Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGenç işsizliği, Avrupa’da ve hatta dünyada son yılların en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarından biri olarak kabul görmektedir. Uzun vadede genç işsizliği, ortalama hane halkı gelirinin azalmasına ve adaletsizliklerin artmasına sebebiyet vereceğinden; bu sorun bir an evvel ciddiye alınmalı ve hızla kalıcı çözümler geliştirilerek müdahale planları yürürlüğe alınmalıdır.

Genç işsizliği için toplumların ve ülkelerin sosyal dayanışmayla mücadele etmesi gerekmektedir. Çünkü genç işsizliği sosyal dışlanma gibi ciddi başka bir sorunu da tetiklemektedir. Genç işsizliği toplumda uzun vadeli olumsuz etkilere yol açmaktadır.  Öyle ki gençlik döneminde 1 sene yaşadığı genç işsizliği yüzünden bir bireyin 40 yaşına geldiğinde yıllık gelirinin %21 oranında azalabileceği öngörülmektedir. Hatta 23 yaşından önce sadece 3 ay süreli yaşanan genç işsizliğinin ise bireyin sonraki yıllarda (28 ile 35 yaşları arasında) fazladan 2 ay işsizlik yaşamasına neden olacağı tahmin edilmektedir. Daha uzun süreli genç işsizliği ise gelecekte var olabilecek bu sorunların daha uzun vadeye yayılmasına neden olacaktır.

Gelecek nesillerin daha içinden çıkılamayan ve telafisi mümkün olmayan uzun süreli işsizlik problemlerine maruz kalması ile kişisel maliyetler artacak, ekonomide üretim ve ekonomik büyüme potansiyeli düşecek ve ekonomide önemli ölçüde bir atıl kapasite ortaya çıkacaktır. Kaynak israfı olarak kabul edilen genç işsizliği, insan kaynağının verimli kullanılmaması sonucu ekonominin güçlenememesine ve gelişmişlik seviyesinin istenilen düzeylere ulaşamamasına neden olarak; küresel ölçekte ekonomiler arasında rekabette üstünlük sağlanamamasına da sebebiyet vermektedir.

Genç işsizliği ekonomik olumsuzlukların yanı sıra düzensiz beyin göçüne de neden olmaktadır. Ülkesinde istihdam olanağı bulamayan genç nüfus istihdama daha rahat erişim sağlayabileceği yeni ülke arayışına girmektedir. Göç için ilk akla gelen ülkelerin başında ise Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler gelmektedir. Halbuki son dönemde dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz Avrupa ülkelerindeki istihdam imkanlarına da olumsuz etki etmektedir. Avrupa ülkelerinde yaşayan Avrupalı bir genç bile var olan ekonomik zorluklardan dolayı oldukça belirsiz ve kısıtlı koşullarda istihdam arayışını sürdürmektedir. Yani işgücü piyasasına girmeye çalışan Avrupalı bir genç ​​için bu dönem oldukça zor bir dönemdir.

Avrupa’da gençlerin iş bulma çabaları sonuçsuz kalmakta ve gençlerin karşılaştığı sorunlar gençlerde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan birçok sağlık probleminin baş göstermesine neden olmaktadır. Üstelik gençlerdeki bu sağlık sorunları genç işsizliğin süresinin uzaması ile beraber orantısız bir şekilde artmaktadır. Genç işsizliği hem işsiz olan hem de işsiz kalmaktan korkan gençlerde mutsuzluğa neden olmaktadır. Gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alan Avrupa ülkelerinde dahi güvencesizliğinin yüksek olduğu böylesi bir dönemde ve gençlerde var olan yüksek düzeyde stres ve mutsuzluğun gençlerde hem zihinsel hem de fiziksel sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır.

Genç işsizliğinin beraberinde getirdiği mutsuzluk ve stres sadece toplum için değil, bireyler için de son derece maliyetlidir. Dahası, bu tür psikolojik etkilerin uzun vadeli daha trajik sonuçları olması da muhtemeldir. Gençler dışlanma ile suça daha yatkın olabilmektedir.  Özetle, işsizlik gençler ve hatta toplumun tüm bireyleri için kötüdür. Ancak, işsizlik özelinde genç genç işsizliğinin olumsuz sonuçlarının büyük ölçüde işsizliğin kendisinden ziyade uzun vadeli işsizlikle ilişkili olması durumu başlı başına bir sorundur.

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSon yıllarda, işsizlik özelinde genç işsizliğinin genel işsizlikten daha endişe verici bir sorun olduğu bilim insanları tarafından daha fazla kabul görmektedir. Dolayısıyla bu temel sorunun olabilecek en kısa sürede çözümüne yönelik adımların atılması ve eylem planlarının uygulamaya dökülmesi gelişmekte olan ya da gelişmiş hemen hemen her ülke için hayati önem  arz etmektedir.

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

TETZ 2026’da Yapay Zekâ Çağında Etik Değerler ve Eğitim Diplomasisi Masaya Yatırıldı

Tetz 2026da Yapay Zekâ Caginda Etik Degerler Ve Egitim Diplomasisi Masaya Yatirildi (1)

Millî Eğitim Bakanlığı himayesinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde panellerle devam etti. “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı oturumda; UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen, yapay zekâ çağında küresel dijital uçurumu kapatmanın, etik sınırları çizmenin ve eğitimde “karakter ile bilgelik” yetiştirmenin yollarını kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı.

Millî Eğitim Bakanlığı himayelerinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde dünya çapında isimlerin katıldığı önemli panellerle devam ediyor.

Küresel dönüşümü “Devletler”, “Kurumlar” ve “Şirketler” olmak üzere üç farklı perspektiften ele alan TETZ 2026 kapsamında, günün ikinci büyük oturumu olan “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı panel gerçekleştirildi. Sektörel standartları ve küresel iş birliklerini şekillendiren uluslararası kurumların temsil edildiği panelde; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen konuşmacı olarak yer aldı. 

Irina Bokova (1)
UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova

Irina Bokova: “Hala 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların çoğunluğu kadın”

Konuşmasına sosyal kapsayıcılık, ekonomi, refah ve barış temalı bu zirveye davet edilmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan UNESCO Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki UNESCO’nun, dünyada “herkes için eğitim” kavramını öne süren kurum olduğunu hatırlattı.

Eşitlik arayışında eğitimde kalitenin ve yaşam boyu öğrenimin kritik bir rol oynadığını vurgulayan Bokova, yapay zekânın eğitim dahil olmak üzere nasıl etik bir şekilde kullanılabileceği konusunun, teknolojinin kamunun yararına hizmet etmesi gereken kesişim noktasında durduğunu belirtti.

“Yapay zekada da ilaç sektöründeki gibi denetim süreci olmalı”

Yapay zekânın olumsuz durumlar için ikna edilebilmesi, ahlak ve değerler konusunda açık kapılar barındırması ve bazen insanlara zarar vermeye teşvik edebilmesi gibi risklerin kontrol edilip edilemeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Bokova, şu açıklamada bulundu:

“Örneğin ilaç sektöründe çok büyük bilimsel araştırmalar var ama bugün sahip olduğunuz ilaçlar ve tıbbi cihazlar ciddi testlerden geçiyor ve bir onaylama süreci oluyor. Bence benzer bir onaylama ve denetim süreci yapay zekâ için de geçerli olmalı. Yapay zekâyı durdurmadan ama çok net kurallarla bunun takip edilmesi gerekiyor. İnsan haklarıyla ilgili kaygılar da var ve ben inanıyorum ki bu işin temelinde mutlak surette etik olmalı.”

Dünyada daha önce yaklaşık 4 milyar kişinin internete erişimi olmadığını, UNESCO bünyesinde kurulan Geniş Bant Komisyonu sayesinde insanlara dijital araçlara erişim imkânı sunulduğunu belirten Bokova, şunları kaydetti:

“Bakın bugün dünyada hâlâ 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Kovid-19 döneminde okullar kapanınca her şeyin online yapılabileceğini düşündük ama maalesef öyle olmadı. Öğretmenler bu dijital araç gereçleri kullanmak için eğitimli değildi ve geniş bant internet kullanımında eşitsizlikler vardı. Bugünü düşündüğümüzde yapay zekayla ilgili karşımızda duran en büyük görev, küresel ve adil bir alan yaratmaktır. Bu konuyla ilgili öğretmenlere içerik ve gerekli imkanlar verilmeli. Sadece çocuklara tablet dağıtarak iş bitmiyor. Mevcut programların dili yerel kültürlere uymuyor, bu yüzden yazılımların dili yerel kültüre adapte edilmeli ve daha fazla açık kaynak sunulmalı. Çocukların bunlara doğrudan erişmesi gerekiyor. Birçok alanda büyük bir sıçrama yapmak için fırsatımız var ama bunun için doğru yaklaşımı seçmeliyiz. Ancak o zaman doğru potansiyeli ortaya koyabiliriz.”

Uluslararası kurumsal düzeydeki dijital ayrımı kapatmak için paydaşların birlikte nasıl çalışabileceğine değinen Bokova; akademisyenlerin, uzmanların, liderlerin, özel sektörün ve kamunun hepsinin bu sürece dahil olduğu bir ekosistem kurulması gerektiğini kaydetti. Sürdürülebilir bir gelecek için çevre bilincinin önemine de değinen Irına Bokova, sorulan soru üzerine Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği Sıfır Atık Vakfı çalışmalarını çok kıymetli olduğunu belirterek, doğayla kurulan bu dengede eğitimin de kurucu bir rol üstlendiğini vurguladı.

José María Figueres Olsen: “Pusulamız doğru değilse yapay zekânın yıkıcı ve tahrip edici etkileri olur”

José María Figueres Olsen (1)
Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen

Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen ise konuşmasına TETZ gibi bir zirveyi gerçekleştirmek için insanlık tarihini şekillendiren İstanbul’dan daha iyi bir yer olamayacağını belirterek, eğitimin insanları birleştiren bir köprü olduğunu vurguladı.

Yapay zekânın genellikle sadece teknolojik bir devrim olarak adlandırıldığını ifade eden Olsen, bu durumun sıradan bir teknoloji hamlesinden çok daha büyük, “medeniyetler bağlamında” bir devrim olduğunu söyledi.

Makinelerin giderek daha akıllı hale geldiğini ve gelmeye de devam edeceğini belirten Olsen, bu durumun insanlığa “akıllı olmanın ne demek olduğunu yeniden tanımlama” fırsatı verdiğine dikkati çekti.

“Bu yüzyılda yetkinlik değil artık karakter ödüllendirilmeli”

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca eğitim ve iş dünyasında hep teknik “yetkinliğin” ödüllendirildiğine dikkat çeken Olsen, içinde bulunduğumuz yapay zekâ çağında ise yetkinlikten ziyade “karakterin” ödüllendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Dünyanın her yerinde çatışmaların yaşandığı zorlu bir dönemden geçildiğini, demokratik kurumlara duyulan güvensizliğin ve yıkıcı değişimlerin etkilerinin hissedildiğini belirten Olsen, şu ifadeleri kullandı:

“Değerler bu çağda çok önemli. Çünkü eğer bizim ahlaki pusulamız doğru değilse ve yapay zekâyı doğru yönlendiremezsek, teknolojinin çok ciddi yıkıcı ve tahrip edici etkileri olabilir; toplumdaki güvensizliği daha da artırabilir. Etik ve ahlaki değerler konusuna baktığımızda yapay zekâ çok kritik bir eşikte duruyor ancak bazen bu kısmı gözden kaçırabiliyoruz. Çünkü teknoloji bu insani hususları kendi kendine çözmüyor. Ben şahsen yapay zekâ teknolojisine hayranım; bize sağladığı ilave kabiliyetler ve katkılar tartışılmaz ancak bir yandan da etik konuları ıskalamamalıyız. Yapay zekâ bir araçtır, iyi ya da kötü amaçla kullanılabilir, istendiğinde kötü şeyler de yapabilir. İşte tam da bu yüzden öğretmenlerin rolü günümüzde çok daha önemli hale geldi. Çocuklara etik değerlerin öğretilmesinde öğretmenler her zaman önemli olacak.”

Yapay zekânın bir medeniyet devrimi olurken aynı zamanda dijital ayrımı ve eşitsizliği artırıp artırmayacağına yönelik soru üzerine yakın tarihte Afrika’daki cep telefonun yaygınlaşması ve güneş enerjisinden faydalanılması gibi iki büyük örnek veren Olsen, geçmişteki devrimlerin de ilk başta kötülük getireceğinin ve uçurumları artıracağının düşünüldüğünü ancak aksine insanları bir araya getirdiğini belirtti.

José María Figueres Olsen, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Yapay zekâ neredeyse her şeyi yapabilir ve yapmaya devam edecek ancak muhakeme, etik ve liderlik alanında asla usta olamayacaklar. Yapay zekânın geleceği ve yönetimi sadece hükümetlerin eline bırakılacak bir konu değildir. Tüm insanlığın ve toplumun bu yeni toplum sözleşmesine aktif olarak katkı sağlaması gerekmektedir.”

Fuar stantları ve interaktif alanlar ziyaretçilerini bekliyor

Zirveyle eş zamanlı düzenlenen fuarda ise teknolojiyle ilişkili çok sayıda şirket stant açtı.  Girişimcilik oturumları ve deneyim alanlarıyla katılımcılara etkileşimli bir ortam sağlanıyor. Fuar alanının temel hedeflerinden biri, yerli ve millî eğitim teknolojisi şirketlerini uluslararası platformlarla buluşturmak ve girişimlerin küresel pazara açılımını desteklemek olarak belirlendi.

Ziyaretçilere çok sayıda oturum, workshop ve sürpriz etkinliklerle eşsiz bir deneyim sunan TETZ 2026 kapsamında, interaktif alanlar da sektöre yön verecek. Etkinlik süresince “Açık Sahne, Çocuk Dijital Deneyim Alanı, İnteraktif Öğrenme Sınıfı ve Kuluçka Merkezi” gibi özel alanlar, 28 Haziran’a kadar teknoloji ve eğitim meraklılarının ziyaretine açık olacak.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde hayata geçen TETZ 2026, yapay zekayı merkezine alan uluslararası bir eğitim teknolojileri etkinliği olarak Türkiye’nin bu alandaki kararlılığını ve küresel vizyonunu güçlü biçimde yansıtmayı hedefliyor.

Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi İş Birliğiyle Genç Kadınlar Geleceğe Güçlü Adım Atıyor

Gelecek Atölyesi 1

Dünyanın önde gelen toplu ulaşım aracı üreticilerinden Karsan, sosyal sorumluluk alanında da güçlü projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi ve Borçelik Teknik Akademi  ortaklığında yürütülen Gelecek Atölyesi projesi, ilk mezunlarını verdi. Şubat 2026’da başlayan ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüşen proje, genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefliyor. Aynı zamanda eğitimden çalışma hayatına geçiş süreçlerini destekleyene proje, teknik mesleklerde kadınların daha görünür olmalarını ve eşit fırsatlara dayalı istihdam olanaklarına erişimlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Proje ile öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçladıklarını söyleyen Karsan CEO’su Okan Baş, “Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modeller yetiştirilerek sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

“Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” olma vizyonuyla dünyada toplu taşımanın dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, bir yandan da sosyal hayatı ve eğitimi desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan’ın proje ortağı olduğu Bursa’da mesleki ve teknik eğitim alan kız öğrencilerin iş hayatına hazırlanmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Gelecek Atölyesi” projesi, ilk mezunlarını verdi. Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrenciler için 5 Haziran 2026 tarihinde Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde mezuniyet töreni düzenlendi.

Kapsamlı bir farkındalık programına dönüştü!

5 Haziran’da gerçekleştirilen mezuniyet töreni yalnızca proje katılımcılarıyla sınırlı kalmadı; okulun tüm öğrencilerine açık olarak düzenlenen etkinlik, çalışma hayatı, sendikal haklar ve kadınların sanayideki rolüne ilişkin önemli mesajlar paylaşıldı. Genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen proje, Şubat 2026’da başladı ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüştü.

Proje kapsamında öğrenciler; iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve kalite yönetim sistemleri, sürdürülebilirlik, özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, iletişim becerileri, takım çalışması ve çalışma hayatında eşitlik gibi birçok alanda eğitim alma fırsatı buldu. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen firma ziyaretleri sayesinde öğrenciler üretim süreçlerini yerinde gözlemleyerek sanayi dünyasını yakından tanıma ve iş yaşamına dair önemli deneyimler edinme imkanı elde etti. Program süresince edinilen bilgi ve deneyimler, katılımcıların yalnızca teknik becerilerini değil, aynı zamanda çalışma yaşamına ilişkin farkındalıklarını ve kariyer planlama yetkinliklerini de geliştirdi. Böylece genç kadınların gelecekteki istihdam yolculuklarına daha güçlü hazırlanmaları desteklendi.

Yeni rol modellerin yetişmesine katkı sunuyoruz!

Konu hakkında açıklama yapan Karsan CEO’su Okan Baş, “Gelecek Atölyesi Projesi; Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO’nun ortak vizyonuyla, genç kadınların teknik alanlarda daha görünür, daha güçlü ve daha donanımlı bireyler olarak iş hayatına hazırlanmasını hedefliyor. Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yürütülen proje, sanayi ile eğitim dünyası arasında güçlü bir köprü kurarken öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçlıyor. Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modelleri yetişmesine katkı sunarak sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Okul müdürü Vedat Sevinç’in açılış konuşması ile başlayan programın ilk bölümünde çalışma hayatının önemli paydaşları olan işçi ve işveren sendikalarının rolü ele alındı. Açılış bölümünde yaptığı değerlendirmede teknik eğitim alan genç kadınların desteklenmesinin daha kapsayıcı iş gücü piyasalarının oluşmasına katkı sunduğunu vurgulayan ILO Türkiye Ofisi Kıdemli Proje Koordinatörü Ebru Özberk Anlı, kamu kurumları, eğitim kuruluşları ve özel sektör arasında geliştirilen iş birliklerinin genç kadınların nitelikli istihdama erişiminde önemli rol oynadığını ifade etti.

Türk Metal Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Serhat Erken ile MESS’i temsilen Avukat Emre Büyükkarabostanoğlu tarafından gerçekleştirilen oturumda, sendikal yapıların görevleri, çalışma hayatındaki rolleri ve sosyal diyaloğun önemi öğrencilerle paylaşıldı. Oturum, çalışma hayatının temel aktörleri arasında sosyal diyaloğun önemini gençlere aktarması bakımından da dikkat çekti. Sosyal diyalog, ILO’nun insana yakışır iş gündeminin temel unsurlarından biri olarak çalışma yaşamında kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlıyor.

Günün ikinci oturumunda Karsan Endüstriyel İlişkiler ve İdari İşler Yöneticisi  Mete Renklidağ tarafından “Çalışma Hayatında Kadın Hakları” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda kadın çalışanların iş yaşamındaki hakları, fırsat eşitliği uygulamaları ve kapsayıcı çalışma kültürünün önemi ele alındı.

13 kız öğrenci sertifikalarını aldı!

Etkinliğin en ilgi çekici bölümlerinden biri ise “İlham Veren Kadın Mühendisler ve Operatörler” paneli oldu. Moderatörlüğünü ILO Türkiye Ofisi’nden Kıdemli Program Yöneticisi Ebru Özberk Anlı’nın üstlendiği panelde, Karsan’dan Operasyonel Mükemmellik Yöneticisi Merve Bükücü Cengiz ve Üretim Takım Lideri Esin Açıkkol ile Borçelik’ten Teknik Eğitim Gelişim Yetkili Uzmanı Özlem Zehra Erbil öğrencilerle bir araya geldi.

Kendi kariyer yolculuklarını paylaşan konuşmacılar; mühendislik ve üretim alanlarında karşılaştıkları deneyimleri, başarı hikâyelerini ve genç kadınların teknik mesleklerde daha görünür olması için atılması gereken adımları anlattı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde, sanayide kadın istihdamının artırılmasının yalnızca eşitlik açısından değil, sürdürülebilir kalkınma ve nitelikli iş gücü açısından da kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Panelde ayrıca, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuklarında karşılaştıkları engellerin aşılmasında rol modellerin, mentorluk mekanizmalarının ve kapsayıcı işyeri uygulamalarının önemine dikkat çekildi.

Panelin ardından Gelecek Atölyesi projesinin koordinasyonunu yürüten Karsan Eğitim ve Gelişim Sorumlusu Zeynep Aydın kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Proje süresince öğrencilerin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getiren Aydın, Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi iş birliğiyle hayata geçirilen çalışmanın genç kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sunmasından gurur duyduklarını ifade etti. Aydın’ın konuşmasının ardından sertifika törenine geçildi ve programı başarıyla tamamlayan 13 kız öğrenciye sertifikaları takdim edildi.

İlk mezunlarını veren Gelecek Atölyesi, genç kadınların teknik eğitimden istihdama geçişini destekleyen sürdürülebilir bir model olarak önümüzdeki dönemde daha fazla öğrenciye ulaşmayı hedefliyor.

Gelecek Atölyesi 1

Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik Kavramı

Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı

Kadir HANÇER

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik KavramıSağlık işletmeleri tıbbi hizmet, idari yönetim, finans, depo, satınalma, klinik birimler, ameliyathane, laboratuvar, eczane ve teknik hizmetler gibi çok sayıda departmanın eş zamanlı çalıştığı karmaşık yapılardır. Bu yapılarda lojistik ve satınalma faaliyetleri yalnızca malzeme temininden ibaret değildir. Hasta güvenliği, hizmet sürekliliği, maliyet kontrolü, stok optimizasyonu ve departmanlar arası koordinasyon açısından stratejik bir işleve sahiptir. Bu makalede “nörolojistik” kavramı, multidisipliner sağlık işletmelerinde departmanlar arasında dolaşan ihtiyaç sinyallerini algılayan, değerlendiren ve lojistik-satınalma kararlarına dönüştüren bütünleşik bir yönetim yaklaşımı olarak ele alınmaktadır. Kavram, sağlık işletmesini canlı bir organizmaya departmanlar arası bilgi, malzeme ve karar akışını ise sinir sistemi benzeri bir koordinasyon ağına benzetmektedir.

1. Giriş

Günümüz sağlık işletmeleri yalnızca tedavi hizmeti sunan kurumlar değil, aynı zamanda yüksek düzeyde lojistik, finansal, teknolojik ve yönetsel koordinasyon gerektiren karmaşık organizasyonlardır. Bir hastanede doğru malzemenin doğru zamanda, doğru miktarda, doğru birime ve uygun maliyetle ulaştırılamaması klinik hizmetlerin aksamasına, hasta memnuniyetinin düşmesine, maliyetlerin artmasına ve hatta hasta güvenliğinin riske girmesine yol açabilir.

Bu nedenle lojistik ve satınalma departmanları, sağlık işletmelerinde destek birimi olmanın ötesine geçerek stratejik karar merkezleri hâline gelmektedir. Ancak birçok kurumda satınalma, depo, klinik birimler, finans ve yönetim arasındaki iletişim parçalı yürütülmektedir. Bu durum, gereksiz stok birikimi, kritik malzeme eksikliği, acil satınalma baskısı, tedarikçi bağımlılığı ve departmanlar arası çatışma gibi sorunlara neden olabilmektedir.

Bu makalede “nörolojistik” kavramı, sağlık işletmelerinde lojistik ve satınalma süreçlerinin departmanlar arasında aktif biçimde hareket eden, bilgiyi yerinde toplayan, ihtiyaçları önceden algılayan ve karar mekanizmalarına ileten dinamik bir koordinasyon sistemi olarak yeniden tanımlanmasını amaçlamaktadır.

2. Nörolojistik Kavramının Tanımı

Nörolojistik, “nöro” ve “lojistik” kavramlarının birleşiminden oluşan kavramsal bir yaklaşımdır. Burada “nöro” ifadesi, insan sinir sisteminin algılama, iletme, değerlendirme ve tepki üretme fonksiyonlarına gönderme yapmaktadır. “Lojistik” ise sağlık işletmesi içinde malzeme, bilgi, insan gücü, stok, satınalma ve tedarik süreçlerinin planlı yönetimini ifade eder.

Bu bağlamda nörolojistik, multidisipliner sağlık işletmelerinde departmanlardan gelen ihtiyaç sinyallerini algılayan, bu sinyalleri satınalma ve lojistik kararlarına dönüştüren, departmanlar arasında koordinasyon sağlayan ve hizmet sürekliliğini güvence altına alan bütünleşik yönetim modelidir.

Nörolojistik yaklaşımda lojistik ve satınalma departmanı pasif bir sipariş karşılama birimi değildir. Aksine, klinik ve idari departmanlar arasında aktif olarak hareket eden, sahadan veri toplayan, ihtiyaçları analiz eden ve yönetime erken uyarı sağlayan stratejik bir merkezdir.

3. Sağlık İşletmelerinde Departmanlar Arası Lojistik Satınalma Deplasmanı

“Deplasman” kavramı burada fiziksel ve yönetsel hareketliliği ifade etmektedir. Lojistik satınalma deplasmanı, satınalma ve lojistik ekiplerinin yalnızca ofis veya depo merkezli çalışmak yerine, departmanlar arasında aktif biçimde dolaşarak ihtiyaçları yerinde gözlemlemesi, kullanıcı birimlerle doğrudan iletişim kurması ve karar süreçlerine sahadan veri taşıması anlamına gelir.

Örneğin ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, gibi birimler farklı hız, hassasiyet ve risk düzeylerine sahiptir. Acil serviste ihtiyaç duyulan bir sarf malzemesinin gecikmesi hizmet akışını doğrudan etkileyebilirken, laboratuvarda kullanılan bir kitin tedarik sorunu tanı süreçlerini aksatabilir. Nörolojistik yaklaşım, her departmanın operasyonel ritmini anlamayı ve satınalma kararlarını bu ritme göre şekillendirmeyi hedefler.

Bu modelde satınalma ve lojistik uzmanı, yalnızca talep formu bekleyen kişi değil departmanların ihtiyaçlarını erken fark eden, stok davranışlarını izleyen, tedarik risklerini öngören ve alternatif çözüm geliştiren bir koordinasyon aktörüdür.

4. Nörolojistik Modelin Temel Bileşenleri

4.1. İhtiyaç Sinyallerinin Algılanması

Her departman, kullandığı malzeme, ilaç, cihaz, sarf ve hizmet ihtiyacı üzerinden kuruma sürekli sinyal gönderir. Bu sinyaller tüketim hızı, stok seviyesi, acil talep sıklığı, hasta yoğunluğu, mevsimsel değişim ve klinik önceliklerle ilgilidir. Nörolojistik sistemin ilk görevi bu sinyalleri doğru okumaktır.

4.2. Bilgi Akışının Sinir Ağı Gibi Kurulması

Sağlık işletmesinde bilgi yalnızca üst yönetime doğru değil, yatay olarak departmanlar arasında da akmalıdır. Ameliyathane, depo, satınalma, finans, biyomedikal, eczane ve klinik birimler arasında düzenli bilgi paylaşımı sağlanmadığında lojistik kararlar eksik veriyle alınır. Nörolojistik, bu birimler arasında sinir ağına benzer hızlı ve güvenilir bir iletişim yapısı kurulmasını önerir.

4.3. Satınalma Kararlarının Klinik Önceliklerle Uyumlandırılması

Sağlık işletmelerinde en ucuz ürünü almak her zaman en doğru satınalma kararı değildir. Ürünün kalitesi, hasta güvenliğine etkisi, kullanım kolaylığı, klinik uygunluğu, tedarik sürekliliği ve toplam maliyeti birlikte değerlendirilmelidir. Nörolojistik yaklaşım, satınalma kararlarını yalnızca fiyat temelli değil, klinik değer ve operasyonel süreklilik temelli ele alır.

4.4. Stok ve Depo Yönetiminde Erken Uyarı Sistemi

Nörolojistik modelde depo, yalnızca ürünlerin saklandığı alan değil, kurumun lojistik hafızasıdır. Kritik stok seviyeleri, sık tüketilen ürünler, miadı yaklaşan malzemeler ve tedarik gecikmeleri düzenli izlenmelidir. Böylece eksilme, bozulma, israf veya aşırı stok riski önceden belirlenebilir.

4.5. Departmanlar Arası Geri Bildirim Döngüsü

Satın alınan ürünlerin kullanıcı memnuniyeti, klinik performansı ve maliyet etkisi takip edilmelidir. Kullanıcı birimlerden alınan geri bildirimler sonraki satınalma kararlarına aktarılmadığında aynı hatalar tekrarlanır. Nörolojistik, her satınalma kararını öğrenen bir sisteme dönüştürür.

5. Nörolojistik Yaklaşımın Sağlık İşletmelerine Katkıları

Nörolojistik yaklaşımın en önemli katkısı, sağlık işletmesinde görünmeyen kopuklukları azaltmasıdır. Departmanlar arası iletişim güçlendiğinde gereksiz acil satınalmalar azalır, stok yönetimi daha kontrollü yapılır ve tedarik süreçleri öngörülebilir hâle gelir.

İkinci katkı, hasta güvenliği ve hizmet sürekliliğidir. Kritik malzeme eksikliklerinin önceden fark edilmesi, klinik hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesine yardımcı olur. Özellikle yoğun bakım, ameliyathane, acil servis , girişimsel alanlar gibi yüksek riskli birimlerde bu yaklaşım büyük önem taşır.

Üçüncü katkı, maliyet yönetimidir. Nörolojistik sistem, yalnızca ürün fiyatına değil, toplam sahip olma maliyetine odaklanır. Ucuz fakat sık arıza yapan, klinik uyumsuzluk yaratan veya yüksek fireye neden olan ürünler yerine, uzun vadeli değer sağlayan ürünler tercih edilir.

Dördüncü katkı, çalışan memnuniyetidir. Klinik personelin ihtiyaçlarının daha hızlı anlaşılması, satınalma ve lojistik birimlerine duyulan güveni artırır. Böylece departmanlar arasında suçlayıcı iletişim yerine çözüm odaklı iş birliği gelişir.

6. Uygulama Önerileri

Nörolojistik modelin sağlık işletmelerinde uygulanabilmesi için öncelikle departmanlar arası düzenli lojistik toplantıları yapılmalıdır. Bu toplantılarda kritik stoklar, bekleyen satınalma talepleri, tedarikçi sorunları ve klinik öncelikler değerlendirilmelidir.

İkinci olarak, satınalma ve lojistik ekipleri belirli aralıklarla klinik birimleri ziyaret etmeli, ihtiyaçları yerinde gözlemlemeli ve kullanıcı geri bildirimlerini kayıt altına almalıdır.

Üçüncü olarak, dijital stok ve talep yönetim sistemleri kullanılmalıdır. Manuel formlar, geç bildirimler ve dağınık excel tabloları yerine, gerçek zamanlı veri sağlayan sistemler tercih edilmelidir.

Dördüncü olarak, kritik ürünler için risk haritası oluşturulmalıdır. Hangi ürünlerin hasta güvenliği açısından kritik olduğu, hangi tedarikçilerin alternatifinin bulunduğu ve hangi ürünlerde tedarik gecikmesi yaşanabileceği önceden belirlenmelidir.

Son olarak, satınalma performansı yalnızca maliyet tasarrufu ile değil hizmet sürekliliği, kullanıcı memnuniyeti, stok doğruluğu, tedarik süresi ve klinik uygunluk gibi göstergelerle de ölçülmelidir.

7. Sonuç

Multidisipliner sağlık işletmelerinde lojistik ve satınalma süreçleri, kurumun hizmet kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Departmanlar arası kopukluk, hatalı satınalma kararları, stok sorunları ve tedarik gecikmeleri sağlık hizmetinin kalitesini doğrudan etkileyebilir.

Bu makalede önerilen nörolojistik yaklaşım, sağlık işletmelerinde departmanlar arasında hareket eden, ihtiyaçları yerinde algılayan, satınalma ve lojistik kararlarını klinik önceliklerle uyumlandıran bütünleşik bir model olarak ele alınmıştır. Nörolojistik, sağlık işletmesini canlı bir organizma gibi değerlendirir ve lojistik-satınalma fonksiyonunu bu organizmanın sinir sistemi olarak konumlandırır.

Nörolojistik Model Özeti

Bileşen Temel Amaç Sağlık İşletmesine Katkı
İhtiyaç sinyali Departman ihtiyaçlarını erken algılamak Kritik malzeme eksikliğini azaltır
Bilgi ağı Klinik, depo, satınalma ve finansı ortak veriyle buluşturmak Karar kalitesini artırır
Klinik uyum Satınalma kararlarını klinik önceliklerle uyumlandırmak Hasta güvenliği ve hizmet sürekliliğini destekler
Erken uyarı Stok ve tedarik risklerini önceden görmek Acil satınalma baskısını azaltır
Geri bildirim Kullanıcı deneyimini sonraki kararlara aktarmak Öğrenen satınalma sistemi oluşturur

Sağlık İşletmelerinde Satınalma Ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım Nörolojistik KavramıSonuç olarak nörolojistik, sağlık işletmelerinde yalnızca malzeme akışını değil bilgi, karar, ihtiyaç, geri bildirim ve değer akışını da yöneten stratejik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu kavramın geliştirilmesi, sağlık kurumlarında daha güvenli, verimli, maliyet-etkin ve hasta odaklı hizmet sunumuna katkı sağlayabilir.

Bu nedenle nörolojistik, hastanenin deposunda başlayan değil klinik ihtiyacın ilk sinyal verdiği anda doğan görünmez sinir sistemidir.

Kadir HANÇER

Kaynakça

Hançer, K. (2025, 15 Şubat). Sağlık işletmelerinde overstocking. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-isletmelerinde-overstocking/

Hançer, K. (t.y.). Benim Bir Lojistik Hikâyemin Akademisi. Tilki Kitap. ISBN: 9786255779403. Erişim: https://www.tilkikitap.com/kitaplar/kadir-hancer-benim-bir-lojistik-hikyemin-akademisi-5171.html

Hançer, K. (2025, 23 Mart). Sağlık kurumlarında konsinye ürün yönetimi. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-kurumlarinda-konsinye-urun-yonetimi/

Hançer, K. (2025, 21 Nisan). Hastane lojistiği operasyonlarının hasta güvenliğindeki rolü. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/hastane-lojistigi-operasyonlarinin-hasta-guvenligindeki-rolu/

Hançer, K. (2025, 5 Ekim). Sağlık sektöründe lojistik çalışanların know-how birikiminin işletmeye katkıları. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-sektorunde-lojistik-calisanlarin-know-how-birikiminin-isletmeye-katkilari/

Hançer, K. (2025, 1 Aralık). Hastanelerde lojistik yönetiminin hastalar üzerindeki etkileri. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/hastanelerde-lojistik-yonetiminin-hastalar-uzerindeki-etkileri/

Hançer, K. (202a, 28 Şubat). Sağlık işletmelerinde lojistik DNA kavramı. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/saglik-isletmelerinde-lojistik-dna-kavrami/

Hançer, K. (2026, 28 Mart). Lojistik ve depo operasyonlarında ölçtüğümüz şey performans mı, yoksa yarattığımız değer mi? Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/lojistik-ve-depo-operasyonlarinda-olctugumuz-sey-performans-mi-yoksa-yarattigimiz-deger-mi/

Hançer, K. (2026, 13 Haziran). Stok yönetiminin anatomisi. Satınalma Dergisi. Erişim: https://satinalmadergisi.com/stok-yonetiminin-anatomisi/

Akman, M. Hastanelerde Lojistik Yönetimi.

Bhosekar, A., Ekşioğlu, S., Işık, T. ve Allen, R. A Discrete Event Simulation Model for Coordinating Inventory Management and Material Handling in Hospitals.

Bizoi, A. ve Bizoi, G. Neurologistics: A Neuro-Inspired Simulation for Forecasting Ethical Decision-Making in Sustainable Supply Chains. Erişim: https://data.mendeley.com/datasets/pzn5866378

Dünya Sağlık Örgütü. Procurement and Supply Management Systems for Medicines and Health Products. Erişim: https://www.who.int/europe/activities/supporting-the-development-and-strengthening-of-procurement-and-supply-management-systems

TroyAcademy. Sağlık Sektöründe Tedarik Zinciri Uygulamalarının Analizi: Sağlık Lojistiği Firmaları Üzerine Bir Araştırma. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/troyacademy/article/1057080

Aselsan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi Geliştirecek

1782362777 Aselsan Qpu 2

ASELSAN ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi Geliştirilmesi Projesi için imzalar, SSB Kuantum Programı Tanıtımı Toplantısı’nda atıldı.

Aselsan'ın Kuantum çalışmalarında Ilk ürünler Ortaya çıktı
ASELSAN’ın kuantum teknolojilerine yönelik yürüttüğü çalışmalar kapsamında ilk kuantum entegre devreler ortaya çıktı. Kuantum teknolojileri alanındaki çalışmaların yürütülmesi amacıyla yaklaşık 1 yıl önce ASELSAN tarafından kurulan Kuantum Araştırma Laboratuvarı (KUANTAL), Türkiye’yi geleceğin teknolojilerine hazırlıyor. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi yerleşkesinde hayata geçirilen laboratuvarda yürütülecek projeler ile Türkiye’nin kuantum teknolojilerindeki bilgi birikimi ve teknoloji hazırlık seviyesi artırılarak ASELSAN üzerinden yerli ve milli sistemlere dönüştürülmesi amaçlanıyor. ( Doğukan Keskinkılıç – Anadolu Ajansı )

ASELSAN ana yükleniciliğinde yürütülecek dört yıllık proje kapsamında, kuantum bilgisayarların en kritik bileşenlerinden biri olan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi yerli ve milli olarak geliştirilecek.

Kuantum bilgisayarların hesaplama gücündeki oyun değiştirici etkisi sayesinde savunma sanayii, siber güvenlik ve kriptoloji, ilaç, kimya, finans ve malzeme bilimi gibi birçok sektörde devrim niteliğinde bir dönüşüm yaşanması bekleniyor. Bugün dünyada teknoloji şirketleri, araştırma merkezleri ve kamu destekli programların odağında yer alan kuantum teknolojileri, geleceğin stratejik rekabet alanlarından biri olarak görülüyor.

Kuantum bilgisayarların kalbi yerli olarak geliştirilecek

Yapılacak çalışmalarla birlikte;

  • Türkiye’nin kuantum donanım alanında teknolojik bağımsızlığının sağlanması,
  • Kritik kuantum bileşenlerinde dışa bağımlılığın azaltılması,
  • Yoğun madde fiziği, mikrodalga mühendisliği, elektronik, kuantum bilgi teorisi gibi alanlarda yetkinlik artışı ve araştırma-geliştirme çalışmalarına altyapı kazandırılması,
  • Savunma, iletişim ve bilgi güvenliği alanlarında kuantum teknolojileri altyapısının oluşturulması,
  • Kuantum teknolojileri için ihtiyaç duyulacak insan kaynağının yetiştirilmesi hedefleniyor.

1782362777 Aselsan Qpu 2Proje kapsamında Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve TÜBİTAK UME ile çalışılacak. QPU tasarımlarının uzun süredir yapıldığı projede, ASELSAN’da birimlerin seri üretimi için gerekli altyapı yatırımları da tamamlanıyor.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“2021 yılından beri çalıştığımız, geleceğin dünyasını şekillendirecek kuantum teknolojilerinde stratejik bir adım daha attık. ASELSAN ana yükleniciliğinde yürütülecek olan Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirme Projesi’nde ilk imzalar atıldı. Proje kapsamında geliştireceğimiz süper iletken işlemci birimlerinin üretimlerini, yatırımlarına tüm hızıyla devam ettiğimiz Türkiye’nin ilk süper iletken üretim evinde gerçekleştireceğiz. Eşzamanlı olarak, kuantum çip üretim evini ASELSAN’da hayata geçirecek yatırımlarımızı sürdürüyoruz.

Süperiletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirme Projesi ile kuantum bilgisayarların kalbi sayılan kuantum işlemci birimini yerli ve milli olarak tasarlayıp üretecek, geleceğin teknolojilerinde dışa bağımlılığımızı azaltacak ve ülkemize öncü bir Ar-Ge altyapısı kazandıracağız. Değerli paydaşlarımız Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve TÜBİTAK UME ile birlikte yüksek teknolojide ülkemizi zirveye taşımaya kararlıyız.”

1782362782 Aselsan Qpu 4

Apple, Nokia Olur mu? Intel Çip Anlaşması ve Çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Apple, Nokia Olur mu? Intel Çip Anlaşması ve Çin Rekabetinde Tedarik Zinciri Dersi

Masadaki Asıl Soru

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri DersiGeçtiğimiz günlerde, Donald Trump kısa bir mesaj paylaştı ve Apple’ın çiplerini Intel ile birlikte ABD’de tasarlayıp üreteceğini duyurdu. Piyasanın tepkisi gecikmedi. Intel hisseleri açılış öncesinde yaklaşık yüzde 9 değer kazandı. Haberin ilk okunuşu masum görünüyor, dünyanın en değerli şirketlerinden biri üretimini ülke içine çekiyor. Biraz yakından bakıldığında tablo karışıyor, çünkü bu anlaşmada karşılıklı oturan taraflardan biri devletin bir yıl önce ortak olmak zorunda kaldığı bir firma. Olayı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak görmek, altındaki çok daha önemli hikayeyi kaçırmak demek. Bir telefonun rafa çıktığı fiyat, çok daha yukarıda alınmış uzun bir tedarik kararları zincirinin son halkasıdır.

Aslında Kurtarılan Kim

Kamuoyundaki yaygın izlenimin aksine bu hikayede zor durumdaki taraf Apple değil. Intel yıllardır derinleşen bir kriz yaşıyor, geliri 2021’deki 80 milyar dolar civarından 2023’te 54 milyar dolara geriledi ve sözleşmeli üretim birimi tek başına yaklaşık 7 milyar dolar zarar yazdı. Talebin yapay zeka çiplerine kayması, rakipleri karşısında pazar payı kaybı ve süreç teknolojisindeki gecikmeler şirketi köşeye sıkıştırdı. 2025 yazında Intel 25 binden fazla çalışanını işten çıkardı, Almanya ve Polonya’daki fabrika planlarını iptal etti. Bu tablo karşısında ABD hükümeti Ağustos 2025’te devreye girdi ve CHIPS Yasası (ABD’nin yarı iletken üretimini ülke içine çekmeyi amaçlayan teşvik yasası) kapsamında daha önce ayrılmış fonları hisseye çevirerek, yaklaşık 8,9 milyar dolar karşılığında şirketin yaklaşık yüzde 10’una ortak oldu.

Bu hamlenin yeni bir kaynak aktarımı mı yoksa zaten taahhüt edilmiş paranın yeniden paketlenmesi mi olduğu fazlaca tartışıldı. Çünkü kullanılan fonların büyük bölümü, önceki dönemde Intel’e söz verilmiş hibelerden geliyordu. Üstelik bu tekil bir örnek değildi, yönetim daha önce Nvidia’yı ve Elon Musk’ın Terafab projesini de Intel’in çevresinde konumlandırmıştı. Yani Apple bu dizinin son halkası. Bir devletin özel bir şirkete bu ölçekte ortak olması alışılmış bir manzara değil. Gerekçe şirketin kendisinden çok onun temsil ettiği yetenekte saklı, çünkü Intel ABD merkezli olup en ileri üretim sürecine sahip tek üretici. Bugün dünyadaki ileri çip üretim kapasitesinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u ABD topraklarında bulunuyor ve bu oran ulusal güvenlik açısından kırılgan kabul ediliyor. Devlet bu hamleyle bir şirketi ayakta tutmaktan çok, ülkenin kendi çipini üretebilme kabiliyetini güvenceye almaya çalışıyor.

Apple Neden Masaya Oturdu

Apple’ın bu denkleme girmesinin nedeni ayakta kalma kaygısından çok daha somut, kaynak yoğunluğunu dağıtma ihtiyacı. Şirket iPhone, iPad ve Mac işlemcilerinin neredeyse tamamını Tayvan merkezli TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company – Tayvan Yarı İletken Üretim Şirketi) üzerinden tedarik ediyor. Intel ile yapılan anlaşma yalnızca alt segment çipleri ve şirketin 18A-P sürecini, yani en ileri üretim teknolojisinin bir alt basamağını kapsıyor, amiral gemisi işlemciler TSMC’de kalmaya devam ediyor. Apple açısından asıl kritik nokta, üretiminin tek bir coğrafyaya bağlı kalmasının taşıdığı risk gibi duruyor. Çünkü Tayvan çevresindeki jeopolitik gerilim, bu bağımlılığı her yıl daha hassas hale getiriyor. Tim Cook’un yakın zamanda telefon fiyatlarındaki artışların kaçınılmaz olduğunu söylemesi de maliyetin doğrudan tedarik koşullarına bağlı olduğunu gösteriyor. En güçlü oyuncuda bile tek bir kaynağa yaslanmak, başlı başına bir kırılganlıktır.

Çin Cephesi: Daha Fazla Özellik, Daha Az Para

Bu tablonun bir de Çin tarafı var ve burada nihai tüketici lehine güçlü bir gerçek bulunuyor. Xiaomi, Huawei ve benzeri Çinli üreticiler, çoğu zaman daha fazla özelliği ve daha güncel donanımı tüketiciye net bir şekilde daha düşük fiyatla ulaştırıyor. Bu avantajın arkasında belirgin bir yapı var o da dikey entegrasyon. Shenzhen’deki yoğun bileşen ekosistemine yakınlık ve giderek artan oranda kendi çipini tasarlama kabiliyeti. Bununla birlikte son veriler, bu rekabetin “ucuz markalar pahalı markayı eziyor” şeklinde okunmasını zorlaştırıyor. 2026 ilk çeyreğinde Samsung ve Apple yüzde 21 bandında pay kazanırken, Xiaomi yıllık yaklaşık yüzde 19 düşüşle en sert gerilemeyi yaşadı.

Bunun arkasındaki sebep yapay zeka veri merkezlerinin tetiklediği bellek çipi kıtlığı olarak ortay çıkmkatadır. Çünkü yükselen malzeme maliyeti en çok düşük fiyatlı modellerle çalışan üreticileri vuruyor. Ortalama satış fiyatları rekor seviyelere çıkarken, premium oyuncuların tedarikçiler üzerindeki pazarlık gücü onları bu dalgaya karşı görece koruyor. Yani rekabetçi darbe doğrudan malzeme tarafından, tedarik zincirinin yukarısından geliyor. Maliyet avantajını yaratan da o avantajı bir anda kırılgan kılan da aynı yer. Yani tedarik tabanının kendisi. Bir markayı öne çıkaran maliyet yapısı ile onu tehdit eden risk, çoğu zaman aynı kaynaktan, tedarik zincirinden doğar.

Huawei ve Nokia Sorusu

Çin tarafındaki en öğretici örnek Xiaomi’den çok Huawei. Şirket 2019’da ABD’nin Entity List (ABD’nin ihracat yasaklı kuruluşlar listesi) kararıyla Amerikan teknolojisinden ve Google servislerinden kesildi, küresel pazar payı yüzde 16’lardan yüzde 4’ün altına çöktü. Sonrasında izlediği yol bizim hikayemizin neredeyse aynısı. Neden derseniz, Huawei kendi tedarik zincirini yerlileştirdi, SMIC (Çin’in en büyük yerli çip üreticisi) ile üretime yöneldi. Kendi Kirin çiplerini ve HarmonyOS işletim sistemini geliştirdi. Bu strateji sonuç verdi ve şirket 2025’te Çin pazarında yaklaşık yüzde 16 payla birinciliği geri aldı. İki farklı devlet, iki ulusal şampiyon ve iki zorunlu yeniden yapılanma aynı mantığı izliyor.

Peki bu rekabet Apple’ı bir gün Nokia’nın akıbetine sürükler mi? Nokia’yı bitiren temel etken, akıllı telefon ve uygulama ekosistemine geçiş dalgasını zamanında okuyamamasıydı. Apple’ın bugünkü asıl kalkanı da donanım fiyatından çok, kullanıcısını içeride tutan ekosistem bütünlüğü ve hizmet geliri. Bu nedenle Çinli rakiplerin Apple’ı devireceği senaryosu, şu anki haliyle zayıf bir tahmin olarak karşımıza çıkmakta. Asıl tehdit başka yerde gizli. Bir devi asıl tehdit eden şey, oyunun kurallarının değiştiğini geç görmesidir.

Rekabet Gücü Tedarik Kararlarında Belirlenir

Buraya kadar anlatılan üç hikaye, Intel’in kurtarılması, Apple’ın kaynaklarını dağıtması ve Huawei’nin yerlileşmesi, aynı gerçeğin farklı yüzleri. Hepsinde ortak olan şey, asıl rekabetin tüketicinin gördüğü fiyat etiketinin çok ötesinde, tedarik tabanının derinliklerinde sürmesi. Devletler artık tedarik zincirini stratejik bir arazi olarak görüyor ve milyarlarca dolarlık fonlarla kendi üreticilerini ayakta tutuyor. Çin’in yarı iletken sektörüne ayırdığı dev kaynaklar bunun en açık örneği. Firmalar için çıkarılacak ders de aynı yerde duruyor. Çünkü tedarikçi yoğunluğunu yönetmek, jeopolitik riski erkenden okumak ve bileşen stratejisini buna göre kurmak bugün rekabetin tam merkezinde yer alıyor. Bu yetenekler kendiliğinden oluşmuyor, kurum içinde bilinçli biçimde geliştirilmeyi gerektiriyor. Bir şirketin geleceğini belirleyen, ürününü ne kadara sattığı kadar, o ürüne giden tedarik kararlarını ne kadar iyi yönettiğidir.

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Apple, Nokia Olur Mu Intel çip Anlaşması Ve çin Rekabetinde Tedarik Zinciri DersiSon bir soru da okurun kendisine kalıyor. Çip masasında bugün kimin kazandığı, çoğu zaman yıllar önce verilmiş kaynak ve tedarikçi kararlarında çoktan şekillenmişti. Aynı mantık yarı iletkenlerin çok ötesinde, tedarik zincirine bağlı her sektörde geçerli. Tedarik tabanındaki kırılganlıkları zamanında görebilecek, tek kaynak riskini ölçebilecek ve yapısal kaymaları okuyabilecek donanım, bugün masanın hangi tarafında oturulduğunu belirliyor. Bu donanıma ne ölçüde sahip olunduğu sorusu, en az anlaşmaların kendisi kadar belirleyici.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi

Zafer URFALIOĞLU

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir fabrikanın kapısından her gün onlarca şey girer. Kamyonlar, paletler, hammaddeler, evraklar… Ve her gelen şeyin ortak bir özelliği vardır: Her gelen unsur bir maliyet oluşturur; ancak yalnızca doğru yönetilen girdiler değer üretir.

İşte bu ayrımı yapan kişi çoğu zaman ne satış ekibidir ne üretim planlama ne de finans. Çoğu zaman o kahraman, depo kapısında elinde kontrol listesiyle duran giriş kalite kontrolüdür.

Kulağa çok heyecanlı gelmeyebilir.

Kimse aksiyon filmi çekmez: “Bugün de parti numarası doğrulandı.”

Kimse alkışlamaz: “Harika iş çıkardın, nem ölçümü limit içinde!”

Ama gerçek dünyada büyük krizlerin önemli bir kısmı küçük kontroller yapılmadığında başlar.

  • Yanlış malzeme kabul edilir.
  • Bir parti kontrolden geçmeden hatta alınır.
  • Uygunsuzluk üretim sırasında fark edilir.
  • Hat durur.
  • Plan kayar.
  • Müşteri bekler.

Ve o noktada işletme çok tanıdık bir soruyla karşılaşır: “Bunu neden daha önce görmedik?”

Aslında gördük. Sadece depo kapısında durup birkaç dakika konuşmadık.

ISO 9001’in uzun süredir vurguladığı yaklaşım da budur: Kalite; son kontrolde kusur ayıklamak değil, süreç boyunca riskleri öngörmek ve uygunsuzluk oluşmadan önlemektir.

Bu yüzden giriş kalite kontrolü bir evrak işi değildir. Bir sorgulama disiplinidir.

  • Doğru ürün mü geldi?
  • Doğru şartlarda mı geldi?
  • Beklenen kalite seviyesinde mi?
  • İzlenebilir mi?
  • Üretime girdiğinde sürpriz çıkarır mı?

Çünkü işletmeler genellikle büyük maliyetleri hesaplar.

  • Ton başı maliyet.
  • Makine yatırım maliyeti.
  • Enerji maliyeti.
  • Emniyet stoğu baskısı.
  • Acil satın alma maliyetleri.
  • Kapasite kaybı.
  • Termin sapması.

Ama görünmeyen maliyetler sessiz çalışır.

  • Bir saatlik duruş.
  • Tekrar üretim.
  • Ek mesai.
  • Hurda artışı.
  • Teslim gecikmesi.
  • Müşteri güven kaybı.

Bunların çoğu muhasebede tek satır görünür. Ama başlangıç noktası bazen yalnızca kontrol edilmeyen bir mal kabulüdür. İyi çalışan bir giriş kalite kontrol sistemi ise farklı düşünür. “Üretim kullanırsa bakarız” demez. “Üretime girmeden anlayabilir miyiz?” diye sorar.

Çünkü en ucuz hata; hiç içeri alınmayan hatadır.

Bu nedenle giriş kalite kontrol listesi yalnızca doldurulan kutucuklardan ibaret değildir.

O liste;

Bir maliyet filtresi,

Bir risk bariyeri,

Bir öğrenme mekanizması,

Ve tedarik zincirinin görünmeyen karar noktasıdır.

Giriş Kalite Kontrolünün Görünmeyen Etkisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBelki günlük toplantılarda adı çok geçmez.

Ama çoğu zaman fabrikanın en kârlı kararı üretim hattında değil, depo kapısında verilir.

Zafer URFALIOĞLU

Bilişimin Yıldızları: Rüzgar Uygun, Peki Firma Hazır mı?

Turquality Danışmanlığı Haber Bilişimin Yıldızları Rüzgar Uygun, Peki Firma Hazır Mı

E-Turquality Bilişimin Yıldızları: Rüzgar Uygun, Peki Firma Hazır mı?

Turquality Danışmanlığı Haber Bilişimin Yıldızları Rüzgar Uygun, Peki Firma Hazır Mı2026’nın ilk yarısı, Türk teknoloji ihracatı için arka arkaya gelen üç güçlü sinyalle açıldı. Nisan sonunda yayımlanan bir Cumhurbaşkanı Kararı, yazılım ve mühendislik gibi nitelikli hizmetlerin ihracatından elde edilen kazançtaki vergi indirimini yüzde 100’e çıkardı ve bu kalemleri fiilen vergi dışına taşıdı. Şubat ayında atılan bir başka imzayla dijital oyun, görsel efekt ve dijital sanat gibi kreatif alanlar hizmet ihracatı destek sistemine dahil edildi ve ülke “Created in Türkiye” vizyonunu telaffuz etmeye başladı.

Aynı haftalarda İstanbul merkezli bir oyun stüdyosu, kuruluşundan yalnızca bir yıl sonra 1 milyar dolar değerlemeye ulaşarak ülkenin yedinci unicornu oldu. Tablo, rüzgarın uzun süredir ilk kez bu kadar net biçimde Türk teknolojisinden yana estiğini gösteriyor. Yine de bütün bu ivmenin altında sorulması gereken sade bir soru var. Açılan bu geniş kapı, bir yazılım firmasını kendiliğinden küresel bir markaya dönüştürüyor mu. E-Turquality, yani Bilişimin Yıldızları programı, tam da bu sorunun yanıtının arandığı resmi çerçeve olarak önümüzde duruyor.

Rüzgarın Yönü Türkiye’den Yana

Önce manzaranın parlak tarafını net görmekte fayda var. Hizmet ihracatı tarafındaki vergi avantajı 2023’te yüzde 80’e çıkarılmış, 30 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla yüzde 100’e tamamlanmıştı. Buna göre yazılım, mühendislik ve tasarım gibi alanlarda yurt dışına verilen hizmetin kazancı, gelirin Türkiye’ye getirilmesi koşuluyla beyanname üzerinde tümüyle indirilebiliyor. Kreatif endüstriler kararı ise oyun ve görsel efekt başta olmak üzere yaratıcı üretimi yüksek katma değerli hizmet ihracatının bir parçası olarak yeniden tanımladı. Tablonun büyüklüğü de iddiayı destekliyor, çünkü sektör temsilcileri bugün 5 milyar dolar bandındaki bilişim ihracatını birkaç yıl içinde 10 milyar dolara, yani küresel pazardan yüzde 1 paya taşımayı hedefliyor. Yapay zeka ise tek başına bir dikey olmaktan çıkıp bankacılıktan perakendeye kadar her sektörün iş yapma biçimini yeniden kuran bir altyapıya dönüşmüş durumda. Devletin ve pazarın sunduğu fırsat penceresi bu kadar genişken, belirleyici olan firmanın bu pencereden içeri girecek donanıma sahip olup olmadığıdır.

Bilişimin Yıldızları Programının Asıl Ölçtüğü

E-Turquality programı, ismini taşıdığı klasik Turquality’nin teknoloji tarafındaki kardeşi gibi düşünülebilir. Bir firmanın programa kabul edilebilmesi için önce ayrıntılı bir ön incelemeden geçmesi gerekiyor ve bu incelemenin kapsamı, programın felsefesini açık ediyor. Değerlendirme yalnızca ürünün teknik kalitesine bakmıyor. Firmanın misyon ve vizyonu, ürün ve hizmet portföyü, strateji ve kurumsal performansı, finansal performansı, operasyon yönetimi, pazarlama, satış ve marka yönetimi becerileri, yönetişimi ve insan kaynakları masaya yatırılıyor. Listenin sonunda ise programın iddiasını özetleyen iki başlık duruyor, uluslararasılaşma ve unicorn olma potansiyeli. Tartılan şey, firmanın bir ürünü küresel pazarda konumlandıracak, fiyatlayacak, finanse edecek ve yönetecek olgunluğa erişip erişmediği. Program bir şirketi, yazdığı kodun parlaklığından çok onu ayakta tutan kurumsal mimarinin sağlamlığıyla tartıyor. Ön inceleme için ödenen ciddi bedelin ve reddedilen firmanın altı ay boyunca yeniden başvuramamasının altında da bu mantık yatıyor.

Mühendislik Gücü ile Kurumsal Olgunluk Arasındaki Mesafe

Programın bu kadar geniş bir olgunluk haritası çıkarması rastlantı değil, çünkü sektörün kendi içinden yükselen sesler de aynı boşluğu işaret ediyor. Hizmet İhracatçıları Birliği’nin yöneticileri, Türkiye’nin teknoloji altyapısının güçlü olduğunu, asıl eksiğin kurumsallaşma ve sürdürülebilir ihracat kültürü olduğunu söylüyor. Bilişim sanayisinin temsilcileri ise daha somut konuşuyor, çünkü onlara göre iyi teknoloji üretmek tek başına yetmiyor, o teknolojiyi ürünleştirmek, doğru pazarda konumlandırmak, alıcıda güven oluşturmak ve sürdürülebilir bir satış yapısı kurmak gerekiyor. Bunların tamamı, mühendislik biriminin omuzlarından taşıp yönetim masasına oturan sorular. Bilişim 500 araştırmasının ortaya koyduğu eğilim de tabloyu tamamlıyor, çünkü sektör hızla büyürken uzman insan kaynağına erişim giderek zorlaşıyor ve nitelikli ekip kurmak başlı başına bir rekabet alanına dönüşüyor. Büyük teknoloji kuruluşlarının yöneticileri bile, ülkede yetkin mühendis bulunduğunu ama esas meselenin zihniyet ve kültür dönüşümü olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin elinde güçlü bir mühendislik gücü var, mesafe ise bu gücü küresel bir markaya çeviren ticari ve yönetsel katmanda açılıyor. Bir firma kusursuz bir oyun ya da kurumsal yazılım geliştirebilir, ancak onu yirmi farklı ülkede fiyatlandıracak, lisanslayacak, destekleyecek ve marka olarak büyütecek yapı çoğu zaman aynı hızla olgunlaşmıyor.

Stratejik İş Planı Bir Sınav Niteliğinde

Programın firmadan beklediği olgunluk, en somut halini stratejik iş planı zorunluluğunda buluyor. Kapsama alınan her şirket belirli bir süre içinde bu planı hazırlayıp Genel Müdürlüğe sunmak zorunda ve plan onaylanmadan tek kuruş destek ödemesi yapılmıyor. Planın içeriği de hafife alınacak gibi değil, çünkü firmanın mevcut konumu, vizyonu, kurumsal stratejileri, operasyon ve destek süreçleri, organizasyon yapısı ve teknolojik yetkinlikleri ayrıntısıyla inceleniyor, uluslararası en iyi uygulamalarla karşılaştırılıyor ve buradan ölçülebilir hedeflerle performans göstergeleri çıkarılıyor. Stratejik iş planı, firmadan önce kendini dürüstçe tanımasını isteyen bir aynaya dönüşüyor. Kendi finansal tablosunu okuyamayan, hedef pazarını tanımlayamayan ya da operasyonunu sayısallaştıramayan bir şirket, bu planı doldurmakta zorlanıyor. Kapsama alındıktan sonra planı zamanında sunamayan firmanın destek dışında kalabilmesi de işin ciddiyetini gösteriyor. Süreç hazırlıklı firmayı ödüllendirirken, yalnızca teşvike ulaşmak için kapıya gelen firmayı daha eşikte eliyor.

Unicorn Potansiyeli Bir Slogan Olmaktan Çıkınca

Programın değerlendirme listesindeki o çarpıcı başlığa, unicorn olma potansiyeline geri dönelim. Bu ifade ilk bakışta iddialı bir slogan gibi okunabilir, oysa arkasında somut bir gerçeklik var. Türkiye’nin bugüne kadar çıkardığı yedi unicornun üçü doğrudan oyun sektöründen geldi ve en yenisi, kuruluşundan bir yıl sonra milyar dolarlık değerlemeye ulaştı. Bu hikayeler küresel ölçeğin Türk firmaları için artık ulaşılmaz olmadığını gösterirken, o ölçeğe çıkmanın bedelini de anlatıyor. Sektörün deneyimli isimleri, büyümenin yolunun ölçeklenmeden ve gerektiğinde sınır ötesi birleşme ve satın almalardan geçtiğini söylüyor. Programın kapsamı da bu vizyona uygun biçimde genişliyor, çünkü yurt dışındaki bir markanın, oyunun ya da yazılımın satın alınmasına yönelik danışmanlık desteği bile bu çatının altında yer alıyor. Böyle bir hamlenin altından kalkmak, sağlam bir finansal yapı, kurumsal yönetişim ve fikri mülkiyet yönetimi gerektiriyor. Unicorn potansiyeli sözü, aslında finansal okuryazarlıktan marka yönetimine uzanan bir kurumsal olgunluğun kısaltmasıdır.

Turquality Danışmanlığı Haber Bilişimin Yıldızları Rüzgar Uygun, Peki Firma Hazır MıGeriye sade bir tablo kalıyor. Rüzgar gerçekten Türk teknolojisinden yana esiyor, teşvikler tarihin en cömert noktalarından birinde, teknolojik altyapı ve mühendislik gücü ise fazlasıyla mevcut. Bütün bu hazır zeminin üzerinde farkı yaratacak tek değişken, firmanın kendi iç olgunluğu. Bilişimin Yıldızları programı bir şirkete yıldız olma fırsatını sunarken, o yıldızı parlatacak donanımı firmanın kendisinden bekliyor. Bu fırsat penceresinden geçecek olanlar, yetkinliğini bugünden inşa etmeye başlayan firmalar olacak. Pencere açık ve rüzgar uygun, geri kalanı içeride verilen kararların meselesi.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Tezmaksan’dan fabrikaların görünmeyen kayıplarına dijital röntgen

Kapasitematik 6

Tezmaksan, yerli dijital üretim takip platformu Kapasitematik V2 ile sanayide veri odaklı dönüşümü yeni bir aşamaya taşıyor. Üretim sahalarındaki görünmeyen kayıpları gerçek zamanlı verilerle görünür hale getiren platform; marka bağımsız makine izleme altyapısı, yapay zekâ destekli analiz sistemleri ve yeni nesil entegrasyon modülleriyle fabrikaların üretim reflekslerini anlık olarak takip edebilmesini sağlıyor. Kapasitematik V2’nin üretim sahasında yarattığı etkiyi ‘karanlıkta ilerleyen fabrikalara ışığı tutmak’ olarak tanımlayan şirket, platformu kullanan işletmelerde plansız duruş sürelerini yüzde 20 ila 30 oranında azaltıyor. Tezmaksan, 2026 yılında 1.000 makine ağına ulaşmayı, üretim süreçlerini daha öngörülebilir, daha verimli ve daha sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlıyor. 

Sanayide uzun yıllar boyunca üretim performansı, operatör deneyimi, manuel takip yöntemleri ve gün sonu raporlarıyla yönetiliyordu. Ancak artan rekabet, enerji maliyetleri ve verimlilik baskısı, fabrikaları artık daha görünür, daha öngörülebilir ve daha veri odaklı bir üretim modeline yönlendiriyor. Türkiye sanayisinin dijital dönüşüm yolculuğunda kritik bir rol üstlenen Tezmaksan, yerli üretim yönetim platformu Kapasitematik V2 ile 2026 yılına güçlü hedeflerle giriyor. Tezmaksan, üretim sahalarındaki görünmeyen kayıpları görünür hale getiren Kapasitematik V2 ile yıl sonunda 1.000 makine ağına ulaşmayı hedefliyor. Makinelerden gelen veriyi anlamlı içgörülere dönüştüren Kapasitematik V2, üretimde görünmeyen kayıpları ortaya çıkararak, fabrikalara kendi operasyonlarının canlı bir röntgenini sunuyor.

“2026, üretim kültürünün yeniden tanımlandığı bir dönüşüm yıl olacak”

Tezmaksan Grup Ceosu Hakan Aydoğdu
Tezmaksan Grup Ceosu Hakan Aydoğdu

Tezmaksan Grup CEO’su Hakan Aydoğdu, üretim dünyasında artık makine parkurunun değil, veriyi anlamlandırma kapasitesinin de rekabet avantajı oluşturduğuna dikkat çekti. 2026 yılının kendileri için sadece bir büyüme dönemi değil, üretim kültürünün yeniden tanımlandığı bir dönüşüm yılı olacağına dikkat çeken Aydoğdu, “Kapasitematik V2 ile fabrikaların sadece makinelerini değil, üretim reflekslerini de görünür hale getiriyoruz. Daha önce karanlıkta ilerleyen birçok üretici, bugün fabrikasının röntgenini gerçek zamanlı olarak görebiliyor. Bu dönüşümün sonunda, 1.000 makinenin bağlı olduğu dev bir üretim takip platformu oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.

“Klasik üretim takip anlayışının artık yeterli olmadığının farkındayız”

Kapasitematik V2’nin geliştirme yol haritasında bu yılın en önemli başlıklarının arasında ‘kesintisiz veri’, ‘erişilebilirlik’ ve ‘yapay zekâ destekli üretim yönetimi’nin yer aldığına dikkat çeken Aydoğdu, “Sistem, MTConnect altyapısı sayesinde marka bağımsız şekilde CNC makinelerinden veri toplayabiliyor. Böylece hem üreticilerin donanımsal ve yazılımsal bariyerlerini ortadan kaldırıyor hem de farklı marka ve yaş gruplarındaki makinelerin aynı dijital ekosistem içerisinde izlenebilir hale gelmesini sağlıyor. Tezmaksan olarak, klasik üretim takip anlayışının artık yeterli olmadığının farkındayız. Sanayide yeni dönem, elde edilen verinin ne söylediğini anlayabilmek üzerine kurulu. Biz üretimde insan deneyimi ile yapay zekayı aynı masada buluşturan yeni bir dönemin hazırlığını yapıyoruz” diye konuştu.

Alarm, kalite kontrol ve SAP entegrasyonları devreye alınıyor

Kapasitematik V2’nin uçtan uca dijitalleşme vizyonu doğrultusunda üç yeni stratejik modülü de devreye almaya hazırlandıklarına dikkat çeken Aydoğdu, “Yeni Alarm Modülü ile olası arıza ve plansız duruşların önceden tespit edilmesini hedefliyoruz. Kalite Kontrol Modülü sayesinde hem üretim miktarı hem de ürün kalitesi anlık olarak takip edilebiliyor. SAP entegrasyonları ise sahadan toplanan üretim verisini ERP süreçleriyle birleştirerek yönetim katındaki karar alma süreçlerini hızlandırıyor. Üretimde görünmeyen kayıplar, şirketler açısından ciddi maliyet oluşturuyor. Fabrikalardaki en büyük maliyet kalemlerinden biri, çoğu zaman görünmeyen kayıplardan oluşuyor. Dakikalar içinde yaşanan mikro duruşlar, plansız beklemeler ve verimsizlikler zamanla devasa maliyetlere dönüşüyor. Kapasitematik V2 tam da bu noktada üretimin görünmeyen tarafını görünür hale getiriyor” diye konuştu.

Kapasitematik 6

“Kapasitematik V2, plansız duruş sürelerinde yüzde 20 ila 30 arasında azalma sağlıyor”

Kapasitematik V2’nin tamamen yerli mühendislik gücüyle geliştirildiğine dikkat çeken Tezmaksan Grup CEO’su Hakan Aydoğdu, şu açıklamalarda bulundu: “Teknoloji, gelecek vizyonumuzda önemli bir konumda. Yerli yazılımla hayata geçirdiğimiz Kapasitematik V2, müşterilerimiz için hız, güvenlik ve adaptasyon kabiliyeti anlamına geliyor. Türk sanayisinin üretim alışkanlıklarını, saha reflekslerini ve ihtiyaçlarını en iyi yine bu coğrafyanın mühendisleri anlıyor. Yerli yazılım altyapımız sayesinde fabrikaların taleplerine çok daha hızlı adapte oluyor, entegrasyon süreçlerini minimum sürede tamamlıyoruz. Ayrıca verinin yerli sunucularda güvence altında tutulması, üreticilere siber güvenlik ve KVKK süreçlerinde ciddi bir güven alanı sağlıyor. Kapasitematik V2 kullanan işletmelerin geri bildirimlerden, dijital dönüşüm yatırımlarının sahadaki karşılığını aldığını görüyoruz. Platform sayesinde görünmeyen duruşlar tespit edilebiliyor, operatör verimlilikleri şeffaflaşıyor ve plansız duruş sürelerinde yüzde 20 ila 30 arasında azalma sağlanabiliyor. Müşterilerimize sadece veri takip eden bir sistem değil, üretimi optimize eden, maliyetleri düşüren ve karar süreçlerini hızlandıran bir iş ortağı sunuyor. Bu kapsamda sadece dijitalleşme değil, üretimin hafızasını oluşturan bir teknoloji altyapısı kurmayı hedefliyoruz.”

Kırtasiye sektörü 2025-2026 eğitim öğretim yılında ciro bazlı büyümesini devam ettirdi

Kalem Defter (1)

Okullarda son ders zilinin çalmasıyla birlikte 2025-2026 eğitim öğretim yılı sona ererken yaklaşık 18 milyon öğrenci için yaz tatili başladı. Kırtasiye sektörü açısından hareketli fakat temkinli geçen eğitim öğretim yılına dair değerlendirmede bulunan TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, sektörün ciro bazında büyümesini sürdürdüğünü ve tüketici tarafında en belirgin eğilimlerin “fiyat”, “performans dengesi” ve “güvenli ürün hassasiyeti” olduğunu vurguladı.

Kırtasiye sektörünün çatı kuruluşu Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD), sona eren 2025-2026 eğitim öğretim yılının ardından sektörel durum raporunu ve gelecek dönem öngörülerine dair bilgiler paylaştı. Özellikle okul açılış döneminde defter, kalem, boya grupları, okul çantası ve matara gibi temel ihtiyaçlarda güçlü bir talep yaşanırken makroekonomik dengeler alışveriş alışkanlıklarını da yıl içinde dönüştürdü. Tüketiciler bunun yanında yıl içinde alışveriş alışkanlığında planlı hareket etti.

Tüketicinin satın alma davranışı fiyat-performans odaklı şekilleniyor

2025-2026 eğitim öğretim yılının kırtasiye sektörü için hareketli olduğu kadar temkinli geçtiğini de belirten TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Geçtiğimiz yılla kıyaslama yaparsak sektörümüzde ciro bazlı büyüme devam etti. Ancak ilgili büyümenin önemli bir kısmı maliyet artışlarından ve raf fiyatlarına yansıyan güncellemelerden kaynaklandı. Adet bazında bakıldığında ise daha dengeli, hatta bazı ürün gruplarında daha seçici bir alışveriş davranışı gördük. Tüketiciler artık daha planlı alışveriş yapıyor, ihtiyaç dışı ürünlerde daha temkinli davranıyor. 2025-2026 döneminde ithalat, üretim, ham madde, enerji, işçilik, kur ve lojistik maliyetleri de raf fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam etti. Sektörümüz mümkün olduğunca bu artışların tamamını tüketiciye yansıtmamaya çalıştı. Ancak özellikle ithal girdi oranı yüksek ürünlerde fiyat güncellemeleri kaçınılmaz hale geldi.” dedi.

Yaz döneminde rotayı hobi ve sanat ürünleri belirliyor

Yaz tatilinin başlamasıyla birlikte sektördeki talepte de bir değişim yaşandığını ifade eden Keresteci, şu açıklamaları yaptı: “Okulların açık olduğu dönem boyunca en güçlü talebin temel kırtasiye ürünlerinde, güvenli ve markalı ürünlerde, lisanslı ürünlerde ve okul destek materyallerinde yaşandığını gördük. Tüketici tarafında en belirgin eğilim fiyat, performans dengesi ve güvenli ürün hassasiyeti oldu. Okulların kapanmasıyla birlikte sektör elbette tamamen durmuyor, sadece talebin yönü değişiyor. Yaz döneminde okul alışverişi yerini yaz okulları, kurslar, sanat atölyeleri, hobi ürünleri, boyama setleri, oyun ve etkinlik materyalleri ile ofis kırtasiyesi ürünlerine bırakıyor. Özellikle çocukların tatil dönemini üretken geçirmesine katkı sağlayan boyama, el işi, yaratıcı etkinlik ve sanatsal ürün gruplarında hareketlilik devam ediyor.”

2026-2027 eğitim öğretim döneminde sınırlı fiyat düzenlemeleri gündemde

Değerlendirmesinde gelecek eğitim öğretim yılına dair öngörüleri de paylaşan Keresteci, “2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde maliyet baskısının tamamen ortadan kalktığını söylemek pek de mümkün değil. Bu sebeple ürün gruplarına göre değişmekle birlikte sınırlı fiyat düzenlemeleri gündeme gelebilir. Bir okul çantasının dolum maliyeti öğrencinin sınıf düzeyine, ihtiyaç listesine, tercih edilen marka ve ürün kalitesine göre değişiyor. Geçtiğimiz yıla kıyasla daha yüksek bir sepet maliyeti oluşması beklenebilir elbette ancak burada geniş bir fiyat aralığı olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Kırtasiye sektörünün tek sivil toplum örgütü TÜKİD olarak her dönemde velilerimize tavsiyemiz güvenilir satış noktalarından, markası ve üreticisi belli, üzerinde gerekli uyarı ve etiket bilgileri bulunan ürünleri tercih etmeleridir. Kırtasiye yalnızca ticari bir alan değil çocuklarımızın eğitim hayatına, gelişimine doğrudan temas eden bir sektördür. Bu nedenle güvenli ürün, kayıtlı ticaret ve sağlıklı rekabet başlıklarını sektörümüzün öncelikli gündemleri arasında tutmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.