Toplumsal yaşamın her alanına dokunan perakende sektörü, ekonomik yapının en dinamik bileşenlerinden biridir. Türkiye perakende pazarının temel alt sektörleri gıda ve bakkaliye, giyim ve ayakkabı, ev aletleri, elektronik, sağlık ve güzellik ürünleridir. Statista verilerine göre, 2024 yılında çevrimiçi perakendenin 6,3 trilyon dolar ile toplam perakendeden %20,1 pay alması, Türkiye’nin ise 2029’a kadar %11,58 bileşik büyüme oranı ile en hızlı büyüyen ülke konumuna gelmesi beklenmektedir.
Hizmet odaklı bir yapıya sahip perakende sektöründe, hem çalışanların hem de müşterilerin hizmet üretim ve sunum sürecine dahil olması, tutarlılık sağlamayı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla, bir müşteriye sunulan hizmetin bir diğerine sunulanla tamamen aynı olması beklenemez; her etkileşim benzersizdir ve müşteriler farklı davranış biçimleri sergileyebilir.
Müşteri deneyimi, “deneyim ekonomisi” ve “deneyimsel pazarlama” kavramlarının Mehrabian ve Russell tarafından ilk kez 1974’te ortaya atılmasından bu yana önemli bir araştırma alanı haline gelmiştir. Meyer ve Schwager (2007), müşteri deneyimini “bir müşterinin bir şirketin ürünleri, hizmetleri veya markalarıyla doğrudan ya da dolaylı etkileşimlerine verdiği içsel ve öznel tepki” olarak tanımlamaktadır. Benzer biçimde, Jaakkola ve diğerleri (2015) müşteri deneyimini, hizmet, marka, ortam veya süreç gibi hizmet unsurlarıyla gerçekleşen herhangi bir temasa yönelik öznel bir yanıt veya yorum olarak ele alır.
Rose ve çalışma arkadaşları (2011), müşteri deneyimini yalnızca bir tepki olarak değerlendiren önceki yaklaşımları eleştirerek, deneyimin müşterinin zihninde şekillenen bir süreç olduğunu savunur. Bu bakış açısı, müşteriyi bilişsel ve duygusal hedefler peşinde olan aktif bir özne olarak konumlandırır (Kawaf & Tagg, 2017; Klaus & Maklan, 2013). Müşteri deneyiminin bilişsel ve duygusal bileşenleri hedonik ve faydacı değerlerle benzerlik taşır; ancak deneyim, bu bileşenlerle daha derin bir etkileşim içerir (Rose vd., 2012).
Alışveriş sürecinde müşteriler kendilerine özgü hedefler belirler (Keiningham vd., 2017). Bu hedefler kimi zaman soyut veya duygusal (Mattila, 1999; Svari vd., 2011), kimi zaman da rasyonel olabilir. Deneyimin bilişsel yönü, ürün veya hizmetin etkin bir biçimde edinilmesine odaklanır (Frow & Payne, 2007) ve müşteriyi fiyat ile kalite gibi ekonomik faktörleri gözeten rasyonel bir aktör olarak görür. Buna karşın duygusal deneyim, alışveriş sürecinde eğlence, kaçış ve keyif arayışına dayanır (De Keyser vd., 2015) ve daha öznel, oyun temelli bir yapıya sahiptir (Holbrook & Hirschman, 1982). Ancak, müşterilerin duygusal ve bilişsel deneyimlerine hangi boyutun öncelik kazandığını irdeleyen araştırmalar oldukça sınırlıdır.
Schmitt (2000) deneyimi beş boyutta ele alır: duyusal, duygusal, bilişsel, davranışsal ve ilişkisel (bir gruba veya kültüre ait olma). Seligman (2018) ise bu çerçeveyi genişleterek altı temel bileşen tanımlar: duyusal, duygusal, bilişsel, pragmatik, yaşam tarzı ve ilişkisel. Deneyimler genellikle bir uyarana verilen özel tepkiler olarak ortaya çıkar ve bireyler bu olayları geriye dönük olarak analiz eder. Bu yönüyle deneyim, bireyin gördüğü, duyduğu, hissettiği ve düşündüğü her türlü kapsar (Seligman, 2018).
Kaynak : Lemon & Verhoef, 2016, s. 69
Pazarlamanın görevi, müşterilerin ilgisini çekecek ürün özelliklerini belirlemek, bunları satış ve iletişim faaliyetleriyle doğru hedef kitleye aktarmak ve müşterilerin kolayca erişebileceği şekilde sunmaktır. Sonuç olarak, bir müşterinin satın alma isteği ve memnuniyet düzeyi, deneyimin ne kadar iyi tasarlandığıyla doğrudan ilişkilidir. Deneyim, markayla ya da hizmetle kurulan farklı temas noktalarından oluşur ve bu temasların toplamı müşteri deneyiminin temelini oluşturur (Homburg vd., 2015; Schmitt, 2003).
Müşteri deneyimi doğası gereği öznel bir olgudur ve bilişsel, duygusal, duyusal, fiziksel ve ruhsal düzeylerde yaşanır. Gentile ve arkadaşlarına (2007) göre, müşteri deneyimi; birey ile bir ürün, marka ya da organizasyon arasındaki etkileşimlerden doğan ve belirli bir tepki yaratan bir süreçtir. Kalite yönetimi literatürü hizmet deneyiminin sonuçlarını tanımlamakla birlikte, bu kavramın tüketici davranışıyla operasyonel düzeyde ilişkilendirilmesi sınırlı kalmıştır. Ekonomik temelli tüketici davranışı araştırmalarında, psikoloji, sosyoloji ve pazarlama alanlarının katkısıyla geliştirilen “hizmet deneyimi” kavramı, kalite, memnuniyet, davranışsal niyet ve kârlılık arasında nedensel bir bağ kurmaktadır. Ancak literatürde müşteri deneyimini bütüncül biçimde açıklayan, geniş kabul görmüş tek bir yaklaşım henüz oluşmamıştır.
Bir deneyim, müşterinin satın alma yolculuğundaki çeşitli temas noktalarının bütünleşmesiyle şekillenir (Verhoef vd., 2009). İnsanlar fiziksel çevreleriyle uyum içinde olduklarında duyusal farkındalıkları artar, duyguları hizalanır ve tasarım ile hikâye gibi unsurlara odaklanırlar. Duyusal tasarım, bu nedenle, müşteri yolculuğunun her temas noktasında olumlu algılar uyandırmayı amaçlar.
Ray Kroc’un McDonald’s markası için yarattığı küresel deneyim, tüm duyulara hitap eden bu yaklaşımın başarılı bir örneğidir. Türkiye’de Köfteci Yusuf’un uyguladığı benzer biçimde, ürünlerin hazırlanış biçimi ve çalışan davranışlarıyla “hızlı hizmet” algısı oluşturulmuştur. Hoş ve uyarıcı bir çevre, müşterinin deneyimini güçlendirir ve kalıcı bir izlenim bırakır.
Anderson, Fornell ve Mazvancheryl (2004), müşteri deneyiminde başarılı olan işletmelerin pazarlama ve finansal performans açısından rakiplerine kıyasla daha üstün sonuçlar elde ettiğini ortaya koymuştur. Bu durum, müşteri memnuniyeti gibi göstergeler ile firma performansı arasındaki ilişkinin araştırılmasının önemine işaret etmektedir.
Müşteri deneyimi için kapsamlı ölçüm araçlarının eksikliği, araştırmaların genellikle müşteri memnuniyeti veya algılanan değer gibi öncüllerle sınırlı kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle, müşteri deneyiminin farklı aşamalarında ortaya çıkan çoklu temas noktalarının ve bu noktaların etkileşimsel etkilerinin daha fazla incelenmesi gerekmektedir (Baker vd., 2002; Hunneman vd., 2015). Araştırmacılar, müşteri deneyimini oluşturan unsurların birleşik etkilerini değerlendirmeye odaklanmalıdır (Bolton vd., 2006; 2008; Gijsenberg vd., 2015).
Bu bağlamda, sektör temsilcileri, perakendeciler ve perakende alanındaki sivil toplum kuruluşlarının veriye dayalı akademik çalışmalara ve araştırmalara katkı sağlaması; hem güçlü yerli sermayenin gelişimi hem de akademik literatürün zenginleşmesi açısından kritik önemdedir. Bu makale alana yönelik açık bir çağrıdır.
28 Ekim’i 29 Ekim’e Bağlayan Gece Vardiyasında 24.00-08.00 Arası Çalışan İşçinin Ücreti Nasıl Ödenmelidir?
Lütfi İNCİROĞLU
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlarım. Cumhuriyetimizin 102.yılı kutlu olsun ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın.
Ulusal bayram ve genel tatiller, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Buna göre, 1923 yılında Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günü “Ulusal Bayramdır” (2429/m.1). Bunun dışındaki resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü “genel tatil günleri” olarak kabul edilir.
A) Ulusal Bayram günü; 29 Ekimdir. Bugünde özel işyerlerinin kapanması zorunludur. 28 Ekim saat: 13.00’den sonra başlar, 1,5 gündür.
B) Resmi Bayram Günleri:
a) 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; 1 gündür.
b) 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı; 1 gündür.
c) 30 Ağustos Zafer Bayramı; 1 gündür.
C) Dini Bayram Günleri:
a) Ramazan Bayramı; Arife günü saat: 13.00’ten başlar 3,5 gündür.
b) Kurban Bayramı; Arife günü saat: 13.00’ten başlar 4,5 gündür.
D) Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü ve 15 Temmuz günü Demokrasi ve Milli Birlik Günü tatilidir.
Böylece bir takvim yılı içinde 15,5 gün Ulusal Bayram ve Genel Tatil günü vardır.
Ulusal Bayram yalnızca Cumhuriyet Bayramıdır. Bu Bayramın sadece 29 Ekim günü, bütün özel işyerlerinin kapatılması zorunludur (2429/m.2). Ancak nitelikleri yönünden sürekli görev yapması gereken kuruluşların özel Yasalarındaki hükümler saklı tutulmuş ve böylesi kuruluşların, özel Yasalarına hüküm konulmak şartıyla 29 Ekim gününde de çalışabilecekleri kabul edilmiştir[1].
Ulusal bayram ve genel tatil günü tatil yapmayarak çalışan işçiye çalıştığı her gün için bir günlük ücreti ödenir. Örneğin işçinin günlük ücreti 1000 TL ise, genel tatil günü olan bayram günü çalışan işçiye 1000 TL+1000 TL=2000 TL ödenir. Bununla birlikte, bayram günü işyerinde 2 saatlik bir arızanın giderilmesi için çalıştırılan işçiye ücreti yine 2000 TL olarak ödenir.
Yasal olarak genel tatil olarak kabul edilen ulusal bayram günü çalışan işçiye ilave bir günlük ücret ödenir. Ancak uygulamada bu günler için ücret yerine dinlenme verildiği de görülmektedir. Bu durum usul ve Kanuna aykırıdır.
Yargıtay’a göre, “genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarının hak edilen tarihteki çıplak ücret üzerinden hesaplanması gerekir”[2].
Postalar halinde çalışmanın yürütüldüğü bir işyerinde, ulusal bayram ve genel tatil günü ücreti işçinin çalıştığı postanın çalışma saatlerinin girdiği günün, ulusal bayram ve genel tatil günü olması halinde söz konusu olur. Örneğin, işçi 22 Nisan gününü 23 Nisan gününe bağlayan gecede 24.00-08.00 postasında çalışması halinde ilave bir günlük genel tatil günü çalışması ücretine hak kazanacaktır.
Konuyla ilgili Yüksek Mahkeme bir kararında, “…Davacının gece vardiyasında çalıştığı, 28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece 24.00-08.00 arası çalışması bulunan davacının ulusal bayram ve genel tatil günü çalışması olduğundan ilave yevmiyeye hak kazandığı açıktır.” şeklinde hüküm kurmuştur[3].
Sonuç olarak, Yargıtay uygulamasına göre, 28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece 24.00-08.00 arası gece vardiyasında çalışan işçinin bu çalışması ulusal bayram ve genel tatil günü çalışması olarak kabul edilmekte ve işçi ilave yevmiyeye hak kazanmaktadır”. Sonuç olarak, gece vardiyasında 28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece 24.00-08.00 arası çalışan işçinin ücreti tatil günü ücreti olarak zamlı ödenecektir.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Lütfi İNCİROĞLU
[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 5. Baskı, İstanbul 2023, s.435 vd.
Satın alma ve Tedarik Zinciri Olgunluk Değerlendirme
Olgunluk değerlendirmesi çalışmaları son dönemde hız kazandı. Kurumlar mevcut yapının dışarıdan uzman bir gözle incelenmesini gerekli buluyor. Buradan elde edecekleri kazanımlara değer veriyorlar.
Olgunluk değerlendirmeleri, iş hayatında birçok alanda kullanılmakta. Daha çevik hale gelebilmek, olası darboğazları konuşmak, problemleri ve risklerin farkındalığını artırmak ve daha fazla performans göstergeleri ile hareket etmek hemen herkesin gündeminde.
Son dönemde üç büyük kurumla; hastane zinciri, resort otel ve bir banka ile satınalma ve tedarik zinciri olgunluk değerlendirme çalışmaları yürüttük. Saha dinamiklerini ve iş pratiğini daha fazla gözlemleme fırsatı buldum.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, ekiplerin önemli bir bölümde bu tür çalışmalara önyargılı bir tutum var. İlk aşama geçilince bu tutumda biraz kıpırdanma ve düzelme oluyor. İlerleyen süreçte ise düzelme ve iyileşme başlıyor. Adımlar atıldıkça biz bunu neden böyle yapıyorduk, şimdi geçmişe baktığımızda sektörde bu şekilde nasıl yol alıyorduk diyen arkadaşlarımızı fazlasıyla görüyorum. Bu elbette mutluluk verici. Proje sonrasında kurumlar artık yeni bir kulvarda ilerliyor. Ekiplerin özgüven artıyor. Profesyonellik seviyesi yükseliyor.
Her firmanın ihtiyaç duyacağı, dört katmanlı olgunluk değerlendirmelerini kısaca değinmek istiyorum. Şirketlerimiz ihtiyaç duyduğu alanda bu rehberliği edinebilir. Birlikte yol almaktan mutluluk duyduğumu söylemeliyim. Bu süreci karşılıklı öğrenme yolculuğu olarak gördüğümü de itiraf etmeliyim.
Mottomuz: “Her Sinyal (Her İpucu) Bir Hikaye Anlatır” “Every Signal Tells a Story.”
Her sinyal bir veri değildir; bir hikâyedir. İşletmecilikte “sinyal”; bir KPI sapması, OTIF (Zamanında ve Tam Teslim) düşüşü, yüksek stok miktarları ve eskime, müşteri şikâyetleri ya da kronik teslimat gecikmeleri olabilir. Sinyal başlı başına bir olay değil, kök nedene giden yolun ipucudur.
SCAN (Supply Chain Assessment & Navigation)yaklaşımı, kurum operasyonlarındaki ipuçlarını Olgunluk Değerlendirmesi içerisinde okur. Böylece olgunluk değerlendirmesi bir “skor” (seviye puanı) dan ibaret kalmaz; iyileştirme hikâyesinin planına dönüşür:
Nerede duruyoruz? Neden buradayız? Nereye (hangi yöne)? Hangi sırayla (öncelik sıralaması) ve nasıl gideceğiz?
SCAN yaklaşımı, kurumsal gelişimi bir öğrenme döngüsü olarak ele alır:
Birinci Faz: Araştırma → Sinyal (Bulgu) → Kök Neden → Aksiyon → Ölçüm → Analiz → Raporlama
İkinci Faz: → Yol Haritası → Kurumsal Dönüşüm.
Bu döngü, yalnızca mevcut durumun fotoğrafını çekmekle kalmaz; kurumun karar alma, uygulama ve öğrenme kaslarını geliştirir. Her sinyal bir veri değildir; bir hikâyedir. SCAN, bu hikâyeleri anlamlandırarak sinyali bulguya, bulguyu kök nedene, kök nedeni eyleme ve eylemi sürdürülebilir dönüşüme bağlar. Böylece olgunluk değerlendirmesi, “mevcut durumu ölçen” bir çalışma olmaktan çıkar; stratejik farkındalığı artıran, değişimi planlayan ve kurumsal öğrenmeyi kalıcılaştıran bir metodolojiye dönüşür.
Olgunluk Değerlendirmesi (Maturity Assessment) ve Stratejik Dönüşüm Metodolojisi
-Tedarik Zinciri, Satınalma, Lojistik ve Depo Yönetimi Alanlarında-
Tedarik Zinciri ve Satın Alma Olgunluk Değerlendirmesi (Supply Chain Maturity Assessment)
Olgunluk değerlendirmesi, işletmelerin tedarik zinciri, satınalma, lojistik ve depo yönetimi alanlarındaki mevcut kapasitelerini bilimsel yöntemlerle ölçmeyi ve gelişim alanlarını tanımlamayı amaçlar.
1) Tedarik Zinciri Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi
2) Sürdürülebilir Satınalma Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi
3) Lojistik Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi
4) Depo Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi
SCAN metodolojisi bu dört alanı birbiriyle ilişkilendiren bütüncül bir çerçeve sunar; ancak her biri, kendine özgü süreç dinamikleri, göstergeleri (KPI – Key Performance Indicator) ve değerlendirme ölçekleriyle ayrı bir uzmanlık alanıdır.
Dolayısıyla “Tedarik Zinciri Olgunluk Değerlendirmesi” tek başına diğer alanların yerini almaz; Satınalma, Lojistik ve Depo Yönetimi değerlendirmeleri kendi metodolojisine sahip, özel veri setleriyle ilerleyen bağımsız uygulamalardır. Her biri ayrı anket yapısı, analiz boyutu ve raporlama biçimiyle ölçümleme derinliği sağlar.
Olgunluk değerlendirmesinin tamamlanmasıyla birlikte ikinci faza, yani “Yol Haritası ve Danışmanlık” aşamasına geçilir. Bu faz, ölçüm sonuçlarını eyleme dönüştürerek kurumun operasyonel olgunluğunu stratejik olgunluğa taşır.
Bu aşamada kurumun mevcut olgunluk seviyesine uygun olarak kısa, orta ve uzun vadeli aksiyon planları oluşturulur; veri kalitesi, dijital dönüşüm ve süreç yönetişimi ekseninde sürdürülebilir bir gelişim mimarisi inşa edilir. Böylece SCAN yaklaşımı yalnızca bir teşhis aracı değil, aynı zamanda kurumsal dönüşümün planlayıcısı ve takip mekanizması olarak konumlanır.
Tedarik Zinciri, Satınalma, Lojistik ve Depo Yönetiminde Olgunluk Değerlendirmesi ve Stratejik Dönüşüm Metodolojisi (Yol Haritası & Gelişim Yaklaşımı)
1) Tedarik Zinciri Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi (2 Gün)
SCAN, tedarik–üretim–lojistik–satış akışlarınızı tek çerçevede okuyup nerede olduğunuzu netleştirir. Yaşanmakta olan darboğazlar, mükerrer işler, veri boşlukları ve hizmet seviyesi sapmaları sayısallaştırılır. Böylece sezgisel yönetim yerini kanıta dayalı yönetime bırakır.
Değerlendirme; tedarik zinciri KPI haritası (Ana Performans Göstergeleri) talep-plan senkronu, tedarikçi–üretim–dağıtım entegrasyonu ile Demand Planning (Talep Planlama) ve S&OP (Sales and Operations Planning – Satış ve Operasyon Planlama) olgunluğunu kapsar.
ERP (Enterprise Resource Planning – Kurumsal Kaynak Planlaması), WMS (Warehouse Management System – Depo Yönetim Sistemi), TMS (Transportation Management System – Taşıma Yönetim Sistemi) gibi sistemlerinizin birbirini ne ölçüde beslediği objektif skorlarla görünür olur.
Çıktılar: Fonksiyon bazlı alt skorlar ve önceliklendirilmiş gelişim alanları. radar grafikleri. Bu veriler, yatırım önceliklerini ve dönüşüm sırasını tartışırken şirket içerisinde ortak dil kurmanızı sağlar.
“Tedarik zincirimiz neden hep ‘son dakika’ çözümlerle yürüyor?” sorusuna veriyle cevap verelim.
2) Sürdürülebilir Satınalma Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi (2 Gün)
Satınalma yalnızca maliyet kısmı değil; risk, değer ve sorumlu/sürdürülebilirlik yönetimidir. SCAN, kategoriler bazında strateji düzeyinizi, toplam sahip olma maliyeti yaklaşımınızı, tedarikçi segmentasyonunuzu ve sözleşme disiplininizi ölçer.
Tedarikçi ekosisteminiz performans–risk–sürdürülebilirlik ekseninde puanlanır; SRM (Supplier Relationship Management – Tedarikçi İlişki Yönetimi) pratikleriniz ve performans ölçüm sistemleriniz (teslimat, kalite, inovasyon katkısı) kıyaslanır. Ayrıca etik ve ESG (Environmental, Social, Governance – Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerindeki olgunluk durumunuz ortaya konur.
Böylece pazarlık gücünüzü artıran kaldıraçlar, kategorilere özgü stratejiler ve sözleşmesel boşluklar netleşir. İç paydaş memnuniyeti ile piyasa sinyallerini aynı tabloda görürsünüz.
3) Lojistik Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi (2 Gün)
SCAN, ağ tasarımından (depo–hub–rota) başlayarak talep dalgalanmaları ve teslimat kısıtlarını gerçek hizmet seviyesiyle eşleştirir. Taşıma modu seçimi, milk-run, konsolidasyon ve yükleme verimliliği gibi alanlar ölçülebilir kazanç perspektifinden incelenir.
TMS (Transportation Management System – Taşıma Yönetim Sistemi) ve görünürlük araçlarınızın SLA’ları gerçekten destekleyip desteklemediği, on-time/in-full başarımınız ve maliyet–hız dengesi bir arada değerlendirilir. Sözleşme koşulları, cezai maddeler ve iş ortağı performansı operasyonel gerçeklikle kıyaslanır.
Sonuçta maliyet/performans ısı haritaları, rota–frekans önerileri, 3PL (Third-Party Logistics – Üçüncü Parti Lojistik) yönetimi ve “nerede hız, nerede esneklik” kararlarını kolaylaştıran bir çerçeve elde edersiniz.
“Hız mı, maliyet mi? Yoksa hedef OTIF’i (On-Time In-Full — Zamanında ve Tam Teslim) tuttururken toplam maliyeti düşürmek mi?”
4) Depo Yönetimi Olgunluk Değerlendirmesi (2 Gün)
Depo; müşteri deneyiminin perde arkasıdır. SCAN, alan kullanımı, adresleme, toplama stratejileri (zone, wave, batch), döngü sayımı (cycle count) disiplini ve stok doğruluğu gibi kritik başlıklarda olgunluk seviyenizi skorlar.
WMS yapılandırmanız, veri disiplini ve KPI setiniz (toplama verimliliği, hatasızlık, sipariş tamlığı, dock-to-stock süreleri) gerçek saha gözlemleriyle doğrulanır. Ayrıca güvenlik–iş sağlığı–5S uygulamaları ve eğitim altyapısı değerlendirilir.
Amaç, “alan verimliliği–hız–doğruluk–izlenebilirlik” dengesini kurmaktır. Sonuçta operasyonel ısı haritası, kısa–orta vadeli iyileştirme listesi ve dijital/otomasyon fırsatları (etiketleme, RF, voice picking, otomatik yönlendirme) ortaya çıkar.
“Müşteri taleplerini zamanında karşılarken, stok kaynaklarını etkin yönetip lojistik maliyetlerini kontrol altında tutabiliyor musunuz?”
Olgunluk değerlendirmesi sonrasında danışmanlık fazı başlamaktadır.
YOL HARİTASI ve GELİŞİM PLANI (8-12 Hafta)
Değerlendirme; bir “fotoğraf” değil, yolculuğun başlangıcıdır.
Danışmanlık fazında, bulgularınızı önceliklendirilmiş aksiyonlara çeviririz: kısa vadede hızlı kazanımlar (quick wins), orta–uzun vadede yapısal dönüşüm. Her aksiyonun sorumlusu, süresi ve beklenen etkisi netleşir.
KPI hedefleri yeniden tanımlanır; ölçüm–izleme–geribildirim döngüsü kurulmadan hiçbir öneri sahaya bırakılmaz. İhtiyaç halinde “pilot–genişletme” yaklaşımıyla risk minimize edilir: önce küçük bir alanda dener, sonuç alınca yayarız.
Dijital dönüşüm tarafında ERP–WMS–TMS entegrasyonları, gösterge panoları ve veri disiplinini sürdürülebilir kılacak yönetişim mekanizmaları tasarlanır. Ekipler için odaklı eğitim/seanslar (süreç standardı, veri kalitesi, sürdürülebilir tedarikçi yönetimi, vb. ) yapılır; değişim tek seferlik değil, alışkanlık haline getirilir.
Son adımda, Yol Haritası ve Gelişim Planı teslim edilir. Yönetim ekibi için rapolarlama yapılarak süreç güvence altına alınır.
Tedarik Zinciri ve Satınalma Süreçlerinde Olgunluk Değerlendirmesi:
SCAN Metodolojisi ile Kurumsal Dönüşüm
Tedarik Zinciri, Satınalma, Lojistik ve Depo Yönetiminde Olgunluk Değerlendirmesi ve Stratejik Dönüşüm Metodolojisi (Yol Haritası & Gelişim Yaklaşımı)
PROF. DR. MURAT ERDAL
Bilimsel birikimini saha deneyimiyle harmanlayarak, organizasyonların verimlilik ve rekabet gücünü artıran ölçülebilir çözümler geliştirmekte, kurumların geleceğe güvenle ilerlemesi için stratejik yaklaşımlar sunmaktadır.
Geliştirdiği “Tedarik Zinciri Olgunluk Değerlendirme Metodolojisi (SCAN- Supply Chain Maturity Assessment and Navigation)” ile kurumların tedarik zinciri, satınalma ve lojistik sistemlerini ölçümleyip dönüştürür.
Türkiye Lojistik Master Planı İçin Strateji Belgesi, (M.Erdal vd.), Türkiye İhracatçılar Meclisi Yayını, İstanbul, 2011.
TRAKYA BÖLGESİ LOJİSTİK MASTER PLANI (M.Erdal vd.), Trakya Kalkınma Ajansı, 2012.
Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri, HAZİRAN 2022, 2. Baskı, Satınalma Dergisi Dijital İşlem Merkezi abonelik işlemlerinizi tamamladıktan sonra https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ erişebilirsiniz.
Murat Erdal Satın alma ve Tedarik Zinciri Yönetimi
Dr. Erdal, uzun yıllar sanayiide üretim, kalite ve tedarik stratejileri çalıştı. Sistem geliştirdi.
Enerji verimliliği, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik… Bugünün sanayisini şekillendiren bu üç kavram, poliüretanı otomotivden inşaata, beyaz eşyadan mobilyaya kadar sayısız sektörde vazgeçilmez hale getirdi. Bu yıl 9’uncusu düzenlenecek olan PUTECH EURASIA – Uluslararası Poliüretan Endüstrisi Fuarı, üretimden tasarıma uzanan bu dönüşümün en yenilikçi örneklerini bir araya getirecek. Türkiye’nin yanı sıra Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinden sektör profesyonellerinin buluşacağı fuar, poliüretan teknolojilerinin sürdürülebilir endüstri vizyonundaki rolünü küresel ölçekte tartışma zemini oluşturacak.
2,5 milyar dolarlık dev pazarın kalbi, bu yıl bir kez daha İstanbul’da atacak.
Avrasya’nın lider poliüretan sanayi fuarı PUTECH EURASIA 2025, 26–28 Kasım 2025 tarihleri arasında Artkim Fuarcılık organizasyonuyla sektör profesyonellerini yeniden bir araya getiriyor.
PUTECH EURASIA, poliüretan teknolojilerinde kullanılan ham maddelerden üretim makinelerine, sistem evlerinden son ürün uygulamalarına kadar tüm tedarik zincirini kapsayan yapısıyla bölgesinin en büyük ve en kapsamlı platformu konumunda. Fuar, sektör liderlerinin yanı sıra yeni girişimlere, Ar-Ge merkezlerine ve inovatif üreticilere de ev sahipliği yaparak, geleceğin malzeme teknolojilerine ışık tutacak.
Uluslararası Poliüretan Endüstrisi Fuarı kapsamında açıklamalarda bulunan Artkim Group Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güler: “Poliüretan, artık sadece bir malzeme değil, endüstriyel dönüşümün yapı taşı. Enerji verimliliğinden karbon ayak izinin azaltılmasına kadar birçok alanda fark yaratıyor. Bu yıl PUTECH EURASIA’da; sürdürülebilir üretim çözümleri, geri dönüştürülebilir sistemler ve çevre dostu hammadde alternatifleri ön planda olacak. Fuarı ziyaret eden profesyoneller, yalnızca yeni teknolojileri değil, aynı zamanda daha yeşil bir sanayinin yol haritasını da keşfedecek. 2023 yılında gerçekleştirdiğimiz bir önceki edisyonda 63 farklı ülkeden gelen profesyonelleri ağırladığımız fuarda büyük bir başarı elde ettik. 2025’te uluslararası katılımı daha da artırmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda ziyaretçi dağılımı da, Avrupa %28, Asya %26, Orta Doğu %32 ve Afrika %13 olarak gerçekleşmişti. Bu oranlar, PUTECH EURASIA’nın artık çok uluslu bir ticaret ağı haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle katılımcılar, farklı coğrafyalardan gelen sektör profesyonelleriyle yeni iş birliği ve iş geliştirme fırsatlarını yakalayabilecekler.” dedi.
Türkiye, EMEA Poliüretan Pazarında Stratejik Üretim Merkezi
Türkiye, 2023 itibarıyla EMEA bölgesinin en büyük poliüretan sistem üreticisi konumuna geldi. Bu başarıyı uluslararası platforma taşıyacak olan PUTECH EURASIA 2025, sürdürülebilir üretimden ileri malzeme teknolojilerine kadar tüm yenilikleri aynı çatı altında buluşturacak. Fuar, üreticiler, tedarikçiler, mühendislik firmaları, Ar-Ge merkezleri ve yatırımcılar için ihracata yön veren ticari fırsatların merkezinde yer alıyor.
Avrasya’nın En Kapsamlı Poliüretan, Yapıştırıcı ve Kompozit Platformu
Poliüretan sanayisinin lider etkinliği PUTECH EURASIA; Adhesives & Bonding Eurasia, Foam Eurasia ve Eurasian Composites Show ile eş zamanlı olarak düzenlenecek.
Bu dört dev fuar, otomotivden inşaata, mobilyadan elektroniğe kadar geniş bir ekosistemi bir araya getirerek, ziyaretçilere çok yönlü iş fırsatları ve sinerji sunacak.
POLYDER ve EUROPUR Desteğiyle Daha Güçlü, Daha Etkili
Sektörün lider kuruluşu POLYDER (Poliüretan Derneği) ile Avrupa’nın önde gelen poliüretan üreticileri derneği EUROPUR’un katkıları, fuarın bilgi paylaşımı, dayanışma ve profesyonel standartlarını güçlendiriyor. Bu iş birliğiyle PUTECH EURASIA, yalnızca ticari bir organizasyon olmanın ötesinde, sektörün geleceğini şekillendiren uluslararası bir bilgi merkezi konumuna geliyor.
PUTECH EURASIA 2025, güçlü katılımcı yapısı, uluslararası iş bağlantıları ve inovasyon odaklı içeriğiyle poliüretan sanayisinin küresel sahnesi olmayı sürdürecek.
-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
-> İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim. Prof. Dr. Murat Erdal
Gedik Yatırım, Borsa İstanbul’daki şirketlerin 2025 yılı üçüncü çeyrek dönem finansal sonuçlarına ilişkin tahminlerini açıkladı.
Buna göre bankacılık sektörü güçlü kârlılıkla ön planda, sanayi şirketlerinde operasyonel toparlanma sinyalleri mevcut, gıda perakende ve enerji şirketleri ise yılın en iyi dönemlerinden birini geçirmeye hazırlanıyor. Gedik Yatırım raporunda, ‘Bazı sektörlerde zayıf talep koşullarına rağmen fiyatlama disiplini ve operasyonel verimliliklerin önümüzdeki çeyreklerde de iyileşmeyi destekleyeceğini’ vurguladı.
Gedik Yatırım, Borsa İstanbul’daki banka ve sanayi şirketlerinin 2025 yılı üçüncü çeyrek finansal sonuçlarına ilişkin tahminlerini kamuoyuyla paylaştı. Yayımlanan raporda, bazı sanayi sektörlerinde ‘en kötünün geride kaldığına’ dair sinyaller öne çıkarken, özellikle gıda perakende, inşaat, enerji ve bankacılık sektörlerinde güçlü kârlılıklar geleceği beklentisi dikkat çekti.
Bankacılıkta kârlılıkta toparlanma beklentisi
Rapora göre, 3. çeyrekte bankacılık sektöründe marjlarda belirgin bir toparlanma öngörülüyor. Temmuz ayındaki faiz indiriminin ardından fonlama maliyetlerinde gerileme görülürken, TL kredi-mevduat makasının genişlemesi sektördeki kârlılığı destekliyor. Net ücret ve komisyon gelirlerinde güçlü seyrin sürmesi beklenirken, operasyonel giderlerde enflasyonun üzerinde artış öngörülüyor. Diğer yandan tahsili gecikmiş alacaklardaki artış, risk maliyeti üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.
Gedik Yatırım, Halkbank, Yapı Kredi ve Vakıfbank’ın çeyreklik net kâr büyümesinde öne çıkmasını beklerken; Garanti Bankası’nın yüksek özsermaye kârlılığıyla sektörden olumlu ayrışmaya devam edeceğini tahmin ediyor. Sektör genelinde bankaların toplam net kârında çeyreklik yüzde 4 ve yıllık yüzde 64 artış öngörülüyor.
Sanayi şirketlerinde karşıt görünümler
Sanayi tarafında bazı sektörlerde zayıf talep koşulları ve baz etkileri nedeniyle kârlılıklarda farklılaşmalar bekleniyor.
Petkim’in düşük marjlar sonucu negatif operasyonel kârlılık ve net zarar açıklaması bekleniyor. Orge Enerji, geçen yılın yüksek baz etkisi nedeniyle bu çeyrekte daha zayıf kârlılık gösterebilir. Enka İnşaat, güçlü enerji operasyonları ve döviz bazlı gelirleri sayesinde daha güçlü operasyonel sonuçlar beklenen şirketler arasında yer alıyor. Galata Wind ve Brisa, azalan finansman giderleri ve güçlü FAVÖK büyümesiyle olumlu ayrışıyor. Kocaer Çelik, zorlu sektör koşullarına rağmen katma değerli ve ihracat odaklı iş modeli sayesinde rakiplerine kıyasla avantajlı konumda bulunuyor; satış tonajında belirgin çeyreksel artış, kârlılıkta ise yatay bir seyir bekleniyor.
Gıda ve perakende şirketleri güçlü performans sergiliyor
Tüketim sektöründe faaliyet marjları kaynaklı güçlü sonuçlar dikkat çekiyor. BİM, Şok Marketler, Coca-Cola İçecek ve Ülker’in üçüncü çeyrekte öne çıkması bekleniyor.
Şok Marketler’in FAVÖK’te çeyreklik yüzde 188 artışla dikkat çekmesi, BİM’in net kârını çeyrek dönemde yüzde 60 artırması, Ülker’in yıllık net kâr artışının yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşmesi, Coca-Cola İçecek’in ise net satışlarını yüzde 4, net kârını yüzde 3 oranında artırması tahmin ediliyor.
3Ç 2025 kar beklentileri
Gedik Yatırım Araştırma Direktörü Ali Akkoyunlu, “Halka açık şirketler 2024 yıl sonunda reel anlamda %50 net kar ve %14 FAVÖK daralması yaşadı. Takibimizdeki şirketlerde ise 2025 yılının ilk 3 ayında Y/Y’a %76, net kar FAVÖK’te ise %16 daralması gerçekleşmişti. İlk 6 ayın sonunda ise net kar daralması %48’e, FAVÖK daralması da %2’ye gerilemiş durumda. Daralmanın ana nedenleri olarak azalan alım gücü, talebe bağlı ürün fiyat artışlarının sınırlanması ve göreceli güçlü kalan TL ve zayıf global ekonomik aktivite nedeni ile sınırlanan ihracat gelirleri sayılabilir. Ancak daralmadaki azalış dikkat çekici gözüküyor. 3Ç 2025’de ise, takibimizdeki şirketler için (yıllık bazda/çeyreksel) %31’lik bir FAVÖK artışı ve %33’lük bir net kar artışı bekliyoruz. Avrupa ve Türkiye’deki ekonomik büyüme ortamı genel olarak geçmiş yıllara nazaran daha cansız bir trendde devam etmesine rağmen, yıllık bazdaki artışın nedeni geçen yılın ikinci yarısındaki düşen karlılıkların baz etkisinin devreye girmiş olmasıdır. 2025’in tümü için ise için reel olarak %1 net kar, %5 FAVÖK artışı beklemekteyiz. Bu da karlılıklar açısından 2025 yılının ikinci yarısının birinci yarıya nazaran daha yüksek seyredeceğine işaret ediyor. Bu bağlamda bankacılık sektöründeki net kar büyüme tahminimiz %12 iken, sanayi şirketleri için yüzde %7 daralma beklemekteyiz.” değerlendirmesini yaptı.
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, şimdiden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlarım. Cumhuriyetimizin 102.yılı kutlu olsun ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın.
Sigorta Nedir?
Risk yönetimidir.
Gerçekleşmesi muhtemel olan risklere karşı oluşabilecek zarar ve ziyanın bertaraf edilmesi için yapılan bir risk yönetimidir.
Risk başlamadan önleminin alınmasıdır.
Sigorta derken;
Uluslararası ticarette kullandığımız;
Taşımacılık sigortası
Alacak sigortası (İhracat Kredi Sigortası)
Bahsediyoruz.
Uluslararası Ticarette Önemli Unsur: Navlun Sigortası
Uluslararası ticarette sigorta derken aklıma birkaç sigorta konu başlığı gelse de en önemli üç ana başlığından bir tanesinin; uluslararası taşımacılıkta navlun sigortası geliyor.
Önce navlunun ne olduğuna bakalım, sonrasında sigortasını ele alalım:
Navlun (Taşımacılık) Nedir?
Ürünlerin bir taşıma yöntemiyle (denizyolu, karayolu, havayolu veya demiryolu) bir yerden başka bir yere taşınması sırasında oluşan taşıma bedelidir. Bu maliyet, ürünlerin hacmi, ağırlığı, taşıma mesafesi ve taşıma moduna göre değişir. Yalnızca taşımacılığı değil, aynı zamanda lojistik planlamayı da kapsar ve ticaretin her adımında dikkate alınması gereken bir unsurdur.
Taşımacılık ve Risk
Uluslararası taşımacılık çeşitli araçlar olan;
Gemi
Tren,
TIR,
Havayolu
Araçları ile yapılmakta birlikte her taşıma yönteminin muhtemel risklerini göz önüne almak gerekir. Riskin varlığı muhtemel ise çözümü için sigorta gereklidir.
Navlun sigortası.
Ancak uluslararası taşımacılıkta sigorta şirketleri her ne kadar navlun sigortası yapsalar da her riskin sigorta poliçesinde teminat altına alındığını söylemek zordur. Sigorta şirketlerinin navlun sigortalarında bazı istisnai durumları hariç tutarak sigorta yaptıkları, aklımıza gelen veya hiç düşünemediğimiz rizikoları teminat altına aldıklarını düşünmeyiniz.
Navlun (Taşımacılık) Sigortası
Navlun sigortası, nakliye sırasında müşterilerin mallarında meydana gelen hasar ve ya kayıplar için nakliye şirketinin sorumluluğunu kapsamaktadır. Taşımacılık sırasında yaptırılmış olan navlun sigortasının, muhtemel oluşabilecek rizikoların sigorta şirketine devredildiği şeklidir. Risklerin sigorta şirketine devri ise navlun sigortasının yaptırılması ve üretilen poliçe bedelinin sigorta şirketine ödenmesi ile taşımacılıkta oluşabilecek riskler sigorta şirketine aktarılmış olur.
Dış ticaret işleminde, ihraç konusu malların ithalatçının ülkesine ulaştırılması sırasında, taşımadan kaynaklı riskler oluşabilir.
Bu riskler;
Malın ithalatçının deposundan, ithalatçının deposuna kadar oluşabilecek muhtemel riskleri kapsar.
Mallar nakliye aracına yüklenirken,
Malların konteynere yüklenmesi sırasında,
İhraç malı dolu konteynerin ihraç limanına kadar kat edeceği yolda,
İhraç malı dolu konteynerin gemiye yüklenirken,
İhraç malı dolu konteynerin gemiye yüklenirken vinç operatörü tarafından kaza ile
İhraç malı taşıyan konteynerin gemiye yüklenirken denize düşmesi,
İhraç malı konteynerin ihracatçının ülkesinde uğrayabileceği risklerle birlikte, ithalatçının ülkesinde liman sahasında konteynerin tahliyesi sırasında oluşabilecek,
Konteynerin yüklendiği geminin, yükleme sırasında limanda alabora olması,
Konteyneri taşıyan geminin açık sularda hava ihtilafı dolayısıyla oluşabilecek dalgalardan dolayı konteynerin ıslanması ve malların zarar görmesi,
Konteyneri taşıyan geminin açık sularda batması
Açık denizlerde seyir halinde olan geminin deniz korsanları tarafından gasp edilerek, soyulması
Müdür Egosu: Sessiz Tehdit, Büyük Zarar (Şirket İçi Krizleri Erken Fark Etme Rehberi)
Zafer URFALIOĞLU
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, şimdiden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlarım.
Bir şirketi sarsacak kriz her zaman dış faktörlerden kaynaklanmaz. Bazen raporlara baktığınızda rakamlar düzgün, süreçler işler gibi görünür… ama içeride görünmez bir tehdit sessizce büyür: Müdür Egosu.
Müdür egosu, tıpkı yavaş ilerleyen bir çatlak gibidir. Uzun süre fark edilmez ama fark edildiğinde hasar çoktan oluşmuştur. Bu nedenle patronların ve üst düzey karar vericilerin bu durumu erken fark etmesi kritik önem taşır. İşte bu tehdidin en belirgin işaretleri:
Karar Diline “Biz” Yerine “Ben” Gelmiş ise; Bir müdür sürekli “ben yaptım”, “ben başardım” dilini kullanıyor, ekip katkısını görmezden geliyorsa bu bir uyarı sinyalidir. Egosu ön plana çıkan kişiler, başarıyı kendine mal ederken hataları başkalarına yüklemeye meyillidir.
Öneri: Toplantılarda yalnızca kim konuştuğuna değil, ekip katkısının nasıl ifade edildiğine dikkat edin.
Ekip Sessizleşmiş ve Yaratıcılık Kaybolmuş ise; İyi bir lider, ekibini konuşturan kişidir. Egosu yüksek bir müdür ise farkında olmadan ekibi susturur. Fikir paylaşımı azalır, moral düşer ve ekip sadece “verilen işi yapan” bir yapıya dönüşür.
Öneri: Düzenli geri bildirim mekanizmaları kurun. Özellikle anonim anketler bu sessizliği fark etmenin güçlü yollarındandır.
Raporlar Parlak, Gerçekler Mat ise; Egosu yüksek müdürler patronu etkilemek için verileri parlatabilir. Grafikler mükemmel görünür ama sahadaki gerçekler aynı değildir. Bu durum, karar alma süreçlerinde yanıltıcı bir tablo yaratır.
Öneri: Sadece müdürün sunduğu raporlara değil, bağımsız kaynaklardan gelen verilere de kulak verin.
Yönetim Toplantıları Güç Mücadelesine Dönmüş ise; Müdür egosu büyüdükçe ekip çalışması azalır, yerini rekabetçi bir hava alır. Toplantılar fikir alışverişi yerine “kimin daha çok parlayacağı” yarışına dönüşür.
Öneri: Karar alma süreçlerinde ortak hedeflerin mi yoksa kişisel hedeflerin mi ön planda olduğuna dikkat edin.
Şirket Kültürü “Korku Kültürüne” Dönüşmüş ise; Ego yönetimi zayıf bir müdürün en görünür sonucudur. Çalışanlar konuşmamaya başlar. Çünkü fikir belirtmek ya da eleştiri yapmak riskli hale gelir. Böyle bir ortamda inovasyon ve gelişim de doğal olarak durur.
Öneri: Çalışanların üst yönetime doğrudan ya da dolaylı şekilde ulaşabileceği güvenli iletişim kanalları kurun.
Sorumluluk Sahiplenilmiyor, Suçlama Mekanizması Aktif ise; Bir müdür başarısızlıklarda kendine pay biçmiyor, sürekli “dış sebepler” veya “başkaları” üzerinden konuşuyorsa bu bir kırmızı bayraktır. Gerçek liderler hata anında sahiplenir, çözüm üretir. Egosu yüksek olanlar ise kriz anında ilk savunmaya geçen kişilerdir.
Öneri: Kritik projelerde “geriye dönük analiz” yapın. Kim sorunları üstlendi, kim topu başkasına attı, bu tabloyu net şekilde görebilirsiniz.
Yani: Ego, Görünmeyen ama Ölçülebilir Bir Risktir. Müdür egosu, şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir faktördür. Patronlar yalnızca “sonuçlara” değil, bu sonuçlara nasıl ulaşıldığına da odaklanmalıdır. Çünkü ego, başarıyı bir süreliğine parlatabilir ama gerçeği uzun vadede saklayamaz.
Ekipler sessizleştiğinde, raporlar aşırı parlaksa ve sorumluluk duygusu azaldıysa sorun dışarıda değil içeride olabilir. Patronun görevi, bu tabloyu kriz oluşmadan fark etmektir.
Peki, patron da o işyerinde bir müdürse ne olur?
Bir şey olmaz.
Bu yazı boşu boşuna yazılmış olur.
Siz boş verin tüm yazılanlara.
İşinizin başına dönün ve size söyleneni yapın.
En derinlerden ve en içerlerimden gelen saygılarımla efendim.
İnovalig’in 2025 Şampiyonu Hayat Kimya, Türkiye’den Dünya’ya İnovasyon İhraç Ediyor
Hayat Kimya’nın faaliyet gösterdiği tüm kategorilere yönelik inovasyon çalışmalarını tek bir çatı altında birleştiren Kocaeli’deki ödüllü AR-GE merkezi, Türkiye’nin en kapsamlı AR-GE üslerinden biri olarak dikkat çekiyor. Her yıl ortalama 500’e yakın tüketici araştırma projesinin yürütüldüğü merkezde, son 10 yılda yaklaşık 74 patent ve 90 tasarım başvurusu yapıldı.
Türkiye’nin yanı sıra farklı pazarlardaki tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarına göre ürünler geliştirilen merkezde, sadece 2025 yılında 100 bini aşkın insanla görüşüldü. Bu yönüyle merkez yalnızca ürün geliştirme odağında kalmıyor, 100 binden fazla insanın yaşam hikayesini içinde barındıran devasa bir deneyim know-how’ıyla da diğer AR-GE merkezlerinden ayrışıyor.
Hızlı tüketim sektörünün önde gelen şirketleri arasında yer alan Hayat Kimya, güçlü büyümesini AR-GE ve inovasyon odağında sürdürüyor. Ev bakım, bebek bakım, kadın kişisel bakım, kişisel sağlık, temizlik kağıtları ve evcil hayvan bakım kategorilerinde Bingo, Molfix, Molped, Papia, Familia gibi 16 güçlü markasıyla hizmet veren şirket, aynı zamanda Türkiye’nin en kapsamlı AR-GE üslerinden birine sahip.
Hayat Kimya’nın faaliyet gösterdiği tüm kategorilere yönelik yenilikçi ürünleri tek bir çatı altında geliştiren AR-GE merkezinde, her yıl ortalama 500’e yakın araştırma projesi yürütülüyor. Bugüne kadar 200’e yakın projenin başarıyla hayata geçirildiği merkezde, ürün geliştirmeden performans testlerine kadar her aşamada detaylı bir araştırma süreci uygulanıyor. Merkez, Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Cezayir, İran, Mısır, Nijerya, Pakistan, Vietnam, Fas, Bulgaristan, Kenya, Malezya ve Tayland gibi pazarlarda, yerel istek ve ihtiyaçlara uygun ürünler geliştiriyor.
200’e yakın çalışanıyla 2016 yılından bu yana faaliyet gösteren ve çalışanlarının yüzde 52’si kadın olan Hayat Kimya AR-GE Merkezi, bu oran ile sektörde fırsat eşitliğini destekleyen örnek yapıların da başında geliyor.
Dr. Fikret Koç: “Bir sonraki inovasyonumuzun ilham kaynağı kullanıcı deneyimi”
Hayat Kimya AR-GE Merkezi’nin son 10 yılda yaklaşık 74 patent ve 90 tasarım başvurusu yaptığını; ancak sadece ürün geliştirme odağında bir merkez olmadığını söyleyen Hayat Global AR-GE’den Sorumlu Başkan Yardımcısı Dr. Fikret Koç, “Burası aynı zamanda bir teknoloji geliştirme alanı. Şirketimizi geleceğe taşıyacak adımları burada planlıyoruz. Hayat Kimya’nın inovasyon stratejisi, sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp geleceğin beklentilerini de öngören bir vizyon üzerine kurulu. Tüketici ile buluştuktan sonra da araştırma süreci devam ediyor. Kullanıcının geri bildirimi ve kullanım deneyimi dikkatle izleniyor. Bu veriler bir sonraki inovasyonumuzun ilham kaynağı oluyor. Fikirden ürüne, üründen tekrar fikre uzanan canlı bir inovasyon ekosistemi içinde sürekli gelişiyoruz. Tasarlanan yenilikçiliğin iyi uygulanabilir olması ve son kullanıcıya ulaşması gerekiyor. Bu nedenle sürekli gelişimi hedefleyen, sürdürülebilir sistemlere dayalı, sektörün gerçeklerine uygun, tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap veren bir yenilikçilik anlayışı ile çalışıyoruz. Özetle, tüm bu inovasyon yolculuğunun doğuşundan tüketiciyle buluşmasına kadar olan tüm süreç, AR-GE ve pazarlama ekiplerimizin ‘birlikte düşünme ve birlikte üretme gücü’ ile mümkün oluyor” şeklinde konuştu.
Dr. Fikret Koç ayrıca 2024 yılında AR-GE’ye ayrılan bütçenin yatırımlar hariç yaklaşık 1 milyar TL olduğunu ve bu tutarla sektörde AR-GE’ye ayrılan bütçede lider olduklarını da sözlerine ekledi.
Aysel Aydın: “İnovasyon, deneysel olduğu kadar duygusal bir öğrenme yolculuğu.”
Her formülün ardında bilimsel olduğu kadar insani bir hikâye olduğunun altını çizen Hayat Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, Hayat Kimya’nın inovasyon ve insan odaklı yaklaşımıyla ilgili şunları söyledi: “Biz AR-GE merkezimizde bilimle duyguları buluşturuyor; inovasyonu insana temas eden bir deneyim yolculuğuna dönüştürüyoruz. Hayat için inovasyon, hayatın ta kendisi! Onlarca coğrafyada binlerce insanla birebir veya toplu görüşmeler yapıyor, farklı profillerden kullanıcıları laboratuvarımıza davet ediyoruz. Birlikte deniyor, konuşuyor, fikirler geliştiriyoruz. Sadece mühendislerle değil jinekologlar, pediatristler, moda tasarımcıları, psikologlar ve sosyologlarla sürekli fikir alışverişi yapıyoruz. Geçtiğimiz dönemde bu anlamda kültürler arası bir çalışma gerçekleştirdik. Türk tüketicilerinin ihtiyaçlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz beklenti analizlerini Japonya, Kore ve Çin’den gelen uzmanlarla paylaştık. 19 uzman ve 52 katılımcıyla yürüttüğümüz derinlemesine görüşmeler sonucunda, ürün inovasyonu konusunda son derece gelişmiş ve zengin bir pazara sahip olan Asya’daki uzmanların bakış açısıyla, Türk insanının ihtiyaçlarına yönelik alternatif çözümler geliştirdik.”
“Türkiye’de her 10 evin 9’unda en az 1 Hayat ürünü var”
Her yıl yürütülen 500’e yakın tüketici araştırma projesinin 181’inin doğrudan inovasyon araştırması olduğuna dikkat çeken Aydın, şöyle devam etti: “Sadece 2025 yılında farklı coğrafyalardan 100 bini aşkın insanla görüştük ve bu görüşmelerin yaklaşık 40 bini doğrudan inovasyon projelerimizde yer aldı. Bugün Türkiye’de her 10 evin 9’unda en az 1 Hayat ürünü bulunuyor. Globalde ise faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde yüzde 60 ila yüzde 90 arasında bir penetrasyona sahibiz. Bu oranlar, sadece bir pazar payı değil; insanlarla kurduğumuz güven bağının çok net bir göstergesi. 2025 yılında toplam tüketici araştırmaları için 260 milyon TL yatırım yaptık. Bu yatırımların her bir kalemi, ‘insanı daha iyi anlamak’ için atılmış adımlar. İnsanı odağına alan bu inovasyon anlayışıyla, 5 kıtada 100’den fazla ülkede milyonlarca kullanıcıya ulaşıyoruz”.
Hayat AR-GE Merkezi’ne “İnovasyon Döngüsü” Ödülü
AR-GE ve inovasyonu işinin merkezine koyan Hayat Kimya, yalnızca ürün değil; bilgi, fikir ve strateji üreterek Türkiye’yi global arenada başarıyla temsil ediyor. Dünyanın 4’üncü büyük bebek bezi üreticisi olan şirket, aynı zamanda Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Afrika’nın en büyük temizlik kâğıdı üreticisi konumunda.
Ekim ayında Türkiye Innovation Week kapsamında düzenlenen İnovaLİG 2025’te Hayat Kimya AR-GE Merkezi, “İnovasyon Döngüsü” kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü.
Bu başarı, Hayat Kimya’nın inovasyonu yalnızca bir iş modeli olarak değil, bir düşünme biçimi haline getirdiğini tesciller nitelikte.
-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
-> İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim. Prof. Dr. Murat Erdal
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, şimdiden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlarım.
Sigorta, gerçekleşmesi ve zamanı belirsiz (tesadüfi) bir riskin yaratacağı ekonomik sonuçları yönetmeye yönelik kapsamlı bir risk transferi ve zarar paylaşımı sistemidir. Bu sistem, aynı nitelikteki tehlikelere maruz kalan çok sayıda kişiden toplanan primlerin bir havuzda biriktirilmesi ve bu fonun, bir sigortacı ile sigortalı arasında yapılan sözleşme (poliçe) uyarınca, risk gerçekleştiğinde fiilen zarara uğrayanların kayıplarını tazmin etmekte kullanılması prensibine dayanır. Bu sistemin temel işlevi, bireyler için büyük ve belirsiz olan bir zararı, küçük ve kesin bir maliyet olan prim ödemesine dönüştürmektir. Sigortanın amacı hasarı önlemek değil, aktüeryal ilkeler ve büyük sayılar kanunu çerçevesinde, hasarın yarattığı finansal yükü zaman ve kişiler arasında dağıtarak toplumsal bir dayanışma ile telafi etmektir.
Sigortacılık ise, “sigorta” ürününün üretilmesi, pazarlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi süreçlerini içeren soyut ve kolektif bir sistemin, sektörün veya faaliyet alanının adıdır. Sigortacılık bir sektör olup, aktüeryal bilimi, risk yönetimi, pazarlama, hasar süreçleri, regülasyonlar ve denetim gibi unsurların bütününü kapsar. Sigortacılık sektörünün risklerin toplum içinde dağıtılması, tasarrufların harekete geçirilmesi ve ekonomik istikrar gibi makro düzeyde ekonomik işlevleri bulunmaktadır.
Yeşil sigortacılık, günümüzde sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde oluşan yaklaşımlardan biri olup, önemi giderek artmaktadır. Sürdürülebilirlik, tüm insanların potansiyellerini gerçekleştirmelerini ve aynı anda dünyanın yaşam destek sistemini koruyup geliştirecek şekilde yaşam kalitelerini iyileştirmelerini sağlayan dinamik bir süreçtir. Bir başka deyişle sürdürülebilirlik, günümüzün ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan, bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilmek anlamına gelmektedir.
Sürdürülebilirlik, çevresel, ekonomik ve toplumsal boyutları bütünleştiren, çağdaş küresel politika ile işletme stratejilerinin merkezinde konumlanan kapsayıcı bir paradigmadır. Bu çerçevede, finansal hizmetler sektörünün ayrılmaz bir parçası olan sigortacılık, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine erişmede stratejik bir kaldıraç işlevi görmektedir. Yeşil sigortacılık ise, söz konusu işlevin somut ve kurumsallaşmış bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.
Yeşil sigortacılık, geleneksel risk yönetimi araçlarını, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle harmanlayan yenilikçi bir yaklaşımdır. Yeşil sigortacılık, başta yenilenebilir enerji tesisleri, yeşil bina sertifikalı yapılar, düşük karbon emisyonlu ulaşım çözümleri ve enerji verimliliği odaklı girişimler olmak üzere sürdürülebilir yatırımlara özgü özel ürünler sunar. Söz konusu ürünler, poliçe sahiplerini iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı hava olayları gibi fiziksel risklere karşı korumanın yanı sıra, çevresel sorumluluğu teşvik edici sigorta primi indirimleri veya kapsam genişletmeleri ile ödüllendirici bir işlev de görür.
Bu kapsamda, yeşil sigortacılık yalnızca bir risk transfer mekanizması olmanın ötesine geçerek, düşük karbonlu ve iklime dirençli bir ekonomiye dönüşümü finanse eden ve hızlandıran bir tetikleyici niteliği taşır. Sigortacılık sektörünün bu dönüştürücü kapasiteyi benimsemesi ve yeşil sigorta ürünlerini ana akım uygulama haline getirmesi, sürdürülebilir bir gelecek inşasında hem sektörel dayanıklılık hem de küresel ekolojik denge bakımından kritik öneme sahiptir.
2. Yeşil Sigortacılık Kavramı
Günümüzde popülaritesi ve farkındalığı giderek artan sürdürülebilirlik uygulamaları, sigortacılık sektöründe de uygulama alanı bulmuştur. Sigortacılık sektörü, ülkelerin sadece ekonomik sistemlerine güvence vermekle yetinmeyip ekolojik çevresine karşı da sorumluluk üstlenmektedir. Yeşil sigorta, çevresel risklerin yönetilmesi için kullanılan bir sigorta türüdür. Genel anlamda çevre sigortasına ilişkin düzenlenen bu poliçeler, su, toprak ve havanın poliçe sahibi tarafından kirletilmesinden kaynaklanan yükümlülükleri içermektedir.
Yeşil sigortacılık, sigorta sektörünün sürdürülebilirlik, çevresel sorumluluk ve iklim değişikliği ile mücadele ilkelerini benimsemesi ve bu ilkeleri iş yapış süreçleri ile bütünleştirmesidir. Bir başka deyişle sigortacılık faaliyetinin “çevre dostu” bir yaklaşımla sürdürülmesidir. Bu kavram sadece “çevreye zarar veren riskleri sigortalamak” değil, aynı zamanda sürdürülebilir ve yeşil projeleri teşvik etmek, iklim risklerini yönetmek ve sigorta şirketlerinin kendi faaliyetlerinin çevresel ayak izini azaltmak gibi daha geniş bir bakış açısını kapsar.
Yeşil sigortacılık, sigorta sektörünün “risk yöneticisi” ve “yatırımcı” olarak iki temel gücünü, gezegenin ve toplumun uzun vadeli sürdürülebilirliği için kullanmasıdır. Yeşil sigortacılığın amacı, sadece çevreci sigorta ürünleri satmak değil, iş yapış biçiminin tamamını dönüştüren stratejik bir yaklaşımdır.
Ekolojik sigorta olarak da tanımlanan yeşil sigortanın çevreye ve ekonomik yapıya iki önemli katkısı bulunmaktadır. Birincisi, yeşil sigortanın uygulanmadığı ekonomik sistemlerde birçok işletme tesadüfi olarak meydana gelen bir çevre kirliliği durumunda tazminat ödemeyecek ve çevreyi eski haline getirmek zorunda kalmayacaktır. Yeşil sigorta bu olumsuzlukların önlenmesini sağlayacaktır. İkincisi ise yeşil sigorta sayesinde çevresel maliyetlerin içselleştirilmesi ve aşırı çevresel risk içeren yatırım faaliyetlerinin durdurulması sağlanmış olacaktır.
Yeşil sigortacılık, sürdürülebilir sigortacılığın bir alt kümesi veya odak alanıdır. Sürdürülebilir sigortacılık daha geniş ve kapsayıcı bir çatıdır. Sürdürülebilir sigortacılık, ESG ilkeleri etrafında şekillenen, daha geniş ve bütünsel bir yaklaşımdır. ESG ilkeleri aşağıda belirtilmiştir.
E = Çevre (Environmental): İklim riski, çevre kirliliği, kaynak kıtlığı, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi konular.
S = Sosyal (Social): Müşteri hakları, veri güvenliği ve gizliliği, çalışan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, toplum sağlığı gibi konular.
G = Yönetişim (Governance): Şirket yönetişimi, etik kurallar, şeffaflık, risk yönetimi, yönetim kurulu çeşitliliği gibi konular.
Sürdürülebilir sigortacılık, yukarıda belirtilen bu üç alanı da kapsamaktadır. Yani, bir sigorta şirketi sürdürülebilir sigortacılık kapsamında sadece çevreye değil, aynı zamanda çalışanlarına, müşterilerine ve içinde bulunduğu topluma karşı da sorumludur. Sürdürülebilir sigortacılık ile ilgili olarak şu örnekler verilebilir: Çevresel açıdan, yenilenebilir enerji projelerini sigortalamak; sosyal açıdan, uygun fiyatlı sağlık sigortaları sunmak, hasar süreçlerinde müşteri memnuniyetini ön planda tutmak, toplum sağlığını geliştirecek programlar desteklemek; yönetişim açısından şeffaf yönetim anlayışı, yolsuzlukla mücadele politikaları, etik dışı şirketleri sigortalamamak.
Başka bir tanımlamaya göre dürdürülebilir sigortacılık, paydaşlarla etkileşimler de dahil olmak üzere sigorta değer zincirindeki tüm faaliyetlerin çevresel, sosyal ve yönetişim sorunlarıyla ilişkili riskleri ve fırsatları belirleyerek, değerlendirerek, yöneterek ve izleyerek sorumlu ve ileriye dönük bir şekilde yapıldığı stratejik bir yaklaşımdır.
Yeşil sigortacılık ise, sürdürülebilir sigortacılığa göre daha dar ve odaklanmış bir alandır. Yeşil sigortacılık, sürdürülebilir sigortacılığın sadece “E” harfi ile simgelenen, “çevresel” boyutuna odaklanmaktadır. Temel hedefi iklim değişikliği ve çevresel bozulma ile mücadele etmektir. Yeşil sigortacılık ile ilgili olarak şu örnekler verilebilir: Yeşil bina sigortaları, elektrikli araç sigortaları, güneş enerjisi santrali sigortaları, karbon kredisi sigortası, sigorta şirketinin karbon nötr olma taahhüdü (bir kuruluşun belirli bir tarih itibarıyla toplam sera gazı emisyonlarını mümkün olduğunca azaltacağını, kalan küçük kısmı da yüksek kaliteli karbon kredileriyle dengeleyeceğini resmi olarak beyan etmesi). Bir başka deyişle yeşil finansman uygulamaları kapsamında yeşil sigortacılık doğa dostu, çevreye faydalı veya daha az zararlı ürünlerin kullanılması ve bu kapsamdaki projelerin sigorta şirketleri tarafından uygun fiyatlı sigorta ürünleri ile desteklenmesidir.
Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Paris İklim Değişikliği Anlaşması ve Afet Riskinin Azaltılması için Sendai Çerçevesi’nin kabul edilmesiyle, tüm sektörlerde dünyanın karşı karşıya olduğu sürdürülebilirlik sorunlarına yanıt verme ve çözüm bulma konusunda artan bir baskı bulunmaktadır. Sürdürülebilirlik sorunları sigortacılar, işletmeler, şehirler, hükümetler ve toplum için ortak bir risk oluşturarak inovasyon ve iş birliği için güçlü bir teşvik sağlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda “BM Çevre Finans Girişimi (UNEP FI)” tarafından geliştirilen “Sürdürülebilir Sigortacılık Prensipleri (PSI)” başlatılmıştır. PSI girişiminin vizyonu; sigorta sektörünün güvenildiği ve sağlıklı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir bir toplum yaratmada tam rolünü oynadığı, riskin farkında olan bir dünyadır. PSI girişiminin amacı ise; çevresel, sosyal ve yönetişim risklerini daha iyi anlamak, önlemek ve azaltmak ve kaliteli ve güvenilir risk koruması sağlamak için fırsatları daha iyi yönetmektir.
Sigortacılıkta sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla BM Çevre Finans Girişimi (UNEP FI) tarafından geliştirilen “Sürdürülebilir Sigortacılık Prensipleri” aşağıda belirtilen yedi maddeden oluşmaktadır.
Hesap verebilir olmak,
İklim ile ilgili sorunları stratejilere ve yatırımlara dahil etmek,
İklim riskinin tanımlanması, anlaşılması ve yönetiminde liderlik etmek,
İşletmelerin çevresel etkisini azaltmak,
Kamu politikası oluşturucularını bilgilendirmek,
Müşterilerin iklim bilincinin desteklenmesi,
Raporlamayı geliştirmek.
Sürdürülebilir sigortacılık, sigorta değer zincirindeki tüm faaliyetlerin, paydaşlarla etkileşimler dahil, çevresel, sosyal ve yönetişim sorunlarıyla ilgili riskleri ve fırsatları belirleyerek, değerlendirerek, yöneterek ve izleyerek sorumlu ve ileriye dönük bir şekilde yapıldığı stratejik bir yaklaşımdır. Sürdürülebilir sigortacılık, riski azaltmayı, yenilikçi çözümler geliştirmeyi, iş performansını artırmayı ve çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliğe katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
3. Yeşil Sigortacılık Kategorileri
Yeşil sigortacılık uluslararası uygulamalarda genellikle çevresel risk yönetimi ile ilgili çeşitli sigorta planlarına atıfta bulunmakta olup, iklim değişikliği, kirletici ve çevresel yıkım dâhil olmak üzere çevre ile ilgili bazı sorunlarla başa çıkmak için sürdürülebilir kalkınmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. İyi bir çevresel risk yönetimine dayanan yeşil sigorta, çevresel riskleri ve yükümlülükleri kapsayan ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen finansal bir koruma olarak tanımlanabilir. Sigorta, iyi risk yönetiminin (risk tanımlama, değerlendirme, önleme ve azalma) yerine geçmez. Bu nedenle iyi bir çevresel risk yönetimi, yeşil sigortanın temelini oluşturmaktadır. İyi bir çevresel risk yönetimi olmadan, yeşil sigortanın uygulanabilir, karşılanabilir ve sürdürülebilir olması zor olacaktır. Çevresel risklerin ve fırsatların tümü birlikte değerlendirilerek, her biri farklı bir amaca sahip olan aşağıda belirtilen üç yeşil sigorta kategorisi önerilmiştir.
a. Çevresel Sorumluluk Koruması: Çevreye verilen zararlardan kaynaklanan yükümlülüklerden finansal koruma sağlayan yeşil sigorta kategorisidir. Çevresel zararın nedeni kirlilik veya kirlilik dışı olaylar olabilir.
b. Çevresel Risk Koruması: İklim değişikliği riskleri ile doğal afetler dâhil olmak üzere çevresel risklere karşı finansal koruma sağlayan yeşil sigorta kategorisidir. Örnekler arasında kasırgalar, seller, kuraklıklar, depremler ve volkanik patlamalardan kaynaklanan kayıplara karşı evlerin, araçların ve işyerlerinin sigortalanması yer almaktadır.
c. Çevresel Sürdürülebilirlik: Düşük emisyonlar (sera gazları ve hava kirleticileri ile ilgili emisyonlar) ve doğal kaynakları verimli kullanan çözümler yoluyla finansal koruma sağlayan ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen yeşil sigorta kategorisidir. Örnekler arasında yenilenebilir enerji teknolojileri, enerji ve yüksek verimli binalar, enerji tasarrufu, karbon tutma ve depolama teknolojisine ilişkin sigortalar ile elektrikli araçlar ve kullandığı kadar öde sigortası yer almaktadır.
4. Yeşil Sigortacılık Uygulamaları
Dünya ve Türkiye sigorta sektörü, dijitalleşme, iklim riskleri ve müşteri odaklı stratejilerle yeni bir döneme girmiştir. Teknolojik yenilikler ve yeşil sigortacılık anlayışı, sektörün geleceğini şekillendiren başlıca faktörlerdir. Sektörün bu değişimlere uyum sağlaması hem ekonomik başarı hem de toplumsal fayda açısından kritik öneme sahiptir. Yeşil sigortacılık, çevre dostu politikalar ve uygulamalarla hem sigorta şirketlerine hem de sigortalılara ekolojik sürdürülebilirlik sunmayı amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu alanda aşağıda belirtilen birçok uygulama hayata geçmeye başlamıştır.
Yenilenebilir Enerji Sigortaları: Tüm dünyada yenilenebilir enerji yatırımlarının artması ve yaygınlaşması, küresel karbon salınım hedeflerine ulaşabilmek açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu tür projeler için sunulan sigorta ürünleri; güneş, rüzgâr, hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji projelerini koruma altına almayı amaçlamaktadır.
Karbon Azaltımını Destekleyen Poliçeler: Sigorta şirketleri, finans sistemi tarafından sunulan karbon kredilerini desteklemektedir. Bu amaçla sigortalılarının düşük karbonlu faaliyetlerini koruma altına almaktadır. Bu konuda önemli örneklerden biri olarak elektrikli araç kullanımını teşvik eden düşük primli araç sigortaları verilebilir.
Çevre Dostu Tazminat Modelleri: Bu tür uygulamalarda amaç; çevreye zarar veren kaza ya da olaylar için daha sürdürülebilir bir tazminat süreci sağlamaktır. Meydana gelen kazalarda, hasar sürecinde geri dönüştürülebilir malzemelerin kullanılması, çevreye zarar vermeyen çözümlerin tercih edilmesi ya da enerji tasarruflu çözümlerin teşvik edilmesi desteklenmektedir.
Doğal Afet ve İklim Sigortaları: Son 20 yılda tüm dünyada yaşanan iklim değişiklikleri nedeniyle katastrofik hasarlarda önemli artışlar gözlenmektedir. Birçok olayda sigorta yaptırmayanlar mağdur olmuştur. Son dönemde iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden korunmak amacıyla parametrik sigortalar ve afet sonrası dayanıklılığı artıran sigorta ürünleri (Sel veya kuraklık gibi olaylarda, belirli bir hava koşuluna bağlı otomatik ödeme yapan sigorta poliçeleri gibi) sunulmaya başlanmıştır.
Yeşil Bina Sigortaları: İnşaat sektörü ülkemizde ve tüm dünyada önde gelen sektörlerden biridir. Kullanılan malzemeler ve üretim teknolojisi ve daha sonra binaların kullanım süreci çevreye zarar verebilmektedir. Bu noktada sigortacılık sektörü tarafından çevre dostu binaların üretimi ve inşaatında sürdürülebilir malzeme kullanılması gibi sertifikalara sahip binalara indirimli sigorta primi uygulamaları desteklemektedir.
Doğa Koruma Sigortaları: Bu tür sigortalarda amaç ülkemizde ve dünyada doğal kaynakların korunmasını sağlamaktır. Son yıllarda orman, hava, deniz ekosistemi ve yaban hayatını koruma altına alan sigorta ürünlerinin geliştirildiği görülmektedir.
Yeşil Fonlama ve Sürdürülebilir Finans: Bankacılık sektörü ile birlikte sigorta şirketlerinin portföylerini çevre dostu yatırım araçlarına yönlendirmesi son yıllarda yaygın bir uygulama olarak görülmeye başlamıştır. BM, AB, OECD gibi tüm uluslararası kuruluşlar bu uygulamaları tavsiye etmekte ve desteklemektedir. Sigortacılık sektöründe de sigorta primlerinden elde edilen gelirlerin yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım gibi projelere yönlendirildiği örnekler görülmektedir.
Sürdürülebilirlik ve Çevresel Farkındalık Eğitim Programları: Sigorta şirketleri sigortalıların çevre bilincini artırmak amacıyla çeşitli bilgilendirici faaliyetler yapmaktadır. Bu konuda çalışan çeşitli sivil toplum örgütlerini desteklemektedir. Sigortalılara çevre dostu yaşam tarzlarıyla ilgili eğitimler verilmesi güzel örneklerdir.
Yeşil Teknoloji Kullanımı: Sigorta şirketleri kendi operasyonlarını yürütürken de yeşil şirket olmaya çalışmaktadır. Bu noktada sigorta operasyonlarının çevresel etkisini azaltmak temel amaçtır. Dijitalleşme ile kâğıt tüketiminin azaltılması, enerji verimli veri merkezlerinin kullanımı, yenilenebilir enerji ile kendi enerjisini üreten, kullandığı kirli suları arıtarak yeniden kullanan şirketlerin sayısı artmaktadır.
Çevresel Kirlilik Sigortası: Endüstriyel tesislerin olası çevresel kirlilik olaylarına karşı korunmasını sağlayan sigorta, çevreye zarar verebilecek petrol ya da farklı kimyasal atıkların sızıntıları, toprak veya su kirliliği gibi olası durumlarda işletmelere finansal ve hukuki koruma sağlar. Bu ürün ayrıca işletmelerin çevre koruma yasalarına uyumlu olmasını ve çevresel riskleri minimize etmesini teşvik eder.
Orman Yangını Sigortası: Orman yangınlarına karşı koruma sağlayan sigorta ürünleri, orman yangınlarından kaynaklanabilecek zararları karşılamayı ve işletmelerin, mülk sahiplerinin veya hükümetlerin bu riske karşı finansal güvence altına alınmasını amaçlar.
Sigorta şirketlerinin sürdürülebilirlik raporları incelendiğinde yeşil sigorta ürünlerinin çevre duyarlılığına göre prim miktarının değiştiği ve yenilenebilir enerji teknolojileri ve karbon salınımını azaltmaya yönelik olarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bisikletlere, elektrikli ve hibrit ulaşım araçlarına yönelik hazırlanan doğal kasko, enerji verimliliği ön planda olan konutlara yönelik konut sigortası ve yeşil poliçeler gibi ürün ve hizmetlere ek olarak sigorta şirketleri yatırımlarını artan oranlarda yeşil tahvil ve yeşil bonolara yapmaktadır.
5. Sonuç
Sürdürülebilirliğin, modern iş dünyasının kurucu ve kalıcı bileşenlerinden biri olarak konumunu koruyacağı; bu dönüşümü stratejik düzeyde benimseyip yöneten işletmelerin ise rekabet üstünlüğü elde edeceği açıktır. Bu bağlamda sigortacılık sektörü, yeşil sigortacılık uygulamaları aracılığıyla çevrenin ve doğal kaynakların korunmasına yönelik toplumsal bir fayda üretme işlevini üstlenebilir. Finansal ve çevresel sürdürülebilirliği bütünleştiren yeşil sigortacılığın, gezegen açısından bir “tercih” değil, kurumsal yönetişimi şekillendiren bir “vizyon” olarak görülmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, işletmelerin sürdürülebilirlik stratejileri, yalnızca kurumsal performans ve dayanıklılık hedeflerine hizmet etmekle kalmayıp, aynı zamanda küresel bir hayali paylaşmanın ve gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakmanın etik ve stratejik gereği olarak önem taşımaktadır.
Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
vefa.toroslu@gmail.com
Kaynakça
Ateş BAYAZIT HAYTA-Gökçe Bahar GÜRBÜZER, “Sürdürülebilir Kalkınma ile Sürdürülebilir Sigortacılık İlişkisi”, Finans Ekonomive Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 4, 2020
Çağatay ORÇUN, Yeşil Finansman Kavramı: Enstrümanları ve Uygulamaları, Çağatay ORÇUN-Oytun Boran SEZGİN (Editörler), Yeşil İşletmecilik, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019
Erdinç CESUR, Sürdürülebilirlik Perspektifinden Yeşil Sigortacılık, Sezen GÜNGÖR (Editör), Yönetim ve Organizasyon Alanında Uluslararası Araştırma ve Değerlendirmeler, Serüven Yayınevi, Ankara, 2024
Murat KAYA, Sürdürülebilirlik ve Yeşil Finans, Tayfun YILMAZ (Editör), Yenilenebilir Enerji Üzerine Güncel Finansal Yaklaşımlar, Eğitim Yayınevi, Konya, 2023
Onur ŞİMŞEK-Halil TUNALI, “Yeşil Finansman Uygulamalarının Sürdürülebilir Kalkınma Üzerindeki Rolü: Türkiye Projeksiyonu”, Ekonomi ve Finansal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 1, 2022
PENSURA 2025: Risklerin Portresi Raporu, Türkiye Hayat Emeklilik-Türkiye Sigorta
FKB Ekonomik Görünüm Endeksi Ekim Ayı Değerlendirmesi
Finansal Kurumlar Birliği’nin İstanbul Üniversitesi iş birliğinde geliştirdiği “FKB Ekonomik Görünüm Endeksi”nin (FKB-EGE) Ekim ayı bülteni yayımlandı. FKB-EGE; Eylül ayında bir önceki aya göre 0,30puan artarak 100,63 puana yükseldi. FKB Ekonomik Görünüm Beklenti Anketi’ne göre Ekim ayı enflasyon beklentisi de yüzde 2,50 olarak kaydedildi.
Türkiye ekonomisini bünyesindeki banka dışı finans sektörü oyuncularıyla büyütmek için faaliyet gösteren Finansal Kurumlar Birliği (FKB), İstanbul Üniversitesi ile geliştirdiği ‘Finansal Kurumlar Birliği Ekonomik Görünüm Endeksi’nin (FKB-EGE) Ekim ayı bültenini yayımladı.
Finansal sistemin sağlıklı işleyebilmesi ve gelişebilmesi için çatısı altındaki 5 sektöre ait 132 şirketle finansmana erişimi kolaylaştırarak, ekonomik gelişmeye katkı sağlayan FKB’nin Eylül ayı endeksi ve Ekim ayı beklenti anketi verilerinde; orta ve orta-uzun vadede para politikası duruşunun, enflasyon beklentilerine yansımaya devam ettiği görüldü.
FKB Ekonomik Görünüm Beklenti Anketi Ekim ayı sonuçlarına göre; Ekim ayıenflasyon beklentisi, 2,50 olarak tahmin edildi.
FKB Ekonomik Görünüm Endeksi; geçen yılın aynı dönemi olan Eylül 2024’te 99,53 değerindeyken, 2025 yılına 97,90 değerinde başlayarak yılın ilk dokuz ayında 2,73 puanlık bir artış gösterdi. Eylül 2025 itibarıyla, bir önceki aya göre 0,30 puan artarak 100,63 değerine ulaştı.
Endeksin Eylül ayı değeri;2024 yılının en yüksek değerinin gözlendiği Aralık değeri olan 100,99’un altında, 2024 yılı ortalaması olan 99,34’ün üzerinde ve 2025 yılının ilk 6 ayının ortalaması olan 100,51’in üzerinde gerçekleşti. Endeksin genel seyrinden; azalış yaşanan ayların artış gözlemlenen aylar ile telafi edildiği ve endeks değerlerinin 2025 yılında ortalama bir değer etrafında küçük dalgalanmalar gösterdiği tespit edildi.
Öte yandan endeksin alt bileşenlerinden Faktoring EndeksiEylül 2025’te bir önceki aya göre 0,78 puan artışla 101,44 değerini aldı. Endeksin diğer alt bileşenleri olan Finansal Kiralama Endeksi 0,48 puan azalarak 103,67 ve Finansman Endeksi ise 0,62 puan artışla 96,78 değerini gördü.
FKB Ekonomik Görünüm Beklenti Anketi Ekim ayı sonuçlarına çerçevesinde katılımcıların GSYH büyüme oranı beklentisi Eylül ayına göre, 2025 yıl sonu için yüzde 0,07 puan artarak yüzde 3,19 oldu. 2026 yıl sonu için de beklenti oranının yüzde 3,60 ile sabit kaldığı görüldü. Aynı yıllar için OVP’nin sırasıyla yüzde 3,3 ve yüzde 3,8 ile IMF’nin sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 3,3 olan öngörüleriyle karşılaştırıldığında, katılımcıların GSYH büyüme oranı beklentisi, 2025 yıl sonu ve 2026 yıl sonu için OVP öngörüsünün altında ancak IMF öngörüsünün üzerinde oldu.
FKB Endeksi akademik danışmanı ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker; Ekim ayında endekste gözlenen artışın yıl genelinde dalgalı görünen seyrin ardından ılımlı bir istikrar eğilimine işaret edebileceğini belirtti. Bunu daha iyi görmek için yıl sonuna kadarki seyrin önem arz ettiğini ifade eden Şeker, sektörün piyasalara ve makroekonomik göstergelere dönük beklentilerinin orta vadede istikrarlı bir patikaya oturduğunu söyledi.
FKB-EGE Ekim ayı bültenine aşağıdaki linkten veya ekten ulaşabilirsiniz.