Sosyal Hayatta Kalite Nerede?
Mehmet Uğur ÖZDENİZ
Standart Marka Kalite Rehberlik ve Gözetim A. Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
Bu ay ki yazıma başlarken, sizlerle sosyal hayatta yaşadığım ve beni etkileyen bir uçak seyahatimde tanıştığım bir delikanlıyla geçen diyaloğumu anlatacağım. Pandemi sürecinde emekli bireyler olarak ben ve eşim yaşımızın gereği sağlık bakanlığımızın aldığı, yayınladığı koruyucu tedbirlere mümkün oldukça riayet etmiş, aşılarımızı olmuş, maske mesafe ve hijyen kurallarına uymuş, hatta o yıl yurt dışına küçük kızımın yanına gitmek için planladığımız Brüksel seyahatimizi iptal ettirmiştik. İşte bu yıl aldığımız bir kararla o gün yapamadığımız Brüksel uçuşumuzu yapmak üzere Sabiha Gökçen Hava Limanı’ndan uçağımızdaki yerimizi aldık, bize verilen birer küçük sekiz kilogramlık valiz hakkımız haricinde benim elimde bilgisayar çantam eşimde ise kendi çantası ve içinde yola çıkarken atıştırmalıklarımızın yer aldığı küçük bir çanta bulunmaktaydı.Uçakta bize verilen çekin işleminde belirtilmiş pencere kenarı ve orta koltuktaki yerimizi aldık, bekliyoruz fakat bu ara eşim koltukların birbirine ne kadar yakın olduğunu ve üç saati aşkın bir uçuşta benim rahatsız olabileceğimi ifade ederek endişesini belirtti.
Tabi burada aklımıza hemen müşteri beklentisi, memnuniyeti ve organizasyon şartları ile hava yolları uçuş seyahat şartları geldi.
Ülkemdeki iki önemli hava yolları uçuş kuruluşları olan şirketlerin koltuk ara mesafelerini araştırdığımda gerçeği anladım.
1980 – 85 yıllarından itibaren dünyada mesafelerde “Endüstriyel Tasarım” adı altında ve bu güne kadar devam eden gelen daralma miktarı ortalama en az iki ila üç inç arasında olmuş, (bir inç iki buçuk santim olduğuna göre daralmayı anlayabiliyoruz).
THY koltuk mesafesi, Koltuk özellikleri, Daha fazla hareket alanı için 79 cm diz mesafesine sahip, 15 cm yatabilen koltuklar, Uzun mesafeli uçuşlarda 46 cm koltuk genişliği.
Kaldırılabilen kol desteği sayesinde yatağa dönüşebilen orta koltuklar,
Dört yönlü baş desteği, 12 veya 13,3 inç büyüklüğünde kişisel ekranlar,
Ayarlanabilir ayak desteği bilgisi bulunmakta.
Pegasus’un A321neo’sunda yeni uçağının en fazla dikkat çeken özelliği ise koltuk kapasitesi, tamamı Economy Class olarak düzenlenen yeni 321neo’da tam 239 koltuk bulunacak.
Airbus’ın A321neo’lar için tek kabin sınıfında tespit ettiği en fazla kapasitenin 244 koltuk olduğu düşünüldüğünde, Pegasus’un bu uçağı ne kadar verimli bir biçimde planladığı daha iyi anlaşılıyor, Uçaktaki koltuklar arasındaki diz mesafesi ise 28 inç (71 cm) olarak belirlenmiş.
İki hava yolu arasındaki koltuk mesafeleri konfor, yakınlık, uzaklık ve ticari avantajlar dikkate alındığında kendini belirlemekte,
Kalite bir ihtiyaçtır, burada tercih sahip olduğunuz bilgiye, cebinize ve rahatınıza göre değişiyor, fakat bunun bir zorunluluğu yok tamamen tercih ve talep meselesi, tek yapılacak iş hava yollarına web sayfasından önerilerde bulunmak olacak, bunu ne kadar sık yapar isek şartlar o kadar kullanıcı lehine değişecek kalite sağlanacaktır.
Kendim bu konuda bir öneride bulunmayı deneyeceğim ve bunu her seferde yapmayı düşünüyorum.
Kalite bir ihtiyaçtır dersek,
Uçaktaki yerimizi aldıktan sonra bu arada yanımıza genç temiz bir delikanlı geldi merhabalaştık ve eşyalarını koltuk arakasına yukarı bagaja yerleştirip oturdu.
Biraz sonra çantasından iki şişe içecek çıkarıp ön koltuğun arka file cebine sıkıştırdı, kulaklarına kulaklıklarını taktı ve yaslandı.
Uçak içi gerekli kontrol ve sayım yapıldıktan sonra havalandık, yanımdaki genç iki koltuk arasındaki tek kolu indirdi ve kolunu yasladı bende kenarına kolumu iliştirdim böylece ilk iletişimimizi sağlamış olduk, koltuk arası mesafelerde yukarda verdiğim “Endüstriyel Tasarım” ölçülerinde küçültüldüğünden çok samimi oturuyorduk,
Biraz sonra yanımda eşimden yolluk ne var diye sordum. Bana bir kapalı kutu verdi, açtığımda içinde kaysı meyvesi ve kıymalı börek gördüm, kaysıdan iki tane alıp birini yanımdaki gence uzattım ve buyur ettim, kabul etti ve aldı hoşuma gitmişti.
Biraz sonra iki börek ambalajını açıp birini aldım, diğerini ona uzattım onu da kabul edip aldı beraber yedik, teşekkür etmişti, mutlu oldum.
Bu arada ön koltuktaki içeceklerinden birini açmış içiyordu ve bana dönüp bize iki bira veya başka bir şey ikram etmek istediğini söyledi, ben bira içmediğimi ve bir şey içmeyeceğimi söyledim, başka bir şey ısmarlayayım dedi ben ise teşekkür ettim, şu anda istemediğimi yolumuzun daha uzun olduğunu söyledim.
Biraz sonra genç çocuk hostesten bir şeyler istedi, gelen yiyecekte bize de uzattı ve almamızı istedi şaşırdık.
Genç (Arda) bizim için de ısmarlamış, benim ikramımdan, ikram ettiklerimden ziyade davranışım çok hoşuna gitmiş, bana şu güzel cümleyle düşüncesini ifade etmeye çalıştı:
“Siz bana bir adım yaklaşırsanız, ben size on adımla gelirim”
Sizin davranışınız beni çok etkiledi dedi ve arkasından, bir yolculukta annesinin yanında oturanlar sürekli bir şeyler yiyip içmişler ve hiç ikram etmemişler, bu da onları çok etkilemiş üzmüş.
Kendisine toplum kültürünün, yetişme tarzının, aile ve toplum ahlakının çok önemli olduğunu milleti millet yapan özelliklerin bu olduğunu anlatmaya çalışıp eğitime çok önem vermemiz gerektiğini bunun da iki yoldan ele alınması gerektiğini bunun birinin aile içi eğitimi, diğeri ise aile dışı eğitim, onun da milli eğitim olduğunu ifade ettim.
Kendisi de bana eğitimin çok önemli olduğunu vurgulayarak şu ifadeyi kullandı.
“Eğitimli insandan gelen zarar bile kaliteli gelir”
Çok etkilenmiştim ve çok hoşuma gitmişti, anladım ki yetişen gençlik umut verici ve “Kaliteyi” biliyor “Kaliteye” inanıyordu.
Kendisine teşekkür ettim ve bana Brüksel’de Gent’te yaşadığını ora vatandaşı olduğunu orada okuduğunu devlet vergi denetçisi olarak çalıştığını söyledi.
Yazın ailesi ile annesinin memleketi olan Eskişehir’e geldiklerini ve Sivrihisarlı olduklarını anlattı.
Bu arada bende kendisine bir kalite uzmanı olduğumu,
Emekli olduktan sonra kalite elçisi olarak kurum ve kuruluşlara yönetim sistemleri konusunda eğitimler ve belgelendirme süreçlerinde destek verdiğimi,
Milli kuruluşumuz TSE’ye belgelendirme hizmeti için firma hazırladığımı
Piyasada ülkemizi işgal etmiş çantacı, çıkarcı, paracı kuruluşlara, parayla içi boş belge veren firmalara karşı çalışmalar yaptığımı,
İki yılı aşkın sürede Yerli ve Milli Kalite anlayışına uygun olarak Milli Kuruluşumuz Olan Türk Standartları Enstitüsünün verdiği ve Türk Akreditasyon Kurumundan Akredite olan tüm Dünya ve Avrupa’da kabul gören hizmetleri kapsamında, Milli Üreticilerimize sanayinin, çalışanın ve ülkenin kazanması için;
Yönetim sistemleri, tedarikçi gözetimi, ürün standardizasyonu, yapı sektörü test ve deneylerin uygulanması ile CE teknik dosya hazırlanması konularında, eğitim, rehberlik, gözetim hizmeti vererek, TSE’den belge almanın zor ve pahalı olmadığını bu işin öğrenerek yapılmasının daha kolay olduğunu sağladığımı,
Kurumlarımızın kurumsallaşması ve profesyonelleşmesi için eğitim ve pratik çalışmaları bire bir yürüttüğümü,
Kalite konusunda projeler geliştirdiğimizi,
Bursa’da Kaliteye gönül vermiş milli üretim ve tüketim konusunda, markalaşma yolunda yüksek teknolojik üretim oranında milli sertifikasyon ve milli belgelendirme konusunda toplantılar ve konferanslar verdiğimizi ifade ettim.
Kalite Birliği adı altında Temiz Kalite anlayışıyla sosyal sorumluluk çalışmaları yapan sivil toplum gurubumuzun olduğunu,
Tek yolun, insanın bir hayalinin olması ve bu hayal doğrultusunda çalışması gayret göstermesi olduğunu,
Milli eğitime önem verdiğimizi ana sınıfından başlayıp okullarda Kalite Dersinin verilmesi için proje çalışmalarımızın sürdüğünü belirttim kendisi de çok memnun kaldı,
Bizleri Gent’e davet etti gelir isek çok iyi rehberlik yapabildiğini ve bizimle birlikte şehri tanıtabileceğini söyledi.
Hep beraber yüce Atatürk’ün çizdiği yolda ilerlemeyi, Yerli ve Milli Üretimi Desteklemeyi, Kendi Ürünlerimizi Üretmeyi, Markalaşmayı ve kendi Belgelendirme kuruluşlarımız ile hareket etmeyi, Milli Olmayı ve Milli Ses Vermeyi davetimi yineliyorum.
Sağlıkla kalın esen kalın,
Saygılarımla.
Standart Marka Kalite Rehberlik ve Gözetim A. Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
Mehmet Uğur ÖZDENİZ









“Bakır, fosil yakıtlardan sürdürülebilir enerjiye geçişte o kadar merkezi bir durumda ki, dünya çapındaki talebin 2035 yılına kadar 25 milyon metrik tondan 50 milyon metrik tona yani iki katına çıkması muhtemel. 2050’de 53 milyon metrik tona yükselmeye devam edecek. Bu rakam 1900 ile 2021 yılları arasında dünyada tüketilen tüm bakırdan daha fazla. Dünyanın bunu karşılaması mümkün değil.
Elektrikli araçlar, rüzgar, güneş ve piller için gerekli bakırın önümüzdeki on yılın ortasına kadar üç katına çıkacağını tahmin ediliyor.
“Sadece teknoloji sayesinde kendinizi yaratmanızın ve ifade etmenizin kolaylaşması, bunu iyi yaptığınız anlamına gelmez.”
Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, ihalenin 11’inci kısmı için teklif ettikleri bedelin yaklaşık maliyetin %7,40 altında olmasına rağmen idarece yeterli kırım olmadığı gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılarak ihalenin iptal edilmesinin mevzuata aykırı olduğu, bu bağlamda idarenin bahse konu kısma ilişkin ihaleyi iptal etmeden önce yaklaşık maliyet hesaplanırken değerlendirilmeyen herhangi bir husus olup olmadığını sorgulaması gerektiği, özellikle ihale konusu iş için gerekli olan işçilik ve biyosidal ürün girdileri ile amortisman ve demirbaş giderlerinin yaklaşık maliyete dahil edilip edilmediğinin, dahil edildi ise piyasa şartlarını ve ekonomik şartları karşılayıp karşılamadığının tespit edilmesi gerektiği, yaklaşık maliyetin gerekçe gösterilerek ihalenin iptal edilmesi yerine güncelleme yapılarak ihale sürecinin devam edilebileceği iddialarına yer verilmiştir.

Bosch’un bir diğer odak noktası ise yeni tip yarı iletkenlerin üretimidir. Örneğin Bosch, Reutlingen fabrikasında 2021’in sonundan bu yana seri silisyum karbür (SiC) çipleri üretiyor. Bunlar, çalışma aralıklarını yüzde 6’ya kadar artırmaya yardımcı oldukları elektrikli ve hibrit araçlar için gerekli olan güç elektroniğinde kullanılıyor. Güçlü pazar büyümesinin arkasında, yıllık yüzde 30 veya daha fazla oranlarla SiC çiplerine olan yüksek talep yer alıyor. Bu güç elektroniklerini daha uygun maliyetli ve daha verimli hale getirmek amacıyla Bosch, diğer çip türlerinin kullanımını da araştırıyor. Hartung, “Elektromobilite uygulamaları için galyum nitrür bazlı çiplerin geliştirilmesini de araştırıyoruz. Bu çipler, dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon şarj cihazlarında zaten bulunuyor.” dedi. Araçlarda kullanılmadan önce, daha sağlam hale gelmeleri ve 1.200 volta kadar önemli ölçüde daha yüksek voltajlara dayanabilmeleri gerekecektir. Hartung sözlerine şöyle devam etti: “Bunun gibi zorlukların tümü Bosch mühendisleri için işin bir parçası. Mikroelektroniğe uzun süredir aşina olmamız ve otomobillerle ilgili süreçleri biliyor olmamız bizi güçlü kılıyor.”
Bosch, yarı iletkenlerin geliştirilmesi ve üretiminde otomotiv sektörünün lider şirketidir. Bu çipler sadece otomotiv uygulamalarında değil, tüketim malları sektöründe de kullanılmaktadır. Bosch, 60 yılı aşkın süredir bu alanda faaliyet gösteriyor. Örneğin, Reutlingen’deki Bosch yarı iletken fabrikası, son 50 yıldır 150 ve 200 milimetrelik yonga plakalarına dayalı çipler üretiyor. Şirketin Dresden tesisinde, 2021’de 300 milimetrelik yonga plakası bazında çip üretimi başladı. Reutlingen ve Dresden’de üretilen yarı iletkenler arasında uygulamaya özel entegre devreleri (ASIC’ler), mikroelektromekanik sistem (MEMS) sensörleri ve güç yarı iletkenleri yer alıyor. Bosch ayrıca Penang, Malezya’da yarı iletkenler için yeni bir test merkezi kuruyor. 2023’ten itibaren merkez, bitmiş yarı iletken çipleri ve sensörleri test edecek.
Bu yazının konusunu “önceki yazılarımda ele aldığım işkoliklik, karoshi ve impostor fenomeni konularıyla da ilişkisi bulunan ve son zamanlarda birçok çalışanın şikâyetçi olduğu “Tükenmişlik Sendromu” oluşturmaktadır.
Eşit davranma ilkesi tüm hukuk alanında geçerli olup, iş hukuku bakımından işverene işyerinde çalışan işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcu yüklemektedir. Bu bakımdan işverenin yönetim hakkı sınırlandırılmış durumdadır. Başka bir ifadeyle, işverenin ayrım yapma yasağı işyerinde çalışan işçiler arasında keyfi biçimde ayrım yapılmasını yasaklamaktadır. Bununla birlikte eşit davranma borcu tüm işçilerin hiçbir farklılık gözetilmeksizin aynı duruma getirilmesini gerektirmeyip, eşit durumdaki işçilerin farklı işleme tabi tutulmasını önlemeyi amaç edinmiştir.
Bu başlığın esin kaynağını daha önce “Yazdığını yap, yaptığını yaz.” diye en az bin kez okumuşsunuzdur. Siz yine yapın yaptığınızı, yazın yazdığınızı ama ölçmeden biçmeden ne olacağını önceden kestirmeden bir şeyler yapmanın devri çoktan geçti gitti.

Grafikten de anlaşılacağı üzere dövizi uyutmak için gereken ne varsa yapıldı. Nelerin yapıldığını bir kaç cümle ile özetleyecek olursak;


İşletmesi için bir şeyler yapmanın ihtiyacını hisseden, kendisini değişimin karşısında güçlü kılmaya çalışan tüm küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin bilgi platformu olmayı misyon edinen Expo işletme programında; satıcı yönlü pazarlardan alıcı yönlü pazarlamaya geçiş, müşteri odaklılık, ürün odaklı anlayışı benimseyen 4P’den müşteri odaklı anlayışı benimseyen 4C’ye değişim, deneyim ekonomisi ve ilişki pazarlaması konuları gibi pek çok açıdan KOBİ’lerin yararlanabileceği bir rehber niteliğindedir.