GÜBRETAŞ’ın Amonyak Patentleri Hürmüz Krizinde Ne Anlatıyor?

Kimya Sektöründe Sorumlu Satınalma Ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Eğitimi Haber Gübretaş'ın Amonyak Patentleri Hürmüz Krizinde Ne Anlatıyor

Hürmüz Kapanınca Amonyak Pahalandı

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a saldırı başlatmasının ardından, savaş sebebiyle geçişlerin ilgili taraflar tarafından engellendiği Hürmüz Boğazı, o günden bu yana ticari gemi trafiğine fiilen kapalı. Boğaz, petrolün yanı sıra Körfez’de üretilen amonyağın da dünyaya açılan başlıca deniz yolu. Emtia fiyat kuruluşu Argus’un analistleri, kapanmanın ilk aylarında küresel amonyak ticaretinin %23’ünün durduğunu ve piyasanın yılda yaklaşık 4 milyon tonluk arzı kaybettiğini belirtmişti.

Dünya Ticaret Örgütü ile Birleşmiş Milletler’in ortak ajansı Uluslararası Ticaret Merkezi’ne göre, ihracatı Hürmüz’e bağlı yedi Körfez ülkesinin amonyak sevkiyatı nisanda bir yıl öncesine kıyasla hacim olarak %75 azaldı. Arzdaki bu daralmanın etkisiyle amonyak piyasasında gösterge kabul edilen, ABD’nin Tampa Limanı’na teslimat için her ay belirlenen kontrat fiyatı nisanda 160 dolar artışla ton başına 775 dolara çıktı.

Türkiye’nin Amonyak Tedariki Çeşitleniyor

Birleşmiş Milletler’in dış ticaret veri tabanı Comtrade’e göre Türkiye, 2024’te küresel amonyak ithalatının %4,2’sini gerçekleştirdi ve 796,7 bin ton amonyak için 363,8 milyon dolar ödedi. Kriz öncesinde, 2025’in ilk on bir ayında, değer olarak ithalatın %39,7’si Umman’dan, %13,7’si Katar’dan ve %11,2’si Cezayir’den geliyordu. Umman’ın üretim tesisleri boğazın dışında kaldığından, bu ülkeden sevkiyat yapılabiliyor. Katar gibi Körfez’in içindeki tedarikçilerden gelen payın ise başka kaynaklardan karşılanması gerekiyor.

Türkiye’nin bir diğer önemli tedarik kanalı olan Rusya da mart ayında azotlu ve fosforlu gübreler ile amonyak ihracatına kısıtlama ve kota getirmişti. İki ülke arasında 8 Eylül’de Moskova’da Mineral Gübre Sevkiyatı Mutabakat Zaptı imzalandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kaynak çeşitliliğini artırmayı amaçlayan anlaşmayla Rusya’nın Türkiye’ye yönelik gübre ve gübre hammaddesi sevkiyatında kota ya da sınırlama uygulamayacağını açıkladı. Öt yandan, Türkiye ve Suriye arasında fosfat ticareti için mutabakat anlaşmasına varıldı.

Pompanın Ulaşamadığı Stok

Hammaddeyi dışarıdan bulmak zorlaştıkça, tanklarda bekleyen amonyağın ne kadarının gerçekten kullanılabilir olduğu, satınalma açısından önem kazanıyor. Büyük depolama tesislerinde amonyak eksi 33 derecede sıvı halde kriyojenik tanklarda tutuluyor ve tankı boşaltan pompa, sıvıyı ancak emiş ağzının bulunduğu seviyeye kadar çekebiliyor. Bir mühendislik dergisinde (International Journal of Engineering Research & Technology) yayımlanan vaka çalışmasına göre, iç kontrol için boşaltılan 10 bin tonluk bir tankta sıvı seviyesi emiş ağzına inince pompa durdu ve içeride 316 ton amonyak kaldı. Çalışmada bu amonyağın günde 2-5 tonluk yavaş bir süreçle geri kazanıldığı anlatılıyor. Sektördeki başka uygulamalarda ise tanka verilen azotla dışarı atılan amonyak buharı meşale bacasında (flare) yakılıyor. Avrupa gübre üreticilerinin birliği Fertilizers Europe’un rehberinde bu tür bir iç kontrolün, risk düzeyi en düşük tanklarda 20-25 yılda bir yapılabileceği belirtiliyor. Yıllar arayla yapılan böyle bir kontrolde tankta kalan hammaddenin ne olacağı, satınalma ve bakım ekiplerinin iş güvenliği birimiyle önceden birlikte planlaması gereken bir karara dönüşüyor.

Yarımca’daki 25 Bin Tonluk Tank

Tarım Kredi Holding’in iştiraki, GÜBRETAŞ’ın Kocaeli’deki Yarımca Tesisi, şirketin 1961’de açılan ikinci fabrikası. Buraya 1964’te ithal hammaddelerin tahliyesi için iskele kuruldu, amonyak depolama sistemi de 2017’de devreye alındı. Bugün tesiste 25 bin ton kapasiteli kriyojenik bir amonyak tankı bulunuyor. Haziran 2026’dan bu yana Genel Müdür Vekili olarak şirketi yöneten Musa Goral, bu göreve Ocak 2023’ten beri yürüttüğü tedarik zinciri direktörlüğünden geldi. GÜBRETAŞ’ın son duyurusu doğrudan Yarımca’daki bu tankın tahliyesiyle ilgili.

GÜBRETAŞ’ın Üretim Sürekliliği ve Kaynak Verimliliğine Yönelik İki Mühendislik Çözümü TÜRKPATENT Tarafından Tescillendi

Yarımca Tesisi’nde geliştirilen yenilikçi tahliye sistemleri, sıvı amonyağın güvenli şekilde geri kazanılmasını sağlarken operasyonel güvenliğe, üretimin sürekliliğine ve sürdürülebilir kaynak yönetimine katkı sundu.

Yarımca Limanı
Yarımca Limanı

GÜBRETAŞ, Yarımca Tesisi’ndeki 25.000 ton kapasiteli kriyojenik sıvı amonyak depolama tankının güvenli ve etkin biçimde tahliye edilmesine yönelik geliştirdiği iki özgün mühendislik çözümü için Türk Patent ve Marka Kurumundan patent belgesi aldı.

Sahada karşılaşılan operasyonel ihtiyaçlara GÜBRETAŞ mühendislerinin bilgi birikimi ve deneyimiyle geliştirilen çözümler, “Amonyak Tankında Tahliye Sistemi” ve “Çift Cidarlı Amonyak Tanklarında Soğuk Delme ile Tahliye Sistemi” başlıklarıyla şirketin fikri mülkiyet portföyüne kazandırıldı. Her iki buluş için de başvuru tarihlerinden itibaren 20 yıl süreyle korunmak üzere patent belgesi verildi.

Güvenli Operasyon ve Etkin Geri Kazanım

Geliştirilen ilk sistem, büyük kapasiteli kriyojenik depolama tankında pompa emiş seviyesinin altında kalan sıvı amonyağın kontrollü ve güvenli ve ekonomik biçimde tahliye edilmesine yönelik yenilikçi bir çözüm sunuyor.

İkinci sistem ise çift cidarlı amonyak tanklarının iç ve dış cidarı arasında kalan (bulunan) sıvı amonyağın güvenli şekilde tahliye edilmesini sağlıyor.

Sistemlerin uygulanmasıyla sıvı amonyağın güvenli şekilde geri kazanılması, amonyağın yakılmadan kaynak kaybının azaltılması, operasyonel güvenliğin güçlendirilmesi ve tankın periyodik kontrol hazırlıklarının daha etkin yürütülmesi yönünde önemli kazanımlar elde edildi.

Üretimin Sürekliliğine ve Tarımsal Değer Zincirine Katkı

Amonyak, NPK gübre üretiminin temel azot hammaddelerinden biri olarak üretim süreçlerinde kritik önem taşıyor. Bu hammaddenin güvenli, kesintisiz ve ekonomik verimli şekilde yönetilmesi; tesis operasyonlarının sürekliliği kadar tarımsal üretimin ihtiyaç duyduğu girdilerin güvenilir biçimde sağlanması açısından da büyük önem taşıyor.

GÜBRETAŞ, mühendislik yetkinliğini üretim sahasındaki gerçek ihtiyaçlarla buluşturarak operasyonel dayanıklılığını güçlendirirken tarımsal üretime değer katan şirket anlayışını da somut sonuçlara dönüştürüyor. Geliştirilen çözümler; iş güvenliği, kaynak verimliliği, sürdürülebilirlik ve üretim sürekliliğini aynı mühendislik yaklaşımında bir araya getiriyor.

Kurumsal Bilgi Birikimi Kalıcı Değere Dönüşüyor

GÜBRETAŞ Genel Müdürü Musa Goral, patent başarısına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bu patentler, GÜBRETAŞ’ın sorun çözen mühendislik kültürü, güçlü saha deneyimi ve sürekli iyileştirme yaklaşımıyla da değer ürettiğini gösteriyor. Üretimin sürekliliğini sağlarken insanı, çevreyi ve kaynaklarımızı korumak, mühendislik anlayışımızın temelini oluşturuyor. Yarımca Tesisi ekibimizin geliştirdiği bu iki çözüm; teknik yetkinliğimizin, yenilikçilik kültürümüzün ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızın somut bir sonucudur. Kritik bir hammaddenin güvenli şekilde geri kazanılmasını sağlayan bu çalışmalarla teknik bilgi birikimimizi kalıcı bir kurumsal değere dönüştürürken şirketimize ve tarımsal üretimin değer zincirine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz.”

Kimya Sektöründe Sorumlu Satınalma Ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Eğitimi Haber Gübretaş'ın Amonyak Patentleri Hürmüz Krizinde Ne Anlatıyor

Patentlerle koruma altına alınan iki mühendislik çözümü, GÜBRETAŞ’ın üretim sahalarındaki deneyimini yenilikçi uygulamalara dönüştürme kabiliyetini ortaya koyarken şirketin sürdürülebilir üretim, operasyonel mükemmellik ve sürekli gelişim hedeflerini de destekliyor.

GÜBRETAŞ, güçlü mühendislik kültürü ve yenilikçi yaklaşımıyla üretimin sürekliliğini sağlayan, kaynakları koruyan ve tarımsal üretime kalıcı değer kazandıran çalışmalarını sürdürmeye devam edecek.

 


-> Kimya Sektöründe Sorumlu Satınalma ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Eğitimi
-> İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma Ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz.
Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Prof. Dr. Murat Erdal 

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız.

-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400 Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ İdari İşler ve Tesis Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Dış Ticaret Eğitimi Dis Ticaret Lojistik Sozlesme Egitimi
Dış Ticarette Lojistik Operasyon ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi için tıklayınız. 

-> EĞİTİM KATALOĞUNU İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> Kimya Sektöründe Sorumlu Satınalma ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Eğitimi
-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

Yeni Dış Ticaret ve Finansman Kitabımız: “DIŞ TİCARET Süreçler, Finansman, Risk Yönetimi ve Güncel Uygulamalar”

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca 2

Yeni Dış Ticaret ve Finansman Kitabımız:

“DIŞ TİCARET Süreçler, Finansman, Risk Yönetimi ve Güncel Uygulamalar”

Reşat BAĞCIOĞLU

Dış Ticaret

Dış Ticaretteki Riskler

Dış Ticaret, Süreçler, Finansman ve Güncel Uygulamalar  

Yeni Dış Ticaret ve Finansman Kitabımız

Sağlık dolayısıyla mola verdiğimiz makalelerimize tekrar devam ediyorum.

Bu sefer biraz değişiklik yaptım ve uzun süredir üzerinde çalıştığımız ve tüm dış ticaretçilere ve finansman ile uğraşan kişilere kaynak niteliğinde bir kitap hazırladık.

Detayını açıklamadan önce kitabımızı sizlere takdim etmek istiyorum;

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca 2

Kitaptaki Yazar ve Editörler

Kitabımızda Prof. Dr. Sinem Derindere Köseoğlu ve ben Reşat Bağcıoğlu hem editör, hem de yazar bölümlerinde yer aldık. Süreç biraz uzun olduysa da her satırında her arkadaşımın göz nuru mevcuttur.

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca 3

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca 4

Kitabımızı Nasıl Alabilirsiniz?

Kitabımızı aşağıdaki yayınevinin linkinden temin edilmesi mümkündür.

https://www.ekinkitap.com/dis-ticaret-surecler-finansman-risk-yonetimi-ve-guncel-uygulamalar-sinem-derindere-koseoglu

Kitabımızda Neleri Bulacaksınız?

Dış Ticaret Kitabı Reşat Hoca 5

Keyifli okumalar dilerim.

Reşat BAĞCIOĞLU

ICC International Chamber of Commerce

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Chery’nin Düşük Karbonlu Tedarik Zinciri Uygulaması BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Örnekleri Arasına Girdi

Chery’nin Düşük Karbonlu Tedarik Zinciri Uygulaması

Dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden Chery, sürdürülebilirlik ve düşük karbonlu üretim alanındaki çalışmalarına küresel ölçekte önemli bir referans daha ekledi. Chery Automobile’ın ürün karbon ayak izi yönetimine dayalı tam yaşam döngüsü karbon azaltım uygulaması, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact – UNGC) tarafından yayımlanan sürdürülebilir tedarik zinciri uygulamaları seçkisine dahil edildi. Tasarımdan hammadde kullanımına, tedarikçi yönetiminden üretim, lojistik ve geri dönüşüme kadar uzanan yaklaşımıyla Chery, otomotiv endüstrisinin düşük karbonlu dönüşümüne yönelik bütüncül bir model ortaya koyuyor. Türkiye gibi güçlü otomotiv üretim altyapısına ve stratejik lojistik konuma sahip pazarlar açısından da Chery’nin bu alandaki deneyimi dikkat çekici bir referans oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Kuşak ve Yol Eylem Platformu, ulaştırma sektöründe sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimine yönelik kurumsal uygulamalardan oluşan seçkisini, Singapur’da düzenlenen 2. Küresel Yüksek Kaliteli Kuşak ve Yol İş Birliği Kurumsal Zirvesi kapsamında açıkladı. Chery Automobile’ın “Ürün Karbon Ayak İzi Yönetimiyle Desteklenen Düşük Karbonlu Tasarım: Chery Automobile’ın Tam Yaşam Döngüsü Karbon Azaltım Uygulaması” başlıklı çalışması da seçkiye dahil edildi. Birleşmiş Milletler’in 2026-2035 Sürdürülebilir Ulaşım On Yılı’nın başladığı bir dönemde gelen bu gelişme, Chery’nin karbon azaltım çalışmalarını yalnızca araçların üretim ve kullanım süreçleriyle sınırlamadığını da ortaya koyuyor. Marka; ürün tasarımı, hammaddeler, tedarikçi yönetimi, lojistik ve geri dönüşümü kapsayan düşük karbonlu bir yönetim sistemi oluşturuyor.

Karbon ayak izini daha tasarım aşamasında azaltıyor!

Chery Görsel 2Chery, bir aracın çevresel etkisini azaltmaya daha ürün geliştirme aşamasında başlıyor. Modüler, standartlaştırılmış ve platform temelli tasarım yaklaşımının yanı sıra sökülmesi ve geri dönüştürülmesi kolay yapılar geliştirerek kaynak kullanımının azaltılmasını hedefliyor. Aerodinamik geliştirmeler, yapısal optimizasyon ve hafif malzemelerin kullanımı da performans ve güvenlikten ödün vermeden kaynak verimliliğinin artırılmasına katkı sağlıyor. Malzeme teknolojileri alanındaki çalışmalarını da sürdüren Chery, yüzde 100 geri dönüştürülmüş alüminyum, ısıl işlem gerektirmeyen üretim ve entegre döküm teknolojilerini bir araya getiren bir sistem geliştirdiğini belirtiyor. Chery’nin hesaplamalarına göre bu sistem, birincil alüminyum kullanımına kıyasla malzeme kaynaklı karbon emisyonlarını yüzde 80, geleneksel ısıl işlem süreçlerine kıyasla üretim kaynaklı emisyonları ise yüzde 97,5 oranında azaltabiliyor. Markanın satışta bulunan araçlarının tamamı karbon ayak izi hesaplama sistemine dahil edilirken, Chery verilerine göre araç başına üretim kaynaklı karbon emisyonu 2025 yılında 0,27 tona geriledi. Bu değer 2023 yılına göre yüzde 9,42’lik azalmaya işaret ediyor.

300’ün üzerinde tedarikçi sürdürülebilirlik dönüşümüne katıldı!

Chery Görsel 3Chery, otomotiv sektörünün düşük karbonlu dönüşümünde tedarik zincirinin kritik rolünden hareketle tedarikçilerinin karbon performansını, emisyon azaltım hedeflerini ve elde ettikleri sonuçları seçim ve performans değerlendirme süreçlerine dahil ediyor. Şirket, 2024 yılında 10 temel tedarikçisiyle birlikte Chery Automobile Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Girişimi’ni hayata geçirdi. Yıl sonu itibarıyla hammadde, komponent ve lojistik başta olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösteren 300’ün üzerinde tedarikçi girişime katıldı. Chery, 2025 Tedarikçi Konferansı’nda ise sanayi zincirindeki paydaşları karbon nötr gelişim modelleri üzerinde birlikte çalışmaya teşvik eden yeni bir girişim başlattı. Marka aynı zamanda tedarik zincirindeki çevresel, sosyal ve yönetişim risklerinin daha etkin şekilde yönetilmesi amacıyla ESG altyapısını da güçlendiriyor. “1+N” tedarikçi ESG durum tespiti anketi, ikinci taraf incelemeleri ve bağımsız üçüncü taraf denetimleriyle destekleniyor.

Dijital teknolojiler daha düşük karbonlu lojistiğe katkı sağlıyor!

Chery’nin sürdürülebilirlik stratejisinin önemli ayaklarından birini de lojistik oluşturuyor. Şirket; sipariş, taşıma, depolama ve mutabakat süreçlerini kapsayan entegre dijital yönetim altyapısının yanı sıra taşıma optimizasyon modelleri ve akıllı sevkiyat sistemlerinden yararlanıyor. Bitmiş araç lojistiğinde demir yolu ve deniz taşımacılığı gibi daha düşük karbonlu yöntemlerin kullanımını artıran Chery’de demir yolu-deniz yolu intermodal taşımacılığının payı 2025 yılında yüzde 12,68 arttı. Böylece lojistik verimliliğinin artırılmasıyla birlikte taşımacılıktan kaynaklanan emisyonların azaltılması da hedefleniyor.

Türkiye’nin yeşil dönüşümü için de önemli bir referans!

Gelişmiş otomotiv sanayisi ve Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumuyla Türkiye, otomotiv sektörünün üretim ve lojistik dönüşümünde önemli pazarlardan biri konumunda bulunuyor. Chery’nin ürün karbon ayak izi yönetimi, tedarikçi iş birlikleri ve düşük karbonlu lojistik alanlarında geliştirdiği uygulamalar da Türkiye otomotiv sektörünün sürdürülebilirlik yolculuğu açısından önemli bir referans niteliği taşıyor. Chery’nin sürdürülebilirlik yaklaşımı aynı zamanda markanın global “For Family” stratejisinin de önemli bir parçasını oluşturuyor. Türkiye’de TIGGO 7 ve TIGGO 8 modelleri; geniş yaşam alanları, konfor, güvenlik ve akıllı teknolojileriyle ailelerin farklı mobilite ihtiyaçlarına yanıt verirken, Chery’nin global ölçekte uyguladığı güvenlik ve kalite standartlarını da yerel kullanıcılarla buluşturuyor. Markanın Global Marka Elçisi Robert Lewandowski’nin temsil ettiği disiplin, sorumluluk ve uzun vadeli bağlılık yaklaşımı da Chery’nin “For Family, For Champion” anlayışının önemli unsurlarından birini oluşturuyor.

Chery Görsel 1

Chery ekosisteminin yeni teknolojileri Chery International User Summit 2026’da!

Chery, sürdürülebilir mobilite yaklaşımını yalnızca üretim ve tedarik zinciriyle sınırlamıyor. Ekim ayında düzenlenecek Chery International User Summit 2026, markanın aile mobilitesi, güvenlik teknolojileri, kullanıcı deneyimi ve akıllı yaşam ekosistemlerine yönelik en yeni çalışmalarını bir araya getirecek. Together. For Family temasıyla gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında Chery; aile mobilitesi, güvenlik teknolojileri ve kullanıcılarla birlikte ürün geliştirme yaklaşımını farklı deneyim ve etkinliklerle ortaya koyacak. Chery Grubu bünyesindeki OMODA & JAECOO ise SHS ve SIAS teknolojilerinin yanı sıra crossover tasarım yaklaşımı ve kullanıcılarla birlikte geliştirme çalışmalarını farklı etkinliklerle sergileyecek. Chery’nin inovasyon ekosisteminin önemli parçalarından AiMOGA da robot uygulamalarını ve akıllı yaşam teknolojilerini kullanıcılarla buluşturarak grubun teknoloji alanındaki çalışmalarını otomobillerin ötesine taşıyacak.

Chery Automobile, Mart 2024’te Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne resmen katıldı. Şirket, kendi operasyonlarında 2037 yılında, tüm değer zincirinde ise 2047 yılında karbon nötr olmayı hedefliyor. Chery; düşük karbonlu tasarım, teknolojik inovasyon ve tedarik zinciri iş birliklerini ölçülebilir sonuçlara dönüştürerek sürdürülebilir ulaşımın geleceğine uzun vadeli katkı sağlamayı amaçlıyor.

Karaca 2025 Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi

Karaca Grup; çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki çalışmalarını ortaya koyduğu Küresel Raporlama Standardı (GRI) uyumlu üçüncü Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. “Değer Katmak Doğamızda Var” anlayışıyla hazırlanan raporda; enerji dönüşümünden Karbon Nötr Teslimat uygulamasına, döngüsel ekonomiden kadın istihdamına kadar 2025 yılında hayata geçirilen çalışmalar ve elde edilen sonuçlar paylaşıldı.

Türkiye’nin köklü markalarından Karaca Grup; ev ve yaşam kategorilerinde sunduğu katma değerli ürün ve hizmetlerin yanı sıra sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını da geliştirmeye devam ediyor. Karaca, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki yaklaşımını ve 2025 yılı performansını ortaya koyduğu üçüncü Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. 1 Ocak – 31 Aralık 2025 dönemini kapsayan rapor, GRI (Küresel Raporlama Standardı) Standartları referans alınarak hazırlandı.

Sürdürülebilirliği geri dönüşüm uygulamalarıyla sınırlı görmeyen Karaca; ürün geliştirmeden mağaza operasyonlarına, tedarik zincirinden müşteri deneyimine kadar tüm süreçlerine entegre ettiği bütüncül bir dönüşüm yaklaşımıyla ilerliyor.

1789548082 Karaca Y Netim Kurulu Ba Kan Fatih Karaca
Karaca Yönetim Kurulu Başkanı – Fatih Karaca

Karaca Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Karaca, sürdürülebilirliğin Karaca için uzun vadeli değer yaratma anlayışının temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Bizim için sürdürülebilirlik, daha fazla tüketimi değil; daha uzun süre güvenle kullanılabilen ürünler geliştirmeyi ifade ediyor” dedi. Karaca, kaynakları daha verimli kullanırken çevresel ve toplumsal etkiyi iyileştirmeyi ve tüm paydaşlar için kalıcı değer yaratmayı hedeflediklerini ifade etti.

2030’a Kadar Elektriğin Yüzde 100’ü Yenilenebilir Kaynaklardan

Karaca Grup, 2030 yılına kadar operasyonlarında kullandığı elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılama hedefi doğrultusunda enerji verimliliği çalışmalarını 2025 yılında hızlandırdı.

2024 yılında pilot olarak başlatılan bulut tabanlı enerji ölçüm sistemi, 2025 yılında tüm Karaca mağazalarına yaygınlaştırıldı. Enerji tüketiminin düzenli olarak takip edilmesi ve mesai dışı kullanımların optimize edilmesi sayesinde yıl boyunca 271.805 kWh elektrik tasarrufu sağlandı. Karaca aynı zamanda mağazalardaki kalan elektrik tüketiminin yüzde 50’si kapsamında I-REC sertifikası temin ederken, Karaca Lojistik Merkezi’nde 1,6 MW kapasiteli güneş enerjisi santralini devreye aldı.

Enerji dönüşümünü sürdürülebilir büyümenin önemli parçalarından biri olarak değerlendiren Fatih Karaca, “2030 hedefimize; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve etkin enerji yönetimini birlikte ele alan bir modelle ilerliyoruz. Sürdürülebilir dönüşümün ölçülebilir hedeflerle ve günlük iş yapış biçimlerimize entegre edilen uygulamalarla kalıcı hale geleceğine inanıyoruz” dedi.

Karbon Nötr Teslimat ile 60 Ton CO₂E Emisyon Nötrlendi

Karaca’nın 2025 yılında hayata geçirdiği önemli sürdürülebilirlik uygulamalarından biri de Karbon Nötr Teslimat modeli oldu.

Kasım 2025 itibarıyla devreye alınan uygulama kapsamında online siparişlerden kaynaklanan teslimat emisyonları, teslimat mesafesine göre hesaplanmaya başladı. Oluşan emisyonlar, uluslararası standartlarda doğrulanmış ve yenilenebilir enerji projelerini destekleyen karbon kredileri aracılığıyla dengeleniyor.

Uygulamanın başladığı Kasım–Aralık 2025 döneminde toplam 60 ton CO₂e teslimat kaynaklı emisyon nötrlendi. Karaca ayrıca mobil uygulaması ve internet sitesi üzerinden müşterilerini siparişlerinin karbon nötr olarak gönderildiği konusunda bilgilendirerek tüketicileri de sürdürülebilirlik yolculuğuna dahil ediyor.

Fatih Karaca, “Karbon Nötr Teslimat ile iklim eylemini günlük operasyonlarımızın ve müşteri deneyiminin doğal bir parçası haline getiriyoruz. Çevresel etkimizi azaltırken müşterilerimizde sürdürülebilirlik farkındalığını da güçlendirmeyi amaçlıyoruz” dedi.

2.473 Ürün Yeniden Kullanıma Kazandırıldı

Karaca, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında ürünlerin kullanım ömrünü uzatmaya, yeniden kullanımı artırmaya ve kaynak kaybını azaltmaya yönelik çalışmalarını da sürdürüyor.

E-ticarette yalnızca ürün kutusundaki hasar nedeniyle iade edilen sağlam ürünlerin ambalajlarının değiştirilerek yeniden satışa sunulmasıyla 2025 yılında 2.473 ürün yeniden kullanıma kazandırıldı. Aynı yıl 357 ton kâğıt-karton, 82 ton elektronik atık ve 8 ton plastik olmak üzere toplam 447 ton atık geri dönüşüme kazandırıldı.Böylece geri dönüştürülen atık miktarı bir önceki yıla kıyasla yaklaşık 3,5 kat arttı. İstanbul’daki iki cadde mağazası için Sıfır Atık Belgesi alınırken, Karaca ürün ambalajlarının geri dönüştürülebilirlik oranını yüzde 100 seviyesinde sürdürdü.

Kadın Çalışan Oranı Yüzde 57’ye Ulaştı

Karaca’nın sürdürülebilirlik yaklaşımının sosyal boyutunda ise çalışan deneyimi, fırsat eşitliği ve kadın istihdamı öne çıktı.

2025 yılında Karaca’da çalışan memnuniyet oranı yüzde 84,5’e, kadın çalışan oranı ise yüzde 57’ye ulaştı. “Satış’ta Kadın” Projesi kapsamında çalışma hayatına katılımı desteklenen 204 kadın istihdam edildi. UNICEF iş birliğiyle yürütülen projeler kapsamında ise eğitim hakkına erişen çocuk sayısı 16 bine ulaştı.

Sürdürülebilir büyümenin çevresel performans kadar insana ve topluma yaratılan değerle de şekillendiğini belirten Fatih Karaca, “Fırsat eşitliğini destekleyen, çalışan deneyimini güçlendiren ve sosyal etki yaratan projeleri sürdürülebilirlik yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu alandaki çalışmalarımızın etkisini büyütmeye devam edeceğiz” dedi.

Raporun tamamını incelemek için: https://cdn2.karaca.com/karaca-cms-corporate-site-image-uploads/2025_Suerdueruelebilirlik_Raporu_175122134a.pdf

1789548085 Whatsapp Image 2026 09 15 At 16.48.10 1

Boğaz’da Günün Ritmine Eşlik Eden Yeni Bir Adres: HuQQabaz Garden

Huqqabaz Garden Foto

Boğaz’da Günün Ritmine Eşlik Eden Yeni Bir Adres: HuQQabaz Garden

Paşalimanı, Üsküdar İle Kuzguncuk Arasındaki Tarihi Kıyı

Üsküdar Meydanı’ndan kuzeye doğru birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşılan Paşalimanı, eski Boğaziçi köylerinden Kuzguncuk’a uzanan sahil şeridiyle şehrin görece sakin kalmış kıyılarından biri. Osmanlı döneminde İstanbul’un belediye dairesi adı verilen yirmi idari bölgesinden biri de Paşalimanı’ydı. Fethipaşa Korusu yamaçtan denize doğru iniyor, Paşalimanı Caddesi’nde ise Sadrazam Hüseyin Avni Paşa’nın 1874’te yeniden yaptırdığı çeşme bölgenin geçmişini hatırlatıyor. Kıyıda 1923-1925 yılları arasında inşa edilen yedi katlı Nemlizade Tütün Deposu ile Paşalimanı Parkı da sahil siluetinin parçası. Yalılar, koru ve deniz arasında kalan bu semt, kalabalıktan uzaklaşmak için şehirden çıkmayı gerektirmiyor. HuQQabaz Garden, Türkiye’deki ilk adresi için bu kıyıyı seçti.

2016’dan Dokuz Ülkeye Uzanan Bir İstanbul Markası

HuQQabaz, şehir hayatının temposuna “nefes arası” fikriyle yanıt vermek üzere 2016’da İstanbul’da kuruldu. Nisan 2026 itibarıyla Türkiye’de 18 şubesi bulunan ve 9 ülkede faaliyet gösteren marka, Kurucu Ortak ve Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet F. Yağlı’nın aktardığına göre üç kıtada yılda 8 milyonu aşkın misafir ağırlıyor. HuQQabaz’ın önümüzdeki üç yıl için koyduğu hedef, ülke sayısını 15’e ve toplam şube sayısını 40’a çıkarmak. Bu ölçekte bir markayı taşıyan güç, hangi şubeye girilirse girilsin aynı özenin hissedilmesinden geliyor. Şirketin kamuoyuyla paylaştığı ve araştırma şirketi Barem Araştırma’nın yürüttüğü ölçümde misafir memnuniyeti %94,7 düzeyinde, katılımcıların %94,3’ü de HuQQabaz’ı premium olarak tanımlıyor. Misafirlerin tavsiye eğilimini gösteren NPS (Net Promoter Score, Net Tavsiye Skoru) değeri ise -100 ile 100 arasındaki ölçekte 76.

Kahvaltıdan Geceye Aynı Sofrada Geçen Bir Gün

HuQQabaz şubelerinin menüsü, sabah servisinden akşam yemeğine kadar uzanıyor. Barem Araştırma ölçümü ise ziyaretlerin %69,9’unun akşam saatlerinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Bu oran, markanın bugüne kadar en çok akşam buluşmalarının adresi olduğuna işaret ediyor. Paşalimanı’ndaki köşk, bahçeleri ve manzaraya açılan terasıyla sabah ve öğle saatleri için de güçlü bir gerekçe sunuyor. Hafta sonu kahvaltısını deniz kenarında uzatmak, İstanbullunun en bilinen alışkanlıklarından biri. HuQQabaz Garden bu alışkanlığı HuQQabaz’ın akşam deneyimiyle aynı adreste buluşturuyor ve sabah kurulan sofranın gece yarısını geçene kadar kalkmadığı bir gün vaat ediyor.

İstanbul Boğazı’nın Anadolu Yakası’nda, Üsküdar Paşalimanı’nda yer alan tarihi köşkte kapılarını açan HuQQabaz Garden, günün farklı anlarına eşlik eden yeni bir gastronomi ve buluşma deneyimi sunuyor. Farklı katlarda yer alan bahçeleri, Boğaz manzarasına açılan alanları ve kahvaltıdan geceye uzanan all-day dining yaklaşımıyla HuQQabaz Garden; iyi yemeği, ferah bir atmosferi ve sosyal yaşamı bir araya getiriyor. Tarihi yapının karakterini çağdaş gastronomi ve iyi servis anlayışıyla buluşturan HuQQabaz Garden, İstanbul’un içinde günün temposundan uzaklaşmaya, daha uzun sofralara ve iyi geçirilmiş zamana alan açıyor.

Boğaz Kıyısında HuQQabaz Garden Deneyimi

HuQQabaz Garden’ın ilk adresi olan Üsküdar Paşalimanı’ndaki tarihi köşk, özgün mimari karakterini Boğaz manzarası, güçlü peyzaj düzenlemesi ve çağdaş bir mekân anlayışıyla bir araya getiriyor. Bahçelerden iç mekânlara, Manzara Lounge’dan Seyir Terası’na uzanan farklı bölümler, günün farklı saatlerinde farklı buluşmalara alan açıyor. Yapının geçmişinden izler taşıyan Sarnıç ise köşkün karakterini tamamlayan en özgün bölümlerden biri olarak öne çıkıyor.

HuQQabaz Garden’da mimari, peyzaj, müzik ve servis, mekânda geçirilen zamanın niteliğini belirleyen bütüncül bir yaklaşımın parçaları olarak ele alınıyor. Bu yaklaşımın merkezinde, ferah bir atmosferde iyi lezzetlerle buluşmak, rahat ve keyifli bir ortam yaratmak ve misafirin kendini iyi hissetmesini sağlayan bir deneyim sunmak var. Boğaz’a karşı uzun bir kahvaltıdan ofis arkadaşlarıyla yenilen bir öğle yemeğine, laptop başında kahve eşliğinde geçirilen zamandan akşam saatlerinde uzayan sofralara kadar günün farklı anları bu deneyimin bir parçasını oluşturuyor.

Ünlü Şef Murat Bozok’tan Güne Eşlik Eden Lezzetler

Türkiye’nin en önemli danışman şeflerinden Murat Bozok ile oluşturulan HuQQabaz Garden menüsü, tanıdık lezzetlerin güncel yorumlarını dünya mutfağından referanslarla bir araya getiriyor. Sabahın enerji veren seçeneklerinden akşam saatlerine eşlik eden daha güçlü tabaklara uzanan menü, günün farklı anlarına hitap eden geniş bir lezzet seçkisi sunuyor.

Kahvaltı servisi 15.00’e kadar devam ederken, sabah seçkisinde Serpme Kahvaltının yanı sıra Simitli & Pişili Kahvaltı, Eggs Benedict, Çırpılmış Yumurtalı Kruvasan ve Acai Bowl gibi farklı alternatifler yer alıyor. Gün, paylaşmaya uygun Ege Otlu Mücver gibi tabaklarla devam ediyor. Akşam saatlerinde Çıtır Mantı, kuru incir ve acı bal dokunuşuyla hazırlanan Dört Peynirli & Acı Ballı Pizzetta ve 8 saat fırında pişirilen Dana Kaburga öne çıkıyor. Tatlılarda ise Arnavut biberi ile Belçika çikolatasını buluşturan Belçika Çikolatalı Acı Ganaj menünün daha beklenmedik eşleşmelerinden biri.

Kahvelerden taze meyve sularına, şeker ilavesiz alternatiflerin de yer aldığı soğuk çaylardan mocktail seçkisine uzanan içecek menüsü de HuQQabaz Garden’ın sabahtan geceye değişen ritmini tamamlıyor.

Farklı Buluşmalara Alan Açan Bir Mekân

HuQQabaz Garden, farklı alanlarıyla günün her saatine ve her buluşmaya uyum sağlıyor. Gün ışığı alan bahçeleri keyifli ve rahat bir atmosfer sunarken, Boğaz manzaralı terasları ve iç mekânları kahvaltıdan akşam yemeğine, arkadaş buluşmalarından özel kutlamalara kadar farklı anlara ev sahipliği yapıyor.

Köşkün içinde yer alan Kaptan Köşkü odaları, rezervasyonla özel kullanıma ayrılabiliyor. Bu odalar; arkadaş buluşmaları, aile yemekleri, doğum günleri ve özel kutlamalar için rahat ve keyifli bir alternatif sunuyor. Bahçede çocuklu aileler için ayrılan bölüm sayesinde hem çocuklar hem de aileler kendilerine uygun bir alanda vakit geçirebiliyor.

HuQQabaz Garden; günün her saatinde yemek yemek, arkadaşlarla buluşmak, ailece vakit geçirmek veya kutlama yapmak için tercih edilebilecek keyifli ve rahat bir yaşam alanı sunuyor.

“HuQQabaz Garden’ı İyi Yemeğin Ötesinde Bir Deneyim Olarak Tasarladık”

HuQQabaz Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet F. Yağlı, HuQQabaz Garden’ın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:

Mehmet F. Yağlı,“HuQQabaz ile 10 yılda edindiğimiz mutfak, servis, operasyon ve misafirperverlik deneyimi HuQQabaz Garden’ın temelini oluşturuyor. Ancak HuQQabaz Garden’ı yeni bir şube formatı olarak değil, kendi karakteri ve kendi dünyası olan ayrı bir restoran markası olarak tasarladık. Burada iyi yemek kadar mekânın hissi, servis, manzara ve insanların birlikte geçirdiği zaman da deneyimin bir parçası. Paşalimanı’ndaki tarihi köşkün Boğaz’la kurduğu ilişki ve birbirinden farklı alanları, HuQQabaz Garden’ın bu yaklaşımını anlatmak için çok özel bir başlangıç noktası. HuQQabaz Garden olarak 2026 sonuna kadar 5, 2027 sonuna kadar ise 10 lokasyonda olmayı planlıyoruz.”

Huqqabaz Garden Foto
HuQQabaz Garden Köşk Paşalimanı

Bilgi Notu

HuQQabaz Garden Köşk Paşalimanı, kış sezonunda 09.00–01.00; yaz sezonunda hafta içi 09.00–02.00, hafta sonu ise 08.30–02.00 saatleri arasında hizmet veriyor. Kahvaltı servisi 15.00’e kadar devam ediyor. Ayrıca misafirler vale hizmetinden de yararlanabiliyor.

Aynı Su Neden İndirim Marketinde 6,75 TL ye Satılırken Bakkal ve Büfelerde 20 TL?

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Aynı Su Neden İndirim Marketinde 6,75 Tl Ye Satılırken Bakkal Ve Büfelerde 20 Tl

Sabah işe giderken, simitçiden alınan yarım litrelik su için 20 TL ödüyoruz. Aynı markanın aynı şişesi indirim marketlerinde (BİM, A101, ŞOK) eylül itibarıyla 6,75 TL den satılıyor. Mahalle bakkalından büfeye ve öteki marketlere kadar diğer satış noktaları da simitçinin fiyatında buluşuyor. Böylece bir şişe 0,5 litrelik su, satıldığı yere göre üç kata yaklaşan bir fiyat farkıyla el değiştiriyor. İki fiyat arasındaki fark şişe başına 13 TL yi geçiyor. Suyu gün içinde birkaç kez dışarıdan alan herkes bu farkı cebinde hissediyor.

Raftaki diğer gündelik ürünlerinde ise tablo farklı. Bir paket gofret ya da bir şişe çamaşır suyu, diğer satış noktalarında indirim marketindeki fiyatın genellikle en fazla üçte biri kadar üzerinde satılıyor. Örneğin aynı marka bir gofret, indirim marketlerinde 25 TL ise, diğer satış noktalarında en fazla 30-35 TL den satılıyor. Su alırken ise ödenen fiyat üç katına çıkıyor. Su fiyatları, temmuz başında devreye giren depozito sistemiyle gündeme geldi ve raflardaki zamlar Ticaret Bakanlığı’nın denetimine konu oldu. Ancak bu tartışma şişe başına birkaç liralık artışa odaklandı ve satış noktaları arasındaki 13 liralık fark gözden kaçtı. Market rafındaki onca ürün arasında fiyat makası neden en çok suda açılıyor?

Aynı Şişe, Aynı Marka, Üç Kat Fiyat

Karşılaştırmanın sağlıklı olması için iki fiyatın tek bir ürüne ait olması gerekiyor. Piyasada en bilinen ve en pahalı kabul edilen birkaç marka, yani A+ markalar bu hesabın dışında tutulmalı. Raf gözlemimiz, diğer satış noktalarında 20 liraya satılan yarım litrelik suların büyük bölümünün bu birkaç markanın dışında kaldığını gösteriyor. Söz konusu markalar, indirim marketlerinde de 6,75 TL den satılıyor. Şişeler aynı, etiketlerde yazan ve suyun asitlik derecesini gösteren pH ile mineral değerleri de birbirine oldukça yakın. İçme amacı açısından iki şişe arasında tüketicinin hissedeceği bir ayrım yok. Yani aynı ihtiyacı karşılayan birbirinin muadili ürünler.

A+ markalarda fiyat zaten yüksek seyrediyor. İndirim marketlerinden birinin çevrim içi mağazasında A+ bir markanın yarım litresi eylülde 20 liraya yakın bir fiyatla listeleniyor, bu yüzden karşılaştırma aynı marka üzerinden kuruluyor. Bakkalda, büfede ve simitçide 20 liraya satılan suların çoğu, indirim marketinde 6,75 liraya satılan markaların ta kendisi. 

Yeni Şafak’ın temmuzda yaptığı derlemeye göre restoran, kafe ve büfelerde suyun litre fiyatı 30 ile 40 lira arasında değişiyor. Yarım litrelik şişe için bu, 15 ile 20 lira demek ve diğer satış noktalarındaki fiyat bu aralığın üst ucuna oturuyor. Turistik bölgelerde ve şehirlerarası yol güzergahlarında litre fiyatının 50-60 TL ye kadar çıktığı da görülüyor.

Market Rafında Makas Neden En Çok Suda Açılıyor?

Gofret de su da pazarlama dilinde FMCG (Fast Moving Consumer Goods) olarak anılan hızlı tüketim ürünleri grubunda yer alıyor. Hızlı tüketim ürünleri, sık aralıklarla ve küçük tutarlarla satın alınan gıda, içecek ve temizlik ürünlerini kapsıyor. Gofret markaları tat, tarif ve ambalajla birbirinden ayrışıyor ve çoğu tüketici sevdiği markanın yaklaşık fiyatını biliyor. Üretici firma da ürününü farklı satış noktalarında birbirine yakın bir fiyat bandında tutmaya çalışıyor, çünkü markanın itibarı biraz da bu istikrara bağlı. Bakkal gofreti indirim marketinden biraz pahalıya satabiliyor, ancak fark tüketicinin kabul edeceği sınırın ötesine pek geçmiyor.

Su ise markası değişse de içeriği neredeyse değişmeyen, birbirinin yerine rahatlıkla geçebilen bir emtia gibi davranıyor. Suyu şişeleyen dolum firmasının kolayca bir başkasıyla değiştirilebilmesi, indirim marketinin elini güçlendiriyor. Rafta kalmak isteyen dolum firması için bu durum çoğu zaman fiyattan taviz vermek anlamına geliyor. İndirim marketlerinin iş modeli de fiyatı aşağıda tutmaya dayanıyor. Yüksek satış hacmi, dar tutulan ürün yelpazesi, tedarikçi üzerindeki pazarlık gücü ve az personelle işletilen mağaza düzeni gibi unsurlar, birim maliyeti düşürüyor. Bu düzen içinde su, satış fiyatı ile alış maliyeti arasındaki payın, yani marjın dar tutulduğu ürünlerden biri olabiliyor.

Düşük su fiyatının indirim marketine sağladığı bir getiri daha var. Herkesin sık aldığı ve fiyatını bildiği temel ürünlerdeki ucuzluk, tüketicinin gözünde mağazanın tamamını ucuz gösteriyor. Etkiyi en yakından hisseden kesim, aynı mahallede müşteri paylaşan bakkallar. Eskişehir Bakkal ve Bayiler Odası Başkanı İsmail Hakkı Ördek haziranda yaptığı açıklamada, market zincirlerinin indirim algısıyla müşteri çektiğini ve temel ürünlerdeki kampanyaların öbür ürünlerde de indirim varmış gibi bir izlenim yarattığını söyledi. Su özelinde bu algının somut bir karşılığı da oluyor. Suyu indirim marketinden alan tüketici gerçekten üçte bir fiyat ödüyor.

Bakkalın Maliyeti 13 Liralık Farkın Ne Kadarı?

Bakkal tarafında maliyet yapısı farklı işliyor. Bu yapıyı sahadan anlatan kaynaklardan biri, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nuri Yavan ile Osnabrück Üniversitesi’nden Utku Eren Bağcı’nın 2022’de Ege Coğrafya Dergisi’nde yayımlanan araştırması. Araştırma, Eskişehir’de bakkallar, market zincirleri, kamu kurumları ve sivil toplum temsilcileriyle yapılan 40 derinlemesine görüşmeye dayanıyor. Bulgulara göre bakkalın mallarının büyük kısmı dağıtıcı firmaların araçlarıyla dükkana geliyor ve taşıma işini dağıtıcı üstleniyor. Bakkal – market, düşük miktarlarda sipariş verdiği için market zincirleri kadar iskonto, yani toplu alımda uygulanan fiyat indirimi alamıyor ve üretici karşısındaki pazarlık gücü de zayıf kalıyor. Yazarlar bakkal fiyatlarının market fiyatlarının üzerinde seyretmesini bu tedarik dezavantajına bağlıyor.

Tedarikteki bu dezavantajın üzerine dükkanın gündelik giderleri ekleniyor. Kira, elektrik ve çalışan ücreti, indirim marketine göre çok daha az ürün satan bir işletmenin sırtına biniyor. Suyu soğuk tutan dolabın elektriği de bu giderler arasında. Satış hacmi düşük olduğu için her bir ürünün bu giderlerden aldığı pay da yüksek oluyor. Bakkalın bu giderleri marjı görece yüksek birkaç ürünle karşılaması ticari açıdan anlaşılır bir tercih. Rafta kısa sürede satılan ve kolay bozulmayan su da bu ürünlerden biri.

Araştırmada bakkalların zaman zaman malı dağıtıcı yerine toptan satış yapan marketlerden, hatta indirim marketlerinden aldığı da görülüyor. Bu bulgu, bakkalın yarım litrelik suya ödediği bedel için kaba bir üst sınır çiziyor. Dağıtıcının fiyatı 6,75 lirayı belirgin biçimde aşsaydı, bakkal için malı indirim marketinden almak daha kazançlı olurdu. Bakkalın alış maliyeti ile 20 liralık satış fiyatı arasında şişe başına 13 liradan fazla bir aralık kalıyor ve bu aralığı, düşük iskonto ya da dükkan giderleri tek başına doldurmuyor. Aralığı giderlerle açıklamak için bakkalın her şişede, indirim marketindeki raf fiyatının neredeyse iki katı tutarında gider taşıması gerekirdi.

Depozito ve Akaryakıt Hesabı Tutmuyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yürüttüğü Depozito Yönetim Sistemi 1 Temmuz’da ülke genelinde devreye girdi. Sistem kapsamındaki pet, cam ve metal içecek ambalajlarını iade makinesine bırakan tüketiciye ambalaj başına 1 lira ödeniyor. Bakanlık, ürün satın alınırken tüketiciden ayrıca depozito ücreti alınmayacağını açıkladı. Ticaret Bakanlığı yetkililerinin aktardığına göre dolum firmaları, ürettikleri her şişe için 1,5 lira katılım payı ödüyor. Tutarın 1 lirası şişeyi iade eden tüketiciye aktarılıyor, kalan 50 kuruş geri dönüşüm sisteminin finansmanında kullanılıyor. Tartışma, bu maliyetin raf fiyatına ne ölçüde yansıtıldığı üzerinde yoğunlaştı.

Sistemin ilk haftasında market zincirlerinde yarım litrelik suyun fiyatı 5,25 liradan 7,25 liraya çıktı. Bazı markalarda artış şişe başına 3 ila 5 lirayı buldu. Ticaret Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, çeşitli üretici ve satıcıların maliyet artışını aşan zamlar yaptığını tespit ettiğini bildirdi, ulusal ve yerel marketleri de uyardı. Bakanlık, ambalajlı su başta olmak üzere üretici, tedarikçi ve perakende satış noktalarında denetim de başlattı. Temmuz ortasında Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan başkanlığında Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) yönetimiyle yapılan toplantıda, katılım payının tüketiciye zam olarak yansıtılamayacağı açıkça söylendi. Fiyatlarını 1 Temmuz öncesine çekmeyen firmalara ağır para cezası uygulanacağı uyarısı da yapıldı.

Zamların arkasındaki gerekçeyi tüketici örgütleri de sorguladı. Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, temmuzda yaptığı değerlendirmede, zammın depozito uygulamasıyla açıklanamayacağını söyledi ve bu tabloyu fırsatçılık olarak niteledi. Ağaoğlu’na göre ek maliyetin fiyata 50 kuruş olarak yansıtılması anlaşılır olurdu, 6-7 katı olarak yansıtılmasına ise dur denmeliydi. Ağaoğlu, fahiş zam yapan işletmelere para cezasının yanında daha ağır yaptırımlar uygulanması gerektiğini de savundu. Depozito sisteminin şişe başına yükü en fazla 1,5 lira ve bu tutar diğer satış noktalarındaki 13 liralık farkın küçük bir parçasını açıklıyor. İçinde bulunduğumuz eylül ayında, yarım litrelik su 6,75 liradan satılıyor, yani fiyat 1 Temmuz öncesindeki seviyeye dönmedi.

Akaryakıt fiyatları da son haftalarda sert yükseldi ve motorinin litresi 17 Eylül’de İstanbul’da ilk kez 100 lirayı aştı. Bu hafta litre başına yapılacak yaklaşık 5 TL lik indirimle, litre fiyatının tekrar 100 TL nin altına inmesi bekleniyor. Fiyatına göre ağır bir ürün olan su, taşıma maliyetindeki artıştan birçok ürüne göre daha fazla etkileniyor. Yine de akaryakıt gerekçesi sektörde tek yönlü işledi.

Cumhuriyet’in temmuzda aktardığına göre, Hürmüz Boğazı’ndaki gerginlikle petrol fiyatları yükseldiğinde üreticiler şişeleme, lojistik ve depolama maliyetlerini gerekçe göstererek suya zam yaptı, petrol fiyatları gerilediğinde ise raf fiyatlarında indirime gidilmedi. Aynı motorin indirim marketlerinin dağıtım araçlarında da kullanılıyor ve bu marketlerde yarım litrelik su 6,75 lirada duruyor. İki maliyet artışı da indirim marketlerini ve diğer satış noktalarını birlikte etkiliyor.

20 Lira Nasıl Ortak Rakam Oldu?

Maliyetleri birbirinden farklı yüzlerce satış noktasının aynı yuvarlak rakamda buluşması, bu fiyatı maliyetin belirlemediğini gösteriyor. Kirası yüksek bir cadde büfesi, kirası düşük bir mahalle bakkalı ve tezgahını sokağa kuran simitçi yarım litrelik suyu 20 liraya satıyor. Bu tablo, fiyatın zamanla herkesin kabul ettiği bir referansa dönüştüğüne işaret ediyor. Bizim yorumumuza göre A+ birkaç su markasının 20 liraya yakın fiyatı, diğer satış noktalarında bütün sular için ölçü alınıyor. Tüketici bu rakamı her gün gördüğü için 20 liralık etiketi çoğu zaman sorgulamıyor.

Söz konusu referans kimi yerde resmi bir tarifeye bile dönüşmüş durumda. Ordu’da marketlerde 6-7 liraya satılan suyun okul kantinlerinde 20 liraya ulaşması eylül ortasında yerel basına yansıdı. Kantin İş-Sen Ordu İl Başkanı Haluk Çapa, kantin fiyatlarının Esnaf Odası ile Milli Eğitim Müdürlüğü’nün oluşturduğu komisyonun tarifesine göre uygulandığını, kira ihaleleri ve personel giderlerinin de yüksek olduğunu anlattı. Satıcı tarafında fiyatın bir üst sınıra bağlanmasını isteyenler de var. İstanbul Sucular ve Meşrubatçılar Esnaf Odası Başkanı Ahmet Turan Akkaya ağustosta yaptığı açıklamada, suyun temel besin maddesi olduğunu belirterek tarife ve tavan fiyat belirlenmesini istedi. Akkaya’ya göre odanın ambalajlı su için açıkladığı tarifeye yalnızca odanın kendi üyeleri uyuyor.

Maliyet, depozito ve akaryakıt hesaba katıldıktan sonra geriye kalan fark, satıcının fiyatlama tercihinden kaynaklanıyor. Susayan tüketicinin o an fiyat karşılaştırması yapamadığı bir durumda bu tercih fırsatçı bir fiyatlamaya dönüşüyor. Bu tespit, her bakkalı ya da büfeciyi aynı kefeye koymuyor ve nadir de olsa suyu 10 – 15 TL den satan esnafa da rastlanıyor. Satış noktalarının 20 TL de buluşması da bir anlaşmadan çok, zaman içinde yerleşen bir alışkanlığın sonucu gibi duruyor. Alışkanlık güçlendikçe fiyatı sorgulayan azalıyor ve rakam kendini yeniliyor.

Pahalı Su Müşteriyi de Uzaklaştırıyor

Fiyat artışlarının ve daralan bütçelerin etkisi sektörün satış rakamlarında da görülüyor. SUDER Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı, ağustos sonunda yaptığı açıklamada ambalajlı su tüketiminin geçen yıla göre %30’a yakın gerilediğini belirtti. Kalebaşı’na göre bu düşüşte ekonomik koşullar ile mevsim normallerinin altında seyreden sıcaklıklar benzer ölçüde etkili oldu. Açıklamaya göre Türkiye’de hanelerin yaklaşık yarısında artık bir su arıtma sistemi bulunuyor. Arıtma cihazlarının yaygınlaşması en çok damacana ve büyük hacimli su tüketimini etkiliyor. Kalebaşı, 2026 için öngörülen kişi başı tüketim beklentisinin de aşağı çekildiğini ekledi.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Aynı Su Neden İndirim Marketinde 6,75 Tl Ye Satılırken Bakkal Ve Büfelerde 20 Tl

Yavan ile Bağcı’nın araştırmasına göre tüketici suyu, sakızı ve sigarayı market reyonlarında dolaşmadan hızla almak için bakkalı tercih ediyor. Hızdan ve yakınlıktan gelen bu avantaj, üç katlık fiyat farkı karşısında zamanla aşınıyor. Fiyatını alışkanlıkla belirleyen işletme, bugünün kazancını yarının müşterisiyle ödüyor. Yazarlar, bakkalların ortak alımla iskonto sorununu aşabileceğini belirtiyor. Trabzon’da bakkalların kurduğu ortak bir şirket bu yolla daha uygun alış fiyatlarına ulaştı, Eskişehir’de oda öncülüğünde denenen girişim ise sonuç vermedi. Fiyatı maliyet, rakip fiyatı ve müşterinin algısıyla birlikte okuyabilen, alımını da ortak güçle planlayabilen perakendeci bu tabloda rekabet şansını koruyor.

Bir Şişe Suyun Gerçek Bedelini Okumak

Tüketicinin elinde bu farkı görünür kılan basit araçlar bulunuyor. Fiyat Etiketi Yönetmeliği’ne göre raftaki etikette satış fiyatının yanında birim fiyatın, yani su için litre fiyatının da gösterilmesi zorunlu. Yarım litrelik şişede 20 liralık fiyat, suyun litresine 40 lira ödendiği anlamına geliyor. Zincir marketlerdeki fiyatlar TÜBİTAK’ın geliştirdiği marketfiyati.org.tr sitesinden karşılaştırılabiliyor. Gün içindeki su ihtiyacını önceden planlamak ve yanında matara taşımak da bu farkı küçültüyor. Depozito kapsamındaki boş şişeyi iade makinesine bırakan tüketici şişe başına 1 lira alabiliyor. Öte yandan, A+ olmayan markalar için 5 litrelik pet şişe suyun fiyatı, şu an itibariyle indirim marketlerde 36 TL den satılırken, diğer bakkal-marketlerde en fazla 40-45 TL bandında bir fiyata satılıyor genel olarak. Yani makas farkı, sadece 0,5 litrelik pet şişlerde bu kadar fazla.

Etiketteki rakamın arkasında hangi maliyetlerin durduğunu sormak, tüketiciyi daha bilinçli bir alıcı ve bilinçli tüketici yapıyor. Aynı soruyu daha önce ücretsiz iade örneğinde sormuş ve bedelin sonunda ürün fiyatına eklendiğini görmüştük. Suda bu sorunun cevabı daha kolay bulunuyor. Aradaki 13 Liranın bir kısmı kiranın, elektriğin ve suyu her köşede hazır bulundurmanın bedeli. Geri kalanı ise alışkanlığa dönüşmüş bir fiyatın bedeli ve onu ödeyip ödememek tüketicinin elinde.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun planlama, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Tedarik Zincirinde Planlama, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

İşçinin Talep Etmesine Rağmen Yıllık İznin Kullandırılmaması Haklı Fesih Nedeni midir?

İşçinin Talep Etmesine Rağmen Yıllık İznin Kullandırılmaması Haklı Fesih Nedeni Midir

İşçinin Talep Etmesine Rağmen Yıllık İznin Kullandırılmaması Haklı Fesih Nedeni midir?

Lütfi İNCİROĞLU

4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 üncü maddesi, işçinin işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olanların yıllık izne hak kazanabileceğini ve buyurucu bir hüküm olarak da yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemeyeceğini belirtmektedir[1]. 4857 sayılı Kanunu’nda, yıllık ücretli izinlerin gelecek hizmet yılı içinde kulla­nılacağı hükme bağlanmıştır (İşK m.54).

Yargıtay’a göre de “Yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir din­lenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kul­lanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir”[2].

4857 sayılı Kanunun 56/6 maddesine göre, işverenler ça­lıştırdığı işçilerin yıllık ücretli izin durumlarını gösterir izin kayıt defteri veya muadil bir belgesi tutmak zorundadır. Böylelikle, işçilerin ücretli yıllık izin durumlarını belgeleme yükümlülüğü işverene ait olduğundan, bunu ispat yü­künün de ona ait olacağı açıktır[3].

Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinin 20 nci maddesi uyarınca işveren; çalıştırdığı işçilerin izin durumlarını gösteren, örneği bu Yönetmeliğe ekli yıllık izin kayıt belgesini tutmak zorundadır. İşveren, her işçinin yıllık izin durumunu aynı esaslara göre düzenleyeceği izin defteri veya kartoteks siste­miyle de takip edebilir.

Yargıtay’ın bir kararında, Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında is­pat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bilirkişi tarafından hesapla­nan yıllık izin ücreti alacağının hüküm altına alınması gerekirken izin talep formu niteliğinde olan ve içeriğinden izin tarihinden önce düzenlendiği anla­şılan belgeye itibar edilmesi isabetsizdir.” denilmektedir [4].

Peki, İşçinin talep etmesine rağmen yıllık iznin kullandırılmaması haklı fesih nedeni midir? Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 5 inci maddesine göre, “İşveren veya işveren vekilleri, bu Yönetmeliğin 15 inci maddesinde belirtilen izin kurulu veya 18 inci maddeye dayanılarak bunun yerine geçenlere danışmak suretiyle işyerinde yürütülen işlerin nitelik ve özelliklerine göre, yıllık ücretli izinlerin, her yılın belli bir döneminde veya dönemlerinde verileceğini tayin edebilir. Bunu işyerinde ilan eder”.

Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesine göre ise, “Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Bu iznin 53 üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur. Ancak, 53 üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere (Değişik ibare:RG-18/8/2017- 30158) bölümler halinde kullanılabilir.

İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.

Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz yol izni vermek zorundadır.

İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde İş Kanunu’nun 17 nci maddesinde belirtilen bildirim süresi ile 27 nci maddesi gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri, yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.

Yönetmeliği 7 nci maddesinde göre de “İşçi yukarıdaki maddelere göre hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene yazılı olarak bildirir. İşveren veya işveren vekilleri, bu istekleri Yönetmeliğin 15 inci maddesinde sözü geçen izin kuruluna veya 18 inci maddesinde belirtilen kişilere bildirir”.

Yönetmeliği 8 inci maddesinde göre, “İzin kurulu veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı değildir. Ancak, izin sıra ve nöbetleşmesini göstermek üzere söz konusu kurulca düzenlenecek çizelgeler işçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak hazırlanır. Aynı tarihe rastlayan izin isteklerinde; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl iznini kullandığı tarih dikkate alınarak öncelikler belirlenir”.

Konuyla ilgili Konya BAM 8.HD 2026/1836 E. 2026/1780 K. ve 30.06.2026 tarihli güncel kararında; “İşverenler yıllık iznin kullandırılması konusunda işverenin yönetim hakkı kapsamında takdir yetkisine sahiptirler. Ancak bu hakkın kullanımı sırasında Türk Medeni Kanunu’nun 2 maddesine uygun olarak iyi niyet çerçevesinde kalınması, işçinin ruh ve beden sağlığının korunması, veriminin sağlanması, iş barışının sağlanması gibi konulara dikkat edilmesi gerekmektedir. Yıllık ücretli izin talebi, talebin reddi ve reddin gerekçesine ilişkin olarak herhangi bir somut iddia ve delil bulunmadığı takdirde soyut olarak yıllık izinlerim kullandırılmadı şeklindeki haklı nedenle fesih iddiasına itibar edilemez”

İşçinin Talep Etmesine Rağmen Yıllık İznin Kullandırılmaması Haklı Fesih Nedeni Midir

Sonuç olarak, işveren yıllık ücretli izinlerin kullandırılması konusunda işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı olmamakla birlikte, işverenin çok uzun süre hiç izin kullandırmaması ya da talep etmesine rağmen haksız ya da gerekçesiz olarak izin kullandırmaması hususlarının işçi tarafından ispatlanması halinde, işçi haklı fesih yapabilir. Ancak Yargıtay soyut bir “yıllık izinlerim kullandırılmadı” iddiasını yeterli görmüyor.

www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] DEĞER ERMUMCU, Senem/İZMİRLİOĞLU, Ayça, 4857 sayılı İş Kanunu Ba­kımından Yıllık Ücretli İzin Uygulaması ve Avans İzin, SİCİL, Yıl 2020, Sayı:44, s.99.

[2] Y9HD.24.11.2020 T., E.2016/32079, K.2020/16628 Legalbank.

[3] DEĞER ERMUMCU/İZMİRLİOĞLU, 4857 sayılı İş Kanunu Bakımından Yıllık Ücretli İzin Uygulaması ve Avans İzin, SİCİL, s.103; Y9HD.24.11.2020 T., E.2016/32079, K.2020/16628 Legalbank.

[4] Y9HD.24.11.2020 T., E.2016/32079, K.2020/16628 Legalbank.

Savunma sanayinin geleceği tedarik zincirine bağlı: 2026 havacılık ve savunma sanayi analizi

Savunma Sanayinin Geleceği Tedarik Zincirine Bağlı

Bain & Company’nin gerçekleştirdiği 2026 havacılık ve savunma sanayi analizi, havacılık ve savunma sektöründe rekor seviyelere ulaşan sipariş hacimlerinin artık tek başına başarı göstergesi olmadığını ortaya koyuyor. Analize göre şirketler için rekabet avantajının asıl kaynağı, üretimi siparişleri zamanında teslim etmeye yetecek hızda artırabilme yetkinliği olacak. Analiz aynı zamanda, ABD ve Avrupa’daki havacılık ve savunma şirketlerinin bazı programlarda mevcut üretim seviyelerini 6 katına kadar çıkarmayı hedeflediğine dikkat çekiyor.

İSTANBUL – 17 Eylül 2026 –Yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company yayımladığı “Aerospace and Defense: Winning the Race to Scale” başlıklı analizinde, havacılık ve savunma sektörünün yeni bir döneme girdiğinin altını çiziyor. Analize göre, ABD ve Avrupa’daki havacılık ve savunma şirketleri, bazı programlarda mevcut üretim seviyelerini 6 katına kadar çıkarmayı hedefliyor. Ancak üretim artışının önündeki en büyük engel artık iş gücü veya sermaye değil, tedarik zinciri kapasitesi olarak öne çıkıyor. Bain & Company’nin 15 programı kapsayan araştırmasına göre, incelenen programların yaklaşık yüzde 90’ında üretim artışını sınırlayan temel unsurun tedarik zinciri kısıtları olduğu görülüyor. Tedarik zinciri kısıtları, iş gücü, mühendislik kapasitesi ve sermaye yatırımlarının önünde yer alarak sektörün en kritik darboğazı olarak öne çıkıyor.

Armanda Guastella
Bain & Company ortağı Armando Guastella

Bain & Company ortağı Armando Guastella, analizle ilgili olarak sektörün karşı karşıya olduğu temel ikilemi şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün havacılık ve savunma sektörünün önündeki en büyük çelişki çok net. Şirketler üretim kapasitelerini mevcut seviyelerinin altı katına kadar çıkarmayı hedeflerken, incelediğimiz programların yaklaşık yüzde 90’ında tedarik zinciri kısıtları bu büyümenin önündeki en önemli engel olarak öne çıkıyor. Sorun artık talep yaratmak değil; bu talebi zamanında, güvenilir ve sürdürülebilir şekilde karşılayabilecek bir üretim ekosistemi oluşturabilmek. Bu darboğazın aşılması, şirketlerin yalnızca kendi üretim kapasitelerini artırmalarıyla mümkün olmayacak. Tedarikçilerle uzun vadeli iş birlikleri kurulması, kapasite yatırımlarını destekleyecek çok yıllı taahhütlerin verilmesi ve değer zincirindeki tüm paydaşların ortak bir plan doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor. Sektörde rekabet avantajını belirleyecek unsur yalnızca üretim kapasitesi değil; dayanıklı, esnek ve ölçeklenebilir bir tedarik zinciri kurabilme yetkinliği olacak.”

Rekor siparişler teslimatlara yansımıyor

Rapor bulgularına göre küresel havacılık ve savunma sektöründe sipariş defterleri tarihi seviyelere ulaşırken üretim aynı hızla artmıyor. ABD ve Avrupa programlarındaki üretim artış hedefleri, 2024 ile 2026 başı arasında belirlenen seviyelerin %20 ila %500 üzerinde seyrediyor. Mevcut sipariş birikimleri, şirketlerin yeni talepleri karşılamakta yetersiz kaldığını gösteriyor. Sonuç olarak, müttefik ülkeler tükenen mühimmat stoklarını yenileyemiyor, havayolları filo genişletme planlarında gecikmeler yaşıyor ve tedarikçiler sözleşme fırsatlarını daha hızlı hareket eden rakiplerine kaybediyor.

Sipariş defterleri tarihi zirvelere ulaşırken teslimatlar aynı hızda ilerlemiyor. Bu tabloda Boeing’in sipariş birikiminin 695 milyar dolar seviyesine yükseldiği görülüyor. Airbus, devam eden motor tedarik kısıtlarına rağmen A320 ailesi için aylık üretim artışlarını hedeflemeyi sürdürüyor. Savunma tarafında, Avrupa merkezli füze üreticisi MBDA’nın sipariş birikiminin neredeyse sekiz yıllık gelirine denk olduğu ortaya konuluyor. Öte yandan Lockheed Martin’in füze ve atış kontrol sistemleri bölümü, rekor seviyede teslimat yapmasına rağmen yalnızca bir yıl içinde sipariş birikimini yüzde 20 artırdı.

Bain & Company’ye göre siparişlerle üretim arasındaki fark artık geçici değil, yapısal bir sorun niteliği taşıyor. Geçmişte güçlü sipariş portföyü şirketlerin başarısının göstergesi olarak kabul edilirken, bugün aynı tablo sektörün artan talebi üretime dönüştürmekte zorlandığını ortaya koyuyor. Bu nedenle rekabet avantajı, en fazla sipariş alan şirketlerden üretim kapasitesini en hızlı ölçeklendirebilen şirketlere kayıyor.

Asıl darboğaz alt kademe tedarikçilerde 

Araştırmaya göre sektörün karşı karşıya olduğu sorun, ana yüklenicilerin görebildiğinden çok daha derin. Ticari havacılık ve savunma programlarının aynı anda büyümesi nedeniyle birçok şirket aynı alt kademe tedarikçilere yöneliyor. Sonuç olarak tedarikçiler, tek bir müşterinin öngördüğünden çok daha yüksek toplam taleple karşı karşıya kalıyor.

Bu durum özellikle katı yakıtlı roket motorları gibi kritik bileşenlerde belirgin şekilde görülüyor. Örneğin L3Harris, ABD’de 10’dan fazla füze programına üretim sağlarken katı yakıtlı roket motoru kapasitesini altı katına çıkarıyor. Ancak her programın farklı teknik gereksinim ve sertifikasyon süreçlerine sahip olması, ölçek ekonomisinin beklenen ölçüde oluşmasını engelliyor.

Üretim artışı maliyetleri düşürmek yerine artırabiliyor

Bain & Company analizi, “üretim arttıkça birim maliyet düşer” yaklaşımının havacılık ve savunma sektöründe her zaman geçerli olmadığını ortaya koyuyor. Yeni üretim hatlarının devreye alınmasıyla birlikte ilave sermaye yatırımları gerekiyor, öğrenme eğrisi yeniden başlıyor ve işletme sermayesi ihtiyacı önemli ölçüde artıyor. Aynı zamanda mühendislik değişiklikleri, yoğun dokümantasyon süreçleri ve değişen teslimat takvimleri düşük üretim seviyelerinde yönetilebilir görünürken, yüksek hacimli üretimde ciddi verimsizliklere neden olabiliyor. Üstelik bu ölçeklenme maliyetleri çoğu zaman mevcut sözleşmelere yansıtılamadığı için tedarikçiler, teslimat performansı ile kârlılık arasında seçim yapmak zorunda kalabiliyor.

Belirsizlik yatırımları yavaşlatıyor

Raporda dikkat çekilen bir diğer unsur ise kapasite yatırımlarının uzun vadeli taahhüt gerektirmesine rağmen sektörün çoğu zaman bunu sağlayamaması. Savunma sanayisinde bütçe dönemlerinin kısa olması ve önceliklerin değişebilmesi nedeniyle açıklanan talep her zaman kesin siparişe dönüşmeyebiliyor. Ticari havacılıkta uçak üreticileri ile motor üreticileri, birbirlerine kapasite yatırımlarını destekleyecek büyüklükte hacim garantileri vermekte zorlanıyor. Bu nedenle tedarikçiler, büyük yatırımların finansal riskini tek başlarına üstlenmek durumunda kalıyor.

Bain & Company’den üretim kapasitesini artırmak için dört stratejik öneri

Bain & Company raporunda, üretim artışında başarılı olan şirketlerin ortak özelliğinin tedarikçi kapasitesini yalnızca satın alma fonksiyonu olarak değil, stratejik bir rekabet avantajı olarak görmeleri olduğu belirtiliyor.

Bain, raporunda sektör oyuncularına dört temel öneride bulunuyor:

  • Mevcut operasyonlar içinde verimliliği artırarak kapasiteyi yükseltmek. Hurda oranlarının azaltılması, kalite iyileştirmeleri ve stok yapısının yeniden tasarlanması en hızlı sonuç veren uygulamalar arasında yer alıyor.
  • Tedarikçiler için “tercih edilen müşteri” konumuna gelmek. Tedarikçiler üzerindeki gereksiz süreç yükünü azaltmak, sahada mühendislik ekipleriyle birlikte çalışmak ve kritik tedarikçilerle ortak yatırımlar yapmak kapasite artışını hızlandırıyor. GE Aerospace’in 2026 yılında tedarikçilerine 100 milyon doların üzerinde yatırım yapma kararı bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
  • Uzun vadeli ve güvenilir talep taahhütleri sunmak. Yalnızca sözleşme sürelerini uzatmak yerine, yatırım kararlarını destekleyecek kesin hacim taahhütleri verilmesi tedarikçilerin kapasite yatırımlarını hızlandırıyor. MBDA’nın sipariş gelmeden stok üretimine başlaması ve bu kapsamda 1 milyar avroluk yatırım yapması sektör açısından dikkat çekici uygulamalar arasında yer alıyor.
  • Dijital teknolojiler ve yapay zekâdan yararlanmak. Yapay zekâ destekli tahminleme sistemleri tedarik zincirindeki darboğazları haftalar öncesinden tespit edebilirken, dijital ikiz teknolojileri kapasite planlamasını optimize ediyor. Airbus’ın Skywise veri platformu sayesinde A350 teslimat sürelerini %33 azaltması dijital dönüşümün somut sonuçlarını ortaya koyuyor.

Önümüzdeki on yılın kazananlarını üretim yetkinliği belirleyecek

Bain & Company’ye göre havacılık ve savunma sektöründe yaşanan üretim açığı geçici bir kriz değil, sektörün geleceğini şekillendirecek yapısal bir dönüşüm. Önümüzdeki dönemde kazananlar, mühendislik kabiliyetlerini güçlü, esnek ve ölçeklenebilir tedarik zincirleriyle destekleyebilen kuruluşlar olacak. Analiz, üretim kapasitesini hızla artırabilen şirketlerin yalnızca mevcut siparişleri daha hızlı teslim etmekle kalmayacağını, aynı zamanda gelecekte oluşacak tüm talep döngülerinde rakiplerine karşı kalıcı rekabet avantajı elde edeceğini ortaya koyuyor.

Raporu incelemek için: https://www.bain.com/insights/aerospace-and-defense-winning-the-race-to-scale/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kadınların Teknoloji Liderliğinde Yükselişi Hızlanıyor

Teknolojinin Liderleri Wtech

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), 62 gencin katıldığı “Teknolojinin Liderleri” projesini tamamladı. Katılımcıların yüzde 87’sini kadınların oluşturduğu kapsamlı programda gençlere teknik eğitimlerin yanı sıra birebir koçluk, sosyal yetkinlik eğitimleri ve sektör profesyonelleriyle mentorluk desteği sağlandı.

İSTANBUL – Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), Türkiye’nin teknoloji alanındaki nitelikli insan kaynağını güçlendirmek ve özellikle kadınların teknoloji sektöründeki temsilini artırmak amacıyla hayata geçirdiği “Teknolojinin Liderleri” projesini tamamladı.

62 gencin yer aldığı programda; Makine Öğrenmesi, Veri Analitiği ve Siber Güvenlik gibi teknoloji sektörünün kritik uzmanlık alanlarındaki teknik eğitimler, sosyal yetkinlik programları, birebir koçluk ve sektör profesyonelleriyle mentorluk süreçleri bir arada yürütüldü.

Proje, Türkiye’nin teknoloji alanında ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi konusunda uzun soluklu bir vizyonun devamı niteliğini taşıyor. Bu yolculuğun önemli başlangıç noktalarından biri, Teknolojide Kadın Derneği tarafından hayata geçirilen “Teknolojinin Lider 100leri” projesinin 22 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen tanıtım toplantısı oldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katılarak açılış konuşmasını gerçekleştirdiği toplantıyla başlayan bu yaklaşım, gençlerin teknoloji alanında uzmanlaşmasını ve özellikle kadınların STEM alanlarındaki görünürlüğünün ve istihdamının artırılmasını hedefleyen sürdürülebilir bir gelişim modeline dönüştü.

Teknolojinin Liderleri Wtech
Teknolojinin Liderleri – Wtech

Türkiye’nin geleceğinde nitelikli insan kaynağını stratejik bir güç olarak konumlandıran ve gençlerin teknoloji, bilim ve yeni nesil yetkinliklerle güçlendirilmesini odağına alan ulusal hedeflerle paralel olarak Wtech de gençleri yalnızca bugünün işlerine değil, geleceğin mesleklerine hazırlamaya devam ediyor. Teknolojinin Liderleri, kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket ettiği güçlü bir ekosistem modeliyle bu hedefe somut katkı sunuyor.

%87 Kadın Katılım Oranı ile Nitelikli Eğitim

Programın teknik eğitim ayağında öğrenciler, teknoloji sektörünün en fazla ihtiyaç duyduğu uzmanlık alanlarında yoğun bir eğitim sürecinden geçti. Makine Öğrenmesi ve Veri Analitiği programına 35’i kadın toplam 42 öğrenci; Siber Güvenlik programına ise 19’u kadın toplam 20 öğrenci katıldı.

Böylece toplam 62 katılımcının 54’ünü kadın öğrencilerin oluşturduğu projede kadın katılım oranı yaklaşık yüzde 87 olarak gerçekleşti. Programla gençlerin yalnızca teknik bilgi edinmeleri değil, kazandıkları bilgi ve yetkinlikleri güçlü bir profesyonel altyapıya dönüştürmeleri ve teknoloji sektöründe sürdürülebilir kariyerler inşa etmeleri hedeflendi.

Teknik Eğitimler Profesyonel Yaşam Becerileriyle Desteklendi

Gençlerin iş dünyasında ihtiyaç duyacakları sosyal ve profesyonel yetkinlikleri geliştirmek amacıyla teknik eğitimleri tamamlayan kapsamlı bir gelişim programı uygulandı.

Eğitimler kapsamında; Yapay Zekâ ve Prompt Mühendisliği, Zaman Yönetimi ve Profesyonel Planlama, Kişisel İletişim, Kurumsal Hayata Hazırlık ve Teknoloji ile Yeniden Şekillenen Kariyer Yolları gibi başlıklar ele alındı.

Bu sayede katılımcıların teknik uzmanlıklarının yanı sıra iletişim, öz yönetim, kariyer farkındalığı, yapay zekâ araçlarını etkin kullanma ve hızla dönüşen iş dünyasına uyum sağlama becerilerinin de güçlendirilmesi amaçlandı.

Bire Bir Koçluk ve Güçlü Mentorluk Ağı

Programın öne çıkan bileşenlerinden biri, OBSS desteğiyle yürütülen birebir koçluk süreci oldu. OBSS tarafından sağlanan 6 profesyonel koç ile öğrenci başına minimum üç koçluk seansı gerçekleştirilerek gençlerin kariyer hedeflerini daha net belirlemeleri, güçlü yönlerini keşfetmeleri ve profesyonel gelişim yolculuklarını yapılandırmaları desteklendi.

Teknolojinin Liderleri aynı zamanda iş dünyasının güçlü desteğiyle hayata geçirilen kapsamlı bir ekosistem projesi olarak yürütüldü. Projeye destek veren kurumlar, yalnızca çalışanları ve yöneticileri aracılığıyla gençlere mentorluk ve deneyim aktarımı sağlamakla kalmadı; projenin hayata geçirilmesi ve gençlere ücretsiz, nitelikli bir gelişim programı sunulabilmesi için finansal destek sağlayarak da sürecin önemli paydaşları oldu.

Bu kapsamda Adeo, Akbank, Arksigner, Commencis, Dorçe Prefabrik, Ekşi Teknoloji, Enerjisa, Esas Holding, Gtech, Hitit Bilgisayar, Join Us, Kayalar Kimya, Lenovo, Linktera, Mastercard, MediaMarkt, OBSS, Penta Teknoloji, Pera Özel Eğitim Kurumları, QNB Finansbank, Sahibinden.com, SEM, Sun Tekstil, Teknosa, Ülker ve Vodafone, verdikleri finansal desteğin yanı sıra sektör profesyonellerinin bilgi ve deneyimlerini gençlerle buluşturarak projenin eğitim ve mentorluk ekosistemine katkı sundu.

Kurumların sağladığı bu çok yönlü destek sayesinde gençler yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmekle kalmadı; iş dünyasının gerçek deneyimleriyle buluştu, farklı sektörlerden rol modellerle doğrudan iletişim kurdu ve kariyer yolculuklarına daha güçlü bir başlangıç yapma fırsatı elde etti.

Kamu, özel sektör, sivil toplum ve gençleri aynı amaç etrafında buluşturan Teknolojinin Liderleri; Türkiye’nin nitelikli teknoloji insan kaynağını büyütme hedefinin yanı sıra daha fazla kadının teknolojiyi yalnızca kullanan değil, geliştiren, üreten ve yön veren aktörleri arasında yer almasına katkı sağlamayı amaçlıyor.

Zehra Öney: “Türkiye Teknolojiyle Geleceğin Lider Ülkeleri Arasında Yer Alabilir”

Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney, Teknolojinin Liderleri projesine ilişkin şunları söyledi:

Zehra öney“Yeni teknoloji çağında ülkelerin gücünü artık yetişmiş insan kaynağı belirliyor. Teknolojiyi geliştiren, yöneten, anlamlandıran ve insanlığa faydaya dönüştüren gençlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye’nin bu dönüşümün güçlü aktörlerinden biri olmasını istiyorsak, gençlerimize bugünden güvenmeli, yatırım yapmalı ve önlerini açmalıyız.

Teknolojinin Liderleri’ni tam da bu bakış açısıyla hayata geçirdik. Gençlerimizin teknik olarak güçlenmelerini, iş dünyasını yakından tanımalarını, kendilerine güvenmelerini, iletişim becerilerini geliştirmelerini ve kariyerlerine daha sağlam adımlarla başlamalarını önemsiyoruz. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor; bu değişimin içinde yer alacak gençlerin de kendilerini sürekli geliştirebilen, merak eden, üreten ve sorumluluk alan bireyler olması gerekiyor.

Programımıza katılan gençlerin büyük çoğunluğunun kadın olması da bizim için çok değerli. Kadınların teknolojinin her alanında daha görünür olduğu, karar mekanizmalarında daha güçlü yer aldığı ve üreten tarafta daha fazla söz sahibi olduğu bir gelecek için çalışıyoruz. Türkiye’nin gençlerine güveniyoruz. Onlara doğru eğitim, doğru rehberlik ve doğru fırsatlar sunulduğunda çok güçlü işler başaracaklarını biliyoruz. Teknolojinin Liderleri ile attığımız her adımı da Türkiye’nin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görüyoruz.”

Sühendan Işık:

OBSS Teknoloji İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sayın Sühendan Işık, Teknolojinin Liderleri projesine ilişkin şunları söyledi:

Sühendan Işık
Sühendan Işık

Teknolojinin Liderleri projesini, farklı bakış açılarını ve deneyimleri bir araya getirerek geleceğin teknoloji dünyasına bugünden katkı sunan çok değerli bir platform olarak görüyorum. Teknolojinin yalnızca teknik bilgiyle değil; merak, deneyim paylaşımı, farklı perspektifler ve sürekli öğrenme kültürüyle geliştiğine inanıyorum. Akademi ve sektör arasındaki etkileşimi güçlendiren bu tür projelerin, katılımcıların teknoloji ekosistemini yakından tanımalarına, kendi potansiyellerini keşfetmelerine ve geleceğe dair yeni perspektifler kazanmalarına önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Öğrenmenin ve gelişmenin karşılıklı olduğu bu yolculuğun bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech) Hakkında

Teknolojide Kadın Derneği; kadınların teknoloji ve özellikle yapay zekâ alanlarında uzman, yetkin ve üretken bireyler olarak yetişmelerini, teknoloji ekosisteminde güçlü ve sürdürülebilir biçimde yer almalarını ve istihdama katılımlarının artırılmasını hedefleyen bir sivil toplum kuruluşudur.

Dernek; sunduğu teknik ve yetkinlik eğitimleri, kişisel ve profesyonel gelişim programları, mentorluk süreçleri, girişimcilik destekleri ve kariyer gelişimi odaklı projelerle kadınların geleceğin yetkinlikleriyle donatılmasını, teknoloji alanındaki temsil ve liderliklerinin güçlendirilmesini desteklemektedir. Alanında uzman profesyoneller tarafından yürütülen eğitim ve mentorluk programları sayesinde katılımcıların hem teknik bilgi ve becerilerini geliştirmeleri hem de kariyer yolculuklarında daha güçlü adımlar atmaları hedeflenmektedir.

Kuruluşundan bu yana 30 binden fazla gence eğitim ve gelişim imkânı sağlayan Teknolojide Kadın Derneği, program mezunlarında %93’e varan istihdam oranına ulaşmıştır. Eğitimden mentorluk ve kariyer gelişimine, oradan istihdama uzanan bütüncül yaklaşımıyla Dernek; kadınların teknoloji, yapay zekâ ve dijital dönüşüm süreçlerinde yalnızca yer alan değil, üreten, geliştiren ve yön veren liderler olmalarını amaçlamaktadır.

Satın almada yapay zeka ile insan deneyimi buluşuyor

Satın Almada Yapay Zeka Ile Insan Deneyimi Buluşuyor

Solidra, kurumların satın alma ve tedarik süreçlerini daha verimli, şeffaf ve stratejik şekilde yönetmelerine yardımcı olan dijital platform olarak alışkanlıkları değiştirme hedefinde.

Tedarik zincirlerinde artan veri hacmi, farklı sistemlerin birlikte yönetilmesi ve satın alma süreçlerinin giderek daha stratejik bir role dönüşmesi, şirketlerin doğru bilgiye doğru zamanda ulaşmasını ve bu bilgiyi ticari kararlara dönüştürmesini kritik hale getiriyor. Fursa Grup’un satın alma ve tedarik zinciri alanındaki deneyiminden güç alan Solidra, bu dönüşüme Decision Intelligence yaklaşımıyla yanıt veriyor. Satın alma süreçlerinin farklı aşamalarını tek bir dijital yapı içerisinde ele alarak yapay zekayı, veriyi anlamlandıran, alternatifleri değerlendirmeye yardımcı olan ve karar alma süreçlerini destekleyen bir katman olarak konumlandırıyor.

Satın alma sürecine bütünsel bir yaklaşım getiren Solidra, şartname hazırlığından tedarikçi değerlendirmesine, müzakere süreçlerinden e-ihaleye, sözleşme yönetiminden emtia takibine ve harcama analizine kadar satın alma döngüsünün farklı aşamalarını tek dijital yapı altında buluşturuyor. Platform, satın almayı birbirinden bağımsız işlemler bütünü olarak değerlendirmek yerine, farklı karar anlarını birbirine bağlayan bir süreç olarak ele alıyor.

Satın almada bütüncül, kapsayıcı ve yeni nesil yaklaşım

Geleneksel satın alma alışkanlıklarını değiştirerek, yeni nesil uygulamalarla ezber bozan Solidra, yeni platformuyla satın almayı, karar alma süreci, ihtiyacın tanımlanması, iş ortağının değerlendirilmesi, stratejinin belirlenmesi, sürecin yönetilmesi ve aksiyonun belirlenmesi olmak üzere beş temel aşama etrafında şekillenen bütünsel bir süreç olarak ele alıyor. İhtiyacın tanımlanmasıyla başlayan süreç; uygun iş ortaklarının değerlendirilmesi, satın alma stratejisinin oluşturulması, müzakerelerin yürütülmesi, ticari koşulların analiz edilmesi ve sonraki aksiyonların belirlenmesine kadar uzanan bir yapı içerisinde değerlendiriliyor.

Decision Intelligence anlayışının temelini oluşturan farklı karar anlarını birbirine bağlayan yeni iş modeli ile Solidra’nın, yapay zeka desteği ise tamamlayıcı bir rol üstleniyor. Şartname yönetimi, çalışılan kategoriye uygun taslak maddelerin oluşturulmasına ve hazırlanan şartnamenin kategoriyle uyumluluğunun kontrol edilmesine yardımcı olurken; müzakere yönetimi, tekliflerin karşılaştırılmasının ötesinde karşı tarafla izlenebilecek stratejiye ilişkin yönlendirme sunuyor. Tedarikçi yönetimi ise denetimler, skor kartlar, Kraljic matrisi ve risk değerlendirmeleri aracılığıyla iş ortaklarının farklı boyutlarıyla değerlendirilmesini destekliyor. Bu yapı, satın alma profesyonellerinin deneyimini ve sektörel bilgisini teknolojiyle desteklerken, kararların arkasındaki ticari değerlendirmeyi insanın merkezinde tutuyor.

Emtia Takibi modülü, piyasa hareketlerini yalnızca fiyat değişimleri üzerinden değerlendirmek yerine, hammadde, döviz kuru, enflasyon ve işçilik gibi farklı değişkenlerin ticari koşullara etkisinin anlaşılmasına odaklanıyor. Harcama Analizi ise mevcut harcamaların raporlanmasının ötesine geçerek tedarikçi segmentasyonu, risk ve fırsatların belirlenmesi ve potansiyel tasarruf alanlarının değerlendirilmesine katkı sunuyor.

Fursa Grup’un deneyimi Solidra ile karar gücüne dönüşüyor

Mehmet Sarıdoğan Fursa Grup Genel Müdürü
Fursa Grup Genel Müdürü Mehmet Sarıdoğan

Satın almanın uzun vadeli değer perspektifiyle ele alınması gereken bir süreç olduğunu ifade eden Fursa Grup Genel Müdürü Mehmet Sarıdoğan, “Solidra, geleneksel satın alma yapısını, yenilikçi ve çözüm odaklı bir yaklaşımla tamamen değiştirerek sektördeki tüm ezberleri bozuyor. Sektör ve tedarikçi için çok yeni bir deneyim sunuyor. Danışmanlık, eğitim, operasyon, depo süreçleri, müzakere, dış ticaret ve farklı tedarik zinciri uygulamalarında karşılaşılan gerçek ihtiyaçlara yanıt veren bir dijital platform olarak konumlanan Solidra, aynı zamanda kurumların satın alma ve tedarik süreçlerinde doğru veriyi doğru zamanda anlamlandırarak daha güçlü ve etkili kararlar almasını sağlayan bir Decision Intelligence platformudur.” diyerek Solidra’nın “karar zekası” modelinin altını çizdi.

Solidra’nın, insan deneyimini daha güçlü verilerle destekleyen bir model inşa ettiğini ifade eden Mehmet Sarıdoğan “Solidra’nın, satın alma ile başlayan bu yolculuğu dış ticaret ve gümrük süreçlerini de kapsayan bir tedarik zinciri yapısına taşımayı, uzun vadede ise Decision Intelligence yaklaşımını farklı iş fonksiyonlarının karar süreçlerine uyarlamayı hedefliyoruz. Kurumların yalnızca bugünün ihtiyaçlarını yönetmesine değil, yarının kararlarına da daha hazırlıklı olmasına katkı sağlamak istiyoruz. Yıllardır yaptığımız işi daha iyi, daha hızlı, daha görünür ve daha stratejik hale getirmenin yollarını aradık ve gelenekselleşen satın alma deneyimini, tamamen inovatif bir modele taşıyarak, uçtan uca ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri geliştirdik.” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amacımız satınalma profesyonelini yapay zeka ile değiştirmek değil. Aksine, insanın karar kapasitesini teknolojiyle büyütmek. Sistemlerin yalnızca problemi göstermediği; riski önceden gördüğü, alternatifleri değerlendirdiği, aksiyon önerdiği ve yetkilendirildiği alanlarda belirli operasyonları gerçekleştirebildiği yeni bir çalışma modeline doğru ilerliyoruz.”

Küresel riskler satın almanın rolünü değiştiriyor

Küresel ekonomide artan belirsizlikler, satın alma fonksiyonunu maliyet yönetiminin ötesine taşıyarak şirketlerin risk ve dayanıklılık stratejilerinde daha merkezi bir konuma getiriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Global Risks Report 2026 araştırmasına göre, uzmanların yüzde 50’si önümüzdeki iki yıllık küresel görünümü “çalkantılı” veya “fırtınalı” olarak değerlendiriyor. Jeoekonomik çatışma ise 2026 yılında küresel ölçekte önemli bir krizi tetikleme potansiyeli açısından ilk sırada yer alıyor. Küresel değer zincirlerine ilişkin ayrı bir çalışma, iş dünyası liderlerinin dörtte üçünün dayanıklılığı büyümenin temel unsurlarından biri olarak önceliklendirdiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, satın alma süreçlerinde veriye dayalı karar alma ve riskleri öngörme kapasitesini kritik hale getiriyor.

Solidra, Fursa Grup’un tedarik zinciri alanındaki saha deneyimini dijital teknolojilerle bir araya getirerek kurumların satın alma süreçlerini daha etkin yönetmesine yardımcı oluyor. Platform, yapay zekâyı karar vericilerin yerine koymak yerine, daha güçlü analiz ve öngörüyle hareket etmelerini destekleyen bir araç olarak konumlanıyor.

Geleceğin iş modeli: Decision Intelligence

Solidra, farklı karar aşamalarında kullanıcıları desteklemesi amacıyla hayata geçirdiği Decision Intelligence yaklaşımını farklı iş kollarındaki karar süreçlerine de taşımayı hedefliyor. Böylece satın alma odağında başlayan platformun, farklı fonksiyonların karar alma ihtiyaçlarına yanıt verebilen daha geniş bir yapıya dönüşmesi amaçlanıyor. Solidra’nın bu vizyonu, teknolojiyi tek başına bir amaç olarak değil, kurumların bilgiye daha kolay ulaşmasını, veriyi anlamlandırmasını ve farklı karar anlarında daha güçlü değerlendirmeler yapmasını sağlayan bir araç olarak ele alıyor.

Solidra Ekip Görseli