Tüketicilerin %57’si yeni ürünleri denemeyi seviyor

“Yılın Seçilmiş Ürünü” (YSÜ) programı kapsamında Nielsen’in yaptığı araştırmaya göre, Türk tüketicilerinin %57’si yeni ürünleri denemeyi severken, 25-34 yaş grubu yeni ürünleri denemeye en açık yaş grubu olarak öne çıkıyor.

Kazanan ürünlerin tüketicilerin oylarıyla belirlendiği ve Türkiye’de 3. kez gerçekleştirilen “Yılın Seçilmiş Ürünü” (YSÜ) programı kapsamında Nielsen’in yaptığı araştırmaya göre,

Türk tüketicilerinin %57’si piyasaya çıkan “yeni” ürünleri denemeyi severken, yaş grubu özelinde 25-34 yaş grubu yeni ürünleri denemeye en açık yaş grubu olarak öne çıkıyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep, Samsun, Malatya, Kayseri, Tekirdağ, Trabzon, Erzurum olmak üzere 12 ilde 4.053 tüketiciyle yüz yüze yapılan araştırma sonuçlarına göre, 45-55 yaş grubundaki tüketiciler ise yeni ürünleri denemekte diğer yaş gruplarına göre daha isteksiz davranıyor. 

Yeni ürünün fiyatı satın almayı etkiliyor

Tüketicilerin yarısından fazlası yeni ürünleri denemeyi tercih etse de, ürünün fiyatının uygun olması, arkadaş ve iş çevresindeki bireylerin yönlendirmeleri, yeni ürünleri deneme isteği gibi dinamikler satın alma kararını etkiliyor. Araştırma, kadın tüketicilerin erkeklere kıyasla, “yeni” etiketli bir ürün satın almaya daha eğilimli olduğunu da ortaya koyuyor. Ürün memnuniyeti AB grubu tüketicilerde kilit önem taşırken, memnun kalabilecekleri yeni bir ürün için daha fazla ödeme yapabileceklerini belirtiyorlar.

45-55 yaş grubu en isteksiz

Araştırma sonuçlarına göre 25-34 yaş grubu yeni ürünleri denemeye diğer yaş gruplarına göre daha açık durumda. 45-55 yaş grubundaki tüketiciler ise yeni ürünleri denemekte diğer yaş gruplarına göre daha isteksiz davranıyor.

Medya tüketici farkındalığını etkiliyor

Araştırma sonuçlarına göre, Türk tüketicilerinin %53’ü “Yılın Seçilmiş Ürünü” logosuna sahip bir ürünü satın alacağını belirtiyor. Araştırmada sunulan yanıtlara göre, yeni ürünler hakkında farkındalık yaratmada en büyük rolü medya önemli oynuyor. Medyanın ardından sosyal medya ve marka web siteleri gibi çevrimiçi kaynaklar tüketici farkındalığını etkiliyor.

Türk tüketicileri hangi yenilikçi ürünleri seçti?

“Yılın Seçilmiş Ürünü” programı kapsamındaki Tüketici İnovasyon Ödülü 2018’de Çocuk Çikolata kategorisinde Kinder Joy, Katma Değerli Süt Ürünleri kategorisinde Pınar Protein Yoğurt & Pınar Protein Süt, Gıda Takviyeleri kategorisinde Brodil Herbal Bitkisel Ekstreler İçeren Propolisli Sıvı Takviye Edici Gıda, Cilt Sağlığı kategorisinde Bepanthol Sensiderm Kaşıntı Giderici Krem, Maden Suyu kategorisinde Saka Maden Suyu, İçecek kategorisinde Fiftea, İşlenmiş Tavuk Ürünleri kategorisinde Şenpiliç Annemin Köftesi, Diş Macunu kategorisinde Signal White Now CC, Bebek Yağı kategorisinde Himalaya Nourishing Baby Oil Besleyici Bebek Yağı, Türk tüketicileri tarafından seçilerek ödüle layık görülen ürünler oldu.

Sanmover Endüstriyel Teknolojiler

Sanmover® Endüstriyel depo teknolojileri firması yarı otomatik depolama sektöründe 2010 yılından itibaren üretim,tasarım ve hizmet konularında çalışmaktadır. Ticaret hayatına başladığı 2010 yılından beri firmamız üretimi tamamen türk mühendisleri tarafından yapılmış olan ürünü dünyanın her yerine pazarlamaktadır.

Sanmover ® ürünleri profesyonel mühendis kadrosu tarafından tasarlanmakta ve geliştirilmekte ve uluslararası standartlara ve spesifikasyonlara uygun olarak üretilmektedir .

Ar-Ge profesyonel mühendisleri daha verimli, güvenli ve uygun maliyetli ürünler elde etmek için çözümler geliştirmektedir.Elde edilen mekik sistemleri özellikle soğuk depolarda ve gıda sektöründe depo yönetim maliyetlerini kısaltması nedeni ile son dönemin en başarılı Arge ürünleri arasında olduğunu kanıtlamıştır.

İleri teknoloji ve yüksek kaliteli ürünler sayesinde tüm dünyadaki müşterilerimizle kalıcı ortaklıklar kurmaya inanıyoruz.Yenilikçi tasarımıyla Sanmover ® ürünleri Gıda, Ambalaj, Arşiv sektörlerinde başarıyla kullanılmaktadır.


Etiketler:

radyo frekanslı mekik (depolama cihazı), yarı otomatik depolama sistemleri, sanmover

Sanmover Mekik Raf Sistemi


Sanmover Mekik Raf Sistemi

Mekik Raf Sistemi, forkliftlerin depo koridorlarında gezinmesine gerek kalmadan otomatik taşıyıcı ile ürünlerin raflar boyunca yüklenmesini ve boşaltılmasını sağlayan yüksek yoğunluklu depolama sistemidir.

Mekik, operator tarafından ileri geri, aşağı yukarı, doldurma ve boşaltma fonksiyonlarını içeren bir uzaktan kumanda ile kullanılır. Raflarda hızlı bir şekilde yükleme ve boşaltma yapılabilir.

Mekik, diğer raf hücrelerine forklift kullanılarak taşınabilir.

Farklı ölçülerde palet kaldırabilir. 1mt/sn 1500kg yük taşıyabilir.

Kendine ait kontrol ünitesi ve elektrik sistemi vardır.

Avantajları:

Klasik çözümler ile karşılaştırıldığında drive-in drive throuhgt öne çıkmaktadır.

Operatorlere %50 zaman kazandırır. Depolama kapasitesini maksimum düzeyde kullanır ve elektronik olarak palet yüklemeleri kontrol eder.

Operatör kullanım hatalarının riski düşüktür.

Forklift işlemlerindeki manevraları azaltır.

Operatöre ihtiyaç olmadan otomatik versiyonda çalıştırabilirsiniz.

Komutları depo yönetim sisteminden (WMS) alabilir.

Mekik ayarlandıktan sonra serbestçe hareket eder.

Soğuk oda depolarında -30 dereceye kadar çalışabilir.

Sanmover’dan Hızlı Teklif Alın

Sanmover Mekik Sistemleri Fırsat Paketi

1-Bu kampanya Sanmover Endüstriyel Teknolojiler işbirliği ile Satınalma Cep kullanıcılarına özel olarak düzenlenmektedir.

2-Kampanya kapsamında "Satınalma Cep" adlı mobil uygulamayı Apple Store veya Google Play Store mağazalarından indirip, uygulama içerisinden "FIRSATLAR" bölümünden kampanyaya katılan üyelerimiz "Sanmover Mekik Sistemleri" avantajlarından faydalanabilecektir.

3-Sanmover Mekik Sistemleri" Fırsat Paketi

Ücretsiz Keşif

Bakım Desteğinde %10 İndirim

Ücretsiz Envanter Sayımı

Endüstriyel Depo Raf Sistemleri Lideri Temesist’ten Satınalma Cep Fırsat Paketi

Temesist, Satınalma Cep İş Ortakları arasında…
İhtiyaçlarınız İçin Endüstriyel Depo Raf Sistemleri Lideri Temesist’ten Satınalma Cep Kullanıcılarına Yönelik Fırsat Paketi.

Temesist Endüstriyel Depo Mühendisliği firmasının Satınalma Cep üyeleri için sunduğu fırsatlar:

1 – Ücretsiz Keşif ve Proje Çizimi

2 – Proje Sonrası Ücretsiz Deprem Hesaplamaları

3- Bakım Desteği

Satınalma Cep Mobil Uygulama ilk ayında 1.000 sektör profesyoneli tarafından telefonlara indirildi. Kurumsal pazarda iş ortaklığı ve firma üyelikleri ile ticareti telefona taşıyan uygulama ile hızlı teklif toplama, teklif verme, güncel alımları ve fırsatları (kampanyaları) görebilirsiniz. E-öğrenme modülü, her hafta yayınlanan kısa testler, satınalma check-up uygulaması ile firma gelişime büyük katkı sağlıyor.

Satınalma Cep Üyesi şirketler;

  • Firma Sayfası (logo, bilgiler)
  • Ürünler
  • Kampanyalar
  • Hızlı Teklif Alma özellikleri ile ticaret ağını zenginleştiriyorlar. Satınalma Cep firma üyeliği ve iş ortaklığı için tek yapmanız gereken uygulamayı telefonunuza indirmek ve ilgili formları doldurmaktır. Kurumsal pazarda (B2B) yeni müşterilere erişim ve satış için yeni kanal, Satınalma Cep-Akıllı Satınalma Asistanınız.

Proses Emniyeti için 3 Milyon Dolarlık Yatırım Gerekiyor

Proses emniyetini sağlamak ve büyük endüstriyel kazaları önlemek amacıyla hayata geçirilecek Seveso III Direktiflerine uyum için kimya sektörü firmalarını yaklaşık 2-3 milyon dolarlık yatırım bekliyor. Sektörün alması gereken önlemleri finanse etmesi için Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) modelinin kullanılabileceği tartışıldı

Kocaeli Sanayi Odası tarafından iş sağlığı ve güvenliğine dikkat çekmek üzere düzenlenen Proses Emniyeti Sempozyumu ve Sergisi 14 -15 Mayıs 2018 tarihinde The Green Park Pendik Hotel ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Sektörün tüm paydaşlarını buluşturan etkinliğin gündeminde, Temmuz 2018’de güncellenerek Seveso III Direktiflerini kapsayacak Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkındaki Yönetmelik yer aldı.

“Proses Emniyeti: Faydalar, Zorluklar ve Çözüm Önerileri” başlıklı panelde; kamu, özel sektör ve sivil toplum temsilcileri sektörü etkileyecek bu yönetmeliği masaya yatırdı.

Bloomberg HT TV Haber Koordinatörü Ali Çağatay’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panele, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Abdurrahman Akman, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü ve Denetimi Şube Müdürü Özlem Yıldırım, T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Uzmanı Fatih Şen, Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Çınar Ulusoy, Kimya İşverenler Sendikası (KİPLAS) Başkanı Feridun Uzunyol, TÜPRAŞ İzmit Rafineri Müdürü Metin Tüfekçioğlu katıldı.

Ali Çağatay, Seveso Direktiflerinin özel sektör, kamu, çalışan, sivil toplum ve akademisyenler gibi tüm tarafların üzerinde ittifak oluşturduğu bir konu olduğuna dikkat çekerek paneli açtı.

Sanayinin 2 milyar dolarlık kaynak ihtiyacı var

Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Çınar Ulusoy, konuşmasına çarpıcı bir örnekle başlayarak şunları söyledi: “Güney Afrika’da 1970’lerde kapatılmış bir elmas madeni var. 200 yıl faal işletilen bu elmas madeninde 4,5 milyon insan çalışmış ve bunların yüzde 99’ı köleymiş. Bu 4,5 milyon kişiden bir kişi bile iş kazası nedeniyle ölmemiş. Ülkemizde ise 1400’ün üzerinde ölümü iş kazası olduğunu biliyoruz. Sanayiciler olarak biz durumun farkındayız ve bu nedenle I. Proses Emniyeti Sempozyumu ve Sergisi’ni kendimiz ön ayak olup düzenledik.”

Çınar Ulusoy, Türkiye’de şu an Seveso II Direktiflerinin yürürülükte olduğunu, Temmuz ayında ise Seveso III’ün devreye girmesinin beklendiğini ifade ederek, sanayinin henüz güvenlik raporu düzeyini aşamadığını, yönetmelik gerekliliklerini yerine getirebilen firma sayısının çok az olduğunu bildirdi. Firmaların çok ciddi yatırımlarla bu yükümlülükleri yerine getirebileceğini ifade eden Ulusoy, tesisin büyüklüğü ve bu güne kadar aldığı güvenlik tedbirlerine göre değişiklik gösterse de yaklaşık 2-3 milyon dolar düzeyinde bir yatırımın firmaları beklediğini bildirdi. Şu anda öncelikle 641 firmanın bu tedbirleri alması gerektiğini bildiren Ulusoy, sanayinin 2 milyar dolar düzeyinde bir kaynak ihtiyacı olduğunun görüldüğünü açıkladı.

Horizon Projeleri yatırım desteği için kullanılabilir

Ülke güvenliği için kısa sürede yol alınması gerektiğini ifade eden Ulusoy, kamu ile sanayi kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini açıkladı. Teşvik desteğinin kritik önem taşıdığının altını çizen Ulusoy, Avrupa Birliği Horizon Projeleri desteklerinin alınabileceğini vurguladı. Ulusoy, kimyasal depolama tesislerine ek olarak enerji nakil hatlarının da Seveso III kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

DASK modeli ile finanse etmek mümkün

Kimya İşverenler Sendikası (KİPLAS) Başkanı Feridun Uzunyol, gerekli tedbirleri almak için işverenin sermaye ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek, sigortaların en önemli sermaye aracı olabileceğine vurgu yaptı. Uzunyol, sigortanın geleceğinizde olmaması gereken bir konunun önceden finanse edilmesi için toplanan paranın değeri olduğunu bildirerek, “Geçmişte bazı kanun yapıcılar sigortaları yanına alarak bazı sigortalar yaptı, örneğin DASK gibi. Aynı model proses emniyeti yatırımları için uygulanabilir. Ödenen bu paranın bir kısmı koruyucu olarak farklı kalemlerde kullanılabilir. Böylelikle 2 milyon dolarlık yatırım finanse edilebilir” dedi.

Mühendislik müfredatı sıkıntılı

TÜPRAŞ İzmit Rafineri Müdürü Metin Tüfekçioğlu ise proses emniyetinin olmazsa olmaz olduğunu belirterek, “Çalışanınıza, ürettiklerinize ve çevreye sahip çıkmak istiyorsanız proses emniyetinin hayata geçirilmesi son derece önemli” dedi. Tüfekçioğlu, mühendislik müfredatının sıkıntılı olduğunu, mezunların bu konuda hiçbir fikri olmadan işe başladıklarını ifade etti. Özellikle üretimde çalışacak mühendislerin proses emniyeti eğitimi almasının önemli olduğunu vurgulayan Tüfekçioğlu, kendilerinin özellikle genç nesile de hitap edebilmek için VR gözlüklerle simülasyon eğitimleri düzenlediklerini bildirdi. Yeni nesilin görsellikle öğrendiğine dikkat çeken Tüfekçioğlu, kazaların yaşanarak öğrenmesi mümkün olmayan şeyler olduğunu bunun için en ideal yöntemin simülasyon olduğunu söyledi.

Önleyici teftiş anlayışı geldi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Abdurrahman Akman, İtalya’da 1976 yılında yaşanan kazanın tüm dünyanın kaderini değiştirdiğine dikkat çekerek yeni kazanın olmadığını tekrar eden kazanın olduğunu, bu nedenle geçmişteki kazalardan ders alınması gerektiğini bildirdi. Akman, Teftiş Kurulu’nun 2011 yılında paradigma değişikliğine giderek tepkisel denetimler yerine önleyici teftiş anlayışına geçtiğini de sözlerine ekledi.

18 Temmuz’a kadar tehlikeli madde beyanları yapılmalı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü ve Denetimi Şube Müdürü Özlem Yıldırım ise Bakanlığın kuruluşları kayıt altına almak için bir sistem kurduğunu belirtti. Kurulan BEKRA Bildirim Sistemi aracılığıyla şirketlerin bulundurdukları tehlikeli maddeleri beyan etiklerini söyleyen Yıldırım, tehlikeli madde oranına göre şirketlerin alt ve üst seviye olarak ayrıştıklarını aktardı. Yıldırım, Bekra II kayıtlarına göre Türkiye’de 350 civarında üst, 350 civarında da alt seviye kuruluş olduğunu, Bekra III kayıtlarına göre ise bunlara ilave 79 üst, 61 alt seviye kuruluşun yeni kayıt yaptırdığını ifade etti. Yıldırım, firmaların 18 Temmuz 2018 tarihine kadar formlarını güncellemesi gerektiğinin de altını çizdi. Web tabanlı uygulanabilir bir sistem geliştirdiklerini ifade eden Yıldırım, saha denetimlerine ilişkin de denetim modüllerini geliştirdiklerine dikkat çekti.

Riskleri azaltmak gerekiyor

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Uzmanı Fatih Şen ise endüstriyel kazaların bir heyelandan daha fazla zarar verebileceğini belirterek önceden tedbir almanın kritik önem taşıdığına dikkat çekti. AFAD’ın uyguladığı Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) hakkında da bilgiler veren Şen, TAMP ile afetler konusunda risk azaltma, hazırlık, müdahale ve afet sonrası iyileştirme çalışmalarının bir bütünlük içinde yürütülebilmesini sağlayacak çalışmalar yürüttüklerini belirtti.

SEVESO Direktifleri Hakkında:

Büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için geliştirilen Seveso Direktifleri, 1976 yılında İtalya’nın Seveso kasabasında gerçekleşen kazanın ardından, Avrupa Birliği tarafından benzer kazaların önlenmesi ve kontrolü amacıyla kabul edildi. Ülkemizde de ilk olarak 2010 yılında yayımlanan ve 2013 yılında revize edilen, Seveso Direktiflerini içeren Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkındaki Yönetmelik, Temmuz 2018’de bir kez daha güncellenecek. Böylelikle Seveso III Direktifleri yürürlüğe girmiş olacak.

6. Gıda Güvenliği Kongresi Sonuç Bildirgesi

Gıda Güvenliği Derneği koordinatörlüğünde, Uluslararası Gıda Güvenliği Kurumu (IAFP-International Association for Food Protection) ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı işbirliği ve meslek odaları, sektör dernekleri, üretici birlikleri, tüketici örgütleri gibi gıda zincirinin her aşamasını temsil eden 31 kurumun varlıkları ve katkıları ile düzenlenen ve böylece gıda sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getiren Gıda Güvenliği Kongresi’nin 6.sı 3- 4 Mayıs 2018 tarihlerinde 550 kişinin katılımı ile gerçekleşti. Kongrede gıda zincirinde sorumluluk alan tüm mesleklerden temsilciler, kamu kurumları ve özel sektör temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler, tüketiciler ve basın temsilcileri hazır bulundu. 3 paralel halinde gerçekleştirilen toplam 19 oturumda 23 yabancı ve 52 yerli olmak üzere 75 konuşmacı sözlü sunum yaptı ve 91 poster sergilendi.

Her kongrede gıda güvenliği ile ilişkili farklı temaların ele alındığı Gıda Güvenliği Kongresinin 6.sında yeni gıda işleme teknolojileri, gıda güvenliği analizlerinde yenilikçi yaklaşımlar, gıda güvenliğinde dijitalleşme ile iklim değişikliği ve gıda güvenliği ilişkisi öne çıkan konular oldular. Tüketicilerin gıda güvenliği ile ilgili doğru bilgilere ulaşmalarının, gıda güvenliğini sağlamak kadar önemli olduğu yaklaşımı ile basının sorumluluğu; gıda ile sağlık arasındaki etkileşim nedeniyle gıda ve sağlık ilişkisi kongrede öne çıkan diğer başlıkları oluşturdular.

Gıda güvenliği konusunun çok farklı yönleriyle değerlendirildiği 6. Gıda Güvenliği Kongresi’nin sonuç bildirgesi aşağıda yer almaktadır. Kongre sunumlarına, fotoğraflarına ve ayrıntılı bilgiye www.gidaguvenligikongresi.org adresinden ulaşmak mümkündür.

    1. Gıdalar, tarladan/çiftlikten çatala kadar olan süreçte sağlık riski yaratabilecek binlerce etkenle etkileşime açıktır. Bunlara ek olarak gıdaların doğal yapılarında da sağlık riski taşıyabilen unsurlar vardır. Yaşamın her alanında sıfır risk olmadığı gibi gıda risklerini de sıfıra indirmek mümkün değildir. Kendi yetiştirdiklerimiz, evimizde hazırladıklarımız da dahil olmak üzere, yeryüzünde sıfır risk taşıyan herhangi bir gıda mevcut değildir. Mikrobiyolojik bulaşanlar ve sayıları binleri aşan kimyasal kirleticiler, mikotoksinler, gıdaya yansıyan çevre kirleticileri, işlem bulaşanları, tarım ilacı kalıntıları bu risk etkenlerinin başında gelmektedir. Gelişmiş analiz teknikleri ve bilimsel gelişmeler yeni riskleri de gündemimize taşımıştır. Bu risklerin bir kısmı gıda var olduğundan bu yana var olan ancak son dönemlerde daha yakından tanınan risklerdir. Gıda üretimi sırasında yüksek ısıl işleme bağlı akrilamid oluşumu buna en iyi örnektir. Kimi riskler ise -iklim değişikliği bağlantılı senaryolarda olduğu gibi-yeni gündeme gelmektedir. Her nasıl olursa olsun; gıda risklerinin değerlendirilmesi, yönetimi ve iletişiminde bilim odaklı kurumsal yaklaşımlar ve uluslararası regülasyonlar temel alınmalıdır.
    2. Gıdaların güvenli üretimi, kontrolü ve analizinde yenilikçi yaklaşımlar vazgeçilmezdir. İleri teknoloji kullanımı ile sürdürülen çalışmalar bugün bizlere yepyeni bilgiler sunmaktadır. Kamu, üniversiteler ve özel sektör, yenilikçi çalışmalar ve araştırmalara gereken önemi vermeli, bu konuda farkındalığın arttırılmasından kaynak sağlanmasına kadar stratejiler geliştirilmelidir.
    3. Gıda güvenliği uygulamalarının yaygınlaşmasında ve daha verimli bir şekilde uygulanmasında bilişim teknolojileri ve dijitalleşmenin önemi her geçen gün daha fazla artmaktadır. Başta blockchain (Kayıt Zinciri) sensör teknolojileri, yapay zekâ gibi alanlarda olmak üzere gıda güvenliğinde dijitalleşme çalışmaları finansal olarak desteklenmeli, cazip hale getirilmelidir.
    4. Ülkemizdeki gıda zehirlenmelerinin vaka bazında tespit edilmesi ve etmenleri ile somut bağlantılarının kurulması yönündeki epidemiyolojik çalışmalarda metagenomik ve NGS (Next Generation Sequencing,-Yeni nesil dizileme) gibi DNA bazlı ileri teknolojilerin kullanılması gerekmektedir. Bu bakışla Sağlık Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ve üniversitelerin birlikte çalışmaları, sistematik biçimde bilgi paylaşımı ve iş birliği içinde olmaları gerekmektedir.
    5. Probiyotikler insan sağlığına olumlu etkiler yapmanın yanı sıra, hayvan hastalıklarının kontrolünde ve dolayısıyla antibiyotik kullanımının azaltılmasında ve de gıda işletmelerinde biyofilm oluşumunu önlemede çok büyük fırsatlar sunmaktadır. Bu konulardaki uygulamalı bilimsel çalışmaların desteklenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
    6. Her geçen gün daha yoğun biçimde uluslararası ticarete konu olan gıda maddelerinin üretimi, depolanması, dağıtımı ve satışında uyulması gereken kuralların tespitinde ve gıda ticaretinde yaşanan mevzuat uyumsuzluklarının giderilmesi amacıyla bütünsel bir yaklaşım benimsenmelidir. Gıda güvenliği uluslararası bir alandır.
    7. Gıda güvenliği ve sağlık ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Bu alanda veri paylaşımı, daha fazla iş birliği ve daha fazla disiplinler arası çalışma yapılması bir zorunluluk haline gelmiştir.
    8. Yaşanmakta olan küresel iklim değişikliği gıda zincirinin birçok noktasında yeni gıda güvenliği tehditlerinin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu konuda olası değişimlerin önceden tahmini ve iklim değişikliği ile ilişkili farklı senaryolar karşısında alınması gereken önlemler konusunda hazırlıklı olunması, iklim değişikliğine yol açan etmenler ile bu etmenlerin yaratacağı gıda güvenliği riskleri karşısında alınabilecek önlemler ve stratejiler konusunda bilinç geliştirilmesi ve disiplinler arası ve ülkelerarası iş birliği gerekmektedir.
    9. Gıdaların üretimi, tüketimi, tüketiciye ulaştırılması, gıda üzerine araştırmalar, yasal düzenlemeler, medya kanalıyla verilen bilgiler aynı zamanda etik açıdan yaklaşılması gereken konulardır. Etik sorumlulukların gıda zincirinin tüm aşamalarında gereği gibi tartışılması, ortak ilkeler benimsenmesi yönünde disiplinler arası çalışmalar yapılması gerekmektedir.
    10. Günümüzde gıdayla ilgili uluslararası regülasyonlar insan sağlığını bilim odaklı koruma amaçlı ve “kabul edilebilir risk” esaslıdır. Ülkemizde de gıdalar bu regülasyonları temel alarak oluşturulan ulusal mevzuatla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yönetilmektedirler. Ulusal mevzuata uygun olarak yapılan üretimler sonucunda elde edilen gıdalar insan sağlığına uygun, güvenli gıdalardır. Ancak, sınırlı sayıda akademisyen hiçbir bilimsel veriye dayanmadan akıllarına gelen her konuda gıda ile ilgili bilim dışı iddialarda bulunarak gıda güvenliğinde öncelikleri ters-yüz edebilmektedirler. Gıdanın herhangi bir alanında uzman olmayan, kendi alanlarında bilimsel izleri olduğu tartışılan bu akademisyenler ülkemizde ünlenmekte ve tüketiciler tarafından gıda otoritesi olarak algılanmaktadırlar. Medya da bu kişilerin yarattığı sansasyonel ortamdan nemalanmaktadır. Bilim dışı iddialarla tüketicilerin dikkatinin gıda güvenliğinin gerçek riskleri yerine, gerçek olmayan konulara yönlendirilmesi, sonuçta toplum sağlığına zarar vermektedir. Gıda, kendi alanlarında bilimsel bir varlık gösteremeyenlerin toplumda isim yapmak için istismar ettikleri bir alan haline gelmiştir. Kamu yönetiminin verdiği izinle yine onun belirlediği koşullarda ve denetiminde üretilen gıdalar hakkında yapılan bilim dışı iddialar karşında, bu izni veren ve denetimini yapan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın sessiz kalması, bilgi kirliliği veya bilginin istismarı olarak adlandırılan gelişmeyi hızlandırmaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir. EFSA örneğinde olduğu gibi toplum ile interaktif risk iletişiminde bulunabilecek ve inandırıcılığını bilimsel ağırlığından alan bir yapılanma içine girilmesi en geçerli çözüm olarak görülmelidir.
    11. Tüketicilerin her şeyden önce risk olgusuyla tanışması ve ardından da gıdalardaki riskler ve güncel sorunlar konusunda doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması en temel hedef olmalıdır. Ancak bu şekilde, gerçek riskleri değerlendirebilecek ve seçimlerini doğru yapabileceklerdir. Bu amaca yönelik olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na, üniversitelere, özel sektöre ve basına büyük bir sorumluluk düşmektedir: Ülkemizde gıda güvenliği standartlarının tabana yayılmasında hem üreticiler hem de lokanta, büfeler bazında küçük ve orta ölçekli işletmelerin geliştirilmesine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konuda projeler geliştirilerek küçük ve orta ölçekli işletmelerin gıda güvenliği ve hijyen durumlarının gelişimi sağlanmalıdır.
    • – Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sahteciliklerde olduğu kadar, gıda güvenliği ile ilgili denetim sonuçlarının ve risk değerlendirme süreçlerinin paylaşımında da şeffaflığı sağlamalıdır.
    • – Gıda endüstrisi kendi üretim süreçlerinde oto kontrolü sağladığı gibi bu süreçleri sektörel sivil toplum örgütleri kanalıyla paydaşların izlemesini de sağlamalıdır.
    • – Medya, tüketicilere sansasyonel ve gerçeklikten uzak bilgileri sunmanın engellenmesi için gereken çalışmaları yapmalıdır. Ülkemizde basın kanalıyla körüklenen bilgi kirliliğinin pek çok ülkede bir benzeri bulunmamaktadır.
    12. Ülkemizde gıda güvenliği standartlarının tabana yayılmasında hem üreticiler hem de lokanta, büfeler bazında küçük ve orta ölçekli işletmelerin geliştirilmesine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konuda projeler geliştirilerek küçük ve orta ölçekli işletmelerin gıda güvenliği ve hijyen durumlarının gelişimi sağlanmalıdır.
    13. Gıdalarla ilgili yasal düzenlemelerin yapılma biçimi son derece önemlidir. Son derece karmaşık ve çok yönlü bir süreç olan yasal düzenlemelerin mutlaka bilimsel bir temele dayandırılması gerekmektedir. Düzenlemelerin kamu yararına, bilimsel temelli, katılımcı ve şeffaf yapılması kadar; bu alandaki güncel hukuki kuralların bilinmesi ve hukuk süreçlerinde zaman kaybetmeden uygulanabilmesi de çok önemlidir. “Gıda Hukuku” bir özel hukuk alanı olarak görülmeli ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır.

 

Girişimcilik Vakfı Fellow 2018 başvuruları başladı

Türkiye’de girişimcilik ekosistemini geliştirmek ve genç girişimcilere ilham vermek üzere kurulan Türkiye Girişimcilik Vakfı, Fellow 2018 Programı için başvuruları almaya başladı. 23 Haziran 2018 tarihine kadar Fellow Programı’na başvurarak girişimcilik potansiyeli taşıdığını gösterebilen üniversite öğrencileri, girişim elçileri olarak farklı etkinlik ve projelerde yer alma, 1 yıl boyunca 500 TL burs alma, girişimcilik alanında ilham kaynağı olan rol modellerle tanışma ve uluslararası girişim ağına katılma şansına sahip olacak. 

Türkiye’de girişimcilik alanında farkındalık yaratmak, girişimcilik kültürünü yaymak ve gençlere girişimciliğin bir kariyer seçeneği olduğunu aşılamak isteyen Türkiye Girişimcilik Vakfı, girişimci adaylarına ilham vermeye devam ediyor. Vakıf, üniversitede okuyan gençlerin girişimcilik ruhunu keşfetmelerini sağlamak ve onlara bu süreçte rehberlik etmek amacıyla düzenlediği Girişimcilik Vakfı Fellow Programı’na başvuru sürecini 9 Nisan’da başlattı. “Farkınız özgürlüğünüz, cesaretiniz girişiminiz olsun” mottosu ile yola çıkan Girişimcilik Vakfı, adayların motivasyonunu ve girişimcilik potansiyelini ölçen seçim süreci sonucunda Türkiye’nin genç girişimci adaylarını belirleyecek.

Programa katılma koşulları
Fellow Programı’na katılmak isteyen öğrencilerin, 23 Haziran’a kadar http://gvfellowprogrami.com/ adresindeki başvuru formunu doldurup Girişimcilik Vakfı’na göndermeleri gerekiyor. Başvuru formunun ardından motivasyon videosu çeken öğrenciler bir sonraki aşamaya geçme hakkı kazanıyor. Altı adımdan oluşan seçim sürecinin devamı, yenilikçi ve bilimsel yöntemler aracılığıyla adayların motivasyonunu ve girişimcilik potansiyelini ölçen özel kişilik testlerinden ve seçim komitesiyle yapılacak online ve yüz yüze mülakatlardan oluşuyor. Programa başvurabilmek için T.C. vatandaşı olmak, Türkiye’de ikamet etmek, Türkiye’de bir üniversiteye girmeye hak kazanmış ve kayıt yaptırmış olmak, ekim ayından itibaren Türkiye’deki üniversitelerin 1, 2.,3. Ve 4. sınıflarında okuyor olmak gerekiyor.

Geleceğin girişimci adayları ne kazanacak?
Fellow Programı’na katılma şansı bulan gençler, program kapsamında ulusal ve uluslararası bir ağın parçası oluyor. Her iki ayda bir rol model alabilecekleri başarılı girişimcilerle bir araya gelerek onların hikâyelerinden ilham alma fırsatını yakalayacak olan başarılı girişimci adayları, üniversitelerinde girişim elçileri olarak görev alıyor. Seçilen Fellow’ların en önemli misyonları arasında kendi çevrelerinde girişimcilik kültürünü yaymak, çarpan etkisi yaratmak ve Girişimcilik Vakfı’nın “giveback” felsefesi doğrultusunda toplumdan aldıkları destekle kazandıkları başarıyı yine toplumla paylaşarak başarıyı çoğaltmak bulunuyor. Seçim sürecini başarıyla tamamlayan Fellow’lar aynı zamanda program kapsamında 1 yıl boyunca aylık 500 TL burs almaya hak kazanıyor.

“Genç girişimci adaylarının sayısı her geçen yıl artıyor”
2014 yılından bu yana Fellow Programı’na 191 bin 400 başvuru yapıldığını ve 2017’nin 94 bin başvuru ile en yüksek başvuru aldıkları yıl olduğunu ifade eden Girişimcilik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, “Programımıza başvuru yapan genç girişimci adaylarının sayısı her geçen yıl artıyor. Yalnızca ilham mekanizmasını kullanarak yetenekli gençleri girişimciliğe teşvik etmek çok önemli. Girişimcilik kültürünü geliştirmek için altyapı oluşturmak gerekiyor ve bunun için en doğru başlangıç noktası da üniversiteler” diye konuştu.

“Girişimcilik; yenilik, AR-GE ve istihdam demek” // “Kadın adaylardan aldığımız başvuru sayısında artış var”
Bu yıl Fellow Programı’na 120 bine yakın başvuru beklediklerini ifade eden Afra, sözlerine şöyle devam etti: “Önceki yıllarda Fellow seçim süreçlerinde binlerce üniversite öğrencisi, 81 ildeki 190’dan fazla üniversiteden başvurdu. Girişimcilik ekosistemine katkısının büyük olacağını öngördüğümüz gençlerle Fellow Programı aracılığıyla bir araya gelmekten dolayı son derece mutluyuz. Girişimcilerle buluşmaların yanı sıra Fellow’larımızı Türkiye ve dünyadaki önde gelen konferanslara ve yurtdışındaki girişimcilik anlamında örnek teşkil eden merkezlere götürmeyi sürdüreceğiz. Girişimcilik önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi en çok kalkındıracak ekosistemlerden biri çünkü girişimcilik; yenilik, AR-GE ve istihdam demek. Türkiye’de girişimcilik kültürünü geliştirmek ve bu yolla sosyal ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmak amacıyla çıktığımız bu yolda dördüncü senemizde Fellow 2018 Programı ile bu heyecanımıza ortak olacak gençleri bekliyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana, direkt ve dolaylı olarak 2 buçuk milyondan fazla gence dokunduk. Şu anda Türkiye’nin her bölgesinden, Diyarbakır’dan Sakarya’ya, 80 Fellow’umuz ve 96 mezunumuz var. Şu anda Girişimcilik Vakfı üniversite öğrencilerinin yanında tüm ekosisteme ve özel sektörü, akademisi ile ülkedeki tüm kurumlara ilham veriyor. Fellow Programı’ndaki gençler kurumsal şirketlerle yaptığımız inovasyon projeleriyle şirketleri girişimcilik anlamında dönüştürüyor, şirketlerin spesifik sorunlarına inovatif çözümler üretiyorlar. Geçen yılın rakamlarıyla karşılaştığında bizi çok sevindiren bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. 2017 yılında özellikle kadın adaylardan aldığımız başvurularda artış yaşandığı görülüyor.”