Likit Fonların (Para Piyasası Fonları) Değerlemesi ve Vergilendirilmesi
Eylül 2026’daki Gelişmeler Işığında
Dr. YMM. Arif AYLUÇTARHAN
Giriş
Denetim ve danışmanlık pratiğinde şirket bilançolarını incelerken sıkça karşılaşılan bir kalemdir likit fonlar. Nakit fazlasını bir gecelik dahi değerlendirmek isteyen hemen her işletme, para piyasası fonlarına yönelmektedir. Bu yaygınlığa rağmen, gerek muhasebeleştirilmesinde gerek vergi mevzuatı karşısındaki muamelesinde uygulamada tereddütlerin sürdüğü görülmektedir. Bu tereddüt, son haftalarda hem tevkifat rejiminde hem de sermaye piyasası mevzuatında yaşanan iki ayrı gelişmeyle daha da güncellik kazanmıştır. Bu yazıda mesele, VUK 279’un öngördüğü değerleme esasları, GVK geçici 67. madde kapsamındaki tevkifat müessesesi ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli tasfiye kararının likit fon sahibi işletmeler bakımından taşıdığı ders çerçevesinde ele alınmıştır.
1. VUK 279 Uyarınca Değerleme: Likit Fonlar Hangi Kategoriye Girer?
VUK 279, yatırım fonu katılma paylarının değerlemesinde tek bir ölçü değil, fonun portföy bileşimine göre değişen üçlü bir tasnif öngörmektedir:
- Portföyünün en az yüzde 51’i Türkiye’de kurulu şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri, alış bedeli ile değerlenir.
- Bu nisaba girmeyen, ancak borsada işlem gören ve borsa rayici bulunan fon katılma belgeleri (örneğin A tipi fonlar), borsa rayici ile değerlenir.
- Borsada işlem görmeyen veya borsa rayici bulunmayan diğer katılma belgeleri ise kıst getiri ölçüsüne göre değerlenir.
Likit fonlar (para piyasası fonları) işte bu üçüncü kategoriye girer: portföyleri hisse senedinden değil mevduat, ters repo ve kısa vadeli borçlanma araçlarından oluştuğundan %51 hisse senedi şartını hiçbir zaman sağlamazlar; TEFAS’ta günlük ilan edilen birim pay fiyatı da VUK anlamında bir “borsa rayici” teşkil etmez. Dolayısıyla doğru değerleme ölçüsü, çoğu zaman sehven zannedildiği gibi alış bedeli değil, kıst getiri yöntemidir.
Kıst getiri yönteminin mantığı şudur: menkul kıymetin alış bedeline, vadesinde (ya da değerleme gününde) elde edilecek sabit getirinin iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmı ilave edilir:
Değerleme Bedeli = Alış Bedeli + (Sabit Getiri × Geçen Gün Sayısı / 365)
Bu yöntemin uygulanabilmesi için menkul kıymetin (veya fon katılma payının) sabit ya da makul ölçüde öngörülebilir bir getirisinin bulunması gerekir. Uygulamada işletmeler bu hesabı ayrıca yapmak yerine, fonu ihraç eden portföy yönetim şirketinin günlük ilan ettiği birim pay değerini esas alır; zira bu fiyat zaten kıst getiri mantığıyla, fonun o güne kadar tahakkuk eden getirisini içerecek şekilde hesaplanmaktadır. Ancak aşağıda ele alınacak SPK kararı, bu kabulün her zaman güvenle dayanılabilir olmadığını göstermektedir.
2. GVK Geçici 67 Çerçevesinde Tevkifat Müessesesinin Genel Yapısı
Menkul kıymet ve sair sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde 2006’dan bu yana esas çerçeveyi GVK geçici 67. madde oluşturmaktadır. Bu hüküm gereğince yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar üzerinden banka ve aracı kurumlarca tevkifat yapılması esası benimsenmiş; tevkifat nispetleri ise madde metninde sabit tutulmayıp Cumhurbaşkanı kararlarıyla belirlenen bir çerçeveye bırakılmıştır. Bu esneklik, nispetlerin son yıllarda sık sık değişmesine zemin hazırlamıştır.
Para piyasası fonları ve borçlanma araçları fonları bakımından yakın zamanda şöyle bir tablo söz konusuydu: Aralık 2020’den itibaren uzunca bir müddet bu fonlardan elde edilen kazançlarda tevkifat nispeti %0 olarak uygulandı; 2024 yılı içinde fon türüne göre kademeli olarak %7,5–%10 bandına çekildi. Tam mükellef sermaye şirketleri ise bu süreç boyunca GVK geçici 67/1 kapsamında tevkifattan istisna tutulmaya devam etti — yani kurumlar, elde ettikleri fon kazancını doğrudan kurum kazancına dahil edip kurumlar vergisi beyannamesinde beyan ediyor, ayrıca tevkifata tabi tutulmuyordu.
3. Eylül 2026 Değişikliği: Kurumlar İçin de %10 Tevkifat
Yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla oldukça taze bir gelişme burada zikre değer. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile GVK geçici 67. madde kapsamındaki tevkifat nispetleri yeniden düzenlenmiş; para piyasası fonları ile adında “para piyasası” ibaresi geçen serbest fon katılma paylarından elde edilen kazançlara uygulanan tevkifat nispeti %0’dan %10’a çıkarılmıştır. Değişikliğin dikkat çeken yanı, bu nispetin artık yalnızca gerçek kişileri değil, kurumlar vergisi mükelleflerini ve yatırım fonu/ortaklıklarını da kapsamasıdır.
Yürürlük bakımından karar iki ayrı hali düzenlemektedir:
- Kararın yayım tarihinden itibaren satın alınan fon paylarında yeni nispet (%10) doğrudan uygulanır.
- Yayım tarihinden önce satın alınıp elde tutulmaya devam edilen fon paylarında ise kıst dönem esası geçerlidir: yayım tarihine kadarki kazanç eski rejime (kurumlar için tevkifatsız), yayım tarihinden elden çıkarma tarihine kadarki kısım ise yeni %10 nispetine tabidir.
Kurumlar vergisi mükellefleri bakımından bu değişikliğin mahiyetini doğru tespit etmek önemlidir. Likit fon kazancı zaten daha önce de kurum kazancının bir parçası olarak kurumlar vergisine tabiydi; değişen, bu kazanç üzerinden artık ayrıca tevkifat yapılacak olmasıdır. Kesilen tevkifat, GVK geçici 67 sistematiği gereği kurumun geçici vergisinden ve yıllık kurumlar vergisinden mahsuba elverişlidir. Dolayısıyla kurumlar için ortaya çıkan sonuç, bir vergi yükü artışından ziyade bir finansman/nakit akışı kaybıdır — kazanç fonda dururken dahi peşinen tevkifata tabi tutulacağından, işletmeler bu meblağı ancak sonraki dönemlerde mahsup yoluyla geri alabilecektir. Dar mükellef (yabancı) yatırımcılar bakımından ise tevkifat kural olarak nihai vergi mahiyetinde olduğundan, önceki %0 uygulaması fiilen tam bir istisnaya karşılık geliyordu; yeni nispet bu grup için gerçek bir vergi yükü artışıdır.
4. Güncel Bir Hatırlatma: SPK’nın 17 Eylül 2026 Tarihli Tasfiye Kararı ve Likit Fonların “Risksiz” Sayılmasının Yanıltıcılığı
Yazının hazırlandığı sırada yaşanan ikinci ve belki daha ibretlik gelişme, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026’da aldığı karardır. SPK, yedi portföy yönetim şirketine (Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy) ait yaklaşık 130 fonun TEFAS üzerindeki alım-satım işlemlerini durdurmuş ve tasfiyesine karar vermiştir. Haberlere göre kararın gerekçesi, bazı hisse senetlerinin kredili işlemler yoluyla suni şekilde şişirilen fiyatlarından kaynaklanan bir likidite krizidir; ilgili portföy şirketleri bu yolla yapay getiri sağlamış, hisse fiyatları çöktüğünde ise borçlarını ödeyememiştir. Basındaki büyüklük tahminleri fonların toplam değerini yaklaşık 17 milyar dolar olarak vermektedir; kesin rakamlar SPK’nın resmî açıklamalarından teyit edilmelidir.
Bu yazı bakımından asıl önemli nokta şudur: tasfiyesine karar verilen fonlar arasında yalnızca hisse senedi yoğun fonlar değil, para piyasası (likit) fonları da bulunmaktadır — nitekim Hedef Portföy’e ait “Hedef Portföy Para Piyasası (TL) Fonu” bizzat tasfiye listesinde yer almıştır. Saklayıcı bankalar (Tera Portföy için İş Bankası; A1, Atlas, Bulls, Hedef ve Pardus/Pusula portföyleri için Ziraat Bankası) aracılığıyla iki iş günü içinde hesap mutabakatı sağlanacak, portföydeki kıymetler nakde çevrilecek ve en geç üç ay içinde yatırımcılara katılma payı oranında ödeme yapılacaktır.
Bu vaka, likit fonların muhasebe ve denetim pratiğinde çoğu zaman “risksiz nakit benzeri” sayılmasının ne kadar yanıltıcı olabileceğini gözler önüne sermektedir. Bir portföy yönetim şirketinin, fonun içtüzüğüne aykırı veya piyasa manipülasyonuna varan işlemlerde bulunması halinde, katılma payı sahibi işletme için hem likidite riski (paranın üç aya kadar bloke kalması) hem de değerleme belirsizliği (tasfiye sürecinde kıst getiri yönteminin dayandığı “makul öngörülebilir getiri” varsayımının çökmesi) doğabilmektedir. İşletmelerin fon seçiminde yalnızca getiriyi değil, portföy yönetim şirketinin risk profilini ve fonun içtüzüğünü de gözetmesi; denetçilerin ise bilançosunda likit fon kalemi bulunan işletmelerde karşı taraf (portföy yönetim şirketi) riskini denetim planlamasına dahil etmesi, bu olaydan çıkarılacak dersler arasındadır.
5. Muhasebe ve Denetim Açısından Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yukarıdaki iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde, uygulayıcıların şu hususlara odaklanması gerekir:
Öncelikle, likit fon katılma paylarının değerlemesinde kıst getiri yönteminin doğru uygulanması için iktisap tarihinin ve o tarihteki birim pay fiyatının titizlikle tespit edilmesi gerekir; kıst dönem tevkifat uygulaması nedeniyle aynı fon payı üzerinde artık iki farklı tevkifat rejimi bir arada işleyebilmektedir. İkinci olarak, kesilen tevkifatın mahsup takibinin geçici vergi ve yıllık kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden düzenli yapılması gerekir; aksi halde mükerrer vergi yüküne yol açabilir. Son olarak, SPK’nın tasfiye kararı karşısında, bilançosunda likit fon kalemi bulunan işletmelerin elde tuttukları fonun hangi portföy yönetim şirketine ait olduğunu araştırması ve gerekirse değer düşüklüğü (karşılık) ayrılması ihtimalini gündemine alması gerekir — zira tasfiye sürecine giren bir fonun nihai tasfiye bedeli, kıst getiri yöntemiyle hesaplanan defter değerinden farklılaşabilir.

Sonuç
Likit fonlar, uzunca bir süre Türk vergi ve muhasebe uygulamasında “kolay” bir alan olarak görülegelmiştir: değerlemesi VUK 279 dahilinde nispeten yalın bir kıst getiri hesabına, vergilendirmesi ise kurumlar için fiilen tevkifatsız bir düzene dayanıyordu. Eylül 2026’da art arda yaşanan iki gelişme — tevkifat rejimindeki değişiklik ve SPK’nın tasfiye kararı — bu tabloyu köklü biçimde değiştirmiştir. Uygulayıcılar bakımından önemli olan, ilkinin esasen bir zamanlama/mahsup meselesi, ikincisinin ise likit fonun “risksiz” sayılamayacağına dair somut bir uyarı olduğunu doğru ayırt etmek ve buna göre hem muhasebe kayıtlarını hem de nakit/risk planlamasını güncellemektir.
Dr. YMM. Arif AYLUÇTARHAN
Kaynaklar
- Para piyasası fonlarında stopaj oranı yüzde 10 oldu (Bloomberg HT)
- Para piyasası fonlarına yüzde 10 stopaj: Kime, ne için? (Dünya Gazetesi)
- GVK Geçici 67’nci madde uyarınca uygulanan stopaj oranlarında değişiklikler (PwC Türkiye)
- Yatırım fonu katılma paylarının değerlemesi – VUK md. 279 (vergiraporu.com.tr, PDF)
- SPK 7 şirketin fonlarını kapattı: İşte tasfiye edilen fonların tam listesi (Habertürk)
- Paralar yatırımcıya nasıl ödenecek? SPK duyurdu (Uzmanpara/Milliyet)
- Tasfiye kararı verilen fonların büyüklüğü 17 milyar dolar (Gazete Oksijen)
EĞİTİM PROGRAMI
Finansal Raporlama Perspektifiyle Kurumsal Suistimal Analizi ve Önlenmesi
1. EĞİTİMİN AMACI
Bu eğitimin amacı;
- Suistimal kavramını muhasebe ve finansal raporlama bağlamında sistematik biçimde ele almak,
- Finansal tablolar üzerinden suistimal sinyallerini analiz edebilme becerisi kazandırmak,
- Muhasebe bilgi akışındaki kontrol zafiyetlerini tespit edebilme yetkinliği geliştirmek,
- Kurumsal riskin hukuki, vergisel ve yönetsel sonuçlarını bütüncül bir çerçevede değerlendirebilmek,
- Önleyici iç kontrol ve etik altyapının nasıl kurulacağını göstermek.
Bu eğitim teorik farkındalık değil; finansal veri üzerinden analitik düşünme pratiği kazandırmayı hedefler.
2. EĞİTİMİN İÇERİĞİ
2.1 Kavramsal Çerçeve
- Fraud kavramı ve kapsamı
- Fraud üçgeni (baskı – fırsat – rasyonelleştirme)
- Suistimal türleri
2.2 Muhasebe ve Finansal Raporlama Altyapısı
- Bilanço denklemi ve risk alanları
- Gelir tablosu manipülasyon teknikleri
- Muhasebe kayıt yapısı ve kontrol noktaları
2.3 Finansal Tablolarda Suistimal İzleri
- Mizan tutarsızlıkları
- Gider hesaplarında anormal artışlar
- Kasa/banka hareketlerinde uyumsuzluk
- Nakit akımı – kârlılık çelişkisi
- Oran analizi ile risk tespiti
2.4 Vaka Analizleri
- Mini uygulama vakaları
- Uluslararası finansal skandalların analizi
- RS Motor vaka çalışması üzerinden teknik değerlendirme
2.5 İç Kontrol ve Önleme Mekanizmaları
- Görevler ayrılığı
- Yetki ve onay sistemleri
- İç denetim ve sürekli kontrol
- COSO çerçevesi
2.6 Hukuki ve Vergisel Boyut
- TCK, VUK ve TTK kapsamında sorumluluk
- Yönetim kurulu ve üst yönetim yükümlülükleri
- Suistimalin cezai ve mali sonuçları
3. EĞİTİM KAZANIMLARI
Eğitim sonunda katılımcılar:
Analitik Yetkinlik
- Finansal tablolar üzerinden potansiyel suistimal sinyallerini ayırt edebilir.
- Oran analizi ve karşılaştırmalı analiz yoluyla risk değerlendirmesi yapabilir.
Teknik Bilgi
- Gelir ve gider manipülasyon tekniklerini tanımlar.
- Kayıt düzeni üzerinden sistem zafiyetlerini tespit eder.
- Nakit akımı ile kârlılık arasındaki tutarsızlıkları yorumlar.
Kontrol Perspektifi
- İç kontrol mekanizmalarının hangi noktada kırıldığını analiz eder.
- Görevler ayrılığı ve yetki dağılımının önemini kavrar.
Hukuki Farkındalık
- Suistimalin cezai ve yönetsel sonuçlarını değerlendirir.
- Yönetim sorumluluğu ile finansal raporlama arasındaki ilişkiyi açıklar.
Stratejik Bakış
- Reaktif değil, önleyici risk yönetimi yaklaşımı geliştirir.
- Kurumsal etik kültürünün finansal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini analiz eder.
TEKLİF ALMAK İÇİN:









