarno tesisini satın alarak ilk yurt dışı yatırımını yaptı. 2014’te Houston Baytown’da yıllık 300 bin ton kapasiteli fabrikasını devreye aldı. 2023’te ise ABD merkezli Berg Pipe’ı 162 milyon dolar karşılığında bünyesine kattı ve Florida’daki Panama City ile Alabama’daki Mobile tesisleri şirkete geçti. Bugün Teksas, Alabama ve Florida eyaletlerindeki dört tesisiyle ABD’de yerel üretici konumunda bulunuyor ve Panama City tesisinde 2027’de devreye girmesi planlanan 68 milyon dolarlık ileri form verme teknolojisi yatırımı sürüyor. Yer değiştirmek maliyet sorusunu çözüyor, ancak sipariş sorusunu çözmüyor.

İkinci Koşul Yeterlilik Kazanmak

Şirketin adındaki Mannesmann ibaresinin nereden geldiğini bilmek, ikinci koşulu anlamayı kolaylaştırıyor. Mannesmann, 1880’lerin ortasında dikişsiz çelik boru üretimini mümkün kılan eğik haddeleme yöntemini geliştiren Alman sanayici kardeşlerin soyadı. Kurdukları şirket 1908’de Mannesmannröhren-Werke adını aldı ve boru üretiminde uluslararası bir teknik referans haline geldi. Borusan 1998’de bu şirketle ortaklığa giderek Türkiye’deki dikişli çelik boru yatırımlarını tek çatı altında topladı. Ortaklık 2023’te sona erdi, Borusan payların tamamını devraldı ve şirket Türkiye’de Borusan Boru, uluslararası pazarlarda Borusan Pipe adıyla yoluna devam etti. Adın düşmesi, o teknik geleneğe eklemlenerek başlayan bir sürecin kendi kimliğini kurmasıyla tamamlandığı anlamına geliyor.

Bu birikimin somut karşılığı, enerji sektörünün ürüne değil üreticiye baktığı noktada ortaya çıkıyor. Petrol ve doğal gaz iletim hatlarında kullanılan hat boruları, Amerikan Petrol Enstitüsü’nün API 5L şartnamesine göre üretiliyor. Şartname iki ürün seviyesi tanımlıyor ve bunlardan PSL2 seviyesi belirgin biçimde daha ağır koşullar getiriyor. PSL2’de kimyasal bileşimin sınırları daralıyor, darbe testi ve tahribatsız muayene zorunlu hale geliyor, üretilen her boru tek tek izlenebilir oluyor ve mekanik özellikler için yalnızca alt sınır belirlenmiyor, üst sınır da tanımlanıyor. Üst sınırın konulmasının nedeni, borunun kaynak ve imalat süreçlerinde öngörülebilir davranmasını güvence altına almak.

Koşullar hattın taşıyacağı akışkana ve çalışacağı ortama göre ağırlaşıyor. İçinde hidrojen sülfür bulunan gaz ve petrolün taşındığı hatlar için gereken ekşi servis (sour service) koşulları, şartnamenin ayrı bir eki altında düzenleniyor ve malzemenin hidrojen kaynaklı çatlamaya karşı direncini gerektiriyor. Açık deniz hatları için ise başka bir ek geçerli oluyor. Bunların üzerine üreticinin API monogram lisansı, kalite yönetim sistemi belgeleri ve bağımsız muayene kuruluşlarının onayları biniyor. Bir proje sahibi ihaleye çıktığında, teklif veren üreticiden bütün bu belgeleri ön yeterlilik aşamasında istiyor ve belge zinciri eksik olan teklif fiyata bakılmadan elenir.

Şirketin kendi değerlendirmesi de bu noktaya işaret ediyor. Borusan Boru 2025 faaliyet raporunda, uluslararası standartlara uyum ve sertifikasyon altyapısının başta ABD olmak üzere regülasyon seviyesi yüksek pazarlarda faaliyet göstermeyi desteklediğini belirtiyor. Aynı raporda petrol ve doğal gaz borularında API, içme suyu tesisat borularında NSF ve DVGW, yangın tesisat borularında ise UL ve FM belgelerine sahip bir ürün portföyünden söz ediliyor. Farklı ürün grupları için farklı belgelendirme rejimlerinin sayılması, bu altyapının tek bir sertifikadan ibaret olmadığını gösteriyor. Her ürün grubu, kendi pazarının kabul ettiği ayrı bir onay zinciriyle geliyor.

Bu yükün ne anlama geldiğini akademik yazın da tarif ediyor. Şimşek Sürel’in uluslararası ticarette teknik engelleri ve uygunluk değerlendirme sistemini incelediği 2022 tarihli çalışmasında, uygunluk değerlendirme prosedürünün test, muayene ve denetleme aşamalarını kapsadığı için önemli bir maliyet unsuru oluşturduğu belirtiliyor. Çalışma aynı zamanda, ürünün güvenilirlik derecesini artırdığı ve teknik engelleri aşmasını sağladığı için bu maliyet unsurlarının göze alınabildiğini tespit ediyor. Yazar, gereğinden zor belgelendirme işlemlerinin zorunlu kılınmasının ihracatçı firmalar açısından ek külfet yarattığını ve rekabet edebilirliği güçleştirdiğini de ekliyor. Satınalma tarafından bakıldığında bu tespit, tedarikçinin belge dosyasının neden bir maliyet kalemi gibi göründüğünü ve neden öyle olmadığını aynı anda açıklıyor. Belgelendirme bir gider kalemi olarak değil, o pazara girişin bedeli olarak okunmalı.

Yeterlilik Firmayla Birlikte Taşınıyor

Alabama’daki tesisin büyük siparişleri almasının nedeni bulunduğu coğrafya ile sınırlı değil. Bir proje sahibi, hattının borusunu tedarik edecek üreticiyi seçerken tesisin adresine değil, o üreticinin daha önce hangi koşullarda hangi işleri teslim ettiğine bakıyor. Berg Pipe’ın 1979’dan bu yana ABD enerji altyapısında taşıdığı referans birikimi satın alma yoluyla Borusan Boru’nun bünyesine geçti. Aynı şekilde Borusan Boru’nun kendi birikimi de o tesislere taşındı. Yeterlilik, fabrikanın duvarları arasında kalan bir özellik olmaktan çok, şirketin yanında götürdüğü bir varlık.

Bu birikimin Türkiye ayağı halen üretim yapıyor. Şirketin belirttiğine göre Gemlik fabrikası ülkenin en büyük spiral kaynaklı boru entegre üretim tesisi konumunda bulunuyor, iki adımda kaynak teknolojisiyle üretim yapan dünyadaki ilk üç tesisten biri olma özelliğini taşıyor ve Avrupa’da tek parça 24,5 metre uzunluğunda boru üretebilen tek tesis olduğu ifade ediliyor. Gemlik’teki boyuna kaynaklı boru fabrikası ise gaz borularındaki uzmanlığıyla öne çıkıyor. Şirket bu dönemde, Halkalı ve Bursa’daki faaliyetlerini Gemlik kampüsünde birleştirme sürecini yürütüyor ve bu dönüşümün üretim ile müşteri teslimatlarında kesinti yaşanmadan ilerlediğini bildiriyor. Türkiye’deki üretim kabiliyeti tek bir kampüste toplanıyor.

Türkiye çıkışlı sicil de bu yeterliliğin nasıl kazanıldığını gösteriyor. Şirket ABD pazarına 2007’de Elba Express projesiyle girdi. 2015’te Amerikan ve Alman rakiplerinin karşısında 152 milyon dolarlık bir doğalgaz boru hattı ihalesini kazandı, borular Gemlik’te üretildi ve Gemlik Limanı’ndan gemiyle Philadelphia’ya sevk edildi. Aynı dönemde Teksas sınırları içindeki 449 kilometrelik doğalgaz sıvısı iletim hattı için de sipariş alındı. TANAP başta olmak üzere bölgedeki büyük enerji hatlarında da üretici olarak yer aldı. Bu işlerin her biri, sonraki ihalelerde referans olarak gösterilebilen bir kayıt bıraktı. Bir üreticinin en taşınabilir varlığı makinesi değil, kazandığı kabul.

Aynı Soru Sektörün Tamamı İçin

Bu tabloyu Türk çelik sektörünün geneliyle karşılaştırmak, sorunun tek bir şirketle sınırlı olmadığını gösteriyor. Oral’ın 2026 tarihli çalışmasında Türkiye’nin bir dönem çelik ürünleri ihracat birim fiyatının 0,84 dolar/kg seviyesinde gerçekleştiği, buna karşılık vasıflı ve katma değerli üretime odaklanan Almanya’nın 1,54 dolar/kg, Çin’in ise 1,08 dolar/kg seviyelerinde bulunduğu aktarılıyor. Çalışmada bu farkın kaynağı üretim yapısıyla açıklanıyor. Türkiye’nin üretim kapasitesi açısından dünya sıralamasında güçlü bir konumda bulunmasına rağmen, üretim yapısının büyük ölçüde inşaat sektörüne yönelik uzun ürünlere dayanması vasıflı çelik üretimini sınırlı bırakıyor ve bu durum ihracatın kilogram başına değerine doğrudan yansıyor.

Birim fiyat farkı bu haliyle bir fiyatlama tercihinin sonucu olmaktan çıkıyor. Bir üreticinin kilogram başına ne kadar kazandığı, hangi ürün gruplarında iş alabildiğine bağlı. Yüksek katma değerli ürün gruplarına giriş ise ileri metalurjik süreçlerin yanı sıra o ürünün pazarında geçerli olan onay zincirinden geçmeyi gerektiriyor. Bu iki gereklilik birbirini besliyor, çünkü üretim kabiliyeti olmadan belge alınamıyor, belge olmadan da o kabiliyet siparişe dönüşemiyor. Sektörün önündeki soru bu noktada kapasiteden uzaklaşıyor.

Aynı örüntü, çeliğin başka ürün gruplarında da görülüyor. Kardemir’in Cezayir Ulusal Demiryolu Taşımacılığı Şirketi’nin uluslararası ihalesini kazanarak 21 Temmuz 2026’da imzaladığı ve beş yıla yayılacak bir tedarik programının ilk sözleşmesi olan yaklaşık 27 milyon dolarlık anlaşma, ürün kalitesinden önce uzun vadeli bir tedarik programına kabul edilmeyi gerektirdi. Demiryolu tekerinde de, hat borusunda da belirleyici olan aynı mekanizma işliyor. Bu örüntüyü daha önce Kardemir’in Avrupa’ya teker ihracatını ele aldığımız yazıda incelemiştik. Türk çeliğinin önündeki asıl soru ne kadar üretebildiği değil, hangi masalarda kabul gördüğü.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Borusan Türk çeliğinin Belgelendirme Sınavını Geçiyor

Satınalma Tarafına Düşen

Bu tablonun satınalma profesyoneli için pratik bir karşılığı var. Bir tedarikçi değerlendirmesinde belge listesi çoğu zaman dosyanın en hızlı geçilen bölümü olarak görülüyor. Oysa o liste, tedarikçinin hangi pazarlarda iş alabildiğini ve hangi teknik koşulları taşıyabildiğini gösteren en açık harita. Bir üreticinin API monogramına, ekşi servis kabiliyetine ya da belirli bir ürün grubunda geçerli ulusal onaylara sahip olup olmaması, o üreticinin sunabileceği çözümün sınırlarını baştan çiziyor.

Aynı okuma tedarikçi geliştirme tarafında da işe yarıyor. Bir tedarikçinin bugün taşımadığı bir belgeyi edinmesi, o tedarikçiyle birlikte yeni pazarlara açılma imkanının önünü açıyor. Belgelendirme sürecinin maliyeti ve süresi bu nedenle tedarikçiyle ortak planlanması gereken bir kalem. Borusan Boru’nun kırk yılı aşkın bir sürede biriktirdiği kayıt, bu tür bir birikimin kısa yoldan elde edilemeyeceğini de gösteriyor. Kazanılması uzun süren bu yeterlilik, bir kez kazanıldığında şirketin gittiği her yere birlikte gidiyor.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Atma Şunu Duvara! Dur Vurma Yere, Yapma…

Atma şunu Duvara! Dur Vurma Yere, Yapma... Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Atma Şunu Duvara! Dur Vurma Yere, Yapma…

(Kalite Testi yaparken, göz çıkartanlara selam olsun)

Zafer URFALIOĞLU

Son yıllarda satıcıların yeni bir tutkusu var. Ürünü anlatmak yerine ona eziyet etmek.

Bir bakıyorsunuz telefonu onuncu kattan aşağı bırakıyorlar.

– İşte kırılmıyor. Alkış.

Bir başkası geliyor, matkabı duvara fırlatıyor.

Bak hala çalışıyor. Alkış.

Bir diğeri, valizin üzerinden otomobil geçiriyor.

– Vay be ezilmiyor bile. Alkış.

Yakında zavallı bir tost makinesini yanardağa atıp lavlardan çıkaracaklar ve hâlâ ekmek kızartıyorsa “İşte gerçek kalite” diyecekler.

İnsan ister istemez soruyor:

Biz bu ürünleri kullanmak için mi satın alıyoruz, yoksa işkence etmek için mi?

Kalite kavramı, nedense son yıllarda; “Ne kadar hırpalanabiliyor?” sorusuna indirgenmiş durumda. Oysa Toplam Kalite Yönetimi’nin yıllardır anlattığı bambaşka bir hikâye var.

  • Kalite; Müşterinin ihtiyacını doğru anlamaktır.
  • Kalite; Her üretilen ürünün bir öncekisiyle aynı standartta olmasıdır.
  • Kalite; Arıza çıkarmamasıdır.
  • Kalite; Servisinin zamanında gelmesidir.
  • Kalite; Yedek parçanın bulunmasıdır.
  • Kalite; Üretim sırasında hata ve israfı azaltmaktır.
  • Kalite; Aynı işi daha düşük maliyetle, daha az kaynak tüketerek ve ilk seferde doğru yapabilmektir.

Çünkü kalite sadece sağlam ürün üretmek değildir; o sağlamlığı ekonomik ve sürdürülebilir şekilde üretebilmektir. Bir parçayı gereğinden beş kat kalın yaparak kırılmaz hâle getirmek mühendislik başarısı değil, çoğu zaman maliyet başarısızlığıdır.

Ama bizde kalite denince akla hâlâ: “Duvara vurdum, kırılmadı. Üstüne çıktım, ezilmedi.”

Oysa mühendislik dünyasında dayanıklılık, reklam çekimlerinde değil; standart test metotlarında ispatlanır:

  • Darbe Dayanımı,
  • Düşme Testi,
  • Titreşim Testi,
  • Yorulma Testi,
  • Basma ve Çekme Dayanımı…

Hepsinin uluslararası kabul görmüş yöntemleri, ölçütleri ve raporlama biçimleri vardır. Aynı şartlarda yapılan testler ürünleri karşılaştırmayı mümkün kılar; duyguları değil, verileri konuşturur.

Peki bunun sonu nereye varacak?

Yarın bir buzdolabını vinçten bırakıp “Yine de çalışıyor” diye reklamını yapacaklar. Ertesi gün koltuğun üzerine fil oturtacaklar.

Sonra belki de “Bizim musluk o kadar sağlam ki, uzay mekiğinin iniş takımı olarak kullanılabilir” diye övünecekler.

Ya hu, elbette dayanıklılık önemlidir. Kimse ilk düşüşte paramparça olan bir ürün istemez. Ancak dayanıklılık, kalitenin yalnızca bir bileşenidir; kendisi değildir.

  • Bir otomobil düşünün. Üzerinden tank geçiyor ama fren sistemi zayıf.
    • Kaliteli midir?
  • Bir telefon düşünün. Çivi çakabiliyorsunuz ama şarjı iki saatte bitiyor.
    • Kaliteli midir?
  • Bir çamaşır makinesi düşünün. Depremden sağ çıkıyor ama çamaşırları temiz yıkamıyor.
    • Kaliteli midir?

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Gerçek kalite; ürünün kullanım amacını en doğru, en güvenilir, en ekonomik ve en sürdürülebilir biçimde yerine getirmesidir. Toplam Kalite Yönetimi’nin hedefi de tam olarak budur: Hataları gösteriyle değil süreçle önlemek, kaliteyi tesadüfen değil sistematik olarak üretmek.

O yüzden sevgili satıcı arkadaşlar…

Atmayın şunları duvarlara.

Vurmayın yerlere.

Üzerine minibüs de çıkarmayın lütfen.

Atma şunu Duvara! Dur Vurma Yere, Yapma... Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Eğer gerçekten iyi bir ürün yaptıysanız, bunu standart test raporlarıyla, düşük hata oranlarıyla, uzun kullanım ömrüyle, müşteri memnuniyetiyle ve rekabetçi maliyetinizle anlatın.

Çünkü kaliteli ürünü anlamak için onu parçalamaya değil; onu akılla tasarlayan mühendisliğe, onu verimli üreten sisteme ve onu yıllarca sorunsuz kullanan müşteri memnuniyetine bakmak yeterlidir.

Zafer URFALIOĞLU

Dijital İkiz (Digital Twin) Tedarikçinizin Verisi ve Güveni Kadar Gerçek

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Dijital İkiz (digital Twin) Tedarikçinizin Verisi Ve Güveni Kadar Gerçek

Sorunun Doğduğu Yer ile Göründüğü Yer

Tedarik zincirinde bir aksaklık görüldüğünde ilk bakılan yer genellikle depo oluyor. Stok şişmişse planlama sorgulanıyor, sevkiyat gecikiyorsa nakliyeci konuşuluyor, raf boş kalıyorsa dağıtım masaya yatırılıyor. Bu adresler tümüyle yanlış olmasa da eksik kalıyor. Çünkü sahada görünen sorunların önemli bir bölümü aylar önce satınalma ya da satış masasında alınmış ticari kararların gecikmiş sonucu oluyor. Kararı alan ekip, o sırada kendi ölçütlerine bakıyor ve çoğunlukla birim maliyet ile tedarik süresi üzerinden sonuca varıyor. Aynı kararın depoda, araçta ve rafta ne yaratacağı o hesabın dışında kalıyor.

Bu mekanizmayı gıda sektöründen basit bir örnekle izleyebiliriz. Bir üretici, ürününü altılı koliler yerine on ikili kolilerde sevk etmeye karar veriyor. Üretim tarafında karar yerinde duruyor, paketleme hattı daha az duruşla çalışıyor ve ambalaj birim maliyeti düşüyor. Satın alma tarafında da karar yerinde duruyor, daha büyük partiler daha iyi alım koşulu getiriyor. Zorluk kolinin depoya ve rafa ulaştığı noktada başlıyor. Çünkü on ikili koli market rafına sığmıyor ve nihai tüketici bir seferde altı adetten fazlasını almak istemiyor. Sonuçta depoda bekleyen stok artıyor, sevkiyat sıklığı bozuluyor ve satış noktasında ürün bulunurluğu düşüyor.

Aynı desen başka kararlarda da tekrarlanıyor. Asgari sipariş miktarının yükseltilmesi, tedarikçinin üretim planını rahatlatıyor ve alıcının birim fiyatını aşağı çekiyor. Talebi dalgalı bir üründe ise aynı miktar, elde kalan stoka ve bağlanan işletme sermayesine dönüşüyor. Satış kampanyaları da bu listeye giriyor. Çünkü kampanya, tedarik zincirinin çalışmak üzere kurulduğu düzeni geçici olarak askıya alıyor. Kampanya dönemindeki hacim sıçraması bir ürünün talebini yukarı çekerken, yanındaki ürünün talebini aşağı çekiyor ve bu dalga sipariş yoluyla tedarikçiye kadar geriye yayılıyor.

Bu üç kararın ortak yanı, her birinin kendi içinde tutarlı bir hesaba dayanması. Ticari ekip kendi tablosuna bakıyor, operasyon ekibi kendi tablosuna bakıyor, tedarikçi ise üçüncü bir tabloyla çalışıyor. Üç tablo da kendi sınırları içinde doğru ama hiçbiri sistemin tamamını göstermiyor. Kararın nereye kadar dokunacağı bu yüzden ancak uygulamaya geçildikten sonra öğreniliyor. Karar kalitesi ile sonuç kalitesi arasındaki farkı çoğu zaman tarafların ortak bir tabloya sahip olmaması belirliyor.

Dijital İkiz Ne Yapar?

Ortak bir tablo arayışı, son yıllarda dijital ikiz (digital twin) kavramını gündeme taşıdı. Kavram, fiziksel bir sistemin gerçek veriyle beslenen ve üzerinde senaryo çalıştırılabilen temsilini anlatıyor. Bir fabrika, bir depo, bir sevkiyat hattı ya da tedarik ağının tamamı bu şekilde modellenebiliyor. Model sabit durmuyor, veri aktıkça güncelleniyor ve sorulan soruya karşılık bir davranış üretiyor. Teknolojinin tedarik zincirindeki kullanımı ve dünyadaki öncü uygulamaları dergimizde daha önce ayrıntılı biçimde ele alınmıştı.

Modelin asıl katkısı hızda ya da görsellikte ortaya çıkmıyor, sorulan sorunun kendisini değiştiriyor. Masaya bir teklif geldiğinde alışılmış soru şu oluyor:

  • Bu teklif cazip mi?

Model kurulduğunda ise soru şuna dönüşüyor:

  • Sistem buna nasıl tepki verir?

İki soru arasındaki mesafe, bir kararın tek bir kalemde kazandırıp, üç kalemde kaybettirmesini önceden görmeye yarıyor. Ancak modelin çalışabilmesi için temsil ettiği ağın verisine ihtiyacı var ve o ağın büyük bölümü şirketin duvarlarının dışında duruyor. Dijital ikiz, bir yazılım kalemi olmadan önce bir veri ortaklığıdır.

Model Ancak Tedarikçinin Verisi Kadar Gerçek

Bu ortaklığın önündeki asıl engel teknik alanda durmuyor. Tedarikçi kendi maliyet yapısını ve süreç ayrıntılarını paylaşmakta isteksiz davranıyor. Çünkü bu bilginin bir sonraki fiyat görüşmesinde kendisine karşı kullanılacağını düşünüyor. Alıcı taraf da simetrik bir çekince taşıyor. Tedarikçiye onun ne kadar kritik olduğunu göstermesi pazarlık gücünü zayıflatıyor. Her iki taraf da kendi konumundan bakınca makul davranıyor. Ortaya çıkan sonuç ise ortak bir modelin hiç kurulamaması oluyor.

Alıcının bu tıkanıklık karşısındaki ilk refleksi genellikle veriyi talep etmek oluyor. Talep yoluyla toplanan veri tek yöne akıyor. Tedarikçi bilgiyi veriyor, karşılığında kendi işine yarayan bir çıktı görmüyor ve süreci bir denetim olarak yaşıyor. Denetlenme hissi güveni aşındırıyor, aşınan güven de paylaşılan verinin niteliğini düşürüyor. Eksik doldurulan formlar ve son güne bırakılan bildirimler, bu döngünün görünen belirtileri oluyor. Bu kapsamda zincirleme bir etki söz konusu diyebiliriz.

Bu isteksizliğin bedeli rakamlarda okunabiliyor. Küresel ölçekte yapılan araştırmalar, şirketlerin %95’inin birinci kademe tedarikçisindeki riski gördüğünü ortaya koyuyor. İkinci kademe ve ötesini görebilenlerin oranı ise %42’de kalıyor. Uçtan uca tam görünürlüğe sahip olduğunu söyleyen şirket oranı %18 bandında seyrederken, ikinci ve üçüncü kademede tam görünürlük iddiası %6’ya kadar iniyor. Kısacası görünürlük, ilişkinin en yakın ve en az sürpriz üreten halkasında yoğunlaşıyor.

Nisan 2025’te yaşananlar, bu yoğunlaşmanın bedelini açıkça gösterdi. Nadir toprak elementlerinde getirilen ihracat kısıtının ardından, Avrupa ve Japonya’daki otomotiv üretim hatları haftalar içinde durdu. Hiçbir birinci kademe tedarikçi teslimatını aksatmamıştı, uyarı sistemleri sessizdi ve tedarikçi karneleri yeşil görünüyordu. Kesintinin kaynağı dört kademe derinde, çoğu üreticinin haritasında bulunmayan rafineri katmanındaydı. Görünürlük çoğunlukla riskin bulunmadığı yerde toplanıyor. Benzer bir mekanizma çip ve bellek tarafında da işledi, tahsis sırası alt katmanda belirlendiğinde en büyük alıcılar bile sıraya girmek zorunda kaldı. 

Türkiye’de Tablo Ne Söylüyor?

Ortak modelin dayanacağı zeminin Türkiye’deki durumu ölçülmüş durumda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun, 2025 yılı girişimlerde bilişim teknolojileri araştırmasına göre, kurumsal kaynak planlama yazılımı kullanan girişimlerin oranı %28,3, iş zekası yazılımı kullananların oranı ise %6,5’te kalıyor. Aynı iki oran 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde %76,5 ve %35,1’e çıkıyor. Ücretli bulut bilişim hizmetinde de benzer bir açıklık görülüyor. 10-49 çalışanlı girişimlerde %17,3 olan oran büyük girişimlerde %54,3’e ulaşıyor. Buradaki fark bir teknoloji tercihinden çok, ölçekle birlikte gelen kaynak ve kadro farkını yansıtıyor.

Yapay zeka tarafında makas daha da geniş. Herhangi bir yapay zeka teknolojisi kullandığını belirten girişimlerin oranı 2021’de %2,7 iken 2025’te %7,5’e yükseldi. Artışın büyük bölümü ölçek büyüdükçe gerçekleşti ve 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde oran %24,1’e çıktı. Kullanmayanlara sorulduğunda engellerin başında %74,2 ile uzmanlık eksikliği geliyor, maliyet yüksekliği %67,4 ile onu izliyor. Bu iki engel birlikte okunduğunda ise meselenin bütçeden önce insan kaynağında düğümlendiği anlaşılıyor.

Araştırmanın kapsamına dair bir ayrıntı, tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Ölçüm 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimleri kapsıyor. Türkiye’de tedarik zincirinin alt katmanlarında çalışan çok sayıda KOBİ ve küçük işletme bu istatistiğe hiç girmiyor. Dolayısıyla yukarıdaki oranlar, zincirin görece iyi durumdaki bölümünü tarif ediyor. Zincirin en az görünen halkası, ölçümün de en az uzandığı yerde duruyor.

Türkiye örneklemli bir akademik çalışma, bu zemin ile tedarikçi ilişkisi arasındaki bağı doğrudan ölçmüş. Gaziantep organize sanayi bölgelerinde 246 üretim işletmesiyle yapılan araştırmada, alıcı ve tedarikçilerle bütünleşme seviyesi ölçülen dört alan içinde en yüksek çıkarken, dijitalleşme ise en düşük çıkmış. Başka bir deyişle ilişki kurma tarafı görece olgun ama o ilişkiyi besleyecek veri altyapısı geride kalıyor. Çalışmanın daha dikkat çekici bulgusu şu, dijitalleşmenin işletme performansına etkisinin bir bölümü doğrudan gerçekleşmiyor ve tedarikçiyle yürütülen risk yönetimi üzerinden geçiyor. Bu kanal hesaba katıldığında, dijitalleşmenin performansa katkısı da belirgin biçimde geriliyor. Veriler 2022 başında toplandığı için bugünkü seviyeleri vermiyor, ancak ilişkinin yönü hakkında sağlam bir fikir sunuyor.

Mevzuat Veriyi Zaten İstiyor

Tedarikçi verisi tartışması Türkiye’de gönüllülük alanının dışına çıkmış durumda. Avrupa Birliği’nin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 1 Ocak 2026 itibarıyla geçiş döneminden kesin uygulamaya geçti. Hukuki yükümlülük Avrupa’daki ithalatçıda kalsa da ithalatçının ihtiyaç duyduğu ürün, tesis ve emisyon verisi Türkiye’deki üreticiden isteniyor. İstenen bilginin niteliği de değişti. Kaba tahminlerin yerini tesis bazlı ve doğrulanmış veri aldı. Eksik bildirimin bedeli karbon maliyetiyle sınırlı kalmayarak, güvenilir tedarikçi statüsünün kaybına ve listeden çıkarılmasına kadar uzanıyor.

Dijital ürün pasaportu tarafında da takvim işliyor. Avrupa Birliği’nin ekotasarım çerçevesi kapsamında demir-çelik, alüminyum, tekstil ve lastik gibi sektörler için uygulama ayrıntılarının 2026 ve 2027’de yayımlanması bekleniyor. Endüstriyel ve elektrikli araç bataryalarında pasaport zorunluluğu 2027’de başlıyor, kapsam ilerleyen yıllarda kademeli olarak genişliyor. İstenen şey, üründen – hammaddesine uzanan izlenebilir bir veri kaydı. Bu kaydın büyük bölümü ana üreticinin kendi tesisinin dışından, zincirin önceki halkalarından gelmek zorunda.

Buradaki tehdidin kaynağı ürün kalitesinin ötesine geçiyor. Riski üreten asıl unsur verinin eksikliği oluyor. Dolayısıyla gerekli bilgiyi üretemeyen ya da dijital biçimde sunamayan bir tedarikçi, teknik olarak tamamen rekabetçi olsa bile zincirin dışında kalabiliyor. Mevzuatın iklim politikasından doğup, nasıl bir maliyet kalemine dönüştüğünü ve hangi yetkinliği gerektirdiğini daha önce ayrıntılı biçimde tartışmıştık. 

Zemin Kuruluyor, Eşik Yerinde Duruyor

Türkiye’de dönüşüm altyapısı bu baskıya paralel biçimde genişliyor. Bu kapsamda kurulan model fabrikalar, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda kurulan ve içinde gerçek bir üretim hattı bulunan eğitim tesisleri olarak çalışıyor, firma çalışanları yalın üretim ile dijital dönüşüm tekniklerini bu hat üzerinde uygulayarak öğreniyor ve öğrendiklerini kendi tesislerindeki bir pilot alana taşıyor. Hedef kitlenin başında, dönüşüm için kendi başına kaynak ve kadro ayırmakta zorlanan KOBİ’ler geliyor. Model fabrikaların sayısı 12’ye ulaştı ve bu sayının 2027 sonuna kadar 16’ya çıkarılması hedefleniyor. Hizmet verilen işletmelerde %76’ya varan verimlilik artışı sağlandığı açıklandı. KOSGEB bünyesindeki Sektörel Gelişim Merkezi Destek Programında, dönüşüm hizmeti sunan merkezler için 2026 yılı üst limiti 6 milyon 506 bin lira olarak belirlendi. Dijital ve Yeşil Dönüşüm programlarında ise proje başına 226 milyon liraya kadar destek ve yatırımların %40’ına kadar vergi indirimi sunuluyor.

Sektör tarafında da meselenin kavrandığını gösteren işaretler var. Otomotiv tedarik sanayi yaklaşık 250 bin kişilik istihdamı temsil ediyor ve bir aracın maliyet yapısında tedarik payı %60’a ulaşıyor. Bu ağırlık, ana üreticinin performansını doğrudan tedarikçisinin performansına bağlıyor. Avrupalı ana üreticiler kendi karbon hedeflerini tutturmak için tedarikçilerinden tesis bazlı veri istediğinde, talep Türkiye’deki yan sanayiye kadar iniyor. Kapsam üç (Scope 3) emisyonlarının denetimi ve alt tedarikçi yönetimi bu nedenle sektörün 2026 gündeminde öne çıkan başlıklar arasına girdi.

Yatırım yapmak tek başına sonuç üretmiyor. Uluslararası bir araştırma kuruluşunun değerlendirmesine göre 2028’e kadar tedarik zinciri dijital dönüşüm çabalarının %60’ı, eğitim ve yetkinlik geliştirmeye yeterli kaynak ayrılmadığı için beklenen değeri üretemeyecek. Türkiye ölçümleri de benzer bir tablo çiziyor, dijital olgunluk endeksleri son bir yılda neredeyse yerinde sayarken önde giden kurumlarla geri kalanlar arasındaki fark açılıyor. Bu iki bulgu birlikte, sorunun teknolojiye erişimden çıkıp onu kullanabilecek kadroya kaydığını söylüyor. Kurulan model, onu okuyabilen ve sorgulayabilen bir masa bulamadığında bir gösterge panosuna dönüşür.

Güven Artık Neye Dayanıyor?

Türkiye’de tedarikçi ilişkileri uzun yıllar boyunca kişisel tanışıklık, uzun soluklu çalışma ve verilen söz üzerine kuruldu. Bu güven biçimi işini gördü ve bugün de görmeye devam ediyor. Zayıf yanı ise sınanma anının konumunda ortaya çıkıyor. Sorun patlak verdikten sonra kimin haklı olduğu tartışılıyor, iki taraf kendi tablosunu masaya koyuyor ve tartışma çoğunlukla ilişkiyi yıpratarak bitiyor. Ortak bir model üzerinden çalışmak bu sınavı öne alıyor, tartışma karar verilmeden önce ve rakamlar üzerinden yapılıyor.

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Dijital İkiz (digital Twin) Tedarikçinizin Verisi Ve Güveni Kadar Gerçek

Bu tablo, güvenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Güven zemin değiştiriyor ve niyet beyanından şeffaflığa taşınıyor. Alıcı açısından sonuç açık, tedarikçisinin verisi bulunmayan bir modelin gerçeklikle bağı zayıf kalıyor. Tedarikçi geliştirmeden kurulan bir dijital ikiz tek taraflı bir görünürlük üretiyor ve karşı tarafta denetlenme hissi bırakıyor. Ortak bir model kurmanın önkoşulu, veriyi paylaşan tarafın o veriden kendi işine yarayan bir karşılık görmesidir.

Bu çerçevede güven, ilişkinin başında konulan bir varsayım olmaktan çıkıyor. Ölçülebilir hale gelen kararların birikmiş sonucuna dönüşüyor. Alıcı ile tedarikçi arasındaki fark da giderek bu birikimin nerede toplandığıyla belirleniyor.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Satınalma Dergisi Ağustos 2026, Sayı:164, Yıl:14

Satınalma Dergisi Ağustos 2026 Kapak

Satınalma Dergisi Ağustos 2026, Sayı:164, Yıl:14 Yayında…

Değerli okuyucular,

Son aylarda web sitemizde ve dergimizde farklı sektörlerden gerçek dava dosyalarına daha fazla yer veriyoruz. İş dünyasında ve tedarik zincirlerinde ortaya çıkan suistimal iddialarını, tedarikçi problemlerini, çıkar çatışmalarını, ihbar mekanizmalarını, disiplin soruşturmalarını ve yargıya taşınan satıcı uyuşmazlıklarını yönetim bakış açısıyla ele alıyoruz.

Bu konulara özellikle odaklanıyorum. Çünkü şirket yönetiminde yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.

İlk bakışta bu dosyalar yalnızca rüşvet, yolsuzluk veya suistimal davaları gibi görünebilir. Ben ise bu dosyaların çok daha büyük bir dönüşümün habercisi olduğunu düşünüyorum. Tedarik zinciri yönetimi, satınalma, hukuk, insan kaynakları, sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetim giderek daha fazla kesişiyor.

Şirketlerden artık yalnızca mevzuata uymaları beklenmiyor. Değer zinciri boyunca sorumluluk almaları, risklerini önceden görebilmeleri, kurumsal davranış ilkeleri geliştirmeleri, hesap verebilirliği güçlendirmeleri ve uyum (compliance) kültürünü günlük iş yapış biçimlerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmeleri bekleniyor.

OECD rehberleri, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi, ISO 37001 Rüşvetle Mücadele Yönetim Sistemi Standardı ve Avrupa Birliği’nin CSDDD – Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi, bu dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

Bu ay dergimizde yer verdiğimiz Hediye mi, Rüşvet mi? başlıklı dava dosyası da tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Bir şirket benzer olaylar yaşanmadan önce hangi hazırlıkları yapmalıdır? Kurumsal yapıdaki hangi eksiklikler bu tür riskleri büyütmektedir? Yönetim ekibi bu riskleri nasıl görebilir?

Gerçek dava dosyaları yalnızca geçmişi anlatmaz. Gelecekte hangi kurumsal eksikliklerin benzer sorunlara yol açabileceğini de gösterir. İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda şirketlerin rekabet avantajı yalnızca üretim, satış veya teknolojiyle sınırlı olmayacak. Güçlü kurumsal yapı, yüksek karar kalitesi ve riskleri zamanında okuyabilme yeteneği de aynı derecede belirleyici olacak.

Bu dönüşüm, satınalma ve tedarik zinciri ekiplerinin rolünü de yeniden tanımlıyor. Bugün bu ekiplerden yalnızca maliyet yönetmeleri değil; riskleri okuyabilmeleri, uyum kültürünü desteklemeleri ve değer zinciri boyunca güven inşa etmeleri de bekleniyor.

Kurumsal Gelişim Gündemi

Şirket Harcamalarında Analitik Bakış ve Yönetim Kalitesi

Şirket harcamalarının olduğu her süreç aynı zamanda kritik bir yönetim alanıdır. Kurumsallaşma eksiklikleri çoğu zaman ilk olarak harcama süreçlerinde görünür hâle gelir. Harcama yönetiminde yaşanan vakalar yargıya taşındığında; yıllara yayılan dava süreçleri, mahkeme ve avukatlık masrafları ile itibar kayıpları toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Bu amaçla geliştirdiğimiz Şirket Harcama Yönetiminde Riskler: Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvetle Mücadele Eğitimi, gerçek dava dosyaları üzerinden yöneticilerin kurumsal eksiklikleri fark etmelerine ve daha sağlam iş süreçleri kurmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

Şirketinizi korumak da geliştirmek de yönetim kalitesiyle başlar.

Bu yazı dizisini önümüzdeki sayılarda farklı dava dosyaları ve yönetim vakalarıyla sürdürmeyi planlıyoruz.

Katkılarından dolayı tüm yazar ailemize teşekkür ederim.

Keyifli okumalar,

Prof. Dr. Murat ERDAL
Editör

Satınalma Dergisi Ağustos 2026, Sayı:164, Yıl:14

Eğitim Önerisi:

Ihale Tedarik Suistimal Ve Rusvet Riskleri Egitimi


Anahtar sözcükler:
satınalma, satın alma, satın alma eğitimi, rüşvet, suistimal, yolsuzluk, eğitim, ISO 37001, uyum, özen yükümlülüğü, dava, yargı, usulsüzlük


Online Arşiv için: https://learning.buyernetwork.net/dergiler
adresini ziyaret ediniz.

Satınalma Dergisi Ağustos 2026 Kapak
https://learning.buyernetwork.net/dergiler adresinden erişim sağlayabilirsiniz.

58 Milyar ABD Dolarlık Türkiye Teknoloji Pazarı, Milyarlarca Dolarlık Yapay Zekâ Yatırımlarıyla Dünya Sahnesine Çıkıyor

Gitex Ai Türkiye

58 Milyar ABD Dolarlık Türkiye Teknoloji Pazarı, Milyarlarca Dolarlık Yapay Zekâ Yatırımlarıyla Dünya Sahnesine Çıkıyor

Dünyanın en büyük teknoloji ve yapay zekâ etkinlik ağı, Avrasya’nın hızla büyüyen yapay zekâ ekonomisini küresel vitrine taşırken; ilk kez düzenlenecek GITEX Ai Türkiye 2026, 9–10 Eylül tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde küresel teknoloji ekosistemini bir araya getirecek.

2026 yılında 38 milyar ABD doları değerinde olan ve 2031 yılına kadar 58 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülen Türkiye bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) pazarı, ülkeyi Avrasya’nın yükselen dijital ekonomisinin merkezine taşıyor. Milyarlarca dolarlık teknoloji yatırımları ve yapay zekâ alanında yetenek geliştirme planlarıyla ivme kazanan bu büyüme, Türkiye’yi yapay zekâ ve dijital inovasyonda yeni nesil bir sınır ötesi koridor olarak konumlandırıyor.

Türkiye, dijital dönüşüm yol haritasını hızlandırarak bu yıl veri merkezi ve yapay zekâ yatırımlarına 3 milyar ABD doları ayırırken, yapay zekâ inovasyonlarını desteklemek ve 2030 yılına kadar 1 gigawatt veri merkezi kapasitesi oluşturmak amacıyla özel sektörden 10 milyar ABD doları kaynak sağlamayı hedefliyor.

Bu büyük ölçekli yapay zekâ ve dijital ekosistem hedefi, kapsamlı bir yetenek programıyla da destekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2026’da Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesinin planlandığını açıkladı.

Türkiye’nin girişim ekosistemi ise 2026’nın ilk çeyreğinde 559 milyon ABD doları yatırım çekerek geçen yılın aynı döneminin yedi katından fazla bir seviyeye ulaştı. Avrupa’nın en dinamik inovasyon kültürlerinden biri ve hızla gelişen teknoloji altyapısının desteklediği ekosistemde, 114 teknopark 13 binden fazla girişime ev sahipliği yaparken, ülkede 1.700’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi faaliyet gösteriyor.

GITEX Ai Türkiye, Avrasya’nın Yükselen Yapay Zekâ İvmesine Güç Katıyor

Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında köprü oluşturan stratejik konumu, ülkenin küresel yapay zekâ ekonomisine açılan Avrasya kapısı olarak yükselişini hızlandırıyor. Bu yükseliş, Türkiye’nin en geniş uluslararası katılıma sahip yapay zekâ ve teknoloji etkinliği olan GITEX Ai Türkiye 2026’nın ilk kez düzenlenmesiyle yeni bir boyut kazanıyor. Etkinlik, 9–10 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

İki gün sürecek etkinlik 300’ün üzerinde kurumsal şirket ve girişimin yanı sıra yatırımcıları, kamu karar vericilerini, uzman konuşmacıları ve dünyanın dört bir yanından binlerce teknoloji yöneticisini bir araya getirecek. GITEX Ai Türkiye 2026; sınır ötesi ortaklıkların, ileri üretim alanındaki iş birliklerinin, sermaye akışlarının ve yetenek ve bilgi paylaşımının önünü açarak Türkiye’nin yapay zekâ ekonomisinin geleceğinin şekillenmesine katkı sağlayacak.

Dünyanın En Büyük Teknoloji Ve Yapay Zekâ Etkinlik Ağının Gücüyle

GITEX Ai Türkiye, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi (Invest in Türkiye) ev sahipliğinde ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın stratejik ortaklığında düzenleniyor. İlk kez gerçekleştirilecek bu önemli etkinlik, dünyanın en büyük teknoloji, yapay zekâ ve yatırım etkinlik ağı GITEX’in gücüyle hayata geçirilirken; organizasyonu, Dubai Dünya Ticaret Merkezi ile Informa’nın ortak girişimi olan ve GITEX etkinliklerini global ölçekte düzenleyen inD tarafından gerçekleştiriliyor.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, “Veri merkezi ve yapay zekâ altyapısına yönelik 3 milyar ABD dolarlık yatırım taahhüdümüzün yanı sıra özel sektörden harekete geçirilen 10 milyar ABD dolarlık kaynak, yatırımcıların Türkiye’yi güçlü bir yatırım merkezi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Dijital dünyaya hâkim genç yetenek havuzumuz ve son derece hızlı büyüyen girişimcilik ekosistemimiz başlı başına güçlü bir değer önerisi sunuyor. GITEX Ai Türkiye ise bu ivmeyi küresel sahneye taşıyor ve biz de bu organizasyonu İstanbul’a kazandırmanın bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.” dedi.

GITEX CEO’su Trixie LohMirmand ise şunları söyledi: “Türkiye; kültürlerin, fikirlerin ve fırsatların geliştiği Doğu ile Batı arasında bir köprü konumunda. Dünyanın en büyük ve en güçlü bağlantılara sahip yapay zekâ ve teknoloji yatırımcıları ağını Türkiye’ye getirerek ülkeyi, yapay zekâ ve dijital mükemmeliyet alanında yeni nesil bir sınır ötesi koridora dönüştürüyoruz. GITEX Ai Türkiye, Türkiye ve Avrasya’nın dünyanın yapay zekâ geleceğini şekillendirmede güçlü bir aktör hâline geldiği bir geleceğin oluşmasına öncülük edecek.”

Beş Kıtadan Uluslararası Katılımcılar İstanbul’u Tercih Ediyor

GITEX Ai Türkiye, Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya’nın dijital gündemini şekillendiren sektörleri odağına alıyor: yapay zekâ, 5G ve telekomünikasyon, bulut teknolojileri ve bağlantı, siber güvenlik ve çift kullanımlı teknolojiler, veri merkezleri, e-ticaret, fintech, oyun, yeşil teknolojiler, sağlık teknolojileri, mobilite, kuantum bilişim ve akıllı üretim.

Türkiye ve Avrasya’nın küresel yapay zekâ ekonomisindeki önemi, dünyanın farklı bölgelerinden etkinliğe katılan şirketlerle daha da güçleniyor. GITEX Ai Türkiye 2026’da Güney Amerika’dan Kolombiya ve Peru, Afrika’dan Nijerya ve Tunus, Orta Doğu’dan Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün, Avrupa’dan Polonya ve Portekiz ile Asya’dan Kore, Malezya, Pakistan ve Singapur’dan katılımcılar yer alıyor.

Kesinleşen katılımcılar arasında yapay zekâ ekonomisine yön veren;

  • Google Cloud,Gitex Ai Türkiye Logo
  • HPE & NVIDIA,
  • ASUS,
  • Dell Technologies,
  • Huawei,
  • SAP,
  • TrendAI

gibi küresel teknoloji devlerinin yanı sıra Türkiye’nin 16,5 milyar ABD doları değerindeki e-ticaret devi Trendyol ve ülkenin önde gelen yapay zekâ ve fintech platformu Andevos gibi bölgesel güçler bulunuyor. Türkiye’nin kamu sermayeli ve KOBİ bankacılığının önde gelen kurumlarından Halkbank da Platin Sponsor olarak Türkiye’nin teknoloji odaklı büyümesine destek veriyor.

Google Cloud, HPE & NVIDIA, Türkiye ve Bölge İçin Üretime Hazır Yapay Zekâ Çözümlerine Güç Katıyor

Google’ın etkinliğe Cloud Headline Partner olarak katılımı, şirketin 2025 yılında Turkcell ile iş birliği kapsamında Türkiye’de yeni bir Google Cloud bölgesi kurmak üzere 10 yıla yayılan 2 milyar ABD dolarlık yatırım planını açıklamasının ardından gerçekleşiyor. Turkcell ise 46 milyon aboneye hizmet veren Türkiye’nin 5G alanındaki öncü operatörlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Alp Önder Güler, “GITEX Ai Türkiye 2026’ya katılımımız, Google Cloud’un Türkiye’ye yönelik uzun vadeli taahhüdünün önemli bir göstergesidir. Bu taahhüdümüz, Türkiye’de yeni bir Google Cloud bölgesi kurma planımızla da güçleniyor. En gelişmiş bulut ve yapay zekâ teknolojilerimizi ülkeye getirerek kurumların otonom yapay zekâ çağında gelişmelerini sağlamaya odaklanıyoruz.” dedi.

61 milyar ABD doları büyüklüğündeki kurumsal altyapı şirketi HPE ile dünyanın en değerli yapay zekâ çip üreticisi NVIDIA ise Altın Sponsor olarak organizasyona katılıyor. İki şirket, kurumsal altyapı ile hızlandırılmış bilgi işlem teknolojilerini bir araya getirerek Türkiye ve bölgedeki kurumlara üretime hazır yapay zekâ çözümleri sunacak. Bunun yanı sıra fixcloud, Odoo, Sangfor, Redington ve Forcepoint; bulut teknolojileri, kurumsal kaynak planlama, siber güvenlik, katma değerli dağıtım ve ağ güvenliği alanlarında etkinliğe katkı sağlayacak.

HPE Türkiye Genel Müdürü Yasemin Doğrul, “GITEX Ai Türkiye’de HPE ve NVIDIA’nın yapay zekâyı keşif aşamasından üretime taşıyan dönüşüme nasıl liderlik ettiğini göstermekten gurur duyuyoruz. Ortak çalışmalarımız, kurumların altyapı ile hızlandırılmış bilgi işlem teknolojilerini sorunsuz biçimde bir araya getiren güvenli ve ölçeklenebilir yapay zekâ fabrikaları kurmalarını sağlıyor.” dedi.

Gitex Ai Türkiye

Türkiye’nin İnovasyon Ekosistemi Yapay Zekâ Şampiyonlarına Güç Veriyor

Türkiye’nin teknoloji alanındaki yükselişine yön veren girişimcilik enerjisi, en güçlü şekilde ülkenin startup ekosisteminde kendini gösteriyor. GITEX Ai Türkiye 2026, 20 ülkeden 100’ün üzerinde ve toplam 50 milyar ABD doları tutarında varlığı yöneten yatırımcıyı, Türkiye’nin teknoparklarında yetişen girişimlerle buluşturarak Türkiye’de geliştirilen ve küresel ölçekte büyüyen yeni nesil yapay zekâ şirketlerinin önünü açacak.

Etkinliğe katılan önde gelen inovasyon merkezleri ve teknoparklar arasında Tech Talk Partners UMV ve İTÜ ARI Teknokent ile birlikte Teknopark Ankara, Antalya Teknokent, Giresun Teknopark, Medeniyet Teknopark ve YTÜ Yıldız Teknopark yer alıyor. Çok sayıda farklı inovasyon merkezi ve teknoparkın da katılımıyla etkinlik; girişimlerin, yatırımcıların, şirketlerin ve yenilikçilerin bağlantı kurabilecekleri ve büyüyebilecekleri güçlü bir platform oluşturacak.

Giresun Teknopark Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Anıl Kaya, “Bölgesel teknoloji parkları, Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin can damarıdır. Ar-Ge ve dijital dönüşümün yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmasını önleyerek teknolojiyi herkes için erişilebilir hâle getiriyorlar. Giresun Teknopark olarak yerel yetenek ve potansiyeli küresel değere dönüştüren bir hızlandırıcı görevi üstleniyoruz. GITEX Ai Türkiye ise girişimlerimizin dijital hizmetlerini küresel ölçekte büyütmelerine, uluslararası pazarlara, yatırımcılara ve stratejik iş ortaklarına doğrudan erişmelerine olanak sağlıyor.” dedi.

GITEX Ai Türkiye hakkında daha fazla bilgi için:

GITEX Ai Türkiye resmi web sitesi

Türk Şirketinin Yurt Dışındaki İşyerinde Çalışan Türk İşçisi, Dini ve Milli Bayramlarda Çalışması Halinde, Tatil Ücretine Hak Kazanabilir mi?

Türk şirketinin Yurt Dışındaki İşyerinde çalışan Türk İşçisi, Dini Ve Milli Bayramlarda çalışması Halinde, Tatil ücretine Hak Kazanabilir Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Türk Şirketinin Yurt Dışındaki İşyerinde Çalışan Türk İşçisi, Dini ve Milli Bayramlarda Çalışması Halinde, Tatil Ücretine Hak Kazanabilir mi?

Lütfi İNCİROĞLU

5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 27’nci maddesi uyarınca, ’İş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak üzere, tarafların sözleşmeyle belirledikleri hukuka tâbidir. Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde iş sözleşmesine, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. İşçinin işini geçici olarak başka bir ülkede yapması hâlinde, bu işyeri mutad işyeri sayılmaz. İşçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması hâlinde iş sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre işin yapıldığı yer hukukunun işin yapıldığı sırada uygulanmak zorunda olan hükümleri hariç olmak üzere, iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukuk uygulanabilir’’.

5718 sayılı Kanunun 27’nci maddesinde 4 Haziran 2025’te yapılan değişiklikle, işçinin fiilen çalıştığı ülkenin çalışma sırasında uygulanması zorunlu olan hükümleri özellikle korunmuştur. TBMM’de düzenlemenin gerekçesi açıklanırken fazla mesai, resmî tatil günleri ve resmî bayramların işin yapıldığı ülke hukukuna göre belirlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

Peki, bu durumda Türk şirketinin yurt dışındaki işyerinde çalışan Türk işçisi, Ramazan veya Kurban Bayramı’nda çalışması halinde, tatil ücretine hak kazanabilir mi?

Bir Türk işçisi Fransa’da, Almanya’da veya başka bir ülkede çalışıyorsa ve Ramazan Bayramı o ülkede resmî tatil değilse, yalnızca Türkiye’de bayram olması nedeniyle kendiliğinden “genel tatil ücreti” doğduğunu söylemek doğru olmaz. Buna karşılık işçinin çalıştığı ülkede Ramazan veya Kurban Bayramı resmî/ücretli tatil olarak kabul edilmişse, o ülkenin mevzuatındaki şartlara göre tatil veya ilave ücret hakkı doğabilir.

Ayrıca, iş sözleşmesinde, toplu iş sözleşmesinde veya işyeri uygulamasında “Türkiye’deki Ramazan ve Kurban Bayramlarında işçi ücretli izinlidir” ya da “çalışırsa ilave ücret ödenir” şeklinde bir hüküm varsa, bu durumda da işçiler tatil ücretine hak kazanabilir

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023 yılında vermiş olduğu bir kararda “Sözleşmenin belirli süreli olarak yapılıp yapılamayacağı, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle işçinin hak kazanacağı tazminatlar, fazla çalışma, yıllık izin, işverence yapılan uygulama ve ödemelerin niteliği, zamanaşımı gibi hususlar 5718 sayılı Kanun’un 27’nci maddesi uyarınca tayin edilen hukuka göre değerlendirilmelidir. Hafta tatili, dinî ve millî bayram günleri ve ücretlerini düzenleyen hükümler, doğrudan uygulanan kuraldır; ancak uygulama alanına giren … ilişkilerine uygulanır. Örneğin tamamen yurt dışında ifa edilen bir … ilişkisinde, dinî ve millî bayram günleri … hukukuna göre belirlenemez (…, s. 528; … Erdoğan, Canan Erdoğan, “…’den Yurt Dışına Götürülen İşçiler Hakkında Yargıtay Kararının Değerlendirilmesi”, … Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Cilt 13, 2016, Sayı 50, s.971-972)[1].

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2025 yılında vermiş olduğu bir kararında da, “Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamı ile yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 14.01.2015-31.08.20 15… .10.2015-04.07.2016 tarihleri arasında Irak’ta çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin Türkiye’de ödendiği ve işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 14.01.2015-31.08.20 15… .10.2015-04.07.2016 tarihleri arasındaki birinci ve ikinci çalışma dönemleri bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, davacı ile davalı işveren arasında 01.08.2016 imza tarihli belirsiz süreli yurt dışı iş sözleşmesi düzenlendiği görülmektedir. İş sözleşmesinde, tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin çalışma süresi, fesih, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık ücretli izin ve genel tatil ücretine ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı belirtilmiş, yine sözleşmenin 16. maddesinde de anlaşmazlık hâlinde uygulanacak mevzuata ilişkin olarak sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatı, çalışılan ülkede konuya ilişkin hukuki düzenleme bulunmaması hâlinde Türk mevzuatının uygulanacağı düzenlenmiştir.

Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun’un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir”[2].

Türk şirketinin Yurt Dışındaki İşyerinde çalışan Türk İşçisi, Dini Ve Milli Bayramlarda çalışması Halinde, Tatil ücretine Hak Kazanabilir Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sonuç olarak, bir Türk şirketinin yurt dışındaki şantiyesinde mutat olarak çalışan Türk işçisi, Türkiye’deki Ramazan veya Kurban Bayramının o ülkede çalışma günü olması halinde, sırf Türk vatandaşı ve işvereni Türk şirketi olduğu için 4857 m.47 uyarınca otomatik olarak ilave bir günlük genel tatil ücretine hak kazanmaz. Bu durum tamamen yurt dışında ifa edilen iş ilişkisinde dinî ve millî bayramlar Türk hukukuna göre belirlenemez” ilkesine aykırılık oluşturur. Öncelikle fiilen çalışılan ülkenin ulusal/genel tatil mevzuatına bakılmalıdır. Ancak iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya yerleşmiş şirket uygulamasında Ramazan/Kurban Bayramları için ayrıca izin veya ek ücret verileceği düzenlenmişse, o zaman işçiler tatil ücretine hak kazanabilir.

www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

Kaynaklar:

[1] Y.9HD.31.10.2023 T.E.2023/13764, K.2023/16373 Legalbank.

[2] Y.9HD.01.12.2025 T.E.2025/4840, K.2025/9339 Legalbank.