Banka ve Bankacı
Teeee çocukluğumdan beri bankalar ve bankacılar hep saygın kuruluşlar olarak hafızama kazınmıştır. Çocukluğum derken 15-20 yıl gibi bir geçmişten bahsetmiyorum. Epey geriye gideceksiniz bu çocukluk düşüncemi anlayabilmeniz için. Gerçi bugün 18 yaşında olmasam da, bugün de bankalar ve bankacılar hep saygın kişi ve kurumlar olarak piyasada faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Bankalar basiretli tacirlerdir ve saygındırlar. Her sözünün değerinin farkındalar ve etik değerlere önem verirler. Bankacılar kendilerini yetiştirmiş, bilgili kesimlerdir.
Hatçe Teyzeye parasal konuda 40 yıllık eşi bir tavsiyede bulunsa Hatçe Teyze inanmaz ancak bir bankacı ne derse Hatçe Teyze mutlaka ona kocasından daha fazla inanır.
Bankacılık yıllarımda olsun, şu eğitmenlik ve danışmanlık yaptığım uzun yıllar sürecinde de olsa kime ne fikir versem, fikrimi uygulamaya koyma eğilimi oldukça fazladır. Bu yüzden gerek bilgi, gerekse finansal konularda karşımdakilere yanıltıcı veya gerçeklikten oldukça uzak, siyasi tarafı ağır basan fikirleri vermekten kaçınırım.
Bankaların Verdikleri Kredi Kartı
Bankalar kimsenin boğazını sıkarcasına bir ürünü satmıyor. Kredi kartını vermiyor. Kredi de vermiyor. KMH da kullandırmıyor. Kredi kartını alan müşteri, sadece bir kartla kalmayıp, birden fazla kredi kartı alıp sanki para bir başkasınınmış gibi hesapsızca harcıyor. Aynı kişinin cebinde nakit para olsa, harcamayı bu şekilde ölçüsüzce yapmayacağına inanıyorum. Kredi kartı harcamasının ödemesi geldiğinde ise müşterinin hedefinde suçlayacağı bir kişi veya kurum varsa bankalar veya bankacılardır. Kredi kartını alırken ve parasını harcarken iyi de, ödeme yaparken zor oluyor. Kişiler kart harcamasını yaparken bütçe ve cüzdanını düşünmelidir. Karttan para harcarken cebinden para çıkmadığını gören kart hamili, kart borcunun cebinden çıkmayacağını sanıyor çoğu kez.
Adını tam koyamasam da, kart harcaması nedense bedava para gibi geliyor çoğu insana. Sonrasında borç batağına girmek an meselesi oluyor.
Borç batağına girdiğinde hiç kimsenin bankaları veya bankacıları suçlamaya hakkı yoktur. Batağa saplanan kişinin öncelikle kendi iradesini kontrol etmesi gerekir.
Bankacı Bilgisiyle Müşterisini Doğru Yönlendirmelidir
Adı bende saklı olan bir bankadan bahsedeceğim. Banka adı çok önemli olmasa da yapılan olayı paylaşmadan geçemeyeceğim.
Konu dış ticaret…
Türkiye’den vesaik mukabili olarak yapılan ihracat evrakları arasında bulunan deniz konşimentosunda;
Consignee : İhracatçının bankası
olmalıdır.

Yukarıdaki şekildeki konşimentonun düzenlenmesi, konşimentodan doğan mülkiyet haklarının aracı bankanıza verilmesi ve takip açısından bankanıza sorumluluk ve yetki verildiğini anlatır. Olması gereken budur.
Ancak danışmanlığını yaptığım bir firmanın çalıştığı bankanın ihracatçı firmaya verdiği bilgi aynen şu şekilde imiş.

Demem odur ki;
Consignee kısmında; ithalatçı
yazılsın denilmiş.
Önceki hukuki sorumluluğun ne olduğunu açıklayayım; Bir ihracat işleminde deniz konşimentosunun consignee kısmında ithalatçının adının var olması durumunda malların mülkiyetinin ithalatçıya ait olduğu anlaşılır.
Herhangi bir anlaşmazlık veya ithalatçının malları almaktan vazgeçmesi vukuunda;
İhracatçı veya ihracatçının bankası malların Türkiye’ye geri getirilmesi için deniz acentesine talimat vermeye yetkili değildir. Deniz nakliyat acentesi ithalatçının ülkesinde bulunan malları Türkiye’ye getirmek için öncelikle consignee kısmında bulunan kişi olan ithalatçının onayını alacaktır. Sizce ithalatçı bu onayı verecek midir elinde böylesine güzel bir fırsat geçmişken?
Bu kafa göz yaran af edilmez bir hata ve yönlendirmedir.
Bankalar
Dış işlemler konusunda müşterisine bir bilgi verirken bence ağızlarından çıkan her cümleleri kumpasla ölçmeleri gerekir. Bir bankanın, danışmanlığını yaptığım firmaya bu şekilde söylemesi beni şaşırtmaz oldu. Alıştım.
Daha da beteri;
Akreditifler konusunda ağzı olan konuşuyor. Bilen de, bilmeyen de. Tabii çoğu kez akreditif lehtarı zarar görüyor. Neden acaba? Bankalar çoook iyi bilip, akreditif lehtarının daha az bilgiye sahip olmalarından mı acaba?
Veya akreditif konusunda bankalar fazla sıkıntıya gelmek istemediklerinden mi akreditif lehtarı zarar görüyor?
Reşat BAĞCIOĞLU
ICC International Chamber of Commerce
Türkiye Milli Komitesi
Türkiye Bankacılık Komisyon Başkanlığı Üyesi








Günümüzde insan kaynakları yönetimi (HRM), işletmelerde çalışanları işe alma, onları belirli konularda eğitme, motivasyonlarını artırma, birimler arası iletişimin sağlanması, ücretlendirme, oryantasyon, terfi ve kıdem vb gibi konulardaki çalışmaların yürütülmesi olarak tanımlanmaktadır. Kurumun büyüklüğü, faaliyet alanı, hedefleri, bütçesi, politikaları vb gibi konular her şirkette insan kaynakları yönetiminin fonksiyonlarını ve çalışma mekanizmasını değiştirebilir. Sürdürülebilirliği insan kaynakları yönetimi özelinde ele aldığımız zaman bu görevlere ilave olarak farklı hedefler, ilkeler, kurallar ve sorumluluklar ortaya çıkmaktadır.
Tedarik Zinciri Yasası 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girecek olup, başlangıçta Almanya’da 3.000’den fazla çalışanı ve genel merkezi olan şirketleri kurallara uymasını için zorunlu tutacaktır. Bir yıl sonra 1 Ocak 2024 tarihinde itibaren ise, uygulama 1.000’den fazla çalışanı olan tüm şirketleri kapsayacak şekilde genişletilecektir.


Türkiye, sanayide Endüstri 4.0 sürecini hızlı şekilde benimseyerek erken harekete geçen ülkeler arasında yer alıyor. Bu sürecin ilk safhası olan dijital dönüşüm süreci Türkiye endüstrisinde hızlı bir şekilde ilerliyor. İlk yıllarda sıklıkla enerji ve otomotiv gibi yüksek cirolu sektörlerde dijital dönüşüm başarıları göze çarpsa da bu dönüşümün günümüzde tüm sektörlerde kendini belirgin bir şekilde gösteriyor. Üretim alanında ise dönüşümün ilk aşaması olan araç otonom sistemleri yoğun bir şekilde uygulanıyor.
Küçük ya da büyük ölçekli örgütsel yönetimler gelişen teknoloji ve oluşan paydaş beklentileri karşısında ayakta kalabilmek için kendilerini çağın gerekliliklerine uygun olarak revize ederler.


İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
Aslına bakarsanız, ülkeler çoktandır uygulamaları gereken fakat erteledikleri yeşil ve kapsayıcı toparlanma sürecini Covid-19 salgın döneminde başlatmak zorunda kaldılar. Salgınla beraber çeşitli sektörlerde bir yandan kayıplar yaşanırken, diğer yandan gelir ve istihdam fırsatları oluştu. Salgınla birlikte şirketlerin güçlü iklim ve biyolojik çeşitlilik eylemlerini bütünleştiren stratejilere yönelmeye başlaması ise yeşil girişimciliğe olan ilgiyi arttırdı. İçinde bulunduğumuz salgın sonrası dönemde gelişen çevresel bilinçle birlikte, ekonomilerde ve talepte esneklik oluşturan bir toparlanma sürecinin gündemde olduğu açıkça görülüyor.
40 yılı aşkın tecrübe ve yatırımlarla Türkiye talaşlı imalat sanayisine öncülük eden Tezmaksan Genel Müdürü Hakan Aydoğdu, takım tezgahları sektörünün iş yapış süreçlerinin güncel durumuna dair değerlendirmelerde bulundu. Navlun fiyatlarının düşmesinin katma değeri düşük ürünlerde sanayicinin Uzak Doğu’ya yöneldiğini ifade eden Aydoğdu, “Özellikle yerli üreticimiz için yatırıma elverişli bir ortam bulunmuyor. İthalatın gereğinden fazla artması üretici firmalarımız için bir tehdit oluşturuyor. Özellikle navlun yüksekken alınan ham madde, rekabet edilebilirliği de olumsuz etkiliyor” dedi.
Örneğin bir makine getiriyorsunuz, pandemide navlun bedeli dahil 60 bin dolardı. Şimdi ise bu navlun maliyeti 20 bin dolar oldu. Dolayısıyla bu durum rekabet edilebilirliği olumsuz etkiliyor. Maliyetlerin artması da yeni yatırımların önünü kesiyor. Takım tezgahları, Türkiye’nin üretim ihtiyacının özellikle talaşlı makinede yüzde 5’ini karşılıyor ve yüzde 95’i ithal edilmek zorunda. Bu makinelerin ithalatının artması aynı zamanda üretimin, istihdamın, ihracatın artması demek oluyor. Bu makinelerin ithalatına vergi getirilmesi de sektörü olumsuz etkileyecek. Bu da Polonya ve Çekya gibi ülkelerle üreticilerimizin rekabet edebilirliğine darbe vuracak. Şu an takım tezgahları makinelerinde ithalat vergisinin daha da artırılması söz konusu. Bu da üretim maliyetlerini daha da yükseltecek. Yerli üreticinin desteklenmesi amaçlanıyor ancak yerli üretimin geliştirilmesi bugünden yarına olacak bir durum değil. Bütün gelişmiş ülkeler takım tezgahları ithalatına herhangi bir vergi koymuyor, bu alanın gelişmesi için teşviklerde bulunuyor. Bunun için de ülkemizdeki takım tezgahları sektörünün makine sektöründen ayrı bir yerde konumlandırılması gerekiyor.”