İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik: Güneş Işınımı Modifikasyonu (SRM)
Gül SALDIRANER
EG Partner – SMMM
Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
İklim değişikliğiyle mücadelede temel politika ekseni, sera gazı emisyonlarının azaltılması, karbon giderimi kapasitesinin geliştirilmesi ve iklim etkilerine uyum sağlanmasıdır. Ancak küresel azaltım çabalarının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu hızda ilerlememesi, sıcaklık artışının kritik eşiklere yaklaşması ve aşırı hava olaylarının daha görünür hale gelmesi, iklim araştırmalarında daha önce sınırlı çevrelerde tartışılan bazı müdahale fikirlerini yeniden gündeme taşımaktadır. Bu tartışmalı alanlardan biri de Solar Radiation Modification, yani Güneş Işınımı Modifikasyonu’dur.
Son yıllarda SRM’ye ilişkin ilgi yalnızca akademik literatürle sınırlı kalmamış; kamu fonları, uluslararası kurum raporları, özel sektör girişimleri, etik değerlendirmeler ve kamuoyu diyaloğu çalışmalarıyla daha geniş bir iklim yönetişimi gündemine dönüşmüştür. ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler sistemi, bilimsel danışma mekanizmaları ve çevre kuruluşları bu alanı farklı açılardan değerlendirmekte; bir yandan araştırmanın sınırlarını, diğer yandan olası uygulama risklerini ve küresel yönetişim boşluklarını tartışmaktadır. Bu gelişmeler, SRM’nin uygulanmış veya kabul edilmiş bir iklim çözümü olduğu anlamına gelmez. Aksine, konunun giderek daha fazla tartışılması, belirsizliklerinin, etik sorularının ve denetlenmesi gereken risklerinin büyüklüğünü de göstermektedir.
Bu nedenle SRM tartışmasını yalnızca teknik bir iklim müdahalesi fikri olarak değil; sürdürülebilirlik, iklim politikası, uluslararası hukuk, etik ve toplumsal meşruiyet boyutlarıyla birlikte ele almak gerekmektedir. Bu yazının amacı, iklim gündeminde giderek daha fazla görünür hale gelen SRM’yi; bilimsel belirsizlikleri, yönetişim arayışları, kamuoyu kaygıları ve politika tartışmalarıyla birlikte değerlendirmektir.
SRM’nin İklim Politikası İçindeki Yeri
SRM, Dünya’ya ulaşan güneş ışınımının küçük bir bölümünü uzaya geri yansıtarak küresel sıcaklık artışını sınırlamayı hedefleyen yöntemler için kullanılan genel bir kavramdır. Literatürde solar geoengineering, solar radiation management veya sunlight reflection methods gibi farklı terimlerle de anılmaktadır.
SRM, iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılan klasik azaltım politikalarından farklıdır. Emisyon azaltımı, sera gazlarının atmosfere salınmasını sınırlamayı hedefler. Karbon giderimi, atmosferde birikmiş karbondioksitin uzaklaştırılmasına odaklanır. Uyum politikaları ise iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine karşı toplumların, ekonomilerin ve ekosistemlerin dayanıklılığını artırmayı amaçlar. SRM ise bu üç alandan farklı olarak, atmosferdeki sera gazı birikimini azaltmadan, iklim sisteminin enerji dengesi üzerinde geçici bir soğutma etkisi yaratma fikrine dayanır.
Bu nedenle SRM, iklim değişikliğinin kök nedenini ortadan kaldıran bir çözüm olarak değerlendirilmemektedir. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu artmaya devam ettiği sürece okyanus asitlenmesi, ekosistem baskıları ve fosil yakıt kullanımına bağlı diğer çevresel etkilerin de süreceği değerlendirilmektedir. SRM’nin teorik olarak hedeflediği şey, bu nedenleri ortadan kaldırmak değil; güneş ışınımının bir bölümünü yansıtarak sıcaklık artışının bazı etkilerini sınırlamaktır. Nitekim UNEP, SRM’yi gerçek iklim eyleminin yerine geçemeyecek, yüksek belirsizlikler taşıyan spekülatif bir yaklaşım olarak tanımlar; Royal Society de SRM’nin sera gazı kaynaklı ısınmanın ancak bir bölümünü geçici olarak maskeleyebileceğini, kök nedeni çözmediğini vurgulamıştır.
Bu ayrım, SRM tartışmasının merkezinde yer almaktadır. Bir yandan bazı araştırmacılar, sıcaklık artışının kritik eşiklere yaklaşması halinde SRM’nin olası etkilerinin anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Diğer yandan birçok kurum ve sivil toplum kuruluşu, bu tür araştırmaların emisyon azaltımı üzerindeki politik baskıyı zayıflatabileceği, teknolojiyi normalleştirebileceği ve uygulamaya giden yolu açabileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Bu nedenle SRM, yalnızca teknik bir iklim müdahalesi önerisi olarak değil; iklim politikasının sınırları, öncelikleri ve etik sorumlulukları bakımından da tartışılan bir araştırma alanı olarak değerlendirilmektedir.
Başlıca Teknolojik Yaklaşımlar
SRM başlığı altında tek bir yöntemden değil, farklı teknik varsayımlara dayanan bir grup yaklaşımdan söz edilmektedir. Bu yaklaşımların ortak noktası, Dünya’nın enerji dengesini güneş ışınımı üzerinden etkilemeyi hedeflemeleridir. Ancak yöntemlerin bilimsel olgunluk düzeyi, uygulanabilirliği, risk profili ve yönetişim ihtiyacı birbirinden oldukça farklıdır.
Literatürde en fazla tartışılan yöntemlerden biri stratosferik aerosol enjeksiyonudur. Bu yaklaşım, büyük volkanik patlamaların ardından atmosfere yayılan parçacıkların geçici soğutma etkisinden hareketle, stratosfere yansıtıcı parçacıklar bırakılması fikrine dayanır. Bir diğer yöntem, deniz bulutlarının parlaklığını artırarak daha fazla güneş ışığının geri yansıtılmasını hedefleyen deniz bulutu parlaklaştırma yaklaşımıdır. Bunlara ek olarak sirüs bulutlarının inceltilmesi, kara veya deniz yüzeylerinin daha yansıtıcı hale getirilmesi ve uzay temelli güneş kalkanları gibi daha az olgunlaşmış öneriler de tartışılmaktadır.
Bu yöntemler bugün için uygulanmış, etkileri kanıtlanmış ve küresel ölçekte kabul edilmiş iklim çözümleri olarak değerlendirilmemektedir. Bazıları ağırlıklı olarak bilgisayar modelleri ve doğal benzerlikler üzerinden incelenirken, bazıları teknik uygulanabilirlik açısından çok daha erken aşamadadır. Bu nedenle SRM tartışmasında yöntemlerin isimlerini sıralamak kadar, bunların büyük ölçüde araştırma düzeyinde olduğunu ve olası etkilerinin önemli belirsizlikler taşıdığını belirtmek gerekir.
Özellikle stratosferik aerosol enjeksiyonu ve deniz bulutu parlaklaştırma, bilimsel literatürde daha fazla incelenen iki yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Ancak daha fazla araştırılmış olmaları, bu yöntemlerin güvenli, yönetilebilir veya uygulanabilir olduğu sonucuna varmak için yeterli görülmemektedir. Mevcut araştırmalar, bu alanın yalnızca teknik değil; çevresel, etik, hukuki ve politik açıdan da çok katmanlı bir değerlendirme gerektirdiğine işaret etmektedir. Bu nedenle SRM tartışmasında, yöntemlerin araştırma düzeyinde incelenmesi ile olası uygulama senaryoları arasında net bir ayrım yapılması önem taşımaktadır.
Bilimsel Belirsizlikler ve Olası Riskler
SRM’ye ilişkin temel tartışma başlıklarından biri, olası etkilerin yalnızca küresel ortalama sıcaklık üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayabileceğidir. Bir yöntemin teorik olarak sıcaklık artışını azaltması, farklı bölgelerde aynı sonucu doğuracağı anlamına gelmeyebilir. İklim sistemi; atmosfer, okyanuslar, yağış döngüleri, rüzgâr sistemleri, bulut oluşumu, tarım, su kaynakları ve ekosistemler arasında çok katmanlı ilişkiler içeren karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle literatürde, güneş ışınımına yapılacak bir müdahalenin sonuçlarının yalnızca “soğutma etkisi” üzerinden değil, bölgesel ve sektörel etkiler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Araştırmalar, SRM’nin yağış rejimleri, muson sistemleri, bölgesel sıcaklık dağılımları, ozon tabakası, biyolojik çeşitlilik, tarımsal üretkenlik ve su mevcudiyeti üzerinde farklı etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Bazı bölgelerde sıcaklık baskısı azalırken, başka bölgelerde yağış düzenleri, gıda güvenliği veya ekosistem dengeleri açısından yeni riskler ortaya çıkabilir. Bu durum, SRM tartışmasını teknik bir iklim müdahalesinden çıkararak adalet ve risk paylaşımı meselesine dönüştürmektedir.
Bir diğer önemli belirsizlik, SRM’nin süreklilik gerektiren bir müdahale olma ihtimalidir. Özellikle aerosol temelli yaklaşımlarda soğutma etkisinin korunması için uygulamanın düzenli biçimde sürdürülmesi gerekebilir. Böyle bir müdahale başlatıldıktan sonra ani biçimde durdurulursa, bastırılmış sıcaklık artışının hızlı şekilde geri dönmesi riski doğabilir. Literatürde “termination shock” olarak tartışılan bu olasılık, SRM’nin yalnızca başlatılması değil, nasıl sürdürüleceği ve nasıl sonlandırılacağı sorularını da kritik hale getirmektedir.
Bu nedenle SRM’ye ilişkin bilimsel belirsizlikler, yalnızca yöntemin teknik olarak mümkün olup olmadığıyla sınırlı görülmemektedir. Literatürde, böyle bir müdahalenin farklı coğrafyalarda, sektörlerde ve toplumsal gruplar üzerinde nasıl sonuçlar doğurabileceği önemli bir tartışma başlığıdır. Bu belirsizlikler yeterince anlaşılmadan SRM’nin uygulanabilir, güvenli veya yönetilebilir bir iklim aracı olarak sunulmasına ihtiyatla yaklaşılmaktadır.
Etik, Yönetişim ve Toplumsal Meşruiyet
SRM tartışmasının önemli boyutlarından biri, teknolojinin yalnızca ne yapabileceği değil, böyle bir araştırma veya olası müdahale sürecinin kim tarafından ve hangi meşruiyetle yönetileceğidir. SRM’nin olası etkilerinin ulusal sınırlarla sınırlı kalmayabileceği dikkate alındığında, karar alma yetkisi, denetim, sorumluluk, zarar atfı ve kamu katılımı gibi konuların teknik fizibiliteyle birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu alandaki başlıca etik kaygılardan biri, SRM’nin emisyon azaltımı üzerindeki politik baskıyı zayıflatma ihtimalidir. SRM’nin, iklim krizinin kök nedenlerini çözmeden sıcaklık artışını geçici olarak sınırlayabilecek bir seçenek gibi sunulması halinde, sera gazı azaltımı konusundaki politika önceliklerini zayıflatabileceği tartışılmaktadır. Literatürde “moral hazard” veya “mitigation deterrence” olarak ele alınan bu risk, SRM’nin iklim politikalarının yerine geçebilecek bir araç olarak değil, sınırlı ve ihtiyatlı bir araştırma başlığı olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirmektedir.
Bir diğer önemli tartışma başlığı, araştırmanın zamanla kendi momentumunu yaratma ihtimalidir. Başlangıçta modelleme veya sınırlı bilimsel inceleme olarak yürütülen çalışmaların, ilerleyen aşamalarda daha büyük saha deneylerine, özel sektör yatırımlarına, patentlere ve ticari beklentilere zemin hazırlayabileceği yönünde kaygılar bulunmaktadır. Bu nedenle bazı sivil toplum kuruluşları, SRM araştırmalarının dahi teknolojiyi normalleştirme riski taşıdığını savunmaktadır. Bu görüşe göre, SRM araştırmaları yalnızca bugünkü bilimsel amaçlarıyla değil, gelecekte doğurabileceği uygulama beklentileriyle birlikte ele alınmalıdır.
Yönetişim açısından öne çıkan sorulardan biri de karar alma yetkisidir. SRM’nin olası etkileri farklı bölgelerde farklı sonuçlar doğurabileceğinden, yalnızca teknolojik kapasiteye sahip ülkelerin veya özel şirketlerin belirleyici aktörler haline gelmesi meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirebilir. Küresel Güney ülkelerinin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha kırılgan olmalarına rağmen, bu alandaki bilimsel kapasite, finansman ve karar süreçlerinde çoğu zaman daha sınırlı temsil edildiği belirtilmektedir. Bu durum, SRM tartışmasının iklim adaleti bağlamında da ele alınmasına neden olmaktadır.
Toplumsal meşruiyet de bu çerçevenin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kamuoyunun bilgilendirilmesinin yanı sıra, etkilenecek toplumların, yerel toplulukların, bilim insanlarının, politika yapıcıların ve sivil toplumun karar süreçlerine anlamlı biçimde dahil edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. SRM gibi belirsizlikleri yüksek bir alanda güven, şeffaflık ve hesap verebilirlik konularının yeterince ele alınmaması, araştırma süreçlerine yönelik toplumsal kaygıları artırabilir.
Bu nedenle SRM’nin geleceğine ilişkin tartışma yalnızca laboratuvarlar veya iklim modelleriyle sınırlı değildir. Literatürde öne çıkan temel konular; bu araştırma alanının etik sınırları, denetim mekanizmaları, karar süreçlerine hangi toplumların dahil edileceği ve emisyon azaltımı önceliğinin nasıl korunacağı etrafında şekillenmektedir.
Kurumsal Yaklaşımlar: ABD, Birleşik Krallık, AB ve Uluslararası Kurumlar
SRM’ye ilişkin artan ilgi, farklı ülkeler ve kurumlar tarafından aynı şekilde yorumlanmamaktadır. Ortak noktalardan biri, SRM’nin emisyon azaltımı ve uyum politikalarının yerine geçmemesi gerektiğine ilişkin vurgudur. Ancak araştırmanın hangi sınırlar içinde yürütülebileceği, açık hava deneylerine nasıl yaklaşılacağı ve olası uygulamanın hangi düzeyde sınırlandırılması gerektiği konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.
ABD’de konu daha çok araştırma planı ve araştırma yönetişimi çerçevesinde ele alınmaktadır. Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi tarafından hazırlanan raporda, SRM araştırmalarının şeffaflık, kamu katılımı, güvenlik, uluslararası işbirliği ve periyodik gözden geçirme ilkeleriyle yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, SRM’nin uygulanmasına yönelik bir politika kararı olarak değil; olası etkileri, riskleri ve diğer aktörlerin ileride atabileceği adımları anlamaya dönük bir hazırlık çerçevesi olarak değerlendirilmektedir.
Birleşik Krallık’ta ise konu özellikle kamu fonlu araştırma ve kamu diyaloğu ekseninde görünür hale gelmiştir. UKRI/NERC’in desteklediği çalışmalar, büyük ölçüde modelleme ve risk değerlendirmesine odaklanırken; kamu diyaloğu çalışmaları toplumun SRM araştırmalarına koşullu yaklaştığını ortaya koymaktadır. Katılımcıların özellikle bilgisayar modellemesi gibi kontrollü araştırmaları daha kabul edilebilir bulduğu; açık hava deneyleri ve uygulama konusunda ise etik ilkeler, şeffaflık, uluslararası yönetişim ve emisyon azaltımından sapmama koşullarını öne çıkardığı görülmektedir.
Avrupa Birliği’nin yaklaşımı daha ihtiyatlı bir çerçeveye sahiptir. AB belgelerinde SRM, iklim değişikliğinin kök nedenini çözmeyen, ancak bilimsel ve yönetişimsel açıdan izlenmesi gereken tartışmalı bir alan olarak ele alınmaktadır. Avrupa düzeyindeki bilimsel değerlendirmelerde, sera gazı azaltımı ve uyum politikalarının önceliği vurgulanmakta; SRM kullanımı konusunda moratoryum, araştırma için ise etik, şeffaf, sorumlu ve kamu katılımına açık bir çerçeve önerilmektedir. AB düzeyindeki değerlendirmelerde temel kaygılardan biri, SRM’nin bir iklim çözümü olarak sunulmasının önüne geçilmesi ve öngörülebilir gelecekte uygulamadan ziyade sorumlu araştırma ve yönetişim çerçevesinde ele alınmasıdır.
UNEP, UNESCO ve BM sistemi içindeki değerlendirmelerde de benzer biçimde ihtiyatlı bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Bu değerlendirmelerde SRM’nin spekülatif niteliğine, bilimsel belirsizliklere, iklim adaleti sorunlarına ve küresel yönetişim boşluğuna dikkat çekilmektedir. Özellikle sınır aşan etkiler, askeri veya jeopolitik kullanım ihtimali, özel sektörün rolü, zarar atfı ve kırılgan toplumların karar süreçlerine dahil edilmesi gibi konular öne çıkan başlıklar arasındadır.
Bu tablo, SRM’ye ilişkin ortak ve bağlayıcı bir küresel yönetişim çerçevesinin henüz oluşmadığını göstermektedir. Araştırmalar artmakta, kurumlar farklı düzeylerde pozisyon almakta ve kamuoyu tartışmaları genişlemektedir. Buna karşılık uygulama konusunda bilimsel, etik ve politik meşruiyetin henüz tartışmalı olduğu görülmektedir. Bu nedenle SRM bugün yerleşik bir “çözüm” olarak değil, iklim araştırmaları ve küresel yönetişim açısından dikkatle izlenen hassas bir alan olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç: SRM Bir Çözümden Çok Bir Yönetişim Testi
Güneş Işınımı Modifikasyonu, bugün için uygulanmış, etkileri kanıtlanmış veya küresel ölçekte kabul edilmiş bir iklim çözümü olarak değerlendirilmemektedir. Mevcut tartışma, daha çok iklim değişikliğinin derinleştiği, azaltım çabalarının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu hızda ilerlemediği ve kritik sıcaklık eşiklerinin daha fazla gündeme geldiği bir dönemde, bu tür müdahale fikirlerinin nasıl araştırılacağı ve nasıl sınırlandırılacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.
Bu çerçevede SRM’yi yalnızca teknik bir soğutma yöntemi olarak ele almak eksik bir değerlendirme olacaktır. SRM, sera gazı emisyonlarını azaltmaz, atmosferdeki karbondioksiti ortadan kaldırmaz ve iklim değişikliğinin kök nedenini çözmez. Buna rağmen sıcaklık artışını geçici olarak sınırlama ihtimali nedeniyle araştırma gündeminde yer bulması, iklim politikalarının karşı karşıya olduğu baskıyı görünür kılmaktadır. Bu noktada temel tartışma, SRM araştırmalarının emisyon azaltımı ve uyum politikalarını güçlendiren bir uyarı mı, yoksa bu politikaları erteleme riski taşıyan bir dikkat dağılması mı yaratacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.
SRM tartışmasının önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelmesi muhtemeldir. Kamu fonları, özel sektör girişimleri, bilimsel raporlar, uluslararası kurumların değerlendirmeleri ve kamuoyu diyaloğu çalışmaları bu alanı görünür hale getirmektedir. Ancak literatürde, görünürlüğün tek başına meşruiyet anlamına gelmeyeceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle SRM’ye ilişkin her yeni adımın bilimsel belirsizlikler, etik ilkeler, toplumsal katılım, uluslararası hukuk ve küresel adalet boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede SRM, iklim krizine kolay bir çıkış yolu olarak değil; bilimin, politikanın, piyasanın ve toplumların gezegen ölçeğinde bir müdahale fikrini nasıl tartışacağına ilişkin önemli bir yönetişim testi olarak görülebilir. Emisyon azaltımı, karbon giderimi ve uyum politikaları iklim mücadelesinin ana ekseni olmaya devam ederken, SRM’nin ancak bu ekseni gölgelemeyen, şeffaf, ihtiyatlı ve uluslararası meşruiyete dayalı bir araştırma tartışması içinde ele alınması gerektiği yönündeki yaklaşım öne çıkmaktadır.
Gül SALDIRANER
EG Partner – SMMM
Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
![]()
KAYNAKLAR/ REFERENCES
- UKRI – Solar radiation modification: a public dialogue – https://www.ukri.org/publications/solar-radiation-modification-a-public-dialogue/
- Hopkins Van Mil. (2026). Solar radiation modification: a public dialogue. Public views on SRM research & potential deployment.- https://www.ukri.org/wp-content/uploads/2026/05/NERC_280526-PublicDialogueonSRM-Report.pdf
- Center for International Environmental Law | CIEL – Recent Solar Geoengineering Developments Highlight Dangers of Normalization and Need to Advance Non-Use – https://www.ciel.org/solar-geoengineering-developments-spring-2026/
- Hernandez-Galindo, I., Määttänen, A., Redmond Roche, B. H., Boucher, O., Irvine, P. J. and Moore, J. C. – Past Field Experiments of Solar Radiation Modification: A Review of the Scientific and Technical Aspects for Governance – https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025EF007254
- The Royal Society – Solar radiation modification: summary briefing – https://royalsociety.org/news-resources/projects/solar-radiation-modification/summary-briefing/
- United Nations Environment Programme – Solar Radiation Modification – https://www.uncclearn.org/wp-content/uploads/library/Solar_Radiation_Modification.pdf
- (2024). Solar Radiation Modification: Evidence Review Report. Science Advice for Policy by European Academies.- https://portal-cdn.scnat.ch/asset/3af0316d-c0f2-5ca6-b543-c9bdba33baa5/srmerr.pdf?b=1a54ebf0-d17b-58d4-83e1-85f5398d42f6&v=e2ea2551-3ad3-5f12-b1fa-7b2186c451ac_0&s=fJEfNsyMUR9K_f6uCXANpiGCsvDyfKsq_GGt0MWCxbXoqTDpY-jBc8A4qCTRcl20wEVGHFEtbmxDKBcLGlmIguviMmcizn3k0u9ypV-qYjVGTZ3jvU4uHBIQTGd9zU-bKvxPedKTfNGLy-tNvuFXZQiq9Aaw6hWLuuKuC4ULbwM








