Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu 2

Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat Erdal
Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu: Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projeleri

DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 2 (50 Slayt)
Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projelerine Bakış
Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik 
Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı

DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 1 
• 62 Slayt Havayolu Taşımacılığında Altın Dönem Klasörü,
Erişim için; https://satinalmadergisi.com/havayolu-tasimaciliginda-altin-donem/


Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat ERDAL

Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat Erdal
Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu: Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projeleri

Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projelerine Bakış

Ülkemizde birçok demiryolu projesi hayata geçti ve inanılmaz faydalar sağlandı. Gelecek 5 yıl içerisinde de arka arkaya birçok projenin devreye gireceğini görüyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran tüm altyapı projeleri ile gurur duyuyorum ve hepsini içtenlikle alkışlıyorum. Emek veren tüm kamu yöneticilerimize de yürekten teşekkür ediyorum.

Diğer sunum klasörlerimde havayoluna geniş yer vermiştim. Havayolu yolcu ve yük taşımacılığında aldığımız mesafe takdire şayan. Havayolu taşımacılığı tam olarak “altın dönemini” yaşıyor denebilir. Demiryolu yolcu taşımacılığı için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Kat edilen mesafe ve gelişim muazzam. İstanbul–Ankara hızlı tren yolculuğu büyük keyif. Ankara Gar Kompleksi, peronları, gişeleri ve güler yüzlü tüm personeli ile örnek bir alan. Yanı başındaki oteliyle birlikte bütüncül bir hizmet sunuyor. Ben de mutlulukla tüm bu hizmetlerden yararlanıyorum. Ancak demiryolu yük taşımacılığı tarafında dinamikler biraz daha farklı seyrediyor.

Tedarik zinciri alanında çalışan bir öğretim üyesi olarak bu klasörde odaklandığım alan,
açıkçası DEMİRYOLU YÜK TAŞIMACILIĞI.

TÜİK verilerine göre ülkemizin dış ticaretinde demiryolu yük taşımacılığının payı bugün hâlâ % 1’in altında.
Tam olarak dikkat çekmek istediğim nokta da burası. Bu klasörde; iyi niyetlerle yola çıkılan, büyük emekler verilen birçok projenin, zaman içerisinde olgunlaşamadan sona erdiğini göreceksiniz. Belki de ilk defa duyacaksınız. Projelere ilişkin detaylar (harita ve veriler), kamu yöneticilerinin sunumları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TOBB, sektör dernekleri ve gazete arşivlerine dayanmaktadır.

Sürdürülebilir tedarik zincirlerinin vazgeçilmez unsurlarının başında demiryolu yük taşımacılığı geliyor. Limanlar, organize sanayi bölgeleri ve lojistik merkezlerle kurulacak güçlü demiryolu bağlantıları, ülke ekonomisinde önemli bir çarpan etkisi yaratacaktır. Demiryolu yük taşımacılığının da önümüzdeki dönemde, tıpkı havayolunda olduğu gibi, güçlü bir yükseliş dönemine girmesini içtenlikle diliyorum.

2007’de “Demiryolu Geleceğimizdir” başlıklı bir yazı kaleme almıştım; bugün de aynı noktadayım.
Çevre dostu demiryolu yük taşımacılığının çok büyük bir potansiyele sahip olduğuna ve kamu–özel sektör işbirliği ile önümüzdeki dönemde ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum.

Sözü, dün olduğu gibi bugün de aynı cümleyle bitirelim: «DEMİRYOLU GELECEĞİMİZDİR»

Saygılarımla,
Prof. Dr. Murat ERDAL


DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 1 
•62 Slayt Havayolu Taşımacılığında Altın Dönem Klasörü, Erişim için; https://satinalmadergisi.com/havayolu-tasimaciliginda-altin-donem/

ŞİRKET EĞİTİMLERİ:

 Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Satınalma Analitiği; Maliyet ve Fiyat Analizi ( 2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)
☐ İdari İşler ve Tesis Yönetimi Eğitimi (2 Gün)

Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz.

Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.      Prof. Dr. Murat Erdal 

 

Anahtar Sözcükler: dış ticaret, dış ticaret lojistiği, taşımacılık, lojistik, demiryolu, ulaştırma, eğitim, eğitim notu

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa 

Reşat BAĞCIOĞLU

Döviz Uyanmasa

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDövizin artış hızının, enflasyon artış hızından daha yavaş olmasından dolayı piyasa dinamiklerin dengesi şaşmış durumda iken, uykulu dövizin birkaç ay hiç uyanmamak üzere derin uykuya dalışı söz konusu olsa. Acaba piyasanın hali ne olurdu?

Hadi canım sen de diyeceksiniz belki. Dövizin birkaç ay uykuda kalması ne demek olur?

Dövizin uykuya yatıp da iki ay boyunca yani 60 gün boyunca hiç uyanmadığı veya uyutulduğunu ülkemizde gördüm. Kurlar hükümet kararları ile 60 gün süreyle uyutuldu.

Anlayacağınız;

TCMB o tarihlerde her gün aynı kur listesini yayımladı.

  • Kurlarda değişiklik yok,
  • Hareket yok,
  • Kur riski yok (en azından 60 günlük süre için yoktu)
  • İhracatçılar ağladı
  • İthalatçılar sabit kurdan dolayı sevinçlerinden göbeklerinin üzerinde fındık kırdılar (ya bu söz öyle mi söyleniyordu acaba? Her neyse anladınız beni)

Döviz Gözlerini Kapasa

Aslında ülkenin büyük bir kesimi dövizin gözlerini kapatmasını ve uykuya dalmasını istiyor.

Dövizin uyanık kalması ile;

  • Piyasa sürekli diken üzerinde
  • Dövizi sindirmek adına piyasaya sürekli müdahale ediliyor,
  • Kaynaklar, dövize müdahalede kullanılıyor

Anne çocukDövizin uykuda kaldığı süre, para piyasalarına hükmedenlerin de bir nevi rahat etmesini sağlat. Ancak döviz uyandığı vakit, piyasaya rahat yok.

Çocuk uyanık kaldığı sürece anneye rahat yoktur misali, döviz uyanık kaldığı sürece piyasaya rahat yoktur.

Döviz Uykuda Kalsın Diye KKM – Kur Korumalı Mevduat

Dövizin belini kırmak ve yukarı yönlü hareket etmesinin önüne geçmek için KKM – Kur Korumalı Mevduat ürünü piyasaya sürüldü.

Siyası ortoritelerin sözlerine baktığınızda;

  • Ülkemiz ekonomisinin kurtulduğunu
  • KKM – Kur Korumalı Mevduat ile ülkemizin çok isabetli karar verdiğini ve bu yolun en doğru bir yol olduğunu

söylemleri ile karşılaşıyoruz. Dövize müdahale ile nereye kadar gidebilir ülkemiz? Dövize ne kadar baskı yaparsak yapalım, döviz eninde sonunda geleceği yere gelir zira ülkemizin döviz rezervleri güçlü değil. Biz eksi rezerv taşıyoruz.

Söyleyecek sözüm kalmadı. Yarın T.C. Hazine kaynaklarının dibi görüldüğünde acaba biz şunu yanlış yaptık diyecek biri çıkacak mı karşımıza? Muhtemelen dış güçler hazinemizi boşalttı denecek.

Döviz Uyursa

Yanıtı çok basit; ülkemiz bir ithalat cenneti olur, ihracat durma noktasına gelir.

Döviz Uykudan Uyanırsa

Döviz uykudan uyanırsa, piyasanın yaşayacağı kaosu düşünemiyorum.

Ben dövizin baş kaldırdığı yılları gayet iyi bilirim. 1994 yılında dövizi uyutma gibi bir teşebbüs gösterildi. Döviz 60 gün uyutuldu.

Sonra ne mi oldu?

Arşivleri inceleyin bence. Neler olduğunu ibretle okuyacaksınız.

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemReşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Su Bir Element Olmadığı İçin mi Nadir Değil!

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Su Bir Element Olmadığı İçin mi Nadir Değil!

Zafer URFALIOĞLU

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSanayide çalışan herkes bilir: Kitapta yazanla sahada olan çoğu zaman aynı şey değildir. Kâğıt üstünde her şey planlıdır ama üretim bandına indiğinizde sizi bambaşka gerçekler karşılar. İşte su meselesi de tam böyle bir konu. Kimse “suyumuz bitti” diye makine durdurmaz sanır, ama bugün pek çok tesis tam olarak bunu yaşıyor.

Şu sıralar Nadir Elementler konuşuluyor. Haklı olarak konuşuluyor. Çünkü çıkarması zor, işlenmesi zor, arzı sınırlı. Bir mıknatıs yoksa motor yok, batarya yok, teknoloji yok. Peki o nadir elementleri çıkaran madenin, işleyen tesisin, parlatan, yıkayan, soğutan hattın kaç ton su tükettiğini kim konuşuyor?

Sahada durum net: Su yoksa üretim yok.

Geçtiğimiz yıllarda Anadolu’da pek çok organize sanayi bölgesinde yaşananlar ortada. Yeraltı su seviyeleri düştü, kuyular yetmemeye başladı. Bazı tesisler vardiya kaydırdı, bazıları üretimi geçici durdurdu. Kimse bunu “kriz” diye manşete taşımadı ama tedarik zinciri sessizce aksadı.

* Çelikçi bilir; hadde hattı su ister.

* Plastikçi bilir; soğutma suyu yoksa kalıp çalışmaz.

* Gıdacı bilir; temizlik, hijyen, proses suyu olmadan üretim hayaldir.

* Tekstilci bilir; boya kazanı susuz dönmez.

Ama biz ne yaptık? Suyu hâlâ maliyet kalemlerinde “ucuz” başlığı altında tuttuk.

* Elektriği tartıştık,

* Doğalgazı tartıştık,

* İşçiliği tartıştık; suyu ise hep varsaydık.

İroni şurada: Bugün nadir element diye bildiğimiz her şeyin üretimi, suya bağımlı. Yani su olmazsa nadir element de kıymetsiz bir taş parçasına dönüşüyor. Ama su, element olmadığı için mi bilinmez, stratejik planlarda hep arka sırada kaldı.

Bir örnek daha vereyim. Lojistik.

Avrupa’da nehir seviyeleri düştüğünde, iç su taşımacılığı aksadı. Maliyet arttı, teslim süreleri uzadı. Bu bir çevre haberi gibi okundu ama sanayici için bu net bir tedarik zinciri kırılmasıydı. Hammaddenin zamanında gelmemesi, siparişin gecikmesi demekti.

Biz sanayiciler biliriz: Zincirin en zayıf halkası kadar güçlüsündür.

Bugün o halka, giderek daha fazla SU oluyor.

Yakın gelecekte rekabet avantajı; en ucuz hammaddenin peşinden koşanda değil, suyunu yöneten, geri kazanan, tasarrufu süreç tasarımına yediren işletmelerde olacak. Artık su, çevre broşürlerinin değil, yönetim kurulu gündemlerinin konusu olmak zorunda.

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEvet belki SU periyodik tabloda yok. Ama üretim tablolarında, kapasite planlarında ve risk analizlerinde en üst satıra yazılmalı.

Çünkü sahada öğrendiğimiz bir gerçek var: Makine bekler, işçi bekler, sipariş bekler… Ama SUSUZ üretim beklemez.

Zafer URFALIOĞLU

Satınalma Dergisi Ocak 2026 Yıl: 14, Sayı:157

Kapak Satınalma Dergisi Ocak 2026

Değerli Yöneticiler, Sevgili Okurlarımız,

14. yıl ve 157. sayımızla yeni bir yıla merhaba diyoruz. Bu yolculukta bilgi ve deneyimleriyle dergimize güç katan yazar ailemize ve her sayımızda bizleri ilgiyle takip eden değerli okurlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.

2026’ya, küresel risklerin yoğunlaştığı ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde giriyoruz. Jeopolitik gerilimler, emtia piyasalarındaki oynaklık, su ve iklim kaynaklı riskler ileriyi görmeyi zorlaştırıyor. Buna finansal koşullardaki belirsizlikler ve yapay zekâ odaklı teknolojik dönüşüm de eklendiğinde, riskleri yönetmek daha karmaşık bir hâl alıyor.

Sürdürülebilirlik artık hem Türkiye’de hem de Avrupa Birliği tarafında iş yapma biçimini doğrudan etkileyen bir çerçeve. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması adımı, özellikle AB’ye ihracat yapan firmalar için ürünlerin gömülü karbonunu izleme ve raporlama ihtiyacını öne çıkarıyor. Türkiye’de ise sürdürülebilirlik mevzuatı derinlik kazanıyor. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) Yönetmeliği ve Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği sürecin kritik bileşenleri gibi duruyor. Ocak sayımızda Sn. Hüseyin Cahit Soysal ve Sn. Gül Saldıraner’in bu alandaki değerlendirmelerini dikkatle inceleyeceğinizden eminim.

Önümüzdeki dönemde fiyat, kalite ve teslimat kadar karbon ayak izi ve mevzuata uyum da satın alma ve tedarik zinciri kararlarında belirleyici olacak.

Şirketler için Eğitim Programları

Şirketlerin ihtiyaçlarına özel tasarladığımız eğitim programlarımızla hem güncel iş dünyası risklerine hem de geleceğin yetkinliklerine odaklanıyoruz.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma (ISO 20400) Eğitimi ile şirketlerin sürdürülebilirlik yolculuğunda, sürdürülebilir tedarikçi ekosisteminin geliştirilmesi ve ESG kriterlerinin şartnamelerden sözleşmelere uzanan revizyonlarında rehberlik ediyoruz.

Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi kapsamında satınalma operasyonlarında suistimal risklerini, iç kontrol yapısını, sözleşme ve ihale dokümanlarının iç denetim perspektifinden incelenmesini örnek vakalarla çalışıyoruz.

Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde Yapay Zeka Uygulamaları Eğitimi ile de operasyonların dijitalleşmesi ve AI etkilerini sorguluyoruz.

e-Dergi Aboneliğinizi Başlatın, Ekibinizi Güçlendirin

Şirket (departman) ve profesyonel e-Dergi üyelik seçeneklerini incelemek için satinalmadergisi.com’daki dijital işlem merkezimizi ziyaret edebilirsiniz.

Güzel bir yıl dilerim. Keyifli okumalar,

Prof. Dr. Murat Erdal
Editör
editor@SatinalmaDergisi.com

Satınalma Dergisi Ocak 2026: https://learning.buyernetwork.net/dergiler 

Kapak Satınalma Dergisi Ocak 2026
Satınalma Dergisi Ocak 2026 sayısını Buyer Network Öğrenme Merkezi üzerinden okuyabilirsiniz.

Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları AşıyorGlobal Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Venezuela’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervlerinin teorik parasal büyüklük açısından dünyanın en yüksek yer altı kaynak potansiyelleri arasında yer aldığını, ancak bu büyüklüğün ekonomik değere dönüşmesinin yüksek maliyetler, uzun yatırım süreleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle sınırlı kaldığını ifade etti.

Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervinin yaklaşık 303 milyar varil düzeyinde bulunduğu belirtiliyor. Rezervlerin büyük bölümünün, ülkenin doğusunda yer alan Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki ekstra ağır petrol sahalarında yoğunlaştığı kaydediliyor. Güncel petrol fiyatları esas alındığında, söz konusu rezervlerin brüt parasal karşılığının yaklaşık 19,3 trilyon dolar seviyesinde olduğu hesaplanıyor.

Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki petrolün büyük ölçüde ekstra ağır nitelikte olması, üretim sürecini teknik ve mali açıdan daha karmaşık hale getiriyor. Bu tür petrolün üretiminde seyreltici kullanımı, özel üretim teknikleri ve rafineri yatırımları gerekiyor. Ekstra ağır petrol üretiminde varil başına 0,25–0,35 varil seyreltici kullanıldığı, bunun da varil başına 5–10 dolar ek maliyet yarattığı belirtiliyor.

Uzman analizlerine göre Orinoco Kuşağı’nda teknik üretim maliyetleri 12–18 dolar/varil, toplam nakit başa baş noktası ise 35–45 dolar/varil aralığında bulunuyor. Bu maliyet yapısı, Venezuela petrolünün uluslararası piyasalarda Brent petrolüne kıyasla iskontolu işlem görmesine neden oluyor.

Petrolün yanı sıra Venezuela’nın doğal gazda da önemli bir potansiyele sahip olduğu ifade ediliyor. Ülkenin kanıtlanmış doğal gaz rezervi 5,7 trilyon metreküp düzeyinde bulunurken, bu miktarın brüt parasal karşılığının yaklaşık 800 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Buna karşın yıllık doğal gaz üretiminin 30 milyar metreküpün altında kalması, gaz kaynaklarının büyük ölçüde ekonomik değere dönüştürülemediğini ortaya koyuyor.

Petrol üretimindeki uzun vadeli gerileme dikkat çekiyor. Venezuela’nın günlük petrol üretimi 1998’de 3,4 milyon varil, 2015’te 2,6 milyon varil seviyesindeyken, 2020’de yaklaşık 400 bin varile kadar geriledi. Son dönemde toparlanma eğilimi görülmesine rağmen üretimin 850 bin–900 bin varil/gün bandında bulunduğu belirtiliyor.

Uzman değerlendirmelerinde bu düşüşte yetersiz yatırım, bakım eksikliği ve altyapı sorunlarının etkili olduğu ifade ediliyor. Üretimin sürdürülebilir biçimde artırılabilmesi için boru hatları, depolama tesisleri ve ihracat terminallerini kapsayan önümüzdeki 10 yılda 15–20 milyar dolarlık yeni yatırım ihtiyacına dikkat çekiliyor. Bu yatırımların hayata geçirilmesi halinde Orinoco Kuşağı’nda günlük 500 bin varillik ilave üretim artışı sağlanabileceği öngörülüyor.

Petrol fiyatlarına bağlı senaryolara göre bu ölçekteki yatırımların geri dönüş süresinin 6–10 yıl arasında değiştiği, fiyatların daha yüksek seyrettiği dönemlerde geri dönüş süresinin kısaldığı, düşük fiyat ortamında ise yatırımların daha uzun vadeye yayıldığı belirtiliyor.

Uluslararası mali kuruluşların değerlendirmelerine göre petrol projelerinde devletin toplam payı genellikle yüzde 60–80 aralığında bulunuyor. Bu çerçevede Venezuela’nın 19,3 trilyon dolarlık brüt petrol değerinin uzun vadede yaklaşık 3,8–7,7 trilyon dolarlık kısmının kamu gelirine dönüşebileceği hesaplanıyor.

Yaklaşık 28 milyon nüfusa sahip ülkede bu rakamlar, kişi başına teorik olarak 714 bin dolar düzeyinde bir yer altı değerine işaret ederken, ekonomik olarak hayata geçirilebilecek payın 70–180 bin dolar bandında kaldığı ifade ediliyor.

Öte yandan Orinoco Kuşağı’ndaki ekstra ağır petrolün yüksek karbon yoğunluğu da uzun vadeli riskler arasında yer alıyor. Küresel karbon fiyatlaması senaryolarında bu durumun Venezuela petrolü için varil başına 10–20 dolar ek maliyet oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Venezuela örneğinin yer altı zenginliği ile ekonomik refah arasındaki farkı ortaya koyduğunu belirterek, trilyonlarca dolarlık teorik potansiyele rağmen bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesinin yüksek sermaye ihtiyacı, uzun yatırım süresi, teknoloji ve güçlü kurumsal yapı gerektirdiğini ifade etti.

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları AşıyorVatansever, haber dosyasında yer alan verilerin Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekibi tarafından Reuters, ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA), ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), Wood Mackenzie, OPEC, Argus Media, IMF ve Dünya Bankası verilerinin karşılaştırmalı analiziyle derlendiğini bildirdi.

 

 


MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ MAKALELERİ
“Taktikler bazen pazarlık sürecinin başı, bazen ortası bazen de sonunda etkilidir.”

PAZARLIK MASASI ve PAZARLIK TAKTİKLERİ

“If you are not at the table, you are on the menu”.

PAZARLIK BECERİ ANKETİ

MÜZAKERE & PAZARLIK EĞİTİM TESTLERİ

Dijital Raflardan Kapıya: Çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun Ölçümü

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dijital Raflardan Kapıya: Çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun Ölçümü

Dr. Ulduz AZAD

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHizmet yönetimini ve pazarlamayı anlamak için, hizmetin sadece bir “sonuç” değil, aynı zamanda tüketilen bir “süreç” olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fiziksel bir mal aldığımızda üretimin sonucunu tüketiriz; ancak hizmet alırken üretim sürecinin bizzat parçası oluruz. Özellikle çevrimiçi perakendecilikte bu süreç, Klaus ve Maklan’ın (2012) çalışmalarında da belirttiği gibi üç ana boyutta şekillenir: Satın Alma Süreci, Teslimatın Sonucu ve Telafi Performansı.

 

Birinci Boyut: Süreç Tüketimi ve Satın Alma Deneyimi

Müşteriler, çevrimiçi etkileşim sayesinde artık hizmet sürecinin sadece izleyicisi değil, aktif birer oyuncusudur. Thakur ve Srivastava’nın (2015) vurguladığı gibi, ürünlere her an her yerden ulaşabilmek, alışverişi zaman tasarrufu sağlayan pratik bir deneyime dönüştürür. Bu aşamada müşterinin beklentisi nettir:

  • Güven: “Kart bilgilerim ve kişisel verilerim güvende mi?”
  • Kullanıcı Arayüzü: Platform kullanıcı dostu mu?
  • Bilgi Tutarlılığı: Ürün açıklamaları ve görseller gerçeği yansıtıyor mu?

Arama çubukları, filtreler ve yorumlar, müşterinin karar verme sürecini hızlandıran araçlardır. Müşteri, fiziksel mağazadaki gibi ürüne dokunamaz; bu yüzden “süreç kalitesi” ürünün kendisi kadar önemlidir.

 

İkinci Boyut: Teslimat Anı (Sonuç Kalitesi)

Sipariş tamamlandığında “sanal” etkileşim, kapı ziliyle “gerçek” bir deneyime dönüşür. Hizmet yönetimi literatüründe buna “Sonuç Kalitesi” denir. Müşteri teknik olarak ne elde etti?

  • Doğru ürün geldi mi?
  • Teslimat zamanında yapıldı mı?
  • Ürünlerin tazeliği ve durumu nasıl?

Çevrimiçi perakendeciliği mağazacılıktan ayıran en kesin çizgisi buradadır: Mağazada mutsuz bir müşteriyi yüz ifadesinden veya ses tonundan anlayabilirsiniz. Ancak çevrimiçi dünyada, müşteri şikayet etmediği sürece sessizce terk eder. Bu yüzden teslimat süreci, tedarik zincirinin “Altı Doğru” kuralına (Doğru ürün, doğru yer, doğru zaman, doğru miktar, doğru durum, doğru fatura) sıkı sıkıya bağlı olmalıdır.

 

Üçüncü Boyut: Telafi Performansı (Kriz Yönetimi)

Hata kaçınılmazdır; önemli olan hatayı nasıl yönettiğinizdir. Collier ve Bienstock (2006) ile Zemke ve Bell (2000) gibi araştırmacıların altını çizdiği üzere, etkili bir “Hizmet Telafisi”, kusursuz bir hizmetten bile daha fazla sadakat yaratabilir.

Bir sipariş geciktiğinde veya yanlış ürün gittiğinde devreye giren mekanizma şudur: “Önce insanı düzelt, sonra sorunu.”

  • Süreç Hataları: Kaba bir müşteri temsilcisi veya yanıt vermeyen bir canlı destek sistemi.
  • Sonuç Hataları: Yanlış veya bozuk ürün teslimatı.

Müşteriler, bir sorun yaşadıklarında firmanın bu sorunu çözmek için gösterdiği “çabayı” ve “hızı” satın alırlar. Başarılı bir telafi süreci (iade kolaylığı, hızlı geri ödeme, samimi bir özür), müşterinin zihnindeki negatif algıyı silmekle kalmaz, markaya olan güveni perçinler.

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemOnline perakendecilikte başarı sadece kaliteli ürün satmakla değil, ürünü seçerken yaşanan dijital kolaylıkla, olası bir sorun durumunda gösterilen iade hassasiyetiyle ve “Deneyimi Bütünsel Yönetmek” ten gelir. Müşteri yolculuğu, siparişle başlayan, teslimatla somutlaşan ve olası sorunların çözümüyle taçlanan bir bütündür. Unutmayın, iyi bir telafi, kaybedilmek üzere olan bir müşteriyi markanızın savunucusu yapabilir.

Dr. Ulduz AZAD

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi

Ege İhracatçı Birlikleri 2025 Değerlendirmesi
Ege İhracatçı Birlikleri 2025 Değerlendirmesi

Ege İhracatçı Birlikleri’nden 2025 Değerlendirmesi: “Bu Yıl Büyüme Değil, Dayanıklılık Yılıydı”

Ege İhracatçı Birlikleri 2025 Değerlendirmesi
Ege İhracatçı Birlikleri 2025 Değerlendirmesi

2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir

Küresel belirsizliklere rağmen 18,5 milyar dolar ihracat gerçekleştiren Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), 2026 için “bekleme değil, üretim ve ihracat zamanı” mesajı verdi.

2025 yılında ihracat rakamları geçtiğimiz seneki seviyeyi korurken, sahadaki gerçekliğin çok daha zorlu olduğuna işaret eden Ege İhracatçı Birlikleri, Sektörel Değerlendirme Toplantısında ihracatçının karşı karşıya kaldığı maliyet baskısını, kârlılık erozyonunu ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntıları masaya yatırdı.

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2025’te dünya ekonomisinin, “ılımlı ama kırılgan büyüme” ve yüksek jeopolitik/finansal risklerin birlikte seyrettiği bir yıl görünümünde olduğunu söyledi.

“Ne sert bir resesyon ne de güçlü bir sıçrama ekonomik büyümede yaşandı. Büyüme oranları tarihsel ortalamaların altında kalırken, enflasyonun çoğu büyük ekonomide kademeli olarak gerilediğini gördük, fakat bu durum hala tamamen çözülmüş değil. Faizlerdeki kademeli düşüş, özellikle 2024’te baskılanan özel talep ve yatırımlar için kısmi destek sağlarken, borçlanma maliyetleri hâlâ pandemi öncesine göre yüksek kalıyor. Artan korumacılık ve ticaret bariyerleri, küresel ticaret hacmini baskılıyor; 2025 ve sonrasında ticaret politikası belirsizliğinin yüksek seyretmesi bekleniyor.”

Emek yoğun sektörlerdeki ihracatçılarımız Mısır gibi ülkelere üretimlerini taşıdı

Euro bölgesine ihracat yapan sektörlerde artış görülürken, USD cinsi ihracat yapan sektörlerini daha zorlandığı bir yıl olduğunun altını çizen Eskinazi sözlerine şöyle devam etti:

“2025 yılı, ihracatçılarımız açısından şirket kârlılığının azaldığı bir yıl oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimdeki maliyet sorunları nedeniyle birçok firmamızın 2025 yılında da yurtdışı borçlanmaya devam ettiğini gördük. Bu da olası döviz şoklarında ciddi finansal risk ve kırılganlık oluşturmaktadır. 2025 yılı, tekstil ve hazır giyim bazı emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılarımızın; Mısır gibi enerji ve işgücü maliyetlerinin nispeten düşük olduğu ülkelere üretimlerini taşımaya devam ettikleri bir yıl oldu.  Hazır giyim ve tekstil sektörü, 2025 yılında ciddi istihdam kaybı yaşadı.”

İthalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferidir

Başkan Eskinazi, Türkiye’nin ihracatının yüksek ithal girdi bağımlılığı nedeniyle katma değeri düşük kalmakta ve dış ticaret açığını beslemekte olduğuna değindi.

“Özellikle imalat sanayinde ara malların %60-70’i ithal edilerek ihracat üretimi yapılmaktadır. Bu yapısal sorun, döviz rezervlerini eritmekte ve ekonomik kırılganlığı arttırmaktadır. Bu tablo iki temel gerçeği aynı anda ortaya koymaktadır: Birincisi Türkiye’de ana sanayinin üretim hacmi ve çeşitliliğinin arttığı, İkincisi bu üretimi besleyen yerli tedarik zincirinin aynı hızda güçlenemediği gerçeğidir. Ana sanayi büyürken yan sanayide ithalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferi anlamına gelir.”

Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır?

Sahadaki üretim ve ithalat verilerinin bu hedeflerle uygulama arasındaki gerilimin açıkça ortada olduğunu vurgulayan Jak Eskinazi şu değerlendirmelerde bulundu:

Bu tablo, sanayi ve tarımda teknolojik yenilenmenin ve verimlilik yatırımlarının daha da ötelenmesi anlamına gelmektedir. Yatırım yapılmayan her yıl, rekabet gücünde kalıcı kayıp riskini artırmaktadır. Ancak burada altını çizmek isterim ki: Toplam ihracat rakamı, sahadaki gerçekliği tek başına anlatmaya yetmemektedir. Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Birçok sektör için 2025 yılı, bir büyüme yılı değil; ayakta kalma, direnme ve uyum sağlama yılı olmuştur.”

Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı

Başkan Eskinazi, Ege İhracatçı Birlikleri’nin 2025 yılı ihracatının 18 milyar 505 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini açıkladı.

“Artış gösteren sektörlerimiz: Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar, Demir ve Demir Dışı Metaller, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller, Tütün, Maden. Bazı sektörler maliyet baskısına rağmen üretimi sürdürmüş, bazı sektörler ise kârlılığı korumak adına bilinçli daralma yaşamıştır. Yıllık bazda parite artışı ortalama % 6 olmuştur. İhracatımızın yaklaşık %45’nin Euro bölgesine olduğunu düşünürsek, 2025 yılındaki ihracatımızın 2024 yılına göre fazla olmasında artışın yaklaşık %2,7’si parite etkisinden kaynaklanmaktadır. EİB’nin 2025 yılı toplam ihracatı 2024 yılına göre %1 oranında artmasına karşın, bunu parite etkisinden arındırdığımızda aslında ihracatımız 2025 yılında 2024 yılına göre %1,7 oranında azalmıştır. Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı.”

Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz

2022–2025 dönemindeki konkordato rakamlarının reel sektördeki bozulmanın hızını net biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Başkan Eskinazi, “2022’de yaklaşık 1.587, 2023’te 1.516 olan konkordato başvuru sayısı, 2024’te 3.497’ye çıkarak bir yılda yaklaşık %130 artış göstermiştir; 2025’te ise henüz yıl tamamlanmadan, sadece ilk 9 ayda 4.424 dosya açılarak 2024’ün tamamı aşılmıştır. 2025 verileri, mevcut politika ve finansman koşulları değişmediği sürece geçici değil, kalıcı bir krize doğru ilerliyoruz. Bu krizi kalıcı hale getirmemeliyiz. Tekstil sektörümüzü de değerlendirdiğimde 2025 yılında tekstil ve hammaddeleri ihracatı 9,4 milyar dolar olurken, bölgemiz 452 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir.” dedi.

2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir

Jak Eskinazi, Türkiye’nin en büyük sorununun öngörülebilirliğin zayıflaması olduğunu ve öngörülebilirliğin olmadığı yerde uzun vadeli plan yapılamayacağını, yatırımın erteleneceğini, riskin alınamayacağına değindi.

“2026 yılına girerken şuna inanıyoruz: Üretimi merkeze alan, uzun vadeyi ödüllendiren, risk alanı koruyan ve sanayiyi güçlendiren bir yaklaşım mümkün ve gereklidir. Aksi halde 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir. İhracatçının 2026 yılında kurdan dolayı yurtdışı satış gelirlerinde enflasyon üzerinde bir artış beklemiyoruz. Karlılık için, üretim maliyetlerini düşürmek yine burada tek seçenek olarak kalıyor. Makro ihtiyati tedbirlerde bir gevşemeyi henüz görmemekle birlikte, kredi kanallarında bir rahatlama da beklemiyoruz. USD bazında kredi kullanımının 2026 yılında da devam edeceğini düşünüyoruz. Emek yoğun sektörlerdeki sıkıntıların devam edeceğini öngörüyoruz. Biz Ege İhracatçı Birlikleri olarak; Sorunları görmezden gelen değil, sahadaki gerçekleri dile getiren bir duruşu benimsiyoruz. İhracatçımız bugüne kadar büyük fedakârlıklar yaptı. Ancak bu fedakârlığın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi artık zorunludur.”

2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, “Yüksek enerji maliyetleri ve diğer girdilerin olumsuzlukları sebebiyle Uzakdoğu’daki çelik üreticileriyle Avrupa pazarlarında boy ölçüşemez hale geldik. Avrupa’daki yüzde 45 olan pazar payımız yüzde 31’lere kadar geriledi. Her ne kadar yoğun çaba sarf etsek de 2023 yılı bizim için çok zorlu, sıkıntılı bir yıl olarak geçti. Başlıca rakiplerimiz Çin, Vietnam, Güney Kore, Malezya, Endonezya gibi ülkeler bizi Avrupa pazarlarında ve diğer pazarlarda rekabetçilik açısından çok sıkıntılı bir sürece soktular. 2025 yılında geçtiğimiz 3 yıla nispeten daha iyi bir yıl geçirdik. 2024 yılında 2 milyar 351 milyon dolarlık ihracat yapmıştık. 2025 yılında da 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracat yaptık. İki yıl arasındaki geçen yılla bu yıl arasındaki ihracat artışımız %10’lara tekabül ediyor. Türkiye genelinde de 16,5 milyar doları çelik, 13,3 milyar doları demir ve demir dışı mamuller olmak üzere 29,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik.” dedi.

Başkan Ertan, “Türkiye dünyanın 7. büyük demir çelik üreticisi. Avrupa’nın da en büyük demir çelik üreticisi. Bizden sonra Almanya geliyor Avrupa’da. Başlıca ihracat pazarlarımız Almanya, Fas, İtalya, Birleşik Krallık, Mısır, Bulgaristan, Fransa, İspanya, Romanya, Yemen, Yunanistan, Hollanda gibi ülkeler. Bunun yanı sıra Rusya, Ukrayna, Kuzey Afrika, Mısır, Fas, Güney Amerika’ya yoğun ihracat yapmaktayız. Şimdi biz geçen yıl 2025 yılında yaptığımız ihracat tonaj olarak hala 2021 yılındaki çelik ürünleri tonajını üretimini yakalayabilmiş değiliz. Bizim kapasite kullanımı oranımız %73-yüzde 74’lerden 2023 yılında %51’lere kadar düştü. Şu andaki kapasite kullanım oranımız %62. Dünya konjonktürü sürekli bir değişim içerisinde ve belirsizlikler çok fazla. Bütün rakip ülkeler, çeşitli kotalar, ek vergilerle korumacılık önlemleri alıyorlar. Sınırda karbon vergisinin kapsamı belli olunca rakiplerimizden olan bir nebze olsun daha avantajlı durumda olacağız.” diye konuştu.

2025 yılı sonunda ihracatımızı 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “2025 yılı sektörümüz için zorlu, olumsuz etkilerinin derinden hissettiğimiz ve tekrarını yaşamak istemediğimiz bir yıl olarak tarihe geçti. 2025 yılının Mart ve Nisan aylarında yaşadığımız zirai don olayları ile kiraz, elma, şeftali ve kayısı ürünlerimiz başta olmak üzere birçok üründe büyük kayıplar yaşadık. Dünyanın en büyük üreticisi olmakla gurur duyduğumuz kiraz üretiminde %90lara varan hasat kayıpları yaşandı. 2025 yılı sonunda ihracatımızı küçük bir kayıpla 1 milyar 232 milyon dolara ulaştırmayı başardık. 2025 yılında toplamda 128 ülkeye ihracat yaptığımız taze ve işlenmiş meyve sebze ürünlerinde, en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, ABD, İngiltere, Rusya ve İtalya olarak gerçekleşti. Moldova, Avusturya, Irak, Çekya ve Kanada ülkeleri ihracatımızı önemli ölçüde artırdığımız ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi.

2026 yılı 2025’ten farklı olmayacak ihracatımız daha da düşecek

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar, “Deri ve deri mamulleri sektörü olarak bu sene, %10’a yakın bir ihracat kaybı yaşasak da genelde %60’lık bir kapasite kaybı yaşadı. %9’luk düşüş sadece Ege’de. Türkiye genelinde %5,5. Kümülatife baktığınız zaman son 2 yıl içinde Türkiye genelinde %2, Ege Bölgesi genelinde %17,5 düştü. Sadece ihracatımız 34 yıl önce ihraç fazlası veren bir sektörken şu anda ithalatımız, ihracatımızın üzerine çıktı. Deri ve deri mamulleri sektörü maalesef oyunu kaybetti. 2018’den bu yana çok iyi bir ivmeyle artan bir sektörümüz maalesef 2 yıl içinde hiç göze alınmayacak noktalara geldi. 2026 yılı 2025’ten farklı olmayacak ki bence daha da düşecek. İhracatımızı artırmaya yönelik hiçbir gelişme görmüyoruz. %40’lık kapasitemizin de %10’unu tekrar yitireceğimizi düşünüyorum.” dedi.

Ege Bölgesi hazır giyim ihracatı, %8 azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine geriledi

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en güçlü ihracat kalemlerinden biri olmuştur. Ancak içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla, en fazla ihracat yapan sektörler sıralamasında üçüncülükten dördüncülüğe gerilemiştir. Yıl sonu itibarıyla Türkiye hazır giyim ihracatı, bir önceki yıla göre %6 düşüşle 16,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ege Bölgesi özelinde ise hazır giyim ihracatı, %8 oranında azalarak 1 milyar 268 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Birliğimizin En Büyük 5 İhracat Pazarı; İspanya, Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya. Bugün ülkemizin en katma değerli sektörleri arasında yer almamızda tasarıma yaptığımız yatırımın büyük rolü var. Türkiye geneli ortalama ihraç birim fiyatı 1,6 dolar. Türkiye hazırgiyim ortalama ihraç birim fiyatı 16,21 dolar, EHKİB ortalama ihraç birim fiyatı: 21,19 dolar.” dedi.

2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik

Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı, Muhammet Öztürk, “2025 yılı hem Birliğimiz hem de sektörümüz açısından büyümenin yeniden başladığı, güçlü bir toparlanma yılı oldu. Sektör genelinde Türkiye çapında ihracat %4 artışla 12 milyar 366 milyon dolar ihracat ile tarım ve gıda ihracatında en önemli paya sahip sektör oldu. Tarım sektöründe yapılan ihracatın %34’ü Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri sektörü ihracatı olarak dikkat çekmektedir. Birliğimiz özelinde ise çok daha olumlu bir tabloyla karşı karşıyayız. Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği olarak 2025 yılında %23 artışla 1 milyar 185 milyon doları ihracat rakamını yakalamış bulunuyoruz. En çok ihracat yaptığımız ülkeler ağırlıkla Orta Doğu ve Afrika ülkeleri olarak öne çıkmaktadır.

Birlik olarak hedeflerimizi büyütmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 2026 yılı için ihracat hedefimizi 1,4 milyar dolar olarak belirledik.” diye konuştu.

Kuru meyve sektörü 1,7 milyar dolarlık döviz girdisi sağladı

EİB Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, “Türkiye’nin en stratejik sektörlerinden biri olan kuru meyve sektörü; güçlü üretim altyapısı ve küresel pazarlardaki konumuyla ülkemize 1,74 milyar dolarlık net döviz girdisi sağlamıştır. 2024 yılına göre ihracatımızda yaşanan yüzde 6’lık düşüşe rağmen, mevcut zorlukları yöneterek sektörümüzün rekabet gücünü korumayı ve sürdürülebilir üretim ve ihracat artışı sağlamayı temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Ege İhracatçı Birlikleri olarak, toplam kuru meyve ihracatının %60’ına karşılık gelen 1,05 milyar ABD dolarlık ihracat Birliğimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Başlıca ihracat kalemlerinden, çekirdeksiz kuru üzümde 496 milyon dolar, kuru incirde 316 milyon dolar, kuru kayısıdan ise 140 milyon dolarlık ihracat geliri elde edilmiştir. 2026 yılında da, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliğine uyum, gıda güvenliği ve markalaşma sektörümüzün temel öncelikleri arasında yer almaktadır.” diye konuştu.

EMİB’in ihracatı %6 artış göstererek 2025 yılında 1,3 milyar dolar oldu

Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Maden sektörü olarak 2025 yılında 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Böylece, 2024 yılında 6 milyar dolar olan ihracatımız 2025 yılında %3’e yükselmiş oldu. İhracatımızın yaklaşık üçte birine denk gelen 2 milyar dolarlık bölümü doğal taş ihracatı olarak gerçekleşti. Türkiye geneli maden ihracatımıza paralel olarak Birliğimizin ihracatı da %6 artış göstererek 2025 yılında 1,38 milyar dolar oldu. Birliğimizin en çok ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke ise geçen yıl olduğu gibi Çin, ABD ve İspanya oldu. Çin ve ABD’ye ihracatımız 2024 yılına kıyasla sırasıyla %12 ve %7 artarken İspanya’ya ihracatımız %3 düşüş gösterdi. Birliğimizin doğal taş özelinde ihracat gerçekleştirdiği ilk 3 ülke ise sırasıyla ABD, Çin ve Fransa oldu. 2024 yılına kıyasla bu ülkelere ihracatımız sırasıyla %8, %29 ve %7 artış gösterdi.” diye konuştu.

Mobilya kâğıt ve orman ürünleri ihracatı 914 milyon dolar

Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, “Ülke genelinde üç sektörümüzün ihracatı 2024 yılında 7,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş, 2025 yılında ise yaklaşık 8 milyar dolar bandında kalmıştır. Ege Bölgesi özelinde baktığımızda; 2024’te 946 milyon dolar olan ihracatımız, 2025’te 914 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler bazında; Kâğıt mamulleri ihracatımız 558 milyon dolar, Odun dışı orman ürünleri ihracatımız ise %3 artışla 122 milyon dolar seviyesindedir. Bu alanda Türkiye ihracatının %68’i Ege Bölgesi’nden yapılmaktadır. Mobilya sektöründe ise Birliğimiz üzerinden gerçekleşen ihracat, 2025 yılında 203 milyon dolar olmuştur. 2025 yılı; döviz kurundaki sınırlı artışa karşılık, hammadde, enerji ve işçilik maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle ihracatçılarımız açısından zor bir yıl olmuştur.  Odun dışı orman ürünlerinde ABD, Almanya ve Japonya; Kâğıt sektöründe İran, Mısır ve İngiltere; Mobilya sektöründe ise Almanya, Hollanda ve Fransa öne çıkan pazarlarımız olmuştur. 2026 yılında Birliğimiz ihracatını 1 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz.” dedi.

Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektöründen yüzde 7 artış

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, “2025’te güçlü bir ihracat performansı sergileyerek; Türkiye geneli su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatımız %4,5 artışla 4 milyar doları aşarak zorlu koşullara rağmen uluslararası rekabetçiliğimizi koruduğumuzu göstermiştir. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz yüzde 7 artışla 1 milyar 840 milyon dolar ihracat yaparak güçlü performansını sürdürdü. 2025 yılında su ürünleri sektörü ihracatımızın lokomotifi olmaya devam etmiş; levrek ve çipurada istikrarlı artış sürerken Türk somonunun güçlü büyümesi ürün çeşitliliği ve pazar derinleşmesi açısından önemli bir kazanım sağlamıştır.  2025’te ihracat ivmesini taşıyan su ürünleri başta olmak üzere, tüm alt sektörlerde rekabet gücünü artıran yatırım ve dönüşüm adımları, 2026 performansımızı belirleyecektir.” dedi.

Tütün ihracatçıları 2025 yılını yüzde 8,4’lük artışla kapatmayı başardı

Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Celal Umur, “Tütün ve Tütün Mamulleri sektörümüzün Türkiye geneli ihracatını 2025 yılında %8,4’lük artışla 1 milyar 60 milyon dolar ile kapatmayı başardık. Toplam 112 ülkeye tütün ve tütün mamulleri ihracatı gerçekleştirdiğimiz 2025 yılında en fazla ihracat yaptığımız ilk 5 ülke sırasıyla Irak, ABD, Belçika, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Önemli ihraç pazarlarımızdan ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Endonezya’ya ihracatımızı önemli ölçüde artırmayı başardık. 2025 yılı boyunca Türkiye’de tarımsal üretim, iklim krizinin giderek derinleşen olumsuz etkileri nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu zorlu yılda sektör olarak, kilogram başı 9 doların üzerinde ortalama ihraç fiyatı ve yıllık 1 milyar dolarlık ihracat ile ülkemiz tarım sektörüne önemli bir katkı sağladığımızı düşünüyoruz. Ege Tütün İhracatçıları Birliği olarak, tarımsal üretimdeki risklerin farkındayız ve bu nedenle sürdürülebilirliği her zaman çalışmalarımızın merkezine alıyoruz.” diye konuştu.

Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor

Ege Zeytin Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, “2024-25 hasat yılında, Türk zeytincisi, Tarım Bakanlığı verilerine göre, 750 bin ton Sofralık Zeytin ve 475 bin tonluk zeytinyağı üretti. Dünya üretiminde İspanya’nın ardından ikinci sırada oldu. Ama dünya zeytinyağı ticaretinden aldığımız pay sadece yüzde 7. 2024/2025 sezonu bize şunu net biçimde gösterdi: Türkiye zeytinyağında üretimde dünya ikincisi olabilir; ama istikrarlı ve öngörülebilir bir ihracat politikası olmadan bu gücün hiçbir anlamı yoktur. 2025 yılında, Zeytinyağı ihracatımız, dünya fiyatlarındaki düşüşle birlikte değer bazında yaklaşık yüzde 65 gerileyerek 189 milyon dolar seviyesine indi.

Bu gerilemenin nedeni; belirsizliktir, öngörülemezliktir ve sık değişen uygulamalardır.

Buna karşılık sofralık zeytinde rekor kırdık. 258 milyon dolarlık ihracatla tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştık. Bu tablo bize çok net bir mesaj veriyor: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor. Üreticinin, ihracatçının ve markalaşmanın aynı anda ayakta kalabildiği bir yapı istiyoruz. UZZK’nın Ekim 2025’te paylaştığı rekolte tahminine göre 2025/26 sezonunda toplam zeytin üretiminin 2 milyon 450 bin ton, bunun 740 bin tonunun sofralık, kalan kısmın ise yaklaşık 310 bin ton zeytinyağı üretimine karşılık geleceği öngörülüyor. Ancak sahadan gelen değerlendirmeler; don ve kuraklık etkisi başta olmak üzere bölgesel riskler nedeniyle bu tahminlerin aşağı yönlü revize edilmesi gerektiğini gösteriyor.” dedi.

Anahtar Sözcükler: Ege İhracatçı Birlikleri, Gıda, Tekstil, imalat, tarım, ihracat, ekonomi, risk, dayanıklılık, Ege, ithal girdi bağımlılığı, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar, Demir ve Demir Dışı Metaller, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller, Tütün, Maden

Hazırcevaplık Becerisi

Hazırcevaplık Becerisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Hazırcevaplık Becerisi

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Hazırcevaplık Becerisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHepimizin başına gelmiştir. Bir toplantıdan, bir görüşmeden ya da gündelik bir sohbetten sonra içimizden geçer: “Keşke o anda biraz daha iyi bir cevap verebilseydim.”

Bu duygu çoğu zaman bir pişmanlık gibi algılansa da aslında bize önemli bir şeyi hatırlatır:
İletişimde yalnızca ne söylediğimiz değil ne zaman ve nasıl söylediğimiz de etkiyi belirler. İşte hazırcevaplık tam olarak burada devreye girer.

Biz hazırcevaplığı; hızlı karşılık vermek ya da espri yapmak olarak görmeyiz.
Hazırcevaplık, anı okuyabilme, iletişim akışını koruyabilme ve doğru kelimeleri doğru anda seçebilme becerisidir. Bir konuşmayı kesmeden, karşı tarafı incitmeden ve etkiyi kaybetmeden ilerleyebilmektir.

Hazırcevaplık her soruya anında cevap vermek değildir. Sessiz kalınması gereken yerde konuşmak da değildir.

Hazırcevaplık;

  • Konuşmanın ritmini hissedebilmek,
  • Söyleneni gerçekten duyabilmek,
  • Verilecek cevabın ilişkiye nasıl hizmet edeceğini fark edebilmek demektir.

Bazen hazırcevaplık bir cümledir, bazen bir gülümseme, bazen de bilinçli bir suskunluk. Asıl mesele, o anın ihtiyacını doğru okuyabilmektir.

Profesyonel bakış açısıyla ele alındığında hazırcevaplık tek bir aksiyondan ibaret değildir. Birkaç önemli unsur bir araya geldiğinde güçlenir.

Espri, konuşmanın havasını yumuşatır ve mesafeyi azaltır. Sürpriz, dikkati toplar ve düşünmeye alan açar. Zamanlama, verilen cevabın etkisini belirler; erken ya da geç söylenen söz gücünü kaybeder. Akış, diyaloğun kesintiye uğramadan sürmesini sağlar. Kelime zenginliği, düşünceleri esnek ve yaratıcı biçimde ifade etmeyi mümkün kılar. Farklı konulara açıklık ise bağlantı kurma becerisini artırır. Bu unsurlar bir araya geldiğinde hazırcevaplık, iletişimi taşıyan güçlü bir beceriye dönüşür.

Hazırcevaplık çoğu zaman doğuştan gelen bir yetenek gibi algılansa da aslında çalışılarak geliştirilebilen bir beceridir. Günlük hayatta basit sorulara tek kelimelik cevaplar vermek yerine düşünce eklemek iyi bir başlangıçtır. “Nasılsın?” sorusuna otomatik bir yanıt vermek yerine duyguyu ifade eden kısa bir cümle kurmak, zihni esnetir.

Farklı kavramlar arasında bağ kurmak, benzetmeler yapmak ve kelimelerle oynamak hazırcevaplığı besler. Kelime dağarcığı genişledikçe cevap seçenekleri de çoğalır. Ses tonu ve beden diliyle sözlerin uyumlu olması bu becerinin önemli bir parçasıdır. Söylenenle hissettirilen arasında tutarlılık olduğunda cevaplar çok daha güçlü hale gelir. Bir diğer önemli nokta ise kendimize karşı hazırcevap olabilmektir. Kendimizi yumuşak bir dille ifade edebildiğimiz anlar, iletişimde esnekliğimizi artırır.

Hazırcevaplık çoğu zaman hızlı konuşmak değil; anı doğru okumak, ilişkiyi korumak ve sözü zarafetle taşımak demektir. Aşağıdaki örnekler bunun güçlü yansımalarıdır.

Bir tanıdık, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e gösterip fikrini sorar. Eleştiriyi beğenmeyince şu cümleyi kurar: “İyi ama siz hiç roman yazmadınız ki.” Neyzen Tevfik’in cevabı sakindir ve nettir: “Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım; ama bugüne kadar hiç yumurtlamadım.”

Bu cevapta savunma yoktur, saldırı yoktur. Yalnızca yerli yerinde bir benzetme ve sakin bir duruş vardır.

Bir başka örnekte, Amerikalı bir iş insanı bir Çinliye alaycı bir şekilde sorar: “Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?” Cevap, ses yükseltmeden gelir: “Sizin ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.”

Tek cümleyle bakış açısı değişir. Tartışma büyümez; fakat mesaj yerine ulaşır.

İşte hazırcevaplığın sessiz ve etkili hâli. Ve belki de en çarpıcı örneklerden biri. İngiltere Kralı Edward’ın İstanbul’u ziyareti sırasında, Dolmabahçe Sarayı’nda verilen resmi yemekte servis yapan bir garson elindeki tepsiyle ayağı halıya takılarak yere düşer. Salonda bir anlık bir sessizlik olur; herkes ne olacağını bekler. O anda Mustafa Kemal Atatürk, Kral’a dönerek sakin bir sesle şu cümleyi kurar: “Majesteleri, Türk ulusuna pek çok şeyi öğrettim; yalnız uşaklığı öğretemedim.”

Bu cümle kimseyi küçük düşürmez, ortamı germeden durumu açıklar ve herkesin onurunu korur. Bu, hazırcevaplığın yalnızca zekâ değil; liderlik, empati ve vakarla birleştiği nadir anlardan biridir. Hazırcevaplık bazen uzun cümleler kurmak değil; tek bir cümleyle sınır çizebilmek, mesajı netleştirmek ve otoriteyi sessizce ortaya koyabilmektir.

Tarih, bunun çok güçlü örnekleriyle doludur. Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim, devletin selameti için çıkacağı seferlerin hazırlıklarını çoğu zaman büyük bir gizlilikle yürütürdü. Bir gün vezirlerinden biri, ısrarla seferin hangi ülkeye yapılacağını sormaya başlar. Yavuz Sultan Selim, bu ısrara karşılık olarak vezirine tek bir soru yöneltir: “Sen sır saklamasını bilir misin?” Vezir, padişahtan bir cevap alacağı umuduyla hemen karşılık verir: “Evet hünkârım, bilirim.” Yavuz Sultan Selim’in cevabı kısa ve kesindir: “Ben de bilirim.”

Bu üç kelimelik cevap hem konuyu kapatır hem de mesajı tartışmaya yer bırakmayacak şekilde verir. Hazırcevaplığın en sade ve en güçlü hâllerinden biridir.

Hazırcevaplık kimi zaman da zor anlarda gerilimi yumuşatabilme becerisidir. Filozof Sokrates ile eşinin pek de iyi geçinemediği bilinir. Bir gün eşi, öfkeyle Sokrates’e veriştirir; söylenmedik söz bırakmaz. Sokrates ise hiçbir tepki vermez. Bir süre sonra eşi bir kova suyu alır ve Sokrates’in başından aşağı döker. Sokrates’in yorumu son derece sakindir; “Bu kadar gök gürültüsünden sonra, zaten bir sağanak bekliyordum.”

Ne kızgınlık vardır bu cümlede ne de savunma. Yalnızca anı taşıyan bir bilgelik. Sokrates’in hazırcevaplığı, hayatının en zor anlarından birinde de kendini gösterir. Ölüm cezasına çarptırıldığında, eşi gözyaşları içinde şöyle haykırır; “Seni haksız yere öldürüyorlar!” Sokrates’in cevabı yine sükûnetle gelir: “Ne yani?” der. “Bir de haklı yere mi öldürselerdi?”

Bu söz, acıyı inkâr etmez fakat kader karşısında zihinsel berraklığı ve ironiyle gelen direnci ortaya koyar.

Hazırcevaplık bazen de değerleri hatırlatmanın en etkili yoludur. Bir gün filozof Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalar ve sert bir şekilde azarlar. Talebesi kendini savunmaya çalışır; “İyi ama ben çok az bir parayla oynuyordum.” Eflatun’un cevabı, meseleyi bambaşka bir yere taşır; “Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.”

Bu cümle, hazırcevaplığın yalnızca zekâ değil; değer aktarımı olduğunun da güçlü bir göstergesidir.

Hazırcevaplık kimi zaman zekâ oyunudur, kimi zaman da duruş. Bazen lafı iade etmek, bazen de tek bir cümleyle üstünlüğü değil dengeyi kurmaktır. Tarih ve edebiyatta da hazırcevaplığın çok zarif örneklerini bulabiliriz. Ünlü yazar George Bernard Shaw ile devlet adamı Winston Churchill’in pek de iyi geçinmedikleri bilinir. Bernard Shaw, yeni oyununun ilk gecesi için Churchill’e iki davetiye gönderir ve davetiyelere şu notu iliştirir: “Size iki davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.” Churchill bu iğnelemeyi karşılıksız bırakmaz ve hemen cevap yazar; “Maalesef o akşam başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu izlemeye gelemeyeceğim. İkinci akşam gelebilirim; tabii oyununuz ikinci akşam oynarsa.”

Bu diyalogda ne kırıcı bir öfke vardır ne de geri çekilme. Yalnızca zekâyla kurulan bir denge.

Hazırcevaplık bazen de tek bir cümleyle tarihin yükünü karşı tarafa bırakmaktır. Bir sergi sırasında Alman bir general, Pablo Picasso’ya Guernica tablosunu göstererek sorar, “Bu resim sizin eseriniz mi?” Picasso’nun cevabı kısa ve sarsıcıdır; “Hayır, sizin eseriniz.”

Bu cevap, tartışmaya girmez; açıklama yapmaz. Sorumluluğu olduğu yere bırakır. Hazırcevaplığın en ağır fakat en sessiz hâllerinden biridir.

Hazırcevaplık bazen de tek cümlelik bir aidiyet ifadesidir. Şair Yahya Kemal Beyatlı’ya bir gün şu soru sorulur, “Ankara’nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz?” Şairin yanıtı kısadır: “İstanbul’a dönüşünü.” Bu yanıt, uzun bir açıklamaya gerek bırakmadan duyguyu, tercihi ve mesafeyi aynı anda anlatır.

Hazırcevaplık; karşı tarafı bastırmak ya da hızlı tepki vermek değildir.
Hazırcevaplık, doğru kelimeyi doğru zamanda seçebilme ve iletişimin dengesini koruyabilme becerisidir. Bu beceri; anlamı netleştirir, diyaloğu sürdürür ve ilişkiyi zedelemeden mesajın yerine ulaşmasını sağlar. Kısa, sade ve yerinde ifadelerle güçlü bir etki yaratır.

Profesyonel iletişimciler için hazırcevap olmak; her durumda söz almak değil, sözü taşıyabilmektir. Her cümlede görünür olmak değil, her cümlede ilişkiyi koruyabilmektir.

Çünkü etkili iletişimde fark yaratan şey hız değil; yerindeliktir. Ve gerçek hazırcevaplık, kelimeden önce zamanlamayı bilmektir.

Hazırcevaplık Becerisi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Laboratuvar Hizmet İhalesinde Aşırı Düşük Açıklama Kapsamında Diğer Giderlerin İstenmesi?

Laboratuvar Hizmet İhalesinde Aşırı Düşük Açıklama Kapsamında Diğer Giderlerin İstenmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet İhalesinde Aşırı Düşük Açıklama Kapsamında Diğer Giderlerin İstenmesi?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Laboratuvar Hizmet İhalesinde Aşırı Düşük Açıklama Kapsamında Diğer Giderlerin İstenmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, ekonomik açıdan en avantajlı teklif sahibi tarafından sunulan aşırı düşük teklif açıklamasının mevzuata uygun olmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Sayılı Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “Aşırı düşük teklifler” başlıklı 38’inci maddesinde “İhale komisyonu verilen teklifleri değerlendirdikten sonra, diğer tekliflere veya idarenin tespit ettiği yaklaşık maliyete göre teklif fiyatı aşırı düşük olanları tespit eder. Bu teklifleri reddetmeden önce, belirlediği süre içinde teklif sahiplerinden teklifte önemli olduğunu tespit ettiği bileşenler ile ilgili ayrıntıları yazılı olarak ister…” hükmü,

Kamu İhale Genel Tebliği’nin “Hizmet alımı ihalelerinde sınır değer tespiti ve aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 79’uncu maddesinde “…79.2.1. Aşırı düşük tekliflere yönelik açıklama istenmesine ilişkin yazıda, isteklilerin yapacakları açıklamalara esas olacak önemli teklif bileşenlerinin, bütün istekliler için aynı unsurları içerecek şekilde belirtilmesi zorunludur. Aşırı düşük teklif açıklaması sunulması için isteklilere üç (3) iş gününden az olmamak üzere uygun bir süre verilir.” yönünde açıklama yapılarak, idarelere ihale konusu işin yürütülmesinde teklif fiyatına dahil edilmesi gereken giderlerden işin esasını oluşturan kalemleri sorgulaması gerektiği belirtilmiş,

İdari Şartname’nin “Teklif fiyata dâhil olan giderler” başlıklı 25’inci maddesinde “…25.3. Teklif fiyata dâhil olan diğer giderler aşağıda belirtilmiştir:

25.3.1. Sözleşme süresi boyunca gerekli olan temel laboratuvar cihazların kalibrasyon takibi ve bakım onarım hizmetleri yapılması firma sorumluluğundadır…” düzenlemesi,

“Aşırı düşük teklifler” başlıklı 31’inci maddesinde “31.1. Teklifi sınır değerin altında kalan isteklilerden Kanunun 38 inci maddesine göre açıklama istenecektir. Bu kapsamda; ihale komisyonu sınır değerin altında kalan teklifleri aşırı düşük teklif olarak tespit eder ve bu teklif sahiplerinden Kurum tarafından belirlenen kriterlere göre teklifte önemli olduğunu tespit ettiği bileşenler ile ilgili ayrıntıları ister. İhale komisyonu;

a) Verilen hizmetin ekonomik olması,

b) Seçilen teknik çözümler ve teklif sahibinin işin yerine getirilmesinde kullanacağı avantajlı koşullar,

c) Teklif edilen hizmetin özgünlüğü gibi hususlarda yapılan açıklamaları dikkate alarak aşırı düşük teklifleri değerlendirir.” düzenlemesi,

Teknik Şartname’nin “İşin adı” başlıklı 2’nci maddesinde “………. İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı …………. Eğitim ve Araştırma Hastanesi Biyokimya ve Mikrobiyoloji Laboratuvarı ihtiyaçlarının “4734 sayılı Kamu İhale Kanunu” çerçevesinde alımıdır.” düzenlemesi yer almaktadır.

İhale dokümanı düzenlemelerinden şikayete konu ihalenin ………… Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından gerçekleştirilen “3 KISIM Laboratuvar Hizmet Alımı” olduğu, 01.10.2025 tarihinde gerçekleştirilen başvuruya konu ihalede, idare tarafından itirazen şikayete konu olan ihalenin 3’üncü kısmında (“HBA1C” kısmı) teklifi sınır değerin altında kalan ………..Kimyevi ve Tıbbi Ür. San. Tic. Ltd. Şti. ve başvuru sahibi ……… Tıbbi Cih. Med. San. ve Tic. Ltd. Şti.den aşırı düşük teklif açıklamalarını 04.11.2025 tarihi saat 18:00’a   kadar teslim etmesi gerektiği hususunun tebliğ edildiği, anılan istekliler tarafından aşırı düşük teklif açıklamalarının sunulduğu, ardından 10.11.2025 onay tarihli ihale komisyonu kararı ile ihalenin …….….Kimyevi ve Tıbbi Ür. San. Tic. Ltd. Şti. üzerinde bırakıldığı, ………..Tıbbi Cih. Med. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin ise ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibi olarak belirlendiği görülmüştür.

Aşırı düşük teklif açıklama talebi kapsamında ihalenin itirazen şikayete konu kısmında teklifi sınır değerin altında kalan isteklilere gönderilen 23.10.2025 tarihli yazıda;

“- Analiz Kit Giderleri

– Analiz Kit Cihazı Giderleri

– Analiz Kit Cihazı Bakım Onarım Kalibrasyon Giderleri

– İşletme Giderleri

– Amortisman Giderleri

– Diğer Giderler”in önemli teklif bileşenleri olarak belirlendiği ve aşırı düşük teklif

açıklamalarının sunulmasının istenildiği görülmüştür.

İdarece hazırlanan aşırı düşük teklif sorgulamasına ilişkin yazıda belirlenen bileşenler ve ihale dokümanı birlikte değerlendirildiğinde, önemli teklif bileşeni olarak belirlenen “diğer giderler” ifadesinde hangi bileşenlerin açıklamaya konu edileceğine ilişkin belirsizlik bulunduğu, bu hususun istekliler tarafından aşırı düşük teklif açıklamalarının sunulmasına ve sunulan aşırı düşük teklif açıklamalarının sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine imkân tanımadığı, bu bakımdan aşırı düşük teklif açıklama talebinin kamu ihale mevzuatına uygun yapılmadığı anlaşıldığından, idare tarafından teklifte önemli olduğu tespit edilen maliyet bileşenlerinin açık ve tereddütte mahal vermeyecek şekilde belirlenerek, sınır değer tutarı altında teklif sunan isteklilere aşırı düşük teklif sorgulamasının yeniden yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Laboratuvar Hizmet İhalesinde Aşırı Düşük Açıklama Kapsamında Diğer Giderlerin İstenmesi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

TÜGİAD İSTKA Kurumsal Firmalar Açık Çağrısı

Tügi̇ad İstka Girişimde Yakın Etki Ve Kurumsalda İleri çözümler Platformu Projesi
TÜGİAD İSTKA Girişimde Yakın Etki ve Kurumsalda İleri Çözümler Platformu Projesi

TÜGİAD İSTKA: Girişimde Yakın Etki ve Kurumsalda İleri Çözümler Platformu Projesi

Girişimde Yakın Etki ve Kurumsalda İleri Çözümler Platformu Projesi
Kurumsal Firmalar Açık Çağrısı
İstanbul Kalkınma Ajansı  “Kurumsal Şirketler ile Startuplar Arası İşbirliklerini Güçlendirme Mali Destek Programı” kapsamında desteklenen TÜGİAD koordinatörlüğünde yürütülen “Girişimde Yakın Etki ve Kurumsalda İleri Çözümler Platformu” projesi kapsamında, kurumsal iş dünyasında yenilikçi çözümler geliştirmek üzere 10 kurumsal firma ile 20 startup’ı eşleştirmeyi hedefliyoruz. Bu eşleştirme süreciyle, kurumunuzun iş stratejilerine uygun, ölçeklenebilir teknolojik çözümlerle yeni iş modelleri oluşturma ve uygulama fırsatı sunulacaktır.
Amaç:
Kurumsal firmanızın karşılaştığı teknolojik, dijitalleşme ve inovasyon odaklı zorluklara startup çözümleriyle yanıt bulmak. Firmaya özel pilot uygulamalar, ortak geliştirme, startup partnerliği gibi modellerle işbirliği olanağı yaratmak.
Startup ekosistemiyle etkileşimi artırarak kurumsal inovasyon kapasitenizin güçlenmesini sağlamak.
Başvuruya Uygun Kurumsal Firma Profili:
İnovasyon ve dijital dönüşüm stratejisi bulunan, açık işbirliği yaklaşımına sahip.
Startup işbirliği ve pilot uygulamalara yatırım yapmaya istekli.
Mentor-kaynak paylaşımı, test ortamı veya proje desteği verebilecek altyapıya sahip.
İş modeli dönüşümüne açık; yeni teknolojileri değerlendirmeye hazır.
Başvuru yapacak firmanın merkez adresi ile Ar-Ge ve/veya inovasyon merkezinin İstanbul il sınırları içerisinde yer alması şarttır.