İhrac Mallarının Taşınmasında Hasar Görmesi ve Sigortadan Hasar Tazminatı Talebi

İHRACAT VESAİKİ,  BANKALAR, KREDİ VE SİGORTA

Yurt dışına ihraç edilen mallara ait ihracatçıların avans kredi kullanmasında, tahsil vesaikinin tam takım olarak kredi kullanılacak bankaya ibraz edilmesi bankaların kredinin teminatı için arayacakları şartlardan bir tanesidir. Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımızda da bahsettiğimiz üzere, kredi teminatı olacak ihracat vesaikinin nasıl olması gerektiği ve koşulları üzerinde durulmuştu. Bankaların bu vesaiki teminata alıp karşılığında kredi vermek istediklerinde teminat konumunda olan vesaikin CIF (Cost + Insurance + Freight) yükleme esasına göre yapılmış olması ve navlun sigorta poliçesinin banka adına tanzimli veya cirolu olmasına dikkat ederler.

Yüklemenin CIF  (Cost + Insurance + Freight) olarak yapılması halinde, bankaların kredi teminatı kısmen de olsa daha az riskli olacaktır. Bankalar kredi teminatı için alacakları ihracat vesaikinin koşullarında olası farklı risklerin varlığını gördüklerinde, bu riskleri bertaraf edecek önlemleri alacak veya ek teminat alma yoluna gideceklerdir. Burada asıl sorun yüklemenin CIF (Cost + Insurance + Freight) yapılmaması halinde kredi teminatı olarak alınan vesaikle ilgili nasıl bir tavır alacaklarıdır. CIF (Cost + Insurance + Freight) ve CIP teslim şekli dışında yapılan taşımalarda navlun sigortasını ithalatçı yaptırmaktadır. İthalatçı, yaptıracağı navlun sigorta poliçesinin menfaatdarı olarak kendisini gösterecektir doğal olarak. İşte böyle bir ihracat vesaiki ihracatçı tarafından bankaya teminata verilir de, malların taşınması sırasında ihraç malları hasara uğrarsa, sigortadan hasar tazminatını kimin tahsil edeceği konusu önemlidir.

Deniz konşimentosu dahil olmak üzere ihracat vesaikinden doğan haklar ihracatçının veya bankasına ait, bu taşımayla ilgili olarak tanzim ettirilen sigorta poliçesinden doğan haklar ise ithalatçıya aittir.

İTHALATÇININ NAVLUN SİGORTASI YAPTIRMIŞ OLDUĞU DURUMDA İHRACATÇI TARAFINDAN KREDİ TEMİNATINDA KULLANILAN İHRACATA AİT MALLARDA HASAR OLUŞURSA.

Özetle söylemek gerekirse ithalatçının elinde navlun sigorta poliçesi mevcut, ancak yükleme ait tüm orijinal vesaik ise ihracatçının elindedir. Taşınan mal hasar gördüğünde, sigorta şirketine başvurup hasar tazminatını talep edecek kişi poliçenin menfaatdarı olan ve orijinal poliçeyi elinde bulunduran ithalatçıdır. İthalatçı elindeki navlun sigorta poliçesi ile sigorta şirketine başvurma hakkına sahiptir. Sigorta şirketi gerekli incelemeleri yapacak;

  • Hasar tespit tutanağını dikkate alacak. Bu tutanak deniz acentesi tarafından temin edilecektir.
  • Hasara uğrayan konteynerlere ait bilgiler,
  • Hasar ile ilgili görevlendirdikleri sigorta eksperinin raporunu inceleyecek,
  • Navlun sigortasına mesned teşkil eden deniz acentesi tarafından tanzim edilen deniz konşimentosunun (Ocean Bill of Lading) orijinalini tam takım olarak talep edecek

Sigorta şirketinin ilave talepleri olsa da, esası teşkil eden talepleri bu şekildedir.

İthalatçının sigorta şirketine ibraz edemeyeceği ana belgelerden bir tanesi deniz konşimentosudur. Çünkü deniz konşimentosu ihracatçının sorumluluğunda, ihracatçının mülkiyetinde ve tahsil için hatta kredi teminatı olarak bankaya ibraz edilmiştir. Geçen haftaki yazımda da değindiğim üzere; “davul ihracatçıda, tokmak ise ithalatçıdadır.” Sigorta şirketinin talep ettiği bu belgeleri ithalatçının tamamlaması olası değil çünkü deniz konşimentosu ihracatçının mülkiyetinde. Olaya farklı açıdan bakıldığında ise ihracatçın mülkiyetinde olan deniz konşimentosunu, ihracatçı sigorta şirketine sunabilir mi? Sunamaz, çünkü sigorta şrketinin muhatap alacağı taraf, navlun sigorta poliçesinin menfaatdarı olan ithalatçıdır.

Burada çözümdan yana tavır alınması akılcılıktır. İthalatçınin mali yükümlülüğüne bakıldığında sadece malların navlun sigortası için ödemiş olduğu navlun sigorta poliçe bedelidir. Mal bedeli ve diğer risk şartlarının derecesine göre bir referans maliyeti USD.5.000.- olarak gösterdiğimizde, ithalatçının mali kaybı sadece poliçeye ödediği poliçe bedeli kadardır. Ama ihracatçı için durum öyle değil; malını kaybetmiştir, malı hasara uğramıştır. İthalatçının sigorta poliçe bedeli için ödediği yaklaşık USD.5.000.-‘lık bedele karşılık, ihracatçı yaklaşık USD.300.000.- lık malından olmuştur. Bu durumda ittahatçı ve ihracatçı anlaşmak durmundadır.

ÇÖZÜM

Sigorta poliçesinin menfaatdarı olan ithalatçı, ihracatçıdan belli bir teminat alarak elindeki sigorta poliçesinden doğan hakları ciro yolu ile ihracatçıya devreder, sigorta poliçesinin orijinalini ihracatçıya teslim eder. İhracatçı firma bu durumda sigorta şirketinin talep ettiği tüm evrakları ibraz edebilecek duruma gelmiştir. Ancak burada daha farklı bir durum ortaya çıkacaktır; ihracatçı, ihracat vesaikini kendi bankasına teminata vererek bankasından avans kredi kullandığından vesiakin mülkiyet hakkı ihracatçının bankasına ait olacaktır. Sigorta şirkeninin talep ettiği tüm evrakların ibraz edilmesi üzerine, sigorta şirketi gerekli incelemeleri bu ibraz edilen evraklar üzerinden tamamlar ve hasar tazminat ödemesini sigorta poliçesinin son menfaatdarı (ciro edilmesinden dolayı son menfaatdarı olarak görülmektedir) olan ihracatçıya veya bankasına yapar.  Hasar tazminatını alan ihracatçı veya bankası, ithalatçının daha önceden sigorta poliçe bedeli için vermiş olduğu teminatın karşılığını öder, teminat belgesini iade alır.

Atlanılmaması gereken önemli husus, ihracatçının, kredi kullandığı kendi bankası ile uyum içinde olması gerekir. Kredi kullanım aşamasında konşimentodan doğan tüm haklar ciro yolu ile kredi kullandıran ihracatçının bankasına devredildiğinden dolayı bu tazminat sürecini ya bankayı temsilen ihracatçı, ya da ciroların verdiği yetki ve sorumlulklarla ihracatçının bankasının sürdürmesi ve hasar tazminatını alma hakkına sahiptir.

Hangi işveren davranışları psikolojik taciz sayılır?

İş hukukunun en önemli amacı, işçile­rin yaşamlarını ve beden bütünlüklerini korumak olmuştur. Dünyada ilk iş yasaları, işçilerin iş sağlığını ve güvenliğini sağlamak amacıyla getirilmiş ve iş hukuku ilk önce işçilerin sağlığını ve beden bütünlüğünü koruma hukuku olarak gelişmiştir.

Alman Çalışma Psikologu Heinz Leymann tarafından 1980 yıllarda ortaya atılan mobbing (psikolojik taciz); şiddet, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme gibi değişik anlamlar içerir. Psikolojik taciz, çalışma hayatında işyerlerinde işçi ile işveren arasında ya da işçilerin kendi aralarındaki psikolojik şiddeti ifade eden bir kavram olarak nitelendirilmektedir.

Psikolojik taciz, çalışanların itibarını ve onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir. Bu yönüyle bakıldığında 4857 sayılı İş Kanunu’nda psikolojik taciz ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ilk kez psikolojik taciz kavramına yer verilmiş (m.417/I), bilahare de 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nda taciz kavramı, ” Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranış” olarak tanımlanmıştır (m.2/1-j,4/1-g). Ayrıca, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı Başbakanlık Genelgesi ile desteklenmiştir (R.G 19.3.2011/27879).

Psikolojik taciz özellikle işyerlerinde işçisini tazminatsız işten çıkarmayı planlayan bazı işverenlerce sıkça başvurulan bir yöntemdir. Örneğin işçiyi iş arkadaşları yanında küçük düşürücü sözlerle azarlamak, yalnızlaştırmak, dışlamak, diğer işçilere verilen haklarda eşit davranmamak, iş vermemek ya da aşırı iş vermek gibi söz, hal ve davranışlar işçiyi yıldırarak işten kendisinin ayrılması için uygulanan politikalardan bazılarıdır. Ancak psikolojik tacize uğrayan kişinin sistematik olarak bu duruma maruz kalması gerekir. Başka bir anlatımla işvereninden bir kez azar işiten kişiden ziyade, sürekli tekrarlanan hakaretler, sistematik bir biçimde devam eden baskılar, işçiyi görmezlikten gelme, onu yok sayma gibi davranışların sürekli işçi üzerinde yinelenmesi hali psikolojik tacizi oluşturur (İNCİROĞLU, Lütfi, İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Konusunda İşverenlerin Sorumluluk ve Yükümlülükleri, Kamu-İş-(İş Hukuku ve İktisat Dergisi), Nisan 2013, C:13).

Sonuç olarak, işveren tarafından işçinin yüksek sesle azarlanması, sürekli eleştirilerek iş yaptırılması, işçinin aşırı yük altına sokulması, dışlanması, özel kutlama ve sosyal etkinliklere kasıtlı olarak davet edilmemesi, dış görünüş ve giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, hakkında asılsız söylentiler çıkarılması, yetenek veya uzmanlık alanına girmeyen işler verilmesi, hak ettiği yetkilerin verilmesinden kaçınılması, fikrine itibar edilmemesi, hoş olmayan imalarda bulunulması, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi, onunla iletişimin kesilmesi, gibi davranışlar psikolojik taciz sayılır (YHGK, 25.9.2013, 9-1925/1407 Legalbank). Belirmek gerekirse, bu sayılan davranışların bir kısmı teker teker ele alındığında hukuka aykırı bir fiil oluşturmayabilir. Ancak mobbing anlık bir olay olmadığı, sistematik olarak sürekli tekrarlanan davranışlardan oluşan bir süreç olduğu düşünüldüğünde, bu davranışların sistematik bir biçimde tekrarlanması durumu hukuka aykırılık oluşturabilecektir (SÜZEK, Sarper, İş Hukuku 14. Baskı, İstanbul 2019).

İhracat Vesaikinin Finansmanında Navlun Sigortasının Önemi

İHRACAT VESAİKİ VE BANKALAR

Tahsil vesaikinin yurt dışına gönderilmesi konusunda ihracatçılar, ithalatçılarına tam olarak güven duymadıklarından kendi çalıştıkları bankaları devreye koyarlar. Bankalar hem ithalatçı, hem de ihracatçıya güven veren bir abide gibidir. Tahsil vesaiki ihracatçının bankasına teslim edilir ve tahsil süreci sonunda tahsil edilen ihracat bedeli ihracatçıya ödenir. Ancak tahsil süresi ülke ve ithalatçının koşularına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu süre birkaç gün olabileceği gibi ay ile ifade edilebilecek uzun süreleri de kapsayabilir. İşte bu aşamada ihracatçı finansal ihtiyaçlarının karşılanması için vesaikin teslim edildiği kendi bankasına başvurarak kredi talebinde bulunabilir. Kredinin teminatında ise ihracatçının verebileceği tahsil vesaiki vardır. Bankalar tahsil vesaikini teminata alarak kredi verme yoluna gidebilirler. İhracat vesaikinin tahsile gönderilmesi ve tahsil edilmesi sürecinde bankaların bu süre içinde ihracatçıya avans kredi kullandırması için bankaların önemle üzerinde durdukları esaslar;

  • Mal cinsi. Bozulabilir emtianın bankalar için uygun bir teminat olmadığını söylemek yerinde olur,
  • Vesaikin gönderileceği ithalatçının bankasının bulunduğu ülke riski
  • Vesaikin tahsil kabiliyeti. Daha önce aynı alıcıya gönderilen vesaikin akibeti emsal teşkil eder

Belli başlı olanlarıdır.

Bankaların üzerinde durdukları koşulların neler olduğunu geçtiğimiz haftaki yazımızda belirtmiştim. Ancak bu koşullara ilaveten bankalar CIF (Cost + Insurance + Freight) yüklemelerde ihracatçı tarafından düzenlenecek sigorta poliçesinin kendi adlarına ait olmasını isterler. Veya kendi adlarına cirolu olması ister ki poliçeden doğan hakların tamamen bankaya ait olmasını arzu etmektedirler.

NAVLUN SİGORTA POLİÇESİ

Bankalar CIF yüklemelerde navlun sigorta poliçesinin kendi adlarına tanzimli veya kendi lehlerine cirolu olmasını arzu ederler. Bu husus, bankaların risklerinin daha da azaltmasına olanak verecektir.

Şöyle ki;

Yukarıdaki poliçenin bir ihracat işleminde kullanıldığını düşünün. İhracatçı The Rice Company firması navlun sigorta poliçesini kendi adına düzenletmiş. Poliçeden doğan tüm haklar The Rice Company’e aittir. Ancak bu navlun sigorta poliçesinn içinde bulunduğu vesaik bankadan kullanılacak ihracat avans kredisinin teminatında kullanılmak istenirse, bu durumda bankalar bu poliçenin;

  • Kendi adlarına tanzimli veya
  • Kendi lehine ciro edilmesini

talep edeceklerdir.

Navlun sigorta poliçeleri ciro edilebilir nitelikte olduğundan ihracatçı firma kendi adına tanzim ettirdiği navlun sigorta poliçesini, kredi kullanacağı kendi bankası lehine ciro edebilir. İhracatçı malını CIF (Cost + Insurance + Freight) olarak yüklediğinde elinde navlun sigorta poliçesi mevcut olmasına karşın, yüklemede teslim şekli olan FOB, CFR, EXW veya FAS olarak yapılırsa, sigorta yapma yükümlüğü ithalatçıya ait olacak. Bu durumda ihracatçının elinde navlun sigorta poliçesi olmayacak, söz konusu poliçe ithalatçıda olacaktır çünkü bu teslim şekillerine göre navlun sigortasını yapma yükümlülüğü ithalatçıya ait olacaktır. İthalatçı navlun sigortasını yaptırdığında, ihracatçının kendi bankasından kullanacağı kredinin teminatında kullanılması için elindeki navlun sigorta poliçesinden doğan hakları ihracatçıya veya ihracatçının bankasına vermeye istekli olacak mı? Elbette istekli olmayacak. Zaten vesaik mukabili işlemde asıl sorun ithalatçı ve ihracatçılar arasında bir güven sorunu yok muydu?

Bu durumda iş bankaların biraz daha fazla risk almasına kalacak. Zira FOB, CFR, EXW veya FAS olan yüklemelerde ithalatçı navlun sigortasını yapacağından dolayı bankaların navlun sigorta poliçelerinin kendilerine ibraz edilmesi veya kendi bankaları lehine tanzim / ciro edilmesi çok da anlamlı olmayacaktır. Bu durumda bankalar biraz daha fazla risk almak zorunda kalacaklar. Daha farklı ilave teminat alacaklar veya vesaik karşılığı daha fazla marj almak durumunda kalacaklardır. Vesaik tutarının % 80’nin ödemek yerine, marjı biraz daha geniş tutarak % 70’e  veya % 60’a kadar indirebilir.

KREDİ TEMİNATINDA KULLANILAN FOB, CFR, FAS EXW TESLİM ŞEKLİNE GÖRE YÜKLENMİŞ İHRACATA AİT MALLARDA HASAR OLUŞURSA.

İşte tam da anlatmaya çalıştığım konu buydu. Bankalar bu konuda genel anlamda risk almaktadırlar. Riskin tüm yönleriyle farkında olan bankaların tavrı daha farklı, riskin farkında olmayan bilgi konusunda bir adım geride olan bankalar yok değil elbette, riskin farkında olmayan bankalar olaya daha basit bir gözle bakacaklardır muhtemelen. Çünkü muhtemel riskler konusunda neler bilmedikleri önemlidir.

Şu hususun altını çizmekte yarar var; kredi teminatında kullanılan vesaik mukabili işlemde teslim şekli FOB, FAS, EXW, CFR olması durumunda, vesaik ihracatçının kontrolunda, sigorta sorumluluğu, sigortadan doğan hakların menfaatdarı ise tamamen ithalatçıdır zira navlun sigortasını tanzim ettiren ithalatçı elbette ki sigortadan doğacak hakların kendisine ait olmasını isteyecektir. Tabir yerinde ise; davul ihracatçıda, tokmak ise ithalatçıdadır. İhraç mallarında taşına sırasında hasar oluşması durumunda ise navlun sigorta poliçesi menfaatdarı olan ithalatçı sigortadan hasar tazminatını alabilecektir ama hangi koşulda? Ama malların bedeli ödenmeden malları hasara uğrayan ise ihracatçı değil midir? Hasar tazminatının ihracatçıya ödenmesi gerekmiyor muydu?

İki bilinmeyenli denklem… Sigorta şirketleri hasar ödemesini sigorta poliçesinin menfaatdarı ithalatçıya öder mi sizce? Malı hasar gören ihracatçı, parayı talep edecek olan ithalatçı..

Terazinin ibresi yanlış tarafı gösteriyor bu bakış açısında.

Haftaya anlatırım çözümünü, terazinin ibresini düzeltiriz.

İşçi ücretinden yasaya aykırı takas ve mahsup yapılması işçi açısından haklı fesih nedeni midir?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 407/2 nci maddesine göre, “İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir”.

Yasa koyucu bu düzenleme ile takas yasağına iki istisna getirmiştir. Bunlardan birincisi, “işçinin işverene kasden bir zarar vermiş olmasıdır”. Bu kapsamda işveren kasden verilen zarardan doğan alacağını, işçinin rızasını almadan ücret borcu ile takas edebilir. Ancak işverenin takas imkanı ücretin haczedilebilir (ücretin dörtte biri) kısmı ile sınırlıdır. Öte yandan, işverenin uğradığı zarara işçinin kasıtlı davranışının yol açtığının yargı kararı ile kesinleşmiş olması da gerekir (TBK m.407/2). (Geniş bilgi için bkz. SÜZEK, Sarper, İş Hukuku, 14. Baskı, İstanbul 2017).

Takas yasağına getirilen ikinci istisna ise,  işçinin yapılacak olan takasa onay vermesidir. Türk Borçlar Kanunu m.407/2’de, “kasden verilen zararlardan” farklı olarak işçinin onayının bulunması halinde, takasta herhangi bir sınırlamaya yer vermemiştir. Başka bir deyişle, işçinin işverene kasden bir zarar vermiş olması halinde yapılacak takas, ücretin haczedilebilir (ücretin dörtte biri) kısmı ile sınırlı iken, işçinin yapılacak takasa onay vermesi durumunda herhangi bir sınırlama söz konusu olmayacaktır. Bu durum öğretide tartışma konusu yapılmıştır. Bazı yazarlar tarafından, kasden verilen zararlarda dahi ücreti korumak düşüncesi ile takasa sınır getiren yasanın, rızaya bağlı takasta hiçbir sınır tanımamasının kabul edilmesinin güç olduğunu ileri sürülmüştür (SÜZEK, İş Hukuku; SOYER, Polat, Genel Hizmet Sözleşmelerine İlişkin Yeni Borçlar Kanunu Hükümlerinin İş Hukuku Bakımından Önemi, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Toplantıları 2011; DOĞAN YENİSEY, Kübra, Hizmet Sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu Sempozyumu, İstanbul 2012)

Diğer taraftan işçi ücretinden yasaya aykırı olarak takas ve mahsup yapılması işçi açısından haklı fesih nedeni sayılır. Nitekim, 4857 sayılı Kanun m.24/II-e uyarınca, “işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse”, işçinin haklı nedenle fesih yetkisi bulunmaktadır.

Sonuç olarak, işveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasden sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir (TBK m.407/2). Aksi halde, işçi ücretinden yasaya aykırı olarak takas ve mahsup yapılması işçi açısından haklı fesih nedeni sayılır.

İhracat Vesaikinin Finansmanı

İHRACAT VESAİKİ

Vesaik karşılığında bankaların kredi kullandırmasıdır. Ancak yurt dışına gönderilen tahsil vesaiklerinin iskontosu ve kesin alışı söz konusu olmayıp, sadece bankalarca vesaikin şartlarının uygun olması halinde teminata alınarak, karşılığında kredi kullandırılmasıdır. Tahsil vesaikini bankalar teminata alarak, bedel yurt dışından tahsil edildiğinde kullandırılan krediye mahsup ederek kullandırılan krediyi kapatırlar.

Bankaların herhangi bir ihracat vesaikin teminata alırken öncelikli olarak aradıkları koşullardan bir tanesi; vesaikin gönderildiği ülke riski, ithalatçının riski ve mal cinsi olduğunu söyleyebiliriz.

Kredi kullandıracak bankaların teminata alacakları vesaik ile ilgili diğer hususları şu şekilde sıralayabiliriz;

·         Vesaikin gönderileceği bankanın bulunduğu ülke riski,
·         Mal cinsi. Bozulabilir emtianın bankalar için uygun bir teminat olmadığını söylemek yerinde olur,
·         Vesaikin tahsil kabiliyeti. Daha önce aynı alıcıya gönderilen vesaikin akibeti emsal teşkil eder

Diğer hususlar ise bankaların ikinci derecede dikkate alacağı konulardır. Bunları da şu şekilde sıralamak mümkündür;

  • Malların ne şekilde gönderildiği. Deniz yolu, kara yolu veya hava yolu vs.. Bankaların tercih ettiği taşıma şekli kuşkusuz ki deniz yolu ve bu taşımayla ilgili olarak tanzim edilen deniz konşimentosudur. Deniz yolu taşımacılığında kullanılan deniz konşimentosu bir taşıma senedi olup, malların mülkiyetin temsil eder. Deniz konşimentosu olmadan ithalatçının kendi ülkesindeki gümrüğünden malları çekemeyeceğinden dolayı, ithalatçının deniz konşimentosuna sahip olması gerekmektedir. Ancak Deniz konşimentosu ihracatçı tarafından kendi bankasına tahsil kaydı ile verilmiş olduğundan, ithalatçının bankasına da yine aynı koşullarda tahsil kaydı ile gönderiliyor olması, en azından tahsil vesaikinin bedelinin bankanın emrinde ve kontrolünde olduğunu gösterir.
  • Deniz konşimentosunda aranılan diğer en önemli husus ise “charter party bill of lading” olup olmadığıdır. Bilindiği üzere “charter party bill of lading” kiralık gemilerle taşınan mallarla ilgili olarak deniz nakliyat acentesi tarafından verilen bir konşimento olup, bu konşimento esaslarına göre malları taşıtanın (ihracatçının) değil, malları taşıyan (geminin kaptanı) kişinin hakları önceliklidir. Kaptan ile acente herhangi bir mali ihtilafta girdiklerinde, malları taşıyan kaptanın hakları öncelikli olduğundan, taşınan mallara el koyması da söz konusudur. İşte bu durum bankaların tercih etmediği önemli koşullardan bir tanesidir. Bankalar sorun olabilecek koşullardan arındırılmış işlemleri almayı tercih ederler. Charter Party Bill of Lading ile taşınan mallarda mülkiyet tamamen consignee kısmında olamamaktadır.
  • Bankaların dikkat ettikleri diğer bir husus ise deniz konşimentosu ile taşınan mallara ait tanzim edilen konşimentodaki mülkiyet hakkının ithalatçıya değil, kendilerine ait olup olmadığıdır. Buna göre deniz konşimentosunda consignee kısmında yer alan kısma bankalar kendilerinin adının yazılmasını tercih ederler ki bu sayede malın mülkiyeti hakkında söz sahibi olabilmelerine olanak verilebilsin diye.

HAMİLİNE DENİZ KONŞİMENTOSU

Deniz konşimentoların consignee kısmında bankaların asla tercih etmeyecekleri hususlardan bir tanesi; “Order – Hamiline” konşimentonun tanzim edilmesidir.

Consignee kısmında “order – hamiline” olmasını mülkiyetin belirsizliği ve muhtemel tanımlanamayan risklerin var olmasından dolayı tercih etmezler. Hamiline deniz konşimentosunun, vesaik mukabili ihracat işleminin kredi teminatında kullanılması adeta teminatsız kalmaya yakın bir risk anlamına gelir. Hamiline konşimentolarda riskin nereden ve ne zaman geleceği belli olmaz. Deyim yerinde ise hamiline konşimento riskli konşimentodur. Gerektiğinde ciro edilmeden, konşimentonun sahip olduğu mülkiyet ciro yolu ile olmayıp, sadece konşimentonun teslimi ile bir başka şahsa da devredilebilir.

Kuşkusuz ki göz ardı edilemeyecek hususlardan bir tanesi, deniz yolu ile taşınan mallara ait bankalara teminata verilen deniz konşimentolarının “copy – non negotiable” değil, kesinlikle “original” olması gerekir. Copy konşimentoların hiçbir hükmü, değeri yoktur ve üzerinden işlem yapılamaz, bankalar sadece orijinal nüshalar üzerinden işlemlerini yapabilirler.

ORİJİNAL KONŞİMENTO

COPY – NON NEGOTIABLE  KONŞİMENTO

Bankaya teminat için sunulacak deniz konşimentosunun tam takım “full set bill of lading” olması gerekir. Bankalar tam takım konşimento nüshalarının kendilerinde olduklarını ve herhangi bir nüshasının bir başkasında olmaması gerektiğine özen gösterirler. Konşimentolar 3 orijinal 3 kopya olarak tanzim edilir ve kaç adet düzenlendiği ise konşimentoda yazılıdır.

Bankalar haklı yere ince eleyip sık dokurlar tahsil vesaikini kredi teminatında kullanırken. Açık kapı bırakmamaya çalışırlar bu tür teminatı alırken. Sizce bu şekilde hareket edecek hiçbir riskin oluşmaması için risk kapılarını sıkı sıkıya kapattıklarını düşünüyor musunuz?

İhracatçı yüklemeyi teslim şekli olan FOB, CFR, EXW veya FAS olarak yaparsa, sigorta yapma yükümlüğü ithalatçıya ait olacak. Malların taşınması sırasında oluşabilecek olası bir risk, zarar, hasar olması durumunda sigorta şirketi hangi tarafa hasar tazminatını ödeyecek dersiniz? Sigortalanan ihraç malları seyahat sırasında ağır hasar görmesi halinde, hasar tazminatı ithalatçıya ödenirse ki sigortayı yaptıran ve menfaatdar (lehtar) ithalatçı oluyor, bankalar bu ihracat vesaikini teminata alıp kredi vermişlerdi. Bu durumda bankaların kredileri teminatsız mı kalacak acaba?

Kafanızı karıştırdım değil mi? İnanın benim de kafama karıştı. Bankalar verecekleri kredide böylesi açık kapı bırakırlar mı dersiniz?

Opsiyonda Cayma Hakkının Kullanımı

İTHALATÇININ OPSİYONU KULANMASI

Son iki haftadaki hazımda opsiyonun vadeli işlem piyasasında cayma hakkının kullanılması olduğunu belirterek, opsiyonu genel anlamda cayma hakkının satın alınması şeklinde açıklamıştım. Opsiyon sözleşmeler, sözleşmeyi alan kişi açısından bir yükümlülük getirmemekte, bir hak vermektedir. Bu hak sözleşmeden cayma hakkıdır. Bu hakkın kullanılıp kullanılmama kararı ise tamamen opsiyon sözleşmesi alan tarafa bırakılmaktadır. Opsiyon satın alan taraf belirli bir fiyat üzerinden söz konusu ürünü alma veya satma hakkını belli bir prim ödeyerek satın alır. Buna karşılık opsiyonu satan taraf karşı taraf talep ettiğinde sözleşmeye konu olan ürünü teslim etme yükümlülüğünü üstlenir. Bu yükümlülüğün doğması için opsiyon hakkının vade tarihine kadar kullanılması şarttır. Aksi halde satıcının yükümlülüğü ortadan kalkar.

Vereceğimiz örnekte ithalatçının vadeli döviz alımı ile ilgili opsiyon sözleşmesini kullanmasına göz atalım;

İthalatçımızın yurt dışına ödeyeceği mal bedeli vadeye bağlanmış ve bu vade ise 11 Aralık 2020 tarihidir. Mal bedelinin transfer tarihinde olası kur oynaklığından olumsuz etkilenmemesi için ithalatçı firmamız çalıştığı banka ile şu şekilde bir opsiyon döviz alım sözleşmesi yapar.

OPSİYON SÖZLEŞME DETAYLARI

Satın alınacak döviz                                             :  USD.1.300.000.-

Sözleşme tanzim tarihi                                         :  21.Kasım 2020

Sözleşme tarihindeki kur                                      :  USD TRL C/7.63

Opsiyon vadesi                                                     :  11 Aralık 2020

Opsiyon vadesinde banka tarafından verilen kur  : USD/TRL C/7.70

Yukarıdaki opsiyon sözleşmesine baktığımızda ithalatçımız 11 Aralık tarihinde dövizini C/7.70 fiyatından satın alabilecektir. Opsiyon sözleşmesi C/7.70 kurunu garanti etmiş durumda.

İthalatçımız, mal bedelini ödeyeceği vade sonuna kadar bekler ve dövizini satın alıp, transfer tarihi olan 11 Aralık 2020 tarihi geldiğinde ise dövize ilişkin tablo şu şekilde oluşur;

11 Aralık 2020 USD TRL. C/ 8.03

Opsiyon sözleşmemiz bize 11 Aralık 2020 tarihli USD TRL kurunu C/7.70 olarak garanti etmiş. Bu durumda ithalatçımız opsiyon sözleşmesinde garanti edilen kuru rahatlıkla kullanacak ve opsiyon sözleşmesinin ithalatçımıza vermiş olduğu cayma hakkının kullanılmasına gerek kalmayacaktır. Hatta ithalatçımızın opsiyon sözleşmesindeki garanti edilen kurları kullandığında bilançosunu ne kadar zarardan kurtaracağına da bir göz atalım;

C/7.70  11 Aralık 2020 tarihindeki garanti edilen kur

C/8.03  11 Aralık 2020 tarihindeki piyasalarda oluşan kur

C/0.33  Opsiyon sözleşmesi yapılmamış olsaydı her USD satın almak için kur

farkı zararı

USD.1.300.000.- sözleşme tutarı

Opsiyon sözleşmesi olmasaydı konsolide zararın ne olacağına bakalım;

USD.1.300.000.- x C/.0.33 = TRL.429.000.- muhtemel zararın opsiyon sözleşmesi ile önüne geçilmiştir.

Farklı bir senaryoda ithalatçımıza opsiyon sözleşmesini farklı bir biçimde kullandıralım

OPSİYON SÖZLEŞMESİNDE CAYMA HAKKININ KULLANILMASI

USD.1.300.000.-  sözleşme tutarı

C/.8.52,   06 Kasım 2020 sözleşme tarihindeki kur

C/.8.60,   19 Kasım 2020  opsiyon sözleşmesi ile garanti edilen kur

C/.7.58,   19 Kasım 2020   piyasalarda oluşan kur

Opsiyon sözleşmesiyle ilgili grafiğimiz yukarıdadır.  Bu defa ithalatçımızın döviz satın almasıyla ilgili olarak imzalamış olduğu opsiyon sözleşmesini ne şekilde kullanacağına bakalım:

USD.1.300.000.-  sözleşme tutarı

C/.8.52,   06 Kasım 2020 sözleşme tarihindeki kur

C/.8.60,   19 Kasım 2020  opsiyon sözleşmesi ile garanti edilen kur

C/.7.58,   19 Kasım 2020  piyasalarda oluşan kur

C/ 1.02,   Firmamız opsiyon sözleşmesi ile döviz satın almak isteseydi oluşacak

kur farkı zararı

C/.1.02  x USD.1.300.000.-  = TRL.1.326.000.- opsiyon sözleşmesinden döviz satın

alınsaydı oluşacak Konsolide zarar.

İthalatçı firma kur oynaklığının olumsuz etkilerinden korunma için yaptığı sözleşmeden dolayı, opsiyon sözleşmesindeki kurdan döviz satın alması halinde USD.300.000.- lık döviz alışı için TRL.1.326.000.- lık zarar etmesi söz konusu olacaktı.

İşte opsiyon sözleşmeleri bu günler için vardır. Firmamız, yukarıdaki örnekte zarar ediyorsa bu durumda opsiyon sözleşmesindeki cayma hakkını kullanabilir. Opsiyon ile forward sözleşmeler arasındaki en büyük farkın; forward sözleşmeler gayrikabilirücu düzenlenirken, opsiyon sözleşmeler cayma hakkını veriyor olmasıdır.

Bu durumda ithalatçımız opsiyon sözleşmesindeki kuru esas alarak işlem yaptığında zarar ediyor. Opsiyon sözleşmeler için, opsiyonu satın alan taraf ancak zarar edeceği zaman bu sözleşmeden cayıp, zarar etmekten kurtulabilir şeklinde açıklamamız vardı. İthalatçı firmamızın alacağı aksiyon mevcut opsiyon sözleşmesinden caymak ve olası TRL.1.326.000.- lık zarardan kurtulmak.

Opsiyon sözleşmesinden cayıldı.

Opsiyon sözleşmesinden cayılmasından dolayı ne elde ettiğimize bakalım;

USD.1.300.000.-  sözleşme tutarı

C/.8.52,   06 Kasım 2020 sözleşme tarihindeki kur

C/.8.60,   19 Kasım 2020  opsiyon sözleşmesi ile garanti edilen kur

C/.7.58,   19 Kasım 2020  piyasalarda oluşan kur

C/.7.58 – C/.8.60 = C/.1.02 kur farkı zararının önüne geçildi

C/1.02 x USD.1.300.000.- = 1.326.000.- opsiyondan cayıldığından dolayı bu zararın

önüne geçildi.

Opsiyon sözleşmesinde yazılı kur ile işlem yapılsaydı firma zarar edecekti, ancak opsiyon sözleşmesindeki C/.8.60 lık kur piyasada oluşan kurun üzerinde olduğundan firmamız cayma hakkını kullandı ve zarar etmekten kurtuldu.

Opsiyon sözleşmelere belli bir komisyon ödeyerek, hem kur oynaklığının etkilerini lehimize çeviriyor, hem de kendimizi olası zararın eşiğinden çeviriyoruz. Ama forward yapmış olaydık bu cayma hakkımız olmayacaktı maalesef.

İstifa dilekçesini onaylayıp işleme koyan işveren, işçiden ihbar tazminatı talep edebilir mi?

Yargıtay’a göre, “İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. madde yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve Kanun’un 17. maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar öneli tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı ödenmelidir (Y22HD.8.5.2018T., E.2017/13300., K.2018/11183).

İş sözleşmesi haklı nedenle dahi olsa kendisi tarafından feshedilen işçinin ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır (Y9HD.17.02.2020 T., E.2016/12990., K.2020/2336). Buna karşılık işçinin iş sözleşmesini haklı sebep olmaksızın ve bildirim sürelerine uymadan feshetmesi halinde, işveren işçiden ihbar tazminatı talep edebilir.

Yargıtay’ın bir kararına göre, “Davacı- karşı davalı işçi işveren tarafından iradesinin fesada uğratılarak istifa dilekçesi yazdırılıp iş akdinin işveren tarafından sona erdirildiğini iddia ederken davalı- karşı davacı işveren de işçinin herhangi bir neden göstermeden istifa ettiğini savunmuştur. Dosyadaki bilgi ve belgeler ve özellikle tanık anlatımlarından davacı- karşı davalı işçinin işyerindeki başka bir kadın çalışanla uygunsuz ilişkisine dair dedikodular üzerine işverene verdiği, haklı neden içermeyen yazılı istifa dilekçesiyle iş akdini sona erdirdiği, davacı- karşı davalının irade fesadı iddiasını ispatlayamadığı ve davacı- karşı davalı işçinin verdiği yazılı istifa dilekçesini onaylayıp işleme koyan davalı- karşı davacının da istifaya muvafakat etmesi nedeniyle karşı davayla ihbar tazminatı talep edemeyeceği anlaşılmakla davacı- karşı davalının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır” (Y9HD.03.02.2020 T., E.2017/14279., K.2020/1182).

Sonuç olarak, işçinin haklı olmayan bir nedenle iş sözleşmesini feshetmesi ve bu feshin işveren tarafından onaylanarak işleme konulması halinde, işveren işçinin feshine muvafakat ettiği için işçiden ihbar tazminatı talep edemez.

Opsiyon Kullanımı

OPSİYON

Opsiyonu genel anlamda cayma hakkının satın alınması şeklinde açıklamıştım.  Opsiyon sözleşmeler, sözleşmeyi alan kişi açısından bir yükümlülük getirmemekte, bir hak vermektedir. Bu hakkın kullanılıp kullanılmama kararı ise tamamen opsiyon sözleşmesi alan tarafa bırakılmaktadır. Opsiyon satın alan taraf belirli bir fiyat üzerinden söz konusu ürünü alma veya satma hakkını belli bir prim ödeyerek satın alır. Buna karşılık opsiyonu satan taraf karşı taraf talep ettiğinde sözleşmeye konu olan ürünü teslim etme yükümlülüğünü üstlenir. Bu yükümlülüğün doğması için opsiyon hakkının vade tarihine kadar kullanılması şarttır. Aksi halde satıcının yükümlülüğü ortadan kalkar.

NEDEN OPSİYONU KULLANMALIYIZ?

Uçakla seyahat ettiğinizi düşünün. Uçak için tüm hava koşulları uygun, rüzgar veya fırtına veya yıldırım çarpma olasılıkları hiç yok. Ne kadar keyifli bir uçak yolculuğu yapacağınızı düşünün. Sizi korkuya sokacak hiçbir hava hareketi yok. Bir de söyle bir senaryodan bahsedelim; Uçak yolculuğu yapıyorsunuz, hava koşulları uygun değil, yağmur, fırtına, şimşek, zaman zaman yıldırımın düştüğüne tanık oluyorsunuz. Neyse ki yıldırım uçağınıza isabet etmiyor. Yıldırımın bir tanesi havada giden uçağınıza isabet etse, yolcuların nasıl panikleyeceğini hiç düşünemiyorum. Dahası; uçağınız havadayken aniden türbülansa yakalanıyor ve uçağınız 300 metre civarında hava boşluğuna düşüyor, sonrasında uçağınız ani yükseliş gösteriyor ve tekrar bir türbülans ile bu sefer uçağınız 300 ila 400 metre civarında irtifa kaybedip tekrar hava boşluğuna düşüyor. İşte böyle bir yolculuk yapıyorsunuz ve uçağınız düzgün bir şekilde uçmayıp, sıklıkla türbülansa maruz kalıyor ve uçağınız bir aşağı, bir yukarı ine, çıka sizin bir saatte gideceğiniz yol adeta size bir asır gibi geliyor değil mi? Bırakın dakikaların geçmesini, saniyeler dahi ilerlemez duruma geliyor. Siz rahat yolculuk edemiyor, kalp atışlarınız, tansiyonunuz sürekli yükseliyor, sürekli uçağın düşme korkusunu yaşıyorsunuz.

Eeee kolay değil böyle bir uçak seyahatinin yapılması..

İşte döviz piyasalarındaki kurların sürekli yükselmesi ve düşmesi, kur oynaklığının gün içinde fazla olması dövizle yakından işi olan sizin gibi ithalatçı ve ihracatçılara korkulu anlar yaşatmaz mı? Tıpkı yukarıdaki uçağın türbülansa maruz kalması ve bunun sonucunda yolcuların çektikleri korku. Benzer değil mi?

Dövizin çok oynak olduğu bir havada iş yapmak kolay olmasa gerek..

Bir iş günü içinde dövizin oynaklığına aşağıdaki grafikten bakalım;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki döviz grafiğinde ithalatçı ne yapsın, ihracatçı ne yapsın? Dövizle işi olan tacirler işi gücü bırakıp sürekli dövizin hareketlerini mi kollasınlar? Dövizin oynaklığı öngörülemez ve piyasanın rahat olmadığının göstergesi niteliğindedir. Kur önce yukarı yönlü, sonra da serbest düşüşle aşağı yönlü hareket ediyor.

Bu döviz hareketlerine bir de aşağıdaki bir haftalık grafikten bakalım; bir haftada dövizin havası nasılmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir haftalık süreçte dövizin hareketi türbülansa giren uçağın akibetine benziyor. Kalp dayanmaz doğrusu. Kurlar düzgün hareket etmemiş, sürekli dalgalanmış, dış ticaret tacirlerinin aklını karıştırmış…

Son bir aylık döviz hareketine aşağıdaki grafikten bakalım. Gerçek bir döviz türbülansı yaşanmış desem yeridir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kur bu grafikte intihar etmiş. Yaklaşık 30 gün önce güne USD/TRL 8.6000 civarında başlayan Doların fiyatı adeta serbest düşüşle USD/TRL 7.5000 civarına kadar geriliyor. Çok kısa sürede % 15 civarında kurun düşmesi söz konusudur. Hareketli ayın ortalarına doğru USD/ TRL fiyatında yukarı yönlü bir hareketin olduğu gözlemleniyor ve önce % 15 civarında düşen doların fiyatı ay ortasında %8 – 9 civarında yükseliş gösteriyor. Son derece istikrarsız bir döviz hareketi. Yatırımcı, ithalatçı ve ihracatçı ne yapsın bu durumda. İş yapmayıp sürekli kur hareketlerini mi izlesin sizce?

6 Kasım 2020 tarihinde yurt dışına USD.750.000.- ‘lık mal ihraç eden bir ihracatçıyı düşünün. Doğrusu ben düşünmek istemiyorum böylesi bahtsız ihracatçıyı. İhracatçımız kendine göre gelir gider hesabı yapmış, fiyatlamasını yapmış ve

  • 6 Kasım 2020 tarihinde USD Döviz alış kuru TRL.C/8.5600 civarında. İhracatçı bu kuru esas almış ve malını ihraç etmiştir. Firma saibinin düşüncesi ihracat bedeli dövizler yurt dışından tahsil edilesiye kadar Dolar fiyatı 10 kuruş artarsa daha fazla kazanabileceğini düşünür.
  • 20 Kasım 2020 tarihinde yurt dışından dövizlerinin geldiğini ve TRL’ne çevirmek istediğini varsayarak bankadan aldığı USD döviz alış kuru TRL C/7.5600 civarındadır.

Şimdi muhasebemize bakalım;

 

06 Kasım 2020 tarihli kur     C/ 8.5600

20 Kasım 2020 tarihli kur     C/ 7.5600

Fark                                             1.0000 firma aleyhine kur farkı zararı

 

İhracat bedeli USD.750.000.- x 1.000 = TRL.750.000.- Konsolide kur farkı zararı

Para kazanmak amacıyla ihracat yapan firma hiç beklemediği bir zararı bilançosuna yazmak zorunda kaldı.

Bu firma bu kadar zarara neden katlanmak zorunda mıydı? Bence hak etmişti bu zararı. Dalgalı kur sisteminde, adeta fırtınalı havada, kurun nereden gelip nereye gideceğini, nereye savrulacağını kim tahmin edebilir. Bozuk bir havada yol alan içinde bulunduğunuz uçağınızın ne zaman türbülansa maruz kalıp irtifa kaybedeceğini bilemezsiniz. Uçağınız türbülansa kapılıp hızla aşağı doğru düşerken kalbiniz ne kadar dayanacak? Kalp krizinden gitmeniz de an meselesi değil mi?

Yukarıdaki grafiklerimize baktığımızda uçağın türbülansa kapılmasına benzer bir kur türbülansı olduğu kesin. Kâr da edebilirsiniz, zarar da edebilirsiniz. Kur oynaklığından dolayı siz zarara dolu dizgin giderken biri çıksa da size opsiyonu anlatsa, sizi zarar etmekten kurtarsa nasıl olurdu?

Opsiyondan söz ettim evet. Neden zarar edesiniz? Baktınız ki bir işten zarar ediyorsunuz opsiyonu neden devreye koymuyorsunuz?

Haftaya size opsiyonun detay kısımlarını, fiyatlandırılmasını, zarar ederken nasıl kar edeceğinizi anlatmamı istersiniz değil mi?