Buyer Network Öğrenme Merkezi, şirketlerin eğitim gereksinimleri doğrultusunda hizmet vermektedir. Platform içerisinde çalışanların eğitimi ve mesleki gelişimleri için uzaktan öğrenme imkanı sunulmaktadır.
Taşımacılık Yükleme Bilgisi (Temel) Eğitimi
Başvuru Tarihleri 16 – 26 Temmuz 2019
| İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İKİNCİ ÖĞRETİM TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROGRAMLARI | ÖZEL ÖĞRENCİ KONTENJANI |
| PERAKENDECİLİK VE MARKA YÖNETİMİ | 5 |
| TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ | 5 |
Enstitü Yönetim Kurulu’nun 11.07.2019 tarih ve 25 sayılı toplantısında alınan karar uyarınca hazırlanan Özel Öğrenci Kabulü’ne ilişkin bilgiler aşağıda belirtilmiştir.
TÜM AÇIKLAMALARI OKUMANIZ ÖNEMLE RİCA OLUNUR.
İ.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Web site: sosyalbilimler.istanbul.edu.tr
1 -Özel Öğrenci Statüsüne ilişkin ilgili yönetmelik maddesi aşağıdadır.
MADDE 15 – (1) Bir yükseköğretim kurumu mezunu veya öğrencisi olup, belirli bir konuda bilgisini artırmak isteyenler, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının onayı ile lisansüstü derslere özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Özel öğrencilik, ilgili programda doğrudan derece elde etmeye yönelik bir eğitim olmayıp süresi iki yarıyılı geçemez. Özel öğrenciler için ayrıca ders açılmaz. Özel öğrenci statüsünde ders alanlar; derse devam, eğitim ve öğretim etkinliklerine katılma dışında öğrencilik haklarından yararlanamaz. Bu öğrencilerin öğretimin yabancı dille yapıldığı lisansüstü dersleri alabilmeleri için, Senatoca belirlenen yabancı dil puanını almış olmaları gerekir.
(2) Özel öğrenci kabul koşulları ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile belirlenir.
(3) Lisansüstü programa kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemlerinde muafiyet verilen dersler, lisansüstü eğitiminde verilen derslerin %50’sini geçmemek koşuluyla ilgili enstitü yönetim kurulu kararıyla belirlenir.
2-Özel Öğrenci Kabul Edilecek Programların Listesi ve Kontenjanları için Tıklayınız.
| Özel Öğrenci Başvuru Tarihleri | 16 Temmuz 2019 – 26 Temmuz 2019 |
| Özel Öğrenci Başvuru Evrakı | 1- Başvuru Formu (Form İçin Tıklayınız.) |
| 2- Kimlik Fotokopisi | |
| 3- Mezun veya Öğrenci Olduğunu Gösterir Belge | |
| 4- Not Döküm Belgesi | |
| (Tezli ve Tezsiz Yüksek Lisans Programlarına Başvuran Adaylar İçin Lisans Not Döküm Belgesi) | |
| (Doktora Programlarına Başvuran Adaylar İçin Lisans + Yüksek Lisans Not Döküm Belgesi) | |
| 5- 1 adet fotoğraf. | |
| 6- Başvurulan programın kontenjan tablosunda belirtilen özel bir şartı var ise belgelenmesi | |
| Kabul Edilenler İçin Kesin Kayıt Tarihleri | 9 Eylül 2019 – 13 Eylül 2019 |
| Kabul Edilenler İçin Ücretler | Tezli Yüksek Lisans Programları için: |
| Dönemlik Ücret: T.C. Uyruklular: 774 TL Yabancı Uyruklular:1290 TL | |
| Doktora Programları için; | |
| Dönemlik Ücret: T.C. Uyruklular: 774 TL Yabancı Uyruklular:1290 TL | |
| Tezsiz Yüksek Lisans Programları için; | |
| 1 Ders: 1260 TL | |
| 2 Ders: 2520 TL | |
| 3 Ders: 3780 TL | |
| 4 Ders: 5040 TL | |
| 5 Ders: 6300 TL | |
| Tüm ödemeler kesin kayıt işleminden sonra yapılmaktadır. |
3 – Başvuru Sürecine İlişkin;
4 – Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan başvuru sırasında onay alınması kesin kayıt hakkı elde edildiğini göstermez. Başvuru sayısının kontenjandan fazla olması durumunda kabul edilecek adaylar, Anabilim Dalı Başkanlığı’nın yeniden görüşü alınarak ve Enstitü Yönetim Kurulu’nda görüşülerek tespit edilir.
3 milyonu aşkın kullanıcısıyla sektöründe lider konumda olan yeni nesil ödeme platformu ininal, Şok Marketler’le yeni bir iş birliğine imza attı. İş birliğini değerlendiren ininal CEO’su Ömer Suner, “ininal Kart’ları tüketiciler ile buluşturduğumuz 15 binden fazla satış noktası arasına Şok Marketler’i de ekledik. Bu noktalarda kullanıcılarımız aynı zamanda kartlarına bakiye de yükleyebilecek. Perakende ağımızı güçlendirerek ininal Kart’ı tüketicilerimiz için daha ulaşılabilir kılmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Yenilenen ininal Kart’a nakit çekim özelliği geldi
Türkiye’nin en rahat erişilebilir ve kullanımı kolay finansal aracı olarak kullanıcılara sundukları hizmetleri geliştirmeye devam ettiklerinin altını çizen Suner, “İddialı bir tasarımla yenilediğimiz ininal Kart, kullanıcılarımızın büyük beğenisini kazandı. Yenilenen ininal Kart’a yoğun talep aldığımız nakit çekim özelliğini de ekledik. Kullanıcılarımız ininal Kart’la şimdi ATM’lerden 7/24 nakit çekebiliyor” diye konuştu.
Danone Türkiye Entegrasyonu Genel Müdürü görevine ek olarak, 2017 yılından bu yana Danone Su Türkiye Genel Müdürü görevini de yürüten Gamze Çuhadaroğlu, “Danone Bitkisel Bazlı Ürünler Global Kıdemli Başkan Yardımcısı” olarak atandı. Yeni görevinde Paris genel merkezde görev yapacak olan Çuhadaroğlu, dünyanın bir numaralı bitkisel bazlı gıda markaları Alpro, Silk ve Vega başta olmak üzere, bitkisel bazlı yoğurt, süt, peynir, kahve, dondurma ve tatlıları kapsayan ürün gamının global liderliğini üstlenecek.
Üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamlayan Çuhadaroğlu, iş hayatına 1994 yılında başladı ve Genel Müdürlüğe uzanan kariyerine uluslararası şirketlerde devam etti. Danone ailesine 2004 yılında Nutricia Anne Bebek Beslenmesi Pazarlama Direktörü olarak katılan Çuhadaroğlu, 2008 yılında Nutricia Anne Bebek Beslenmesi Türkiye Genel Müdürü görevini üstlendi. Bu süreçte, 2013-2017 yılları arasında Türkiye ve Ortadoğu’dan Sorumlu Bölge Başkanı olarak çalıştı. 2015 yılında mevcut görevinin yanı sıra Danone Türkiye Entegrasyonu Genel Müdürü olarak atandı. Bunun yanı sıra, 2017 yılından bu yana Hayat Su ve Sırma şirketlerini bünyesinde barındıran Danone Su Türkiye’nin de Genel Müdürü olarak görev yaptı.
Çuhadaroğlu, uzun yıllardır kadın istihdamının artırılması konusunda liderlik ettiği ve sözcülüğünü üstlendiği çalışmalar aracılığıyla, toplumsal farkındalığın güçlenmesi konusunda da aktif olarak rol alıyor.
İşçinin belirli süreli iş sözleşmesini haklı neden olmaksızın feshi halinde, işveren hangi tazminatları isteyebilir?
Lütfi İnciroğlu
İNCİROĞLU DANIŞMANLIK DENETİM VE EĞİTİM HİZMETLERİ
4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25 inci maddelerinde işçi ve işverenin derhal fesih hakları ve fesih sebepleri düzenlenmiştir. Ancak belirli süreli iş sözleşmeleri ile çalışılması durumunda, sözleşme süresinin bitiminden önce işçi veya işveren tarafından haklı olmayan bir nedenle sözleşmenin sona erdirilmesi halinde, kıdem tazminatı hariç talep edilebilecek ek tazminatlar ile oluşacak zararların giderilmesi hususları 4857 sayılı Kanun’da değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Nitekim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.438’de,” İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir. Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir. Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz”.
6098 sayılı Kanun’un m.439’da ise, “İşçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır. İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir. Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer” denilmektedir.
Öyleyse, belirli süreli iş sözleşmelerinde, sözleşme süresinin bitiminden önce işveren tarafından haklı olmayan bir nedenle sözleşme sona erdirilirse, işçi bir yıldan fazla çalışmışsa hem kıdem tazminatını hem de sözleşmenin feshedildiği tarih ile sözleşmenin sona ereceği tarih arasındaki süre kadar bakiye ücreti talep edebilir. Şayet belirli süreli iş sözleşmesi, sözleşme süresinin bitiminden önce işçi tarafından haklı olmayan bir nedenle sözleşme sona erdirilirse, o zaman işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. Hatta işçinin aniden işi bırakması dolayısıyla işveren başka zararlara da uğramışsa, işverenin ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır”. (TBK m.439).
Değerli yöneticiler,
2019 yılını ortaladık. Tüm şirketlerimiz altı aylık verilerini gözden geçiriyor. Önümüzdeki altı aya ilişkin planlamalar ve hedefler değerlendiriliyor. Yoğun çaba gerektiren bu dönemde yöneticilerimize kolaylıklar diliyorum.
Temmuz sayımızda bir birinden ilgi çekici haber ve makalelerle karşınızdayız. Türkiye Dış Ticaret Derneği Genel Sekreteri Sn. İlfeta AKSOY ve Akpa Alüminyum Satınalma yöneticisi Sn. Özlem ŞİMŞİR ile röportajlarımızı bulacaksınız. Makaleleri ile katkı sağlayan öğretim üyesi hocalarımıza ve değerli yöneticilerimize teşekkür ederiz.
Satınalma Dergisi ve Buyer Network ailemiz günden güne büyüyor.
Her ay daha da güçleniyoruz. Siz değerli okuyucularımızdan gelen bildirimler bizleri yeni çalışmalara yönlendiriyor. Enerjimiz artıyor.
Alım Taleplerinizi ve Satış İlanlarınızı Buyer Network üzerinden yayınlayabilirsiniz. Daha fazla ticaret için Buyer Network.
Buyer Network iş ve e-ticaret ekosistemi içerisinde alım ve satım yapmak artık çok kolay. Bir dakika içerisinde firmanızı ekleyebilir, ürün ve hizmetlerinizi doğrudan satabilirsiniz. Yine aynı şekilde alım taleplerinizi sisteme yükleyebilir hızla teklif toplayabilirsiniz.
Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Ödülleri 2019
Her yıl kasım ayında düzenlediğimiz konferansımız için hazırlıklarımıza başladık. Sizler de 2019 Satınalma ve tedarik zinciri yönetimi ödül kategorileri için çalışmalarınızı başlatabilirsiniz. Buyer Network öğrenme merkezi içerisinde yer alan tüm ödül kategorilerine ilişkin formları indirebilirsiniz. Ödül kategorilerimiz;
– Genç Satınalma Yöneticisi Ödülü
– Genç Tedarik Zinciri Yöneticisi Ödülü
– Yenilikçi Satınalma Ödülü
– Tedarikçi İlişkileri Yönetimi Ödülü
– Kamu Satınalma Projesi Ödülü
– Tedarik Zinciri Yönetimi Ödülü
– Dijital Dönüşüm Ödülü
Başvuru sürecinde iletişim kurmaktan çekinmeyin. Yaz döneminin işlerinizde bolluk ve bereket getirmesini dilerim.
Stratejik Satınalma
Ahmet CORA
Dış Ticaret ve Lojistik Yöneticisi
“60 dakikam olsa, 55 dakikasını düşünmek, 5 dakikasını da aksiyon için kullanırdım. (Albert Einstein)
Stratejik kelimesi, Fransızca “stratégique” kelimesinden alınmıştır. Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığına baktığımızda “izlemsel” olarak tanımlandığını görürüz. “İzlem” nedir diye aramaya devam edersek de, karşılaşacağımız açıklama şu olacaktır: “Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol”
Yani bu doğrultuda stratejik kelimesini, “önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol için önemli/belirleyici olan” olarak ifade etmemiz hiç yanlış olmaz, diye düşünüyorum.
Yazıyı buraya kadar sabırla okuyanlar arasında, “Böyle karışık bir kelimeyi neden açıklamaya çalışıyorsun ? Pratiklerin dünyası olan ticari hayatta ne karşılığı var?” diye soranlar olabilir. Bu konuya, bazı firmaların satınalma departmanlarını, Rutin ve Stratejik olarak ikiye ayırmaya başladığını duyduğum için değinmek istedim.
“Satınalma satınalmadır, stratejik de ne ola ki ?” diye düşünenler olacaktır.
Evet, satınalma satınalmadır. Hepsinin süreçleri birbirine benzer. Yani, talep doğar, şartname uyarınca o konuda uzman firmalardan teklifler alınır ve fiyat – termin denklemi üzerinden bir firma üzerinde karar kılınıp, sipariş geçilir.
Yalnız, kelimenin anlamında da değinildiği gibi, bazı malzemeler, diğer malzemelerin yanında işletmeler için çok daha kritik olabilmektedir. Örneğin bir havayolu firması, yedek parça satın alır, yer hizmeti satın alır, tamir bakım hizmeti satın alır, personel kıyafeti, kırtasiye malzemesi satın alır, ama filosunu genişletmek için uçak satın alması bir stratejik satınalmadır.
Özellikle uzun süreli yatırım yapan firmalarda da, yatırım için hayati olan malzemeler bulunur ve bunlar işin merkezinde yer alır. Diğer malzemeler adeta bu ekipmanların etrafında sadece tamamlayıcı roller oynar. Ayrıca, toplamında 200 kalem malzeme satın alınacak bir yatırımda, ilk 10 kalemin bedeli, yatırımın toplam maliyetinin %70’i bile olabilir. Yani bu tip malzemeler hem fiyat hem işlev olarak önem taşır. Fiyat deyip geçmeyin; Bir insandaki damar ne ise, bir işletmede finansman da odur. Yani bütün yatırım planlaması firmanın finansman gücü doğrultusunda planlanır.
Bir liman yatırımında alınacak vinçler, bir konut sitesi yatırımda satın alınacak arazi, fabrika kurulumunda alınacak makineler, bir enerji santrali yatırımında alınacak türbin, eşanjör vs. stratejik satınalma başlığı altında sıralanır.
Buraya kadar stratejik satınalmada 2 kritere değinmiş olduk.
1-Satın alınacak malzemelerin hayati derecede işlevsel olması
2-Satın alınacak malzemenin bedelinin çok yüksek olması
Bunlara bir üçüncüsünü de eklemek gerekir diye düşünüyorum. O da; bu pahalı ve işlevsel malzemelerin “hangi firmadan” alınacağı.
Burada da; tedarikçi firma ile ne kadar uzun süreli bir ilişki tasarladığımız, tedarikçi firmanın bilinirliği, tarihi, bu firma yurtdışında yerleşik ise hangi ülkede yer aldığı ve ekonomi politik olarak o ülke ile ilişkilerimiz bile önem taşır. Zira belki ciddi miktarda bir meblağ, o ülkeye transfer edilecektir.
Bu sebeple de, bu tip satınalmalar firma tepe yöneticileri, hatta patronlar tarafından da takip edilmekte ve kritik bir faaliyet olarak görülmektedir.
Özetle bu kavram, ülkemizde (belki dünya genelinde de) yatırımların artması sonucu ortaya çıkmış olup, uzun süre daha satınalma dünyasının gündeminde yer alacak gibi gözüküyor.
Ahmet CORA
*Bu yazı, Satınalma Dergisi-Haziran 2018 sayısında yayınlanmıştır.

MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMENİN YOLU: POKA-YOKE’DEN GEÇİYOR…!
Prof. Dr. Mahmut Tekin
Selçuk Üniversitesi
Bölgesel Gelişme Araştırma Ve Uygulama Merkezi Müdürü
Elbette hepimiz müşterilerimizi memnun etmek üzere kaliteli ürün ve hizmet üretmek üzere çabalıyoruz… Bu amaçla en son teknolojileri kullanıyoruz… Çalışanlarımıza neredeyse her hafta eğitim veriyoruz… Sürekli işimize odaklanarak en iyisini yapmak için büyük çaba harcıyoruz… Kurumsallaşma çabalarıyla sistemli çalışma alışkanlığını kazanıyoruz… Ancak bununla birlikte işimiz her an son derece büyük dikkat ve özen göstermeyi gerektiriyor… İşimizin önemli bir kısmında insan işimizin bir parçası ve işimiz hatalara açık… Bir hata zincirleme olarak diğer hataları tetikliyor… Düşünsenize çok büyük emeklerle ve çabalarla ürettiğiniz bir ürün hatalı olduğu için müşteri tarafından reddediliyor… İmaj kaybı yaşanıyor… Müşteri kaybı yaşanıyor… Malzeme kaybı yaşanıyor… İşçilik kaybı yaşanıyor… Enerji kaybı yaşanıyor… Ve diğer kayıplar… O ürünün üretimi için harcanan onca çaba ve emek bir anda çöp oluyor… Bu durum işletmede malzeme, enerji ve zaman kaybı bir yana her şeyden önce inanılmaz bir moral ve motivasyon kaybına da yol açıyor… Son yıllarda üretimde meydana gelen hatalardan dolayı milyonlarca ürün iadesi almak ve milyarlarca tazminat ödemek zorunda kalan büyük şirketler var… Üretimde yaşanan hatalar her zaman tüm işletme için önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu hatalar önlenemediği sürece işletmenin pazarda tutunması neredeyse imkânsız… Belki de rekabet bir çeşit hatalar oyunu üzerine oynanıyor… Bu hataları önlemek için işletmeciliğin her döneminde çeşitli çalışmalar yapılarak yeni yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden birisi de Shigeo Shingo tarafından geliştirilen Poka-Yoke yöntemidir. Poka; dikkatsizlik ve dalgınlık Yoke; önleme ve yok etme manasına gelir. Poka-Yoke, dikkatsizlik ve dalgınlığı önlemek manasına gelir… Dikkatsizlik ve dalgınlık önlenirse, bunların sonucu oluşabilecek hatalarda ortadan kalkar… Shigeo Shingo tarafından yapılan çalışmalarda işletme üretim sistemlerinde operasyonel süreçlerde işçilerin dalgınlığı ve dikkatsizliği sonucu önemli kayıpların ortaya çıktığı keşfedildi. Bu kayıplar sonucu nerdeyse “bir fabrika içerisinde bir başka fabrika daha var”… Birinci fabrika asıl fabrika ikinci fabrika ise kayıplar sonucu ortaya çıkan fabrika… Kayıplar sonucu ortaya çıkan ikinci fabrikayı yok etmek üzere yöntemi Poka-Yoke geliştirildi. Poka-Yoke Japonca bir terim olup amacı; işçilerin dikkatsizlik ve dalgınlıklarını ortadan kaldıran çeşitli uyarıcı ve önleyici donanımlar kullanarak hatasız üretim yapmaktır. Örneğin; Atm’lerde para çekme işlemi için gittiğimizde dalgınlıkla parayı veya kartı unutabiliriz. Bunu önlemek üzere Atm’lerdeki uyarıcı sistem parayı ve bankamatik kartının alınmasını hatırlatması Poka-Yoke’ye örnek verilebilir… İşletmelerde özellikle çalışanların; motivasyon eksikliği, yanlış anlama, dikkatsizlik, unutkanlık, konsantrasyon eksikliği, standartların olmaması, bilgisizlik, tecrübesizlik gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanan durumlara karşı Poka-Yoke etkili bir araçtır. Bu amaçla Poka-Yoke, üretimde hata yapmayı önleyecek iyileştirmelerle otomasyon sistemleri kullanarak sıfır hatalı üretimi hedefler… Bu amaçla gerekirse kullanılan tezgaha ilave mekanizmaların eklenmesine ve/veya ürün üzerinde dizayn değişikliğine gidilebilir. Poka-Yoke işletmenin üretim sisteminde hata yapmayı önlemek amacıyla; kullanma kılavuzları, operasyon şablonları, ışıklı ve sesli uyarılar, sensörler, şalterler, ayar pimleri ve sayaçlar kullanılır… Üretim sisteminde Poka-Yoke yöntemine göre yer alan bu donanımlar işgücünden kaynaklan bir hata sonucu ortaya çıkabilecek hatalı üretimi önlemek üzere sistemin kontrol edilmesi sonucu uyararak makineleri kapatma ve durdurma işlemlerini yapar… Poka-Yoke bunun için mümkün olduğu hataları önleyici yenilikçi çalışmaları destekler…
Müşteriyi memnun etmeyen her süreç, işlem, hizmet ve ürün mutlaka hatalıdır… Bunu önlemenin yolu hatalara neden olan faktörlerin nedenlerini araştırarak bunları önlemektir.. Hata; yanlış, kusur ve yanılgı manalarına gelir… Hata; kişinin istemeyerek veya bilmeyerek yaptığı yanlıştır… Bu yanlış; davranış, tavır, hareket ve operasyon şeklinde olabilir… Hatalı yapılan iş ve işlemlerin sonucu da hatalı olur… Hatalar; bilmemekten, düşüncesizce hareket etmekten, dikkatsizlikten, yorgunluktan, deneyimsizlikten, beceriksizlikten ve motivasyonsuzluktan kaynaklanabilir… Bunun için işlem, sistem, hizmet ve ürün tasarımını önceden düzenleyerek kusurları ve yanlışları önlemek… Ürün ve hizmetlerin standarda uygun olmaması sonucu meydana gelen değişiklik hatalara neden olarak kalitesizliğe yol açıyor…
Peki bu değişkenlikler neden kaynaklıyor…? Değişkenliklerin en önemli nedeni üretimde yapılan işgücünden kaynaklanan hatalar… Kaliteyi yükseltmek için değişkenliğe yol açan hataları azaltarak sıfıra indirmek gerekir. Bu değişkenliği sıfırlamayla standarda uygun üretimle ortaya çıkan kalite sürekli gelişme sonucu artan performansa göre oluşur. Hataları sıfırladığımız zaman, kalite yükselir. Kalitenin yükselmesi “Deming Tepkimesi”ni sağlar. Bunun için öncelikle ürün, hizmet ve sistem tasarımının geliştirilmesiyle birlikte standartlara uygun üretim yapılarak üretimdeki sapmalar ve belirsizlikler önlenerek kalitesizliğe yol açan sapmalar önlenecektir. Böylece Deming’in “zincir tepkimesi‟ ne göre kalitede yapılan iyileştirmeler sonucunda sıfır hatalı üretim yapılabilecektir. Poka-Yoke’nin temel fonksiyonları; 1) Durdurma işlemleri, 2) Kontrol işlemleri ve 3) Uyarı işlemleridir… Poka-Yoke’nin uyarı fonksiyonu ses ve ışık yardımıyla görevlileri hatanın meydana geldiğini haber vererek uyarır. Poka-Yoke’nin uyarı amacıyla çeşitli algılama cihazları kullanılır. İşletme üretim sistemi, fabrika ve atölyede ortamın algılanması ve sistemin denetimini için; ışın algılayıcısı, elektronik foto anahtarlar, mesafe anahtarları ve benzeri diğer cihazlar cihaz kullanılır. Bu cihazlar ortamda ısı, ışık, koku, ses, nem, hareket, basınç, sıcaklık, elektrik gücü ve benzeri çıktıların algılanmasına yönelik olarak çalıştıklarından denetim işlemi herhangi bir fiziksel temas olmaksızın otomatik olarak yapılır… Uyarı amacıyla kullanılan dokunma anahtarları, açma-ve kapama anahtarları, şalterler ve benzeri sistemler çalışanların, ürünlerin veya makinelerin fiziksel temasına göre çalışırlar. , ve duyarlılık cihazları şeklinde uygulanabilmektedirler Fiziksel temasa dayalı cihazlar; fiziksel koşullarda ortaya çıkan değişikleri algılama özelliğine sahiptirler. Bu üç aşamadaki işlemlerle kalitenin geliştirilmesi sonucunda; verimliliğin artışı, maliyetlerin azalması, fiyatların aşağı düşmesi, pazar payının artması, işletmenin sürekliliğin sağlanması, ekonomide yeni iş ve istihdamın sağlanması da mümkün olur…
Hataları önlemek için ne yapmalıyız…?
Bunun için işe öncelikle çalışanlardan başlamalıyız. Onların sürekli işbaşında ve kurum dışında alınan eğitimlerle gelişmelerini sağlamalıyız… Eğitim bir işletmede çalışanlar için başta dikkatsizlik ve dalgınlık sonucu olmak üzere diğer hataları önlemede çok önemli işleve sahiptir. Çalışanların özellikle işletmedeki çalışma kılavuzları, makineleri ve araçları kullanma talimatları, bakım talimatları, operasyon şablonları kullanma, işçi sağlığı ve iş güvenliği, ışıklı ve sesli uyarılara uygun çalışma gibi konularda eğitimleri işlem ve süreç hatalarını önleyecektir. Ayrıca çalışanlara verilecek; iş başı eğitim, işe alışma eğitimi, işi geliştirme ve ustalık eğitimi, yeni teknolojilere ve sistemlere uyum eğitimi, motivasyon, takım çalışması, yenilik, liderlik, kalite yönetimi gibi eğitimlerle üretimde ortaya çıkabilecek hatalar önlenecektir… Sürekli değişen koşullara bağlı olarak her kişi için eğitimin artan önemiyle birlikte artık bir ömür boyu süren iş ve kariyer modelleri yerini sürekli değişen farklı iş ve kariyerlere uyumu öngören “üniversiter modele” bıraktı… Üniversiter modelde her şirket bir üniversite birimi olan; enstitü, fakülte ve yüksekokul gibi öğrenme merkezli oluyor… Burada asıl olan; öğrenme… Öğrenmeyi öğrenme… Ve öğrenmeyi öğretme… Öğrenme; kişinin ortaya çıkan belli durumlara uyum gösterebilmek ve sorunları çözmek üzere davranış geliştirme ve yenilerini edinme yeteneği… Öğrenme her gün değişen koşullara göre ortaya çıkan yeni iş kolları ve mesleklere göre işletmenin işgücü ihtiyacını karşılamak için önemli… Örneğin; ülkemizde önceler 8 bin meslekle ilgili iş tanımı yapılıyordu… Şu anda iş tanımı yapılabilen 12 bin meslek var… AB ve ABD’de iş tanımı yapılabilen 34 bin meslek var… Bu durum bize iş hayatında meydana gelen gelişmelerle birlikte yeni mesleklerin ortaya çıktığını göstermektedir… Bu mesleklere göre işletmenin kariyer ve mesleki yapılandırmasını tasarlaması gerekir…
Sistemle ilgili yapılması gerekenler…
Sistemin dikkatsizlik ve dalgınlık sonucu ortaya çıkabilecek hataları önleyebilmesi için öncelikle süreçlerle ilgili iş akışını kontrol ederek uyarı vermesi gerekir. Bu bağlamda özellikle işletme üretim sistemi içerinde otomasyona giderek; ışıklı ve sesli uyarılar, sensorlar, şalterler, ayar pimleri ve sayaçlar kullanılarak işgücü hatalarını önleyecek mekanizmalar uygulamaya konulur. Sistemin devamlılığını sağlamak üzere çalışanların iş ve süreç akışıyla ilgili kullanma kılavuzlarına göre operasyon şablonlarını kullanarak standart davranışları kazanmaları sağlanır. Ortaya çıkan hataların % 85’inin sistemden, %15’inin çalışanlardan kaynaklandığı düşünülürse; sistemin çalışanların dikkatsizlik ve dalgınlığı sonucu ortaya çıkabilecek hataları önleyici bir şekilde çalışması gerekir. Poka-Yoke’nin çalışma sistemi hataları önlemek üzere ilk aşamada hatanın kaynağının belirliyor… Böylece oluşabilecek herhangi bir hata sonucu ortaya çıkabilecek kusurlu ürünün müşteriye ulaşmadan hata kaynağı belirlenerek kontrol altına alınıyor. Hataları önlemek üzere ürünle ilgili olarak ortaya çıkabilecek standartlara uymama sonucu değişikliğin önlenmesi amacıyla tamamen kontrolü amacıyla cihazların kullanılması. Kontrol sonucu ortaya çıkan hataların önlenmesi amacıyla gerekli önleyici faaliyetler yapılır. Gerek sistemden kaynaklansın gerekse çalışandan kaynaklansın öncelikle hataların ayrıntılı analiz edilmesi gerekir… Çalışanların dikkatsizlik ve dalgınlık olarak sınıflandırılabilecek hatalara arasında; kasıtlı olmayan dikkatsizlik hataları, unutkanlık sonucu ortaya çıkan hatalar, kararsızlık ve yavaş davranma sonucu oluşan hatalar, standartların eksikliğinden sonucu ortaya çıkan hatalar, yanlış anlama ve teşhisten kaynaklanan hatalar, hatalı alışkanlık sonucu ortaya çıkan hatalar, konsantrasyon ve motivasyon eksikliği sonucu ortaya çıkan hatalar, sonradan farkında olunan hatalar, farkında olunmayan hatalar… Bu hatalar işgücünün; yoğun çalışması, deneyimsizliği, bilgisizliği, konsantrasyon ve motivasyon eksikliği, yorgunluğu ve bıkkınlığı sonucu ortaya çıkabilir… Tüm bu hataların önlenmesi amacıyla Poka-Yoke sistemi kurulur…
Süreçle ilgili yapılması gerekenler…
İşletmenin üretim sistemine baktığımız zaman; çalışanlar, sistem ve süreçlerin iç içe olduğu görülecektir. Bu bağlamda süreç işleyişi ve yönetimi sistem ve çalışanlara bağlı olduğu gibi sistem ve çalışanlarda sürece bağlıdır… Süreç içerisinde ortaya çıkabilecek hataları önlemek amacıyla kavramların doğru anlaşılması için standartlaştırılarak tanımlanması gerekir… Ancak hızla sınırları, iş hacmi ve yoğun bilgi akışı olan küresel bir dünyada bu mümkün olamıyor… Standardın kelime anlamlarında birisi de “fikirde birliktir”… Bir iş ve işin süreçlerinde anlama ve anlamaya bağlı olarak algılama uygulamanın temelidir… Çalışanlara standart davranış kazandırarak ortaya çıkabilecek dikkatsizlik ve dalgınlığa bağlı hatalar önlenebilir… Süreçle ilgili işlemlerin açık ve net bir şekilde operasyon şemalarıyla gösterilmesi gerekir. İşletmede herkesin aynı işlem dilini kullanarak süreçlerde ortaya çıkabilecek hataları sıfırlaması gerekir… Şayet konuşulan ve uygulanan operasyon dili arasında fark ve açıklık varsa standarttan sapma olacağı için hatalar, yanlış anlamalar ve uygulamalar olacaktır… Bunu önlemek için örneğin; her meslek için standartlar kapsamında kavramlar tanımlanmıştır… Süreç hatalarını önlemek üzere, süreçleri kalite odaklı tasarlayarak kaliteyi süreçlerin içine yerleştirmek önemli bir adımdır… Böylece kaliteli süreçlerle sistemde oluşabilecek hatalara baştan önlenebilecektir… Buna rağmen herhangi bir hata yapılmış olsa bile ürünlerin % 100’ü kontrol edildiği için üretim süreçlerine bağlı olarak sistemde kusurlu üretim yapılmayacaktır… Süreç katma değerli değilse, sonuçta katma değerli olmayacaktır…! Katma değeri olmayan ve düşük katma değerli tüm işler için durum böyledir… İşin içeresinde israf, fire ve hata var demektir… Hataları süreçler maliyetli olduğu için katma değeri düşüktür… Poka-Yoke hatalı olarak israfa yol açan süreç ve ürün/hizmeti yok etmeye çalışır… Bütün süreçlerdeki hatalar sonucu oluşan tüm katma değersiz çalışmaları ortadan kaldırmak…. Böylece değişkenliği azaltmak, daha kaliteli ve daha verimli üretmek… Ancak bununla birlikte şirkette yaşanan; süreç sesinin dinlenmemesi, müşteri sesinin dinlenmemesi, kültürel değişime uyum sorunları, stratejinin eksikliği, eğitim eksikliği ve üst yönetimin liderliğinin olmaması sonucu önemli israf, hata ve kayıplarla karşılaşılacaktır… Sürecin hatasız olarak gerçekleştiği doğada arı kolonisi Poka-Yoke’ye iyi bir örnektir… Arı kolonisinde süreçler mükemmel bir şekilde yönetildiği için hatalar olmaz… Arıların diğer arılarla kovandan çiçeğe ve çiçekten kovana giderken haberleşerek onları doğru kovana gitme doğru şekilde çalışma konusunda uyararak doğru davranış standartları mesajları verdikleri gözlenmiştir… Arı kolonisi arıların kovandan çıktıktan sonra en kısa şekilde kovana tekrar dönmesini hedefler… Arı kolonisi gelişime dayalı olarak arıların sürü olarak süreçlerini doğru yönetmek üzere sürü zekâsı temelli olarak çalışır… Bu örnekte süreç yönetiminde hata sıfırlanmıştır… Poka-Yoke yöntemi Kaizen’in önemli bir parçasını oluşturur. Örneğin; Poka- Yoke çalışmalarına göre yeniden düzenlenen bir montaj hattında hata oranları ise %50’den fazla azalma ve verimlilikte ise %80 oranında artış sağlanıyor. Poka-Yoke çalışmaları sonucu Kaizenle birlikte işçilere yetki verme, çalışan memnuniyetini artırma, başarıyı kolaylaştırma ve işe saygı duymayla birlikte performansta sürekli gelişme ve kalitede iyileşme oluyor…
Yönetimle ilgili yapılması gerekenler…
Yönetim her şeyden önce karar verme süreçlerinden oluşur… Karar verme sürecinde yöneticilerin tüm bilgilere sahip olarak doğru kararlar verebilmesi önemlidir. Çalışanların sistem içerisinde süreçleri doğru yöneterek hataları önleyebilmesi için standart yönetim ve yönetici davranış kalıplarının çalışanlara ve orta kademe yöneticilere kazandırılması gerekir. Şirket yönetimi bağlamında yöneticinin dikkatsizlik ve dalgınlıkla hatalı ve öngörüsüz karar vermesi her şeyin sonu demek… Ayrıca yönetim süreçlerinin hatasız olarak tasarlanması da gerekiyor… Yönetim tarafından hataların kaçınılmaz olarak ortaya çıkabileceği kabul edilse bile; süreçlerin içerisine kalite ve kalite kontrolü yerleştirilerek, uyarıcı ve önleyici araçlarla sistem desteklenerek bütün hatalar yok edilebilir… Poka-Yoke yöntemi bir yalın üretim sistemidir. Yalın üretim daha az; zaman, stok, çalışan ve sermaye kullanarak daha fazla üretim yapılmasını sağlar.
Hataları önlemenin bir başka yolu da işleri mümkün olduğu kadar otonomasyon ile yapmaktır. otonomasyon kavramının otomasyon kavramıyla yakın bir ilişkisi vardır. Otomasyon; işlerin insan emeği olmaksızın kendi kendine çalışan araçlarla yapılmasıdır… Otomasyon kavramı, otomatik kavramından türetilmiş olup manası, kendi kendine çalışan demektir. Otonomasyon ise otomasyonu kapsar ve daha geniş bir kavramdır… Otonomasyon = Poka-Yoke + Andon + Otomasyon + Operatörler… Otonomasyonda, operatörle makinanın uyumlu çalışmasını sağlamak üzere işler birbirinden ayrılır… Otonomasyon kavramı içerisinde Poka-Yoke’nin önemli bir yeri vardır. Otonomasyonda sisteme operatörün, uyarı ve denetim araçlarının hatayı önlemek üzere müdahalesi vardır. Bu amaçla otonomasyon üretim sürecinde; ürün uygun üretilmediyse çevrimin durması, uygun parametreler yoksa çevrimin durması, otomatik çevrim, sistemde veya üründe beklenmeyen değişiklik durumunda sesli, ışıklı alarm ile uyarı olması, otomatik ürün doldurma ve boşaltma, otomatik malzeme besleme, her çevrimde üretim sürecine ve ürüne bağlı bekleme.
Günümüzde Poka-Yoke yöntemini kullanarak kaliteleriyle dünya çapında başarılı olmuş şirketlerin başarısı ortada… Toyota, Mercedes-Benz, Nissan ve Fiat gibi… İşletme sisteminde dikkatsizlik ve dalgınlıkla ortaya çıkan hatalar çoktur… Örneğin; otomotiv yan sanayinde motor pistonu üreten bir şirkette büyük boy otomobil motor pistonu kutusuna yanlışla küçük boy motor pistonu konuluyor. Ürün kontrol edilirken gözden kaçıyor ve ihracat yapılan ülkeye gidiyor ve ürün iade işlemiyle tekrar geri gönderiliyor… Böylece hatalı ürün ambalajı sonucunda işletmenin; zaman, imaj, para ve müşteri kaybı oluyor… Konuyla ilgili başka bir örnek verelim; bir şirketin ambalaj bölümünde çalışan kişiler bir Tır dolusu ürünü İzmir’e göndermeleri gerekirken yanlış yazarak İzmit’e gönderiyorlar… Elbette bir harfin yanlış yazılması sonucu yaşanan; zaman, para, müşteri ve imaj kaybı… Bu örneklerde sadece çok basit olarak ortaya çıkan basit bir paketleme ve adresleme hataları… Oysa üretim sürecinde örneğin; motor piston üretimde ortaya çıkabilecek; döküm ısı derecesi, ortamdaki nem, alüminyumun hammadde standardına uymaması sonucu ortaya çıkan gibi dökümle ilgili hatalarda var… Pistonla ilgili; çapak alma ve işlem hataları, yüzeyde ortaya çıkabilecek çizik ve pürüzler gibi işçilik hatalarda ortaya çıkıyor… Eksik işlem uygulama, yanlış ve tekrar işlem yapılması gibi sistemle ilgili denetimsizlik sonucu oluşan hatalarda oluşuyor… Malzeme, işçilik ve süreçlerin standarda uygun olmaması sonu oluşan kalite hatalarda meydana geliyor… Yönetimin yeterli pazar analizi yapmadan satılmayan veya sürümü az ürünleri üretme hataları da var… Kısaca her yer hatalarla dolu ve çalışanlar her an hata yapabilir. Hatalar sonucu ortaya çıkan finansal yükler… Belirsizlik ve karmaşa ile birlikte riskin artarak bundan beslenen postmodern üretim ve pazarlamanın yaşandığı küresel bir dünyada piyasada her şeyi mükemmel kalitede üretiyor olsak bile aşırı değişkenlik ve karmaşa sonucu her an hata yapabiliriz…
Poka-Yoke; durdurma, kontrol ve uyarı işlevleriyle sıfır hata hedefini sağlayan bir kalite aracıdır. Örneğin; Toyota üretiminde Andon uyarı sistemine göre hatalı bir işlem, parça ve süreç varsa tüm sistem anında durmaktadır. Toyota tarafından geliştirilen Andon sistemi yine bir uyarı aracı olarak kullanılır. Andon sisteminin hedefi üretim hatlarını kontrol ederek oluşan sorunları ortaya çıkararak hataları önlemektir. Bunun için sistemi durdurmak gerekir. Sistemin durması sonucu ve beklemeler sonucu ortaya üretim kayıpları çıkmakla birlikte sorunun çözümüyle birlikte üretimin devam etmektedir…. Poka-Yoke bu bağlamda alt amaçları olarak; oluşan hataları bulma ve muhtemel hataları önleme amacına yönelik olarak çalışır. Bunun içinde hataları bularak önleyecek bir sistemin kurulması ve buna uygun şirket kültürü oluşumuyla birlikte şirket iklimi oluşumu esastır… Şirkette hatalar çok önemli bir israf kaynağıdır… Hataların önlenmesiyle birlikte; işgücü, enerji, kaynak, malzeme, zaman israfları önlenecektir. Ayrıca müşteri kayıplarının ortadan kalkmasıyla birlikte çalışanların moral ve motivasyonları artacak ve işletmenin marka değeri yükselecektir.
Şirketin hangi kademesinde olursak olalım bir yönetici olarak bizler koşulsuz olarak müşteriyi memnun etmeliyiz… Bu amaçla işletmede mevcut kaynakları ve personeli en iyi biçimde kullanarak işletme amaçlarını gerçekleştirmek için hatasız olarak etkin ve verimli çalıştırmak zorundayız… Bunun içinde hata yapma lüksümüz yok…! Mevcut duruma baktığımız zaman akıllı olarak yönetilen iş, işlem ve süreçlerdeki yeni geliştirilen akıllı ve zeki Poka-Yoke araçlarıyla insana bağlı olarak ortaya çıkabilecek öncelikler sonucu oluşan hatalar neredeyse sıfırlanmıştır… Akıllı bilgi çağında her şey daha akıllı olarak yapılıyor… Daha değerli… Daha kaliteli… Daha hızlı… Daha yenilikçi… Daha farklı… Ve de daha rekabetçi… Akıllı olan her şey aynı zamanda yalın olarak da yapılıyor… Her şeyi sıfır hata, sıfır zaman kaybı, sıfır stok, sıfır kırtasiye ve sıfır kaynak kaybı ile yaparak… Unutmamalıyız ki işimizin en önemli parçası insan… Ve insanda her an hata yapabilir… Poka-Yoke insan hatalarını önleyen önemli bir metot… İşimiz en önemli parçası yöneticilik ve yönetim… Parayı, malzemeyi, makineyi ve en önemlisi insanı yönetmek… Yöneticilikte insanı, yönetme sanatı ve bilimidir… Yani; insanı ikna ederek onu hatasız bir şekilde çalıştırmaktır… Ve onun davranışlarını geliştirerek hataları önleyerek müşteri memnuniyetini sağlamaktır… Dünyanın en zor işi olan yönetim sanatının sanatçısı ancak operasyonel süreçleri hatasız bir şekilde yönetebilen çok değerli tecrübelere sahip olan kişilerden çıkıyor…! Yöneticilik, hangi kademe de olursa olsun yönetim işini başarılı bir şekilde hatasız olarak yapabilmek… Bu da büyük ölçüde etik liderlik ve bireysel değerleri açığa çıkaran yenilikçilik ve yaratıcılık kültürüne sahip örgüt iklimiyle yaşanan tecrübeleri sonraki kuşaklara aktararak yaşamasını sağlamakla mümkün olabiliyor… Teknoloji işimiz kolaylaştırıyor, ancak hataları tek başına önlemiyor… Hataları önleyen ve hatasız iş yapabilme tecrübesi hiçbir yerden satın alınmıyor… Öğrenme maliyetleri çok yüksek olan bu süreçler, ancak yaşanarak öğreniyor… Ya da yaşamamak üzere geliştirilmiş Poka-Yoke gibi yöntemleri kullanarak hatasız iş yapabilmekle… Hangisi… ? Tercih sizin…! Tercihiniz ne olursa olsun artık buna göre kararlarınızı gözden geçirerek hataları ve israfları yok etmenin tam zamanı olsa gerek…! Sevgiyle, sağlıcakla kalın…!
Prof. Dr. Mahmut Tekin hocamızın bu makalesi SATINALMA DERGİSİnde yayınlanmıştır. 2019.
Gerek dış ticaret firmaları, gerekse bankalar dış ticaret departmanlarında yeterli miktarda işgücü bulundurması ve çalışanlarına doğru eğitimleri verilmesi operasyonel risklerin önlenmesi açısından önem arz etmektedir. Verilen eğitimlerin belirli periyodlarda tekrarlanarak, bilgilerin daha güncel hale getirilmesi olmazsa olmazdır. Bildiklerimiz maalesef ki bizlere yeterli gelmeyebilir.
Uluslar arası Ticaret Odaları (ICC – International Chamber and Commerce) dış ticarette yaşanbilecek karışıklıkların giderilmesi ve dış ticaretin tarafları olan;
Sorumluluklarını belirleyerek, bir takım kuralların yer aldığı broşürler çıkartmış ve risklerden korunmak veya en azından azaltmak adına tarafların broşür kurallarına uymalarını ve bu yolla risklerin azaltılabileceğini tavsiye etmiştir.
Gerek bankalar, gerekse dış ticarette yer alan taraflar basiretli ve iyi niyetli davranmak, yeterli özeni göstermek durumundadırlar. Uluslar arası Ticaret Odaları’nın kurallarının taraflarca bilinmesi dış ticarete ilişkin risklerin azaltılmasında önemli rol oynayacaktır. Ayrıca söz konusu kuralların bilinmesi personelin gelişimi açısından önemli olabileceği gibi hata yapma riskini de azaltacaktır. Dış ticaret ile uğraşan personelin görev ve sorumlulukları, yaptıkları işlemler konusunda bilinçlendirilerek uluslar arası platformlarda riski sorgulayan, konusuna hakim olacak şekilde eğitilmeleri gerekmektedir.
Alınacak eğitimler sayesinde;
daha dikkatli hareket edeceklerdir.
Dış ticaretin bir tarafında ithalatçı ve ihracatçılar bulunurken, diğer tarafında ise bankaların var olduğu, bankalardaki dış işlemler servislerinde çalışan personelin hem dış ticaret kurallarını, hem de borçlar ve kefalet hukukunu iyi bilmeleri önem arz etmektedir. Zira banka personeli bir poliçeye aval kaşesi bastığında bankayı müşterek borçlu, müteselsil kefil durumuna sokmaktadır. Ciro niyeti ile bir poliçenin arka yüzü yerine, poliçenin ön yüzüne kaşe basıp bankayı risk ve sorumluluk altına sokacak yetkililerce imzalanması, poliçeden doğan hakların devir ve temliki yerine, poliçede yazılı rakamı ödemeye yükümlü bir taraf haline gelebilecektir. Böyle bir durumda bankalar düşünce olarak farklı ancak şeklen doğru olan işlemden doğan bir sorumluluk ve borç yükü almış olacaklar. Poliçede imzası bulunan borçlunun borcu için bankalar aval vermekle bu borcun zamanında ödeneceğine dair garanti vermiş olacaklardır.
Bankaların dış ticaret biriminde çalışan personellerin, şubenin pazarlama ve satış kadroları ile birlikte müşteri ziyaretleri yapması, müşterilere güven olgusu sağlayacağı gibi şubede yaşanılan problemlerin ne olduğunun algılanması açısından önemli bir adım olacaktır. Banka müşterilerin bilinçlendirilmesi, işlemlerin sadece banka personelinin bilgisine ve tecrübesine dayalı yürümesini engelleyecektir. Müşterilerin bilgi sahibi olması, operasyonel olarak oluşacak pek çok riskin, işlemler bankaya gelmeden önce çözülmesine sebep olacaktır. Bu sebeple, bankalar müşterilerine yaptıkları işlemler ile ilgili eğitim vermesi, müşterilerin kendilerine düşen sorumluluğu bilmesine ve iki tarafın daha dikkatli ve sorumlu davranmasına sebebiyet verecektir. Bu durum, işlemlerde yaşanan hataların minimize edilmesine olanak sağlayacaktır.
Bir başka bir risk de, bir dış ticaret firmasının banka personelinden daha fazla bilinçli ve bilgili olması, kendi bilgileri çerçevesinde banka personelini kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmesi, banka personelinin her konuda dış ticaret firmasının elemanına güven duyması riskin koşa koşa geldiği anlamına gelir. Bilinçsiz ve bilgisiz, kendin yetiştirememiş bir kişiyi ikna etmek, yönlendirmek ve hatta kandırmak oldukça kolaydır. Bilgisizliğin vardığı son nokta risk değil midir?
Dış ticaretteki risklere göz atıldığında ilk etapta sayabileceğimiz riskleri şu şekilde sıralamamamız mümkündür;
Riskler bu kadarla sınırlı mıdır sizce?
Her zaman söylediğim bir söz vardır;
“Dış ticaretteki en büyük risk alıcı ve satıcının karşılıklı niyetleridir”
Gerek alıcı, gerekse satıcıda niyetler bozulmuşsa, yukarıda sayılan tüm risklerin pek fazla bir önemi kalmıyor. İlk sırada niyetleri saymak yerinde olur. Alıcı veya satıcının olumsuz niyetleri olması halinde mutlaka dış ticaret süreci içinde bir problem çıkması olasıdır. En güvenli ödeme şekillerinden biri olan gayrikabilirücu teyidli akreditifli satış yapılsa da, alıcının iyi niyetli olmaması halinde, satıcının mal bedelini alması ciddi anlamda sıkıntıya düşecektir. İyi niyetten yoksun her ticaret işleminin sonucu hüsrandır. Gayrikabilirücü teyidli akreditif bazında işlem yapılsa da, sadece alıcı değil, satıcıdan kaynaklanan problemlerin olabileceği tabiidir. Bu problemlerin neler olabileceği konusundaki görüşlerimizi yazımızın ilerleyen bölümlerinde detaylı bir şekilde ele alınacaktır.
Dış ticaretteki risklere sırasıyla göz atalım;
FİYAT RİSKİ
Bir malın ihracatçı tarafından sabit bir fiyatla alınıp değişken bir endeksle dünya pazarlarında satılması veya değişken fiyatla alınıp, sabit fiyatla satılması olağandır. Bu arada geçen süre zarfında fiyatlarda bir değişme olursa, ihracatçının veya ithalatçının kâr oranları değişecektir. Örneğin: vadeli olarak yapılan ihracatta, eğer kurlar değişirse ihracatçı veya ithalatçı firmanın bu işlemden dolayı kârları etkilenecektir.
Hem imalat, hem de ihracat yapan bir firmanın imalatta kullandığı ham maddelerini peşin olarak aldığını, hammaddeyi mamul hale getirmek için bir takım işçilik, katma değer, ilave masraf, işletme giderlerini de ilave ettikten sonra mamul olan emtialarını da değişik vadelerde sattığını düşünün. Bu firma hammaddeyi peşin aldı ve işlenmiş ürünü vadeli sattı. Sattığı ürünün bedelini tahsil ettiği zaman, tahsil ettiği para ile tekrar hammadde almak isteyen firma muhtemelen hammaddeyi farklı fiyattan alacaktır. Burada firma peşin hammadde alıp, vadeli ürün sattığında adeta kendi kaynakları ile piyasayı fonlamış olacağı gibi fiyat riski ile karşı karşıya da gelecektir.
Fiyat riski için altın ve petrol fiyatlarına ait iki farklı grafik incelendiğinde emtia fiyatlarının sabit kalmayıp, sürekli yukarı veya aşağı yönlü hareketler göstererek ama konsolide olarak bakıldığında bu fiyatların sürekli yukarı yönlü hareket ettiği, bunun sonucunda da fiyat riskinin her zaman var olabileceği tabiidir.
Döviz riski / kur riski
Döviz riski, belli etkenlerle (siyasal olaylar, ödemeler dengesi açığı, mevcut yönetim tarafından alınan kararlar vb.) ulusal para birimlerinin yabancı paralar karşısında değerinde meydana gelebilecek olumlu veya olumsuz değişimlerdir. Döviz riski, döviz kurlarında meydana gelen değişimlerden dolayı firmaların bilânçoları veya yatırım portföyleri üzerinde kâr veya zarara neden olmak suretiyle ortaya çıkmaktadır. Kur hareketlerinden dolayı bilançolarda oluşan kârlar aldatıcıdır ve firmanın işletme faaliyetlerinden kaynaklanan kâr değildir. Bilhassa yabancı para üzerinden vadeli alım veya satış yapan firmalar, ileri tarihteki döviz kurlarının akibeti hakkında tahmin üzeri karar aldıklarında, enflasyonist bir ülkede büyük olasılıkla zarar edeceklerdir. Zayıf olasılıkla kâr edebilirler. Dövizli işlemlerde ileri tarihli kurların akibeti için tahmin üzeri alınan kararlar döviz riski, kur riskini de beraberinde getirir.
Kur riski adına çeşitli nedenler saymak mümkündür;
1994 – 2000 YILLARI USD / TRL DEĞİŞİM GRAFİĞİ
Kaynak : TCMB
Yukarıdaki grafiğe bakıldığında 1994 yılına kurlarda izlenen sakin ve yatay görünüm, 1994 yılının ilk yarısından sonra kurlarda bir sıçrama olmuştur. Sonraki yıllarda yine stabil bir kur hareketi olsa da bu durum1996 yılına kadar devam etti. Ancak 1996 yılından başlayarak kurlar yukarı yönlü hareketliliğini sürdürmüştür. Bilhassa 1999ve 2000 yıllarına gelindiğinde kurların ciddi anlamda risk oluşturduğu dikkatlerden kaçmamıştır.
1999 – 2007 yılları USD / TRL DEĞİŞİM GRAFİĞİ
(kaynak : TCMB)
2000’li yıllarda devam eden kurlardaki yukarı yönlü hareket 2001 yılının ilk çeyreğine kadar devam etti.2001 yılı ilk çeyrek sonrası kurlarda ciddi anlamda yukarı yönlü sıçramalar devam etmiş ve yaklaşık % 150 gibi kırılması zor bir rekorla kur yukarı doğru hareketini sürdürmüştür. Kurların yukarı yönlü hareketi adeta 2001 yılı boyunca piyasaları rahatsız eder düzeyde hareketliliğini sürdürmüştür. Kurların yukarı yönlü hareketliliği ihracatçılar ve döviz geliri olan firmalar için bulunmaz bir fırsat gibi görünse de ithalatçı firmalar için kara günlerin yaşanmasına neden olmuştur.
2000’li yıllarda başlayan dövizdeki yukarı yönlü hareketlenme, ilerleyen yıllarda da devam etti. 2008 yılının üçüncü çeyreğindeki yukarı yönlü hareket 2009 yılının ilk çeyreğinde de devam etti.
2018 – 2019 yılları USD / TRL DEĞİŞİM GRAFİĞİ
(kaynak : TCMB)
Yakın tarihten bir grafik daha inceleyelim. 2018 yılı ilk çeyreğini sakin geçiren döviz fiyatları ikinci çeyrekte hareketlilik göstermiştir. Yukarı yönlü hareketliliğini sürdüren döviz fiyatları bilhassa 2018 yılının üçüncü çeyreğinde tepe noktasına erişmiş, 2018 yılının ilk günlerindeki döviz fiyatı ile kıyaslandığında 2018 yılının üçüncü çeyreğinde döviz fiyatının eriştiği kur fiyatının kıyaslanması yapıldığında % 83 civarında kurun artmış olduğu gözlemlenebilir. Ansızın oluşan kur riski dış ticaret yapan ithalatçı firmalarına soğuk duş etkisi yaratmıştır.
1999 – 2005 YILLARINA AİT EUR / USD PARİTESİNE AİT GRAFİK
Kaynak : TCMB
Yukarıdaki grafikte ise kur riskinin farklı bir boyutu EURO / USD paritesine ait bir grafik olup 1999 yılının başlarında EUR / USD paritesi1.1793 civarında iken 2000’li yılın son çeyreğinde EUR / USD paritesi 0.8298 civarına kadar düştükten sonra 2005 yılı başlarında ise EUR / USD paritesi 1.1369 civarına kadar değişim göstermiştir. Grafikten de anlaşılacağı üzere 1999 – 2000 yılı içerisinde EURO üzerinden satış yapan ihracatçı EURO / USD paritesi dolayısı ile risk taşımış ve zarar etmiştir.
Faiz riski
Faiz riski, faiz oranlarında ortaya çıkan değişimlerden dolayı karşılaşılan risk olup, bu risk; herhangi bir yatırımdan beklenen getiriyi olumlu veya olumsuz etkilemekte veya firmaların yaptığı borçlanmalar üzerinde etkili olmaktadır. Zira, faiz oranı vade sonunda elde edilecek veya dışarıya aktarılacak nakit akımları üzerinde doğrudan etki etmektedir. Yaşamın her alanında karşımıza çıkan risk, finans piyasaları söz konusu olunca daha fazla önem kazanmaktadır.
Yukarıdaki tabloda 2000 -2001 yıllarına ait faiz değişimleri görülmektedir. Finansal piyasalarda faizin değişim göstermesi maliyeleri önemli ölçüde etkileyecektir. Kredi ile işletme finansman ihtiyaçlarını karşılayan firmaların finansman maliyetleri faizlerin yukarı yönlü hareketi ile yukarıya doğru ivme kazanacaktır. Tablomuzda 2001 yılının ilk iki ayında faizlerin % 7.000’li rakamları aşması, hatta bankalar arası piyasalarda gecelik (overnight) faizleri birkaç saatliğine % 10.000 olması adeta piyasaları kilit duruma getirmişti. Dış ticaretteki küçümsenmeyecek ölçüde risklerin bir tanesi faiz riskidir.
Mala ilişkin riskler
Satış sözleşmesi hükümlerine göre malın ihracatçının sorumluluğunda olan teslim noktasına kadar getirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek her türlü riskler ihracatçının, teslim noktasından sonraki zararlar ise ithalatçı firmanın riskleri olmaktadır. Mala ilişkin riskler, dış ticaret işlemlerinin yürütülmesinde aracı olan bankanın tamamen kontrolü dışında olduğundan, bu konuda ihracatçı veya ithalatçının gerekli tedbirleri alması zorunlu bulunmaktadır. Bu çeşit risklerin yönetiminde sigorta kuruluşları taraflara yardımcı olabilmektedir.
Dış ticaret işlemlerinde ödeme şekli ne olursa olsun, ithalatçı ile ihracatçı arasındaki imzalanan sözleşme hükümlerine göre yüklenen mala ilişkin risklerin her aşamada olması muhtemeldir. Nakliyat sigorta poliçeleri taşımada oluşabilecek riskleri azaltırken;
alıcı ve satıcı arasındaki alım satım kontratındaki koşulların mevcut olmasına rağmen, yukarıdaki risklerin zaman zaman ortaya çıktığını gözlemlemek sürpriz olmaz. Mala ilişkin risklerin azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması için alıcı ve satıcın mutabık kalacağı bir gözlemci şirket (süpervisior) tarafından malların kontrol edilmesi gerekmektedir.
Malların kontrolü;
yapılmalıdır.
Gözlemci şirket tarafından yapılacak kontroller, kontrolü talep eden ithalatçı veya ihracatçının talebi üzerine daldırma usulü ya malların bir kısmını, ya da malların tamamını kapsayacak şekilde yapılır ve sonucunda bir kalite, vezin kontrol belgesi tanzim edilerek kontrolü yapılan mallara ait sonuç bulguları bu belgeye yazılır, gözlemci şirket tarafında benle imzalanır.
Mala ilişkin risklerin her zaman var olabileceği düşünüldüğünde, malın kontrolünün gözlemci şirkete yaptırılması maliyeti arttıran bir unsur olarak düşünülürse, bu durumda ithalatçı firma, kendi şirketinden bir kişiyi veya güvendiği bir eksperi ihracatçının ülkesine göndererek, malın imalatından, ambalajlanmasına, kalitesinden her çeşit kontrolüne kadar ihracatçının ülkesindeki depoda, limanda veya gümrüğünde gerekli kontrolleri yapması mümkündür.
Yazımızın ilerleyen bölümlerinde, ihracatçının ülkesinden yurt dışına gönderilen malların taşınması sırasında meydana gelebilecek, lojistik kaynaklı zarar ve ziyanların nasıl bertaraf edilebileceği, ödeme riskleri, ticari ve politik riskler konularına değinilecektir.
Lütfi İnciroğlu
İNCİROĞLU DANIŞMANLIK DENETİM VE EĞİTİM HİZMETLERİ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür (m.440). Bu durumda işçinin kanundan ve iş sözleşmesinden doğan tüm hakları mirasçılarına geçer.1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14’üncü maddesinin 14 üncü fıkrasına göre, “ölen işçinin kıdem tazminatı kanuni mirasçılarına ödenir. Ancak kanuni mirasçılarına kıdem tazminatı ödenebilmesi için ölen işçinin en az bir yıllık kıdeme sahip olması gerekir.
Ölen işçinin kanuni mirasçılarının kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için, ölümün doğal nedenler dışında, işçinin kendi kusurlu davranışı ile hatta intiharı nedeniyle meydana gelmiş olması önemli değildir. Bu yönüyle salt ölüm olayının gerçekleşmiş olması yeterlidir (SÜMER, Haluk Hadi, İş Hukuku Uygulamaları, Ankara 2016, 6. Baskı, s.291-292).
Bununla birlikte Yargıtay, doktrindeki görüşlerin aksine, işçinin ölümüne neden olan olayın işveren yönünden iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine imkân sağlayabilecek nitelikte olması halinde, kanuni mirasçılarına kıdem tazminatı ödenmemesi gerektiğini kabul etmektedir (Y.9HD.7.2.1985, 11082/1201, Tekstil İşveren Dergisi Şubat ,1986).
1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14’üncü maddesinin 14’üncü fıkrasına göre, “ölen işçinin kıdem tazminatı kanuni mirasçılarına ödeneceği düzenlenmiştir. Ancak kanuni mirasçıları kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için ölen işçinin en az bir yıllık kıdeme sahip olması gerekir. Aksi halde kanuni mirasçılar kıdem tazminatı talebinde bulunamazlar. İşte o zaman bu boşluk ölüm tazminatı ile doldurulmalıdır. Yani kıdemi bir yıldan az olupta ölen işçinin eşi ve ergin olmayan çocukları bunlar yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere bir aylık ücret tutarında ölüm tazminatı ödemelidir. Ölüm tazminatı ile kıdem tazminatına birlikte hak kazanılması söz konusu değildir.
Sonuç olarak, bir yıldan fazla hizmeti olan işçinin ölümü halinde, kanuni mirasçılarına sadece kıdem tazminatı ödenir. Ancak, ölen işçinin bir yıldan az kıdemi bulunması durumunda, işverenin kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü doğmayacağı için kanaatimizce işveren, işçinin eşi ve ergin olmayan çocukları bunlar yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere bir aylık ücret tutarında ölüm tazminatı ödemelidir.