Küresel Rekabetin Gölgesinde Net Sıfır: Dönüşümün Maliyeti ve İş Birliğinin Önemi

Gül Saldıraner
Gül Saldıranerhttp://www.eg-econsulting.com
İşletme lisans derecesine sahip olan Gül, Mega Yat sektöründe 25 yılı aşkın süredir muhasebe, finans, denetim ve üst düzey yönetim alanlarında deneyime sahiptir. Sektörün lider uluslararası kuruluşlarından birinde CFO ve Genel Müdür olarak görev almış, aynı zamanda Yönetim Kurulu üyeliği sorumluluklarını üstlenmiştir. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM) olan Gül, Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) Bağımsız Denetçi ve Sürdürülebilirlik Denetçisi lisanslarına sahip olup Entegre Raporlama ve Kurumsal Sürdürülebilirlik alanlarında uzmanlık sertifikaları bulunmaktadır. EG-E Danışmanlık olarak; işletmelerin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik odaklı stratejik dönüşüm süreçlerini, finansal performans ve yönetişim perspektifiyle bütüncül olarak ele alarak uzun vadeli değer yaratmalarına katkı sağlayan yönetim danışmanlığı hizmetleri sunmaktadır.
spot_imgspot_img

Küresel Rekabetin Gölgesinde Net Sıfır: Dönüşümün Maliyeti ve İş Birliğinin Önemi

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı en içten dileklerimle kutluyor, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ve saygıyla anıyorum.

Giriş

Küresel ekonomi, üretim, ticaret, teknoloji ve finansman ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçmektedir. Uzun yıllar maliyet avantajı ve uzmanlaşmanın öne çıktığı bu ilişkilerde güvenlik, dayanıklılık ve stratejik kaynaklara erişim giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Ülkeler yerli üretimi güçlendirmeye ve tedariklerini çeşitlendirmeye çalışırken ticaret, sanayi ve enerji politikaları arasındaki bağ kuvvetlenmektedir. Gümrük vergileri, ihracat kontrolleri ve sübvansiyonlar, yatırım kararlarının koşullarını değiştirmektedir. Enerji maliyetleri, kritik girdilerdeki yoğunlaşma ve lojistik güvenliği uzun vadeli planları etkilerken, tedarik güvenliği amacıyla alınan önlemler karşılıklı kısıtlamalara dönüşebilmektedir.

İklim değişikliğiyle mücadele bu ekonomik ortamda sürdürülmek zorundadır. Net sıfır; enerji sistemlerinin, üretimin, ulaşımın ve kaynak kullanımının dönüşümünü gerektirmektedir. Ülkeler bu dönüşüme farklı imkân ve yeteneklerle katkı sağlayabilir. Bazıları teknoloji, bilgi birikimi ve finansmanla, bazıları doğal kaynakları, üretim kapasitesi ve işgücüyle öne çıkabilir. Ortak yatırımlar, teknoloji paylaşımı ve eğitim yoluyla ülkelerin birbirini tamamlayan imkân ve yeteneklerinden yararlanılması, yeşil dönüşümün ilerlemesini destekleyebilir. Sağlanan faydanın paylaşılması ve ortakların kendi kapasitelerini geliştirebilmesi, iş birliğinin kalıcılığı açısından da önem taşımaktadır.

Önceki yazılarımızda ele aldığımız küresel ticaretteki değişim ve kamu maliyesindeki baskılar, net sıfıra geçişin koşullarını da etkilemektedir. Bu makalede, iklim finansmanı taahhütlerinin söz konusu koşullarda yatırımlara nasıl dönüşebileceği; teknolojiye, enerjiye ve hammaddelere erişim ile uluslararası iş birliğinin rolü değerlendirilmektedir.

Küresel Ticaretin Değişen Öncelikleri

Son yıllarda yaşanan salgın, savaşlar, enerji şokları ve ticari gerilimler, ülkelerin ticari ilişkilerini güvenlik açısından yeniden değerlendirmesine yol açmıştır. Özellikle kritik girdilerde sınırlı sayıdaki tedarikçiye bağımlılık, üretimin sürekliliğini etkileyebilecek bir kırılganlık olarak görülmektedir. Bu nedenle hükümetler yerli kapasiteyi desteklemeye, alternatif tedarikçiler bulmaya ve güvenilir kabul ettikleri ülkelerle ekonomik ilişkilerini derinleştirmeye yönelmektedir.

Dünya Ticaret Örgütünün 2026 Dünya Ticaret Raporu, ekonomik güvenlik kaygılarının sanayi ve ticaret politikalarında giderek daha belirleyici hale geldiğini ortaya koymaktadır. Raporda incelenen kritik mineral anlaşmalarının yüzde 80’inin 2022–2024 döneminde imzalanmış olması, kaynaklara erişimi güvenceye alma arayışının hızını göstermektedir. İhracat kontrolleri, sübvansiyonlar ve belirli sektörlere yönelik anlaşmalar bu arayışın araçları arasında yer almaktadır.

İhracat kısıtlamaları, ilgili girdiyi ithal eden üreticileri yeni tedarikçilere yöneltirken hükümetlerin karşı önlemlerini de gündeme getirebilir. Bu önlemlerin yaygınlaşması, işletmelerin tedarik seçeneklerini daraltarak maliyetleri ve belirsizliği artırabilir. Böylece ekonomik güvenliği güçlendirme arayışı, net sıfır için gerekli teknoloji ve girdilere erişimi zorlaştıran bir ticari parçalanmaya yol açabilir.

Bu gelişmeler, küresel ticaretin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Asıl değişim, ticari ilişkilerin giderek güvenlik ve siyasi yakınlık ölçütleriyle yeniden düzenlenmesidir. Tedarikçileri çeşitlendiren ortaklıklar kırılganlıkları azaltabilirken, ticaretin sınırlı sayıdaki ülke arasında yoğunlaşması yeni bağımlılıklar yaratabilir. Dönüşüm açısından önemli olan, alternatif üretim kapasiteleri geliştirilirken mevcut bağlantıların sağlayabildiği maliyet ve teknoloji avantajlarının da gözetilmesidir.

Kaynak Güvenliği ve Yeni Ortaklıklar

Elektrik şebekeleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji sistemleri; bakır, lityum, nikel, kobalt, grafit ve nadir toprak elementleri gibi girdilere ihtiyaç duymaktadır. Fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan yatırımlar, bu minerallerin üretim ve işlenmesinde yeni kapasite gerektirmektedir.

Kaynak güvenliği, maden yataklarına erişmekten daha geniş bir meseledir. Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) 2026 Küresel Kritik Mineraller Görünümü Raporu, madencilik yatırımlarıyla işleme ve ileri üretim kapasitesi arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekmektedir. Maden çıkarılabilmesi, kaynağın teknolojik kullanıma uygun nitelikte işlenebildiği anlamına gelmemektedir. İşleme tesisleri enerji, su, ekipman, teknik bilgi ve yetişmiş işgücü gerektirmektedir.

Üretim zincirindeki yoğunlaşma, üretimde az miktarda kullanılan bir girdiye erişim sorununun geniş sanayi kollarını etkilemesine yol açabilmektedir. IEA’ya göre Çin’in Nisan 2025’te bazı ağır nadir toprak elementlerine yönelik ihracat kontrolleri, gerekli mıknatısları temin etmekte zorlanan bazı otomotiv üreticilerinin kapasite kullanımını azaltmasına veya faaliyetlerini geçici olarak durdurmasına neden olmuştur.

Bu koşullarda kaynak sahibi ülkelerle geliştirilen ortaklıkların kapsamı önem kazanmaktadır. Hammadde tedarikinin güvenceye alınması, kaynak sahibi ülkede üretim yeteneklerinin geliştirilmesiyle birlikte ele alınmalıdır. Yerel işleme kapasitesi, teknoloji paylaşımı, mesleki eğitim ve altyapı yatırımları, bu ülkelerin değer zincirine daha fazla katılmasını sağlayabilir. IEA’nın Latin Amerika ve Karayipler değerlendirmesi de bölgenin madencilikteki güçlü konumuna rağmen işleme kapasitesini geliştirmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır.

Ortaklığın niteliği, yaratılan değerin nerede ve nasıl paylaşıldığı üzerinden değerlendirilmelidir. Kaynak sahibi ülkenin ağırlıklı olarak hammadde sağladığı, yüksek katma değerli faaliyetlerin ise başka ülkelerde kaldığı bir yapı, mevcut kalkınma farklarını koruyabilir. Buna karşılık kaynak, teknoloji, finansman ve üretim yeteneklerini bir araya getirerek ortakların üretim ve işleme kapasitelerini geliştiren iş birlikleri, hem tedarik güvenliğini hem de dönüşümü destekleyebilir.

Enerji Güvenliği ile Dönüşüm Takvimi Arasındaki Gerilim

Enerjiye güvenilir ve uygun maliyetli erişim, sanayinin üretimini ve dönüşüm yatırımlarını sürdürebilmesinin temel koşullarındandır. Elektrifikasyon yatırımları, işletmelerin elektrik fiyatlarına ve arzın sürekliliğine duyarlılığını da artırmaktadır.

IEA’nın Electricity 2026 Raporunda, AB’de enerji yoğun büyük sanayi tüketicilerinin 2025 elektrik fiyatlarının, ABD karşılaştırmasında kullanılan Teksas sanayi fiyatlarının iki katından fazla, Çin’deki fiyatların ise yaklaşık yüzde 50 üzerinde olduğu belirtilmektedir. Bu karşılaştırma öncü verilere dayanmaktadır; işletmelerin karşılaştığı fiyatlar bulundukları yere göre farklılaşabilmektedir. Bu farklar, yatırım kararlarında başlangıç maliyetinin yanında dönüşüm sonrasındaki işletme giderlerinin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

Jeopolitik gerilimler ise enerji güvenliğinin tedarik güzergâhlarıyla bağlantısını görünür hale getirmektedir. Hürmüz’de yaşanan kesintilerin etkisi petrol ve doğal gaz piyasalarıyla sınırlı kalmamaktadır. IEA’nın kritik mineraller raporunda, kükürt tedarikindeki aksamaların sülfürik asit üzerinden gübre ve mineral işleme faaliyetlerine yayıldığı aktarılmaktadır. Enerji ve lojistikteki bir kesinti, böylece farklı üretim zincirlerinde girdi maliyetini ve bulunabilirliğini etkileyebilmektedir.

Bu şokların dönüşüm yatırımlarına etkisi de koşullara göre değişmektedir. Yüksek fosil yakıt fiyatları, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının ekonomik gerekçesini güçlendirebilir. Ancak artan üretim ve taşıma giderleri şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacını yükseltirken, yatırım için ayırabileceği kaynağı azaltabilir. Uzun vadede enerji riskini sınırlayabilecek bir proje, kısa vadeli nakit baskısı nedeniyle ertelenebilir.

Yatırım planları ve destek mekanizmaları, enerji arz güvenliğini güçlendirirken iklim hedeflerine ulaşılmasını da destekleyecek biçimde tasarlanmalıdır. Verimlilik, düşük emisyonlu üretim, depolama ve şebeke kapasitesi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Kısa vadeli arz kararlarının gelecekteki yakıt bağımlılığına ve emisyonlara etkisi de dikkate alınmalıdır.

Döngüsellik ve Hammaddeye Erişim

Kaynak güvenliğinin güçlendirilmesinde, kullanım ömrünü tamamlayan ürünlerin yeniden üretime kazandırılması önemli bir imkân sunmaktadır. European Aluminium’ın Mart 2025 tarihli görüş belgesinde, geri dönüştürülmüş alüminyum üretiminde tüketilen enerjinin birincil üretimdeki tüketimin yaklaşık yüzde 5’i düzeyinde olduğu belirtilmektedir. Bu avantaj, hurdayı hem maliyet hem de emisyon azaltımı açısından değerli bir sanayi girdisi haline getirmektedir.

Ancak geri dönüşüm kapasitesinin kurulması, yeterli miktarda ve uygun kalitede hurdaya erişimi kendiliğinden sağlamamaktadır. Birlik, AB’nin 2023’te 1,2 milyon ton alüminyum hurdası ihraç ettiğini belirterek ihracat harcı uygulanmasını talep etmektedir. Aynı belgede toplama ve ayrıştırma altyapısının geliştirilmesi, hurdanın alaşım türlerine göre ayrılması ve geri dönüşümün ekonomik koşullarının desteklenmesi de önerilmektedir.

Bu örnek, döngüselliğin ticaret ve sanayi politikalarıyla birlikte tasarlanması gerektiğini göstermektedir. Hurdayı bölge içinde tutma talebi, yerel üreticilerin ihtiyaçlarını yansıtırken başka ülkelerin aynı girdiye erişimini de gündeme getirmektedir. Kalıcı ilerleme için toplama, geri kazanım ve malzeme kalitesini artıran yatırımların geliştirilmesi; alınacak ticari önlemlerin sınır ötesi etkilerinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.

Hedeflerden Yatırıma Geçiş

Dönüşümün hızı, gerekli ekipmanın zamanında üretilebilmesine ve yatırımların birbiriyle uyumlu yürütülmesine de bağlıdır. IEA’nın 2025 tarihli Building the Future Transmission Grid Raporuna göre büyük güç transformatörlerinde tedarik süresi dört yıla kadar uzayabilmektedir. Alıcılar arasında ekipman tedarikinin yanı sıra gelecekteki siparişler için üreticilerin üretim takviminde yer ayırtma rekabeti de yaşanmaktadır.

Bu koşullarda uzun vadeli anlaşmalar, üreticilerin kapasite artırma kararlarını destekleyebilir. Raporda, Fransa’nın elektrik iletim şebekesini işleten RTE’nin, 2028’e kadar yer altı kablosu tedariki için beş Avrupalı üreticiyle yaptığı anlaşmalar örnek gösterilmektedir. Böylece alıcı tedarikini güvenceye alırken üretici de gelecekteki talebi daha öngörülebilir biçimde değerlendirebilmektedir.

Kamu kurumları, altyapı işletmecileri ve sanayi arasında koordinasyon sağlanması; yatırım takvimlerinin, izin süreçlerinin, ekipman tedarikinin ve işgücü ihtiyacının birlikte ele alınması önem taşımaktadır. Üretim kapasitesinin geliştirilmesi de hedeflenen yatırımların zamanında hayata geçirilmesini destekleyebilir. Ancak gecikmeleri yalnızca ticaret engelleriyle açıklamak yeterli değildir. Raporda, gelişmiş ekonomilerde elektrik iletim şebekesi yatırımlarındaki gecikmelerin başlıca nedeninin izin süreçleri olduğu vurgulanmaktadır.

COP31 Öncesinde İş Birliğinin İçeriği                           

COP toplantılarında açıklanan taahhütlerin, ülkelerin dönüşümü gerçekleştirme imkânlarına katkıları açısından da değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Finansmana erişimin yanında, sağlanan kaynağın uygulanabilir projelere dönüşmesi de belirleyicidir.

COP29’da kabul edilen yeni iklim finansmanı hedefi, Bakü’den Belém’e uzanan süreçte finansmanın nasıl artırılacağı ve yatırımlara yönlendirileceği tartışmalarına temel oluşturmuştur. COP29 ve COP30 başkanlıklarının hazırladığı Bakü’den Belém’e 1,3 Trilyon Yol Haritası, iklim hedeflerinin ulusal kalkınma planlarına, sektörel planlara ve yatırım programlarına dahil edilmesini önermektedir. Ülkelerin kendi öncelikleri doğrultusunda oluşturacağı iş birliği platformları, kamu kurumlarının, finansman kuruluşlarının ve teknoloji sağlayıcılarının bu yatırımlar için birlikte çalışmasını kolaylaştırabilir.

Yol haritası, farklı finansman kaynaklarının harekete geçirilmesi ve yatırımlara yönlendirilmesi için bir çerçeve sunmaktadır. COP31 öncesinde bu çerçeve, finansman taahhütlerinin ticaret, enerji ve teknolojiye erişim koşullarıyla birlikte ele alınmasına katkı sağlayabilir. Finansmanın kullanılabileceği projelerin geliştirilmesi ve gerekli üretim kapasitesinin oluşturulması, uluslararası iş birliğinin somutlaşabileceği alanlar arasında yer almaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Küresel rekabetin giderek güvenlik, teknoloji ve kaynaklara erişim üzerinden şekillenmesi, yeşil dönüşümün koşullarını da değiştirmektedir. Yerli üretimi destekleyen ve tedariki çeşitlendiren politikalar dönüşüm kapasitesini güçlendirebilirken, karşılıklı kısıtlamalar teknoloji ve girdilere erişimi zorlaştırarak maliyetleri artırabilir. Net sıfırın geleceği, ülkelerin rekabet güçlerini artırma çabalarıyla dönüşümün gerektirdiği uluslararası iş birliğini nasıl bağdaştıracaklarıyla yakından ilişkilidir.

Ülkelerin tedariklerini çeşitlendirmesi ve aşırı bağımlılıklarını azaltması anlaşılabilir bir tercihtir. Ancak her ülkenin bütün kaynaklara ve üretim yeteneklerine tek başına sahip olması beklenemez. Ulusal politikaların başarısı değerlendirilirken başka ülkelerde yarattıkları etkilerin ve bunların geri dönüşlerinin hesaba katılması önem taşımaktadır.

COP31’e yaklaşırken temel mesele, açıklanan hedeflerin bu ekonomik gerçeklik içinde nasıl uygulanacağıdır. İklim değişikliği, ticari anlaşmazlıkların çözülmesini veya jeopolitik gerilimlerin sona ermesini beklememektedir. Rekabet sürerken de ortak yatırım ve çözüm geliştirme alanlarının korunması, dönüşümün ilerlemesini destekleyebilir. Net sıfıra ilerlemek, ülkelerin kendi dönüşümlerini gerçekleştirirken diğer ülkelerin de bu sürece katılmasını sağlayacak koşulları geliştirmeleriyle yakından ilişkilidir.

Küresel Rekabetin Gölgesinde Net Sıfır Dönüşümün Maliyeti Ve İş Birliğinin önemiGül SALDIRANER

EG Partner

SMMM

Bağımsız Denetçi

Sürdürülebilirlik Denetçisi
 www.eg-econsulting.com

 

Gül Saldıraner Hn Yazı Sonu Imzası

KAYNAKLAR/ REFERENCES

  1. World Trade Organization — WTO (2026). World Trade Report 2026.- https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr26_e.pdf
  2. International Energy Agency — IEA (2026). Global Critical Minerals Outlook 2026.- https://www.iea.org/reports/global-critical-minerals-outlook-2026
  3. International Energy Agency — IEA (2026). Electricity 2026: Analysis and Forecast to 2030.- https://iea.blob.core.windows.net/assets/b73798cb-e452-42b9-9d8a-07542de7a041/Electricity_2026.pdf
  4. International Energy Agency — IEA (2025). Building the Future Transmission Grid. – https://iea.blob.core.windows.net/assets/744ff0bb-905a-4f9f-83e3-2d04ce99e09c/BuildingtheFutureTransmissionGrid.pdf
  5. European Aluminium (2025, March). A Strategy for the Long-Term Availability and Quality of Aluminium Scrap in Europe. – https://european-aluminium.eu/wp-content/uploads/2025/03/A-Strategy-for-the-Long-Term-Availability-and-Quality-of-Aluminium-Scrap-in-Europe.pdf
  6. United Nations Framework Convention on Climate Change — UNFCCC (2024, November 24). “COP29 UN Climate Conference Agrees to Triple Finance to Developing Countries, Protecting Lives and Livelihoods.” – https://unfccc.int/news/cop29-un-climate-conference-agrees-to-triple-finance-to-developing-countries-protecting-lives-and
  7. COP29 and COP30 Presidencies (2025, November). Report on the Baku to Belém Roadmap to 1.3T. – https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Relatorio_Roadmap_COP29_COP30_EN_final.pdf
Gül Saldıraner
Gül Saldıranerhttp://www.eg-econsulting.com
İşletme lisans derecesine sahip olan Gül, Mega Yat sektöründe 25 yılı aşkın süredir muhasebe, finans, denetim ve üst düzey yönetim alanlarında deneyime sahiptir. Sektörün lider uluslararası kuruluşlarından birinde CFO ve Genel Müdür olarak görev almış, aynı zamanda Yönetim Kurulu üyeliği sorumluluklarını üstlenmiştir. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM) olan Gül, Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) Bağımsız Denetçi ve Sürdürülebilirlik Denetçisi lisanslarına sahip olup Entegre Raporlama ve Kurumsal Sürdürülebilirlik alanlarında uzmanlık sertifikaları bulunmaktadır. EG-E Danışmanlık olarak; işletmelerin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik odaklı stratejik dönüşüm süreçlerini, finansal performans ve yönetişim perspektifiyle bütüncül olarak ele alarak uzun vadeli değer yaratmalarına katkı sağlayan yönetim danışmanlığı hizmetleri sunmaktadır.

PAYLAŞIMLAR

Lütfen yorumunuzu girin !
Lütfen adınızı giriniz.

Şirketler için Eğitim Kataloğu

📚 Eğitim Kataloğu
Sürdürülebilirlik ve Tedarikçi Ekosistemi
Sektörün Tercihi Yüksek Lisans Programı
Pazarlık Tarzınızı Keşfedin