Teklif Mektubunda Yerli İstekli Yazmayan Firma Değerlendirme Dışı Bırakılır Mı?

Anahtar Kelimeler; teklif mektubu, yerli istekli

İtirazen Şikayet Konusu; İlgili idarece değerlendirme dışı bırakılan firma tarafından; Birim fiyat teklif mektubunda yerli istekli olduklarını belirtmedikleri gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakıldığı, ihale mevzuatına göre bir isteklinin yerli istekli olup olmadığının kontrolünün tüzel kişi olunması halinde sunulan belgeler üzerinden yapılacağı kurala bağlanmışken sundukları belgeler üzerinden bir değerlendirme yapılmadan yalnızca birim fiyat teklif mektubunda yerli ifadesine yer vermedikleri gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılmasının mevzuata aykırı olduğu… iddialarına yer verilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 05.09.2019 tarih ve 2019/UH.I-1071 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı’na göre; İlgili ihale idarece değerlendirme dışı bırakılan firmanın birim fiyat teklif mektubunun başvuru sahibinin iddiası kapsamında incelemesi neticesinde, birim fiyat teklif mektubu standart formunun 3’üncü satırındaki ibarede yer alan “[yerli/yabancı]” ifadesindeki “yerli” ya da “yabancı” ifadelerinden herhangi birinin anılan isteklinin sunduğu birim fiyat teklif mektubunda belirtilmediği, ancak anılan tüzel kişiliğin Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş bir şirket olduğu hususu teklifi kapsamında sunulan Ticaret Sicili Gazetesi’nden anlaşılabilmektedir.

Yukarıda yer alan mevzuat ve İdari Şartname’nin 8.1’inci maddesi uyarınca tüzel kişilerin yerli istekli olduklarının teklifleri kapsamında sunduğu belgeler üzerinden değerlendirileceği, idarece yapılan değerlendirmede; ilgili firmanın yerli istekli olmadığına dair herhangi bir belirlemede bulunulmadığı, anılan Tebliğ’in yukarıda yer alan açıklaması doğrultusunda, tüzel kişiliğin yerli istekli olup olmadığına ilişkin tereddüt bulunması halinde anılan isteklinin teklifi kapsamında sunulan belgeler üzerinden değerlendirilebileceği, İdari Şartname’nin 8’inci maddesinde yapılan düzenleme ile bahse konu ihaleye sadece yerli isteklilerin katılabileceği ve tüzel kişilerin yerli istekli olup olmadıklarına ilişkin değerlendirmenin ise başvuru veya teklif kapsamında sunulan belgeler üzerinden yapılacağı, idarece anılan isteklinin sunduğu birim fiyat teklif mektubunda salt “[yerli]” ibaresinin bulunmadığı gerekçesiyle teklifinin değerlendirme dışı bırakılmasının yerinde olmadığı, Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş bir şirket olduğu hususu teklifi kapsamında sunulan Ticaret Sicili Gazetesi’nden anlaşılabildiğinden başvuru sahibi isteklinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Şirketler yapay zekada adım adım ilerliyor

KPMG, pandemi sonrası yeni gerçekliğin en önemli oyuncularından olan yapay zekanın iş dünyasındaki uygulamalarını inceledi. KPMG’nin ‘Yapay Zeka Dünyasında Yaşamak’ adlı yapay zeka (YZ) gelişim raporu, ABD’deki beş sektörde örnek uygulamalara bakarak şirketlerin bu konudaki zorluklarını analiz ediyor. Rapora göre yapay zeka uygulandığı sektörlerde fark yaratıyor. Şirketler yapay zeka etiği ve veri okur yazarlığı konularında çözümlere yoğun mesai harcıyor.

KPMG ‘Yapay Zeka Dünyasında Yaşamak’ başlıklı araştırmada ABD’deki sağlık hizmetleri, finansal hizmetler, ulaşım, teknoloji ve perakende sektörlerindeki yapay zeka uygulamalarını inceledi. Farklı şirketlerden 751 katılımcıyla yapılan araştırmada bu sektörlerin YZ süreçleriyle ilgili sorulara yanıt arandı. Araştırma, uygulamada yapay zeka ile ilgili ortaya çıkan sorunlara, algılanan risklere ve zorluklara ışık tutuyor. Yapay zekanın iş süreçlerine entegre edilmesinde zorluklar olsa da cesaret verici bir etkileşim derinliği göze çarpıyor. Rapor, yapay zekanın uygulandığı sektörlerde gerçek bir etki yaratmaya başladığını gösteriyor. Farklı endüstrilerden katılımcılar yapay zekanın iş yapma şeklini sağlık alanında tıbbi bakıma erişimi iyileştirmekten, perakende satışta müşteri hizmetleri sorunlarını azaltmaya kadar değiştirdiğini söylüyor. Zorluklar konusunda ise hayli ortak nokta var. Katılımcıların yüzde 46’sına göre zorluklar listesinin başında teknoloji yeteneklerini anlama eksikliği geliyor. Bunu yüzde 36 ile eğitim eksikliği ve yüzde 32 ile yatırım finansmanı yetersizliği izliyor.

Araştırmayı değerlendiren KPMG Türkiye Teknoloji Sektör Lideri Gökhan Mataracı, yapay zeka süreçlerinde ilerleyen şirketlerin odaklandığı iki konuya dikkat çekti. Araştırmaya katılan her 10 kişiden 9’unun iş süreçlerinde karar verecek yapay zekaya yardımcı olmak için her şirketin bir yapay zeka yönetim politikası uygulaması gerektiği görüşünde olduğuna değinen Mataracı, “Yapay zekanın sağlam bir temele dayanması gerekiyor. Araştırmada yer alan şirketlerin yüzde 44’ü zaten etik bir kod uyguladığını, geri kalanların üçte biri de konu üzerinde çalıştığını söylüyor. İşletmelerin organizasyonu ve iş gücü değişimini yönetmeye paralel olarak yapay zekayı sorumlu bir şekilde oluşturmak ve yönetmek gibi bir görevi daha var. Şirketler algoritmaların tasarımının kurumsal değerler, kalite ve güvenlik standartlarıyla uyumlu olması için çalışıyor. Neticede algoritmalar, işle ilgili karar vermede giderek daha önemli bir rol oynuyor, bu nedenle insanların bu kararlara güvenmesi çok önemli. Bunu yapmak için, uygun kontroller ve yönetişim yoluyla YZ modellerinin bütünlüğünü, adaletini, açıklanabilirliğini ve dayanıklılığını sağlamak gerekiyor” dedi.

Araştırmanın veri okur yazarlığını geliştirme gerekliliğini güçlü biçimde işaret ettiğini vurgulayan Gökhan Mataracı, şöyle konuştu:

“Veri okuryazarlığı önce bir veri kültürü oluşturmakla ilgili. Çalışanların iş sorunlarını çözmek için veri analizine yöneldiği bir zihniyetten söz ediyoruz. Şirketler çalışanların bunu yapmalarına yardımcı olmak için giderek daha fazla veri bilimcisi işe alıyor. Bu veri bilimcilerin çalışan popülasyonuna ne kadar iyi entegre oldukları, veri okuryazarı bir işgücüne ulaşmada fark yaratabilir. Yapay zekanın şirketlere sağlam bir şekilde yerleşmesi için en önemlisi ekiplerin YZ okuryazarlığını geliştirmek. Burada amaç tüm kaynakları veri bilimcilere yönlendirmek değil daha çok ekiplerin yapay zekanın organizasyon içinde oynadığı rolü anlamalarına ve işler üzerindeki etkisine uyum sağlamalarına yardımcı olmaktır. Görevleri, rollerinin bir parçası haline gelen yapay zeka odaklı anlayışlara ve süreçlere hem meydan okumak hem de güvenmek için onları doğru araçlar ve bilgilerle hazırlamaktır. Bu aynı zamanda temelde bir değişim yönetimi uygulamasıdır.”

Araştırmadan dikkat çeken bazı başlıklar şöyle;

Beş sektörden katılımcılar, yapay zeka uygulamaları içerisinde en çok makine öğrenimi (yüzde 48) ve robotik süreç otomasyonunun (yüzde 41) etkilerinin öne çıktığını düşünüyor. Yapay zekanın faaliyetlerini ve müşteri iletişimlerini nasıl etkilediği sorulduğunda, sağlık sektöründeki katılımcıların yüzde 89’u verimliliğin artığını belirtti. Aynı zamanda sağlık sektörü katılımcılarının yüzde 91’i hastaların sağlık hizmetlerine erişiminin arttığını düşünüyor. Perakende sektöründen katılanların yüzde 80’i müşteri hizmetlerine ilişkin sorunların yapay zeka sayesinde hafiflediğini bildirdi.

Finansal hizmetler sektöründeki katılımcıların yüzde 85’i yapay zekanın suistimal vakalarını tespit edebileceğinden emin. Sağlık sektörü katılımcılarının yüzde 68’i yapay zekanın hastalıklara tanı koyabileceğini düşünüyor. Taşımacılık sektöründe, katılımcıların yüzde 82’si önümüzdeki on yıl içerisinde otonom araçların hayata geçmesini bekliyor. Yüzde 35’lik bir kesime göre ise, otonom araçlar önümüzdeki beş yıl içerisinde hayatımıza girebilir.

Yapay zeka uygulamalarında son durum 

Teknoloji sektöründen araştırmaya katılanların yüzde 63’ü şirketlerinde yapay zeka uygulamalarının kullanım aşamasında olduğunu belirtti. Sağlık sektöründe ise bu oran yüzde 37 olarak kaydedildi. Spektrumun orta kısmında ise yüzde 55 ile taşımacılık, yüzde 52 ile perakende ve yüzde 47 ile finansal hizmetler yer aldı. Katılımcıların çoğu şirketlerinin yapay zeka uygulamalara geçiş hızından memnun olsa da, uygulamaların faaliyetlerinde daha geniş yer bulmasını bekliyor.

Sektörlere göre engeller 

Sektörlerin yapay zeka uygulamalarının devreye alınmasında neden daha hızlı hareket etmediği sorulduğunda, kişisel verilere yönelik düzenlemeler karşımıza çıkıyor. Bu özellikle sağlık sektöründe daha net bir şekilde gözleniyor. Sağlık sektöründe hastaların hassas nitelikteki kişisel verilerinin korunması için gerek fiziksel gerekse de ağ ile ilgili bir takım güvenlik önemleri söz konusu. Finansal hizmetler sektöründe de Bunu göz önünde bulunduran şirketler verileri, yapay zeka uygulamalarının gereksinimi olan bulut uygulamalarına yüklemekten kaçınıyordu. Yasal düzenlemelere uygun olarak geliştirilen güvenilir bulut uygulamalarıyla birlikte bu önyargı kırılmaya başladı.

Perakende sektöründe ise daha farklı bir durum söz konusu. Perakendeciler, diğer sektörlerdeki şirketlere göre yapay zeka uygulamalarına daha hızlı bir giriş yaptı. İlk kullanımlar daha çok müşteri segmentasyonu gibi pazarlamayla ilgili fonksiyonlarda gözlendi. Bu uygulamaları orta ve arka ofislerde hayata geçiren şirketler şimdilerde özellikle maliyet tasarrufu konusunda daha yeni yeni fayda sağlamaya başladı.

Bu aşamada şirketlerin, çalışanlarına veri okur yazarlığı kazandırması önem taşıyor. Veri okuryazarlığını çift taraflı olarak düşünebiliriz. Veri bilimcileri teknoloji konusunda uzmanlık sahibi, ancak çalışanlar uygulamaları işletme ihtiyaçlarını baz alarak gözden geçirebiliyor.

Çalışanların yapay zeka konusundaki endişelerine bakıldığında, her 5 çalışandan 2’si iş kaybından endişe duyuyor. Yüzde 70’lik bir kesim de yapay zekanın veri güvenliği karşısında bir tehdit oluşturabileceğini düşünüyor. Çalışanların yüzde 90’ına göre, şirketlerin yapay zeka konusunda belirli etik ilkeleri uygulamaya koyması gerekiyor.

Şirketler dijitalleşme alanında artan beklentileri karşılamak için yapay zeka teknolojilerine yönelik Ar-Ge yatırımlarını artırmayı düşünebilir. Aynı zamanda çalışanlarına veri okuryazarlığı kazandırarak, veri odaklı bir kurum kültürü oluşturması destek sağlayabilir. Algoritmalar, şirketlerin karar verme süreçlerinde etkin bir rol almaya başladı Buna göre, gizlilik ve güvenlik sorunlarının değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması önem taşıyor.

Chatbotlar Müşteri Deneyimini Yeniden Şekillendiriyor

Pandemi, dijitalleşmenin hızını hiç olmadığı kadar artırırken, her sektörde olduğu gibi sigorta sektöründe de dijital bir devrim yaşanıyor. Müşterilerin ihtiyaç ve beklentileri artık tamamen dijital konfora dayalı. 

Pandemi, son bir senedir tüm yaşam formlarını, iş yapış biçimlerini dönüştürerek adeta dijital bir devrimin yaşanmasına neden oldu. Müşterilerin ihtiyaç ve beklentileri tamamen dijitalleşme ile yeniden şekilleniyor.

Chatbotların artık müşterilerin kişisel asistanı olarak konumlandığını dile getiren Aksigorta Genel Müdür Yardımcısı Metin Demirel, “Chatbotlar artık müşteri profiline ve taleplerine bağlı olarak optimum poliçeyi önerebilir ve karşılaştırabilir bir noktaya geldi. Ayrıca chatbotlar müşterilerimizi yaklaşan ödemeler için yönlendirebilmenin yanı sıra müşterinin tercih ettiği kanalda ödeme sürecini basitleştirebiliyorlar. Günümüzde dijitalleşmeden uzak kalmak, oyunun dışında kalmak demek. Araştırmalar, bir müşteri sorgusuna 5 dakika içinde yanıt verilmezse, onları bir müşteriye dönüştürme olasılığının %80’in üzerinde azaldığını gösteriyor’’ dedi.

Müşteri memnuniyetine önemli katkı

Bir sigorta chatbotunun varlığının, sadece potansiyel müşteri dönüştürme şansını artırmanın yanında kullanıcıyı hızlı cevapla memnun da ettiğini ifade eden Metin Demirel, “Araştırmalar müşterilerin %73’ünün e-postaya göre canlı sohbet üzerinden yanıt verme olasılığının daha yüksek olduğunu ve kullanıcıların %56’sının işletmeyle arama yerine mesaj yoluyla iletişim kurma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Dijital ortamda gerçekleşen her türlü etkileşim mükemmel müşteri deneyimi sağlıyor. Hasar dosya durumları hakkında da müşterilere anlık bilgi verebilen chatbotlar, tüm kanallardan yapılan hasar sorgulamalarının %48’ini oluşturuyor. Gelen dönüşlerde de istenilen başarı yakalanmış durumda. Bu anketlerin sonucunda hedef puan 5 üzerinden alınan puanlar 4,3 seviyelerine ulaştı’’ diye konuştu.

Kendi işini kurmak isteyen engellilere 65 bin TL destek

Türkiye Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR), engelli vatandaşların kendi işlerini kurmalarını amaçlayan hibe destek programı başlattı. Programa başvuran ve projeleri değerlendirilen girişimcilere 65 bin TL’ye kadar hibe desteği veriliyor. 

Engellilerin kendi işlerini kurmasına yardımcı olmak amacıyla İŞKUR tarafından verilen hibe desteği ile iş fikirleri gelir kapısına dönüşüyor. Program bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerle kaybetmesi nedeniyle iş gücü kaybının en az yüzde 40 olduğu “Engellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları” ile belgelenen kişileri kapsıyor. Başvurular, e-devlet üzerinden 16 Nisan 2021 tarihine kadar yapılabilecek.

IFASTURK iş kurma süreçlerinde engellilerin yanında 

Engellilerin üretime katkıda bulunarak öncelikle kendi geçimlerini sağlamalarının sonra da yeni istihdamlara aracılık etmelerinin önemine vurgu yapan, IFASTURK Eğitim, Ar-Ge ve Destek Kurucusu Mesut Şenel, “Engelli girişimcilerin kendi işini kurma süreçlerinde proje başvurusundan, hibe desteğini alma gerekliliklerini yerine getirme ve iş yeri açma aşamasına kadar her adımda yanlarındayız. Hibe desteği kapsamında girişimcilere tanınan haklardan yararlanılması için doğru yönlendirmelerin yapılması, projesini hayata geçirmek isteyen girişimciler için büyük kolaylığı sağlıyor. Ülkemize ekonomi ve istihdam yönünden katma değer sağlayacak her bir iş fikrinin topluma faydalı bir işletmeye dönüşmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” dedi.

Yazılım ve makine maliyetlerinde 45 bin TL destek sağlanıyor

Girişimcilerin program kapsamında komisyona sunacakları projeler çeşitli alanlarda destekleniyor. Komisyon değerlendirmesi sonrasında kaynak tahsis edilmesine karar verilen projelerde, başvuru sahibinin talep etmesi halinde iş yeri kuruluşu için yapılan resmi işlemler, onaylar, izinler, ruhsatlar ve sigorta gibi masraflar için belge karşılığı olmak üzere en fazla 5 bin TL işletme gideri desteği veriliyor. Sözleşme imza tarihinden sonra 12 ay süre ile belge karşılığı olarak işletme giderlerinin en fazla yüzde 60’ını geçmeyecek şekilde yıllık toplamda en fazla 15 bin TL kuruluş desteği sağlanıyor. Sözleşme imza tarihinden itibaren 12 ay boyunca belge karşılığı olmak üzere işletmenin temel faaliyet alanı ile ilgili makine, teçhizat, yazılım, donanım gibi maliyetler için ise vergiler dahil en fazla 45 bin TL destek veriliyor.

E-ticarette hedef 240 milyar lira

Pandemi tüketici davranışlarını dönüştürürken, e-ticaretteki hacmin artmasıyla dijitale yapılan yatırımlar artıyor. 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, Türkiye’de e-ticaret hacminin 240 milyar liraya çıkması ve internet üzerinden alışveriş oranının yüzde 38’e yükselmesi bekleniyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan yıllık programa göre, mağazalar ve AVM’ler gibi fiziksel satış kanallarında alışveriş trafiği giderek azalırken, e-ticaretin toplam perakende satışlar içindeki payı yükseldi. 2021’de perakende pazarında e-ticaretin oranının yüzde 7’den yüzde 8’e, güven damgası alan e-ticaret sitesi sayısının 25’ten 100’e çıkarılması öngörülüyor. Geçen yıl 213 milyar lira düzeyinde bulunan e-ticaret hacminin bu yıl 240 milyar liraya yükselmesi bekleniyor. 2019’da yüzde 34,1 seviyesinde olup, 2020’de yüzde 36,5 seviyesine yükselen internet üzerinden alışveriş yapanların oranının ise 2021’de yüzde 38’e çıkacağı tahmin ediliyor. Söz konusu hedeflerin, Türkiye’nin e-ticarette erişeceği en yüksek rakamlar olarak kayıtlara geçeceği belirtiliyor.

Dijitalde yol alan şirketler hedeflerine ulaşıyor

Türkiye’nin e-ticaret alanında kaydettiği gelişimi değerlendiren EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül, dijital pazarlamanın şirketlerin dijital ortamda müşteri ihtiyaçlarını karşılamadaki etkisine şu sözlerle değindi: “Dijital dönüşüm genellikle büyük şirketlerle bağdaştırılsa da pandemi döneminde dijitalleşmenin tüm ölçeklerdeki işletmeler için önemli olduğunu gördük. Müşteri davranışları değişti, tüketiciler işletmelere daha çok dijital kanallardan ulaşmaya başladı. Pandemi tedbirlerinin getirdiği fiziki kısıtlamaları aşıp e-ticarete yatırım yapan, satış ve hizmetlerini dijitale taşıyan, dijital pazarlama verilerini kullanan işletmeler yüksek oranda karlılık elde etti. Özellikle işlerinin büyük bir kısmını geleneksel yöntemlerle yürüten işletmelerin, değişen müşteri davranışı doğrultusunda müşterilerine ulaşmak için dijitalleşme yolculuklarını başlatması gerekiyor.”

Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı pazar payının artmasını hedefliyor

2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, e-ticarette güvenin sağlanması konusundaki çalışmalar tamamlanarak özellikle coğrafi ve kültürel yakınlık nedeniyle Türkiye’nin rekabet avantajı olan bölgelerde pazar payları artırılacak. E-ticaret kanalıyla ihracatın artırılmasını sağlamak için yerli firmaların elektronik pazar yerlerinde bulunmaları desteklenecek ve şirketlerin Ticaret Bakanlığınca onaylanan e-ticaret sitelerine yönelik üyelik giderlerinin desteklenmesine devam edilecek. Sınır ötesi e-ticarette ürünlerin iade alınması süreci kolaylaştırılacak. E-ticarete konu ürünlerin güvenilirlik denetimlerini de içeren “Ürünlerin Uygunluğu ile Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik Taslağı” tamamlanarak yürürlüğe konulacak.

Uzaktan ve Seri Üretimde 3D Yazıcılar Sahneye Çıkıyor

Covid-19’un sanayi üretiminde başlattığı değişimin etkileri sürüyor. Başta çip, yurt dışına bağlı tedarik veya plastik türevleri olmak üzere birçok hammaddeyi bulmakta sıkıntı çeken üreticiler, hem imalatta sorunlar yaşıyor hem de fabrikadaki üretim hatlarının yedek parçalarını bulamıyor. Sorunlara çözüm ise 3D yazıcıdan geliyor. Muadil bir yedek parçayı maliyetinin çok daha altında maliyetlerle üreten 3D yazıcılar ile uzaktan ve seri imalat başladı ve yedek parça sıkıntısı son bulmaya başladı. Zaxe Genel Müdürü Emre Akıncı, 3D yazıcıların sanayi üretiminin yeni gözdesi olduğunu belirterek, “İmalat aşamalarında 3D yazıcının getirdiği üretim maliyet avantajı ve uzaktan çalışma konforu sanayiciyi memnun etti. Eğitim, prototip hazırlama ve hobide olduğu gibi üretimde de 3D yazıcıların ağırlığı artarak devam edecek” dedi.

3D yazıcılar, dünyada baş gösteren yedek parça üretimi ve nakliyesi sorununu ortadan kaldırıyor. Covid-19 ile beraber başta plastik olmak üzere birçok üründe hammadde sıkıntısı nedeniyle, firmalar üretim bantları ve makineleri için yedek parça bulmakta zorlanıyor. Son olarak Türkiye’de büyük bir otomotiv şirketi çip sıkıntısı nedeniyle üretimine ara verdiğini duyurdu. Dünyada da pek çok şirket yine hammadde ve yedek parça sıkıntısı nedeniyle üretimlerinde kısıtlamaya gittiğini ilan etti. Normalden daha fazla parayı vererek yedek parçayı bulabilen şirketler ise, normalin üstünde fiyatlarla karşılaşıyor. Uygun fiyatlı bir parça için, piyasada oluşan ürün yokluğu nedeniyle ya ürün bulunamıyor ya da parça için değerinin birkaç katı para isteniyor. 3D yazıcılar ise plastik, kauçuk ve metal malzemeleri kullanarak bir parçayı kalıp ihtiyacı olmadan muadil şekilde düşük maliyetli üretebiliyor. Özellikle ürünlere ait yedek parça tasarımlarının 3D yazıcılarla ilgili uluslararası yayın yapan internet sitelerine ücretsiz yüklenmesiyle beraber, başta sanayi olmak üzere hobi ve eğitim amaçlı 3D yazıcı kullanıcılarının bastıkları parça sayısı her geçen gün artış gösteriyor.

Rekabet Gücü Oluşturuyor

Türkiye’nin yerli 3D yazıcı üreticisi Zaxe Genel Müdürü Emre Akıncı, başta sanayi ve KOBİ’ler olmak üzere tüm üretim dünyasının büyük bir hızla 3D yazıcı edinmeye başladığını söyledi. “Covid-19 bize üretimindeki zincirin ne denli önemli olduğunu gösterdi” diyen Akıncı, şunları söyledi:

“3D yazıcılar özellikle salgının en şiddetli yaşandığı günlerde, Çin, ABD, Fransa, Almanya ve Japonya gibi makine endüstrisinin kalbi konumundaki ülkelerden fabrikalara yedek parça gelmediği zamanlarda önemini ortaya koydu. Pek çok sanayi kuruluşu, üretimleri için çok önemli olan bu yedek parçaları ya bulamadı ya da buldukları zaman normalin çok üstünde fiyatlarla karşılaştılar. Bu noktada devreye giren 3D yazıcılar ile yedek parçayı çok daha da ucuz maliyetine üretmek mümkün oldu. Bu kolaylığı ve rekabet gücünü gören firmalar da 3D yazıcıları sadece olağanüstü durumlarda değil, fabrikanın en üretken ve verimli makinaları olarak görmeye başladı. Birçok ürünün imal edilmesi sürecinde 3D yazıcılar bugün aktif şekilde kullanılıyor.”

Kâr Getiren Yapıyı Kurdu

3D yazıcıların şirketlere üretim maliyeti avantajı sağlamasının yanında, uzaktan çalışmayı da kolaylaştırdığını belirten Zaxe Genel Müdürü Eme Akıncı, “Bugün 3D yazıcıya hangi hammadde ile üretim yapacağını belirledikten sonra uzaktan bilgisayarına yüklenen tasarımı, 3D yazıcı seri şekilde üretiyor. Bu da başta Covid-19 gibi salgın hastalıklar döneminde uzaktan çalışılmaya dönük bir şirket geleneği oluşurken, üretimdeki kişilerin de sağlığının korunması anlamında oldukça önemli bir gelişme” diye konuştu. Aynı zamanda uzaktan üretimin şirketlerin personel ulaşım ve yemek maliyetlerini de azaltan bir unsur olduğunu belirten Akıncı, 3D yazıcıların her yönü ile şirketlere kâr getiren bir yapıyı kurduğunu belirtti.

Uzay 3D Yazıcı Teknolojisini Uçuracak

Özellikle uzay teknolojilerinin ilerlediği günümüzde, 3D yazıcıların Dünya yörüngesinde kurulacak istasyonları basmak, aynı zamanda Mars ve Ay yüzeyindeki yönetim birimleri ve uyduları da oluşturmak için yeniden tasarlandığını anlatan Akıncı, “Bu gelişmeler ışığında 3D yazıcı teknolojisinde çok hızlı ve büyük gelişmeler kaydedilecek. Şirketler şimdiden 3D yazıcı teknolojisine uyum sağlayarak, ileride büyük aşama kaydedecek bu teknolojiyi kullanmayı bir şirket prensibi haline getirdikleri zaman, bunu yapmayan rakiplerine oranla rekabette birkaç adım önde bulunacaklar ve geleceği yakalamakta avantaj sağlayacaklar” ifadelerini kullandı.

Kullanımı Artış Eğiliminde

3D yazıcıların kullanımının kolay aynı zamanda baskı yapmak için kullanılan hammaddesinin de ucuz olduğunu anlatan Zaxe Genel Müdürü Emre Akıncı “KOBİ’ler ve büyük sanayi kuruluşları 3D yazıcının, üretim aşamaları için ne kadar değerli olduğunu hem bozulan üretim araçlarının yedek parçalarının üretiminde hem de 3D yazıcıyı kullanarak seri şekilde ürün imalatı yapımında gördüler. Aynı zamanda eğitim kurumları, ana okuldan başlayarak üniversiteye kadar 3D yazıcının öğrencilerin gelişimi için ne denli önemli olduğunu kavrayarak, bu alana yatırım yaptılar ve öğrencilerin hem teknik hem de sanatsal gelişimini destekleme yoluna gittiler. Veliler de çocuklarına 3D yazıcı hediye ederek, yaratıcılıklarını geliştirdiler. Üretim, eğitim ve ister oyun ister hobi amaçlı 3D yazıcı kullanımı, hem ülkemizde hem de dünyada giderek artış eğiliminde. Biz de Zaxe olarak yerli mühendislerimizin tasarımı olan ve yine yerli üretimle hayata geçirdiğimiz ürünlerimizi bu amaçlar doğrultusunda tüketicilerle buluşturuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Patron ya da CEO dolandırılığına karşı şirketlere 6 öneri

FBI’a göre, patron dolandırıcılığı olarak bilinen BEC (Business Email Compromise) saldırıları, siber suçluların fidye yazılımına göre 62 kat daha fazla kar elde etmesini sağlıyor. Geçtiğimiz yıl 1,8 milyar dolardan fazla kayba neden olan BEC saldırılarına karşı şirket savunmalarının yetersiz kaldığını aktaran Bitdefender Türkiye Genel Müdürü Barbaros Akkoyunlu, BEC saldırılarına karşı önlem almak isteyen şirketler için 6 öneri sıralıyor.

Her geçen gün farklı senaryolar ile karşımıza çıkan siber saldırganlar, iş e-postalarını hedef alan ve patron dolandırıcılığı olarak bilinen BEC (Business Email Compromise) saldırıları ile şirketleri savunmasız hale getiriyor. Ele geçirilen kurumsal e-postalar ile şirketteki bir yöneticiymiş gibi davranan siber saldırganlar, geçen yıl 1,8 milyar dolar kayba neden oldu ve bu durum BEC saldırılarını hackerler için en kazançlı saldırı yöntemi haline getirdi. Hackerlerin, BEC saldırıları sayesinde fidye yazılımına kıyasla 62 kat daha fazla kar elde ettiğini belirten Bitdefender Türkiye Genel Müdürü Barbaros Akkoyunlu’ya göre bu saldırıları önlemek isteyen şirketlerin uygulaması gereken 6 adım bulunuyor.

4,2 Milyar Dolar Kaybın 1,8 Milyar Dolarını BEC Saldırıları Oluşturuyor!

Yapılan araştırmalara göre şirketler 2020 yılındaki 4,2 milyar dolar kaybın 164 milyon dolarını teknik destek dolandırıcılığı, 600 milyon dolarını güven dolandırıcılığı, 219 milyon dolarını kimlik hırsızlığı, 128 milyon dolarını kurumsal veri ihlalleri, 61 milyon dolarını miras dolandırıcılığı ve diğer dolandırıcılıklar oluşturuyor. Tüm bunların yanında BEC saldırılarının büyük bir payı olduğunu hatırlatan Barbaros Akkoyunlu, “Günümüzde BEC saldırıları, fidye yazılımından 62 kat daha fazla zarar veriyor. Fidye yazılımının daha büyük siber tehdit ortamında oldukça karlı bir iş olarak öne çıktığını düşünürsek, bu hiç de azımsanacak bir konu olmamalı. Bu saldırıların hedefi direkt muhasebe ve finans sorumluları oluyor. CEO ya da patronmuş gibi davranarak veya bir üst düzey yöneticinin yetkisiyle yüklü miktarlarda para transferleri talep ediliyor. Bu noktada çalışanların birebir onay almadan bu tip para transferleri yapmamaları konusunda özellikle eğitilmesi gerekiyor.” ifadelerinde bulunuyor.

BEC Saldırılarını Önlemek için 6 İpucu

Bitdefender Türkiye Genel Müdürü Barbaros Akkoyunlu, patron dolandırıcılığı olarak da bilinen BEC saldırılarından korunmak isteyen şirketler için 6 önemli ipucu sıralıyor.

1. Yaygın BEC saldırı senaryolarından haberdar olun. Siber saldırganlar, BEC dolandırıcılıklarını gerçekleştirmek için genellikle belirli taktikler uygulamaktadır. Örneğin, dolandırıcılar tipik olarak avukat veya yönetici kılığına girerek kurbanlara sahte e-postalar gönderir ve onları, şirketin bir satın almasını gerçekleştirmek için para göndermeye ikna eder. Bu e-postalar genellikle aciliyet ve gizlilik istemektedir.

2. Çalışanları BEC saldırılarını tanımaları için eğitin. Kuruluşları BEC’e karşı korumanın temel adımlarından biri, çalışanlara yeterli siber güvenlik eğitimi sağlamaktır. Çalışanlar, bu saldırıların risk ve sonuçlarını ve bir olaya nasıl müdahale edeceklerini bilmelidir. Siber güvenlik uygulamalarının sağlam bir şekilde kavranması, organizasyon genelinde bir sorumluluk duygusu geliştirecektir.

3. Bir uyum kültürü oluşturun. BEC’den uzaklaşmak için tek başına eğitim yeterli olmayabilir. Dolandırıcılar sürekli olarak gelişmekte ve saldırıları tespit edilmesi zor hale getirmektedir. Etkili bir uyum kültürü ise çalışanları güvenle takip etmeleri gereken protokolle desteleyecektir.

4. Teknik kontrollerle katmanlı bir savunma oluşturun. Tüm psikolojik manipülasyonlara rağmen, BEC teknik açıdan karmaşık değildir. Çoğu BEC saldırısı, hedefli kimlik avından veya dahili bir e-posta hesabı sahtekarlığından kaynaklanmaktadır. Uygulama tabanlı çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) ve sanal özel ağlar (VPN’ler) gibi IT kontrolleri aracılığıyla önlemek veya tespit etmek işleri kolaylaştıracaktır.

5. Muhasebe sistemlerini ve kontrollerini optimize edin. Banka havaleleri için mevcut iş akışının haritalandırılması, potansiyel zayıflıkların ve iyileştirme fırsatlarının belirlemesi için süreçlerinin analiz edilmesi olası saldırılarda kontrolü elden kaybetmemeyi sağlayacaktır.

6. Sizi BEC saldırılarından koruyacak kurumsal bir güvenlik çözümü kullanın. BEC gibi e-posta dolandırıcılıklarını başarılı olmadan durdurmak için kurumsal bir güvenlik çözümü kullanabilirsiniz. Bitdefender GravityZone’da yer alan E-posta Güvenliği özelliği ile şirketler, kötü amaçlı yazılımların ve istenmeyen posta, virüs, büyük ölçekli kimlik avı saldırıları ve kötü amaçlı URL’ler gibi diğer geleneksel tehditlerin ötesine geçen eksiksiz iş e-posta korumasından yararlanabiliyor. Ayrıca, BEC ve CEO/patron dolandırıcılığı dahil modern, hedefli ve sofistike e-posta tehditlerini durduruyor.

Dijital Dönüşümde Marka ve Tüketici Güvenliği İçin Ortak Çözüm Şart

Dijital Pazarlama İletişimi Platformu DPİP ve Harvard Business Review Türkiye iş birliğiyle düzenlenen “Pazarlama İletişiminin Dijital Dönüşümünde Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik” konulu webinar 15 Mart 2021’de geniş bir dinleyici kitlesine yönelik olarak gerçekleştirildi. Webinarda dijital dönüşüm yolculuğunun bir parçası olan dijitalin karanlık yüzü, marka güvenliği ve zararlı içeriklerin toplumsal etkileri konusunda sektör paydaşlarının sorumlulukları mercek altına alındı.

Reklamverenler Derneği (RVD), Reklamcılar Derneği (RD), İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB Türkiye) ve Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği (MMA Türkiye)’nin bir araya gelerek kurmuş oldukları Dijital Pazarlama İletişimi Platformu (DPİP) ve Harvard Business Review Türkiye “Pazarlama İletişiminin Dijital Dönüşümünde Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik” konulu webinarın gerçekleşmesine öncülük etti. 15 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen webinarda, GARM (Global Alliance For Responsible Media) İnisiyatif Lideri Rob Rakowitz, Mobil Marketing Association, EMEA Genel Müdürü Chris Babayode, DPİP Yönetim Kurulu Üyesi ve GARM lideri Alkan Eraltan, Mobil Marketing Association Türkiye ve MENA Bölge Direktörü Melis Ertem konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlik, HBR Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan’ın moderatörlüğünde gerçekleşti. “Pazarlama İletişiminin Dijital Dönüşümünde Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik” webinarında ele alınan en önemli konular, dijitalin karanlık yüzü, marka güvenliği ve zararlı içeriklerin toplumsal etkileri konusunda sektör paydaşlarının sorumlulukları oldu.

“Dijitalin karanlık yüzüyle savaşmak için birlikte hareket etmek gerekiyor”

Reklamverenler Derneği ve DPİP Yönetim Kurulu Üyesi, GARM lideri Alkan Eraltan konuşmasında dijital platformlardaki kötü niyetli ve zararlı oluşumlara vurgu yaparak, mücadele için atılan adımların yeterli olmadığına ve birlikte hareket etmenin çok önemli bir hale geldiğine değindi. Eraltan, Dünya Reklamverenler Federasyonu’nun inisiyatifi ile dijital reklamcılığın sağlıklı gelişimi için kurulan GARM’ın (Global Alliance For Responsible Media) dünyadaki tüm reklam platformları, reklam ajansları ve STK’ların bir araya gelerek; regülasyon, bilinirlik, ölçümleme konusunda ortak platformlar oluşturma çalışmalarına öncülük ettiğini vurguladı. DPİP’nin de Türkiye’de dijital pazarlama iletişiminin güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesinin gözetilmesi ile reklam sektörünün ve tedarik zincirinin şeffaflaşmasını sağlamak için faaliyetlerini sürdüreceğini ifade eden Eraltan, çalışmaların kısa süre içinde meyvelerini vereceğini ve bu doğrultuda kültürel özelliklere uygun olarak lokal adaptasyon çalışmalarının hızla yapılması gerektiğini söyledi.

“DPİP’in çok önemli bir misyonu var”

DPİP Proje Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Mobil Marketing Association Türkiye ve MENA Bölge Direktörü Melis Ertem DPİP’in, büyüyen dijital pazarlama ekosisteminde; sektörün reklam sahteciliği, marka güvenliği ve kişisel verilerin korunması gibi pek çok hayati alanını adreslemek ve burada bir güç birliği kurmak amacıyla kurulduğunu ifade etti. Platformun misyonunun, paydaşlarından da güç alarak hem dijital pazarlama iletişimi ekosistemindeki sorunları tespit etmek, hem de bu sorunları adresleyen global programları da göz önünde tutarak yerel programları oluşturmak olduğunu belirten Ertem, dijital reklam ve güvenlik konusunun markaların yeni dönemde en önemli önceliklerinden biri olduğuna vurgu yaptı.

“Standartların oluşturulması ölçülebilirliği ve denetimi sağlayacak”

Webinarın panel bölümüne DPİP’in davetlisi olarak katılan Dünya Reklamverenler Federasyonu WFA’in inisiyatifi ile dijital reklamcılığın sağlıklı gelişimi için kurulan Global Alliance For Responsible Media (GARM) ittifakının lideri Rob Rakowitz, dijital pazarlama iletişiminde ve reklam faaliyetlerinde oluşturulacak standartların markaları korumada büyük bir önemi olduğuna vurgu yaptı. Rob Rakowitz, “Sorunlarla başa çıkmak için önce kategorileri belirlemeli, tanımlar oluşturmalı ve bunları doğru yönetmeliyiz. Ardından bağımsız bir referans noktasından ölçümlemelerimizi gerçekleştirmemiz gerekli” dedi. Verilerin şeffaf ve doğru kategorize edilmiş olmasının, reklamların bağımsız denetim şirketleri tarafından denetlenebilmesine olanak tanıyacağını da ifade eden Rakowitz, bir sonraki adımın GARM çalışmalarının ve ölçüm sisteminin, yerel platformların desteği ile ihtiyaçlara uygun hale getirilerek ülkelere entegrasyonu olacağını sözlerine ekledi.

“Marka güvenliği üst yönetimde temsiliyet gerektirecek kadar önemli”

Mobile Marketing Association Genel Müdürü Chris Babayode, dijital pazarlama iletişiminin tüketici boyutunu ele alarak, tüketicilerin sahip oldukları değerlere ters düşen bir marka ile karşılaşmalarının onları uzaklaştırdığına dikkat çekti. Marka güvenliğinin iç paydaşlarla başlayarak, halkla ilişkilerden pazarlama departmanına dek tüm birimlerin sorumluluğunda olduğunu ifade eden Babayode, marka güvenliği konusunun yönetim takımlarında temsil edilmesinin önemine, olası krizlere hazırlanmanın ve krizleri oluşmadan önlemenin gerekliliğine değindi. Chris Babayode markaların influencer kullanırken dikkatli olmaları gerektiğine de vurgu yaparak, “Influencer’ın yanlış koyduğu bir içerik markayı çok olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Burada tedbirlerin ve aksiyon planlarının devreye alınması ayrıca sürekli olarak konu ile ilgili öğrenimin devam etmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Fabrika otomasyon sistemlerinde kalifiye iş gücü artıyor

Dünya genelinde 650 bini aşkın endüstriyel robot ve 25 milyonun üzerinde toplam ürün kurulumuyla sektörün önemli üreticilerinden biri olan FANUC, müşteri ihtiyaçları doğrultusunda sunduğu FANUC Türkiye Akademi eğitimleri ile fabrika otomasyonu alanındaki verimliliğin artmasını sağlıyor. İlgili personeller, belli başlıklar altında verilen eğitimler vasıtasıyla ürünleri daha bilinçli şekilde kullanabiliyor. Böylece sahada üretkenlik yükselirken üretim hattının durmasından kaynaklı vakit kaybının da önüne geçiliyor. Bu doğrultuda 2012 tarihinde eğitimlere başlayan FANUC Türkiye Akademi, bugüne kadar toplam 1000’in üzerinde personele eğitim verdi.

Japonya merkezli CNC, robot ve makine üreticisi FANUC, Türkiye’de fabrika otomasyon sistemleri konusunda verimliliği maksimuma çıkarmak için verdiği eğitimlere devam ediyor. Bu kapsamda faaliyet gösteren FANUC Türkiye Akademi, hem standart formatlar hem de müşterilerin talebine özel içeriklerle sahadaki kalifiye iş gücünü geliştirici eğitimler yürütüyor. Bugüne kadar 1000’i aşkın personele eğitim sağlayan FANUC Türkiye Akademi, önümüzdeki dönemde kişi sayısını arttırmayı amaçlıyor.

Eğitimlerin müşteri sahasında ve FANUC Türkiye Akademi Salonu’ndaki 6 kişilik sınıflarda verildiğini belirten FANUC Türkiye Genel Müdürü Teoman Alper Yiğit, salonda 3 adet eğitim robotunun olduğunu ve her 2 katılımcıya 1 robot düşecek şekilde planlama yapıldığını söyledi. Yiğit, “Globalde olduğu gibi FANUC Türkiye Akademi’de de belli başlı konular altında eğitimler veriyoruz. Ayrıca standart formata ilave olarak müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel eğitim konuları da belirliyoruz. Bu sayede hem eğitime gelenlerin hem de eğitmenlerin zamanlarını verimli bir biçimde kullanmalarını sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Verilen eğitimler personelleri belli seviyeye taşıyor”

Bugüne kadar 1000 kişinin üzerinde personele eğitim sağladıklarının altını çizen Teoman Alper Yiğit, önümüzdeki dönemde kişi sayısının katlanarak artmasını hedeflediklerini ifade etti. Yiğit, eğitimlerin katılımcılara olan faydasını şöyle anlattı: “2012 tarihinde başlayan FANUC Türkiye Akademi eğitimleri, robot ve CNC ürünlerini kullanma, programlama ve arıza ile ilgili problemlerin tespiti konularında firmadaki ilgili personelleri belli bir seviyeye getiriyor. Bu sayede müşterilerimiz, sahalarında bulunan ürünleri korkmadan kullanabilirken ürünlerin ve hattın verimliliği de artıyor. Ayrıca duruş süreleri de minimuma inmiş oluyor.”

Pandeminin günlük hayatta olduğu gibi eğitim süreçlerinde de bir durgunluğa sebebiyet verdiğini belirten Teoman Alper Yiğit, bu dönemde kontrollü eğitimlerin sürdüğünü vurguladı. Pandemi sürecinin ilk 3 ayında gerekli önlemleri alarak acil taleplere istinaden eğitimlerin online devam ettiğini aktaran Yiğit, Temmuz 2020 itibarıyla gerekli mesafe ve hijyen koşulları kapsamında fabrikalarda eğitimler vermeyi sürdürdüklerini kaydetti. Yiğit, FANUC Türkiye Akademi’nin önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerini ise şu şekilde detaylandırdı: “Mevcut ofisimizde haftalık olarak robot ve CNC’lerle ilgili eğitim vermek öncelikli planlarımız arasında yer alıyor. Bununla birlikte yeni binamızdaki eğitim salonlarımızda daha modern bir alan içerisinde daha çok uygulama yapabileceğimiz eğitimlerimize devam etmeyi planlıyoruz.”

Fintech şirketleri pandemiyi fırsata çevirdi

KPMG’nin hazırladığı ‘Pulse of Fintech’ raporu yayımlandı. Küresel fintech ekosisteminin 2020 yılının ikinci yarısındaki performansını inceleyen rapora göre geçen yılın ikinci yarısındaki küresel fintech yatırımı ilk yarıdaki toplamın iki katını aştı. Rapor, pandeminin ilk döneminde duraklayan şirketlerin krizi fırsata çevirerek ikinci yarıda sıçradığını gösteriyor. Siber güvenlik yatırımları ise 500 milyon dolardan 2 milyar doların üzerine çıkarak tüm zamanların rekorunu kırdı

KPMG’nin düzenli olarak hazırladığı ‘Pulse of Fintech’ raporunun 2020’nin ikinci yarısını inceleyen bölümü açıklandı. Rapora göre 2020’de toplam 2 bin 861 işlemde 105,3 milyar dolarlık fintech yatırımı gerçekleşti. Geçen yıl pandeminin başında birçok anlaşmanın durmasının ardından yatırımcılar ve fintech’ler yılın ikinci yarısında yeni normalde iş yapmayı öğrenerek trendi tersine çevirdi. Fintech’ler İkinci yarı, ilk yarıdaki toplam hacmin iki katı yatırım aldı. 2019’da 500 milyon dolar civarında gerçekleşen siber güvenlik yatırımları 2020’de 2 milyar doların üzerine çıktı. Dünyanın her yerinde şirketlerin uzaktan çalışmaya geçmesi ve çevrimiçi kanalların artan kullanımı siber güvenlikle ilgili rakamların yukarı fırlamasına neden oldu.

  • Fintech yatırımları 2019’da gerçekleşen mega M&A işlemlerinin 2020’de gerçekleşmemesi nedeni ile 2020 yılı sonunda 2019’daki 168 milyon dolar seviyesinden 105 milyon dolar seviyesine geriledi. Yıla yumuşak bir başlangıç yaptıktan sonra, 2020’nin ikinci yarısında, küresel M&A, PE ve VC işlemlerinde 71,9 milyar dolar tutarında fintech yatırımı gördü; bu, 2020’nin ilk yarısında  görülen 33,4 milyar dolarlık yatırım miktarının iki katından fazla.
  • Küresel VC yatırımları tarihinin en yüksek ikinci seviyesine ulaştı. Pandemiye rağmen fintechler 42,3 milyar dolarlık VC yatırımı çekerek, 2018’den sonraki en yüksek seviyesine ulaştı.
  • Dijital Bankalar tarafında 2020’nin ilk yarısında büyük işlemler gerçekleşti. İsveç merkezli dijital banka Klarna 650 milyon dolar, Revolut 580 milyon dolar ve ABD merkezli Chime 533 milyon dolar tutarında VC yatırımı topladı.

Raporda 2020’de karşılaştığımız yenilikler şöyle sıralandı:

  • Dijitalleşmenin hızlanmasına paralel e-ödeme çözümleri ve temassız bankacılığa talebin artması,
  • Çok hızlı kullanıma giren e-ticaret platformlarının, dijital müşteri hizmetleri kanallarının, e- cüzdanın müşteri davranışını kökten değiştirmesi,
  • Dönüşüm çabalarını hızlandırmak isteyen kurumların büyüyen fintech yatırımları ve ortaklıkları,
  • Olgun fintech ve bigtech’lerin coğrafi olarak büyümek veya tüketicileri için yeni değerler ortaya çıkarmak için birleşme ve satın almalara yönelmesi.

Raporu değerlendiren KPMG Türkiye Fintech Sektör Lideri ve Bilgi Sistemleri Risk Yönetimi Başkanı Sinem Cantürk; “Rapora göre 2020’de gördüğümüz değişiklikler, Covid-19 azaldığında da büyük olasılıkla durmayacak. Dünyanın her yerinde insanlar ve işletmeler çevikliğin ve etkiye tepkiyle yanıt vermenin önemini kabul ediyor. Finansal hizmetler yelpazesindeki şirketler, dijital yeniliği benimsemezlerse nelerin tehlikeye gireceğinin farkındalar. 2020’de büyük zorlukların aynı zamanda sektörler için büyük fırsatlar yarattığını öğrendik. 2021’de fintech faaliyetlerinde toparlanma bekliyoruz.” şeklinde konuştu.

Rapora göre fintech sektöründe 2021’in ilk yarısı için beklentileri ise aşağıda gibi sıralayabiliriz:

  • Tüm dünyadaki özellikle daha az olgun piyasalarda, ödeme sistemleriyle ilgili yatırımlarda hareketlilik var. Büyük ödeme oyuncularının küresel ölçekte güçlenmek için konsolide olduğunu göreceğiz ve bu da yeni mega M&A anlaşmalarına yol açacak.
  • Gömülü Finans yeni Kuzey Yıldızı olarak yükselişte. Gömülü Finans uygulamalarının önümüzdeki dönemde güçlü bir büyüme trendine girmesi bekleniyor. Finansal olmayan platformların içerisindeki “şimdi al, sonra öde” veya “gömülü sigorta seçenekleri” gibi finansman seçenekleri sunan uygulamaların, önümüzdeki dönemde artacağını göreceğiz.
  • Fintech’ler için yeni pazarlar ortaya çıkacak. ABD küresel olarak fintech yatırımlarının hakimi ama özellikle Orta ve Kuzey Asya ve Güney Amerika’da fintech merkezleri gelişmeye ve büyümeye devam edecek.
  • Fintech halka arzlarında küresel artış bekleniyor. Bir dizi unicorn’un 2020’deki başarılı halka arzları göz önüne alındığında, muhtemelen 2021’de bir dizi yeni unicorn’un halka arzı gündemde olacak.
  • Birleşme ve satın almalar toparlanıyor. Küresel ölçekte büyümek ve yakın bölgelere yayılmak isteyen fintech’ler için birleşme ve satın alma faaliyetlerinde canlanma olacak.
  • Kripto varlıklar ana akım haline gelecek. Dijital defter teknolojilerinin evrimi ve merkez bankalarının dijital para birimlerine artan ilgisi, sınır ötesi ödeme alanında çok büyük fırsatlar çıkarabilir.