Sanayi Bölgesi Markalaşırsa, İhracatımız 1 Trilyon Dolar Olur

“Sanayi Bölgesi Markalaşırsa, İhracatımız 1 Trilyon Dolar Olur”

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Prof.Dr. İsmail Kavuncu ile Dersankoop ve TRİOS2023 Sanayi Sitesi Yönetim KuruluBaşkanı Mehmet Mahşuk Gülaçar, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi YönetimBinasında bir araya geldi. Üniversite-Sanayi işbirliği odağında gerçekleşengörüşmeler sonunda İTÜ ve Dersankoop arasında işbirliği yapılmasına yönelik prensipanlaşmasına varıldı.

Bir ülkenin kalkınması, bilgi-emek-üretim saç ayağında kurgulanan sistemin işlevsel ve sürekli olmasına bağlıdır. Sanayi devrimiyle birlikte artan üretim faaliyetleri, günümüzde teknolojik gelişmelerin de etkisiyle artık daha fonksiyonel bir hale gelmeye başladı. Makine parkurlarının otomasyon sistemleriyle entegrasyonu, hem hız hem de kalite olarak devrim niteliğinde değişikliklerin yaşanmasına zemin hazırlamış oldu. Ancak Türk sanayicilerinin bu değişime istenen seviyede ayak uydurabildiklerini söyleyebilmek biraz güç. Türkiye’nin en büyük sanayi bölgelerinden İkitelli Organize Sanayi Bölgesi içerisinde yer alan Dersankoop’un ve Yeni Nesil Sanayi Sitesi Trios’un Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mahşuk Gülaçar, uzun zamandır üzerinde hassasiyetle durduğu yeni sanayi ve sanayici modelini bilim dünyasıyla birlikte inşa etmek için yoğun çaba sarf ediyor. Bu doğrultuda geçtiğimiz günlerde İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Kavuncu ve beraberindeki heyetle İOSB merkezinde bir araya geldiler. İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki sanayiciler adına konuşan Gülaçar, Rektör Kavuncu’ya hitaben bölgenin düşünce dünyasından ciddi beklenti içerisinde olduğunu söyledi.

Mehmet Mahşuk Gülaçar’ın konuşmasından bazı başlıklar:

Sanayici, şimdiye kadar sorunlarını kısa vadeli çözümlerle kendisi halletmeye çalıştı!

“Sayın hocamı ziyarete gittiğimde, İTÜ’nün gerçekten bu ülke için üretimi esas alan, gayretleri ödüllendirmek ve onlara katkı vermek isteyen bir bilim kuruluşu olduğunu gördüm. Sanayici ile bilim insanını bir araya getirebilecek ortamı oluşturabileceğimize dair umutlarım bu görüşmeden sonra fazlasıyla arttı. Lakin biz sanayiciler, alaylı bir topluluk olarak maalesef bir bilim anlayışı doğrultusunda kendisini şekillendiren, bilimin kıymetinin farkında olan bir kitle değiliz. Bizler, geçimimiz için gerekenleri temin edebilmek, ailelerimizi kimseye muhtaç etmeden yaşanabilir bir düzen kurmak için mevcut işlerimizi seçtik ve gerçek şu ki bu işler, bizim doğru bir şekilde, kabiliyetlerimizi ve istidatlarımızı okuyarak tercih ettiğimiz işler değil. Yeter ki bir kapı açalım ve çoluk çocuğumuzun nafakasını elde edelim, biraz da rahat yaşam koşullarını elde edelim diye işe soyunan, kollarını sıvayan üretici güçleriz biz. Gerçekten bilimin farkında olan, dünyadaki teknolojinin nerelere ulaştığını fark eden ve katma değeri yüksek ürünleri üretme anlayışına sahip yeni nesil sanayici profilini tüm zorluklarına rağmen oluşturabiliriz. Türkiye’deki OSB’ler, ülkenin kurtuluş reçetesini yazmaya ve bu profili içselleştirmeye muktedir yerlerdir.”

Marka Ürünler Satmaya Başladığımızda İhracatımız 1 Triyon Dolar Olur

Türkiye’deki 363 organize sanayi bölgesinin lokomotifi konumunda olan 7 milyon m2 üzerine kurulu ve 34 bin üreticiye sahip İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde 19 bin çeşit ürün üretiliyor. Bu ürünlerin yarısından fazlasının marka olmaya müsait ürünler olduğunu belirten Gülaçar, bunu başardıkları takdirde, Türkiye’nin 1 trilyon dolar ihracat rakamını yakalamasının hiç de zor olmayacağını ifade etti.

“Bugün Gaziantep’te 42 milyon m2 üzerindeki OSB’de 93 adet, 87 milyon m2’lik Eskişehir OSB’de 126 adet ürün üretilirken, 7 milyon m2 üzerine konuşlanmış İkitelli OSB’de 19 bin çeşit ürün üretilmektedir. Bunların içerisinde 10 binin üzerindeki ürün markalaşmaya müsait ürünlerdir. Eğer bu sağlanırsa ülke olarak ihracatımız trilyon doları çok rahatlıkla bulur. Üretici kabiliyetlerimiz en kısa zamanda bilimin gözetiminde işlerini yaparsa inanıyorum ki bu ülkeyi Almanya’nın seviyesine getirebiliriz.”

Eğitim sistemini üretime yönelik programlamalıyız

“Genç bir nüfusa sahibiz. Ülkemizdeki 87 milyon kişinin 31 milyonu eğitim kurumlarında. 8 milyonluk ilköğretim kitlesini çıkartırsak geri kalanların içerisindeki 19-20 milyon, iş yapabilme kabiliyeti olan çocuklar. Eğitim formatını üretime yönelik programlayarak ara eleman sıkıntısını halledebiliriz. ‘Suriye’den gelenler geri gönderilsin’ dendiğinde ödü kopuyor sanayicimizin. Aslında bize istihdam olarak kendi insanımız fazlasıyla yeter. Eğitimde zamanlama, pratiğe dönük yeninden kurgulanırsa, ara eleman sorunu çözülebilir.”

Değişimin Önünde ‘Mevzuata Aykırı’ Sopası Var

“Şu anda birçok alanda tıkanıklık yaşıyoruz. Üretimde iyi bir noktaya geldiğimizde bu sefer de mevzuata takılıyoruz. Nasıl müdahale edeceğimizi bilmiyoruz. Mevzuata müdahale etmeye kalktığımız zaman, bürokrasi sanki onu ilahlaştırmışçasına hemen diyor ki; ‘mevzuata aykırı kardeşim’. Bu aykırı olan şey ülkenin gelişimini, ihracatını durduruyorsa, marka üretmesine engel oluyorsa, geleceğini parlak ufuklara taşıyacak zihniyeti törpülüyorsa, kusura bakmayın ama mevzuat da değişime açık olmalı. Dolayısıyla hiçbirimiz bu değişimi gerçekleştirmeye cesaret edemiyoruz. Çünkü ‘mevzuata aykırı’ sopası başımıza hemen iniveriyor. Bununla ilgili çalışmaları sizlerden bekliyoruz. Bizi okuyun lütfen.”

Küsmek Yok

“Her şeye rağmen kendimize küsme lüksümüz yok; ayağa kalkabileceğimizi ama bunun tek yolunun da bilim kuruluşlarının gözetimi altında üretmekten geçtiğini bilelim. Bugün İOSB’de 34 bin üretici kabiliyetimiz var. Buna rağmen sanayici ve teknoloji envanteri yok. Bu envanterle ülkeye neler kazandırabileceğimizin analizini yapabileceğimiz bir akademik danışma kurulumuz ve sanayici istişare kurulumuz yok.

Bu ikisinin birlikte çalışabileceği kamu-üniversite-sanayi ortak Ar-Ge ve koordinasyon kuruluna acilen ihtiyacımız var. Yol alabilmemiz, markalaşmamız için bizi okuyabilen ve mevzuat tıkanıklığını aşabilecek tekliflerle mevzuları siyasi iradeye götürecek bir mekanizmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Her yönüyle sıkıntılar içerisindeyiz. Buna rağmen gece gündüz sürekli üretiyoruz. Bu bölge, 10 milyar dolar ihracat yapma potansiyelini kendi içerisinde sağlamış ve ikinci nesle devir yapabilecek noktada rüştünü ispat etmiş bir sanayi merkezidir. Katma değeri yüksek ürün üretmek istiyoruz. Bu da beraberinde bilgi ihtiyacını doğuruyor. Biz size teslim olmaya hazırız.”


Mehmet Mahşuk Gülaçar’ın konuşmasından sonra söz alan Rektör İsmail Kavuncu, İTÜ’nün kısa tarihini, bölümlerini ve başarılarını dinleyicilere aktardıktan sonra farklı sektörlerle yaptıkları işbirliği ve projelerden örnekler vererek sanayicinin her zaman yanında olduklarını dile getirdi. Denizcilik, Bilişim ve Elektronik bölümleriyle İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin, 1%’lik dilimden öğrenci alarak üst seviye bir eğitimle gençleri geleceğe hazırladığını, böylelikle sanayicinin her dönem muzdarip olduğu ara eleman sorununa da kalifiye öğrencilerle çözüm getirdiklerini aktaran Kavuncu, müfredatlarını, öğrenciyi girişime ve üretime yönlendirme ekseninde oluşturduklarını söyledi.

Yeni Model: 4+1 Bütünleşik Eğitim

Lisans ve Yüksek Lisans Bir Arada

“İTÜ olarak firmalara, kurumlara ve sanayicilerimize nasıl daha fazla destek olabiliriz diye sürekli düşünüyor ve proje geliştiriyoruz. İçerisinde çok farklı bileşenlerin olduğu, özel sektörün istifade ettiği Ar-Ge ve Test merkezlerinin konuşlandığı bir Teknoparkımız var. TUSAŞ’ın Ar-Ge Merkezi, MATİL’in ve OTAM’ın Test Merkezi, parkın içerisinde. Hidrojen malzemelerinin taşınmasına yönelik Ar-Ge kurulumu halen devam ediyor. Kimya ve tekstil sektörleriyle uzun zamandır dirsek temasımız söz konusu. İTKİB’le ortak proje ve organizasyonlar yürütüyoruz. Yine de kat etmemiz gereken çok yol olduğunun farkındayız.”

Kuluçka Merkezleri ve Teknofest, Gençlerin Mühendisliğe Olan İlgisini Artırdı

“Küresel gelişmelerden çok çabuk etkilenen üretim ve inşaat sektörlerine bağlı olarak makine, inşaat ve mimarlık fakültelerinde belli oranlarda bir azalma olsa da genel olarak mühendislik bölümlerine ilgide artış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunda sayıları her geçen gün artan kuluçka merkezlerinin ve teknoloji festivallerinin ciddi payı var.”

10 Aylık Uygulamalı Eğitimi Birlikte Planlayabiliriz

“Öğrencilerimizi daha donanımlı hale getirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Şöyle bir projemiz var; lisansla yüksek lisansı birleştirip bütünleşik eğitim (4+1) modeliyle her ikisinden de aynı anda mezun vermek! Bu model içerisinde de öğrenciler en az 10 aylık bir uygulamalı eğitim alacaklar. Uygulamalar, 3. sınıftan itibaren başlayacak ve her öğrencinin bir sanayi bir de akademik danışmanı olacak. Bu model sayesinde öğrencilerimiz hem uygulamalı eğitimden geçmiş hem de yüksek lisans tezi hazırlayarak bir alanda uzmanlaşmış mühendisler olarak iş hayatına başlamış olacaklar. Şu an 250 öğrencide bu modeli denemeye başladık. Siz değerli sanayicilerimizle işte bu noktada yollarımız kesişiyor. Zira uygulamalı eğitim aşamasında sizlerle çalışmak isteriz. Kaldı ki bu süreçte not ortalaması 3’ün üzerinde olan en iyi öğrencileri sizlere yönlendirmiş olacağız.”

Çalıştaylarla İhtiyaçları Belirleyip Çözümler Geliştirelim

“ASELSAN ve TUSAŞ gibi firmalarla birkaç günlük çalıştaylar yapıyoruz. İhtiyaçlarını bizimle paylaşıyorlar. Biz de onlara alanlarıyla alakalı neler yapabileceğimizin sunumunu yapıyoruz. İyi projeler çıkıyor sonuçta. Ayrıca ASELSAN’la akademik programımız da var. Hocalarımız onlara kendi bünyelerinde yüksek lisans dersleri veriyor. Bu kapsamdaki tezler de yine ASELSAN’ın kendi projeleri doğrultusunda hazırlanıyor. EÜAŞ sorunlarını bize gönderiyor. Buradan çıkan sonuçlardan Master öğrencileri proje hazırlayacaklar. Etkileşimli birliktelikler bunlar. Sizlerle de, OSB bünyesinde ihtiyaç duyulan kategorileri oluşturulup ayrı ayrı çalıştaylar yapabiliriz.

1) Sorunların ortaya konması,

2) Kategorize edilmesi,

3) Alan bazında sonuçlandırılıp, sınıflandırıp ilgili yerlere yönlendirilmesi.

Bu üç aşamayla İOSB’nin fotoğrafını net bir şekilde çekebiliriz. Aslında bizim de elimizde sihirli değnek yok. Birlikte ve özverili bir şekilde hareket edebilirsek eğer, sorunlarımıza çözüm bulabiliriz. Çalıştay’dan ayrı olarak teknik elemanlarımızın yetiştirilmesine yönelik eğitim programları düzenlenebilir. Sürekli eğitim merkezimiz var. Farklı ve gelişen alanlara bağlı olarak dinamik bir şekilde sizlerle birlikte bu eğitim programlarını düzenleyebiliriz.”

Her kriz bir fırsattır

“Üretimden geldiğim için sanayinin problemlerini görebiliyorum. Ekonomik dalgalanmalar, enflasyonun yükselmesi, işçi maaşlarındaki artış… Bunların hepsi tecrübe ettiğimiz şeyler. Pandemi dönemi pek çok fırsat çıkardı karşımıza; dijital dönüşüm, tedarik zinciri, üretim hızı, e-ihracat gibi. Ukrayna’da bir savaş var. Savaşın insani ve dramatik yanları yüreğimizi burkuyor. Özellikle Avrupa açısından bu savaş ciddi bir kriz sebebi. Lakin bizim açımızdan fırsatlar oluşturdu. Pek çok Rus firması Türkiye’de iş yapmak üzere ortaklık arayışında. Bu tür fırsatları kollayıp dinamik bir hareket tarzı ortaya koymak gerekiyor.”

 

Türkiye’nin en büyük havlu ihracatçısı Bursalı’ya 5 ödül birden

Türkiye’nin en büyük havlu ihracatçısı Bursalı’ya 5 ödül birden

  • Türkiye’nin en büyük havlu ihracatçısı Bursalı, uluslararası platformlarda elde ettiği başarılarına bir yenisini daha ekledi. Firma, ‘Bursalı’ ve ‘Nuacotton’ markaları ile dünyanın önde gelen ödül programlarından biri olan ve iş dünyasının oskarları olarak bilinen International Business Awards (IBA) ödül programında toplam 5 ödüle layık görüldü.

Türkiye’nin en büyük havlu ihracatçısı Bursalı, başarı çıtasını yükseltmeye devam ediyor. Firma, International Business Awards (IBA) ödül programında 4 altın, 1 gümüş ödül olmak üzere toplam 5 ödül aldı.

Bursalı, sektörde pek çok ilke imza attığı Nuacotton markası ile ‘Tüketici Ürünleri – Ev Ürünleri’, ‘Yılın İnovasyonu – Tüketici Ürünleri’ kategorilerinde altın, Bursalı markası ile de ‘Yılın En İnovatif Şirketi’ kategorisinde gümüş ödüle layık görüldü.

3 yıl üst üste yılın en iyi ev giyimi, güzellik ve moda şirketi

Bursalı, yılın en başarılı şirketlerinin seçildiği ‘Yılın Şirketi’ kategorisinde de kendi büyüklüğündeki kuruluşlar arasında tüm jürilerden en yüksek puanı alarak 2 altın ödüle hak kazandı. Firma ayrıca ‘Yılın En İyi Tüketici Ürünleri Şirketi’ ve ‘Yılın En İyi Ev Giyimi, Güzellik ve Moda Şirketi’ oldu. Bursalı bu sonuçlarla 3 yıl üst üste yılın en iyi ev giyimi, güzellik ve moda şirketi oldu.Kendimizi sürekli geliştiriyoruz

Bursalı İcra Kurulu Başkanı Alper Bursalı, uluslararası platformlardaki başarılarına bir yenisini daha ekledikleri için mutlu ve gururlu olduklarını söyledi. Bursalı, Türkiye’nin tekstil sektöründeki ilk ve tek Ar-Ge & Tasarım Merkezi unvanına sahip şirketi olarak, yenilikçi ürünleri ile sektörlerinde fark yarattıklarını ifade ederek, “Sürdürülebilir bir başarı için kendimizi sürekli geliştiriyor, gelişen teknolojiyi yakından takip ediyor ve iş süreçlerimizi bu doğrultuda geliştiriyoruz. Ar-Ge ve tasarıma dayalı katma değeri yüksek üretim yapma hedefiyle yolumuza devam ediyoruz” dedi. 

Öte yandan Bursalı, kısa süre önce dünyanın en prestijli iş ödülleri arasında gösterilen Amerikan İş Ödülleri’nde de “Tüketici Ürünleri – Ev Ürünleri” kategorisinde altın ödül alarak, aynı kategoride 3 yıl üst üste ödül alan ilk Türk firması olmuştu. Firma, 2022 yılı ödül programında Bursalı ve Nuacotton markaları ile toplam 4 ödüle birden layık görüldü. Bursalı ayrıca dünyanın önde gelen ödül programlarından olan Silikon Vadisi Ödülleri’nde Bilim ve Teknoloji Alanında Başarı kategorisinde altın ödül kazandı.

 

Mutfakta Hijyen

Öncelikle Hijyen kelimesi nereden gelmiş ve anlamı nedir bakalım. Hygieia, Yunan ve Roma mitolojisinde Hygieia  veya Hygeia  olarak geçmektedir ve tıp tanrısı Asklepios’un kızıdır. Sağlık ve temizlik tanrıçasıdır. Babasının iyileştirme temalı mitolojik görevini Hygieia koruma temalı olarak gerçekleştirmektedir. Hijyen kelimesinin etimolojik kökeni de içerdiği anlam bakımından aynı zamanda tanrıçanın ismi ile özdeştir. Buradan günümüze kadar Sağlık, Temizlik, Arındırma anlamına gelen ” Hijyen ” kelimesini almıştır. Mutfaklarımızda da hijyen çok önemlidir. Gıdanın Olduğu, insan sağlığının olduğu her yerde olmazsa olmazı olmuştur Hijyen.

Acenteler Mutfağa Puan Veriyor  Son yıllarda pek çok acentenin turist getirmeden önce, tesislerin mutfağındaki gıda ve hijyen güvenliğini kontrol ederek yüz üzerinden puan vererek çıkan değerlendirme sonucuna göre “Acente puanlama sistemine göre turisti getiriyor” aksi taktirde yüzdesi düşük, olması gereken tedbirleri almamış bir otel mutfağına riskli bularak otel ile çalışmıyor.

Özellikle Alman, İngiliz ve Belçikalı acentelerin gıda güvenliği konusunda çok titiz olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu uygulama yaklaşık olarak 2000 yılından bu yana gerçekleşmektedir. Gıda güvenliği sistemine özen gösteren tesislerin, gıda mühendisi tarafından her gün ve her öğünden bozulma riski yüksek yiyeceklerden numuneler alarak özel olarak kayıt altına alarak numune dolabında saklar. Ayrıca her hafta yiyeceklerden, mutfak çalışma yerlerinden ve ekipmanlarından numune alarak tahlil ettirip bu kayıtları saklamakta her hangi bir olumsuz gelişmede geriye yönelik ürünlerinin kontrolü açısından bu kayıtları sunabilmekte:

Bu riskli ürünlerden örnek verecek olur isek “Kremalı, sütlü tatlılar, mayonezli ve yumurtalı yiyecekler, deniz ürünleri ve soslu yemekler’’ Eğer bu tahlil sonucunda ürün içinde kabul edile bilinir dozda da bakteri bulunursa, o ürünün işleme evresi takip edilerek nerede hata yapıldığı bulunup ve gıda güvenliğinden emin olununca sunumu yapılır. Ancak bu sistemi ne yazık ki her tesis uygulamıyor ve de uygulanmasında da Chef arkadaşlarımız oralı olmuyor.

Geçmiş yıllarda tesislerde yaşanan toplu gıdadan kaynaklı sorunları hatırlarız. “Ancak tesisler bunu kabul etmedi. Sudan kaynaklandığını ya da turistlerin tesis dışında yedikleri bir yiyecekten kaynaklandığını söylediler. Konuyu gizlediler” Bu yaşananlara rağmen faturayı Chefe çıkartıp önlem olarak Chefi değiştirmek te karar kıldılar.

Özellikle her şey dâhil sistemi ile daha da yaygınlaşan açık büfelerde bazı yiyeceklerin bir kez sunulduktan sonra, tekrar kullanımı sıkıntılı özellikle  “salataları kimse kurtaramaz. Bir kez sunulan salata artarsa, ikinci kez sunumu imkânsızdır. Çöpe atılır” ama  sıcak yiyeceklerin bazılarının ise  özel hızlı soğutma sisteminde korunarak ( Blass Chiller), ikinci kez servis yapıla bilinir, hızlı soğutma ünitelerinde bu yiyecekler bakteri üretmeden soğutulup kullanılabilir. Şimdi buradan soruyorum kaç tesiste bu ekipman var?, Kaç tesiste Gıda Mühendisi var..?

Her yerde olduğu gibi kara düzen mi gidiyoruz..

Biz Cheflerde ‘’ne yapalım bizde yok zaten burada da olmaz’’ felsefesi ile olaylara seyirci mi kalıyoruz.

Buradan Soruyorum….

‘’ ,,..Unutmayın

Güzel Lezzetler Nazik

Dokunuşlar ile Başlar…..’’

‘’ Sevdiğim Sözler ‘’

Bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş. Bakalım ne yapacaklar gelenler diye başlamış beklemeye…

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmişler. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Kayayı yoldan kaldırmak şöyle dursun, pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş;

– Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyor…

Sonunda bir köylü yolda görünmüş, saraya sebze ve meyve getiriyormuş. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılmış ve zorlanarak itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kayayı yolun kenarına çekmiş. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereymiş ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış ki bir de ne görsün, kese altın doluymuş. Bir de kralın notu varmış içinde;

– Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.

Hayat akarken karşımıza çıkan engellerden hep yakınırız da çözüm bulmak için daha az gayret gösteririz.

Engellere takılıp kalmak yerine onlara karşı çözüm bulmak yeni fırsatlar sunabilir.

Sağlıcakla Kalın…

Saygılarımla / Best Regards

Alirıza DÖLKELEŞ

Mutfak Yöneticisi

Food Editor

Limak Cyprus Deluxe Hotel

Bafra Turizm Bölgesi – İskele/K.K.T.C.

T: +90 392 631 18 81

www.limakhotels.com

“Güçte Bir Düzensizlik Seziyorum”

Orijinali “I felt a great disturbance in the force…” olan bu efsane replik, Star Wars serisinin meraklıları tarafından çok iyi bilinir.

  • “Güçte bir düzensizlik seziyorum…”

Bu cümlede geçen Force, kelime karşılığı olarak Güç, Kuvvet, Zorlama, Baskı hatta Şiddet olarak bile dilimize çevrilebilir. Buraya kadar iyi güzel de bir sinema sever ya da fizikçi değilsek, güçte yaşanan düzensizliği hissetmek, normal hayatta ne işimize yarayacak hocam?

Di mi?

Anlatayım hocam !

Ölçeği ve amacı ne olursa olsun, bir organizasyonu ya da örgütü yönetmek, ancak ve ancak güç dengelerini gözetmekle yani düzenlenmiş güç ilişkileriyle mümkündür. Gücü yöneten, her şeyi yönetir.

İyi de nedir bu güç?

Güç kavramı bireyden örgüte doğru 1950’li yılların sonunda French ve Raven[1] tarafından türleri/kaynakları açısından incelenmiştir. French ve Raven’a göre güç;

  • Yasal Güç,
  • Zorlayıcı Güç,
  • Ödüllendirme Gücü,
  • Karizmatik (benzeşim) Gücü ve
  • Bilgi/Uzmanlık Gücü olarak beş boyutta ele alınmıştır.

YASAL GÜÇ: Bu güç kaynağı, örgütsel hiyerarşiden kaynaklanan ve bireyin örgüt içindeki statüsünden gelen güç kaynağıdır. Otoriteyi ifade eder. Kişinin bulunduğu pozisyon nedeni ile etrafındaki kişileri etkileyebilme gücü olarak da tanımlanabilir. “Pozisyon Gücü” olarak da tanımlanır.

“Yani: Fıkralarınız komik olmaya bilir, hatta anlatırken de başarılı olmanız gerekmez Sayın Müdürüm. Siz anlatın biz yine de katıla katıla güleriz size.”

ZORLAYICI GÜÇ: Liderin direktiflerine karşı astların karşı gelmesi durumunda kontrol etme ve cezalandırma gücünü yansıtmaktadır. Ödül gücünün karşıtı olup, cezalandırmayı esas alır.

“Yani: Aman abi gerek yok, Müdür ne derse yapalım. Yoksa gider bizim yevmiyeler. Neme lazım.”

ÖDÜLLENDİRME GÜCÜ: Bireyin başkalarını bir ödül ya da teşvik edici eylemler ile davranışa yönlendirmesi için kullanılan güçtür. Bu güç türünde, yönetici veya lider konumundaki kişinin grup üyelerini ödüllendirmesi söz konusudur. Olumlu motivasyonun en etkili yoludur.

“Yani: Sayenizde Müdürüm kaptık yine hediyeyi. Ara sıra böyle güzellikler yapınca evdekileri de mutlu ediyorsunuz.”

KARİZMATİK GÜÇ: Bu güç kaynağı bireyin başkaları tarafından çekici kabul edilen kişisel özellikleri, ona karşı sevgi, saygı ve güven duyulmasını ifade eder ve doğrudan bireyin kişiliği ile ilgilidir. Bireyin kişiliğinin örgüt üyelerine ilham verebilmesi, onların arzu ve umutlarını dile getirebilmesi bu güç kaynağının temelini oluşturmaktadır.

“Yani: Ölürüm yoluna Müdürüm, endamın yeter…”

UZMANLIK GÜCÜ: Organizasyon içindeki bireyin, işine ilişkin sahip olduğu bilgi, beceri ve uzmanlığın izleyicileri tarafından kabul edilmesi ile elde edilen güçtür.

“Yani: Biliyor abi Müdür bu işleri, şak diye çözer halleder şimdi. Biz daha nereden açıldığını bilmiyoruz, adam şov yapıyor cihazla be…”

Bu açıklamalardan sonra “Güçte bir düzensizlik seziyorum…” cümlesinin önemi sanırım daha iyi anlaşılmıştır. Mevcut süre gelen güçler dengesinde yaşanacak düzensizlikleri önceden seziyor olmak her birey için iş dünyasında yaşamsal bir yetenektir.

Sürekliliği korumak da değişimi yönetmek de hatta mevcudu korumak da güç dengesindeki değişimi önceden hissetme sezinize bağlıdır. Zaman zaman bu güçlerden biri ya da birkaçı elimize geçer. Bu durumda gücün kaynağını yukarıdaki sebeplerden değil de tamamen kendimizden kaynaklı olduğunu, en kötüsü de hep bizim elimizde olacağını zannedersek hapı yuttuk demektir.

Güç, kuvvet denen şey gelir geçer. Ne sizde kalır ne de başkasında. Güçte yaşanan bu değişimleri hissetmeniz işte bu yüzden kıymetlidir.

Bu yeteneğe ister profesyonellik deyin ister doğru ata oynamak fark etmez. De mi ki bir organizasyon içindesiniz ve uyum sağlamanız, yapı içinde konumunuzu koruyor olmanız gerekmekte. O zaman, işte size bir ip ucu.

May the force be with you.

Saygılarımla.

 

Yazarın okuyucuya özel notu: Yazıda vurgusu yapılan güçte yaşanan değişimi hissedin ve ona göre davranın ifadesinden “Her işte yalnız kendi çıkarını düşünme durumu yani çıkarcılık” anlaşılmasın. İşte buna çok üzülürüm.

[1] Konunun detayını merak eden olursa diye aşağıya 2 tane kıymetli çalışma linki bıraktım: https://www.researchgate.net/publication/322095979_FRENCH_VE_RAVEN_PERSPEKTIFIYLE_KISILERARASI_GUCUN_TEMELLERI veya ilişkili bir çalıma olarak https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1143028 okuyabilirsiniz.

Alım Talebi: 5’li Çelik Tencere Seti – 1.400 Adet

ALIM TALEBİ

Ürün Tanımı: Teknik özellikler, çelik cinsi-kalınlık-tencere çapı-cam kapak özellikleri  vs. gibi detaylar, ilan için teklif maili atan tedarikçilere ayrıca iletilecektir.

Adet: 1.400 Adet (40” High Cube Konteyner için tam yük)

Teklifleriniz için: ticaret@satinalmadergisi.com

Son Teklif Toplama Tarihi: 11.09.2022

B2B MAĞAZA AÇILDI

Mağazada
– ürün
– hizmet
– 2. el makine teçhizat
– araç
– stok fazlası ürün
– hurda satışı yapabilirsiniz.

MAĞAZA İÇİN https://satinalmadergisi.com/magaza/  TIKLAYINIZ.

E-MAĞAZADA SATIŞ YAPMAK İÇİN SATICI ÜYELİK TİPLERİNİ İNCELEYİNİZ.

 

Kurumsallaşmanın Avantaj ve Dezavantajları

“Sürekli olarak yeni ufuklar keşfeden bir kuruluş, yetenekleri çekme ve elde tutmada büyük olasılıkla rekabet avantajına sahip olacaktır.” Gary Hamel

Kurumsallaşmanın getirdiği avantajların en başında işletme yönetimine sağladığı kolaylıklar gelmektedir. Kurumsallaşma ile belirli bir iş planının oluşacağı, görev tanımlarının ve görev dağılımlarının belirli standartlar tarafından belirleneceği ifade edilebilir. Çalışanların yapacakları işin açık ve net olarak belirlenmesi, çalışanlardan istenilen hususların yazılı bir şekilde belirtilmesi sorumluluk bilincinin de güçlenmesini sağlamaktadır. Baraz’ın (2006) yapmış olduğu “Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Ölçütleri” çalışması kurumsallaşmanın avantajlarını sıralamıştır. Buna göre avantajlar şu şekildedir:

  • Örgütler daha sistemli bir şekilde çalışırlar.
  • Yetkiler ve sorumluluklar net çerçevelerle çizilebilir.
  • Planlı büyüme gerçekleştirilebilir.
  • Denetim daha kolay kılınır.
  • Daha hatasız iş yapılabilir.
  • İşletme daha verimli faaliyet gösterir.
  • Karar alma süreci kolaylaşır.
  • Dışa açılma daha kolay gerçekleşir.

Kurumsallaşmanın süreçlerinin eksik veya hatalı uygulanması ya da bazı adımların hiç uygulanmaması birtakım dezavantajlara neden olmaktadır. Bu dezavantajların başında ise işletmenin vizyon ve misyonunun çalışanlar tarafından tam olarak benimsenmemesi gelmektedir. İşletmenin her kademesinde bulunan çalışanların ortak bir amaç için yönlendirilememiş olması, işletmedeki stratejilerin tam anlamıyla uygulanamamasına sebep olur. Bu durum ise ekip ruhunun oluşturulamaması ya da bozulması şeklinde sorunları ortaya çıkarır. Kurumsallaşma örgüte sert bir hiyerarşi ve yapı getirir. Bu yüzden yenilikçi düşüncelerin önü kesilebilmektedir. Örgüt yöneticileri kurumsallaşma ile artan kontrolün getireceği baskıların engellenmesi için kurumsallaşmayı bir süreliğine askıya alarak işleri resmi olmayan şekillerde yerine getirmeye sıcak bakabilmektelerdir. Baraz’ın (2006:) çalışmasında kurumsallaşmanın olumsuz etkileri ise şu şekilde sıralanmıştır:

  • Kurumsallaşma yüksek maliyet getirebilir.
  • Karar alma prosedürleri fazla zaman olabilir.
  • Çalışanların çok yönlülüğünü ortadan kaldırır.
  • Çevredeki gelişmelere verilecek tepkiler daha yavaş hâle gelir.
  • İşletme yapısı daha hantal olur ve bürokrasi ortaya çıkar.
  • Tekrarların sayısı artar.
  • Yeni fikirlerin ve yenilikçi düşüncenin önü tıkanır.

Alkış ve Temizkan’a (2010: 76) göre kurumsallaşmanın işletme açısından olası dezavantajları aşağıda gibi belirtilmektedir:

  • Kurumsallaşma maliyetli olabilir veya maliyetleri artırabilir.
  • Kararlar eskiye göre yavaş alınabilir.
  • Yönetimde esneklik gösterilemeyebilir.
  • Yavaş karar almadan dolayı piyasadaki değişikliklere cevap vermede geç kalınabilir, bunun sonucu olarak da maddi kayıplar yaşanabilir.
  • Hissedarlar ve aile üyeleri eskisi kadar rahat ve keyfî kararlar alamayabilir.
  • Tekrarlar arttığından dolayı verim düşüşü gözlemlenebilmektedir.
  • Yeni düşüncelerin işletmenin yenilikçi tarafını tıkayabilmesi mümkündür.
  • İşletme sahiplerinin kontrolünden çıkabilir.
  • İşler tekrara girdiğinden işlerin monotonlaşması muhtemeldir.
  • Çalışanlar yalnızca kendi işlerine odaklanabilmektedir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2021). Aile İşletmelerinde Kurumsallaşma ve Kurumsallaşma Süreci, Ed. Osman Yılmaz ve Gözde Mert, Aile İşletmelerinde Kurumsallaşma ve Aile Anayasası, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara. https://www.gozdemert.com/ebook/aikaa.pdf

Gaga Tipi Plastik Sprey Şişesi (30 ml) Alım Talebi – 100 Adet

Ürün Tanımı: 30 ml. Gaga Sprey Şişe. Sert Plastik. Kozmetik ürünlerini muhafaza etmeye uygun.

Adet: 100 Adet

Teklifleriniz için: ticaret@satinalmadergisi.com

Son Teklif Toplama Tarihi: 10.09.2022

 

Elektronik İhalede, Ticaret Sicil Gazetesinin Yeterlik Bilgileri Tablosunda Beyan Edilmesi Gerekir Mi ?

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, Adı geçen istekliye ait yeterlik bilgileri tablosunun “Teklif Vermeye Yetkili Olunduğuna İlişkin Bilgiler” bölümündeki “İmza Sirküleri” ve “Vekâletname Bilgileri” sütunlarına ilişkin bilgi girişi yapılmadığı, anılan bölümünün “Ticaret Sicili Bilgileri” sütunundaki “Ortaklara Ait Bilgiler” satırına tüzel kişiliğin ortakları, ortaklık oranlarına ilişkin bilgi girişi yapılmadığı, anılan bölümün “Yöneticilere Ait Bilgiler” satırına tüzel kişiliğin yönetimindeki görevlilerine ilişkin bilgi girişi yapılmadığı, ayrıca son durumu gösterir ticaret sicili gazetelerine, diğer belgelere ve ortaklık pay defterine ilişkin olarak da herhangi bir bilgi girişi yapılmadığı,

Yeterlik bilgileri tablosunun “Teklif Vermeye Yetkili Olunduğuna İlişkin Bilgiler” bölümündeki “Ticaret Sicili Bilgileri” sütunundaki “Yöneticilere Ait Bilgiler” satırlarında beyan edilen tüzel kişiliğin yönetimindeki görevli kişileri ile aynı tabloda beyan edilen tüzel kişiliğe ait imza sirkülerinden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılan kişilerin birbiriyle uyuşmadığı, “Ortaklara Ait Bilgiler” satırındaki tüzel kişiliğin ortakları, ortaklık oranları ile “Yöneticilere Ait Bilgiler” satırlarındaki tüzel kişiliğin yönetimindeki görevlilerine ilişkin bilgilerin beyan edilen ticaret sicili gazetelerinde, diğer belgelerde ve pay defterinde yer almadığı ya da beyan edilen bilgilerle tevsik edici belgelerden elde edilen bilgilerin birbirleriyle uyuşmadığı,

Yeterlik bilgileri tablosunun ilgili satırlarında beyan edilen imza sirküleri, vekaletname, vekilin imza beyannamesi, pay defteri ve ticaret siciline ilişkin diğer belgeler ile söz konusu belgeleri tevsik amacıyla idareye sunulan belgelerin birbiri ile uyumlu olmadığı, ilgili belgelerin idareye belgelerin sunuluş şekline ilişkin hükümlere aykırı şekilde fotokopi vb. olarak sunulduğu, iddialarına yer verilmiştir.

03.08.2022 tarihli ve 2022/UH.II-923 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

Başvuru sahibinin iddialarına ilişkin olarak:

isteklilerin anonim şirket olması durumunda da ortaklar ve ortaklık oranlarının kaydı kapsamında, beyan edilen kişilere ilişkin pay defteri ile dayanağı yönetim kurulu karar defterinin ilgili kısımlarının taranarak EKAP’a kayıt edilmesi gerektiği,

yeterlik bilgileri tablosunda ortaklar ve ortaklık oranları ile temsile yetkili kişilerin ve varsa vekile ilişkin bilgilerin beyan edilmesinin yeterli olduğu, herhangi bir ticaret sicil gazetesinin beyan edilmesine gerek olmadığı belirtilmiştir.

Ayrıca tek ortaklı anonim şirketlerin ortaklar ve ortaklık oranlarının kaydı kapsamında beyan edilen kişilere ilişkin pay defteri ile dayanağı yönetim kurulu karar defterinin ilgili kısımlarının kayıt edilmesinin zorunlu olmadığı ifade edilmiştir.

Yapılan incelemede ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından beyan edilen bilgiler ile sistem kayıtlı olan bilgiler ve sunulan belgelerin uyumlu ve güncel olduğu, son olarak e-tekliflerin yetkili kişilerce imzalandığı, vekaletname kullanılmadığı ve şirketin ilgili alanda faaliyet gösterdiği görüldüğünden söz konusu iddiaların yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen 

İhracatçı Parite Açmazında

Girdilerini dolarla temin eden ihracatını Euro ile gerçekleştiren ihracatçı sektörler, son dönemde Euro/Dolar paritesinde Euro aleyhine seyir nedeniyle sıkıntılı günlerden geçiyor.

2021 yılı temmuz ayında 1,18 seviyesinde olan euro/dolar paritesi, son günlerde 0,99 seviyelerinde bir seyir izliyor.

Türkiye’ye son 1 yıllık dönemde 21,5 milyar dolar döviz kazandıran Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü pamuk başta olmak üzere tüm girdilerini dolarla temin ederken, ihracatının yüzde 70’den fazlasını gerçekleştirdiği Avrupa’ya Euro bazında ihracat gerçekleştiriyor.

Balık yemi başta olmak üzere tüm girdileri dolarla olan, en büyük ihraç pazarı Avrupa ülkeleri olan su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü de Euro/dolar paritesindeki değişimden olumsuz etkilenen bir diğer ihracat sektör konumunda.

2022 yılında finansmana erişimde sorun yaşadıklarını dile getiren Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, finansmana erişim zorluğu varken, girdilerinin dolar, ihraç gelirlerinin euro olması nedeniyle sektörün gelir kaybı yaşadığını dile getirdi.

Küresel ekonomilerde resesyon beklentisi nedeniyle ihraç fiyatları üzerinde de baskı oluştuğuna işaret eden Sertbaş, “Resesyon beklentisi, finansmana erişimde zorluklar, doların değerlenmesi sektördeki olumlu havanın, olumsuz bir ortama dönüşmesine yol açtı. 2022 yılının ikinci yarısında ihracattaki artışımız durabilir, hatta pariteden kaynaklı bir miktar düşüş görebiliriz. EHKİB olarak ihracatımız Temmuz ayında euro bazında yüzde 3 artışla 118 milyon eurodan, 122 milyon euroya çıkarken, dolar bazında yüzde 11’lik düşüşle 140 milyon dolardan, 125 milyon dolara geriledi. Benzer tabloyu önümüzdeki aylarda da yaşayabiliriz” şeklinde konuştu.

Uzakdoğu’dan Türkiye’ye yöneliş bekliyorlar

Avrupa’nın Uzakdoğu’dan dolarla ithalat yaptığı bilgisini paylaşan Sertbaş, paritedeki değişim sonrasında Avrupalı ithalatçıların Uzakdoğu yerine Türkiye’yi tercih etmelerini beklediklerini, parite kaybını bu şekilde telafi etmeyi umduklarını sözlerine ekledi.

Euro/dolar paritesinde 0,99 seviyesine kadar inilmiş olması ve 0,95’in görülebileceği değerlendirmeleri Türk su ürünleri sektöründe de endişeli bir bekleyişe yol açıyor.

Türk su ürünleri sektörünün 2022 yılının ocak-temmuz döneminde ihracatının euro bazında yüzde 33,5 artmasına karşın, dolar bazında yüzde 20 seviyesinde kaldığını aktaran Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, en büyük girdileri yem hammaddeleri başta olmak üzere pek çok girdilerinin dolara endeksli olduğunu, mevcut durumun sektörün rekabet gücünü olumsuz etkilediğini vurguladı.

Su ürünleri yetiştiriciliğinde toplam giderin yüzde 65’inin yem harcamaları olduğunun altını çizen Girit, “Yetiştiricilikte kullanılan yemin en önemli hammaddesi balık unu ve yağı. Türkiye’de elde edilen balık unu ve yağı, yem ihtiyacını karşılamaya yetmediği için bu ürünlerde ithalat zorunluluğu bulunuyor. Bu da dolarla temin ediliyor. 2021 yılında yaklaşık 202,6 bin ton balık unu ve 91,5 bin ton balık yağı ithal ettik. İhracatımızın ilk 10 ülkesinin 7 tanesi Avrupa ülkeleri. Girdilerimizin dolarla, gelirlerimizin euro ile olması sektörün karından zarar etmesine yol açtı. İhracatçı sektörler olarak finansmana erişimde büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Reeskont kredilerinin bir an önce açılmasını bekliyoruz” diye konuştu.

İş Hayatında Sosyal Medya Tükenmişliği ve Stanford Ördek Sendromu

İş hayatını etkileyen çeşitli süreçler içinde dijitalleşme kuşkusuz büyük bir yer tutmaktadır. Dijitalleşmenin getirdiği yeni iletişim ortamları hayatımızı derinden etkilerken, yeni kavramlar ve yeni süreçlerle kişileri tanıştırmaktadır. Bunlardan biri de yeni medyadır. Yeni medya gelişen dijital teknolojiler sayesinde oluşturulan web siteleri, sosyal medya ağları ve aplikasyonlar gibi yeni uygulamaları içeren eşzamansız, etkileşimli, dijital,  sınırsız etkileşimi sağlayan yeni mecralardır. Bu mecralarda oluşan çoklu ortam  (multimedya) bütün mecraları bir araya toplama özelliğine sahiptir. Yeni medya kullanıcıları içerik üretimi, zaman sınırsızlığı ve mekânsal bağımsızlık açısından geleneksel medya kullanıcılarından ayrılırken, geleneksel medya kullanıcılarına göre daha fazla yeni medyaya bağımlı hale gelmişlerdir.  Çünkü yeni medya zaman ve mekândan bağımsız olarak kullanıcıya özgürlük ve içerik üretimiyle de interaktiflik vadetmektedir. Tüm bu inovatif özellikleri bünyesinde barındıran yeni medya uygulamaları dijital bağımlılıkları da ortaya çıkartmıştır.

Sosyal medya bağımlığı da bunların en önemlilerinden biridir. Yeni medyanın zamansızlık, mekân bağımsızlık, interaktiflik gibi özellikleri kullanıcıları kendisine çekmekte ve bunun sonucunda bağımlılık geliştirmelerine neden olmaktadır. Sosyal medya kullanımının yoğun bir biçimde enformasyon bombardımanına neden olması ve bu durumun bireylerin stres düzeyini arttırıp hem fiziksel yorgunluğa hem de duygusal tükenmeye neden olduğu gözlenmektedir. Buna bağlı olarak da Sosyal Medya Tükenmişliği kavramı gündeme gelmiştir.

Sosyal medyanın yoğun bir biçimde kullanılmasının uyku kalitesinin bozulması, öznel mutluluğun azalmasına neden olduğu ileri sürülmekte ve yine sosyal medya kullanımının kaygı ve depresyon ile ilişkilendirildiği görülmektedir.

Sosyal medya tükenmişliğinin kişiler üzerinde aşırı yüklenmeye neden olduğu ileri sürülmektedir. Örneğin fiziksel yorgunluk, can sıkıntısı, tükenmişlik, kayıtsızlık ve düşük ilgi, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, karar almakta ve sorunlarla başa çıkmakta zorlanma gibi sonuçlara neden olduğu belirtilmektedir. Bunun dışında erteleme sorunlarına, odaklanma eksikliğine ve geçici hafıza kaybına da neden olabileceğine dair görüşler de bulunmaktadır (Zhang vd., 2021: 2).

Sosyal Medya Tükenmişliği, duygusal tükenmenin temel unsurları arasında sayılmaktadır. “Duygusal tükenme”, bireyin zaman ve güç gibi kaynaklarını sosyal medya için harcamasına neden olmaktadır. Tüm bu süreçlerde kişinin diğer sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarından olumsuz yönde etkilenmesinin büyük bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla,  sosyal medya bir sosyal karşılaştırma aracı haline gelmektedir. Ayrıca gerek sosyal medya kullanımının gerekse de sosyal karşılaştırmanın doğrudan doğruya çalışma yaşamındaki tükenmişlikle de ilişkisi olduğuna yönelik araştırmalar da mevcuttur (Han vd., 2020).

Sosyal medyanın bir diğer etkisi, kullanıcılardaki kıskançlığı, hasedi ve kaygıyı besleyebilme ve insanları psikolojik anlamda yıpratma gücü ile kendisini göstermektedir (Liu ve Ma, 2020). Bu anlamda sosyal medya kullanıcılarının başarılı ve mutlu yaşamları olduğu yönünde paylaşım yapma eğilimlerinin bulunduğu görülmektedir (Omay ve Gür Omay, 2022: 14).  Bu durum Stanford Üniversitesi öğrencileri arasında kullanılan “ördek sendromu” (Duck Syndrome) ya da “çirkin ördek yavrusu sendromu” (The Ugly Duckling Syndrome) deyimleri (Stanford University, 2008: 14)  olarak kavramlaştırılmıştır.

Stanford Ördek Sendromuna göre sosyal medyada gördüğümüz eğlenceli ve pırıltılı paylaşımlar bir ördeğin suda yüzüşü gibi zahmetsiz ve tasasız bir hayatı resmetmektedir. Suyun altında ördeğin yüzmek için harcadığı çaba görülmemektedir. Sosyal medya yansıttığı dünyada gerçekleri değil, yanılsamaları göstermektedir sadece. Ne var ki bu yanılsamalar sosyal medya kullanıcılarını olumsuz etkilemekte bir yandan sosyal medya bağımlığı geliştirirken, diğer yandan da sosyal medya tükenmişliğine neden olmaktadır.  Sosyal medya tükenmişliği çalışma hayatına da yansıyarak, duygusal tükenme, fiziksel yorgunluk, can sıkıntısı, tükenmişlik, kayıtsızlık ve düşük ilgi, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, karar almakta ve sorunlarla başa çıkmakta zorlanma gibi yarattığı sorunları iş yaşamına da taşımaktadır.

 Dr. Esma Gültüvin GÜR OMAY

Kaynakça:

Han, R., Xu, J., Ge, Y. and Qin, Y. (2020), “The Impact of Social Media Use on Job Burnout: The Role of Social Comparison”, Frontiers in Public Health, 8.

Liu, C. and Ma, J. (2020), “Social media addiction and burnout: The mediating roles of envy and social media use anxiety”, Current Psychology, 39, pp. 1883-1891.

Omay, U. ve Gür Omay, E. G. (2022), Tükenmişlik ve Sosyal Medya Bağımlılığı, İş, Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, 24(1), 5-19.

Stanford University (2008), “Student Mental Health and Well-Being”, Task Force Report, Çevrim içi: https://stacks.stanford.edu/file/druid:pb321zj7538/report.pdf, Erişim tarihi: 19.07.2022.

Zhang, S., Shen, Y., Xin, T., Sun, H., Wang, Y., Zhang, X. and Ren, S. (2021), “The development and validation of a social media fatigue scale: From a cognitive-behavioral-emotional perspective”, PLOS ONE, 16(1), pp. 1-16.