Osmanlı Klasik Dönemde Gümrük Vergisi Sistemine Genel Bakış
Osmanlı İmparatorluğu’nda tanzimattan önce gümrük vergileri, dahili ve harici olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır. Gümrük vergisinin uygulandığı sınır kavramı ise karadan denize veya denizden karaya geçişlerin gerçekleştiği hattır.
Gümrük vergilerine genel olarak Ezmine-i Atika Gümrükleri denilmektedir. Denizden karaya çıkışta ödenen gümrük vergisi Amediye (bugünkü karşılığı ithalat vergisi), karadan denize geçerken ödenen gümrük vergisi ise Reftiye (bugünkü karşılığı ihracat vergisi) olarak adlandırılmıştır. Karada olan gümrükler dahili ticareti, sahilde olanlar ise hem dahili hem de harici ticareti vergilendirmede görevlendirilmişlerdir. Şehirlere ve çevresindeki bölgeye gelen mallar eğer şehrin sınırları içerisinde satılacaksa dahili gümrük vergisi alınmakta, eğer gelen mallar, o şehir ve çevresi içerisinde satılmayıp transit geçiş yapacaklarsa da Bac adı verilen, malların 1/10’u ile 1/50’si arasında değişen tutarlar üzerinden vergi alınmaktadır. Ayrıca yabancı memleketten gelip ülke üzerinden diğer bir yabancı ülkeye giden eşyadan da Mururiye adı verilen transit vergisi alınmaktadır. Gümrüğün yer aldığı şehir içerisinde üretilip satılan ürünlerden ise dahili gümrük vergisi alınmazdı. Vergi ödeyerek geçmiş bir tüccara eda tezkiresi verilir ve aynı tüccar başka bir gümrüğe rastladığında kendisinden tekrar vergi alınmazdı. İhracata kısıtlı ölçüde izin verilmiştir. Üretilen mal, önce merkezin ihtiyacını karşılamakta kullanılır, artarsa daha küçük idari birimlere gönderilirdi. Ancak tüm ihtiyaçlar karşılandıktan sonra kalanlar ihraç edilirdi. Vergiler ad valorem usule (kıymet üzerinden) göre alınmakta iken, malın değerini belirlemede tüccarlar ile görevliler arasında yaşanan ihtilaftan dolayı daha sonra spesifik usule (miktar üzerinden) göre alınılmasına karar verilmiştir. Alınan vergilerin oranı ise malın cinsinden çok dini tabiiyete bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Vergi oranı ayrımı öncelikli olarak Müslüman olan ve olmayan arasında yapılmış, daha sonra Müslüman olmayanların Osmanlı tebaasından olup olmamasına bakılmıştır. 16. yüzyıldan sonra genel olarak uygulanan dahili gümrük vergisi Müslümanlar için %3, gayrimüslimler için %4 ve yabancılar içinse %5 olarak belirlenmiştir. Bu oranlar, klasik Osmanlı düzeninde belirlenen vergi oranlarıdır. Ancak zamanla değişiklik göstermiştir.
Tanzimat Öncesi Durum
Osmanlı da tanzimat öncesi konjonktüre bakıldığında, devam eden savaşların ve ortaya çıkan isyanların devletin ekonomik yapısına büyük zarar verdiği görülmektedir. Devlet, çıkan isyan ve ayaklanmaları bastırmakta zaman zaman zorlanmaktadır. Nitekim o dönemin önemli ayaklanmalarından biri olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanın bastırmak için Ruslardan destek istenmiş, bu talebi kendi çıkarları açısından değerlendiren Rusya’nın işbirliği sonucunda Osmanlı ile Rusya arasında 1831 yılında Hünkar İskelesi Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma sonrası Rusya’nın da müdahalesi ile İngilizlere uygulanan gümrük vergilerinin arttırılması girişimi ve Rusya’nın Osmanlı üzerindeki tutumu üzerine bu defa İngilizler devreye girmiş ve etkinliğini de kullanarak 1838 yılında Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması olarak da bilinen Baltalimanı Anlaşması’nın imzalanmasını sağlamıştır. Bu Anlaşma ile Osmanlı’da, Yedi-vahid yani tekel sistemi kaldırılmış, iç ticarete İngilizlerin de katılmasına izin verilmiş, İngiliz vatandaşlarına Osmanlı ürünlerini koşulsuz satın alma ve ihraç etme hakkı tanınmış, Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergiler kaldırılmış ve böylece Osmanlı Devleti İngilizler için açık bir pazar haline getirilmiştir.
Tanzimat Sonrası Gümrük Politikası
Tanzimat öncesi dönemde Osmanlı Devleti’nde kara-hudut ve sahil gümrükleri yanısıra, ülke içerisinde bölgeler arasında mal ticaretinin vergilendirildiği iç gümrük noktalarının sayıları da zamanla artış göstermiş ve devlete önemli bir gelir sağlamıştır. Tanzimat Dönemi ile birlikte ülkede ticari bütünleşmeyi sağlamak ve yeni kurulan işletmelere ucuz hammadde temin etmek gerekçeleriyle dahili gümrüklerin kaldırılması bir devlet politikası haline gelmiştir. Fakat diğer taraftan devletin içerisinde bulunduğu ekonomik kriz, hazineye yüklü miktarda para girişi sağlayan dahili gümrükler konusunda radikal kararlar alınmasını engellemekteydi. Dolayısıyla dönemin sonuna kadar dahili gümrüklerin bir kısmı varlıklarını sürdürmüşlerdir.
1913 yılında, İttihatçılar, artan yabancı etkisini azaltmak ve yerli tüccarları güçlendirmek için ilk Teşvik-i Sanayi Kanunu’nu çıkarmışlardır. Bu kanun ile ekonomik anlamda yenilikler ve iyileştirmeler hedeflense de günün koşullarında yetersiz kalmıştır.
Birinci Dünya Savaşının başlaması ile İttihat ve Terakkiciler ekonomiye doğrudan müdahale etme fırsatı bulmuşlardır. 8 Eylül 1914’te kapitülasyonların tek taraflı olarak iptal edildiği ilan edilmiştir. Ayrıca gümrük resimleri de %50 oranında arttırılmıştır. 21 Eylül 1914 tarihli kanun ile %11 oranında vergi alınan ürünlerde oran %15’e, %8 olarak uygulanan ürünlerden alınan vergiler ise %12’ye çıkarılmıştır. Ayrıca ihraç ürünlerinin değeri üzerinden alınan gümrük resminde de oran %10 olarak belirlenmiştir. 1 Ekim 1914 tarihinde yürürlüğe giren bu karar ile ithal ürünlerden alınan gümrük resmi %50 oranında arttırılmıştır. Bu dönemdeki önemli gelişmelerden birisi de İstanbul’da bir İhracat Heyeti oluşturulmasıdır. Bu heyetin çalışmaları neticesinde 1913-1914 yıllarında ithalat ve ihracat arasındaki fark düşürülmüştür. Milli ekonomi düşüncesi ile korumacı gümrük politikasını savunan siyasetçiler gümrük tarifelerinde de değişiklik yapılmasını istemiştir. Osmanlı Devleti çıkardığı kanunlar ile mamul maddelerin ihracatını kolaylaştırmak, yabancı menşeili mamul ürünlerin ithalatını mümkün mertebe önlemek amacıyla bazı imtiyazları sonlandırmış, ticaret antlaşmalarını gözden geçirmiş ve gümrük vergilerini arttırmışsa da rekabet gücü neredeyse tamamen kırılmış olan ekonomiyi toparlaması mümkün olmamıştır.
30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı Devleti ekonomik olarak büyük bir çöküntü yaşamış ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmıştır. Osmanlı yöneticileri kötü gidiş durdurmak için birtakım tedbirlere başvurmuşlardır. Ancak işgalci devletlerin depolar ve gümrükler üzerindeki denetimi gelir kaybına neden olmuştur. Mütarekenin imzalanması ile daha önce arttırılan gümrük vergileri 1916 seviyesine geri çekilmiştir. Bu durum gümrük vergilerinin bütçedeki payını iyice geriletmiştir. Zaten ekonomik çöküş içerisinde olan devlet iyiden iyiye zor duruma düşmüştür.
Cumhuriyet Dönemi Gümrük Politikası ve Günümüz Uygulamaları
Cumhuriyetin ilanı öncesi gümrük vergisi ile ilk düzenleme 24 Haziran 1920 tarihli meclis oturumunda yapılmıştır. Dönemin Maliye Vekili Ferit Bey gümrük vergisini %5 oranında arttırmak için teklif sunmuştur.
6 Eylül 1920 günü yapılan meclis oturumunda gümrük ambarları ile ilgili yeni bir düzenleme yapılması için teklif sunulmuştur. Teklifte gümrük ambarlarına getirilen malların, sonraki günlerde alınmamasından dolayı ambarların dolup taştığı ve yeni gelen malların dışarıda kalarak, yağmur vs. sebeplerden dolayı zarar gördüğü belirtilmiştir. Bunu için ambara gelen malların geldiği günden itibaren bir hafta süre ile ambarda muhafaza edilmesi, bir hafta süreden sonra alınmaması durumunda verginin %10 oranında arttırılması kararlaştırılmıştır. 20 Eylül 1920 tarih ve 23 numaralı kanun ile ihraç edilen ürünler için ad valorem yani değerleri üzerinden vergi alınmasından vazgeçilerek miktarları üzerinden yani spesifik usulde vergi alınmasına karar verilmiştir. Böylelikle değerli ürünlerin fiyatlarının düşük gösterilmesi yoluyla yapılan vergi kaçakçılığının önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Kurtuluş Savaşı sonrası gümrük uygulamaları ile ilgili olarak Lozan Antlaşması’nda yeni düzenlemeler yapılmıştır. Lozan’da görüşülen konulardan biri de Türkiye’nin ticaret özgürlüğünü sağlaması ve ekonomik gelişimi için yeni gümrük vergileri koyabilmesi olmuştur. Buradaki en büyük sıkıntı yıllardır çeşitli imtiyazlar doğrultusunda Osmanlı Devleti ile ticaret yapan devletlerin yeni sisteme adapte olamayışlarıdır. Bu nedenle yeni gümrük tarifeleri oluşturulurken bir geçiş döneminin olması uygun görülmüştür. Nitekim Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra ithalat vergisi 25 Nisan 1911 tarihli sözleşmede ön görüldüğü gibi %4’lük artışla uygulanacaktır. İhracat vergisi ise toplam değerinin %15’ini ve söz konusu her malın değerinin %20’sini geçmeyecektir.
Lozan Antlaşması kapsamında ticaret antlaşması imzalanmayan devletler için yeni tarife düzenlemesi yapılmıştır. Düzenlemeye göre 28 Temmuz 1920 tarihli kanunda %5 olan gümrük vergisi %8’e yükseltilmiştir.
Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra, mecliste 1923 yılı bütçe görüşmeleri yapılırken üzerinde en çok durulan konu İstanbul gümrük vergilerinin %5 oranında arttırılması olmuştur. 28 Şubat 1923 tarihli Avans Kanunu’nun beşinci maddesi ile buğday, un ve bunlardan üretilen ürünlerin gümrük vergisi %5 oranında arttırılmıştır. Avans Kanun’unun bir diğer önemli maddesi ise, hariçten ithal edilecek hayvanların iki sene müddetle gümrük vergisinden muaf olmasına dairdir.
Bağımsız gümrük politikası konusunda en önemli adım Nisan 1923’te İstanbul Gümrük Vergisinin, Ankara Hükümeti’nce tahsil edilmesi olmuştur. Ekim 1923’te de Düyun-u Umûmiye İdaresi’nin gelir toplama yetkisine son verilmiş ve Duyun-u Umumiye kapatılmıştır. Böylece gümrük gelirlerinin çoğunluğu Ankara Hükümeti’nin kontrolüne geçmiştir.
Gümrükler ile ilgili kapsamlı bir kanunun kabul edilmesi 1 Haziran 1929 tarihinde olmuştur. 1 Temmuz 1929 da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 1499 sayılı “Gümrük Tarifesi Kanunu” 01/10/1929 tarihinde uygulanmaya başlanmıştır. Böylece 1929 öncesi dönemde ortalama olarak mal değeri üzerinden %14,66 olan gümrük vergileri, 1499 sayılı Kanun ile ortalama %40’a kadar yükseltilmiştir. Gümrük Tarifesi Kanunu’nun ikinci maddesinde gümrük vergilerinin uygulanmasında karşılıklılık esası olması kararlaştırılmıştır. Buna göre ihraç edilen eşyaya yabancı devletlerin ağır vergiler uygulaması durumunda o ülkeden ithal edilecek eşyalardan alınacak gümrük vergisinin yükseltilmesi uygun görülmüştür. Bu durumun tam tersi yaşanması durumunda ise, gümrük vergilerinde indirime gidilebileceği esası kabul edilmiştir. Kanunun üçüncü maddesinde gümrük vergilerinde olası bir açığın tespit edilmesi ve bunun suiistimal edilmesine karşı tedbir alınmak istenmiştir. Böylesi bir durumda gümrük vergisinde gerekli artış yapılabilecektir. Kanunun dördüncü, beşinci, altıncı maddelerinde gümrükten muaf tutulacak eşyalar detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Buna göre 1927 yılında düzenlenen Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun getirmiş olduğu sanayi makinelerine gümrük vergisi muafiyetine ilaveten, ziraat ve sanayinin teşviki için gerekli olan mallar için de gümrük vergisinden muafiyet sağlanmıştır.
1499 sayılı Gümrük Tarife Kanunu’nun büyük bir bölümünü oluşturan “Gümrük İthalat Umumi Tarifesi Cetveli” ile, Türkiye’ye getirilecek maddeler, mallar, makineler vb. eşya, cinsine göre ve ismen sıraya konulmuş ve o eşyanın belli esaslara göre bulunacak adet, ağırlık, uzunluk ve litre ölçüleri itibariyle tarifede karşılarında belirlenmiş oranları üzerinden gümrük vergisine tabi tutulmuştur. 1929 tarifeleri ile ulaştırma araçları ve Türkiye’de üretilmeyen sanayi hammaddeleri üzerindeki spesifik oranlar da oldukça düşük tutulmuş; tüm bunlara karşın özellikle iplik ve kumaş, şeker, un ve diğer gıda malları, deri ve ağaç ürünleri, çimento gibi gelişmekte olan yerli sanayi alanlarına ilişkin malların ithalatında ise yerli üretimi korumak maksadıyla oldukça yüksek vergi oranları getirilmiştir. “Spesifik” adı verilen sistemi yürürlüğe koyan bu Kanun ile gümrük mevzuatı bir bütünlük kazanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin gümrükler ile ilgili olarak çıkardığı ilk kanun olma özelliğini taşıyan 1499 Numaralı Gümrük Tarifesi Kanunu mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde hazırlanmış olsa da 02.05.1949 tarihli ve 5383 sayılı Gümrük Kanunu ile gümrük uygulamaları daha teferruatlı ele alınmıştır. Zamanla değişen koşullara bağlı olarak, 5383 sayılı Gümrük Kanunu da güncellenmiş ve 01.02.1973 tarihinde uygulamaya konulan 1615 sayılı Gümrük Kanunu yerini almıştır. 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun da yerini günümüzde halen uygulanmakta olan ve 04.11.1999 tarih ve 23866 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4458 sayılı Gümrük Kanunu almıştır.
1499 sayılı Gümrük Tarifesini de, vergilendirmesi “advalorem” esasına göre yapılan 14.05.1964 tarihli ve 474 sayılı Kanun ile düzenlenen Gümrük Giriş Tarife Cetveli izlemiştir.
Gerek dış ticaretimiz gerekse siyasi açıdan bir dönüm noktası olan ve 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Gümrük Birliği süreci başlamıştır. Süreç; hazırlık, geçiş ve son dönem olarak planlanmıştır. 10.10.1988 tarihinde 3502 sayılı Kanun ile Harmonize Eşya Tanımı ve Kodlama Sistemi Hakkındaki Uluslararası Sözleşmeye uygun olarak hazırlanmış olan yeni Gümrük Giriş Tarife Cetveli 01.01.1989 tarihi ile yürürlüğe konulmuş ve ülkemiz, Avrupa Birliği Ortak Gümrük tarifesine büyük ölçüde ve teknik olarak uyum sağlanmıştır. Bunun yanı sıra malın cinsine göre tek bir gümrük vergisi uygulanması hususuna göre hazırlanmış olan 92/3902 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01.01.1993 tarihi itibari ile yürürlüğe giren İthalat Rejim Kararı ile, gümrük vergilerinde ve eş etkili mali yükümlülüklerde Avrupa Birliği’ne uyum sağlanmıştır. Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında alınan ortak karar doğrultusunda 01.01.1996 tarihinden itibaren başlamak üzere tesis edilen “Gümrük Birliği” yürürlüğe girmiştir. Böylece günümüzde de devam eden ve üye devletler arasındaki dış ticarette gümrük vergilerinin kaldırıldığı ve Gümrük Birliği dışındaki devletlere karşı ortak bir gümrük tarifesinin uygulandığı dönem başlamıştır.
Semra KARTAL
Gümrük Müşaviri
Kaynakça
- Gümrük Vergilerinin Yapısının Türkiye Gümrük ve Avrupa Gümrük Mevzuatı Çerçevesinde Karşılaştırılması, Hüseyin Altıntaş, T.C. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Yer Kütahya, Tarih 2018,
- Cumhuriyetin İlk Yılları ve 1929 Ekonomik Buhranında Dış Ticaretin Yönetimi, Levent Özkardeş, Gümrük Ve Ticaret Dergisi, Sayı 6, Tarih 2015,
- 1930-1939 Döneminde Vergi Politikası, Fatih Saraçoğlu, Maliye Dergisi, Sayı 157, Tarih Temmuz -Aralık 2009,
- Osmanlı’dan Cumhuriyete Türk Gümrük Sisteminin Evrimi Üzerine Bir Değerlendirme, Mehtap Keçe- Osman Kubilay Gül, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 43, Tarih 3 Nisan 2023,
- Osmanlı İmparatorluğu’nda Dâhili Gümrük Vergisi İstisnaları, Hamza Çeştepe- Tamer Güven, AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 2, Tarih 2016.









İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, söz konusu ihalede idarenin, İdari Şartname’de belirlenen teknik puanlama kriterleri ile alt kriterlerine ilişkin somut gerekçeleri açıklamadığı, talep edildiği halde kendilerine bildirilmediği, bu şekilde teknik puanlamaya ilişkin şikayet ve itirazen şikayet haklarını sağlıklı bir şekilde kullanamadıkları, idarelerin bu konudaki takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, teknik puanlamada eşit muamele ve güvenilirlik ilkelerinin gözetilmesi gerektiği, söz konusu ihaleye ilişkin Kamu İhale Kurulu’nun 27.04.2023 tarih ve 2023/UH.I-675 sayılı kararının bulunduğu, idarenin teknik puanlamasının hatalı olduğu, kendilerinin tam puan alması gerektiği, şöyle ki: İdari Şartname’nin “Teknik değerlendirme kriterler” başlıklı 31’inci maddesinin “b) İş için önerdikleri yöntem (metodoloji) ve çalışma planı ile Organizasyon Yapısının iş tanımına uygunluğu” alt başlıklı maddesinin alt kriterlerinin tamamından tam puan alacak şekilde teklif dosyasında belgelerin İdareye sunulduğu, ayrıca idarenin puanlarının kırılmasında gerekçe gösterdiği “metodoloji ve çalışma planı ile organizasyon yapısının iş tanımına uygunluğuna ilişkin bilgi eksiklikleri” hususunun ihale dokümanında teknik değerlendirme kriteri olarak yer almadığı, tam puan alamayan diğer isteklilere de matbu şekilde aynı gerekçenin gösterildiği, aktarılan nedenlerle bahse konu kritere ilişkin puanlamanın yeniden yapılması ve alt kriterlere ilişkin somut ve karşılaştırılabilir gerekçelerinin taraflarına bildirilmesi gerektiği iddialarına yer verilmiştir.
2050’ye kadar sera gazı emisyonunun net sıfıra indirilmesi ve küresel kalkınmanın ekosistemle uyumlu bir şekilde ilerlemesi hedefiyle yayınlanan Avrupa Yeşil Mutabakatı, uluslararası ticaret anlayışında yepyeni bir çağın başladığının habercisi oldu. Sürdürülebilir ve temiz dünya odaklı regülasyonlar, sırayla tüm sektörlerin kapısını çalıyor. Bu yeni döneme uyumlanma sürecinde, çevre dostu teknolojileri kullanmak artık bir alternatif değil zorunluluk haline geldi.
PATH Software House Kurucu Ortağı Murat Kader bu gelişmeleri, “AB Yeşil Mutabakatı, önümüzdeki süreçte dünya ticaret trendlerinin yönünü bizlere net bir şekilde gösteriyor. Küresel pazarlardaki payını korumak ve artırmak isteyen tüm yerli işletmecilerin, yatırımlarını dijital alt yapılarını güçlendirmekten ve regülasyonlara uyumlu iş modelleri üretmekten yana yaptıklarını zaten biliyoruz. Fakat lojistik ve ulaştırma sektöründe hala teknoloji kullanımına karşı mesafeli bir tutum görüyoruz. Özellikle istihdam edilen taşımacı personelin, geleneksel yöntemlerle operasyonları yönetmeye karşı eğilimi hala çok güçlü. Bizler de bu alışkanlıkları yenileri ile değiştirebilmek için PATH teknoloji laboratuvarlarında kargo ve lojistik sektörü için kolay kullanılabilir, çevre dostu sistem ve ürünler geliştiriyoruz” şeklinde değerlendirdi.
“Kamu İhale pazarında ürün ve hizmetlerini kamu kurumlarına sunmak isteyen işletmeler için ihale danışmanlık hizmeti sunan Simdata Danışmanlık Eğitim ve Araştırma LTD. ŞTİ. Genel Müdürü Ömer Faruk ATASEVER ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, şirketin faaliyetleri hakkında bilgi aldık:”
Ayrıca, Simdata Danışmanlık Türkiye’de özellikle kamu pazarına ürün ve hizmet satmak isteyen işletmeler için pazar ve fiyat araştırması yapmakta yetkinliğini kanıtlamış bir şirkettir. Şirketimiz aynı zamanda Simdata Akademi çatısı altında işletmelerin ihtiyaçlarına yönelik, güncel mevzuat doğrultusunda, kamu ihale mevzuatı eğitim hizmetleri sunmaktadır. Bu eğitimler kamu ihale mevzuatı üzerine yayınları olan uzman ve akademisyenlerden oluşan eğitmen kadrosu ile gerçekleştirilmektedir.
Amazon’un İstanbul Tuzla’daki lojistik merkezinin resmi açılış töreni, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Çoştu ve medya mensuplarının katılımıyla gerçekleşti. Açılış törenine gönderdiği mesajda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 100 milyon doların üzerinde bir yatırımla hayata geçen lojistik merkezinin yüzlerce yeni istihdam imkânı sağlamış olmasından duyduğu memnuniyeti vurguladı.
İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir (İşK m.8).
Türkiye Savunma Sanayinde Küresel Oyunculuğa Ar-Ge İle Yürüyor
İhracatçının Sorunu Nedir ? 


Dünyanın en büyük 5 mücevher fuarı arasında yer alan Istanbul Jewelry Show için geri sayım başladı. 5- 8 Ekim 2023 tarihleri arasında Informa Markets tarafından İstanbul Fuar Merkezi’nde 54’üncü kez düzenlenecek fuar, ABD’den Hindistan’a kadar 140’tan fazla ülkeden gelecek 27 bini aşkın sektör profesyonelini tek bir platformda buluşturmaya hazırlanıyor. Estetik boyutu kadar ekonomideki parıltısı ile de öne çıkan sektör, organizasyon kapsamında gerçekleşecek iş görüşmeleri ve anlaşmaları ile de ihracatımıza ve ekonomimize de olumlu katkılar sağlayacak.
Fuar ekonomik değeri kadar sektörün gelişimini destekleyici etkinlikler ile de dikkat çekiyor. Sektöre yeni açılımlar sağlayacak organizasyonlara ev sahipliği yapacak fuarda tasarımcıların ürünlerini yeni pazarlara açılmasına da fırsat sunuluyor. Bu kapsamda Mücevher İhracatçıları Birliği ve Istanbul Jewelry Show’un ortak projesi olan Designer Club ile takı tasarımcıları ve ustaları ürettikleri tasarım ve takıları onlara ayrılan özel bir stantta sergileme şansı bulacak.
Dünya genelinde, iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve biyoçeşitlilik kaybı gibi çevresel sorunlar giderek artmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelmek ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için “Yeşil Dönüşüm” kavramı ön plana çıkmaktadır. Peki, yeşil dönüşüm nedir ve neden bu kadar önemlidir ?
