Döviz Kurunun Düşmesi ve İhracatçının Zararları

İHRACATÇI VE DÖVİZ KURLARI

İhracatçılar; üretim, fiyatlama, lojistik ve diğer maliyetleri ince eleyip sık dokuyarak yurt dışındaki ithalatçısına (alıcısına) fiyatlama yapmaya çalışır. İhracatçının bu fiyatlaması adeta kumpasla ölçülür gibi milimetriktir. İhracatçı tarafından verilen fiyatlar dünyadaki aynı sektördeki diğer rakiplerinin verdiği fiyatlarla rekabet edebilir ve aynı zamanda ihracatçının bu satıştan kâr ediyor olması esastır.

Şimdi aşağıdaki USD / TRL grafiğine bakarak ihracatçımızın yurt dışına satacağı mala ilişki yorumlarımızı paylaşalım;

İhracatçımızın Mersin’den satacağı portakal ile ilgili yurt dışına verdiği fiyatlama şöyledir;

Fiyat                                     : USD.350.00 / Ton

Malın ihracatçıya maliyeti     : USD.340.- / Ton (Net kâr USD.10.- / beher ton)

TRL.3.- beher kilo maliyeti. İhracatçı kurun

yükselmesinden kazanacağını düşünmüştür

Mal miktarı                            : 1.500 ton portakal

Teslim şekli                           : FOB Mersin

Teklif tarihi                             : 02.11.2020

Teklif tarihindeki kur              : USD/TRL C/8.5300

Ödeme şekli                         : Mal mukabili

İhracatçı minimum kâr ile malını satmak üzere sözleşme yapar. Sözleşmenin ardından malını hazırlayıp,  Kasım 2020 Ayının sonlarına doğru yurt dışındaki ithalatçısına gönderir. Ödeme mal mukabili şeklindedir. İthalatçı firma mal bedeli olan USD.525.000.- lık tutarı 08.02.2021 tarihinde banka aracılığı ile gönderir.

İhracatçı firma portakalını vadeli olarak satın aldığı çiftçiye portakal bedelini ödemek amacıyla ihracat bedeli dövizleri şu şekilde bozdurur

Bozdurma tarihi                  : 08.02.2021

Bozdurma tarihindeki kur   : USD / TRL C/ 7.000

Mal bedeli                           : USD.525.000.-

Türk Lirası tutarı                 : TRL.3.675.000.-

İhracatçının çiftçiye borcu  : TRL.4.500.000.-

İhracatçının fiili zararı         : TRL.825.000.-  Gümrükleme ve ambalaj giderleri hariç.

İhracatçımız yurt dışına satmış olduğu USD.525.000.- lık mal bedelinin tamamını tahsil etmesine ve her tondan USD.10.- lık kâr sağlayacağını hesap ederken gümrükleme ve ambalaj giderleri hariç olmak üzere TRL.825.000.- lık net bir zarar söz konusudur.

BU ihracat işlemi bize şunu anlatmaktadır; Döviz kurları normal seyrinde kalsaydı, her ay enflasyon oranında artma eğiliminde olsaydı ihracatçımı zarar değil, bilakis kâr edecekti. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı ters dolarizasyon oldu, kurlar yükselme yerine % 21 oranında gerilemiştir. Enflasyonist bir ülkede pek olası bir döviz hareketi olarak kabul edilmese de maalesef döviz fiyatı ciddi anlamda geri gelmiştir.

İTHALATÇI YENİ BİR SİPARİŞ VERDİ

İthalatçı yeni bir sipariş daha vermiştir. Ancak bu yeni siparişi aynı fiyatlardan gönderemeyeceğini söyleyen ihracatçı USD.440.- / ton fiyat önermiştir. İthalatçı bu yeni fiyatın dünya pazar fiyatlarının oldukça üzerinde olduğunu bahisle siparişini iptal etmiş ve ilk fiyat olan USD.350.- / ton olarak Yunanistan’dan ürün satın almıştır.

DÖVİZ KURLARININ DÜŞMESİNDEN KİM KAYBETTİ?

Belirsiz piyasada döviz fiyatının aşağı doğru gerilemesinden dolayı şu sonuçlar ortaya çıkacaktır;

  • İhracatçılar yurt dışına fiyat tutturamayacaklardır. Kurların düşmesi dolayısıyla Dolar bazında daha yüksek fiyat vermek zorunda kalacak olan ihracatçının fiyatlaması rekabetten uzak kalacaktır,
  • İhracat rakamları azalacaktır,
  • Ülke ekonomisi ihracat yapılamaması döviz girdisi olamaması dolayısıyla kaybedecektir,
  • Dövizin fiyatı durup dururken düşmez. Döviz fiyatının düşmesi için o ülkede döviz rezervlerinin fazla vermesi, istikrarlı piyasa olması, üretim maliyetlerinin düşük olması, faizlerin yüksek olması, ülkenin sıcak paraya trafiğine maruz kalması gibi etkenler sayılabilir.

Yukarıda sayılan nedenler dövizin düşmesini sağlar ancak dövizin düşmesi ile birlikte ülkedeki oluşan enflasyon dolayısıyla yüksek faiz maliyeti, ucuz döviz fiyatı da  ithalatı patlatır, ihracat rakamları serbest düşüşe geçer. Kur düşüşü ve maliyetlerin yüksek olması dolayısıyla ihracatçı ihracat yapamaz. Döviz kurlarını düşmesinden dolayı ihracatçılar yurt dışına mal satamayacakları gibi, daha önceden yaptıkları satışlardan dolayı da zarar edeceklerdir. İhracatçı zararına ihracat yapmayacağına göre, ihracat işlemi olmamasından dolayı iş üretemeyecek ve istihdam yaratamayıp, bilakis istihdam kaybı olacaktır.

Bırakın sadece ihracatçının kaybetmesini; çalışanlar, ülkemiz ekonomisi de kaybedecektir.

Gayrimenkul üreticileri acil eylem planına geçmeli

“Pandemiden sonra gayrimenkulde fark yaratan kazanır”

“Evler office-home’a dönüşüyor, gayrimenkulde yeni trend başlıyor”

Covid-19 salgını ile birlikte tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de şirketlerin bir çoğu evden çalışma modeline geçti. Bu model ile birlikte gayrimenkul geliştiricilerinin acil tasarımlarında değişikliğe gitmesi gerektiğini söyleyen Demay A.Ş Genel Ortağı ve Müdürü Ali Gökçiler, “Pandemi döneminde daralan ekonomiyle birlikte durgunluk yaşayan gayrimenkul üreticilerinin acil bir şekilde yeni dünyaya adapte olup, yeni ev modelleri geliştirmesi gerekiyor” dedi.

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınıyla birlikte, yaşam şekillerimizde kalıcı değişikliklerin meydana gelmesi, gayrimenkul üreticilerini acil eylem planı yapmaya yöneltti. Son olarak Türkiye’nin en büyük şirketler topluluklarından Koç Grubu ve Akbank’ın çalışanlarını evden çalışma modeline kalıcı geçme kararı almasıyla birlikte, yaşam alanlarının mimari olarak home-office konseptine döndürülmesi de zorunlu hale geldi. İş yaşamının verimliliğini artırmak için dönüşüme geçilmesi gerektiğini belirten Demay A.Ş Genel Müdürü Ali Gökçiler, “İş hayatı artık ev yaşamıyla birlikte sürdürülecek. Bu dönemde artan ihtiyaçların görülmediği takdirde sektör oyuncuları gelecekte kendisine yer edinemez” dedi. Yeni dünya çalışma sistemine uygun konutlar üretilmesi gerektiğine vurgu yapan Gökçiler, “ Online toplantılara uygun izolasyonlu odalar, elektrik kesintisi durumunda bu kesintileri önleyecek güç kaynakları kullanılmalı. Evde birden fazla çalışan insanlar için hem work station hem de yemek masası olarak kullanılabilecek alternatifler üretilmeli. Bugünden sonra gayrimenkulde fark yaratan kazanacak. Artık insanların bu dönemdeki ihtiyaçlarına cevap veren kimse oraya yönelecek. O yüzden şirketlerin bu ihtiyaçlara cevap vermesi lazım. Yoksa sektör oyuncuları kendilerini geleceğe taşıyamayabilir. İhtiyaçları karşılamayan ayakta kalamayacak.’ açıklamalarında bulundu.

“Bağımsız çalışma mekanları oluşturulmalı”

Özellikle Türkiye’de küçük evlerde yaşayanların bağımsız iş yapabilme alanları oluşturmak adına bazı düzenlemeler de yapılabileceğini kaydeden Gökçiler, “Ev değişikliğine gitmek isteyecek olan alıcılar, daha küçük ama bağımsız çalışmaya imkan verecek alanlar isteyecekler. Ev-ofis şeklinde yeni satış stratejileri belirlenmeli. Havalandırma, aydınlatma gibi konular daha da önemli hale gelecek” diye konuştu.

Yabancı yatırımcı da trendleri takip ediyor!

Uluslararası yatırımcıların izlediği yatırım trendlerini dönemsel olarak analiz eden araştırmaya göre, yabancı yatırımcıların %53,9’unun 2014-2018 yılları arasında Türkiye’den gayrimenkul satın aldığını, %37,6’sının ise 2019-2020 yılları arasındaki yatırım trendini takip ettiğini ortaya çıkardığını aktaran Gökçiler, “Veriler ‘yeni bir yatırımcı’ profili ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Sırf yerli alıcı değil, yabancı yatırımcının da alım iştahı yeni nesil gayrimenkullere yöneliyor” dedi.

Clubhouse uygulaması güvenli mi?

Clubhouse uygulaması son dönemde hem dünyada hem de Türkiye’de oldukça popüler hale geldi. Bu durum podcast yayınlarının son zamanlarda toparlanmasıyla birlikte ses tabanlı ürünlere artan ilginin bir yansıması gibi görünüyor. Clubhouse, bir sosyal ağın temel dinamiği olan insanların birbirini bulması ve etkileşimde bulunması için gerekli her şeye sahip. Ancak kayıt aşamasının mevcut durumu nedeniyle sahte bir güvenlik, mahremiyet ve yakınlık duygusu yaratabiliyor. Bu, kullanıcılar açısından internette herhangi bir kamusal alanı kullanırken karşılaşılanlara benzer dikkat edilmesi gereken riskler oluşturuyor.

Uygulamanın ortaya çıkarttığı söz konusu risklerden biri gizlilik. Bu genellikle insanların benzer düşünen bireyler ve arkadaşları tarafından çevrelenmiş hissetmeleriyle bağlantılı ve bu, insanların daha doğal davranmalarına neden oluyor. Bu durum, kazara bahsi geçen özel bilgileri mağdurlara karşı kullanmak için her zaman tetikte olan suçlular için bir fırsat yaratabiliyor. Üstelik böyle bir durumda söz konusu ifadenin bağlam dışına çıkarıldığının kanıtlanması da son derece zor. Teorik olarak bu tür vakalarda siber suçlular peşine düştükleri kişiye şantaj yaparak fidye talebinde dahi bulunabilir. Dahası, uygulama içinde konuştuğunuz veya yazdığınız her şeyin yalnızca orada bulunanlar tarafından duyulup görülmediğini, aynı zamanda hizmetin kendisi tarafından toplanıp analiz edildiğini de unutmamak gerekir.

Uygulama, bir hesaba kaydolduğunuzda, içerik oluşturduğunuzda, paylaştığınızda, başkalarıyla mesajlaştığınızda ve iletişim kurduğunuzda katılımcıların sağladığı içeriği, iletişimi ve diğer bilgileri toplar. Katılımcının hesap oluşturmak ve yönetmek için katılımcı isim, telefon numarası, fotoğraf, e-posta adresi ve kullanıcı adı gibi kişisel verileri sağlaması gerekir. Uygulama, oda canlıyken bir odadaki sesi geçici olarak kaydeder. Ayrıca katılımcılar hakkında toplanan veriler, geçici kullanım için de olsa üçüncü şahıslara verilebilir. Şu durumda hiç kimse sızıntılara karşı koruma altında değildir.

Kaspersky Güvenlik Araştırmacısı Alexey Firsh, şunları ifade ediyor: “Clubhouse’un gizlilik politikası bir bütün olarak nispeten standart görünüyor. Ancak bu tür sosyal ağlarda bir şey paylaştığınızda, paylaşılan verilerinize ne olacağından %100 emin olamayacağınızı aklınızda tutmak çok önemlidir. Bu nedenle, bir gün bu bilgilerin halka sızabileceği gerçeğine hazırlıklı olun.”

Kaspersky uzmanları, her kullanıcının internetin, özellikle de tartışma ortamlarının ve sosyal platformların halka açık yerler olduğunu ve buralarda gerçekleştirilen davranışların kamuya uygun olması gerektiğini hatırlaması gerektiği konusunda uyarıyor.

 Evden çalışmada mesai kavramı kalmadı

24 Saatte İş, evden çalışma sürecini araştırdı

Adaylarla işvereni bir araya getiren uygulama 24 Saatte İş, evden çalışma sürecini araştırdı. Araştırmaya göre, evden çalışmak çalışanları mutlu etmiyor. Ankete katılanların yüzde 65’i evden çalışırken işe odaklanmada sorun yaşadığını söylerken, yüzde 35’i sessiz bir ortamın olmamasından yakındı. Yüzde 79’u ise mesai diye bir kavramın kalmadığını belirtti.

Küresel salgın sadece sağlımızı değil hayatımızın her alanını etkiledi. En önemli değişimlerden biri de çalışma yaşamında görüldü. Kalabalık ortamları azaltmak isteyen iş yerlerinden bazıları evden çalışma sistemine geçti. Pek de alışkın olmadığımız bu sistem bazı sorunları da beraberinde getirdi. Brüksel’de gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumunda, çalışanlara iş saatleri dışında ulaşılamamasına yönelik “İrtibatı kesme hakkı” ile ilgili hazırlanan rapor kabul edildi. Raporda evden çalışanların mesai bitmesinin ardından iletişim kanallarını kapatamadıkları, uzun çalışma saatlerinin ve çalışan üzerindeki artan taleplerin kaygı, depresyon, tükenmişlik gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı belirtildi. Adaylarla işvereni bir araya getiren uygulama 24 Saatte İş, evden çalışma sürecini araştırdı. Araştırmaya göre, evden çalışmak çalışanları mutlu etmiyor. Özellikle Y kuşağının kullandığı uygulama 24 Saatte İş’in, online yapılan anketine katılan kullanıcıların yüzde 61’i evde çalışıyor olmaktan dolayı mutlu olmadığını belirtti. Yüzde 39’u bu durumdan mutlu olduğunu söylerken yüzde 79’u ise mesai diye bir kavramın kalmadığını ifade etti.

Sessiz ortam bulmak sorun

Ankete katılanların yüzde 65’i evden çalışırken işe odaklanmada sorun yaşadığını söylerken, yüzde 35’i sessiz bir ortamın olmamasından yakındı. Bu süreçte ev ve iş hayatının birbirine karıştığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 71 oldu.

İşsiz kalma korkusu yaşandı

Şüphesiz ki iş yeri sadece bir çalışma ortamı değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerin de kurulduğu bir yer. “Evden çalışmanın en zor yanı hangisi?” sorusuna katılımcıların yüzde 63’ü sosyalliğin olmaması yanıtını verirken, yüzde 37’si ise iş arkadaşlarıyla iletişim kurmakta sorun yaşadığını belirtti. Katılımcıların yüzde 81’i ise bu süreçte işsiz kalma korkusu yaşadığını ifade etti.

Hareketsiz yaşama karşı aktivite

Pandeminin getirdiği en önemli değişikliklerden biri de evden çalışmaya geçilmesiyle gelen hareketsiz yaşam oldu. Anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 58’i hareketsizliğe karşı bir aktivite yaptığını belirtirken, yüzde 42’si ise herhangi bir aktivite yapmadığını ifade etti.

İhtiyaç halinde psikolojik destek

Katılımcıların yüzde 77’si bu süreçte kaygı ya da depresyon yaşadığını belirtti. Zihinsel sağlıklarını korumak için farklı etkinliklere yönelen katılımcıların yüzde 58’i televizyon izlediğini ya da oyun oynadığını belirtirken, yüzde 42’si kitap okuduğunu veya bir hobiyle ilgilendiğini söyledi. “Zihinsel sağlığınızı korumak için neye başvurursunuz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 43’ü meditasyon ya da yogaya yönelebileceğini belirtirken, 57’si psikolojik destek alabileceğini ifade etti.

Görüşmeyi özledik

Yapılan çalışmada katılımcılara, içinde bulunduğumuz süreçle ilgili sorular da yöneltildi. Katılımcıların yüzde 79’u evde canının sıkıldığını belirtirken, yüzde 21’i ise eve alıştığını söyledi. “Dışarıda en çok ne yapmayı özledin?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 61’i insanlarla görüşmeyi özlediğini belirtti. Yüzde 64’ü açıldıkları an kafe ve restoranlara gideceklerini belirtirken, yüzde 36’sı bir seneden önce kafe ve restoranlara gitmeyeceğini ifade etti. Katılımcıların yüzde 74’ü eğitimin uzaktan devam etmemesi gerektiğini belirtirken, yüzde 26’sı uzaktan eğitimin iyi olduğunu açıkladı.

“Zihinsel ve bedensel sağlık için önlemler alınabilir”

24 Saatte İş’in kurucularından Gizem Yasa, evden çalışma sisteminin bazı şirketler için kalıcı olabileceğini belirterek şunları söylüyor: “Evden çalışma sistemi birçok şirket için kalıcı olacak gibi görünüyor. Özellikle bilgisayar ve telefon aracılığıyla yapılabilen işlerde bu yöntem benimsenmiş durumda. Ancak bu yeni çalışma şekli için de Avrupa Parlamentosu’nun yaptığı gibi bazı önlemler de alınabilir. Evden çalışanlar hem zihinsel hem de bedensel sağlıklarını korumak için kendilerince önlemler alabilirler. Örneğin, saatlerini kurup kendilerine belirli aralıklarla mola vermeyi hatırlatabilirler. Katılımcıların yüzde 71’i ev ve iş hayatının birbirine karışmasından şikâyetçi. Bu belki de en zorlanan konulardan biri. Bunun için de günlük bir rutin oluşturmayı, evde olsalar dahi kendilerine bir saat aralığı belirleyip, iş yerinde yapabilecekleri dışında başka herhangi bir işle ilgilenmemeyi deneyebilirler. En önemli konulardan biri de aktivite. Bunu birçok kişi ihmal etse de pandemiyle gelen hareketsiz yaşam sorun yaratabiliyor. Evde yapılabilecek basit egzersizler de çalışanları hem fiziksel hem de zihinsel olarak rahatlatacaktır.”

“Katılımcıların yüzde 81’i internetten iş arıyor”

24 Saatte İş’in kurucularından Mert Yıldız ise pandemi döneminde de iş arayışlarının devam ettiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Araştırmaya baktığımızda iş arayışının pandemi döneminde de devam ettiğini görüyoruz. Anket sonuçlarına göre iş arayanların yüzde 81’i bu süreçte internetten yararlanıyor. 24 Saatte İş’te 90 bin şirket ve 2.5 milyon aday bulunuyor. Adaylar 2 dakika içinde temel bilgilerini girerek hızlıca yakınlarındaki iş ilanlarına ulaşabiliyor. İşverenler de aradıkları profildeki adaylarla 24 saat içinde iletişime geçerek süreci başlatabiliyor. Hızın çok önemli olduğu günümüzde adayların günler, haftalar hatta bazen aylar süren iş arama sürecini kısaltıyor, teknolojinin gücünü arkamıza alarak iş arama sürecini adaylar için pratik ve keyifli bir hale getiriyoruz.”

Pandemi Döneminde Otellerde Ağ İhtiyacı Değişiyor

COVID-19’un getirdiği seyahat kısıtlamaları turizm ve konaklama sektörünü büyük ölçüde etkilemeye devam ediyor. Pandemi döneminde turizm sektörü kayıp yaşarken, oteller ellerindeki imkanları kullanarak uzaktan çalışanlar için alan yaratabilir ve kayıplarını giderebilirler. Zyxel, otelleri pandeminin cazibe merkezi yapabilecek hızlı ve güvenli internet bağlantısı ipuçlarını paylaşıyor.

COVID-19’un getirdiği seyahat kısıtlamaları konaklama ve ağırlama sektörünü büyük ölçüde etkilemeye devam ediyor. PwC, Avrupalı otellerin 2019 yılındaki iş hacmine geri dönmesinin, dört yılı bulabileceğini belirtiyor. Premier Inn’in sahibi Whitbread şirketi, 31 Ağustos 2020’de sona eren finansal yılın ilk yarısında, 725 milyon sterlin zarar etti. Gelirleri 1,084 milyar sterlinden, 250,8 milyon sterline kadar düştü. Şirket, Ekim 2020’de tüm dünyada uygulanan bölgesel kapanmalar nedeniyle rezervasyonlarda büyük düşüş olduğunu belirtti. Yine de tünelin ucunda ışık var. Uzmanlar Avrupalı otellerin 2024’te finansal açıdan tamamen iyileşeceklerini öngörüyor.

İngiltere, Fransa ve Almanya’da kısmi ve tam kapanma önlemleri yeniden devreye sokulurken, İspanya’da Mayıs 2021’e kadar sürmesi bekleniyor. Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç’in yanı sıra, ülkemizde de kısmi sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanıyor. Konaklama ve ağırlama şirketleri buna karşılık insanları cezbetmek ve yeni gelir akışları sağlamak için çalışıyor.

COVID-19 kısıtlamalarının sona ermesiyle yeniden açılmaya hazırlanan oteller, evden tam zamanlı çalışamayanlar için çalışma alanları sağlayabilecekleri yeni bir pazar keşfetti. COVID-19 konaklama ve ağırlama sektörü için beklenmedik yeni bir misafir getirdi: Ev ofisinden uzaklaşmak isteyen uzaktan çalışan.

Uzaktan çalışanlara otel konforu

Avrupa’daki bazı otel zincirleri, halihazırda odalarını günlük olarak, sabah 6 ile akşam 8 arasında uzaktan çalışanlara kiralamaya başladı. Ev ofislerinde bunalan profesyoneller, otellerin sessiz ve sakin ortamının yanı sıra, yeme içme servisi, WiFi, spor salonu ve yüzme havuzu gibi imkanlardan faydalanabiliyor.

Uzaktan çalışanları ağırlarken otellerin kâr – zarar dengesini belirleyen başlıca faktör ise WiFi ağları olarak karşımıza çıkıyor. Evdeki bağlantılara kıyasla daha yüksek hızlar sunabilen ve bir iş bağlantısı için gereken güvenlik ve gizlilik özelliklerini sunan bu ağlar, uzaktan çalışanlar için de avantaj sağlıyor.

Yeni bir gelir kaynağı: WiFi hizmeti

Daha birkaç yıl öncesine kadar oteller iyi bir WiFi hizmetini “olsa da olur” şeklinde değerlendiriyordu. Bu algı, kişi başına düşen cihaz sayısının artmasıyla değişti. 2018 yılında kişi başına düşen cihaz sayısı 2,4 iken, 2023 yılında bunun kişi başına 3,6 cihaza yükselmesi bekleniyor. Güvenilir bir WiFi ağı artık olmazsa olmaz bir hizmet ve hem şu an hem de COVID sonrası dönemde otel işletmecileri için cankurtaran simidi olacak.

Uzaktan çalışanları WiFi kullanımı konusunda standart bir otel misafirinden ayıran ise kişisel akıllı telefonlar, şirket telefonları, bir veya birden çok dizüstü bilgisayar, tablet ve akıllı saat gibi daha fazla teknolojik cihaza sahip olmaları. Uzaktan çalışanlar özellikle COVID döneminde popüler olan Zoom ve Teams gibi iletişim araçlarını kullanırken yüksek bant genişliğine ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle otellerin WiFi hizmetlerinin aşağıdaki gereklilikleri karşıladığından emin olmaları gerekiyor.

Otel işletmecileri için WiFi kontrol listesi

  • Uzaktan izleme ve kontrol: Otel kompleksinde bant genişliği taleplerinin nerede ve ne zaman en yüksek seviyede olduğu duruma göre değişiyor. Oteller 7/24 çalışıyor ve bu nedenle günün her saatinde bir ağın sürekliliği zorunlu hale geliyor. Ağ kullanımına yönelik ihtiyaç, bulut tabanlı bir yönetim platformuyla anlaşılabiliyor ve bu sayede bant genişliği en çok ihtiyaç duyulan yerlere yönlendirilebiliyor. Otelin her köşesini kapsayan bir çözüm sayesinde otellerdeki geniş bant ihtiyacı yüksek bir finansal harcama yapmadan karşılanabiliyor. Küçük ve butik oteller, bulut tabanlı ağ yönetimi platformu kullanarak yüksek talep alan bölgeleri tanımlayabiliyor ve kurumsal seviyede WiFi bağlantısını, giriş seviyesi uygun fiyatlı cihazlarla sunarak, bu talebi karşılayabiliyorlar. Bulut tabanlı ağ yönetimi sayesinde, otel çalışanları ağ performansını uzaktan izleyebiliyor ve sorunları daha misafirleri etkilenmeden çözebiliyor.
  • WiFi 6 access point yerleşimi: En iyi WiFi sinyal gücünü elde etmek için erişim noktalarının ideal konumlara yerleştirilmesi gerekiyor. Bu cihazların koridorlar yerine doğrudan odalarda bulunmaları, birbirlerine yakın erişim noktalarından meydana gelebilecek parazitleri önlemek için önemli. Cihazın oda içinde bulunması veri transfer hızını artırıyor ve uzaktan çalışanların üretken kalmalarını sağlıyor.
  • Ağ güvenliği: Misafirlerden ve yeni kullanıcılardan ağa gelen yeni bağlantılar, bant genişliğinin ve kullanılabilirliğin yanı sıra, güvenliği de etkiliyor. Ağa bağlanan daha fazla cihaz demek, ağı tehlikeye atabilecek daha fazla nokta anlamına geliyor. Ağınızı zararlı yazılımlar, kurumsal ve kişisel fidye saldırılarından korumak en büyük öncelikler arasında yer alıyor. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yerel ve uluslararası yasalar, otellerin işledikleri ve depoladıkları verilerin güvenliğini sağlamalarını da gerektiriyor.

Yetersiz WiFi güvenliği nedeniyle yaşanabilecek herhangi bir veri ihlali, otel işletmecileri için itibar ve güven kaybının ötesinde, ciddi para cezalarına da sebep olabiliyor. Otel işletmecilerinin, ağlarını korumaya almak ve dışarıdan erişimi engellemek için güvenlik duvarları, Gelişmiş Tehdit Koruması (ATP), imza tabanlı Birleşik Tehdit Yönetimi (UTM), rol tabanlı erişim kontrolü, kullanıcı profilleme ve çok katmanlı güvenlik gibi çözümleri tercih etmeleri güvenlik risklerini en aza indiriyor.

  • Ağı segmentlere ayırmak: Ağa birden fazla bağlantının getirdiği güvenlik zafiyetlerini gidermek ve ekstra bir güvenlik katmanına sahip olmak için misafirler, çalışanlar ve otel operasyonları tarafından kullanılacak ağların birbirlerinden ayrılması iyi bir yöntem. Her kategori için bağımsız bir ağa sahip olmak, ağa kimin eriştiğinin ve ne yaptıklarının görülmesini kolaylaştırıyor; uzun vadede beklenmedik saldırıların ve hassas veri kayıplarının yaşanmasını engelliyor.
  • Ölçeklenebilir ve esneklik: Mevcut WiFi çözümünüz tüm bağlantılara istikrarlı bant genişliği sağlıyor mu, ağınızı verimli şekilde yönetmek için ihtiyaç duyduğunuz araçları size sunuyor mu? Yeni zorluklara yanıt verebilecek kadar esnek mi? Kolaylıkla ölçeklenebilen bir çözüme sahip olmak, talep artışları yaşandığı dönemlerde otel işletmecilerinin hayatlarını kolaylaştırıyor.
  • Geleceğe bugünden hazır: Otel işletmecilerinin günlük zorlukları aşmalarını kolaylaştırmanın yanı sıra, gelecekte meydana gelebilecek talepleri de planlamaları önem kazanıyor. Bulut üzerinden yönetilen ağlar sayesinde işletmeler, lisansa ya da sözleşmeye ihtiyaç duymadan nerede olurlarsa olsunlar birkaç tıkla ağlarını yönetebiliyor, yıl boyunca gerçek anlamda esnek ve geleceğe hazır bir ağa sahip olabiliyorlar.

COVID salgını, kurumların ve otellerin zorlu dönemlere karşı çevik ve proaktif olmaları gerektiğini açıkça ortaya koydu. Otel işletmecileri artık sezonluk taleplere güvenemeyeceklerini gördü. “Normal” seyahatler başlayana kadar rekabetçi kalmak isteyen otellerin, yeni gelir akışları yaratabilecek fırsatları önceden fark etmeleri gerekiyor. Otel işletmecilerinin, bütçelerin kısıtlı olduğu yavaş geçen sezonları, yeni gelir kanalları yaratma potansiyeli taşıyan iş modelleri geliştirerek ve onlara makul yatırımlar yaparak değerlendirmeleri şart. Uzaktan çalışanları ve yerel ticareti kapılarına getiren “Bir hizmet olarak WiFi” gibi yeni modellerle rekabetçi kalmaya devam etmeleri gerekiyor.

Türkiye Dijital Dönüşümle Gelişecek

“Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya Düzeni: Dijital Dönüşüm Ekosistem Buluşmaları” webinar serisinin beşincisi gerçekleştirildi

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) ile İnomist İletişim Danışmanlığı iş birliğinde ve CLPA (CC-Link Partner Association) sponsorluğunda düzenlenen “Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya Düzeni: Dijital Dönüşüm Ekosistem Buluşmaları” webinar serisinin beşincisi; TBD İkinci Başkanı Mehmet Ali Yazıcı’nın moderatörlüğünde, T.C. Sağlık Bakanlığı BGYS Birim Sorumlusu Dilek Şen Karakaya, Borçelik Ar-Ge ve Dijital Dönüşümden Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Mustafa Ayhan, KUKA Türkiye ve Ortadoğu Direktörü Kağan Abidin ve CLPA Türkiye Müdürü Tolga Bizel’in katılımıyla gerçekleşti.

Fabrikaların dijital dönüşümünde makineler ve insanlar arasında çok hızlı haberleşme imkânı sağlayan endüstriyel iletişim ve kontrol ağı CC-Link’in dünya genelinde yaygınlaşması için faaliyet gösteren CLPA (CC-Link Partner Association) sponsorluğunda, Türkiye Bilişim Derneği (TBD) ve İnomist İletişim Danışmanlığı iş birliğinde düzenlenen “Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya Düzeni: Dijital Dönüşüm Ekosistem Buluşmaları” webinar serisinin beşincisi gerçekleşti. TBD İkinci Başkanı Mehmet Ali Yazıcı’nın moderatörlüğünü üstlendiği webinarda; T.C. Sağlık Bakanlığı BGYS Birim Sorumlusu Dilek Şen Karakaya, Borçelik Ar-Ge ve Dijital Dönüşümden Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Mustafa Ayhan, KUKA Türkiye ve Ortadoğu Direktörü Kağan Abidin ve CLPA Türkiye Müdürü Tolga Bizel konuşmacı olarak yer aldı.

“Gelişmek için değişimi kucaklamalıyız’’

Konuşmacılar arasında yer alan T.C. Sağlık Bakanlığı BGYS Birim Sorumlusu Dilek Şen Karakaya, “Bakanlığımız, Türkiye’deki en büyük ve en çok verinin işlendiği, her zaman en acil ve kritik süreçlerin yer aldığı bir kurum. Bunun çok önceden farkındaydık ama pandemiyle birlikte çok daha net görmüş olduk. T.C. Sağlık Bakanlığı olarak bu kritik dönemde bütün süreçlerin çok daha hızlı entegre olabilmesi için çok büyük bir dönüşüm süreci yönettik. 2023 yılına kadar planladığımız bazı projeleri iki ay içerisinde hayata geçirdik. Bu süreçte; Hayat Eve Sığar ve aşı takip sistemleri gibi teknolojik anlamda birçok çalışma yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Tarih boyunca birçok değişimler yaşandı. Bu nedenle değişime direnmemeli, aksine daha da gelişmek için onu kucaklamalıyız. Başta kamu ve sağlık sektörü olmak üzere tüm sektörlerde dijital dönüşümü benimsememiz gerektiğini düşünüyorum’’ şeklinde konuştu.

“Dijital dönüşümle birlikte insanlar çok daha rahat koşullarda çalışacak’’

Koronavirüs pandemisi sonrası çalışma modellerindeki değişime dikkat çeken CLPA Türkiye Müdürü Tolga Bizel, “Covid-19 pandemisiyle birlikte dijital dönüşümün çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini anlamış olduk. Daha önce bu konuda bir yatırım düşünmeyen sanayicilerimiz artık değişime taraf olmuş durumda. Dijital dönüşümle birlikte bazı meslekler ortadan kalkacak olsa da yerine tamamen yeni iş modelleri gelecek. Özellikle insan emeğinin yoğun olarak kullanıldığı sektörlerde yaşanacak dijital dönüşümle insanlar çok daha rahat koşullarda çalışacakları ve yaratıcı düşüncelerini ortaya koyabilecekleri alanlara yönelecek. Bu noktada Sanayi 4.0’ın gereklerini hayata geçirmek için fabrikalarda robotlar dahil tüm makine ve sistemlerin birbiriyle çok hızlı ve kesintisiz bir şekilde haberleşmesi kritik önem taşıyor. CLPA’nın en yeni teknolojisi olan CC-Link IE TSN ise Zaman Duyarlı Ağ (TSN-Time Sensitive Network) teknolojisinden yararlanan dünyanın ilk endüstriyel açık ağı olarak öne çıkıyor. Saniyede 100 megabit ile haberleşebilen endüstriyel haberleşme sistemlerinden 10 kata kadar daha hızlı olan bu yeni nesil teknoloji sayesinde, Sanayi 4.0’ın gereklerini yerine getirmek çok büyük ölçüde kolaylaşıyor” dedi.

“Pandemi sürecinde üretime ara vermedik’’

Pandemi sürecinde alınan önlemlerden ve süreç yönetimlerinden bahseden Borçelik Ar-Ge ve Dijital Dönüşümden Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Mustafa Ayhan, “Pandemiye rağmen Borçelik olarak üretime ara vermeden faaliyetlerimize devam ettik. Bu süreçte ‘Biz çalışanımızı koruruz, işimizi koruruz ve toplumumuzu koruruz’ mottosu ile hareket ettik. Bunun için birçok önlem aldık. Hiç durmamak ve üretimi devam ettirebilmek adına uluslararası kontakta olduğumuz ve bizden daha önce pandemiyle yüz yüze kalmış ve konuyla ilgili kendi tesislerinde önlemler alan ülkelerdeki meslektaşlarımızla görüşüp onların aldığı önlemleri öğrendik. Sonrasında biz de bu önlemleri kademeli olarak hayata geçirdik. Pandemi sürecinden bağımsız olarak Dördüncü Sanayi Devrimi’nin hayatımıza soktuğu yeni teknolojileri, ihtiyaçlarımızı göz önüne alarak hayata geçiriyoruz. Sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi teknolojilerde Ar-Ge gücümüzü de kullanarak öncü olmaya adayız” diye konuştu.

“Robot endüstrisi pandemiyle hızla büyüyecek”

Robot teknolojileri alanında gelecekte yaşanacak gelişmeleri aktaran KUKA Türkiye ve Ortadoğu Direktörü Kağan Abidin, “Robotlar gerek üretimde gerekse hizmet sektöründe bugün her zaman olduğundan daha fazla gündemde. Şüphesiz pandeminin bunda büyük bir etkisi var. Robot endüstrisi önümüzdeki 5 ila 10 yılda görmeyi planladığı büyümeyi pandeminin katalizörlüğünde önümüzdeki 3 veya 5 yılda yaşayacak. Bu büyüme şüphesiz robot teknolojilerinin gelişim hızına da yansıyacak. Önümüzdeki dönemde üretimde kullanılan endüstriyel robotların devreye alınma sürelerini kısaltacak gelişmelere şahit olurken, hizmet sektöründe de robotları çok daha yaygın görmeye başlayacağız’’ dedi.

“Çağımızın ihtiyaçlarına uygun dönüşüm sağlamalıyız”

Covid-19 pandemisiyle yeniden şekillenen dünyada veri paylaşımında yaşanan artışlarla birlikte yapay zekâ teknolojilerinin giderek yaygınlaştığını ve bu teknolojilerin sağlık yönetiminden güvenliğe kadar pek çok alanda etkisini hissettirdiğini söyleyen TBD İkinci Başkanı Mehmet Ali Yazıcı, “Teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler küresel ölçekte ülke ekonomimizi, eğitim sistemimizi, çalışma şekillerimizi ve üretim biçimlerimizi derinden etkiliyor. Geleceği şekillendirecek teknolojiler olan yapay zeka, makina öğretisi, derin öğrenme, otonom sistemler, nesnelerin interneti, robotlar ve kayıt zinciri gibi dijital dönüşüm teknolojilerinde yerli ve milli imkânlarla ürün, sistem ve hizmetlerin geliştirilmesi ve üretilmesi çok önemli. Kısacası; toplum olarak çağımızın ihtiyaçlarına uygun olarak bir dijital dönüşüm sağlaması şart’’ şeklinde açıklamalarda bulundu.

Evden çalışma ve eğitim teknolojik ürünlerin satışını artırdı

Evden çalışma ve eğitimin yaygınlaşması teknoloji ürünlerine olan ilgiyi artırmaya devam ediyor. İş ve eğitim süreçlerini evlerine taşıyanlar bu sürece uyum sağlayacak ekipmanlara yoğun ilgi göstermeyi sürdürüyor. Gaming hazır sistemlerden profesyonel oyuncu ekipmanlarına kadar çok geniş bir yelpazede binlerce teknoloji ürünü sunan bir e-ticaret platformu olan İncehesap.com verilerine göre; geçtiğimiz dönemde hazır bilgisayar sistemleri ve kulaklık satışlarında 2.9 kata varan artışlar yaşanırken, dizüstü bilgisayar satışlarında 2 kat, mouse satışlarında ise yüzde 70 oranında artış yaşandı.

Geçtiğimiz dönemin en önemli gelişmesi kuşkusuz ki pandeminin etkileri oldu. Gündelik hayata ait nerdeyse tüm alışkanlıkları değiştiren Koronavirüs salgını hem iş hem de eğitim hayatındaki standartları yeniden belirledi. Uzaktan eğitim ve çalışmanın yaygınlık kazanması paralelinde bu sisteme uygunluk sağlanmasına yarayan teknolojik ekipmanların satışı artarken, evden çalışan ve eğitimini sürdürenler boş vakitlerini değerlendirmek için bilgisayar oyunları ve multimedya içeriklere yoğun talep gösterdiler.

Pandemiyle birlikte birçok firma evden çalışma modeline geçti. Bu süreçte özellikle başta banka ve çağrı merkezi çalışanları olmak üzere pek çok kurumsal çalışan evden çalışma modeline günden güne alıştı. Çalışanlar, ofisteki çalışma ortamının benzerini sağlamak ve işlerini daha rahat yapmak amacıyla belirli teknolojik ürünlere talep gösterdi. Bu dönemde çalışanlar; video konferanslar için webcam, dizüstü bilgisayar, dizüstü bilgisayar soğutucu, yazıcılar ve bilgisayar bileşenleri gibi kategorilere yoğun talep gösterdi.

Hazır sistem bilgisayar satışları 3 kata varan oranda artış gösterdi

İncehesap.com tarafından açıklanan verilere* göre geçtiğimiz dönemde, hazır sistem ve kulaklık satışları 2.9 kat, monitör ve webcam satışları 2.6 kat, klavye satışları ise 2.4 kat artış gösterdi. Bu dönemde ilgi gösterilen diğer kategoriler ise dizüstü bilgisayar ve mouse oldu. Dizüstü bilgisayar satışları 2 kat artarken, mouse satışlarında ise yüzde 70 artış yaşandı.

Dizüstü bilgisayar, kulaklık, klavye ve projeksiyon cihazı sayfalarına yoğun ilgi

Verilere göre; aynı dönemde site trafiğinde de benzer bir artış gözlemlendi.  Hazır sistem sayfalarını ziyaret eden kullanıcıların sayısı 6.5 kat, webcam sayfalarını ziyaret eden kullanıcıların sayısı ise 4.5 kat arttı. İlgi gösterilen diğer kategoriler ise dizüstü bilgisayar, kulaklık, klavye ve projeksiyon cihazı oldu. Bu kategorilere ait sayfaları ziyaret eden kullanıcıların sayısı yüzde 70 oranında arttı. Dizüstü bilgisayar soğutucu sayfalarını ziyaret eden kullanıcıların sayısı 3.1 kat, yazıcı sayfalarını ziyaret eden kullanıcıların sayısı 2,5 kat, mouse sayfalarını ziyaret eden kullanıcıların sayısı ise yüzde 80 oranında artış gösterdi.

Önümüzdeki dönemde de teknolojiye olan ilgi ve ihtiyaç artmaya devam edecek

İncehesap.com Kurucu Ortağı Nurettin Erzen; “Uzaktan çalışma modelinin 2021’de de devam edeceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde talebe bağlı olarak dizüstü bilgisayar ve hazır sistem bilgisayar gibi ürünlere olan talep artmaya devem edecektir.  Uzaktan eğitim de eğitim sisteminin bir parçası olmaya devam edecek ve buna bağlı olan teknolojilere yönelik de talep sürecektir” diyor.

Geçtiğimiz dönemde eğitim sektöründe neredeyse tüm kademelerde uygulanan uzaktan eğitim modelinin hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin belirli teknolojik ürün gruplarına yoğun ilgi göstermelerine neden olduğunun altını çizen Erzen, “Eğitim sektöründekiler, dizüstü bilgisayar, webcam ve bilgisayar bileşenleri gibi kategorilere ilgili gösterdi. Evden çalışan ve evden eğitimini sürdürenler boş vakitlerini eğlenceli bir aktiviteyle değerlendirmek için bilgisayar oyunlarına ve multimedya içeriklere de ilgi gösterdiler” şeklinde sözlerini sürdürdü.

*Veriler, Mart – Ocak 2020 / Mart – Ocak 2019 arasındaki dönemi kıyaslamaktadır.

Örgütsel Performansı Artıran Kaldıraç: Örgütsel Öğrenme

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İsletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Öğrenme; Akıntıya karşı yüzme gibidir,

İlerlemediğiniz taktirde gerilersiniz.”

Çin Atasözü

Son yirmi yıl, dünyanın büyük ve sarsıcı değişiklikler yaşadığına tanık olunan bir dönemdir. Jeopolitikaya, iktisata, teknolojiye ve kültüre yansıyan bu değişiklikler örgütleri de son derece şiddetli bir şekilde etkilemiştir. Seçenek bolluğu, pazar genişlemesi, arzın talepten fazla olması ve küresel ölçekte tam rekabet ve imaj yönetimini zorunluluk haline getirmiştir. Bedensel emeğin, sıradanlığın ve bilanço varlıklarının önemi hızla azalırken; zihinsel emeğin, yeniliğin ve bilginin önemi artmaktadır.

Küresel ekonomideki büyüme ve teknolojideki hızlı değişim ve yenilikler, kurumları çalışanların öğrenmesine katkıda bulunan faktörleri anlamasını gerektirmektedir. Son yıllarda, insan kaynakları gelişimi, kurumların öğrenmeyi teşvik edebilmeleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Örgütsel öğrenme, gelecekteki eğilimleri tahmin edebilmeyi, uyumdan öte, yaratıcılığı yönlendirmeyi ve etkin olmayı sağlamaktadır. Kurumlar değişimi yakalayabilmeyi ve güncel olabilmeyi, öğrenme ile başarmaktadır. Bu anlayışı benimseyen işletmeler belirlediği hedeflere daha kolay ulaşmakta ve uygulamak istediklerini daha çabuk hayata geçirmektedir.

Gelecek yüzyılda örgütlerin artan ihtiyaçlarına yanıt verebilecek kaliteli iş gören bulma sıkıntısı çekecekleri beklenmektedir. Bu nedenle yaratıcı bireylerin örgüte çekilmesi ve örgütte tutundurulmaları, kurumların öncelikli amacı haline gelmiştir.

Hızlı bilgi akışı, bilgi toplumunu oluşturmakta ve geleceğin toplumu olarak nitelenen bilgi toplumunda nitelikli iş görenlerin önemi artmaktadır. Bilgi toplumunda, örgüt bireylerinin önemli özelliklerinden biri de sürekli öğrenmedir. İnsan kaynakları gelişimi konusundaki çalışma süreci iş görenlerin öğrenmesine odaklanmaktadır.

Örgütlerde teknolojiyi üst seviyede takip etme ve faaliyet alanındaki en son teknolojiye sahip olabilme, kaynakların etkin ve verimli kullanımının yanında, bilgi toplama ve yaratma, işleme, transfer etme yeteneğini geliştirmiş bunun sonucu olarak da davranışlarını sürekli değiştirebilen, bilgiyi yönetebilen bir örgüt olmaya da bağlıdır. Burada birbiri ile karşılıklı etkileşim içerisinde olan iki anahtar kavram ön plana çıkmaktadır; bilgi yönetimi ve öğrenme.

Günümüzde bilgi, önemli bir örgütsel ve bireysel değer olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle bilgiyi elde etmeye yönelik yollardan olan bireysel ve örgütsel öğrenme giderek önem kazanmaktadır. İş ve örgüt yaşamında özellikle küreselleşmenin ve rekabetin etkisiyle bilgi, ürün ve hizmet üretiminde etkin olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda örgütün, yaşamını sürdürüp rekabet edebilmesi için bilgiye erişim yollarının bilinmesi ve bilginin faaliyetlerle bütünleştirmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. “Bilgi güçtür” sözü günümüzde bireyi ön plana çıkaran bir anlayışı ifade ettiği gibi örgütler açısından bilginin ede edilmesini, paylaşımını, tüm birimlerine uygun kanallarla aktarımını ve etkin kullanımını gerçekleştiren bir anlayışı da belirtmektedir. Bir örgütte iç ve dış çevreden elde edilen bilgi örgütün ortak değeridir ve paylaşılması gereklidir. Paylaşılan bilgi, örgütü başarıya ulaştıracak bireysel ve örgütsel sinerjiyi ortaya çıkarmakta bilginin örgütün ortak malı ve/veya değeri olduğu düşüncesini çalışanlarda doğurmaktadır.

Günümüz örgütlerinin bilgiye sürekli ihtiyaç duymaları ve bilgiyi faaliyetlerinde kullanma zorunlulukları, bilgi yönetimi, enformasyon yönetimi, belge yönetimi ve örgütsel öğrenme gibi bilgi ve enformasyon tabanlı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Faaliyetlerle ilgili bilgiyi belirlemek, elde etmek, işlemek, saklamak ve paylaşımını gerçekleştirerek örgütsel faaliyetlerde kullanmak, bilgi yönetiminin bilinçli ve programlı bir şekilde uygulanmasıyla mümkündür. Örgütler için‚ bilginin nerede olduğunun bilinmesi pek bir yarar sağlamaz, bilgi ancak ona erişilebildiği zaman değerli bir şirket varlığı haline gelir. Erişilebilirlik düzeyi arttıkça bilginin değeri de kuşkusuz o oranda artar.

Bilgiye erişim yollarından biri olan öğrenme eylemiyle hem bireyler hem örgütler faaliyetleri için gerekli bilgiyi elde etmeye yönelik çaba gösterirler. Dünya hızla değiştikçe belirsizliğin düzeyi de o oranda artar. Bu nedenle geçmiş deneyimler, karar vermek için çoğu zaman yeterince güvenilir olamamaktadır. Değişimleri tahmin etmek, yanıt vermek ve verimlilik elde etmek için sürekli öğrenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için örgütlerin öğrenen örgüt olmaları ve örgütsel öğrenmeyi bir örgüt politikası haline getirmeleri, doğal bir zorunluluğun sonucudur. Bu bağlamda öğrenen örgüt, sahip olduğu tüm unsurları ve olanakları, içinde bulunduğu değişen çevresel koşullara uyduran ve gerekli bilgiyi çeşitli yollarla elde ederek bir sistem dahilinde örgüt bünyesinde yayan, bilgiyi faaliyetlerinde etkin ve verimli bir şekilde kullanan bilgi tabanlı örgüttür.

Daha ayrıntılı bilgiye ulaşmak için yazmış olduğum “Örgütsel Öğrenme” kitabını aşağıdaki linkten indirebilir ve okuyabilirsiniz.

https://www.gozdemert.com/ebook/OO.pdf

Kamu İhale Kurulu Emsal Kararları – 4

Anahtar Kelimeler; İş deneyim, benzer iş, teçhizat, ekipman, mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri

İtirazen Şikayet Konusu; İş bitirme belgesine konu işin benzer işler ile benzerlik göstermediği, teçhizat, ekipman, mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri bakımından da benzer özellikte olmadığı.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 05.02.2020 tarih ve 2020/UH.I-274 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı’na göre; İdarece tekliflerinin, taraflarınca sunulan iş deneyim belgesinin benzer iş tanımına uygun olmadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakıldığı söz konusu durumun mevzuata aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Başvuruya konu ihalenin “İdareye ait 74 Adet Mercedes Connecto G Körüklü ve 139 Adet Karsan Avancity S Plus Körüklü araçlarda toplam 18.127.652 Km. kat edilerek ve İkitelli Garajında servise verilerek, yakıt bedeli yükleniciye ait olmak üzere Şehir İçi Toplu Taşıma hizmeti” olduğu, ihale konusu işin esaslı unsurunun toplu taşıma hizmeti olduğu, bu iş kapsamında araçların servise hazır olması için ikmal ve temizliği ile garaj açık ve kapalı alanlarının temizliğinin de bulunduğu görülmekle beraber, bu işlerin ihale konusu kapsamında yapılacak tali işler olduğu, dolayısıyla temizlik işlerinin ihale konusu işe benzer nitelikte kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Başvuru sahibi tarafından sunulan iş bitirme belgesine konu işin genel temizlik ve ilaçlama hizmeti ile klinik destek hizmeti şeklinde iki kısımdan oluştuğu, söz konusu işlerin ihale konusu iş ve her türlü otobüs bakım, onarım ve akaryakıtı ile birlikte gerçekleştirilen şehir içi toplu taşıma hizmeti ve/veya otobüs üretimi ve satışı olarak belirlenen benzer işler ile benzerlik göstermediği, teçhizat, ekipman, mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri bakımından da benzer özellikte olmadığı tespit edildiğinden, başvuru sahibinin teklifinin değerlendirme dışı bırakılmasında kamu ihale mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.