İşletmeler ilk kurulduklarında geleneksel olarak kurucusunun verdiği bir isimle hayata başlar. Bu isim; kurucusunun adı veya soyadı, işletmenin doğduğu şehir, şehirle ilişkili bir nesne, farklı isimlerin birleşimi ya da kısaltması hatta tamamen hayal ürünü bir isim dahi olabilir. Ayrıca marka ismini gerçek bir varlıktan alıyor ise, marka ismi her anıldığında beyinde varlığa dair görsel çağrışımlar meydana gelir. Marka ismi seçilirken işletmelerin uzun yıllardır faydalandığı yöntemlerden bir diğeri ise menşei ülke etkisidir. Bu durumda, Japonca bir isim teknolojiyi, Fransızca bir isim lüksü, İtalyanca bir isim tasarımı, Almanca bir isim ise tüketicide dayanıklılığı çağrıştırır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus ünlü marka uzmanı Kevin L. Keller’in de belirttiği gibi marka isminin; basit, tanıdık, ayırt edici, anlaşılması, telaffuz edilmesi ve hecelenmesinin kolay olması gibi nitelikler taşıması gerektiğidir. Unutmamak gerekir ki, ilk kişisel bilgisayar şirketini günümüzde kimsenin bilmiyor olması, pazara yanlış marka ismi ile girmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla marka ismi işletmeler için hayati önem taşır çünkü işletmenin başarısını neredeyse %40 oranında etkileme gücüne sahiptir. Yukarıda çizilen çerçeve ve bahsedilen stratejiler, isim seçimlerinde etkili sonuçlar elde etmek için uzun yıllardır kullanılıyor olsa da son yapılan çalışmalar, marka ismi herhangi bir anlam ifade etmese dahi kendisini oluşturan harflerin ait olduğu sınıfın, ürün hakkında farklı çağrışımları beyne iletilebileceğini ve tüketici algılarını değiştirebileceğini göstermektedir.
Nasıl mı ?
Şimdi bir masa düşünün ve bu masanın isminin “mil” ya da “mal” olabileceğini hayal edin. Sadece üç harften oluşan iki farklı isim fakat masa aynı masa. Bu durumda, ürün isminde yer alan sadece bir harfin değişmesi, tüketicinin ürün hakkında farklı çıkarımlar yapmasına sebebiyet vermiş olabilir mi?
Yukarıda bahsedilen olay aslında Chicago Üniversitesinden Dr. Edward Sapır tarafından yapılan meşhur bir deneydir. İlgili deneyin sonuçları “mal” ismi ile anılan masanın, deneye katılanların yaklaşık %80 tarafından daha büyük algılandığını göstermektedir. Diğer bir ifade ile aynı masa farklı isimler ile anıldığında, katılımcıların masa hakkındaki algılarında değişimler meydana gelmiştir.
Peki durumun arkasında yer alan bilimsel gerçek nedir ?
Dil belirli kelimeleri ortaya çıkarırken arkaya doğru hareket ederek a, ı, o, u, ön tarafa doğru hareket ederek e, i, ö, ü seslerini çıkarır. Arkaya doğru hareket eden dilin çıkardığı sesler daha sert, ön tarafa doğru hareket eden dilin çıkardığı sesler ise daha yumuşak olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla dilin arka tarafa doğru hareket etmesi sonucunda ortaya çıkan “a” harfi “mal” olarak adlandırılan masanın denekler tarafından daha büyük olarak algılamasına sebep olmuştur.
Peki dilin bu hareketleri dolayısıyla ortaya çıkan kelimeler, bir ürünün yapısına ya da tadına dair algılarımız üzerinde dahi etkili olabilir mi ?
Cevap: Evet !
Nasıl mı ?
Dr. Eric Yorkston önderliğinde yapılan bir çalışmada, deneklere “Frosh” ve “Frish” olarak adlandırılan dondurma isimleri verilmiş ve dondurmanın özellikleri hakkında sorular katılımcılara sorulmuştur. Deneyin sonuçları “Frosh” isimli dondurmanın daha yavaş, ağır ve büyük çağrışımlar yapıyor olmasından dolayı tüketicilerin dondurmayı daha kremsi ve zengin aromalı olarak algılamasına sebep olmuştur. Görüldüğü üzere hemen erimeyen, kaliteli bir dondurma algısının tüketicilerde oluşmasını sağlamak, sadece bir harf değişikliği ile mümkün olmaktadır.
Markaların pazara sunulmadan önce hedefledikleri kitlelerin zihinlerinde daha iyi bir yer edinebilmek ve ait oldukları ürüne dair daha iyi çağrışımlar ortaya çıkarabilmek için doğru ve etkili bir şekilde isimlendirilmeleri büyük önem taşır. Temizlik ürünleri kategorisinde yer alan bir markanın bu sebeple daha sert, cilt ürünleri kategorisinde yer alan bir markanın ise daha yumuşak sesler barındırması markanın ilerideki başarısının büyük bir kısmından sorumlu olacaktır. Dolayısıyla bir markanın iyi ve doğru şekilde isimlendirilmesi, sadece kurucusunun kararına bırakılamayacak derecede önemli ve üzerinde ciddi araştırmalar yapıldıktan sonra karar verilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oğuzhan ÖZYİĞİT










Anahtar Sözcükler: Ünsped, UGA, Gümrük Müşavirliği,gümrük, dış ticaret, sertifika, ithalat, ihracat, mevzuat, rejim, lojistik, taşımacılık, iş, kariyer, İstanbul Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi
KOBİ’ler için Avrupa Yeşil Mutabakatı’na geçiş süreci, Endüstri 4.0’a adapte olmanın anahtarını sunuyor. Ölçek ekonomisine geçemeyen KOBİ’lerin “Orta Gelir” eşiğini atlatamadığını vurgulayan Ortak Akıl Danışmanlık Kurucusu Dr. Yılmaz Sönmez, “KOBİ’lerimiz öncelikle ölçeklerini büyütmek ve OBİ olmak için efor sarf etmeli. Sadece ürün ve hizmetlerini değil, organizasyonlarını da dijitalleştirmeyi başaran şirketler rekabette bir adım öne geçecek. Ancak KOBİ’lerin dijitalleşme karnesi zayıf ! Avrupa Yeşil Mutabakatı’na geçiş süreci KOBİ’ler için bir fırsatken, KOBİ’lerimizin %90’ından fazlasının aile şirketi olması ölçek ekonomisine geçişte en büyük engel” dedi.
AB Yeşil Mutabakatı’na geçiş sürecinin KOBi’ler için fırsat olduğunu vurgulayan Dr. Yılmaz Sönmez, “Dünyada tüketici tercihlerinin ibresinin sürdürülebilirliği gösterdiği, çevre dostu üretimin tercih nedeni olduğu, Sınırda Karbon Vergisi ve Yeşil Mutabakat’ın kapımıza dayandığı, AB sınırlarında her yıl milyarlarca doları vergi olarak ödeme riskimizin doğduğu bu dönemde KOBİ’lerin “yeşil üretim” paradigmasına geçme yönünde yatırım yapmaları kaçınılmaz. Üstelik büyüklerin aksine buradaki çeviklikleri onlara önemli kazanımlar getirecek ve yeni pazarlarla tanıştıracaktır” diye belirtti.
Danıştay Kararı Özeti; Kemalpaşa Belediye Başkanlığı Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından 2018/564665 ihale kayıt numaralı “Kemalpaşa Belediyesi 2019 Yılı 2 Kısım Akaryakıt” ihalesine ilişkin olarak İtes İleri Teknoloji ve Enerji Sis. Petrol Ür. Tic. Ltd. Şti. – Günaydın Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursu Özel Eğt. Hizm. Yakıt Taşm. San. ve Tic. Ltd. Şti. İş Ortaklığı itirazen şikayet başvurusunda bulunmuş ve Kurulca alınan 06.02.2019 tarihli ve 2019/UM.I-213 sayılı karar ile “4734 sayılı Kanun’un 54’üncü maddesinin onbirinci fıkrasının (c) bendi gereğince itirazen şikayet başvurusunun reddine” karar verilmiştir.
PwC’nin strateji danışmanlığı grubu Strategy&, yıllık Dijital Otomotiv Raporu’nun 11.’sini yayımladı. Tüketicilerin eğilim ve beklentileri doğrultusunda mobilite sektörünün görünümünü ortaya koyan rapora göre, isteğe bağlı özellikler (ODCF) yükselirken, güvenlik ve navigasyon en önemli hizmetler olmaya devam ediyor. Otomotiv sektöründeki oyuncuların ise değişen tüketici beklentilerini karşılayabilmeleri için kullanıcı arayüzlerini ve iş modellerini geliştirmeleri gerekiyor.
Araştırmayı değerlendiren Strategy& Türkiye Şirket Ortağı Kağan Karamanoğlu, “Otomobil oyuncuları, bağlantılı, elektrikli, otomatikleştirilmiş ve akıllı mobilite ile ilgili çeşitli stratejik zorluklarla karşı karşıya. Araştırmamız gösteriyor ki başarı faktörleri de çeşitli etkenlere bağlı. Öncelikle düzenleyici, gerçekleştirici veya etkinleştirici olsun, herkes ekosistemde rolü konusunda net olmalı. Bir teklif portföyü oluşturup kaynaklarını buna göre tahsis etmeli. Uygun tekliflerin seçiminde bütünsel ve istikrarlı yaklaşımın bir değer yarattığı görülüyor. Son halkada ise tutarlı, uyumlu ve çok katmanlı bir ekosistem mantığına göre portföyü önceliklendirip aktif bir şekilde yönetmenin gerekliliği ortada. Sektörün tüm oyuncuları yetkinliklerini yeniden gözden geçirerek geleceğe uyum sağlayabilirler.” dedi.
Türkiye’deki otomotiv sektörü hakkında ise, Karamanoğlu, yeni mobilite ekosistemine adaptasyonun önemini vurgulayarak; “Otomotiv sektöründe, üretim üssü olarak, Dünya’nın önde gelen ülkelerinden olan Türkiye’nin yeni mobiliteye en etkili ve hızlı şekilde ayak uydurması sektörün geleceği için kritik. TOGG’un kısa zaman önce ön sipariş alımına başlaması, Çinli BYD’nin Türkiye distribütörlüğü için niyet mektubu imzalaması ve Tesla’nın Türkiye pazarına giriş için hamleleri, Türkiye otomotiv sektörünün evrilen mobilite ekosistemine adaptasyon ihtiyacını hızlandırabilecek önemli gelişmeler olarak görülebilir. Adaptasyonun en hızlı yollarından biri ise, otomotiv değer zincirindeki tüm oyuncuların ekosistemdeki konumlarını gözden geçirmeleri ve gerekirse yeniden tanımlayarak portföylerini revize etmeleri olabilir. Özellikle son yıllarda yapmış olduğumuz çalışmalar, bizlere sektörün öncü oyuncularının ekosistem stratejilerini oluşturma eforlarını arttırdıklarını, iş birliği olasılıklarını hiç olmadığı kadar derinlemesine incelediklerini ve dönüşüm yol haritalarını şekillendirmeye odaklandıklarını gösteriyor. Benzer yaklaşımın tüm sektör oyuncuları tarafından benimsenmesi, sektörün geleceğe hazırlanması için önem arz ediyor” dedi.
Risk değerlendirmesi kavramını açıklayabilmek için öncelikle tehlike ve risk kavramlarını tekrar hatırlayalım. Tehlike, işyerinde var olan ya da dışardan gelebilecek, işyerini, işletmeyi veya çalışanı zarara ve hasara uğratma potansiyeli olan olaylardır. Risk ise, tehlikeden kaynaklanan zararın ifadesidir. Şimdi örnekler ile bu kavramları açıklayalım:
Bu yazımda girişiminiz için İş Planınızı nasıl tamamlamanız ve tamamlanan İş Planınızı sunduğunuzda onaylanması için nelere dikkat etmeniz gerektiğinden bahsedeceğim. İş Planı, girişime ait ürün ya da hizmetlerin, nasıl para kazandıracağını, girişimle ilgilenecek ekibin kimlerden oluştuğunu, yöneticilerin kimler olduğunu, kaynak ihtiyacının ne olduğunu ve nasıl karşılanacağını, finans yönetimi ve operasyon modelinin ne olduğunu ilgili kişilere detaylıca aktarmak için hazırlanan bir belgedir. Başarılı bir İş Planı, girişiminize başlamadan önce stratejinizi netleştirmenize, potansiyel fırsat ve engelleri belirlemenize, kaynaklarınızın ne olduğunu ve girişimcilik sürecinde neye ihtiyacınız olacağına karar vermenize yardımcı olur. İş Planınızı özellikle finansal destek almak istediğiniz kişilere sunarken fikrinizin veya büyüme planlarınızın uygulanabilirliği konusunda onları ikna etmeniz ise son derece önemlidir. Sözü uzatmadan hemen İş Planınızın içeriğini ve İş Planı sunumunuzu nasıl iyileştirebileceğiniz konusunda tavsiyelerin ilkiyle başlıyorum:


4962 sayılı Kanunun 20’nci maddesine göre, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabiliyor.
1. gün- Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi
