Günde 8 saat ekran başındayız

8 saat online kaldık, 3 saat sosyal medyada vakit harcadık

We Are Social 2021 verilerine göre, 84 milyon nüfuslu Türkiye’deki internet kullanıcı sayısı 67 milyona ulaştı. Nüfusun yüzde 70’inin sosyal medya kullanıcısı olduğunu gösteren rapora göre, günde ortalama 8 saat internet kullanıyor, 3 saatimizi sosyal medyada geçiyoruz.

We Are Social’ın Hootsuite ile hazırladığı “We Are Social Digital 2021” raporu yayımlandı. Rapor; dijital, mobil, sosyal medya, e-ticaret ve internet gibi konularda küresel ve ülke bazlı analizleri içeriyor. Ülkemizi ilgilendiren “Digital 2021 Turkey” raporuna göre, Türkiye’de kullanıcı bazında günde ortalama 8 saat internete bağlı kalınıyor. İnternete yüzde 70 oranında mobil cihazlardan bağlanıyoruz. Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 97’sinde akıllı telefon bulunuyor.

Nüfusumuzun yüzde 70’i sosyal medyada

Türkiye’de internet kullanıcı sayısının yüzde 6 yükseldiğini gösteren rapora göre, sosyal medya kullanıcı sayısı yüzde 11 arttı. Sosyal medya kullanıcı sayısı Ocak 2021 itibarıyla toplam nüfusumuzun yüzde 70,8’ine eşit hale geldi. Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya platformları sırasıyla yüzde 94,5 ile YouTube, yüzde 89,5 ile Instagram ve yüzde 87,5 ile WhatsApp. En çok indirilen uygulamalar sıralamasında ise ipi TikTok göğüslüyor.

Sosyal medyanın tüketiciyi etkileme oranı yüzde 41

Raporu değerlendiren EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül, “Digital 2021 Turkey raporuna göre, sosyal medya reklamlarının satın alma kararını etkileme oranı yüzde 41. Tüketicilerin yüzde 54’ü alacağı ürün hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için ilgili markanın sosyal medya kanallarını ziyaret ediyor. Dijital pazarlamayı kullanmayan şirketlerin küçülmeye mahkum oldukları kabul etmemiz gereken acı bir gerçek. Dijital pazarlamanın gücünden faydalanan şirketler yeni müşteri kazanma, hedef kitleye ulaşma, karlılık ve büyüme avantajlarından yararlanıyor.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’deki ebeveynlerin %57’si siber zorbalığın öncelikli sorun olduğunu söylüyor

Çeşitli dijital tehditlerin olduğu çağdaş dünyada ebeveynlik daha da zor hale geldi. Günümüzün en önemli sorunlarından olan siber zorbalık, stres, depresyon ve sosyal izolasyonu tetikleme gibi riskler taşıyor. Bunu engellemek için çocukla iletişimi sürdürmek ve onlara internet konusunda doğru tavsiyelerde bulunmak gerekiyor.

“Sorumlu Dijital Ebeveynlik” anketine göre, Türk ebeveynlerin %57’si siber zorbalığın çocuklarıyla ilgili endişeler söz konusu olduğunda en büyük endişe kaynağı olduğunu dile getiriyor. İnternetteki bu yaygın akım halihazırda çocuğun okuldaki performansı üzerinde olumsuz etki (%45), devam eden stres (%29), sosyal aktivitede azalma veya sosyal izolasyon (%28), depresyon (%26), özgüvende azalma (%26) veya uykusuzluk (%24) gibi sorunlara yol açabiliyor.

Türkiye’deki çocukların %20’si siber zorbalıkla karşılaşıyor, bu durumdan etkilenen birilerine şahit oluyor veya bizzat kendisi zorbalık yapıyor. Bu etkileyici oran, ebeveynleri bu duruma dur demek için düşünmeye itiyor. Ancak tüm ebeveynler bunun farkında değil. Türkiye’deki ebeveynlerin %31’i çocuklarıyla internet etiğini tartışmazken, dörtte biri internetteki güvenlik kurallarını konuşmuyor.

Kaspersky Network Çocuk Güvenliği Başkanı Andrey Sidenko, şunları ifade ediyor: “İnternette ebeveynler için her zaman belirli bir tehdit ortamı var. Ancak her çocuk ailesine siber zorbalıktan bahsetmediği için bu tehdit genellikle görünmez kalıyor. Anketimize göre, ebeveynlerin %23’ü internette bir şeyin çocuklarını tehdit ettiğini düşünürken, %18’i bunu ne olduğuna cevap vermekte zorlanıyor ve konu hakkında yeterince iletişim kuramıyor. Bunlar oldukça rahatsız edici rakamlar.”

Bu bağlamda, çocuğunuzun internette varlığını korumak için özel önlemler almak büyük önem taşıyor. Kaspersky şunları öneriyor:

  1. Çocuklarınızın çevrimiçi yaşamına daha fazla dahil olun. Onlarla sosyal medya platformlarında arkadaş olun, sosyal medyadaki modern trendler ve eğilimler hakkında daha fazla bilgi edinmek için iletişim kurun. Çevrimiçi deneyimlerini tartışmak için çocuğunuzla düzenli olarak sohbet edin. Herhangi bir endişesi olduğunda size danışabileceklerini hissettiren bir iletişim stratejisi oluşturun.
  2. Çocuğunuzun davranışındaki değişikliklerin farkına varın. Daha izole hale gelip gelmediklerini ve okuldaki performanslarını gözlemleyin. Bunu izlemek için gerekirse okulla bağlantı kurun.
  3. Çocuğunuzun dijital yaşamına daha başarılı ve daha verimli bir şekilde bakmak için güvenilir bir güvenlik çözümü kullanın.

İhracatın Panzehiri Düşüşteki Döviz Kuru, Yüksek Faiz

İHRACATIN SEVDİĞİ MECRA

İhracatçı tacirler yurt dışına sattıkları mallardan oldukça yüklü para kazanmazlar. Çünkü küresel ticarette ihracatçının görünen ve görünmeyen rakipleri vardır. İhracatçı bu global pazarda mevcut rakiplerinden daha iyi bir fiyatlama yaparsa, yurt dışına fiyat tutturabilir, malını satabilir. Çoğu kez ihracatçılar minimum kâr marjı ile mallarını satmakta, ihracat bedeli dövizler yurt dışından ülkemize geldiği vakit, döviz kurlarındaki normal yükselişinden edeceği kur farkı kazancı ile  yapmış olduğu ihracat işleminden genel anlamda kâr sağlayabilir. Göstergeler normal çalışırsa, banka faizleri yatırım yapılabilir düzeyde, döviz kurları ise günden güne ortalama ülkede oluşan enflasyon oranında yükseliş gösterirse, ihracatçımızın kâr etmesi söz konusu olabilir.

SERBEST DÜŞÜŞE GEÇEN DÖVİZ KURU  

Üretim maliyetine fiyatlama yapan ihracatçılar, kurların enflasyon oranında yükseliş göstermesi halinde, yaptıkları ihracat işleminden kâr edebilirler. Ancak ihracatçı maliyetine yurt dışına fiyat verir de, tüm kâr umutlarını, kurların yükselmesine bağladığında, piyasada ters rüzgarlar esmesinden dolayı döviz kurları sürekli aşağı yönlü düşüş gösterdiğinde ihracatçının bırakın başa baş maliyetini çıkartması, kesinlikle zarar etmesi kaçınılmazdır. Kurların serbest düşüş tabiri ile sürekli düşüş göstermesi, piyasa dinamiklerinin tersine olup, ne kur tahmini yapılabilir, ne de rekabet şansını bırakır.

YÜKSEK FAİZ 

Hiçbir ülke yüksek faiz politikası ile kalkınma sağlayamamıştır. Çünkü yüksek faiz ile bankadan kredi alan dış ticaret tacirinin bu faiz maliyetinin üzerine üretim maliyetlerini de eklediğinde, oluşan maliyet ile yurt dışına mal satması olası değildir. Yüksek faiz ancak sıcak parayı ülkemize çeker, sıcak paranın gelmesi ile ülke suni bir ferahlık yaşar görüntüsü içinde olsa da, sıcak paranın ülkemizi terk etmesi durumunda ise suni ferahlık içinde olan ülkemiz ciddi anlamda sıkıntıya girecektir. Zira sıcak para, dövizlerini bozdurup yerel para cinsinden parasını bono, tahvil, hisse senedine yatırdığında, belli bir vadenin sonunda ana parası ve faizini tekrar dövize çevirir ve ülkemizi terk eder. Diğer taraftan yüksek faiz politikası ülkemizde yatırım yapmayı engeller, istihdamı azaltır, mevcut istihdamı ise eritir, insanlar işlerini kaybederler.

İHRACATIN PANZEHİRİ SÜREKLİ DÜŞEN DÖVİZ KURU 

İhracatın panzehini kesinlikle yüksek faiz ve düşük kur politikasıdır. Yüksek faiz, belli koşullarda yükselen döviz kurunu frenlemede önemli bir araç olsa da, yüksek faizle birlikte dövize baskı unsuru yaratacak sıkı para politikası çerçevesinde alınan kararlar çerçevesinde döviz ensrümanlarının piyasa ayarlarını döviz aleyhine sıkılaştırma yoluna gidildiğinde dövizin düşüşü daha da hızlanır. Hızla düşen döviz, yatırım yapılamaz düzeyde bir faiz oranı oluşması halinde, ihracata acı fren yapılır. Adeta yüksek kur, düşük kur politikası ihracatın panzehiri niteliğindedir. İhracat can çekişir, ihracatçılar ağlar. Bu durum kime yarar dersiniz; sadece ithalatçılara. İthalatçılar adeta yükselmeyen kur karşısında maliyetlerini daha da aşağı çekerek mal ithal ederler. İhracat için kabul edilemez olan düşük kur, yüksek faiz, ithalat için bulunmaz fırsat niteliğindedir. İthalat patlar, ihracatın ise sadece lastiği patlar ve ileriye gidemez.

Yurt içinde zaten belli bir enflasyon mevcut olmasına rağmen, üretim maliyetleri artarken, faizler keza yüksek seyrederken düşüş halindeki kurlarla ihracatımızın artması olası mıdır?

Geleceğe damgası vurması beklenen cep telefonu teknolojileri

Cep telefonları gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Hemen hemen tüm ihtiyaçlarımıza cevap veren akıllı cep telefonlarının teknolojik gelişimi hızla devam ediyor. Gaming hazır sistemlerden profesyonel oyuncu ekipmanlarına kadar çok geniş bir yelpazede binlerce teknoloji ürünü sunan bir e-ticaret platformu olan İncehesap.com, geleceğe damgasını vurması beklenen cep telefonu teknolojilerini masaya yatırdı. 

Akıllı cep telefonları, alışverişten eğlenceye gündelik hayatta ihtiyaç duyduğumuz neredeyse tüm  beklentilerimizi karşılamayı sürdürüyor. Yapılan araştırmalar* 2020’de dünya genelinde akıllı telefon kullanıcıları sayısının 3,5 milyar’ı geçtiğini gösterirken telefon kullanım alışkanlıkları da artış göstemeye devam ediyor. 2018’de Amerika’da yapılan bir araştırma**, kullanıcıların telefonlarını günde 48 kez açtıklarını ortaya koyarken, Z kuşağında bu sayının 79’a çıktığı görülüyor.

Elektronik ürünlerini en uygun fiyat, en kaliteli hizmet ve güvenilir alışveriş yaklaşımıyla ulaştırmak üzere 2008 yılında kurulan İncehesap.com verilerine göre, mobil cihazların kullanımı hızla artıyor. Veriler, 2020’de İncehesap.com’a yapılan ziyaretlerin %65’inin mobil cihazlar üzerinden gerçekleştiğini gösteriyor. Önümüzdeki döneme damgasını vurması beklenen cep telefonu teknolojilerine odaklanan İncehesap.com, cep telefonu sektörünün geleceğini masaya yatırdı.

Yeni çipler performans artışı ve enerji verimliliği sağlayacak

Önümüzdeki dönemde telefonların işlem güçleri her geçen gün artmaya devam edecek. Böylece cep telefonlarımızla daha yüksek işlem gücü gerektiren uygulamaları sorunsuzca çalıştırabileceğiz.  Dünyanın en büyük yarı iletken üreticisinin önümüzdeki sene 3 nm mimarisine dayalı çiplerin seri üretimine başlayacağı biliniyor. 3 nm mimarisine sahip işlemcili cep telefonlarında %15-35 performans artışı beklenirken, cihazların %25-35 arasında enerji verimliliği sağlayacağı da öngörülüyor.

5G ezberleri bozacak

Önümüzdeki dönemin bir diğer önemli gelişmesi ise 5G teknolojisinin yaygınlaşması olacak. 5G teknolojisinin hayatımıza girmesiyle birlikte mobil cihaz kullanma deneyimimizin iyileşmesinin yanında; akıllı şehir, akıllı ev çözümleri ve otonom araçların kullanımı konusundaki gelişmelere de tanıklık edeceğiz. Daha geniş bir frekans aralığında, daha yüksek internet hızlarına ulaşılmasını sağlayan hücresel veri altyapısı olan 5G tüm dünyada yaygınlaştığında, mobil cihaz kullanım deneyimlerinde büyük bir dönüşüm yaşanacak. Bu paralelde; video izleme, oyun oynama ve benzeri aksiyonlar kesintisiz bir şekilde gerçekleşecek.

Cep telefonları tek şarjla 5 gün kullanılabilecek

Halen mobil cihazlarda lithium-ion (Li-ion) piller kullanılıyor. Cep telefonlarının sürekli artan enerji ihtiyaçları kapsamında bu alanda yapılan çalışmalar da hız kesmeden sürüyor. Bir telefonu 5 güne kadar çalıştırabilecek ve doğaya daha az zarar veren yeni nesil pil teknolojileri üzerine çalışmalar devam ediyor. Kablosuz şarj teknolojilerinde de gelişmeler yaşanıyor. İlerleyen süreçte kullanıcıların kablosuz şarja daha fazla adapte olabileceği öngörülüyor. Ayrıca tüm bu gelişmeler paralelinde; Wi-Fi ya da benzeri bir radyo frekans yöntemi ile kablosuz şarj teknolojilerinin geliştirilmesi konusundaki teorik çalışmalar da sürüyor.

Telefonla çekilen filmler görmeye başlayacağız

Multimedya içeriğini destekleyen uygulamalar ve sosyal medya platformlarının sayısı arttıkça daha kaliteli içerik üretebilecek ekipmana sahip telefonlara olan ihtiyaç da çoğalıyor. Bu ihtiyaç kapsamında hareket eden üreticiler her yeni model telefonda daha iyi bir lens ve daha kaliteli görüntü sağlayan kameralar geliştiriyor. Önümüzdeki süreçte, ön ve arka kameraları daha iyi görüntü kaydeden ve film çekmeye bile olanak tanıyan cep telefonu modelleriyle karşılaşabileceğiz.

Sanal gerçeklik teknolojileri eğitim alanında kullanılabilecek

Son dönemde “sanal gerçeklik” kavramını daha çok duymaya devam ediyoruz. Her geçen gün farklı alanlarda kullanımına şahit olduğumuz sanal gerçeklik teknolojisinin, cep telefonlarına entegre edilerek uzaktan eğitim ve çalışma sisteminin yaygınlaşması kapsamında, eğitim, personel yetiştirme gibi alanlarda da kullanılabileceği öngörülüyor.

Cep telefonu teknolojileri gelişimini sürdürecek 

İncehesap.com Kurucu Ortağı Nurettin Erzen; “Yapılan araştırmalar akıllı cep telefonu kullanımının sürekli arttığını gösteriyor. Gerek sosyal medya platformlarının yaygınlaşması gerekse de her ihtiyaca cevap veren uygulamaların yaygınlaşmasıyla bu oran katlanarak artmaya devam edecektir. Bu kapsamda yeni teknolojilerin geliştirilmesi de tabi kaçınılmaz oluyor. Önümüzdeki dönemde geliştirilecek yeni çipler, 5G teknolojisi, yeni nesil bataryalar ve sanal gerçeklik teknolojilerinin hayatımızda daha çok yer edineceğini düşünüyoruz” dedi.

Türkiye’de Tıbbi Mobilya İhracatı İki Katına Çıktı, Rekor Kırdı

Tüm dünyada hastanelerde oluşan korona virüs yoğunluğu, Türkiye’nin medikal mobilya ihracatını yüzde 92 artırdı. Geçen yıl, hastane ve polikliniklerde kullanılan masa, karyola gibi mobilyaların ihracatı 106 milyon dolar ile rekor kırdı. Pandemiden en çok etkilenen Birleşik Krallık ve İtalya’ya tıbbi mobilya ihracatı 3 katına çıktı. Uluslararası taşımalar gerçekleştiren ISD Logistics’in CEO’su Korkut Koray Yalça, pandeminin dış ticaret taşımacılığında ürün yelpazesinde önemli değişikliklere yol açtığını söyledi.

Salgın nedeniyle tüm dünyada hastanelerin dolması, tıbbi mobilya ihtiyacını da artırdı. TÜİK verilerine göre geçen yıl Türkiye’nin masa, karyola gibi medikal mobilya ile bunların aksam ve parçaları ihracatı, 2019’a kıyasla yüzde 92 yükselerek 106 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde bu ürünlerin ithalatı ise yüzde 3’lük azalışla 19 milyon dolara düştü.

ISD Logistics CEO’su Korkut Koray Yalça, pandemi nedeniyle birçok alanda olduğu gibi uluslararası taşımacılıktaki ürün yelpazesinde de önemli değişiklikler görüldüğünü belirtti.

“Tıbbi mobilyada zamanında teslimat hayat kurtarıyor”

Mobilya ihracatçılarının ürünlerini hasarsız ve zamanında teslim ederek sektöre özel çözümler geliştirdiklerinin altını çizen Yalça, özellikle korona vakalarının aciliyeti nedeniyle tıbbi mobilyada, zamanında ve hasarsız sevkiyatın çok daha önemli olduğunu ve hayat kurtardığını dile getirdi.

Yalça, 2020’de 2019 yılına oranla tıbbi mobilya ihracatının yaklaşık 2 katına çıkarak 106 milyon dolara ulaştığını anlattı. Avrupa’da en çok ihracatın Birleşik Krallık, Romanya, Macaristan, Fransa ve Almanya’ya gerçekleştiğini aktaran Yalça, medikal mobilya ihracatının Avrupa’da korona vakalarının ve ölümlerinin en çok görüldüğü Birleşik Krallık ve İtalya’ya 3 katına çıktığını da sözlerine ekledi.

Bu arada geçen yıl Türkiye’nin tıbbi mobilya ihracatı Macaristan, Hollanda ve Polonya’ya 3-4 katına; İspanya, Romanya ve Almanya’ya ise yaklaşık 2 katına ulaştı.

Pandeminin Yeni Yükseleni: Scooter

Pandemiyle ödeme alışkanlıklarımız değişti ve yeni şartlarda hem vatandaşlara hem de ticari işletmelere kolaylık sağlayan ürünler fark edildi. Ticari kartlarla dijital alışveriş oranı ve ulaşım alanında ortak kullanıma sunulmuş elektrikli scooter tercihi, Mastercard tarafından yapılan analizin göze çarpan sonuçları arasında.

Ticari Kartların Dijital Kullanımında Artış

Tüketicilerin pandemi sürecindeki alışveriş alışkanlıklarını analiz eden Mastercard Türkiye, özellikle hijyen sebebiyle, bu dönemde temassız alışverişe olan talebin ciddi anlamda artış gösterdiğini belirtirken, bunun sadece bireysel temassız kartlarla kalmayıp ticari kartlara da yansıdığının altını çizdi. Görülüyor ki, ofislerin fiziksel alandan dijital ortama taşınması, işletmelerde ticari kart kullanımını artırdı.

Türkiye’de Masterpass üye iş yerleri arasında ticari alışverişlerde en çok yemek siparişi ve market alışverişi yapıldığı görülüyor. Bu iki alanı, ulaştırma ve telekomünikasyon hizmetleri takip ediyor. Masterpass’e tanımlanan kartların %65’i kredi kartı iken, %31’le banka kartları ikinci sıraya oturuyor.

Ulaşımda Dijital Adaptasyon Hız Kesmeden Devam Ediyor

Dijital ödemelerde en büyük artışı, ortak kullanıma sunulmuş elektrikli scooter sağlayıcıları gösterdi. Scooter’ların genç kitlenin tüketim alışkanlığı haline geldiği görülüyor.

Özel araç sahipleri de dijital dönüşümden faydalanıyor, Mastercard Türkiye ile İSPARK’ın iş birliği sayesinde İSPARK uygulaması üzerinden kayıtlı kartla tek tıkla ödeme yapılabiliyor. Araç sahiplerinin görevli beklemeden ve bozuk para arama derdi olmadan otopark ödemelerini gerçekleştirmesi artık mümkün. Otoparktan ayrılan sürücü, uygulama üzerinden Masterpass’e kayıtlı kartlarından birini seçerek ödemeyi tamamlayabiliyor.

Mastercard, toplu taşıma sistemlerine de ödeme çözümleri sunmayı ihmal etmiyor. Türkiye’de 40’ı aşkın şehirde, Masterpass altyapısıyla kent veya ulaşım kartlarına temassız bir şekilde bakiye yüklenebiliyor. 23 ildeyse tüketiciler sahip oldukları temassız kredi ya da banka kartları ile toplu taşıma ödemelerini doğrudan araç içi validatöre yapabiliyorlar.

Pandemiden önce kredi kartı satışlarının yalnızca %5 ila 10’u dijital yöntemlerle gerçekleştirilirken, 2020 yılında bu rakamın %38’e çıktığını görüyoruz. 2021 yılında küresel sağlık endişeleri sona erse ve işletmeler geleneksel faaliyetlerine devam etse dahi, dijitalleşme adına attıkları ödeme adımları, kolaylık sebebiyle varlığını sürdürecek.

Ekonomik soğuma dönemine girdik

KPMG Türkiye’nin üçer aylık dönemlerle hazırladığı Bakış’ın yeni sayısında pandemi sonrası Türkiye ekonomisine ilişkin makro veriler değerlendirildi. Bakış’a göre, bilinmeyenle mücadeleyle geçen 2020’nin ardından 2021 Türkiye’de ekonominin soğuma yılı olacak. Gelişmekte olan ülkelerden Türkiye ve Çin pozitif görünümleriyle diğer ülkelerden ayrışıyor

KPMG Türkiye’nin hazırladığı Bakış, Türkiye ve dünya ekonomisinde yılın son çeyreğini inceledi. Pandemi etkisiyle geçen yılın sonunda öncü verilere göre en kötünün geride kaldığı vurgulanan Bakış’a göre bu yıl küresel toparlanma ve yaraların sarılmasıyla geçecek. Büyümeyle ilgili her coğrafya farklı sinyaller veriyor. Türkiye’den gelen işaretler umutlu.

Dünyada 2020’nin son çeyreği Bakış’tan şöyle yansıdı:

  • Yaz-boz tahtası gibi geçen 2020’de salgın eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik çalkantıya sebep oldu. Yılın sonunda aşı haberleri öncülüğünde göreceli iyileşen beklentilere rağmen, temel ekonomik ve siyasi görünümde etkisi uzun süre devam edecek değişimler yaşandı.
  • Bahar aylarında yaşanan karmaşa ve aşırı kötümserleşen beklentiler, yılın son çeyreğinde yerini umutlara bıraktı. Küresel büyüme beklentileri olumlu yönde revize edilmeye başlandı. Yılın ilk yarısında yüzde 6’lar seviyesinde beklenen küresel daralma, yüzde 4’ler seviyesinde kalacak. Hasarın tamiri ise iyi ihtimalle 2021 sonunda gerçekleşecek.
  • Uluslararası kurumların büyüme beklentileri yıl içinde önce kötüye doğru, sonra da iyiye doğru revize edildi. Son dönemde gelen revizyonlar olumlu olmakla birlikte, küresel bir daralma yaşanacak ve bu daralmanın merkezi en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği olacak.
  • Artan merkez bankası bilançolarının yanında sağlanan trilyonlarca dolarlık mali destekler, 2021 yılı için önemli ve olumlu bir altyapı oluşturuyor. Bu süreç, 2021 yılı boyunca da devam edecek.
  • Pandemi GSYH’leri tarihte çok az görüldüğü şekliyle daralttı. Bu nedenle 2021 büyümeleri, birçok ekonomi için iyileşmeye işaret edecek. Aşının yaygınlaşması ve birikmiş taleple başta Asya ve Batı Avrupa olmak üzere birçok bölgede toplam büyüme yüzde 5’i aşacak. Türkiye’nin en önemli ticari partnerlerini barındıran Batı Avrupa’daki büyüme yüzde 5.2 olarak tahmin ediliyor.
  • Bununla birlikte bölgesel daralma beklentileri içinde en büyük yarayı AB ülkelerinin alması bekleniyor. Uzak Asya ise salgını ilk yaşayan ve süreci ilk tamamlayan bölge olarak, 2021 yılını büyüme ile kapatabilecek kapasitede görünüyor.
  • Salgının Avrupa’da bıraktığı etki küresel ortalamaların üzerinde seyrediyor. Vaka sayılarının hızla arttığı ve yer yer kontrolden çıktığı kıtada mevcut yapısal sorunlar durgunluğun derinleşmesine sebep oluyor.
  • Yıl ortası tahminlerine göre yüzde 9 seviyesinde daralması beklenen AB için son tahminler yüzde 7,5 seviyesinde küçülmeye işaret ediyor. 2021 yılı için beklenti yüzde 3,5 büyüme seviyesinde.

İngiltere’de tablo ağır

  • Bu süreçte, artık birlik üyesi olmasa da İngiltere en ağır fatura ile karşılaşan ülke olacak. 2020’yi yüzde 10’un üzerinde daralmayla kapatması beklenen ülkede ekonominin yeniden eski temposuna kavuşması yıllar sürecek.
  • AB’nin bu durumu, Türkiye ihracatının yüzde 50’sinin bu bölgeye yapıldığı düşünüldüğünde olumsuz bir görünüm oluşturmaya devam ediyor.

Gelişen ekonomilerde durum

  • Gelişen ülke (EM) ekonomileri, salgından beklendiği gibi daha hızlı bir toparlanma süreci ile çıkacaklar. Başını Çin’in çektiği gruptaki ülkeler gerek yüksek üretim faktörleri potansiyelleri gerekse de adaptasyon kabiliyetleri ile avantaj sağlayacaklar.
  • Bol likidite ve düşük faiz ortamı, belirli miktarda riski kabullenen ve daha yüksek getiri arayışında olan portföylerin ülkelere girişinin tetiklenmesini sağlayacak. Risk algısının normalleşmeye başlaması, EM ekonomileri için büyük bir kazanım.
  • Gruptaki ülkelerden 2020 yılını büyümeyle kapatması beklenen ülkeler ise Çin ve Türkiye. Çin, salgın sürecini erken yaşadığı için pozitif büyüme yakaladı. Türkiye ise bunu, bugün içinden geçtiğimiz parasal sıkılaştırma sürecini tetikleyen kredi büyümesi stratejisi ile yakaladı.
  • Sonuç olarak, 2021’de çok güçlü bir büyüme yaşanması beklenen EM ülkelerinde görünüm pozitif. Türkiye’nin de içinde değerlendirildiği bu grup, 2021 yılında büyük kazanımlar sağlayabilir.

Türkiye için beklentiler

  • Türkiye için 2020 hem salgın hem jeopolitik açıdan sarsıntılı geçti. Salgın süreci, küresel görünüme paralel seyretti. Toparlanma da küresel toparlanma ile paralel gerçekleşecek.
  • Yerel ekonomi tarafında yılın ortası ile sonu arasındaki politika farklı. GSYH daralmasını kontrol altına alabilmek için uygulanan kredi büyümesi politikasından vazgeçilmesi ancak bu esnada doğan enflasyonist baskı görünümü değiştirdi. Türkiye 2020’yi pozitif büyüme ile kapatacak olsa da bozulan dengelerin yerini bulması zaman alacak. Türkiye 2021’in ilk yarısını yüksek faiz ortamı ve ekonomik soğuma süreci ile geçirecek. Bu süreçte atılacak reform adımları ise yılın geri kalanı ve daha uzun vade için önemli temel taşı olacak.
  • Öncü göstergeler Türkiye için de en kötünün geride kaldığını söylüyor ve kalıcı toparlanma adımlarının 2021 yılında atılması bekleniyor. Bu süreçte artan risk iştahı, gelişen ekonomiler için güçlenen sermaye girişleri, hemen tüm ülkelerde hızlı büyüme rakamları ve normalleşmeye başlayan genel makro göstergeler ile karşılaşacağız.
  • Kısa vadeli öngörüler önceki dönemlere kıyasla görece olumlu olmakla birlikte salgında yeni dalgaların yaşanması ya da aşı sürecinin beklendiği gibi devam etmemesi gibi riskler önemini koruyor.
  • Tüketici davranışlarındaki değişimler ise kalıcı hale geldi. Yeni düzene büyük bir hızla adapte olan iş dünyasının geliştirdiği yeni modeller; yakın geleceğin normalleri olarak hayatımızdaki yerlerini alacaklar. Bu süreçte tanışacağımız yenilikler geleceğe uzanan köprünün temel taşlarını oluşturacaklar.

Dijital Eğitimde Fark Yaratanlar Buluşuyor

Student learning at home with online lesson
High angle view of video conference with teacher on laptop at home. College student learning maths while watching online webinar, listening audio course. Top view of girl in video call with personal tutor on computer, distance and e-learning education concept.

Türkiye eğitim camiası Bahçeşehir Koleji ve Bahçeşehir Koleji Dijital Eğitim Merkezi, Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) iş birliğiyle 21-22 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek “Dijital Eğitimde Fark Yaratanlar Zirvesi”nde buluşacak. Türkiye genelinden öğretmenler, eğitimde dijital dönüşüm tanıklıklarını paylaşacakları zirve için başvurularını, 15 Nisan 2021 tarihine kadar www.sodimer.org üzerinden gerçekleştirebilecek.

“Dijital Eğitimde Fark Yaratanlar Zirvesi”; pandemi dönemiyle birlikte yaygınlaşan uzaktan eğitimle birlikte kapsamlı bir süreç haline gelen dijital eğitim deneyimlerinin, öğretmenlerin ortaya koyduğu dijital öğrenme materyallerinin, dijital öğrenme ortamları ve buna bağlı olarak sınıf ortamlarında yapılan grup ya da bireysel tüm çalışmaların değerlendirileceği büyük bir eğitim buluşması olarak planlanıyor.

Dijital Eğitimde Fark Yaratanlar Zirvesi kapsamında, pandemi döneminde öğretmenler tarafından hazırlanan dijital öğretim materyalleri, dijital öğrenme nesneleri ve dijital öğretim süreçleri hakkındaki değerlendirmelerde, deneyim paylaşımlarında bulunulacak ve etkin yöntemler belirlenecek.

Öğretmenler farklı kategorilerde başvuru yapabilecek

Türkiye’nin dört bir yanından her alandan öğretmenin bir araya geleceği zirveye katılmak isteyen öğretmenler, başvurularını farklı kategoriler üzerinden yapabilecekler. Temel eğitim, erken çocukluk eğitimi, sanat, spor, rehberlik, mesleki eğitim, fen ve matematik eğitimi vb. başlıklar altında gerçekleştirilecek zirveye katılmak isteyen öğretmenlerin www.sodimer.org adresinde bulunan başvuru formunu 15 Nisan tarihine kadar doldurarak başvurmaları bekleniyor.

Trans yağsız üretimde Türkiye öncülerden

31 Aralık 2020 itibarıyla Türkiye’de, trans yağ konusunda yeni bir dönem başladı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından getirilen düzenleme ile trans yağ oranı tüm dünyada güvenli kabul edilen yüzde 2 ile sınırlandırıldı. Bu uygulamayı Avrupa Birliği’nden 3 ay önce hayata geçiren Türkiye, AB ülkelerine öncülük ederek dünyanın en iyi örnekleri arasındaki yerini aldı.

AB’de yasal düzenlemenin 2021 Nisan ayında yürürlüğe gireceğini belirten MÜMSAD Genel Koordinatörü ve Gıda Mühendisi Ebru Akdağ, “Bu uygulamaya Avrupa Birliği’nden 3 ay önce geçilmesi hem yasal düzenlemeyi yapan Bakanlığımızın hem de altyapıyı daha öncesinde hazırlamış olan endüstrinin ortak başarısıdır. Bu yasal düzenlemeyi en başından bu yana gönülden destekliyoruz” dedi.

Türkiye; ABD’den 11, Kanada’dan 13, AB’den 14 yıl ileride

Türkiye’de MÜMSAD öncülüğünde bundan 13 sene önce başlatılan gönüllü uygulamayla margarinlerde trans yağsız üretime geçildiğini ifade eden Ebru Akdağ, “Bu gönüllü girişimle Türkiye; ABD’den 11, Kanada’dan 13 ve AB’den 14 yıl ileride olup Dünya Sağlık Örgütü’nün koyduğu 2023 hedefini 16 yıl önce yakalamıştı. Şimdi de Tarım ve Orman Bakanlığı’mızın hazırladığı yönetmelik ile trans yağ oranı tüm gıdalar için WHO’nun işaret ettiği güvenli seviyede olacak. Bu düzenlemenin AB’den 3 ay önce yürürlüğe girdiğinin de altını çizmeliyim” diye konuştu.

Dünyanın en iyi örnekleri arasında

Ebru AkdağDoğu Avrupa’daki birçok üründe hala yüksek oranda trans yağlara rastlamanın mümkün olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya Sağlık Örgütü’nün son raporuna göre, örgütün 2023 hedefine uyan 58 ülke endüstriyel trans yağ kullanımına kısıtlama getirirken, 100’den fazla ülkenin gıda ürünlerindeki trans yağı azaltmak için hala önlemler alması gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerini başarıyla uygulayan ülkelerden Türkiye, ‘en iyi örnekler’ arasında gösteriliyor” diye konuştu.

Trans yağ nedir?

Trans yağın üretilen veya ürüne katılan bir yağ çeşidi olmadığının altını çizen Ebru Akdağ, şu bilgileri verdi: “Temelde iki çeşit trans yağ vardır. Doğadan gelen trans yağ, geviş getiren hayvanların midelerindeki bağırsak bakterileri tarafından üretilir. Dolayısıyla bu hayvanlardan elde edilen ürünlerde (örneğin sığır, koyun, keçi vb’den elde edilen et, süt ve süt ürünleri gibi) doğal kaynaklı trans yağ bulunur. Örneğin, tereyağındaki trans yağ oranı yaklaşık % 3 – 5 düzeylerindedir. Endüstriyel trans yağlar ise yağların kısmen sertleştirilmesi için kullanılan, ülkemizde ise yıllar önce terk edilmiş olan ‘kısmi hidrojenasyon’ denilen bir işlem sırasında istenmeden ortaya çıkan bir yağ asididir. Trans yağların kardiyovasküler risk yaratabileceği ortaya çıkınca, tüm dünyada trans yağların elimine edilmesi için çalışmalar başlamıştır. Gerek endüstriyel olsun gerekse doğal, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her ikisinin de kardiyovasküler sağlığa etkisi benzerdir.” 

Mobilya Sektöründe Hareketli Dönem Çok Yakında Başlıyor

Tepe Home Genel Müdürü Levent Çapan, mobilya sektörüne dair yaptığı açıklamalarda önemli öngörülerde bulundu. Levent Çapan, özellikle ihracatta olumlu gelişmelerin beklendiğine vurgu yaparak bahar aylarında satışlarda yükseliş gözlemleneceğinin altını çizdi.

Pandemi döneminin mobilya da dahil olmak üzere pek çok sektörü etkilediğini söyleyen Tepe Home Genel Müdürü Levent Çapan “Pandemi sürecinde; günlük rutinimiz, alışkanlıklarımız ve hatta hayata bakış açımız dahi farklılaştı. Tüm dünya toplumlarında yaşam şeklinden alışveriş tarzına kadar pek çok değişim gözlemlendi. Bu durumun bir yansıması olarak online satışlarımızda önemli ölçüde artış oldu. Dijitalleşme sürecimize yaptığımız yatırımlar, online mağazamıza yönelik gelişim projelerimiz ile hızlı ve doğru adımlar attık. Yine ertelenen talebin farkında olarak offline mağazalarımızda da çok yakında başlayacak hareketliliğe hazırız. Üstelik müşterilerimizi yepyeni bir ürün gamımız ile buluşturmak üzereyiz. Bizi oldukça heyecanlandıran bu yeni gelişmeyi çok yakında paylaşıyor olacağız.

Bu kritik sürecin atlatılması ve yasakların hafifletilmesiyle birlikte, biriken talebi karşılamak için yoğun bir döneme gireceğiz. Özellikle evlilik sezonun gelmesi ile mobilya sektörünü daha hareketli günlerin beklediğini söyleyebiliriz” dedi.

İhracata yönelik destekler şart

Ayrıca ihracata yönelik desteğin de gereğinden bahseden Levent Çapan “Bu dönemin getirdiği sıkıntıları bertaraf ederek avantaja çevirmek için uygulamaya alınabilecek doğru stratejilerin başında da ihracata yönelmek geliyor. İhracat hacmini artıran Türk üreticiler, bu durumu avantaja çevirebileceklerdir. Hükümetimizin de bu kapsamda ihracata yönelik desteklerini çoğaltması ve potansiyel pazarlar yaratmak için farklı ülkeler ile ticari iş birlikleri yapması sürece çok olumlu katkı sağlayacaktır” açıklamasında bulundu.